👀 Pocoyo GİZLİ BİR AJAN! Pocoyo'nun EN BÜYÜK Gizli Görevi! | Pocoyo Türkçe | Çizgi Filmler: İngilizce çalışma notları

Pocoyo English - Official Channel

Öğrenme zorluğu
310 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Pocoyo gizli ajan olur ve pizza bombasının izini Dr. Alien’ın laboratuvarına kadar sürer; burada Bee’nin beklenmedik müdahalesi planı bozar ve dünyayı kurtarır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. way too dangerous — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: way sözcüğünün too ifadesini güçlendirerek bir riskin, zorluğun ya da durumun kabul edilebilir düzeyi fazlasıyla aştığını anlattığını kavrayın; bu kalıbı yalnızca too dangerous demekten daha güçlü bir kaygı veya aciliyet aktarmak için kullanın. 2. Unless that pencil is a disguise for — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: unless sözcüğünün mevcut varsayımı tersine çevirebilecek istisnai koşulu sunduğunu fark edin ve yalnızca tek bir olasılığın, ne kadar düşük görünürse görünsün, vardığınız sonucu değiştireceğini öne sürerken bu yapıyı kullanın. 3. Apparently, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Yeni gözlemlenen bir durumdan sonuç çıkarırken bu belirtecin nasıl kullanıldığını öğrenin; görünen kanıtı önceden bilinen kesin bir gerçek gibi sunmak yerine geçici veya mizahi bir yorumla ilişkilendirin.

Bu derste

Hello Pocoyo.

0:05

Merhaba Pocoyo.

What are you doing with a banana? Dilbilgisi

0:06

Elindeki o muzla ne yapıyorsun?

Dilbilgisi

What are you doing with + nesne?: bir nesnenin kullanım amacını sormak

Birinin bir şeyi tuttuğunu, kullandığını veya kurcaladığını gördüğünüzde ve bunu hangi amaçla yaptığını öğrenmek istediğinizde What are you doing with + object? kalıbını kullanın. Buradaki with a banana, muzun kişinin yaptığı işe dahil olduğunu belirtir; yalnızca bir muzla birlikte anlamına gelmez. are ... doing biçimindeki şimdiki zaman, o sırada devam eden bir etkinliği gösterir. Duruma göre soru yalnızca merak veya hafif bir şaşkınlık ifade edebilir.

Alıştırma

Nesnenin amacını sormaya yarayan kelimeyle soruyu tamamlayın. Arkadaşınızın elinde bir boya fırçası var: What are you doing ____ that paintbrush?

Cevabı göster

with

It's a secret. Kalıp ifadeler

0:08

Bu bir sır.

Kalıp ifadeler

It's a secret: bilgiyi gizli tutmak

It's a secret, konuşanın bilgiyi açıklamayacağı veya bu bilginin başkaları tarafından bilinmemesi gerektiği anlamına gelir. Konuşma sırasında soruya yanıt verirken daha fazla ayrıntı verilmeyeceğini de belirtir; ciddi veya şakacı biçimde gizemli bir ton taşıyabilir. Burada secret tekil ve sayılabilen bir isimdir, bu nedenle önünde a bulunur: a secret. a secret plan gibi bir ifadede ise secret, plan ismini niteler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız sürpriz partisi için ne aldığınızı soruyor, ancak bunu açıklamak istemiyorsunuz. En doğal kısa yanıt hangisidir?

  1. It's a secret.
  2. I don't know a secret.
  3. It's secretly.
Cevabı göster

It's a secret.

Hmm.

0:10

Hmm.

Why so much mystery around a banana? Ton ve niyet

0:10

Bir muz için neden bu kadar gizem yapıyorsun?

Ton ve niyet

Why so much ...?: tepki bildiren kısaltılmış soru

“Why so much + isim?” konuşma dilinde kullanılan eksiltili bir sorudur. Bu cümlede “Why is there so much mystery around a banana?” biçiminin tamamı anlaşılır. İngilizcede bu tür kısa tepki sorularında özne ve fiil düşebilir. Burada yalnızca neden sorulmuyor. Şaşkınlık ve hafif bir kuşku da ifade ediliyor: konuşan kişi, muz gibi sıradan bir şey için bu kadar gizem yaratılmasını gereksiz buluyor.

Alıştırma

Sessiz olması gereken bir odaya giriyorsunuz, ancak herkes bağırıyor. Doğal ve kısa konuşma sorusu hangisidir?

  1. Why so much noise?
  2. Why so many noise?
  3. Why is so much noise?
Cevabı göster

Why so much noise?

It's top secret. Kelime

0:13

Bu çok gizli.

Kelime

top secret: en yüksek gizlilik düzeyi

“Top secret” ifadesindeki “top”, fiziksel olarak üstte olmayı değil, sıra veya düzey bakımından en yüksek olmayı anlatır. İfade, son derece yüksek bir gizlilik düzeyiyle korunan bilgileri tanımlar; “It’s top secret”, bu bilginin açıklanmaması gerektiği anlamına gelir. Bu ifade hükûmet, ordu, istihbarat ve casusluk ortamlarıyla güçlü biçimde ilişkilidir. Günlük veya komik bir durumda sıradan bir ayrıntıya “top secret” demek, bilerek abartılı veya şakacı bir hava yaratabilir.

Alıştırma

Bir ABD hükûmeti belgesi en yüksek ulusal güvenlik gizlilik düzeyine sahip. Hangi cümle bu duruma uygundur?

  1. The document is confidential.
  2. The document is top secret.
  3. The document is private.
Cevabı göster

The document is top secret.

Okay then.

0:15

Peki o zaman.

I won't ask. Ton ve niyet

0:16

Sormayacağım.

Ton ve niyet

I won't ask.: Ayrıntılar için üstelememeye karar vermek

Bu cümlede I won't ask, konuşanın soru sormamaya ya da ayrıntılar için üstelememeye karar verdiği anlamına gelir. Won't burada yalnızca gelecekle ilgili bir tahmin değil, konuşanın bundan sonra ne yapacağına ilişkin şu anki isteğini veya kararını ifade eder. Bir başkasının bir şeyi özel tutma isteğini nazikçe kabul etmek için kullanılabilir. Konuşan kişi bu sınıra saygı gösterir ve konuyu kapatır.

Alıştırma

Biri "I'd rather keep that private." diyor. Hangi yanıt ayrıntılar için üstelememeye karar verdiğinizi açıkça gösterir?

  1. I won't ask.
  2. I don't ask.
  3. I didn't ask.
Cevabı göster

I won't ask.

Oh,

0:19

Oh,

it's a message from Dr. Alien,

0:20

Evrenin kendi kendini ilan eden şefi

self-proclaimed chef of the universe. Kelime

0:21

Dr. Alien'dan bir mesaj geldi.

Kelime

self-proclaimed chef of the universe: kişinin kendine verdiği ve doğrulanmamış bir unvan

Self-proclaimed, bir kişinin bir etiketi, kimliği veya unvanı kendisi için açıkça iddia ettiğini anlatır. Dr. Alien'a self-proclaimed chef of the universe denmesi, unvanın başka biri tarafından resmen verildiği veya kabul edildiği anlamına gelmez. Bu sıfat çoğu zaman mesafe yaratır: konuşan kişi, o kişinin iddiasını desteklemeden aktarır. Burada gösterişli unvan ifadeyi eğlenceli ve abartılı kılar; ciddi bir bağlamda ise self-proclaimed şüphe veya hafif eleştiri ifade edebilir.

Alıştırma

Bir adam kendisine finans gurusu diyor ancak hiçbir kuruluş bu unvanı tanımamış. Hangi tanım, unvanı resmî kabul etmeden kaynağını açıkça gösterir?

  1. a widely recognized financial guru
  2. a self-proclaimed financial guru
  3. an officially appointed financial guru
Cevabı göster

a self-proclaimed financial guru

He's invented a weapon to conquer the world. Kültür

0:23

Dünyayı fethetmek için bir silah icat etmiş.

Kültür

to conquer the world: klasik bir kötü karakter hedefi

Bu cümlede to conquer the world, silahın amacını belirtir: Silah, birinin bütün dünyanın kontrolünü ele geçirmesine yardım etmek için tasarlanmıştır. Conquer yalnızca bir yarışmayı kazanmak değil, bir yeri ya da halkı yenip kontrol altına almak demektir. Conquer the world, süper kahraman, casusluk ve bilim kurgu hikâyelerinde kötü karakterlerin sık görülen hedefidir. Tüm gücü ele geçirmeye yönelik abartılı ve tehlikeli bir planı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede conquer the world klasik bir kötü karakter hedefi olarak kullanılmıştır?

  1. The villain built a robot army to conquer the world.
  2. The athlete trained hard to win the world championship.
  3. The tourists saved money to travel around the world.
Cevabı göster

The villain built a robot army to conquer the world.

The pizza bomb.

0:26

Pizza bombası.

It creates an explosive pizza

0:28

Patlayıcı bir pizza yaratıyormuş

so tasty that just smelling it hypnotizes you. Dilbilgisi

0:29

o kadar lezzetliymiş ki sadece koklamak bile seni hipnotize ediyormuş.

Dilbilgisi

so tasty that ...: sonuca yol açan derece

so + sıfat/zarf + that + yan cümle kalıbı, çok yüksek bir dereceyi bunun doğurduğu sonuçla bağlar. Burada so tasty pizzanın ne kadar lezzetli olduğunu, that just smelling it hypnotizes you ise bu lezzetin yol açtığı abartılı sonucu anlatır. that ile başlayan bölümü tasty hakkında ek bilgi olarak değil, sonuç cümlesi olarak anlayın. Aynı kalıp gerçek, hayalî veya abartılı sonuçlar için kullanılabilir.

Alıştırma

Derece ve sonuç kalıbını tamamlayın: The backpack was ____ heavy ____ I had to put it down.

Cevabı göster

so · that

Dilbilgisi

just smelling it: özne olarak kullanılan -ing'li eylem öbeği

“just smelling it hypnotizes you” cümlesinde “just smelling it” ifadesinin tamamı dilbilgisel öznedir. Bir eylemi bir şey gibi adlandırır: onu yalnızca koklama eylemi. “Hypnotizes” temel fiil, “you” ise nesnedir. Burada “smelling” şimdiki zamanın süreklilik yapısının parçası değildir, çünkü önünde bir “be” biçimi yoktur. -ing'li bir eylem öbeği tekil özne olabilir; bu yüzden fiil tekil “hypnotizes” biçimini alır.

Alıştırma

Eylem öbeğinin özne olması için cümleyi “open” fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Just ____ the lid releases the scent.

Cevabı göster

opening

What will we do?

0:31

Ne yapacağız?

The pizza bomb is way too dangerous in his hands. Notlar

0:39

Pizza bombası onun ellerindeyken çok tehlikeli.

Kalıp ifadeler

way too dangerous: kabul edilemez aşırılığı vurgulama

“Way” burada “too”yu niteleyen, resmî olmayan bir derece zarfıdır. “Way too dangerous” ifadesinde “far too dangerous” anlamına gelir: tehlike kabul edilebilir düzeyi büyük ölçüde aşar. Burada yol ya da yön anlamına gelmez. “Too” zaten aşırılık bildirir; bu yüzden “way too dangerous”, “very dangerous” ifadesinin yalnızca daha güçlü bir biçimi değildir. Tehlike düzeyini açıkça kabul edilemez veya sorunlu olarak sunar.

Alıştırma

Ağırlığın taşınabilir sınırı büyük ölçüde aştığını göstermek için cümleyi “way too” ve “heavy” sıfatıyla tamamlayın: This suitcase is ____ for a child to lift.

Cevabı göster

way too heavy

Deyimler

In his hands: onun kontrolünde

Burada in his hands mecaz anlamda kullanılır. Pizza bombasının onun kontrolünde olduğunu veya ona ne olacağına karar verebildiğini anlatır; yalnızca bombayı fiziksel olarak tuttuğu anlamına gelmez. in someone's hands kalıbı kontrolü, sorumluluğu veya karar verme yetkisini gösterebilir. Çevresindeki sözcükler, konuşanın bu kontrolü güvenli, tehlikeli ya da önemli görüp görmediğini belirtir.

Alıştırma

“The confidential file is now in her hands,” cümlesinde “in her hands” ne anlama gelir?

  1. Artık dosyayı o kontrol ediyor veya dosyadan o sorumlu.
  2. Dosyaya iki eliyle dokunuyor.
  3. Dosya elle yapılmış.
Cevabı göster

Artık dosyayı o kontrol ediyor veya dosyadan o sorumlu.

My mission is to destroy it. Dilbilgisi

0:42

Görevim onu yok etmek.

Dilbilgisi

My mission is to + fiilin yalın hâli: hedef belirtmek

My mission is to + fiilin yalın hâli, bir görevin veya rolün amacını belirtir. Bu cümlede to destroy it, görevin tam olarak ne olduğunu açıklayan bir mastar öbeğidir. Özne değişebilir, ancak is to yapısından sonra fiilin yalın hâli kullanılır. to ile kurulan mastar görevin içeriğini verir; tek başına gelecek zaman değildir.

Alıştırma

Cümleyi mission is to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: Our ____ protect the forest.

Cevabı göster

mission is to

Ah,

0:45

Ah,

you couldn't tell me about the banana Dilbilgisi

0:46

bana muzdan bahsedemezdin

because you're actually a secret agent. Kültür

0:48

çünkü sen aslında gizli bir ajansın.

Dilbilgisi

couldn't ... because ...: geçmişteki bir kısıtlamayı ve nedenini açıklama

Couldn’t + fiilin yalın hâli, birinin geçmişte bir şeyi yapamadığını, yapmasına izin verilmediğini veya yapmamak için bir nedeni olduğunu anlatır. Burada couldn't tell, bilginin açıklanamadığı anlamına gelir; kişinin konuşma yeteneğinin olmadığı anlamına gelmez. Because, geçmişteki bu kısıtlamanın nedenini belirtir. Actually ise bu nedeni yeni ortaya çıkan veya şaşırtıcı bir gerçek olarak sunar: kişi gerçekten gizli bir ajandır.

Alıştırma

Cümleyi couldn't ve because ile tamamlayın: I ____ finish the report ____ my computer crashed.

Cevabı göster

couldn't · because

Kültür

a secret agent: gizli görevdeki bir kişi

Secret agent, bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi edinen ya da gizli görevler yürüten kişidir. Bu macera hikâyesi bağlamında ifade, karakterin rolünü belirtir. Agent, başka bir kişi veya kuruluş adına hareket eden biri için kullanılan geniş anlamlı bir sözcüktür; ancak burada secret sözcüğü anlamı değiştirir. Bu ifade bir seyahat acentesi çalışanı veya müşteri hizmetleri temsilcisi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama bir secret agent ile eşleşir?

  1. Gezginler için uçuş ve otel rezervasyonu yapan biri.
  2. Bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi toplayan biri.
  3. Müşterilerin ürünlerle ilgili sorularını yanıtlayan biri.
Cevabı göster

Bir hükûmet veya kuruluş için gizlice bilgi toplayan biri.

Top secret.

0:50

Çok gizli.

Look.

0:54

Bak.

It's a trail of the pizza bomb's aftermath. Kalıp ifadeler

0:58

Bu pizza bombasının bıraktığı iz.

Kalıp ifadeler

a trail of ...: takip edilebilen bir iz dizisi

Burada a trail of, takip edilebilen bağlantılı bir iz çizgisi veya iz dizisi anlamına gelir. Trail, asfaltlanmış bir yol değildir; yolu izlerin kendisi oluşturur. Aftermath, zarar verici bir olaydan sonra kalan etkileri ifade eder. Bu, hayal gücüne dayalı ve sıkıştırılmış bir anlatımdır: pizza bombasının hasarı, karakterlerin takip edebileceği bir iz gibi yayılmıştır.

Alıştırma

Hangi cümlede a trail of, takip edilebilen bir iz dizisini doğal biçimde anlatır?

  1. The puppy left an aftermath of muddy paw prints across the hall.
  2. The puppy built a highway of muddy paw prints across the hall.
  3. The puppy left a trail of muddy paw prints across the hall.
Cevabı göster

The puppy left a trail of muddy paw prints across the hall.

If we follow these clues, Dilbilgisi

1:01

Eğer bu ipuçlarını takip edersek,

it will surely lead us to Dr. Alien's underground secret base. Notlar

1:02

bizi kesinlikle Dr. Alien'ın gizli yeraltı üssüne götürecektir.

Dilbilgisi

If we follow ..., it will surely lead us to ...: gerçek bir koşul ve sonucu

if yan cümlesi şimdi veya gelecekte mümkün olan bir eylemi verir: follow these clues. Sonuç cümlesi gerçekleşmesi beklenen şeyi tahmin eder: it will lead us to the base. Bu, birinci koşul cümlesi kalıbıdır: If + geniş zaman, ... will + fiilin yalın hâli. Bu anlamda normalde if yan cümlesinde will kullanılmaz. Surely, tahmine duyulan güçlü güveni gösterir; will bir sözü değil, tahmin edilen sonucu ifade eder. Clues çoğul olduğu için it, bağlamda anlaşılan tekil bir trail veya route sözcüğüne gönderme yapmalıdır. Doğrudan clues sözcüğüne gönderme yapıyorsa standart ifade they will surely lead us to... olur.

Alıştırma

Birinci koşul cümlesini follow ve lead sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If we ____ the signs, they ____ us to the station.

Cevabı göster

follow · will lead

Kalıp ifadeler

lead us to: birini bir yere yönlendirmek

lead us to + yer yapısında lead, “birini bir hedefe yönlendirmek veya götürmek” anlamına gelir. us nesnesi lead'den sonra gelir; to ise hedef yeri tanıtır. Özne bir insan olmak zorunda değildir. Bir ipucu, yol, işaret veya harita da yönü göstererek birini bir yere götürebilir.

Alıştırma

lead, us nesnesi ve to kullanarak cümleyi tamamlayın: These trail markers will ____ the waterfall.

Cevabı göster

lead us to

Kültür

underground secret base: ana isimden önce gelen niteleyiciler

underground secret base ifadesinde base ana isimdir. Secret, üssün halkın bilgisinden gizlendiğini; underground ise yer altında bulunduğunu belirtir. İngilizcede iki niteleyici de base'den önce gelir. Macera ve kötü karakter hikâyelerinde bu ifade, gizli ve bulunması zor bir karargâhı hemen çağrıştırır. Burada underground gerçek bir konumu belirtirken gizlilik hissini de güçlendirir.

Alıştırma

“Yer altında bulunan gizli bir üs” anlamını doğal biçimde veren ifade hangisidir?

  1. base underground secret
  2. underground secretly base
  3. underground secret base
Cevabı göster

underground secret base

This has to be the entrance. Dilbilgisi

1:08

Giriş burası olmalı.

Dilbilgisi

has to be: kanıta dayalı güçlü bir çıkarım

Bu cümlede has to be, ipuçlarına dayanan güçlü bir sonucu ifade eder: konuşan kişi buranın giriş olduğundan çok emindir. Buradaki has to bir zorunluluk anlatmaz. have to, be ile ve bir isim ya da sıfatla kullanıldığında kanıta dayalı bir çıkarım yapabilir; eylem fiiliyle kullanıldığında ise We have to leave. örneğinde olduğu gibi çoğu zaman bir şeyin gerekli olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede has to be kanıta dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için kullanılmıştır?

  1. That might be Nina; I cannot see clearly.
  2. Nina has to bring a blue umbrella because rain is expected.
  3. That has to be Nina; she's the only person with a blue umbrella.
Cevabı göster

That has to be Nina; she's the only person with a blue umbrella.

Do you have a plan to get in? Öbek fiiller

1:11

İçeri girmek için bir planın var mı?

Öbek fiiller

to get in?: bağlamdan belli olan bir yere girmek

Get in, “girmek” veya “içeri girmek” anlamına gelir. plan to get in ifadesinde to get in mastar öbeği, amaçlanan eylemi belirterek plan kelimesinin içeriğini tamamlar. Hedef yer durumdan zaten belliyse get in kullanın. Yeri açıkça söylüyorsanız get into the building örneğindeki gibi get into + isim ya da daha resmî olan enter the building örneğindeki gibi enter + isim kullanın.

Alıştırma

Kilitli bir odanın önündesiniz ve herkes hangi odadan söz edildiğini biliyor. Hangi soru doğaldır?

  1. How can we get into?
  2. How can we enter in?
  3. How can we get in?
Cevabı göster

How can we get in?

I've got secret weapon. Kalıp ifadeler

1:13

Gizli bir silahım var.

Kalıp ifadeler

Şu an sahip olmayı anlatan I've got

Bu cümlede I've got, I have yani “bende var” anlamına gelir: konuşan kişi bir şeye sahip olduğunu veya onu kullanıma hazır tuttuğunu bildirir. I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır; got ise have got yapısının bir parçasıdır ve burada “teslim aldı” anlamına gelmez. Bir nesnenin, aracın, fikrin ya da bilginin şu anda mevcut olduğunu belirtmek için I've got + isim grubu yapısını kullan.

Alıştırma

Cümleyi have got yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamla: ____ a spare key.

Cevabı göster

I've got

Ah,

1:14

Ah,

that seemingly normal banana is actually Anlatım akışı

1:15

o normal görünen muz aslında

a sophisticated laser ray gun

1:17

son teknoloji bir lazer silahıymış,

Anlatım akışı

seemingly ... is actually ...: görünüş ve gerçek

Seemingly normal muzla ilgili ilk izlenimi verirken is actually onun gerçek kimliğini açıklar. Şaşırtıcı bilgiyi actually ifadesinden sonra vermek, bu açıklamayı cümlenin ana noktası yapar. Yeniden kullanılabilecek kalıp seemingly + sıfat + isim + be + actually + gerçek tanım şeklindedir. Bu kalıp, ilk görünüş ile gerçek arasındaki karşıtlığı düzenler.

Alıştırma

Görünüş ile gerçeği karşılaştıran kalıbı seemingly ve actually ile tamamla: The ____ simple task is ____ quite difficult.

Cevabı göster

seemingly · actually

capable of paralyzing all the guard. Kalıp ifadeler

1:18

tüm korumaları felç edebiliyormuş.

Kalıp ifadeler

capable of paralyzing: capable of + -ing yapısı

capable of + bir isim veya -ing biçimi, “bir şeyi yapma yeteneğine ya da gücüne sahip olmak” anlamına gelir. Burada capable of paralyzing, a sophisticated laser ray gun isim grubunu niteler ve cihazın ne yapabildiğini belirtir. of bir edat olduğu için ardından gelen fiil -ing biçimini alır: paralyzing. Bu yapıda paralyzing bir isim-fiil olarak görev yapar. capable of paralyzing denir; capable of paralyze veya capable to paralyze denmez.

Alıştırma

Cümleyi capable of ve detect fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This sensor is ____ smoke at very low levels.

Cevabı göster

capable of detecting

Oh,

1:22

Oh,

that's not what I expected. Ton ve niyet

1:23

bunu beklemiyordum.

Ton ve niyet

That's not what I expected: sonuç beklentiden farklı

That's not what I expected. sonucun ya da durumun, konuşanın olacağını düşündüğü şeyden farklı olduğunu belirtir. Tonlamaya bağlı olarak şaşkınlık, kafa karışıklığı veya hafif hayal kırıklığı ifade edebilir. What I expected, is sözcüğünden sonra isim gibi görev yapan bir isim yan cümlesidir. “Beklediğim şey ya da durum” anlamına gelir; böylece cümle gerçek sonucu önceki beklentiyle karşılaştırır.

Alıştırma

"That's not what I expected." hangi durumda en uygun ifadedir?

  1. Her şey tam olarak tahmin ettiğiniz gibi olur.
  2. Sonuç, olacağını düşündüğünüz şeyden farklıdır.
  3. Birinin gelecekteki bir planı anlatmasını istersiniz.
Cevabı göster

Sonuç, olacağını düşündüğünüz şeyden farklıdır.

Uh-oh.

1:35

Eyvah.

Not only one, two, three, four, Dilbilgisi

1:36

Sadece bir, iki, üç, dört değil,

but five cars are chasing you at the same time. Kalıp ifadeler

1:38

tam beş araba aynı anda seni kovalıyor.

Dilbilgisi

Not only one, two, three, four, but five cars: son sayıya doğru yükselen vurgu

Bu cümlede Not only one, two, three, four, but five cars sayıları sırayla artırarak merak yaratır ve şaşırtıcı son sayıyı but'tan sonra verir. Temel bilgi five cars ifadesidir: beş toplam sayıdır; önceki sayıların üzerine eklenen ayrı bir grup değildir. Bu, not only ... but ... yapısının sayıyı yükselterek vurgu yapan bir kullanımıdır. İlk bölüm daha düşük bir beklenti oluşturur, but'lı bölüm ise bunu aşar. Buradaki but, zıt fikirler arasındaki sıradan bir karşıtlığı değil, artışı gösterir.

Alıştırma

Not only one, two, three, four, but five cars neyi vurgular?

  1. Konuşmacı dört mü yoksa beş araba mı olduğundan emin değildir.
  2. Sıralanan sayılar toplanarak on beş araba bulunmalıdır.
  3. Şaşırtıcı son toplam beş arabadır.
Cevabı göster

Şaşırtıcı son toplam beş arabadır.

Kalıp ifadeler

at the same time: eylemlerin eş zamanlı gerçekleşmesi

At the same time, olayların eş zamanlı gerçekleştiği anlamına gelir. Burada beş arabanın kişiyi sırayla değil, hepsinin birden kovaladığını gösterir. İfadenin cümlenin sonunda yer alması, tüm kovalamaca durumunu kapsadığını gösterir. İki veya daha fazla eylemin ya da olayın zaman bakımından örtüştüğünü anlatmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “eş zamanlı olarak” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: She answered the phone and opened the door ____.

Cevabı göster

at the same time

What will our secret agent Pocoyo do now? Anlatım akışı

1:43

Gizli ajanımız Pocoyo şimdi ne yapacak?

Anlatım akışı

What will ... do now?: merak yaratan bir anlatıcı sorusu

What will ... do now? bir karakterin sıradaki eylemini sorar, ancak anlatımda çoğu zaman bilgi istemekten daha fazlasını yapar. Hikâyeyi kısa süreliğine durdurur, dikkati karaktere çevirir ve izleyicinin bundan sonra olacakları merak etmesini sağlar. Burada anlatıcı, Pocoyo’nun cevap vermesini beklemiyor. Soru, sahneyi onun bir sonraki tepkisine taşıyan bir anlatım işareti olarak kullanılıyor.

Alıştırma

Bir hikâyede anlatıcının “What will the explorers do now?” diye sormasının temel etkisi nedir?

  1. Gerilim yaratmak ve dikkati onların sıradaki eylemine yöneltmek.
  2. Hikâyenin bittiğini duyurmak.
  3. İzleyiciden gerçeklere dayalı bilgi vermesini istemek.
Cevabı göster

Gerilim yaratmak ve dikkati onların sıradaki eylemine yöneltmek.

A pencil?

1:46

Bir kalem mi?

Unless that pencil is a disguise Dilbilgisi

1:48

Tabi eğer o kalem,

for an electromagnetic wave grenade

1:49

bu kötü adamların motorlarını bozabilecek

Dilbilgisi

Unless ... is a disguise for ...: yargıyı değiştiren bir istisna

Unless, konuşanın mevcut yargısını tersine çevirecek tek koşulu belirtir. Bu cümlede kalemin sıradan olduğu varsayılır; bu yargı ancak kalemin görünüşü aslında bir elektromanyetik dalga el bombasını gizliyorsa değişir. Unless, except if veya if ... not ifadelerine yakındır: unless ile verilen koşul gerçekleşmezse ana yargı geçerli kalır. X is a disguise for Y, X’in Y’nin gerçek kimliğini gizlemek için kullanılan dış görünüş olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “... olmadıkça” anlamındaki bağlaçla tamamlayın: ____ the weather improves, the game will be canceled.

Cevabı göster

Unless

capable of disabling the engines of these evil.

1:51

bir elektromanyetik dalga bombasının kılık değiştirmiş hali değilse.

I must admit, Ton ve niyet

1:55

İtiraf etmeliyim ki,

Ton ve niyet

I must admit: açık sözlü bir kabulü ifade etmek

I must admit, özellikle söylenen nokta önceki bir görüşü değiştiriyor veya düzeltiyorsa, bir şeyi dürüstçe kabul etmeden önce kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada konuşanı şaşırtan ama ikna edici gelen olumlu bir değerlendirmenin geleceğini dinleyiciye bildirir. Bu ifadede must dışarıdan gelen bir emri anlatmaz. Kanıtların bu gerçeği kabul etmekten kaçınmayı zorlaştırdığını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede I must admit, önceki beklentiyle çelişen bir gerçeği kabul etmek için kullanılmıştır?

  1. I must admit, the new schedule works better than I expected.
  2. I must admit the visitor to the building before noon.
  3. You must admit that you broke the rule.
Cevabı göster

I must admit, the new schedule works better than I expected.

although unusual, Dilbilgisi

1:56

alışılmadık olsa da

your methods work.

1:57

yöntemlerin işe yarıyor.

Dilbilgisi

Although unusual, ...: ana yargıdan önce ödünleme

Although unusual, although your methods are unusual anlamına gelen kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesidir. Kısaltılmış biçimde your methods are, ana cümleden anlaşıldığı için söylenmez. Baştaki yan cümle beklenmedik bir özelliği kabul eder, ancak ana yargı your methods work ifadesidir. Bu yapı, ilk gerçeğe rağmen ana yargının geçerli kaldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede kısaltılmış although + adjective ödünleme yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. Although expensive, the device is reliable.
  2. Although expensive, but the device is reliable.
  3. Although the device expensive, it is reliable.
Cevabı göster

Although expensive, the device is reliable.

You've successfully made it into Dr. Alien's secret laboratory. Öbek fiiller

2:00

Dr. Alien'ın gizli laboratuvarına girmeyi başardın.

Öbek fiiller

successfully made it into: bir yere girmeyi başarmak

made it into Dr. Alien's secret laboratory ifadesinde make it into + yer, “o yere girmeyi veya ulaşmayı başarmak” anlamına gelir. Genellikle oraya varmanın zor veya belirsiz olduğunu ya da bir engeli aşmayı gerektirdiğini düşündürür. it zamiri make it kalıbının bir parçasıdır; değiştirilen bir nesneyi göstermez. Successfully başarılı sonucu daha da vurgular, bu yüzden cümle içeri girmenin tamamlandığını güçlü biçimde belirtir.

Alıştırma

Zorlu tırmanıştan sonra yürüyüşçülerin kulübeye girmeyi başardığını söyleyen cümle hangisidir?

  1. After the difficult climb, the hikers looked into the cabin.
  2. After the difficult climb, the hikers made it into the cabin.
  3. After the difficult climb, the hikers made the cabin into a shelter.
Cevabı göster

After the difficult climb, the hikers made it into the cabin.

Quickly,

2:03

Çabuk,

he's activating the pizza bomb. Kelime

2:04

pizza bombasını etkinleştiriyor.

Kelime

activating the pizza bomb: bir cihazı çalışır duruma getirmek

Activate + cihaz, sistem veya özellik, onu etkin ve çalışmaya hazır hâle getirmek anlamına gelir. Burada activating the pizza bomb, bombanın mekanizmasını çalışır duruma getirmek demektir; bu ifade tek başına bombanın patladığını göstermez. Activate teknik veya resmî açıklamalarda yaygındır. Turn on ya da start ile karşılaştırıldığında, bir şeyin etkin olmayan durumdan etkin duruma geçmesine odaklanır.

Alıştırma

Bir teknisyen binanın alarm sistemini etkinleştirmek için güvenlik şifresi giriyor. Teknik bir açıklamada en kesin cümle hangisidir?

  1. The technician activated the building's alarm system.
  2. The technician turned on the building's alarm system.
  3. The technician started the building's alarm system.
Cevabı göster

The technician activated the building's alarm system.

Pocoyo,

2:10

Pocoyo,

they have us surrounded. Dilbilgisi

2:11

etrafımızı sardılar.

Dilbilgisi

have us surrounded: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, nesneyi ortaya çıkmış veya kontrol altında olan bir durumda gösterir. have us surrounded ifadesinde us nesnedir; surrounded ise içinde bulunduğumuz durumu, yani insanların çevremizde konumlandığını anlatır. Burada surrounded ana etken fiil değildir. Bu ifade yalnızca kuşatma eylemini bildirmek yerine mevcut duruma ve karşı tarafın kontrolüne odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle, binanın şu anki durumunu vurgulamak için have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır?

  1. The police are surrounding the building.
  2. The police have the building surrounded.
  3. The police have surrounded the building.
Cevabı göster

The police have the building surrounded.

You have to hurry up, Pocoyo. Öbek fiiller

2:21

Acele etmelisin, Pocoyo.

Öbek fiiller

have to hurry up: daha hızlı hareket etme zorunluluğu

Have to gereklilik bildirir; hurry up ise daha hızlı hareket etmek veya davranmak anlamına gelir. Birlikte kullanılan have to hurry up, zamanın az olduğunu ve daha hızlı hareket etmenin gerekli olduğunu anlatır. hurry up ifadesinde up, öbek fiilin bir parçasıdır; daha yüksek bir yere doğru hareket anlamına gelmez. Bu ifade hem fiziksel hareketi hızlandırmak hem de bir işi daha çabuk bitirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “daha hızlı hareket etmek veya davranmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We have to ____ or we'll miss the train.

Cevabı göster

hurry up

The pizza is about to explode Dilbilgisi

2:23

Pizza patlamak üzere

Dilbilgisi

is about to explode: be about to + fiilin yalın biçimi

Be about to + fiilin yalın biçimi, bir olayın gerçekleşmek üzere olduğunu belirtir. Burada is, tekil özne The pizza ile uyumludur ve explode, to sonrasında yalın biçimde kalır. Bu ifade, patlamayı yalnızca gelecekte olacak bir olay olarak değil, çok yakın bir olay olarak gösterir. Bu yapıda about, be about to kalıbının parçasıdır; hakkında anlamındaki about değildir.

Alıştırma

Olayın çok yakında gerçekleşeceğini gösteren be about to biçimiyle cümleyi tamamlayın: The show ____ begin.

Cevabı göster

is about to

and spread his tasty smell across the world. Kalıp ifadeler

2:25

ve lezzetli kokusunu tüm dünyaya yayacak.

Kalıp ifadeler

spread ... across the world: bir şeyi geniş bir alana yaymak

spread + nesne + across + yer yapısında spread, bir şeyin bir alan boyunca hareket etmesini, dağılmasını veya bilinmesini sağlamak anlamına gelir. Burada his tasty smell dağıtılan şeydir ve across the world, bunun hayal edilen erişim alanını gösterir. Bu yapı haberlerin, uyarıların, hastalıkların veya etkinin geniş ölçüde yayılmasını da anlatabilir. Tam anlam, yayılan şeye bağlıdır: koku için fiziksel dağılma, haber için ise iletişim söz konusudur.

Alıştırma

Hangi cümlede spread ... across the world, bilginin dünya genelindeki insanlara ulaştığını anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The charity spread the warning across the world through its website.
  2. The painter spread blue paint across the wall.
  3. The neighbor shared the warning with one family.
Cevabı göster

The charity spread the warning across the world through its website.

And only one button can stop it.

2:27

Ve onu sadece bir düğme durdurabilir.

Which one is it?

2:29

Hangisi acaba?

The red one, the yellow one, Dilbilgisi

2:30

Kırmızı olan mı, sarı olan mı,

the green one,

2:31

yeşil olan mı,

the blue one?

2:32

yoksa mavi olan mı?

Dilbilgisi

the red one ... the blue one: bilinen bir ismin yerine one kullanmak

the red one, the yellow one ve diğer renk ifadelerinde one, bağlamdan zaten anlaşılan button gibi tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutar. Böylece isim tekrarlanmaz; renk, hangi nesnenin kastedildiğini gösterir. Kalıp the + sıfat + one biçimindedir. Buradaki one bir zamirdir, 1 sayısı değildir. Birden fazla nesne için ones kullanılır.

Alıştırma

Tekrarlanan marker ismini tek bir sözcükle değiştirin: I don't want the blue marker; give me the red ____.

Cevabı göster

one

If you choose the wrong button,

2:33

Eğer yanlış düğmeyi seçersen,

the pizza bomb will make it go boom. Dilbilgisi

2:35

pizza bombası güm diye patlar.

Dilbilgisi

make it go boom: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make + nesne + fiilin yalın hâli, birinin veya bir şeyin bir eyleme ya da sonuca neden olduğunu anlatır. make it go ifadesinde it nesnedir, go ise fiilin yalın hâlidir; bu etken ettirgen yapıda make sonrasında to kullanılmaz. Go boom, bir şeyin patladığını veya büyük bir gürültü çıkardığını ses taklidiyle anlatan gayriresmî bir ifadedir. Burada make it go boom, “onu güm diye patlatmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede make + nesne + fiilin yalın hâli yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. The loud noise made the baby cried.
  2. The loud noise made the baby to cry.
  3. The loud noise made the baby cry.
Cevabı göster

The loud noise made the baby cry.

Whoa.

2:41

Vay canına.

Well,

2:48

Şuna,

would you look at that? Ton ve niyet

2:48

bir bakar mısın?

Ton ve niyet

would you look at that? — şaşkınlık ve dikkat çekme

Burada would you look at that? bir ünlem işlevi görür. Konuşan kişi beklenmedik bir sonuca şaşırır ve dikkati ona çeker; gerçekten karşısındaki kişinin bakmaya istekli olup olmadığını sormaz. Biçim olarak kibar bir ricaya benzese de konuşmadaki etkisi “Şuna bak!” ya da “Vay, ne sürpriz!” sözlerine daha yakındır. Bağlam ve tonlama, konuşanın bir eylem istemek yerine olan biteni yorumladığını gösterir.

Alıştırma

Örnekte konuşan kişi would you look at that? diyerek ne yapıyor?

  1. Konuşan kişi şaşırmıştır ve dikkati beklenmedik bir sonuca çekmektedir.
  2. Konuşan kişi birinin okumaya vakti olup olmadığını kibarca kontrol etmektedir.
  3. Konuşan kişi karşısındakinin net görüp göremediğini sormaktadır.
Cevabı göster

Konuşan kişi şaşırmıştır ve dikkati beklenmedik bir sonuca çekmektedir.

Apparently, Anlatım akışı

2:49

Görünüşe göre,

Bee's stomach is bomb-proof. Kelime

2:50

Bee'nin midesi bombaya dayanıklı.

Anlatım akışı

Apparently — kanıta dayalı bir sonuç sunma

Cümlenin başında Apparently, devamındaki ifadeyi az önce gözlemlenen şeyden çıkarılan bir sonuç olarak sunar: “kanıtlara bakılırsa bu doğru gibi görünüyor.” Burada ortaya çıkan sonuç, konuşanın Bee'nin midesinin bombaya dayanıklı olduğu çıkarımını yapmasına yol açar. Bu sözcük, ifadeyi tamamen doğrulanmış bir olgu değil bir çıkarım olarak işaretleyerek bilgiyi düzenler. Böylece sonucun eksik ya da yanlış olabileceğine yer bırakır; “kesinlikle emin” anlamına gelmez.

Alıştırma

Kilitli bir dükkân ve üzerinde CLOSED yazan bir tabela görüyorsunuz. Şu cümleyi okuyun: “Apparently, the shop is closed.” Apparently neyi gösterir?

  1. Görünür kanıtlara dayanan ve bir miktar belirsizliğe yer bırakan sonuç.
  2. Dükkânı kapatmaya yönelik doğrudan emir.
  3. Eksiksiz kanıta dayanan garanti.
Cevabı göster

Görünür kanıtlara dayanan ve bir miktar belirsizliğe yer bırakan sonuç.

Kelime

bomb-proof: koruma anlamı veren -proof kullanımı

-proof son eki bir isme eklenerek o şeye veya onun etkilerine karşı korumayı belirten bir sıfat oluşturabilir. Bomb-proof, bombaların vereceği hasara dayanabilen anlamına gelir ve cümlede Bee'nin midesini tanımlamak için is fiilinden sonra gelir. Buradaki bomb-proof mizahi bir abartıdır: midenin son derece dayanıklı olduğunu söyler; gerçek bir tıbbi iddia değildir. Aynı yapı waterproof, fireproof ve child-proof gibi yerleşmiş sözcüklerde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümle, içine su girmesini önleyecek şekilde tasarlanmış bir telefon kılıfını anlatır?

  1. This phone case is waterproof.
  2. This phone case is child-proof.
  3. This phone case is fireproof.
Cevabı göster

This phone case is waterproof.

Dr. Alien's plan has failed. Kalıp ifadeler

2:52

Dr. Alien'ın planı suya düştü.

Kalıp ifadeler

plan has failed: başarısız bir sonucu bildirme

Plan has failed ifadesinde plan öznedir ve failed başarılı olmadı anlamına gelir. Fail burada nesne almadan kullanılır; bu nedenle cümle edilgen yapıda değildir. İfade, planın amacına ulaşmadığını söyler; planın fiziksel olarak bozulduğu anlamına gelmez. Has failed, present perfect yapısıdır. Başarısızlığı daha önce gerçekleşmiş, kesinleşmiş ve şu an önemli olan bir sonuç olarak sunar: plan artık amaçlanan çözüm olarak işe yaramamaktadır.

Alıştırma

Cümleyi fail fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The backup plan ____, so we need another one.

Cevabı göster

has failed

Congratulations, Ton ve niyet

2:53

Tebrikler,

little secret agent.

2:54

küçük gizli ajan.

Ton ve niyet

Congratulations, little secret agent: Congratulations + doğrudan hitap

Congratulations, birini başarısı veya aldığı iyi bir haber için kutlarken kullanılan standart ifadedir. Normalde sonunda -s bulunan çoğul biçimiyle kullanılır. Little secret agent doğrudan dinleyiciye hitap eder, bu nedenle Congratulations ifadesinden virgülle ayrılır. Bu kalıp Congratulations, + isim veya unvan biçiminde yeniden kullanılabilir. Buradaki little, hitaba sevecen ve şakacı bir hava katar.

Alıştırma

Maya az önce bir yarışı kazandı. Onu doğrudan kutlamak için standart yazım biçimini seçin.

  1. Congratulation, Maya!
  2. Congratulations, Maya!
  3. Congratulations to winning, Maya!
Cevabı göster

Congratulations, Maya!

You've just saved the world. Dilbilgisi

2:56

Dünyayı kurtardın.

Dilbilgisi

You've just saved: have just + past participle

You've just saved, you have just saved ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Yapı have/has + just + past participle şeklindedir; saved, save fiilinin past participle biçimidir. Buradaki just yalnızca değil, çok kısa süre önce anlamına gelir. Present perfect, tamamlanan eylemi şu anki sonucuna bağlar. Cümle, dinleyicinin başardığı şeyi hemen duyurup kutlar.

Alıştırma

Çok kısa süre önce tamamlanan bir sonucu bildirmek için just ve finish fiilinin doğru biçimini kullanın: I've ____ the report.

Cevabı göster

just finished