👀 Pocoyo GİZLİ BİR AJAN! Pocoyo'nun EN BÜYÜK Gizli Görevi! | Pocoyo Türkçe | Çizgi Filmler: İngilizce çalışma notları
Pocoyo English - Official Channel
Video özeti: Pocoyo gizli ajan olur ve pizza bombasının izini Dr. Alien’ın laboratuvarına kadar sürer; burada Bee’nin beklenmedik müdahalesi planı bozar ve dünyayı kurtarır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. way too dangerous — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: way sözcüğünün too ifadesini güçlendirerek bir riskin, zorluğun ya da durumun kabul edilebilir düzeyi fazlasıyla aştığını anlattığını kavrayın; bu kalıbı yalnızca too dangerous demekten daha güçlü bir kaygı veya aciliyet aktarmak için kullanın. 2. Unless that pencil is a disguise for — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: unless sözcüğünün mevcut varsayımı tersine çevirebilecek istisnai koşulu sunduğunu fark edin ve yalnızca tek bir olasılığın, ne kadar düşük görünürse görünsün, vardığınız sonucu değiştireceğini öne sürerken bu yapıyı kullanın. 3. Apparently, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Yeni gözlemlenen bir durumdan sonuç çıkarırken bu belirtecin nasıl kullanıldığını öğrenin; görünen kanıtı önceden bilinen kesin bir gerçek gibi sunmak yerine geçici veya mizahi bir yorumla ilişkilendirin.
Bu derste
What are you doing with + nesne?: bir nesnenin kullanım amacını sormak
Birinin bir şeyi tuttuğunu, kullandığını veya kurcaladığını gördüğünüzde ve bunu hangi amaçla yaptığını öğrenmek istediğinizde What are you doing with + object? kalıbını kullanın. Buradaki with a banana, muzun kişinin yaptığı işe dahil olduğunu belirtir; yalnızca bir muzla birlikte anlamına gelmez. are ... doing biçimindeki şimdiki zaman, o sırada devam eden bir etkinliği gösterir. Duruma göre soru yalnızca merak veya hafif bir şaşkınlık ifade edebilir.
Alıştırma
Nesnenin amacını sormaya yarayan kelimeyle soruyu tamamlayın. Arkadaşınızın elinde bir boya fırçası var: What are you doing ____ that paintbrush?
Cevabı göster
with
It's a secret: bilgiyi gizli tutmak
It's a secret, konuşanın bilgiyi açıklamayacağı veya bu bilginin başkaları tarafından bilinmemesi gerektiği anlamına gelir. Konuşma sırasında soruya yanıt verirken daha fazla ayrıntı verilmeyeceğini de belirtir; ciddi veya şakacı biçimde gizemli bir ton taşıyabilir. Burada secret tekil ve sayılabilen bir isimdir, bu nedenle önünde a bulunur: a secret. a secret plan gibi bir ifadede ise secret, plan ismini niteler.
Alıştırma
Bir arkadaşınız sürpriz partisi için ne aldığınızı soruyor, ancak bunu açıklamak istemiyorsunuz. En doğal kısa yanıt hangisidir?
- It's a secret.
- I don't know a secret.
- It's secretly.
Cevabı göster
It's a secret.
Why so much mystery around a banana? Ton ve niyet
0:10Bir muz için neden bu kadar gizem yapıyorsun?
Why so much ...?: tepki bildiren kısaltılmış soru
“Why so much + isim?” konuşma dilinde kullanılan eksiltili bir sorudur. Bu cümlede “Why is there so much mystery around a banana?” biçiminin tamamı anlaşılır. İngilizcede bu tür kısa tepki sorularında özne ve fiil düşebilir. Burada yalnızca neden sorulmuyor. Şaşkınlık ve hafif bir kuşku da ifade ediliyor: konuşan kişi, muz gibi sıradan bir şey için bu kadar gizem yaratılmasını gereksiz buluyor.
Alıştırma
Sessiz olması gereken bir odaya giriyorsunuz, ancak herkes bağırıyor. Doğal ve kısa konuşma sorusu hangisidir?
- Why so much noise?
- Why so many noise?
- Why is so much noise?
Cevabı göster
Why so much noise?
top secret: en yüksek gizlilik düzeyi
“Top secret” ifadesindeki “top”, fiziksel olarak üstte olmayı değil, sıra veya düzey bakımından en yüksek olmayı anlatır. İfade, son derece yüksek bir gizlilik düzeyiyle korunan bilgileri tanımlar; “It’s top secret”, bu bilginin açıklanmaması gerektiği anlamına gelir. Bu ifade hükûmet, ordu, istihbarat ve casusluk ortamlarıyla güçlü biçimde ilişkilidir. Günlük veya komik bir durumda sıradan bir ayrıntıya “top secret” demek, bilerek abartılı veya şakacı bir hava yaratabilir.
Alıştırma
Bir ABD hükûmeti belgesi en yüksek ulusal güvenlik gizlilik düzeyine sahip. Hangi cümle bu duruma uygundur?
- The document is confidential.
- The document is top secret.
- The document is private.
Cevabı göster
The document is top secret.
I won't ask.: Ayrıntılar için üstelememeye karar vermek
Bu cümlede I won't ask, konuşanın soru sormamaya ya da ayrıntılar için üstelememeye karar verdiği anlamına gelir. Won't burada yalnızca gelecekle ilgili bir tahmin değil, konuşanın bundan sonra ne yapacağına ilişkin şu anki isteğini veya kararını ifade eder. Bir başkasının bir şeyi özel tutma isteğini nazikçe kabul etmek için kullanılabilir. Konuşan kişi bu sınıra saygı gösterir ve konuyu kapatır.
Alıştırma
Biri "I'd rather keep that private." diyor. Hangi yanıt ayrıntılar için üstelememeye karar verdiğinizi açıkça gösterir?
- I won't ask.
- I don't ask.
- I didn't ask.
Cevabı göster
I won't ask.
self-proclaimed chef of the universe: kişinin kendine verdiği ve doğrulanmamış bir unvan
Self-proclaimed, bir kişinin bir etiketi, kimliği veya unvanı kendisi için açıkça iddia ettiğini anlatır. Dr. Alien'a self-proclaimed chef of the universe denmesi, unvanın başka biri tarafından resmen verildiği veya kabul edildiği anlamına gelmez. Bu sıfat çoğu zaman mesafe yaratır: konuşan kişi, o kişinin iddiasını desteklemeden aktarır. Burada gösterişli unvan ifadeyi eğlenceli ve abartılı kılar; ciddi bir bağlamda ise self-proclaimed şüphe veya hafif eleştiri ifade edebilir.
Alıştırma
Bir adam kendisine finans gurusu diyor ancak hiçbir kuruluş bu unvanı tanımamış. Hangi tanım, unvanı resmî kabul etmeden kaynağını açıkça gösterir?
- a widely recognized financial guru
- a self-proclaimed financial guru
- an officially appointed financial guru
Cevabı göster
a self-proclaimed financial guru
He's invented a weapon to conquer the world. Kültür
0:23Dünyayı fethetmek için bir silah icat etmiş.
to conquer the world: klasik bir kötü karakter hedefi
Bu cümlede to conquer the world, silahın amacını belirtir: Silah, birinin bütün dünyanın kontrolünü ele geçirmesine yardım etmek için tasarlanmıştır. Conquer yalnızca bir yarışmayı kazanmak değil, bir yeri ya da halkı yenip kontrol altına almak demektir. Conquer the world, süper kahraman, casusluk ve bilim kurgu hikâyelerinde kötü karakterlerin sık görülen hedefidir. Tüm gücü ele geçirmeye yönelik abartılı ve tehlikeli bir planı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede conquer the world klasik bir kötü karakter hedefi olarak kullanılmıştır?
- The villain built a robot army to conquer the world.
- The athlete trained hard to win the world championship.
- The tourists saved money to travel around the world.
Cevabı göster
The villain built a robot army to conquer the world.
so tasty that just smelling it hypnotizes you. Dilbilgisi
0:29o kadar lezzetliymiş ki sadece koklamak bile seni hipnotize ediyormuş.
so tasty that ...: sonuca yol açan derece
so + sıfat/zarf + that + yan cümle kalıbı, çok yüksek bir dereceyi bunun doğurduğu sonuçla bağlar. Burada so tasty pizzanın ne kadar lezzetli olduğunu, that just smelling it hypnotizes you ise bu lezzetin yol açtığı abartılı sonucu anlatır. that ile başlayan bölümü tasty hakkında ek bilgi olarak değil, sonuç cümlesi olarak anlayın. Aynı kalıp gerçek, hayalî veya abartılı sonuçlar için kullanılabilir.
Alıştırma
Derece ve sonuç kalıbını tamamlayın: The backpack was ____ heavy ____ I had to put it down.
Cevabı göster
so · that
just smelling it: özne olarak kullanılan -ing'li eylem öbeği
“just smelling it hypnotizes you” cümlesinde “just smelling it” ifadesinin tamamı dilbilgisel öznedir. Bir eylemi bir şey gibi adlandırır: onu yalnızca koklama eylemi. “Hypnotizes” temel fiil, “you” ise nesnedir. Burada “smelling” şimdiki zamanın süreklilik yapısının parçası değildir, çünkü önünde bir “be” biçimi yoktur. -ing'li bir eylem öbeği tekil özne olabilir; bu yüzden fiil tekil “hypnotizes” biçimini alır.
Alıştırma
Eylem öbeğinin özne olması için cümleyi “open” fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Just ____ the lid releases the scent.
Cevabı göster
opening
The pizza bomb is way too dangerous in his hands. Notlar
0:39Pizza bombası onun ellerindeyken çok tehlikeli.
way too dangerous: kabul edilemez aşırılığı vurgulama
“Way” burada “too”yu niteleyen, resmî olmayan bir derece zarfıdır. “Way too dangerous” ifadesinde “far too dangerous” anlamına gelir: tehlike kabul edilebilir düzeyi büyük ölçüde aşar. Burada yol ya da yön anlamına gelmez. “Too” zaten aşırılık bildirir; bu yüzden “way too dangerous”, “very dangerous” ifadesinin yalnızca daha güçlü bir biçimi değildir. Tehlike düzeyini açıkça kabul edilemez veya sorunlu olarak sunar.
Alıştırma
Ağırlığın taşınabilir sınırı büyük ölçüde aştığını göstermek için cümleyi “way too” ve “heavy” sıfatıyla tamamlayın: This suitcase is ____ for a child to lift.
Cevabı göster
way too heavy
In his hands: onun kontrolünde
Burada in his hands mecaz anlamda kullanılır. Pizza bombasının onun kontrolünde olduğunu veya ona ne olacağına karar verebildiğini anlatır; yalnızca bombayı fiziksel olarak tuttuğu anlamına gelmez. in someone's hands kalıbı kontrolü, sorumluluğu veya karar verme yetkisini gösterebilir. Çevresindeki sözcükler, konuşanın bu kontrolü güvenli, tehlikeli ya da önemli görüp görmediğini belirtir.
Alıştırma
“The confidential file is now in her hands,” cümlesinde “in her hands” ne anlama gelir?
- Artık dosyayı o kontrol ediyor veya dosyadan o sorumlu.
- Dosyaya iki eliyle dokunuyor.
- Dosya elle yapılmış.
Cevabı göster
Artık dosyayı o kontrol ediyor veya dosyadan o sorumlu.
My mission is to + fiilin yalın hâli: hedef belirtmek
My mission is to + fiilin yalın hâli, bir görevin veya rolün amacını belirtir. Bu cümlede to destroy it, görevin tam olarak ne olduğunu açıklayan bir mastar öbeğidir. Özne değişebilir, ancak is to yapısından sonra fiilin yalın hâli kullanılır. to ile kurulan mastar görevin içeriğini verir; tek başına gelecek zaman değildir.
Alıştırma
Cümleyi mission is to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: Our ____ protect the forest.
Cevabı göster
mission is to
couldn't ... because ...: geçmişteki bir kısıtlamayı ve nedenini açıklama
Couldn’t + fiilin yalın hâli, birinin geçmişte bir şeyi yapamadığını, yapmasına izin verilmediğini veya yapmamak için bir nedeni olduğunu anlatır. Burada couldn't tell, bilginin açıklanamadığı anlamına gelir; kişinin konuşma yeteneğinin olmadığı anlamına gelmez. Because, geçmişteki bu kısıtlamanın nedenini belirtir. Actually ise bu nedeni yeni ortaya çıkan veya şaşırtıcı bir gerçek olarak sunar: kişi gerçekten gizli bir ajandır.
Alıştırma
Cümleyi couldn't ve because ile tamamlayın: I ____ finish the report ____ my computer crashed.
Cevabı göster
couldn't · because
a secret agent: gizli görevdeki bir kişi
Secret agent, bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi edinen ya da gizli görevler yürüten kişidir. Bu macera hikâyesi bağlamında ifade, karakterin rolünü belirtir. Agent, başka bir kişi veya kuruluş adına hareket eden biri için kullanılan geniş anlamlı bir sözcüktür; ancak burada secret sözcüğü anlamı değiştirir. Bu ifade bir seyahat acentesi çalışanı veya müşteri hizmetleri temsilcisi anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi açıklama bir secret agent ile eşleşir?
- Gezginler için uçuş ve otel rezervasyonu yapan biri.
- Bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi toplayan biri.
- Müşterilerin ürünlerle ilgili sorularını yanıtlayan biri.
Cevabı göster
Bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi toplayan biri.
a trail of ...: takip edilebilen bir iz dizisi
Burada a trail of, takip edilebilen bağlantılı bir iz çizgisi veya iz dizisi anlamına gelir. Trail, asfaltlanmış bir yol değildir; yolu izlerin kendisi oluşturur. Aftermath, zarar verici bir olaydan sonra kalan etkileri ifade eder. Bu, hayal gücüne dayalı ve sıkıştırılmış bir anlatımdır: pizza bombasının hasarı, karakterlerin takip edebileceği bir iz gibi yayılmıştır.
Alıştırma
Hangi cümlede a trail of, takip edilebilen bir iz dizisini doğal biçimde anlatır?
- The puppy left an aftermath of muddy paw prints across the hall.
- The puppy built a highway of muddy paw prints across the hall.
- The puppy left a trail of muddy paw prints across the hall.
Cevabı göster
The puppy left a trail of muddy paw prints across the hall.
it will surely lead us to Dr. Alien's underground secret base. Notlar
1:02bizi kesinlikle Dr. Alien'ın gizli yeraltı üssüne götürecektir.
If we follow ..., it will surely lead us to ...: gerçek bir koşul ve sonucu
if yan cümlesi şimdi veya gelecekte mümkün olan bir eylemi verir: follow these clues. Sonuç cümlesi gerçekleşmesi beklenen şeyi tahmin eder: it will lead us to the base. Bu, birinci koşul cümlesi kalıbıdır: If + geniş zaman, ... will + fiilin yalın hâli. Bu anlamda normalde if yan cümlesinde will kullanılmaz. Surely, tahmine duyulan güçlü güveni gösterir; will bir sözü değil, tahmin edilen sonucu ifade eder. Clues çoğul olduğu için it, bağlamda anlaşılan tekil bir trail veya route sözcüğüne gönderme yapmalıdır. Doğrudan clues sözcüğüne gönderme yapıyorsa standart ifade they will surely lead us to... olur.
Alıştırma
Birinci koşul cümlesini follow ve lead sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If we ____ the signs, they ____ us to the station.
Cevabı göster
follow · will lead
lead us to: birini bir yere yönlendirmek
lead us to + yer yapısında lead, “birini bir hedefe yönlendirmek veya götürmek” anlamına gelir. us nesnesi lead'den sonra gelir; to ise hedef yeri tanıtır. Özne bir insan olmak zorunda değildir. Bir ipucu, yol, işaret veya harita da yönü göstererek birini bir yere götürebilir.
Alıştırma
lead, us nesnesi ve to kullanarak cümleyi tamamlayın: These trail markers will ____ the waterfall.
Cevabı göster
lead us to
underground secret base: ana isimden önce gelen niteleyiciler
underground secret base ifadesinde base ana isimdir. Secret, üssün halkın bilgisinden gizlendiğini; underground ise yer altında bulunduğunu belirtir. İngilizcede iki niteleyici de base'den önce gelir. Macera ve kötü karakter hikâyelerinde bu ifade, gizli ve bulunması zor bir karargâhı hemen çağrıştırır. Burada underground gerçek bir konumu belirtirken gizlilik hissini de güçlendirir.
Alıştırma
“Yer altında bulunan gizli bir üs” anlamını doğal biçimde veren ifade hangisidir?
- base underground secret
- underground secretly base
- underground secret base
Cevabı göster
underground secret base
has to be: kanıta dayalı güçlü bir çıkarım
Bu cümlede has to be, ipuçlarına dayanan güçlü bir sonucu ifade eder: konuşan kişi buranın giriş olduğundan çok emindir. Buradaki has to bir zorunluluk anlatmaz. have to, be ile ve bir isim ya da sıfatla kullanıldığında kanıta dayalı bir çıkarım yapabilir; eylem fiiliyle kullanıldığında ise We have to leave. örneğinde olduğu gibi çoğu zaman bir şeyin gerekli olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede has to be kanıta dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için kullanılmıştır?
- That might be Nina; I cannot see clearly.
- Nina has to bring a blue umbrella because rain is expected.
- That has to be Nina; she's the only person with a blue umbrella.
Cevabı göster
That has to be Nina; she's the only person with a blue umbrella.
to get in?: bağlamdan belli olan bir yere girmek
Get in, “girmek” veya “içeri girmek” anlamına gelir. plan to get in ifadesinde to get in mastar öbeği, amaçlanan eylemi belirterek plan kelimesinin içeriğini tamamlar. Hedef yer durumdan zaten belliyse get in kullanın. Yeri açıkça söylüyorsanız get into the building örneğindeki gibi get into + isim ya da daha resmî olan enter the building örneğindeki gibi enter + isim kullanın.
Alıştırma
Kilitli bir odanın önündesiniz ve herkes hangi odadan söz edildiğini biliyor. Hangi soru doğaldır?
- How can we get into?
- How can we enter in?
- How can we get in?
Cevabı göster
How can we get in?
Şu an sahip olmayı anlatan I've got
Bu cümlede I've got, I have yani “bende var” anlamına gelir: konuşan kişi bir şeye sahip olduğunu veya onu kullanıma hazır tuttuğunu bildirir. I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır; got ise have got yapısının bir parçasıdır ve burada “teslim aldı” anlamına gelmez. Bir nesnenin, aracın, fikrin ya da bilginin şu anda mevcut olduğunu belirtmek için I've got + isim grubu yapısını kullan.
Alıştırma
Cümleyi have got yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamla: ____ a spare key.
Cevabı göster
I've got
seemingly ... is actually ...: görünüş ve gerçek
Seemingly normal muzla ilgili ilk izlenimi verirken is actually onun gerçek kimliğini açıklar. Şaşırtıcı bilgiyi actually ifadesinden sonra vermek, bu açıklamayı cümlenin ana noktası yapar. Yeniden kullanılabilecek kalıp seemingly + sıfat + isim + be + actually + gerçek tanım şeklindedir. Bu kalıp, ilk görünüş ile gerçek arasındaki karşıtlığı düzenler.
Alıştırma
Görünüş ile gerçeği karşılaştıran kalıbı seemingly ve actually ile tamamla: The ____ simple task is ____ quite difficult.
Cevabı göster
seemingly · actually
capable of paralyzing: capable of + -ing yapısı
capable of + bir isim veya -ing biçimi, “bir şeyi yapma yeteneğine ya da gücüne sahip olmak” anlamına gelir. Burada capable of paralyzing, a sophisticated laser ray gun isim grubunu niteler ve cihazın ne yapabildiğini belirtir. of bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: paralyzing. Bu yapıda paralyzing bir isim-fiil olarak görev yapar. capable of paralyzing denir; capable of paralyze veya capable to paralyze denmez.
Alıştırma
Cümleyi capable of ve detect fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This sensor is ____ smoke at very low levels.
Cevabı göster
capable of detecting
That's not what I expected: sonuç beklentiden farklı
That's not what I expected. sonucun ya da durumun, konuşanın olacağını düşündüğü şeyden farklı olduğunu belirtir. Tonlamaya bağlı olarak şaşkınlık, kafa karışıklığı veya hafif hayal kırıklığı ifade edebilir. What I expected, is sözcüğünden sonra isim gibi görev yapan bir isim yan cümlesidir. “Beklediğim şey ya da durum” anlamına gelir; böylece cümle gerçek sonucu önceki beklentiyle karşılaştırır.
Alıştırma
"That's not what I expected." hangi durumda en uygun ifadedir?
- Her şey tam olarak tahmin ettiğiniz gibi olur.
- Sonuç, olacağını düşündüğünüz şeyden farklıdır.
- Birinin gelecekteki bir planı anlatmasını istersiniz.
Cevabı göster
Sonuç, olacağını düşündüğünüz şeyden farklıdır.
but five cars are chasing you at the same time. Kalıp ifadeler
1:38tam beş araba aynı anda seni kovalıyor.
Not only one, two, three, four, but five cars: son sayıya doğru yükselen vurgu
Bu cümlede Not only one, two, three, four, but five cars sayıları sırayla artırarak merak yaratır ve şaşırtıcı son sayıyı but'tan sonra verir. Temel bilgi five cars ifadesidir: beş toplam sayıdır; önceki sayıların üzerine eklenen ayrı bir grup değildir. Bu, not only ... but ... yapısının sayıyı yükselterek vurgu yapan bir kullanımıdır. İlk bölüm daha düşük bir beklenti oluşturur, but'lı bölüm ise bunu aşar. Buradaki but, zıt fikirler arasındaki sıradan bir karşıtlığı değil, artışı gösterir.
Alıştırma
Not only one, two, three, four, but five cars neyi vurgular?
- Konuşmacı dört mü yoksa beş araba mı olduğundan emin değildir.
- Sıralanan sayılar toplanarak on beş araba bulunmalıdır.
- Şaşırtıcı son toplam beş arabadır.
Cevabı göster
Şaşırtıcı son toplam beş arabadır.
at the same time: eylemlerin eş zamanlı gerçekleşmesi
At the same time, olayların eş zamanlı gerçekleştiği anlamına gelir. Burada beş arabanın kişiyi sırayla değil, hepsinin birden kovaladığını gösterir. İfadenin cümlenin sonunda yer alması, tüm kovalamaca durumunu kapsadığını gösterir. İki veya daha fazla eylemin ya da olayın zaman bakımından örtüştüğünü anlatmak için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “eş zamanlı olarak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: She answered the phone and opened the door ____.
Cevabı göster
at the same time
What will our secret agent Pocoyo do now? Anlatım akışı
1:43Gizli ajanımız Pocoyo şimdi ne yapacak?
What will ... do now?: merak yaratan bir anlatıcı sorusu
What will ... do now? bir karakterin sıradaki eylemini sorar, ancak anlatımda çoğu zaman bilgi istemekten daha fazlasını yapar. Hikâyeyi kısa süreliğine durdurur, dikkati karaktere çevirir ve izleyicinin bundan sonra olacakları merak etmesini sağlar. Burada anlatıcı, Pocoyo’nun cevap vermesini beklemiyor. Soru, sahneyi onun bir sonraki tepkisine taşıyan bir anlatım işareti olarak kullanılıyor.
Alıştırma
Bir hikâyede anlatıcının “What will the explorers do now?” diye sormasının temel etkisi nedir?
- Gerilim yaratmak ve dikkati onların sıradaki eylemine yöneltmek.
- Hikâyenin bittiğini duyurmak.
- İzleyiciden gerçeklere dayalı bilgi vermesini istemek.
Cevabı göster
Gerilim yaratmak ve dikkati onların sıradaki eylemine yöneltmek.
Unless ... is a disguise for ...: yargıyı değiştiren bir istisna
Unless, konuşanın mevcut yargısını tersine çevirecek tek koşulu belirtir. Bu cümlede kalemin sıradan olduğu varsayılır; bu yargı ancak kalemin görünüşü aslında bir elektromanyetik dalga el bombasını gizliyorsa değişir. Unless, except if veya if ... not ifadelerine yakındır: unless ile verilen koşul gerçekleşmezse ana yargı geçerli kalır. X is a disguise for Y, X’in Y’nin gerçek kimliğini gizlemek için kullanılan dış görünüş olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “... olmadıkça” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: ____ the weather improves, the game will be canceled.
Cevabı göster
Unless
capable of disabling the engines of these evil.
1:51bir elektromanyetik dalga bombasının kılık değiştirmiş hali değilse.
I must admit: açık sözlü bir kabulü ifade etmek
I must admit, özellikle söylenen nokta önceki bir görüşü değiştiriyor veya düzeltiyorsa, bir şeyi dürüstçe kabul etmeden önce kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada konuşanı şaşırtan ama ikna edici gelen olumlu bir değerlendirmenin geleceğini dinleyiciye bildirir. Bu ifadede must dışarıdan gelen bir emri anlatmaz. Kanıtların bu gerçeği kabul etmekten kaçınmayı zorlaştırdığını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede I must admit, önceki beklentiyle çelişen bir gerçeği kabul etmek için kullanılmıştır?
- I must admit, the new schedule works better than I expected.
- I must admit the visitor to the building before noon.
- You must admit that you broke the rule.
Cevabı göster
I must admit, the new schedule works better than I expected.
Although unusual, ...: ana yargıdan önce ödünleme
Although unusual, although your methods are unusual anlamına gelen kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Kısaltılmış biçimde your methods are, ana cümleden anlaşıldığı için söylenmez. Baştaki yan cümle beklenmedik bir özelliği kabul eder, ancak ana yargı your methods work ifadesidir. Bu yapı, ilk gerçeğe rağmen ana yargının geçerli kaldığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede kısaltılmış although + adjective ödünleme yapısı doğru kullanılmıştır?
- Although expensive, the device is reliable.
- Although expensive, but the device is reliable.
- Although the device expensive, it is reliable.
Cevabı göster
Although expensive, the device is reliable.
You've successfully made it into Dr. Alien's secret laboratory. Öbek fiiller
2:00Dr. Alien'ın gizli laboratuvarına girmeyi başardın.
successfully made it into: bir yere girmeyi başarmak
made it into Dr. Alien's secret laboratory ifadesinde make it into + yer, “o yere girmeyi veya ulaşmayı başarmak” anlamına gelir. Genellikle oraya varmanın zor veya belirsiz olduğunu ya da bir engeli aşmayı gerektirdiğini düşündürür. it zamiri make it kalıbının bir parçasıdır; değiştirilen bir nesneyi göstermez. Successfully başarılı sonucu daha da vurgular, bu yüzden cümle içeri girmenin tamamlandığını güçlü biçimde belirtir.
Alıştırma
Zorlu tırmanıştan sonra yürüyüşçülerin kulübeye girmeyi başardığını söyleyen cümle hangisidir?
- After the difficult climb, the hikers looked into the cabin.
- After the difficult climb, the hikers made it into the cabin.
- After the difficult climb, the hikers made the cabin into a shelter.
Cevabı göster
After the difficult climb, the hikers made it into the cabin.
activating the pizza bomb: bir cihazı çalışır duruma getirmek
Activate + cihaz, sistem veya özellik, onu etkin ve çalışmaya hazır hâle getirmek anlamına gelir. Burada activating the pizza bomb, bombanın mekanizmasını çalışır duruma getirmek demektir; bu ifade tek başına bombanın patladığını göstermez. Activate teknik veya resmî açıklamalarda yaygındır. Turn on ya da start ile karşılaştırıldığında, bir şeyin etkin olmayan durumdan etkin duruma geçmesine odaklanır.
Alıştırma
Bir teknisyen binanın alarm sistemini etkinleştirmek için güvenlik şifresi giriyor. Teknik bir açıklamada en kesin cümle hangisidir?
- The technician activated the building's alarm system.
- The technician turned on the building's alarm system.
- The technician started the building's alarm system.
Cevabı göster
The technician activated the building's alarm system.
have us surrounded: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, nesneyi ortaya çıkmış veya kontrol altında olan bir durumda gösterir. have us surrounded ifadesinde us nesnedir; surrounded ise içinde bulunduğumuz durumu, yani insanların çevremizde konumlandığını anlatır. Burada surrounded ana etken fiil değildir. Bu ifade yalnızca kuşatma eylemini bildirmek yerine mevcut duruma ve karşı tarafın kontrolüne odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle, binanın şu anki durumunu vurgulamak için have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır?
- The police are surrounding the building.
- The police have the building surrounded.
- The police have surrounded the building.
Cevabı göster
The police have the building surrounded.
have to hurry up: daha hızlı hareket etme zorunluluğu
Have to gereklilik bildirir; hurry up ise daha hızlı hareket etmek veya davranmak anlamına gelir. Birlikte kullanılan have to hurry up, zamanın az olduğunu ve daha hızlı hareket etmenin gerekli olduğunu anlatır. hurry up ifadesinde up, öbek fiilin bir parçasıdır; daha yüksek bir yere doğru hareket anlamına gelmez. Bu ifade hem fiziksel hareketi hızlandırmak hem de bir işi daha çabuk bitirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “daha hızlı hareket etmek veya davranmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We have to ____ or we'll miss the train.
Cevabı göster
hurry up
is about to explode: be about to + fiilin yalın biçimi
Be about to + fiilin yalın biçimi, bir olayın gerçekleşmek üzere olduğunu belirtir. Burada is, tekil özne The pizza ile uyumludur ve explode, to sonrasında yalın biçimde kalır. Bu ifade, patlamayı yalnızca gelecekte olacak bir olay olarak değil, çok yakın bir olay olarak gösterir. Bu yapıda about, be about to kalıbının parçasıdır; hakkında anlamındaki about değildir.
Alıştırma
Olayın çok yakında gerçekleşeceğini gösteren be about to biçimiyle cümleyi tamamlayın: The show ____ begin.
Cevabı göster
is about to
and spread his tasty smell across the world. Kalıp ifadeler
2:25ve lezzetli kokusunu tüm dünyaya yayacak.
spread ... across the world: bir şeyi geniş bir alana yaymak
spread + nesne + across + yer yapısında spread, bir şeyin bir alan boyunca hareket etmesini, dağılmasını veya bilinmesini sağlamak anlamına gelir. Burada his tasty smell dağıtılan şeydir ve across the world, bunun hayal edilen erişim alanını gösterir. Bu yapı haberlerin, uyarıların, hastalıkların veya etkinin geniş ölçüde yayılmasını da anlatabilir. Tam anlam, yayılan şeye bağlıdır: koku için fiziksel dağılma, haber için ise iletişim söz konusudur.
Alıştırma
Hangi cümlede spread ... across the world, bilginin dünya genelindeki insanlara ulaştığını anlatmak için kullanılmıştır?
- The charity spread the warning across the world through its website.
- The painter spread blue paint across the wall.
- The neighbor shared the warning with one family.
Cevabı göster
The charity spread the warning across the world through its website.
the red one ... the blue one: bilinen bir ismin yerine one kullanmak
the red one, the yellow one ve diğer renk ifadelerinde one, bağlamdan zaten anlaşılan button gibi tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutar. Böylece isim tekrarlanmaz; renk, hangi nesnenin kastedildiğini gösterir. Kalıp the + sıfat + one biçimindedir. Buradaki one bir zamirdir, 1 sayısı değildir. Birden fazla nesne için ones kullanılır.
Alıştırma
Tekrarlanan marker ismini tek bir sözcükle değiştirin: I don't want the blue marker; give me the red ____.
Cevabı göster
one
make it go boom: make + nesne + fiilin yalın hâli
Make + nesne + fiilin yalın hâli, birinin veya bir şeyin bir eyleme ya da sonuca neden olduğunu anlatır. make it go ifadesinde it nesnedir, go ise fiilin yalın hâlidir; bu etken ettirgen yapıda make sonrasında to kullanılmaz. Go boom, bir şeyin patladığını veya büyük bir gürültü çıkardığını ses taklidiyle anlatan gayriresmî bir ifadedir. Burada make it go boom, “onu güm diye patlatmak” anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede make + nesne + fiilin yalın hâli yapısı doğru kullanılmıştır?
- The loud noise made the baby cried.
- The loud noise made the baby to cry.
- The loud noise made the baby cry.
Cevabı göster
The loud noise made the baby cry.
would you look at that? — şaşkınlık ve dikkat çekme
Burada would you look at that? bir ünlem işlevi görür. Konuşan kişi beklenmedik bir sonuca şaşırır ve dikkati ona çeker; gerçekten karşısındaki kişinin bakmaya istekli olup olmadığını sormaz. Biçim olarak kibar bir ricaya benzese de konuşmadaki etkisi “Şuna bak!” ya da “Vay, ne sürpriz!” sözlerine daha yakındır. Bağlam ve tonlama, konuşanın bir eylem istemek yerine olan biteni yorumladığını gösterir.
Alıştırma
Örnekte konuşan kişi would you look at that? diyerek ne yapıyor?
- Konuşan kişi şaşırmıştır ve dikkati beklenmedik bir sonuca çekmektedir.
- Konuşan kişi birinin okumaya vakti olup olmadığını kibarca kontrol etmektedir.
- Konuşan kişi karşısındakinin net görüp göremediğini sormaktadır.
Cevabı göster
Konuşan kişi şaşırmıştır ve dikkati beklenmedik bir sonuca çekmektedir.
Apparently — kanıta dayalı bir sonuç sunma
Cümlenin başında Apparently, devamındaki ifadeyi az önce gözlemlenen şeyden çıkarılan bir sonuç olarak sunar: “kanıtlara bakılırsa bu doğru gibi görünüyor.” Burada ortaya çıkan sonuç, konuşanın Bee'nin midesinin bombaya dayanıklı olduğu çıkarımını yapmasına yol açar. Bu sözcük, ifadeyi tamamen doğrulanmış bir olgu değil bir çıkarım olarak işaretleyerek bilgiyi düzenler. Böylece sonucun eksik ya da yanlış olabileceğine yer bırakır; “kesinlikle emin” anlamına gelmez.
Alıştırma
Kilitli bir dükkân ve üzerinde CLOSED yazan bir tabela görüyorsunuz. Şu cümleyi okuyun: “Apparently, the shop is closed.” Apparently neyi gösterir?
- Görünür kanıtlara dayanan ve bir miktar belirsizliğe yer bırakan sonuç.
- Dükkânı kapatmaya yönelik doğrudan emir.
- Eksiksiz kanıta dayanan garanti.
Cevabı göster
Görünür kanıtlara dayanan ve bir miktar belirsizliğe yer bırakan sonuç.
bomb-proof: koruma anlamı veren -proof kullanımı
-proof son eki bir isme eklenerek o şeye veya onun etkilerine karşı korumayı belirten bir sıfat oluşturabilir. Bomb-proof, bombaların vereceği hasara dayanabilen anlamına gelir ve cümlede Bee'nin midesini tanımlamak için is fiilinden sonra gelir. Buradaki bomb-proof mizahi bir abartıdır: midenin son derece dayanıklı olduğunu söyler; gerçek bir tıbbi iddia değildir. Aynı yapı waterproof, fireproof ve child-proof gibi yerleşmiş sözcüklerde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümle, içine su girmesini önleyecek şekilde tasarlanmış bir telefon kılıfını anlatır?
- This phone case is waterproof.
- This phone case is child-proof.
- This phone case is fireproof.
Cevabı göster
This phone case is waterproof.
plan has failed: başarısız bir sonucu bildirme
Plan has failed ifadesinde plan öznedir ve failed başarılı olmadı anlamına gelir. Fail burada nesne almadan kullanılır; bu nedenle cümle edilgen yapıda değildir. İfade, planın amacına ulaşmadığını söyler; planın fiziksel olarak bozulduğu anlamına gelmez. Has failed, present perfect yapısıdır. Başarısızlığı daha önce gerçekleşmiş, kesinleşmiş ve şu an önemli olan bir sonuç olarak sunar: plan artık amaçlanan çözüm olarak işe yaramamaktadır.
Alıştırma
Cümleyi fail fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The backup plan ____, so we need another one.
Cevabı göster
has failed
Congratulations, little secret agent: Congratulations + doğrudan hitap
Congratulations, birini başarısı veya aldığı iyi bir haber için kutlarken kullanılan standart ifadedir. Normalde sonunda -s bulunan çoğul biçimiyle kullanılır. Little secret agent doğrudan dinleyiciye hitap eder, bu nedenle Congratulations ifadesinden virgülle ayrılır. Bu kalıp Congratulations, + isim veya unvan biçiminde yeniden kullanılabilir. Buradaki little, hitaba sevecen ve şakacı bir hava katar.
Alıştırma
Maya az önce bir yarışı kazandı. Onu doğrudan kutlamak için standart yazım biçimini seçin.
- Congratulation, Maya!
- Congratulations, Maya!
- Congratulations to winning, Maya!
Cevabı göster
Congratulations, Maya!
You've just saved: have just + past participle
You've just saved, you have just saved ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Yapı have/has + just + past participle şeklindedir; saved, save fiilinin past participle biçimidir. Buradaki just yalnızca değil, çok kısa süre önce anlamına gelir. Present perfect, tamamlanan eylemi şu anki sonucuna bağlar. Cümle, dinleyicinin başardığı şeyi hemen duyurup kutlar.
Alıştırma
Çok kısa süre önce tamamlanan bir sonucu bildirmek için just ve finish fiilinin doğru biçimini kullanın: I've ____ the report.
Cevabı göster
just finished