TV'de Mors Alfabesiyle Göz Kırparak "İŞKENCE" Mesajı Veren Savaş Esiri: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.139 kelime 204 kel/dk

Video özeti: Kuzey Vietnam televizyonunda konuşmaya zorlanan Jeremiah Denton, Mors alfabesiyle göz kırparak 'TORTURE' yazdı ve savaş esirlerine yapılan işkenceyi duyurdu. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. 'so long that' — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Uzun süren bir durumu sonucuna bağlayın ve sürenin yarattığı değişimleri anlatın. 2. 'Without missing a beat' — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Müzik vuruşunu kaçırmak değil, baskı altında hemen ve akıcı davranmak anlamını ve takdir taşıyan tonunu öğrenin. 3. 'wear many hats' — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Birden fazla rol veya sorumluluk üstlenme mecazıyla çeşitli bir kariyeri gerçek şapkalardan söz etmeden özetleyin.

Bu derste

Imagine, you're a prisoner of war. Notlar

0:00

Hayal edin, bir savaş esirisiniz.

Anlatım akışı

Imagine: dinleyiciyi varsayımsal bir sahneye davet etmek

Burada Imagine emir kipindedir; ancak bir şeyi doğru kabul ettiren bir emir değil, hayal etmeye çağrıdır. Dinleyiciden zihninde varsayımsal bir durum oluşturmasını ister. Başa yerleştirildiğinde, ardından gelen bilgiler için bir çerçeve oluşturur: you içeren ifade, hayal edilen durumun içinde anlaşılır. Bu, dinleyiciyi bir hikâyeye, konuşmaya veya açıklamaya çekmenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Cümlenin başındaki Imagine ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Dinleyicinin gerçekten bir mahkûm olduğunu doğrular.
  2. Cümlenin hukuki bir emir olduğu konusunda dinleyiciyi uyarır.
  3. Dinleyiciden geçmişteki gerçek bir olayı hatırlamasını ister.
  4. Dinleyiciyi varsayımsal bir duruma girmeye davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi varsayımsal bir duruma girmeye davet eder.

Kelime

prisoner of war (POW): savaş esiri

prisoner of war, silahlı bir çatışma sırasında düşman kuvvetleri tarafından yakalanıp alıkonulan bir silahlı kuvvetler mensubunu ifade eder. Askerî, hukuki, haber ve tarih bağlamlarında kullanılan yerleşik bir terimdir; savaş suçu işlediği için hapse atılan kişi anlamına gelmez. Çoğulu prisoners of war biçimindedir. Standart kısaltması POW, çoğulu ise POWs şeklindedir.

Alıştırma

Düşman kuvvetleri tarafından yakalanıp alıkonulan bir silahlı kuvvetler mensubu için kullanılan tam ve yerleşik terimle cümleyi tamamlayın: The captured pilot was held as a ____.

Cevabı göster

prisoner of war

Your plane was shot down Öbek fiiller

0:02

Uçağınız vurularak düşürüldü

Öbek fiiller

shot down: bir hava aracını silahla düşürmek

Burada shot down, shoot down fiil öbeğinin geçmiş ortaç biçimidir. Nesne bir hava aracı olduğunda, ona silahla isabet edip gökyüzünden düşmesine yol açmak anlamına gelir. Cümle edilgendir: your plane eylemden etkilenir. Bu ifade, uçağın yalnızca bir arıza nedeniyle düşmediğini, bir saldırıyla düşürüldüğünü belirtir.

Alıştırma

“Your plane was shot down” cümlesinde shot down, uçağa ne olduğunu belirtir?

  1. Uçuş planı reddedildi.
  2. Silahla vurularak düşürüldü.
  3. Daha alçak irtifada uçması istendi.
Cevabı göster

Silahla vurularak düşürüldü.

and you've been held for so long Dilbilgisi

0:03

ve o kadar uzun süredir tutuluyorsunuz ki

that the days and the nights

0:05

gündüzlerle geceler

begin to blur together. Kalıp ifadeler

0:06

birbirine karışmaya başlıyor.

Dilbilgisi

so long that: sonuca yol açan uzun bir süre

Burada so long that, uzun bir süreyi onun sonucuna bağlar. Long “uzun süre” anlamındadır ve that sonucu açıklar: günler ve geceler birbirine karışmaya başlar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç biçimindedir. Bu cümlede for, been held ile bağlantılıdır; so ise long sözcüğünün derecesini that yan cümlesindeki sonuca götürecek kadar güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “o kadar uzun süre ki” anlamındaki üç sözcüklü sonuç kalıbıyla tamamlayın: We waited ____ the store closed before we reached the door.

Cevabı göster

so long that

Kalıp ifadeler

blur together: belirgin sınırların kaybolması

Bu cümlede blur together, kişinin algısında günler ile geceler arasındaki belirgin sınırların yavaş yavaş kaybolması anlamına gelir. Görüntünün gerçekten bulanıklaşmasını değil, zaman algısındaki karışıklığı anlatır. Çoğul bir özneyle X and Y blur together veya several things blur together yapısı, öğelerin birbirinden ayırt edilmesinin zorlaşması demektir. Bu yapı günler, anılar, olaylar, yüzler veya deneyimler için doğal biçimde kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede blur together, ayrı deneyimlerin ayırt edilmesinin zorlaşması anlamında kullanılmıştır?

  1. After several similar trips, the hotel rooms began to blur together in my memory.
  2. I adjusted the camera until the hotel room blurred in the photo.
  3. The hotel rooms were booked together for the group.
Cevabı göster

After several similar trips, the hotel rooms began to blur together in my memory.

You're kept in a small cell

0:07

Küçük bir hücrede

in solitary confinement Kelime

0:09

tek başınıza tutuluyorsunuz

Kelime

solitary confinement: cezaevinde kurumsal tecrit

Solitary confinement, bir mahkûmun diğer insanlardan ayrı tutulmasını, genellikle günün büyük bölümünü veya tamamını hücrede tek başına geçirmesini ifade eden resmî bir cezaevi ve gözaltı terimidir. Bu, kurum tarafından dayatılan bir durumdur; yalnızca tek başına olma deneyimi değildir. be kept in solitary confinement yapısında kept edilgen kullanılır ve in solitary confinement gözaltı koşulunu belirtir. Bu ifade haberlerde, hukuk tartışmalarında, cezaevi politikalarında ve insan hakları bağlamlarında yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede solitary confinement tam ve kurumsal anlamıyla kullanılmıştır?

  1. I chose solitary confinement so I could study alone in my bedroom.
  2. The prisoner was placed in solitary confinement and kept apart from the general prison population.
  3. She enjoyed solitary confinement on a quiet beach.
Cevabı göster

The prisoner was placed in solitary confinement and kept apart from the general prison population.

and the only times you see the sun Dilbilgisi

0:10

ve güneşi gördüğünüz tek anlar,

are when you're taken out

0:12

dışarı çıkarılıp

to be beaten and tortured

0:13

dövüldüğünüz ve işkence gördüğünüz anlardır,

Dilbilgisi

the only times ... are when ...: çoğul uyumu ve yalnızca geçerli koşullar

the only times ... are when ... kalıbı, bir şeyin gerçekleştiği durumların tamamını ve yalnızca o durumları belirtir. Burada you see the sun, that sözcüğü düşürülmüş ve çoğul times adını niteleyen bir ilgi cümleciğidir: the only times (that) you see the sun. Öznenin temel sözcüğü çoğul times olduğundan bağlayıcı fiil are olur. Daha yakındaki tekil the sun, niteleyicinin içindedir ve özne-fiil uyumunu belirlemez.

Alıştırma

Çoğul uyumunu kullanarak cümleyi tamamlayın: The only times I can call ____ when the children are asleep.

Cevabı göster

are

by your captors.

0:14

hem de sizi esir alan kişiler tarafından.

You don't even know

0:15

Hatta şunu bile bilmiyorsunuz:

if your government knows

0:16

Hükümetiniz sizin

that you're still alive.

0:17

hâlâ hayatta olduğunuzu biliyor mu?

Now your captors have

0:18

Şimdi sizi esir alanların

a mission for you.

0:19

size vereceği bir görev var.

They want to make

0:20

Bir

a propaganda broadcast Kelime

0:21

propaganda yayını hazırlayıp

telling your country

0:22

ülkenize

that you're being treated well

0:23

iyi muamele gördüğünüzü söylemenizi

and condemning the war.

0:25

ve savaşı kınamanızı istiyorlar.

Kelime

propaganda broadcast: tarafsız haber değil, siyasi ikna yayını

Propaganda broadcast, kamuoyunu siyasi bir dava, otorite veya anlatı lehine yönlendirmek için hazırlanan radyo ya da televizyon mesajıdır. Bunu genellikle tarafsız habercilik yerine seçilmiş, tek taraflı veya yanıltıcı bilgilerle yapar. Burada esir, kötü muamele görmesine rağmen iyi muamele gördüğünü söylemeye ve savaşı kınamaya zorlanmaktadır. Gerçek ile söylem arasındaki bu uyuşmazlık yayının ikna amacını gösterir; dolayısıyla propaganda yalnızca yayın aracını değil, işlevini tanımlar.

Alıştırma

Tek taraflı bir siyasi mesaj aracılığıyla kamuoyunu şekillendirmek için hükûmetçe hazırlanan bir radyo programını en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a propaganda broadcast
  2. a weather broadcast
  3. a news broadcast
Cevabı göster

a propaganda broadcast

You need to get the message out Öbek fiiller

0:26

Gerçeği anlatan mesajı

about the truth,

0:27

dışarı ulaştırmanız gerek,

but you know that one wrong step Deyimler

0:28

ama atacağınız tek bir yanlış adımın

could mean torture or worse.

0:30

işkence ya da daha kötüsüyle sonuçlanacağını biliyorsunuz.

Öbek fiiller

Bilgiyi yaymak için “get the message out”

Bu cümlede get the message out, gerçeğin denetlenen röportajın dışındaki insanlara ulaşmasını ve öğrenilmesini sağlamak anlamına gelir. Out, bilginin kısıtlı bir ortamdan çıkıp dolaşıma girmesini anlatır; fiziksel bir nesnenin dışarı taşınmasını değil. Kalıp get + the message/information/word + out şeklindedir. Yalnızca bir iletimi başlatmak yerine, çoğu zaman aciliyete veya engellere rağmen bilginin yayılmasını ya da kamuoyunca bilinmesini sağlamayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “uyarıyı geniş çapta duyurmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Before the wildfire reached the town, officials had to ____.

Cevabı göster

get the message out

Deyimler

“One wrong step” ifadesinin mecazi anlamı

Bu cümlede step mecazidir: fiziksel bir adım değil, bir eylem veya karar anlamına gelir. One wrong step, tehlikeli bir durumda yapılan tek bir hata demektir. one wrong + tekil eylem ismi kalıbı, neredeyse hiç hata payı olmayan bir durumu anlatır. Genellikle could, might veya bir if cümleciğiyle belirtilen olası ciddi bir sonuçla birlikte kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede “one wrong step”, tek bir riskli eylem anlamında mecazi olarak kullanılmıştır?

  1. One wrong step on the wet floor made him slip.
  2. One wrong step could destroy months of delicate negotiations.
  3. The instructions say to repeat step one if the light flashes.
Cevabı göster

One wrong step could destroy months of delicate negotiations.

For naval aviator Jeremiah Denton

0:32

Deniz havacısı Jeremiah Denton için,

during the Vietnam War,

0:34

Vietnam Savaşı sırasında

this was reality

0:35

bu, gerçeğin ta kendisiydi

and he found an incredible way

0:36

ve o, inanılmaz bir yöntem buldu

to communicate the truth.

0:37

gerçeği iletmek için.

Jeremiah Denton was not Kalıp ifadeler

0:39

Jeremiah Denton

your average prisoner of war.

0:41

sıradan bir savaş esiri değildi.

Kalıp ifadeler

“Not your average ...” ile alışılmadık bir örneği tanıtmak

Not your average + isim, bir kişinin ya da şeyin kendi türünün tipik veya sıradan bir örneği olmadığını belirten konuşma diline özgü bir değerlendirme kalıbıdır. Burada Jeremiah Denton’ı tipik bir savaş esirinden farklı gösterir ve onu sıra dışı yapan özelliklerin açıklanmasına zemin hazırlar. Your burada geneldir: dinleyicilerin o kategorinin ortalama bir üyesi hakkındaki ortak zihinsel tasavvuruna seslenir. Dinleyicinin o kişiye ya da şeye sahip olduğu veya onu şahsen tanıdığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Alışılmış türden farklı” anlamındaki konuşma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: This is ____ neighborhood café; it hosts live opera every Friday.

Cevabı göster

not your average

While many were young privates, Kelime

0:42

Birçok esir genç bir erdi,

often draftees,

0:43

çoğu da askere alınmıştı,

he was a seasoned Navy man

0:45

ama o deneyimli bir denizciydi

with over 20 years of experience

0:46

ve 20 yılı aşkın tecrübeyi

behind him.

0:48

geride bırakmıştı.

Kelime

Private ve draftee: rütbe ve hizmete giriş yolu

Private burada askerî hiyerarşinin alt basamaklarına yakın bir er rütbesini belirten isimdir; “kişisel” veya “kamuya açık olmayan” anlamına gelmez. Draftee de herhangi bir yeni asker demek değildir; zorunlu askerlik veya celp sistemiyle hizmete çağrılan kişiyi belirtir. Bu iki kategori örtüşebilir. Cümlede genç askerlerin çoğu private rütbesindeydi ve çoğu zaman aynı zamanda draftee idiler. Often, iki sözcüğün eş anlamlı olmadığını ve her private’ın mutlaka celple askere alınmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan iki terimi doğru biçimde ayıran ifade hangisidir?

  1. Private ve draftee aynı düşük askerî rütbenin adıdır.
  2. Private her zaman gönüllüdür, draftee ise her zaman subaydır.
  3. Private bir rütbedir; draftee ise zorunlu askerlik yoluyla hizmete giren kişidir.
Cevabı göster

Private bir rütbedir; draftee ise zorunlu askerlik yoluyla hizmete giren kişidir.

He had enlisted in the Navy

0:49

Dünya Savaşı hâlâ sürerken

with World War II still raging

0:50

Donanmaya katılmış,

and went on to serve as a test pilot, Dilbilgisi

0:52

ardından test pilotu,

a flight instructor,

0:54

uçuş eğitmeni

and a commanding officer

0:55

ve bir taarruz filosunun

of an attack squadron.

0:56

komutanı olarak görev yapmıştı.

Dilbilgisi

went on to serve: sonraki bir aşamaya geçmek

Went on to serve ifadesindeki went on to + fiilin yalın hâli, bu görevlerde hizmet etmesini Donanmaya katılmasından sonraki yeni bir aşama olarak sunar. Katılma eyleminin sürdüğünü söylemek yerine zaman çizgisini ileri taşır. Bir eylem, görev veya aşamadan sonra farklı bir eylem ya da aşama geldiğinde go on to do something kullanılabilir. Bu yapı özellikle biyografilerde, kariyer öykülerinde ve olayları sırayla anlatan metinlerde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: After working as a classroom teacher, Maya ____ become the school principal.

Cevabı göster

went on to

He even revolutionized

0:57

Hatta

the Navy's nuclear war tactics

0:58

Donanmanın nükleer savaş taktiklerinde devrim yarattı.

at the height of the Cold War Kalıp ifadeler

1:00

Soğuk Savaş'ın zirvesinde,

in 1957,

1:01

1957'de,

pioneering the haystack concept

1:02

Haystack konseptine öncülük ederek

that made it easier to hide

1:04

uçak gemilerini

aircraft carriers from enemy planes.

1:06

düşman uçaklarından gizlemeyi kolaylaştırdı.

Kalıp ifadeler

at the height of the Cold War: yoğunluğun zirvesini vurgulamak

At the height of the Cold War ifadesindeki height, bir dönemin veya durumun en yoğun, etkin ya da etkili olduğu aşamayı anlatır. Bu ifade 1957’yi yalnızca Soğuk Savaş içindeki bir tarih olarak değil, gerilimin zirvede olduğu dönemin bir parçası olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp at the height of + isim öbeğidir ve kriz, kampanya, sezon veya kariyer gibi sözcüklerle kullanılabilir. Buradaki height fiziksel bir yükseklik değil, mecazi bir anlam taşır.

Alıştırma

Hangi cümle kafenin festivalin en yoğun aşamasında ek çalışan aldığını söylüyor?

  1. The café hired extra workers after the festival.
  2. The café hired extra workers at the height of the festival.
  3. The café hired extra workers at the time of the festival.
Cevabı göster

The café hired extra workers at the height of the festival.

But none of that prepared him Kalıp ifadeler

1:07

Ama bunların hiçbiri onu

for the harrowing ordeal Kalıp ifadeler

1:09

korkunç sınava

that awaited him when he was shot down

1:10

vurularak düşürüldüğünde kendisini bekleyen

over North Vietnam.

1:12

Kuzey Vietnam üzerindeki esarete hazırlamadı.

Kalıp ifadeler

prepared him for: prepare someone for something kalıbı

Prepare someone for something, bir kişiyi daha sonra karşılaşacağı bir durumu göğüslemeye, anlamaya veya yönetmeye hazır hâle getirmek demektir. Hazırlık uygulamalı, zihinsel veya duygusal olabilir. Buradaki none of that prepared him for, önceki deneyiminin daha sonra yaşanacaklar için hâlâ yetersiz olduğunu belirtir; hiç eğitim almadığı anlamına gelmez. Kalıp prepare + kişi + for + isim veya -ing biçimidir: him hazırlanan kişiyi, the harrowing ordeal ise karşılaşacağı durumu gösterir.

Alıştırma

Prepare someone for something kalıbındaki eksik edatı yazarak cümleyi tamamlayın: The safety briefing prepared the hikers ____ the sudden change in weather.

Cevabı göster

for

Kalıp ifadeler

harrowing ordeal: son derece sarsıcı bir deneyim

Ordeal, çoğu zaman kişinin dayanıklılığını sınayacak kadar uzun süren, son derece acı verici, korkutucu veya yorucu bir deneyimdir. Harrowing ise yoğun sıkıntı veya korkuyu vurgulayarak anlamı güçlendirir. Bu cümlede harrowing ordeal, vurulup düşürülmesinden sonra yaşananları yalnızca zor bir görev olarak değil, insanın yaşayabileceği aşırı ağır bir deneyim olarak sunar.

Alıştırma

Son derece acı verici ve korkutucu bir deneyimi anlatan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Being trapped underground for three days was a ____.

Cevabı göster

harrowing ordeal

It was July 18th, 1965

1:13

Tarih 18 Temmuz 1965'ti

and Commander Denton was leading

1:16

ve Komutan Denton

the US 6th Fleet into battle.

1:17

ABD 6. Filosunu savaşa götürüyordu.

They launched from the USS Independence

1:19

Güney Çin Denizi'ndeki

in the South China Sea

1:21

USS Independence'tan havalandılar

and flew into North Vietnam.

1:22

ve Kuzey Vietnam'a uçtular.

By his side was his navigator,

1:24

Yanında seyrüsefer subayı,

Lieutenant Bill Tschudy.

1:25

Teğmen Bill Tschudy vardı.

Their bombing raid quickly

1:26

Bombardıman harekâtları kısa sürede

spiraled out of control. Deyimler

1:28

kontrolden çıktı.

Deyimler

Spiraled out of control: giderek kötüleşip kontrolden çıkmak

Bu cümlede spiraled out of control, bombardıman harekâtının hızla kötüleşip ilgili kişilerin artık onu yönetemez duruma gelmesi anlamındadır. İfade aynı zamanda uçağın gerçekten sarmal biçimde dönmesini çağrıştırır; bu nedenle burada hem gerçek hem mecazi düzeyde işler. Spiral out of control, kontrol kaybını yalnızca son durum olarak değil, giderek büyüyen bir süreç olarak sunar. Maliyetler, duygular, çatışmalar veya krizlerde olduğu gibi, bir sorun başka sorunları tetiklediğinde özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Giderek artan kontrol kaybını vurgulayan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: What began as a minor scheduling problem quickly ____.

Cevabı göster

spiraled out of control

As anti-aircraft guns fired on them,

1:29

Uçaksavar topları onlara ateş açarken,

hit multiple times

1:31

uçakları defalarca vuruldu

their plane began spiraling down

1:32

ve spiral çizerek düşmeye başladı

toward the guns below.

1:33

aşağıdaki toplara doğru.

With only seconds to react, Dilbilgisi

1:35

Tepki vermek için yalnızca birkaç saniyeleri vardı.

they hit the eject buttons on their seats

1:36

Koltuklarının fırlatma düğmelerine bastılar

and parachuted into enemy territory.

1:38

ve paraşütle düşman bölgesine indiler.

Dilbilgisi

With only seconds to react: tepki vermek için yalnızca birkaç saniye varken

With only seconds to react, cümlenin başında arka plan koşulunu veren bir yapıdır. With bir koşul sunar, only seconds kullanılabilecek sürenin çok sınırlı olduğunu belirtir, to react ise bu sürenin hangi eylem için kullanılabileceğini açıklar. Bu ifade ana cümleden önce aciliyet yaratır. Burada to react, seconds ögesini niteler; fırlatma düğmelerine basmanın amacını belirtmez. Yeniden kullanılabilen kalıp With only + miktar veya kaynak + to + fiil, özne + eylem şeklindedir.

Alıştırma

Zaman baskısı kalıbını tamamlayın: With ____ two minutes ____ respond, the technician checked the emergency instructions first.

Cevabı göster

only · to

They landed in the village of Thanh Hoa,

1:41

Thanh Hoa köyüne indiler,

near Hanoi,

1:43

Hanoi yakınlarına,

and soon found himself surrounded

1:44

ve Denton kısa süre sonra kendini

by enemy soldiers.

1:45

düşman askerleriyle çevrili buldu.

Outmanned and outgunned, Kelime

1:46

Sayı ve silah gücü bakımından gerideydiler,

they had no choice but to surrender Dilbilgisi

1:48

bu yüzden teslim olmaktan başka çareleri yoktu.

and Jeremiah Denton became one

1:50

Böylece Jeremiah Denton,

of the highest ranking prisoners of war

1:51

Vietnam Savaşı'ndaki en yüksek rütbeli savaş esirlerinden

in the Vietnam War.

1:53

biri oldu.

Kelime

Outmanned and outgunned: rakibin gerisinde kalma anlamındaki out-

Outmanned, karşı tarafın daha fazla personele sahip olduğunu; outgunned ise daha güçlü ya da daha çok silaha sahip olduğunu belirtir. Buradaki out-, dışarı doğru hareketi değil, belirli bir açıdan rakibin gerisinde kalmayı ifade eder. out- ile geçmiş zaman ortacı biçimindeki iki eşleşen yapı paralel bir çift oluşturur. Ana cümleden önce kullanılarak teslim olmayı kaçınılmaz kılan dezavantajı özetler; bu kalıp askerî alanın dışındaki eşitsiz mücadeleleri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede Outmanned and outgunned iki taraf hakkında ne anlatıyor?

  1. Onların tarafı, karşı tarafa göre daha az personele ama daha güçlü ateş gücüne sahipti.
  2. Onların tarafı, karşı tarafa göre daha fazla personele ama daha zayıf ateş gücüne sahipti.
  3. Onların tarafı, karşı tarafa göre daha az personele ve daha zayıf ateş gücüne sahipti.
Cevabı göster

Onların tarafı, karşı tarafa göre daha az personele ve daha zayıf ateş gücüne sahipti.

Dilbilgisi

had no choice but to + fiil

Had no choice but to surrender, koşulların teslim olmayı tek gerçekçi seçenek hâline getirdiği anlamına gelir. Kalıp, have no choice but to ve ardından fiilin yalın biçimidir; burada had geçmiş zamanı belirtir, surrender ise to sonrasındaki yalın fiildir. Bu yapıda but, karşıtlık bildiren yeni bir cümlecik başlatmak yerine dışında anlamına gelir. İfade, eylemi zorunlu veya kaçınılmaz olarak sunar ve çoğu zaman isteksizce alınmış bir kararı açıklar ya da gerekçelendirir.

Alıştırma

Cümleyi have no choice but to kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: With the only road flooded, we ____ turn back.

Cevabı göster

had no choice but to

Denton and Tschudy were held

1:54

Denton ve Tschudy

in the notorious prison camp

1:56

kötü şöhretli esir kampında tutuldu.

known as the Zoo, Kültür

1:57

Zoo adıyla bilinen bu yer,

one of the most feared prisons

1:59

savaş bölgesindeki en korkulan hapishanelerden

in the war zone.

2:00

biriydi.

Kültür

known as the Zoo: bir esir kampının lakabını tanıtma

Bu tarihsel bağlamda özel ad olarak büyük harfle yazılan the Zoo, belirli bir esir kampının lakabıdır; Denton ve Tschudy'nin gerçek bir hayvanat bahçesinde tutulduğu anlamına gelmez. Known as, bir kişinin, yerin veya şeyin yaygın olarak tanındığı adı ya da etiketi belirtir. Burada known as the Zoo, “yaygın olarak the Zoo diye adlandırılan” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümlede known as the Zoo bize neyi anlatıyor?

  1. Esir kampı hayvanat bahçesi hayvanları beslemesiyle ünlüydü.
  2. Esir kampına yaygın olarak the Zoo deniyordu.
  3. Esirler gerçek bir hayvanat bahçesinde tutuluyordu.
Cevabı göster

Esir kampına yaygın olarak the Zoo deniyordu.

From the beginning,

2:01

En başından beri

conditions were designed to break them down Öbek fiiller

2:02

koşullar onların iradesini kırmak

and get the prisoners to share information Dilbilgisi

2:04

ve esirleri bilgi vermeye zorlamak üzere tasarlanmıştı,

on US military operations.

2:05

ABD'nin askerî operasyonları hakkında.

Öbek fiiller

break them down: psikolojik direnci kırmak

Bu cümlede break them down, esirlerin bilgi vermesini sağlamak için uzun süreli baskıyla zihinsel veya duygusal dirençlerini kırmak anlamına gelir. İnsanları fiziksel olarak parçalara ayırmayı anlatmaz. Bu ifade ayrılabilen break + someone + down kalıbını kullanır. Nesne bir zamir olduğunda zamir fiille parçacığın arasına gelmelidir: break them down doğrudur, break down them değildir.

Alıştırma

break down ve him zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: After hours of intimidation, they were still trying to ____.

Cevabı göster

break him down

Dilbilgisi

get the prisoners to share: get + kişi + to-infinitive

Get + kişi + to + fiilin yalın hâli, o kişinin bir eylemde bulunmasını sağlamak, onu ikna etmek, eylemi için düzenleme yapmak veya ona baskı uygulamak anlamına gelir. get'ten sonra gelen kişi eylemi yapar: bilgiyi paylaşanlar esirlerdir ve share'den önce to bulunmalıdır. Get tek başına belirli bir yöntemi göstermez. Bu cümlede esirleri yıldırmak için tasarlanan koşullar, anlama zorlama boyutu katar: amaç, bilgi vermeleri için onlara baskı uygulamak veya onları zorlamaktır.

Alıştırma

Cümleyi get fiilinin geçmiş hâli ve gerekli mastar işaretiyle tamamlayın: With a clear explanation, Nina ____ the committee ____ reconsider the proposal.

Cevabı göster

got · to

Denton was held in solitary confinement,

2:07

Denton tek başına tutuluyor,

often in darkness.

2:09

çoğu zaman karanlıkta bırakılıyordu.

Prisoners were regularly shackled

2:11

Esirler düzenli olarak

with leg irons

2:12

ayaklarından prangalanıyor,

and beaten with bamboo poles

2:13

bambu sopalarla

and rubber whips.

2:14

ve kauçuk kamçılarla dövülüyordu.

Denton would be frequently interrogated

2:16

Denton sık sık sorgulanıyordu

by his captors,

2:17

kendisini esir alanlar tarafından,

but stayed steadfast. Kalıp ifadeler

2:18

ama kararlılığını koruyordu.

Kalıp ifadeler

stayed steadfast: baskı altında sarsılmadan kalmak

Stay + sıfat, o durumda kalmayı sürdürmek anlamına gelir. Steadfast; baskı altında zayıflamayan veya değişmeyen bir kişiyi, bağlılığı, inancı ya da tutumu anlatır. Burada stayed steadfast, tekrarlanan sorgulamaların Denton'ın kararlılığını sarsmadığını ifade eder. Bedenin hareketsiz kalmasını değil, sağlam bir bağlılık veya kararlılığı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede stayed steadfast, bir bağlılığın baskı altında değişmediği anlamında kullanılmıştır?

  1. Even after heavy criticism, Maya stayed steadfast in her commitment to report the facts.
  2. Maya stood still while the photographer adjusted the camera.
  3. During the long hike, Maya stayed strong enough to carry her pack.
Cevabı göster

Even after heavy criticism, Maya stayed steadfast in her commitment to report the facts.

He'd give them nothing but his name, Dilbilgisi

2:20

Onlara yalnızca adını,

rank, and serial number,

2:21

rütbesini ve sicil numarasını veriyordu,

as he'd been taught in military training.

2:22

tıpkı askerî eğitimde öğretildiği gibi.

Dilbilgisi

nothing but: “yalnızca, başka hiçbir şey değil”

Bu cümlede nothing but, “yalnızca; bundan fazlası değil” anlamına gelir. Denton'ın vereceği bilgiyi üç kimlik bilgisiyle sınırlar ve diğer tüm bilgileri dışarıda bırakır. Buradaki but, karşıtlık kuran bağlaç değildir; eski edat anlamıyla “hariç” demektir. nothing but + isim öbeği kalıbı, sınırlamayı çoğu zaman only sözcüğünden daha güçlü vurgular.

Alıştırma

“Yalnızca ve başka hiçbir şey değil” anlamındaki vurgulu ifadeyle cümleyi tamamlayın: The witness gave the reporter ____ his name and job title.

Cevabı göster

nothing but

Denton's resistance in the face of the abuse Deyimler

2:25

Denton'ın istismara karşı direnişi

gave courage to his fellow captives.

2:27

diğer esirlere cesaret verdi.

Deyimler

in the face of: zorluğa rağmen harekete geçmek

Bu cümlede in the face of the abuse, “kötü muameleyle karşı karşıya kalmasına rağmen” anlamına gelir. Bu ifade kötü muameleyi bir zorluk olarak sunar ve Denton'ın direnişinin bu baskı altında sürdüğünü gösterir. Başka durumlara aktarılabilen in the face of + isim öbeği kalıbı; birinin karşısında harekete geçtiği veya kararlılığını koruduğu bir tehdit, engel, muhalefet ya da başka bir zor koşulu tanıtır.

Alıştırma

“Bir şeyle karşı karşıya kalmasına rağmen” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ severe budget cuts, the clinic kept all emergency services open.

Cevabı göster

In the face of

And he quickly became a leader

2:29

Kısa sürede bir lidere dönüştü

among the other American POWs.

2:30

diğer Amerikalı savaş esirleri arasında.

Increasingly frustrated,

2:32

Giderek daha fazla öfkelenen

the North Vietnamese prison guards

2:33

Kuzey Vietnamlı hapishane gardiyanları

decided on a show of force Kalıp ifadeler

2:35

güç gösterisi yapmaya karar verdi

to break their captives down.

2:36

esirlerinin iradesini kırmak için.

Kalıp ifadeler

A show of force: güçle verilen görünür bir uyarı

Bu cümlede a show of force, tutsakları korkutmak ve dirençlerini zayıflatmak amacıyla gücün görünür ve kasıtlı biçimde sergilenmesi demektir. Buradaki show, “sergileme” anlamında bir isimdir; eğlence gösterisi değildir. a show of force kalıbı; bir hükûmet, ordu, polis gücü veya başka bir otorite uyarı olarak gücünü açıkça gösterdiğinde sık kullanılır. Vurgu, gücün sergilenmesi ve bunun yıldırıcı etkisindedir; kuvvetin zaten fiilen kullanıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The navy sailed near the coast as a show of force” cümlesinde a show of force ne anlama gelir?

  1. Uyarmak veya yıldırmak amacıyla gücün görünür biçimde sergilenmesi
  2. Birine karşı fiziksel gücün gerçekten kullanılması
  3. Halka açık bir eğlence gösterisi
Cevabı göster

Uyarmak veya yıldırmak amacıyla gücün görünür biçimde sergilenmesi

They would hold a press conference Kalıp ifadeler

2:37

Bir basın toplantısı düzenleyeceklerdi.

where the captured soldiers would be used

2:39

Yakalanan askerler

as propaganda against their own country

2:41

kendi ülkelerine karşı propaganda amacıyla kullanılacak,

and the stubborn Commander Denton

2:43

inatçı Komutan Denton ise

would be the star attraction. Deyimler

2:44

başlıca ilgi odağı olacaktı.

Kalıp ifadeler

Hold a press conference: etkinliği düzenlemek ve yürütmek

Burada hold a press conference, medya için resmî bir etkinlik düzenlemek ve yürütmek anlamına gelir. Hold, hold a meeting ifadesinde olduğu gibi bir etkinlik fiili olarak kullanılır; bir şeyi elle tutmak anlamında değildir. Yaygın yapı özne + hold a press conference şeklindedir ve ardından çoğu zaman zaman, yer veya amaç gelir. Bu ifade yalnızca etkinliğin düzenlendiğini belirtir; görüşmenin açık, adil veya gönüllü olduğunu tek başına söylemez.

Alıştırma

Cümleyi hold ile başlayan hedef eşdizimle tamamlayın: The company will ____ at noon to answer reporters' questions.

Cevabı göster

hold a press conference

Deyimler

star attraction: öne çıkarılan başlıca ilgi odağı

Bu cümlede star attraction, ana odak olarak sunulan ve en fazla ilgiyi çekmesi beklenen kişi anlamına gelir. Buradaki star mecazidir; eğlence dünyasından ünlü bir kişi demek değildir. Denton bir propaganda etkinliğine zorla çıkarıldığı için normalde olumlu olan bu ifade karanlık bir ironi kazanır. Ona bir savaş esiri olarak değil, sergilenecek başlıca gösteri unsuru gibi davranılır.

Alıştırma

“The science museum's star attraction is a moon rock,” cümlesinde star attraction ne anlama gelir?

  1. En önemsiz sergi parçası
  2. Ünlü bir oyuncuya ait bir taş
  3. En fazla ilgiyi çekmesi beklenen sergi parçası
Cevabı göster

En fazla ilgiyi çekmesi beklenen sergi parçası

It was May 2nd, 1966

2:46

Tarih 2 Mayıs 1966'ydı.

when Denton and several of his fellow soldiers

2:48

Denton ve birkaç silah arkadaşı

were hauled out of their cells Öbek fiiller

2:50

hücrelerinden sürüklenerek çıkarıldı

and brought before a visiting Japanese reporter

2:51

ve ziyarete gelen Japon bir muhabirin karşısına götürüldü.

who asked them questions about their treatment.

2:54

Muhabir, gördükleri muameleyi sordu.

Öbek fiiller

hauled out of their cells: hücrelerinden zorla çıkarılmaları

Haul someone out of a place, birini çoğu zaman iradesine karşı güç kullanarak veya ciddi fiziksel çabayla bir yerden çıkarmak anlamına gelir. Buradaki hauled out of their cells edilgen yapıdadır: Eyleme Denton ve diğerleri maruz kalır, eylemi yapan gardiyanlarsa belirtilmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp haul + kişi + out of + yer şeklindedir. Sıradan bir hareketi anlatmak yerine kaba, zorlayıcı veya zahmetli bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın. Haul fiilinin geçmiş zamanını kullanın ve the man yerine bir zamir getirin: “The officers grabbed the man and ____ the room.”

Cevabı göster

hauled him out of

The North Vietnamese soldiers were on-site,

2:56

Kuzey Vietnamlı askerler oradaydı,

watching their every word. Deyimler

2:58

söyledikleri her kelimeyi izliyorlardı.

Deyimler

watching their every word: söyledikleri her sözü gözetlemek

Bu cümlede watching their every word, gözetlenen kişilerin söylediği her şeyi çok yakından izlemek anlamına gelir. Buradaki watch, yazılı kelimelere bakmak değil, konuşmayı denetlemek demektir. someone's every word yapısında every, tekil word ismiyle kullanılır ve tek bir kelimenin bile atlanmadığını vurgular. Bu cümlede konuşan kişilerin konuşma özgürlüğünün çok az olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Bir güvenlik görevlisi ziyaretçinin söylediği her şeyi dikkatle izliyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The officer is ___.

  1. hanging on the visitor's every word
  2. listening to the visitor's every word
  3. watching the visitor's every move
  4. watching the visitor's every word
Cevabı göster

watching the visitor's every word

The reporter prodded Denton to give his opinion Ton ve niyet

2:59

Muhabir, Denton'ı görüşünü açıklamaya zorladı

Ton ve niyet

prodded Denton to give his opinion: Denton'ı fikrini söylemeye sıkıştırmak

Bu cümlede prodded Denton to give his opinion, muhabirin Denton cevap verene kadar onu zorladığı ve sıkıştırdığı anlamına gelir. Prod burada mecaz anlamdadır; onu fiziksel olarak dürtmekten söz edilmez ve soru tamamen tarafsız değildir. prod + kişi + to + fiil yapısı, baskı gören kişiyi ve ondan beklenen eylemi gösterir. Bu cümlede Denton'ı bir görüş belirtmeye yöneltmek için uygulanan ısrarcı baskı vurgulanır.

Alıştırma

Konuk sorudan kaçınmaya devam etti, bu yüzden sunucu belirgin bir baskı uyguladı. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The host ___.

  1. invited the guest to answer
  2. prodded the guest to answer
  3. encouraged the guest to answer
  4. asked the guest to answer
Cevabı göster

prodded the guest to answer

on his government's actions,

3:01

hükümetinin eylemleri hakkında,

but Denton defied his captors

3:02

ama Denton kendisini esir alanlara meydan okudu

and stated that he stood with United States.

3:04

ve ABD'nin yanında olduğunu söyledi.

He knew the interview was drawing to a close Kalıp ifadeler

3:06

Röportajın sona yaklaştığını biliyordu

and would likely face more torture

3:08

ve meydan okuyuşu yüzünden muhtemelen

for his defiance.

3:10

daha fazla işkence görecekti.

Kalıp ifadeler

drawing to a close: yavaş yavaş sona yaklaşmak

Bu cümlede drawing to a close, yavaş yavaş sona yaklaşmak anlamına gelir. Röportaj henüz tamamen bitmiş olmayabilir, ancak çok az zaman kalmıştır. Kalıp, olay veya dönem + draw + to a close şeklindedir. Draw burada gerçek anlamıyla kullanılmaz; a close bir son anlamındadır. Yalnızca end demekten farklı olarak bu ifade, bitiş noktasına doğru ilerlemeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi draw to a close ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: As the conference ____, the chair thanked everyone for attending.

Cevabı göster

drew to a close

This might be his last chance Kalıp ifadeler

3:11

Bu, son şansı olabilirdi

to get a message out to US command,

3:12

ABD komutanlığına mesaj göndermek için,

but saying the wrong word

3:14

ama yanlış bir kelime söylemek

would end the interview and risk his life. Kalıp ifadeler

3:15

röportajı bitirir ve hayatını tehlikeye atardı.

Kalıp ifadeler

last chance to + fiil: son fırsat

last chance to + fiilin yalın hâli yapısında last chance, geriye kalan son fırsat demektir; mastar da yapılacak eylemi belirtir. Buradaki eylem get a message out ifadesidir. Röportaj bittiğinde bu fırsat ortadan kalkabilir. Bu yapı bir iyelik ifadesinden sonra gelebilir: his last chance to get a message out, your last chance to apply. Burada last, geriye kalan son anlamındadır; geçmişteki en yakın zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi last chance to ifadesiyle tamamlayın: The application closes at midnight, so this is your ____ submit it.

Cevabı göster

last chance to

Kalıp ifadeler

risk his life: ölümcül tehlike yaratan bir eylem

Bu cümlede risk his life, “hayatını tehlikeye atmak ve ölüm ihtimali yaratmak” anlamına gelir. his iyelik belirleyicisi, güvenliği tehdit altında olan kişiyi gösterir. Kalıp risk + iyelik belirleyicisi + life şeklindedir. Tehlike kasıtlı olmasa bile ölüm ihtimalini bir eylem veya kararla ilişkilendirir; bu nedenle yalnızca birinin be in danger olduğunu söylemekten daha çok eyleme odaklanır.

Alıştırma

İyelik belirleyicisini özneye göre değiştirerek risk + possessive + life hedef kalıbını tamamlayın: The rescue pilot knew she might ____ by flying into the storm.

Cevabı göster

risk her life

But the North Vietnamese didn't know

3:17

Ancak Kuzey Vietnamlılar bilmiyordu

Denton had a secret weapon. Deyimler

3:19

Denton'ın gizli bir silahı olduğunu.

Deyimler

secret weapon: gerçek bir silah değil, gizli bir avantaj

Burada secret weapon, karşı tarafın bilmediği için birine avantaj sağlayan yetenek, yöntem veya kaynak için kullanılan bir mecazdır. Fiziksel bir silahı ifade etmez. Bu ifade, gizli avantajın ne olduğu açıklanmadan önce ona bir ad vererek merak ve gerilim yaratır. Daha genel olarak, bir kişinin veya grubun başarılı olmasına yardımcı olan beklenmedik bir güçlü yönü anlatabilir.

Alıştırma

“Her calm voice is her secret weapon during difficult negotiations,” cümlesinde secret weapon ne anlama gelir?

  1. Herkesin uyması gereken kamuya açık bir kural
  2. Gizlice taşıdığı fiziksel bir silah
  3. Saklamaya çalıştığı bir zayıflık
  4. Başarılı olmasına yardımcı olan gizli bir avantaj
Cevabı göster

Başarılı olmasına yardımcı olan gizli bir avantaj

He knew Morse code. Kültür

3:21

Mors alfabesini biliyordu.

Thinking fast,

3:22

Hızla düşünen Denton,

Denton remembered the rudimentary system

3:23

basit sistemi hatırladı:

of dots and dashes

3:24

noktalardan ve çizgilerden oluşan

used to encode text characters.

3:25

metin karakterlerini kodlama sistemini.

Kültür

Mors kodu: karakterleri nokta ve çizgilerle kodlama

Mors kodu, harflerin ve diğer metin karakterlerinin geleneksel olarak nokta ve çizgi adı verilen kısa ve uzun sinyal düzenleriyle temsil edildiği bir karakter kodlama sistemidir. Bu cümlede Denton, bu bilgi sayesinde kısa ve uzun göz kırpmalarını sinyal birimleri olarak değerlendirebilir ve bunların sırasını yeniden metne dönüştürebilir. Mors kodu görünür sinyallerle iletilebilir; bir koddur, konuşma dili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede Mors kodu Denton'a ne sağlar?

  1. Metin karakterlerini kısa ve uzun sinyal düzenleriyle temsil eden bir sistem
  2. Yalnızca radyo aracılığıyla iletilebilen gizli bir alfabe
  3. Her sözcüğü tek bir göz kırpmaya çeviren bir yöntem
  4. Yalnızca nokta ve çizgi sözcüklerinden oluşan bir konuşma dili
Cevabı göster

Metin karakterlerini kısa ve uzun sinyal düzenleriyle temsil eden bir sistem

Without missing a beat in the interview, Deyimler

3:27

Röportajın akışını hiç bozmadan,

he translated that code into a series of blinks. Kalıp ifadeler

3:29

kodu bir dizi göz kırpışına çevirdi.

Deyimler

Without missing a beat: duraksamadan devam etmek

Without missing a beat, duraksamadan veya akışı kaybetmeden devam etmek anlamına gelen bir deyimdir. Beklenmedik bir durum tereddüde yol açabilecek olsa bile eylemin sorunsuz biçimde sürmesini anlatır. Burada Denton'ın röportajı normal şekilde sürdürürken kodu hemen göz kırpmalarına çevirdiğini gösterir. Vurgu yalnızca hızda değil, kesintisiz devamlılıkta ve soğukkanlılıktadır; beat sözcüğü de gerçek anlamda müzik ritmini ifade etmez.

Alıştırma

“Duraksamadan veya akışı kaybetmeden” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: When the client challenged her estimate, Priya replied ____ and calmly showed the data.

Cevabı göster

without missing a beat

Kalıp ifadeler

translate X into Y: bilginin biçimini değiştirmek

translated that code into a series of blinks ifadesinde translate X into Y, temel bilgiyi koruyarak X’i bir temsil biçiminden Y’ye dönüştürmek demektir. Burada kod başka bir doğal dile çevrilmiyor; göz kırpmalarla ifade ediliyor. Kalıp translate + nesne + into + sonuç veya yeni biçim şeklindedir. Veriler, sinyaller, fikirler, tasarımlar ve aynı içeriğin farklı bir biçimde kullanılabilir ya da görünür hâle getirildiği başka durumlarda da doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Temsil biçimindeki değişikliği göstermek için cümleyi translate fiilinin geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Yesterday, the dashboard ____ the raw measurements ____ an easy-to-read graph.

Cevabı göster

translated · into

Quick blinks for dots,

3:32

Noktalar için kısa göz kırpışlar,

long blinks for dashes,

3:33

çizgiler için uzun göz kırpışlar kullandı

and sent out a one-word message

3:34

ve tek kelimelik bir mesaj gönderdi.

he hoped someone back home would figure out. Öbek fiiller

3:36

Umarım ülkesindeki biri çözerdi.

Öbek fiiller

figure out: düşünerek veya ipuçlarıyla cevaba ulaşmak

Figure out, düşünerek, kanıtları analiz ederek veya ipuçlarını takip ederek bir şeyi anlamak, keşfetmek ya da çözmek demektir. Burada umulan sonuç, birinin tek kelimelik mesajı çözerek anlamasıdır. Genellikle nesne olarak bir isim veya dolaylı soru yan cümlesi alır: figure out the code; figure out what happened; figure out how it works.

Alıştırma

Hangi cümle cevaba ipuçları analiz edilerek ulaşıldığını en iyi vurgular?

  1. We already knew what the symbols meant.
  2. We wrote down the symbols without interpreting them.
  3. We finally figured out what the symbols meant.
Cevabı göster

We finally figured out what the symbols meant.

A long blink, T.

3:38

Uzun bir göz kırpış: T.

Three long blinks, O.

3:40

Üç uzun göz kırpış: O.

A short blink, a long blink,

3:41

Bir kısa, bir uzun

and a short blink, R.

3:43

ve bir kısa: R.

A long blink, T.

3:45

Bir uzun: T.

Two short blinks followed by a long blink, U. Kalıp ifadeler

3:46

İki kısa ve ardından bir uzun: U.

Kalıp ifadeler

followed by: iki kısa yanıp sönmenin ardından bir uzun yanıp sönme

followed by, ilk öğeden sonra bir sonraki öğenin geldiğini gösteren bir geçmiş zaman ortacı yapısıdır: A followed by B, önce A'nın, ardından B'nin geldiği anlamına gelir. Bu cümlede önce iki kısa yanıp sönme, ardından bir uzun yanıp sönme vardır. Bu yapı, birinin bir şeyi takip etmesinden çok sırayı anlatır; bu nedenle eylemi yapan kişiyi belirtmek gerekmez. Sinyalleri, adımları, listeleri ve zaman çizelgelerini açıklamak için kullanılır; burada U harfinin sinyal düzenini anlatır.

Alıştırma

İki sözcüklü sıra ifadesini tamamlayın: The routine includes a warm-up, ____ a short sprint.

Cevabı göster

followed by

A short blink, a long blink,

3:49

Bir kısa, bir uzun

and a short blink, R.

3:51

ve bir kısa: R.

A short blink, E.

3:52

Bir kısa: E.

Torture.

3:54

İşkence.

This was the first communication

3:54

Bu, savaş esirlerinden

from the prisoners of war to the world

3:56

dünyaya ulaşan ilk iletiydi

that they were being tortured.

3:58

ve işkence gördüklerini bildiriyordu.

And Denton was lucky that his captors

3:59

Neyse ki Denton'ı esir alanlar

did not figure out what he was doing.

4:01

ne yaptığını anlayamadı.

The message was broadcast across the world

4:02

Mesaj tüm dünyada yayımlandı

and US Navy personnel quickly figured it out.

4:05

ve ABD Donanması personeli onu hızla çözdü.

The word was out Deyimler

4:07

Haber dışarı çıkmıştı

and pressure was mounting around the world Deyimler

4:08

ve dünya genelinde baskı artıyordu

for the release or better treatment

4:10

savaş esirlerinin serbest bırakılması ya da daha iyi muamele görmesi

of the prisoners of war.

4:11

için.

Deyimler

The word was out: haber yayılmıştı

The word was out, bir haberin veya bilginin kamuya açık hâle geldiğini ya da geniş ölçüde bilindiğini anlatan deyimsel bir ifadedir. Burada the word tek bir sözcük değil haberi, out ise artık gizli tutulmadığını anlatır; fiziksel bir konumu belirtmez. Cümle geçmiş zamandadır ve o noktada bilginin zaten bilindiğini gösterir. Bu ortak bilgi durumu, harekete geçilmesi yönündeki baskının neden artabildiğini açıklar.

Alıştırma

Bu yeni cümlede The word was out ne anlama geliyor? The word was out about the surprise concert.

  1. Tek bir sözcük dışarıdaydı
  2. Haber duyulmuştu
  3. Haber hâlâ gizliydi
Cevabı göster

Haber duyulmuştu

Deyimler

pressure was mounting: baskı giderek artıyordu

pressure was mounting, baskıyı yavaş yavaş yükselen bir güç gibi anlatır. Birine yöneltilen taleplerin, eleştirilerin veya beklentilerin zamanla güçlendiğini ifade eder. Was mounting, tek bir anda gerçekleşen artışı değil, devam eden bir değişimi vurgular. Bu cümlede esirlerin serbest bırakılması veya daha iyi muamele görmesi için uluslararası baskı yoğunlaşmış ve aciliyet duygusu artmıştır.

Alıştırma

'As more customers complained, pressure was mounting on the company to explain the delay' cümlesinde pressure was mounting ne anlama gelir?

  1. Şirket bir şeye fiziksel olarak daha güçlü bastırıyordu.
  2. Gecikme daha kısa hâle geliyordu.
  3. Şirkete yönelik talepler giderek güçleniyordu.
Cevabı göster

Şirkete yönelik talepler giderek güçleniyordu.

But the hard times were just beginning

4:13

Ama zor günler daha yeni başlıyordu

for Jeremiah Denton.

4:14

Jeremiah Denton için.

His defiance during the interviews

4:15

Röportajlar sırasındaki meydan okuyuşu

was harshly punished,

4:17

ağır biçimde cezalandırıldı,

but he remained steadfast

4:18

ama kararlılıkla direnmeyi sürdürdü

against the abuse by the guards.

4:19

gardiyanların istismarına karşı.

Extended sessions of solitary confinement

4:21

Uzun süreli tek kişilik hücre cezaları

became more common

4:23

daha sık uygulanmaya başladı

and he was transferred

4:24

ve Denton sürekli nakledildi

from one notorious prison to another. Dilbilgisi

4:25

kötü şöhretli bir hapishaneden diğerine.

Dilbilgisi

from one notorious prison to another: kötü şöhretli bir hapishaneden diğerine

from one ... to another yapısı, bir kategorinin bir üyesinden aynı kategorinin farklı bir üyesine geçişi gösterir. One başlangıçtaki üyeyi belirtir, another ise aynı türden farklı bir üyeyi tanıtır. Bu cümlede yapı, hapishaneler arasındaki nakli anlatır ve birden fazla nakil dizisini ima edebilir. Another, hapishanelerin tam olarak iki tane olduğu anlamına gelmez; sıradaki başka hapishaneyi gösterir. Notorious, çok kötü bir üne sahip olmasıyla geniş çapta bilinen demektir.

Alıştırma

'He was transferred from one notorious prison to another' cümlesinde another ne anlama gelir?

  1. Dinleyicinin zaten bildiği belirli bir çiftteki ikinci hapishane.
  2. Aynı türden farklı bir hapishane.
  3. Var olan tek diğer hapishane.
Cevabı göster

Aynı türden farklı bir hapishane.

Two months after his interview,

4:27

Röportajdan iki ay sonra,

he and his men were forced to participate

4:28

o ve adamları katılmaya zorlandı

in the infamous Hanoi March, Kültür

4:30

kötü şöhretli Hanoi Yürüyüşü'ne.

where dozens of POWs were marched

4:32

Onlarca savaş esiri yürütüldü

through the streets of Hanoi.

4:34

Hanoi sokaklarında.

Kültür

the infamous Hanoi March: kötü şöhretli Hanoi Yürüyüşü

Burada Hanoi March, savaş esirlerinin Hanoi'de halkın önünde yürümeye zorlandığı ve sivillerin saldırılarına maruz bırakıldığı tarihî bir olayın adıdır. Bu nedenle March, mart ayını veya sıradan ve gönüllü bir gösteriyi değil, zorla yaptırılan bir yürüyüşü ifade eder. Infamous, zalimce veya utanç verici bir şey nedeniyle yaygın biçimde tanınan demektir. Yalnızca olayın ünlü olduğunu söylemez; olay hakkındaki açık olumsuz yargıyı da bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede the infamous Hanoi March neyi ifade ediyor?

  1. Savaş esirlerinin Hanoi'de halkın önünde yürümeye zorlandığı kötü şöhretli tarihî bir olay
  2. Mart ayında düzenlenen gönüllü bir halk gösterisi
  3. Hanoi'de yapılan sıradan bir askerî röportaj
Cevabı göster

Savaş esirlerinin Hanoi'de halkın önünde yürümeye zorlandığı kötü şöhretli tarihî bir olay

They were met with thousands

4:35

Onları binlerce

of enraged Vietnamese civilians

4:36

öfkeli Vietnamlı sivil karşıladı.

who pelted them with bottles and stones Kelime

4:38

Üzerlerine şişeler ve taşlar yağdırdılar

and beat them with sticks.

4:40

ve onları sopalarla dövdüler.

Kelime

pelted them with: onları cisim yağmuruna tuttu

Pelt someone or something with objects, bir hedefe çok sayıda nesneyi tekrar tekrar ve güçlü biçimde fırlatmak anlamına gelir. pelted them with bottles and stones ifadesinde them hedeftir; bottles and stones ise fırlatılan nesnelerdir. Yeniden kullanılabilir kalıp pelt + hedef + with + fırlatılan nesne biçimindedir. Bu fiil, tarafsız throw fiilinin tek başına anlatmadığı yoğun ve devamlı bir saldırı hissi ekler.

Alıştırma

Hedef otobüstü. Cümleyi pelt ... with kalıbıyla tamamlayın: During the protest, the crowd ____ eggs.

Cevabı göster

pelted the bus with

Denton and his men barely escaped Deyimler

4:41

Denton ve adamları kıl payı

with their lives.

4:43

canlarını kurtardı.

Deyimler

Canını zor kurtarıp kaçmak

escape with one's life ifadesi, hayatı tehdit eden bir durumdan canlı olarak kurtulup kaçmak anlamına gelir. Bu cümlede their lives, adamların hayatta kalmasını anlatır; yanlarında taşıdıkları bir şeyi anlatmaz. barely, kaçışın kıl payı başarılı olduğunu gösterir: Hayatta kalmışlardır ama ölmenin eşiğine çok yaklaşmışlardır. Bu yapı bir kişinin veya grubun felaketten, saldırıdan ya da başka aşırı tehlikeli bir durumdan kaçışını anlatabilir.

Alıştırma

The climbers barely escaped with their lives after the avalanche cümlesinde barely escaped with their lives ne anlama gelir?

  1. Çığdan sonra tutuklandılar.
  2. Hayatlarını dağların dışına taşıdılar.
  3. Çığ çok uzakta olduğu için kolayca kaçtılar.
  4. Hayati tehlike içeren bir olaydan kıl payı sağ kurtuldular.
Cevabı göster

Hayati tehlike içeren bir olaydan kıl payı sağ kurtuldular.

The Hanoi March was filmed

4:44

Hanoi Yürüyüşü görüntülendi

by European journalists

4:45

Avrupalı gazeteciler tarafından

and added to the mounting outrage Kalıp ifadeler

4:46

ve giderek büyüyen öfkeyi artırdı

against the North Vietnamese.

4:48

Kuzey Vietnamlılara karşı.

Kalıp ifadeler

Giderek büyüyen öfkeyi artırmak

add to + isim kalıbı, zaten var olan bir şeyi artırmak veya yoğunlaştırmak anlamına gelir. Burada görüntülenen olay, Kuzey Vietnamlılara karşı zaten var olan öfkeyi daha da güçlendiren başka bir etken olmuştur; olayın kelimenin tam anlamıyla bir listeye konması söz konusu değildir. mounting, zaman içinde artan anlamına gelir; bu nedenle mounting outrage zaten büyümekte olan öfke demektir. add to + soyut isim kalıbı, bir olayın, gerçeğin veya eylemin bir sorunu nasıl kötüleştirdiğini ya da bir tepkiyi nasıl güçlendirdiğini göstermek için kullanışlıdır.

Alıştırma

The sudden delay added to the growing frustration cümlesinde added to ne anlama gelir?

  1. Henüz başlamamış bir duyguyu anlattı.
  2. Zaten var olan bir duyguyu daha güçlü hâle getirdi.
  3. Duyguyu tamamen ortadan kaldırdı.
  4. Duyguyu bir koleksiyonun içine koydu.
Cevabı göster

Zaten var olan bir duyguyu daha güçlü hâle getirdi.

Under global pressure,

4:49

Küresel baskı altında

the torture stopped.

4:50

işkence durdu.

Denton spent years more in prison,

4:51

Denton hapiste daha yıllarca kaldı,

but he and his fellow men

4:53

ama o ve arkadaşları

didn't have to fear extreme abuse every day. Dilbilgisi

4:54

artık her gün ağır istismardan korkmak zorunda değildi.

Dilbilgisi

didn't have to: geçmişte gerekmiyordu

Didn't have to, geçmişte bir şeyi yapmanın veya bir durumu yaşamanın gerekli ya da zorunlu olmadığını anlatır. Bu cümlede Denton ve diğer tutuklular hâlâ hapisteydi, ancak her gün aşırı kötü muamele görme tehdidi altında yaşamak zorunda değillerdi. Bu ifade onların hiç korkmadığını ya da kötü muamelenin hiç yaşanmadığını söylemez. Sadece her gün aşırı kötü muameleyle karşılaşmanın veya bundan korkmanın sürekli ve kaçınılmaz bir durum olmadığını belirtir.

Alıştırma

Müzede çocuklar için giriş ücretsizdi, bu yüzden sınıfın bilet ___ gerekmedi.

  1. didn't have to
  2. mustn't
  3. wasn't allowed to
Cevabı göster

didn't have to

He didn't know his blinked message

4:57

Göz kırparak gönderdiği mesajın

had gotten out

4:58

dışarı ulaştığını bilmiyordu

until February 12th, 1973.

4:59

12 Şubat 1973'e kadar.

After almost eight years in prison,

5:02

Neredeyse sekiz yıl hapiste kaldıktan sonra,

Denton and Tschudy were released

5:03

Denton ve Tschudy serbest bırakıldı

as part of Operation Homecoming, Kültür

5:04

Homecoming Operasyonu kapsamında.

the release of POWs

5:06

Bu savaş esirlerinin salıverilmesi,

that ended the Vietnam War.

5:07

Vietnam Savaşı'nı sona erdirdi.

Kültür

Operation Homecoming, ...: belirli bir tarihî operasyon adı

Operation Homecoming, 1973'te Amerikalı savaş esirlerini Vietnam'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne geri getiren operasyonun özel adıdır. Büyük harfler ve Operation + isim kalıbı, bunun sıradan bir eve dönüş değil, resmî bir tarihî olay olduğunu gösterir. Virgülden sonraki the release of POWs bölümü, operasyonun ne içerdiğini açıklayan bir apposition, yani açıklayıcı eş görevli yapıdır. Buradaki homecoming, Vietnam Savaşı'nın tarihî bağlamında esirlerin ülkelerine dönmesini anlatır.

Alıştırma

Cümlede genel bir eve dönüş etkinliği yerine belirli tarihî operasyonun adını veren ifade hangisidir?

  1. Operation Homecoming
  2. coming home
  3. a homecoming celebration
Cevabı göster

Operation Homecoming

As a reward for his heroic conduct

5:09

Esaret yıllarındaki kahramanca tutumunun

during years in captivity,

5:11

ödülü olarak

he was promoted to the rank of rear admiral. Kalıp ifadeler

5:12

tümamiral rütbesine terfi ettirildi.

Kalıp ifadeler

tümamiral rütbesine terfi ettirilmek

Bu cümledeki edilgen be promoted to the rank of yapısı, öznenin resmî olarak yeni bir askerî rütbe aldığını gösterir. to, ulaşılan düzeyi tanıtır; rear admiral ise bu belirli rütbeyi adlandırır. Terfinin resmî bir karar sonucunda gerçekleştiğini vurguladığı için ifade resmî ve nettir. Aynı yapı, hiyerarşisi belirgin başka kuruluşlardaki yükselmeleri de anlatabilir; ancak promote tanıtım yapmak anlamına da gelebilir, bu yüzden anlamı sonraki isme göre belirlemek gerekir.

Alıştırma

Resmî terfi cümlesini tamamlayın: After years of service, Lieutenant Park was ____ captain。

Cevabı göster

promoted to the rank of

Jeremiah Denton would go on to wear many hats Notlar

5:14

Jeremiah Denton pek çok farklı görev üstlenecekti

in his post-captivity career.

5:16

esaret sonrası kariyerinde.

Dilbilgisi

would go on to wear many hats: daha sonra birçok rol üstlenecekti

Hikâyenin geçmişteki bir noktasından bakıldığında would go on to + yalın fiil, daha sonra gerçekleşen bir olayı veya başarıyı gösterir. Bu, geçmişten bakılan gelecek yapısıdır: anlatıcı daha erken bir zamandan sonraki gelişmelere bakar. Buradaki would koşul, dilek veya kişinin kendi isteği anlamında değildir. Sonraki rollerini biyografide bilinen bir gelişme olarak sunar; wear many hats ise birden fazla farklı rol üstlenmek anlamında kullanılan deyimsel bir ifadedir.

Alıştırma

Bir biyografide şöyle yazıyor: After that first experiment, the young scientist ____ lead a major research team。Hangi ifade, biyografinin geçmiş anlatı bakış açısından sonraki başarıya bakar?

  1. would have gone on to
  2. went on to
  3. will go on to
  4. would go on to
Cevabı göster

would go on to

Deyimler

wear many hats: birden fazla rol üstlenmek

Bu cümlede wear many hats, Jeremiah Denton'ın esaretten sonra birçok farklı rol veya iş üstlendiğini anlatan bir deyimdir. Giysilerden söz etmez. Bir kişi, küçük bir ekipte olduğu gibi aynı anda wear many hats olabilir veya kariyeri boyunca farklı roller üstlenebilir. Hangi anlamın geçerli olduğunu çevredeki zaman ifadesi gösterir. Burada Denton'ın sonraki kariyerinin çeşitli olduğu özetlenir; bütün rollerin aynı anda gerçekleştiği söylenmez.

Alıştırma

Örnek cümlede wear many hats ne anlama geliyor?

  1. Herhangi bir kariyer seçmeyi reddetti.
  2. Giyim tercihi olarak gerçek şapkalarını sık sık değiştirdi.
  3. Daha sonraki kariyerinde birkaç farklı rol üstlendi.
Cevabı göster

Daha sonraki kariyerinde birkaç farklı rol üstlendi.

He would be the commandant

5:18

Komutan olacaktı

of the Armed Forces Staff College

5:19

Silahlı Kuvvetler Kurmay Kolejinde

and a special assistant to the Chief of Naval Education.

5:21

ve Deniz Eğitimleri Başkanının özel asistanı olarak görev yapacaktı.

He would serve a term as senator Kalıp ifadeler

5:24

Bir dönem senatörlük yapacak,

from Alabama and write a memoir,

5:25

Alabama'yı temsil edip bir anı kitabı yazacaktı:

When Hell Was in Session,

5:27

When Hell Was in Session.

that would be turned into a TV movie.

5:29

Bu kitap bir televizyon filmine uyarlanacaktı.

Kalıp ifadeler

serve a term as senator: bir dönem senatörlük yapmak

Burada serve a term as senator, resmî olarak belirlenmiş bir dönem boyunca senatörlük görevini yürütmek anlamına gelir. serve + a term + as + role kalıbında serve bir makamın görevlerini yerine getirmek, term ise o makamın belirli görev süresi demektir; okul dönemi veya teknik terim anlamında değildir. From Alabama, onun temsil ettiği eyaletin Alabama olduğunu gösterir. İfade görevde geçirilen bir döneme odaklanır, ancak bu dönemin tam olarak ne kadar sürdüğünü tek başına belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle Daniel'ın resmî olarak bir dönem belediye başkanlığı yaptığını açıkça belirtir?

  1. Daniel worked with the mayor before returning to teaching.
  2. Daniel served a term as mayor before returning to teaching.
  3. Daniel served as mayor before returning to teaching.
Cevabı göster

Daniel served a term as mayor before returning to teaching.

But he would always be remembered best Kalıp ifadeler

5:31

Ama o her zaman en çok

as the iron-clad prisoner of war Kelime

5:32

çelik iradeli savaş esiri olarak hatırlanacaktı.

who with seven letters and 15 blinks Anlatım akışı

5:34

Yedi harf ve 15 göz kırpışıyla

exposed the truth about the torture

5:37

işkence hakkındaki gerçeği dünyaya açıklayan,

of American captives to the world.

5:38

Amerikalı esirlerin yaşadıklarını duyuran adam olarak.

Kalıp ifadeler

remembered best as: en çok hatırlanan kimlik

'would always be remembered best as' ifadesinde remembered, bir kişinin kamuoyunun hafızasında nasıl yer ettiğini; best ise en güçlü veya kalıcı çağrışımı belirtir. As, kişiyle ilişkilendirilen rolü ya da kimliği tanıtır. Burada anlam, sonraki kariyerlerine rağmen onun, aşağıda anlatılan savaş esiri kimliğiyle en güçlü biçimde hatırlanacağıdır. Best ahlaki olarak en iyi demek değildir; en belirgin veya en çok hatırlanan demektir.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: Although she held many jobs, Elena was ______ the teacher who opened a free neighborhood library.

  1. remembered as
  2. remembered for
  3. remembered best for
  4. remembered best as
Cevabı göster

remembered best as

Kelime

iron-clad: kırılmaz irade için bir mecaz

'iron-clad' burada canlı bir mecazdır; gerçek anlamda demir bir zırhı anlatmaz. Savaş esirinin iradesini, baskı altında kırılması veya zayıflatılması çok zor bir şey olarak gösterir. Sıfat, prisoner of war ifadesinin önüne gelerek işkenceye ve sorguya boyun eğmeden dayanmış biri hakkında çarpıcı bir kamu imajı oluşturur. Modern İngilizcede ironclad genellikle son derece sağlam, güvenilir veya itiraz edilmesi imkânsız görünen şeyler için kullanılır.

Alıştırma

'the iron-clad prisoner of war' ifadesinde iron-clad neyi ima eder?

  1. En sıkı korunan savaş esiriydi.
  2. Vücudu demirden yapılmıştı.
  3. İradesini kırmak son derece zordu.
  4. Metal zırh giyiyordu.
Cevabı göster

İradesini kırmak son derece zordu.

Anlatım akışı

with seven letters and 15 blinks: iletişim aracı olarak kullanılan ifade

Burada with seven letters and 15 blinks, bu iki sinyali kullanarak anlamına gelir. Yedi harf TORTURE kelimesini oluşturur; göz kırpmaları da bu harfleri kodlar. Bu yüzden with, eylemin aracını tanıtır, özneye eşlik eden bir kişiyi değil. Exposed'dan önce gelen bu ifade, yöntemi cümlenin temel sonucu için kısa bir çerçeveye dönüştürür. Küçük ve sayısı belirli sinyallerin, gerçeği tüm dünyaya açıklama gibi büyük bir sonuçla karşılaştırılması, bu son tanımlamaya güç verir.

Alıştırma

Hangi cümlede with + isim öbeği iletişim kurmak için kullanılan aracı gösteriyor?

  1. The radio operator sent the code after three short tones played.
  2. The radio operator sent the code with three short tones.
  3. The radio operator sent the code to the night crew.
Cevabı göster

The radio operator sent the code with three short tones.

For more about the Vietnam War,

5:40

Vietnam Savaşı hakkında daha fazlası için

check out this video.

5:41

bu videoya göz atın.

And for more about prisoners of war,

5:43

Savaş esirleri hakkında daha fazlası için

watch that video.

5:44

şu videoyu izleyin.

Thanks for watching

5:45

İzlediğiniz için teşekkürler.

and don't forget to like, share, and subscribe.

5:46

Beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

5:49

Bir dahaki sefere görüşürüz.