Ahtapot yetiştirmeli miyiz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
868 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Neil ve Beth, ahtapot yetiştiriciliğinin etik olup olamayacağını inceliyor. Yalnız yaşamayı seven bu hayvanları esaret altında üretmenin ve tutmanın neden zor olduğunu açıklıyor, ardından ahtapotların acı hissettiğini ve duyarlılıkla ilgili çeşitli ölçütleri karşıladığını gösteren araştırmaları ele alıyorlar. Kanıtlar, ticari yetiştiricilik ve tüketim tartışmasını sonuçlandırmıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. can't get enough of that umami flavor. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu sözün umami lezzetinin gerçekten yetersiz olduğunu değil, kişinin onu çok sevip sürekli daha fazlasını istediğini anlayabilirsiniz. can’t get enough of kalıbını yiyecek, müzik, program ve çok sevdiğiniz başka şeylere duyduğunuz güçlü ilgiyi doğal biçimde belirtmek için kullanabilirsiniz. 2. at a commercial scale. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Birkaç hayvanı barındırmakla ekonomik açıdan uygulanabilir hacimde işletme yürütmek arasındaki ayrımı öğrenirsiniz. Bu resmî ifade, üretim, yetiştiricilik veya başka bir sürecin büyük ticari ölçekte işleyip işleyemeyeceğini tartışmaya yarar. 3. seemed to meet many of the criteria — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: seemed to ifadesinin iddiayı temkinli hâle getirdiğini, meet the criteria bölümünün ise belirlenmiş standartlara uygunluğu bildirdiğini fark edersiniz. Bu birleşim, belirsiz kanıtları kesin sonuç gibi sunmadan bilimsel veya mesleki değerlendirmeleri dikkatle aktarmanızı sağlar.

Bu derste

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

Beth, what do you think about when I say the word octopus? Dilbilgisi

0:14

Beth, ahtapot kelimesini söylediğimde ne düşünüyorsun?

Dilbilgisi

what do you think about when ...? — Bir ipucunun ne çağrıştırdığını sormak

Bu soruda what, dinleyenin aklındaki şeyi veya fikri sorar. think about yapısının içeriğini tamamlar; when yan cümlesi ise tetikleyici olayı ya da durumu verir: when I say the word octopus. What do you think about when + yan cümle? kalıbını, o durumda birinin aklına ne geldiğini sormak için kullan. Burada when saat kaç olduğunu sormaz; düşünceyi tetikleyen olayı belirtir.

Alıştırma

Bir kelimenin akla ne getirdiğini sormak için hedef kalıpla soruyu tamamla: ____ you hear the word home?

Cevabı göster

What do you think about when

Well, I know they're intelligent.

0:19

Şey, zeki olduklarını biliyorum.

They can change color to hide in their surroundings and, Dilbilgisi

0:22

Çevrelerinde saklanmak için renk değiştirebilirler ve,

Dilbilgisi

to hide in their surroundings — to-infinitive ile amaç belirtme

Burada to hide in their surroundings, neden renk değiştirdiklerini açıklar: amaç, çevrelerinde fark edilmeden saklanmaktır. Gelecekte yapılacak bir eylemi anlatmaz. Amaç belirtmek için eylem + to + fiilin yalın hâli yapısını kullan. to-infinitive, eylemin ne amaçla yapıldığını gösterir.

Alıştırma

avoid fiilini kullanarak amaç bildiren to-infinitive ile cümleyi tamamla: We left early ____ traffic.

Cevabı göster

to avoid

of course, they have eight arms that I have to admit, Ton ve niyet

0:25

tabii ki, itiraf etmeliyim ki sekiz kolları var,

I also think about how they taste.

0:29

tadının nasıl olduğunu da düşünüyorum.

Ton ve niyet

I have to admit: dürüst bir kabulü dile getirmek

“I have to admit”, konuşanın şaşırtıcı, biraz utandırıcı veya daha önce söylenenlerle çelişen bir şeyi dürüstçe kabul etmek üzere olduğunu gösterir. Burada daha az ciddi bir düşünceye geçişi yumuşatır. Bu söylem belirtecindeki “have to”, normalde başka birinin konuşanı itirafa zorladığı anlamına gelmez. Konuşan, sonraki yan cümleyi dürüstçe inkâr edemeyeceği bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dürüst bir kabulü başlatan bu dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, I enjoyed the school concert.

Cevabı göster

I have to admit

Delicious.

0:32

Lezzetli.

Yeah, I think that too,

0:33

Evet, ben de öyle düşünüyorum,

as do plenty of other people. Dilbilgisi

0:35

tıpkı diğer pek çok insan gibi.

Dilbilgisi

as do plenty of other people: ortak bir durum için as ile devrik yapı

“as do plenty of other people” ifadesinde as, aynı yargının geçerli olduğu başka bir grubu ekler. Do, önceki think that ifadesinin yerini tutar; dolayısıyla tam anlam “plenty of other people think that too” olur. Kalıp as + yardımcı fiil + özne şeklindedir: as do plenty of other people. Özne ile yardımcı fiilin bu şekilde devrik kullanılması, ek bilgiyi kısa ve düzenli hâle getirir. Yardımcı fiil önceki fiilin zamanını korumalı ve biçimsel uyum görüldüğünde yeni özneyle uyumlu olmalıdır: as does her brother, as did my friends.

Alıştırma

Sınıf arkadaşlarının da aynı durumda olduğunu anlatan iki kelimelik as devrik yapısıyla cümleyi tamamlayın: Leila enjoys graphic novels, ____ many of her classmates.

Cevabı göster

as do

Octopus is most commonly eaten in South Korea, Kalıp ifadeler

0:37

Ahtapot en yaygın olarak Güney Kore'de yenir,

Spain, Portugal, and Japan,

0:40

İspanya, Portekiz ve Japonya'da,

Kalıp ifadeler

most commonly eaten in: yeme alışkanlıklarını anlatan edilgen yapı

Is most commonly eaten in, bir yiyeceğin özellikle hangi yerlerde sıkça yenildiğini anlatan edilgen bir yapıdır. Eaten, eat fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve is ile birlikte kullanılır; burada basit geçmiş zaman fiili değildir. Most commonly sıklığı belirtirken in yerleri tanıtır. Dağılımı veya alışılmış kullanımı anlatmak için be commonly + geçmiş zaman ortacı + in kalıbını yeniden kullanabilirsiniz. Commonly found in ve commonly used in de aynı yapıyı izler.

Alıştırma

Cümleyi most commonly eaten in hedef ifadesiyle tamamlayın: This seafood dish is ____ coastal regions.

Cevabı göster

most commonly eaten in

where they can't get enough of that umami flavor. Deyimler

0:43

insanların bu umami lezzetine doyamadıkları yerlerde.

Deyimler

can't get enough of: eksiklik değil, güçlü bir beğeni

Can't get enough of something, birinin bir şeyden o kadar keyif aldığını ve sürekli daha fazlasını istediğini anlatan bir deyimdir. Burada insanların çok sevdiği şey that umami flavor, yani o umami lezzetidir. Bu ifade genellikle coşkulu bir abartıdır; lezzetin gerçekten bulunamadığı veya yetersiz olduğu anlamına gelmez. Çok güçlü bir beğeni ifade etmek için can't get enough of + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın.

Alıştırma

“Leo can't get enough of this mystery series; he watches an episode every night.” cümlesinde can't get enough of ne anlama gelir?

  1. Leo diziyi anlamıyor.
  2. Bazı bölümler kayıp olduğu için Leo yeterince bölüm bulamıyor.
  3. Leo diziyi çok seviyor ve izlemeye devam etmek istiyor.
Cevabı göster

Leo diziyi çok seviyor ve izlemeye devam etmek istiyor.

Umami is one of the five basic tastes and is a savory flavor. Notlar

0:46

Umami beş temel tattan biridir ve iştah açıcı, tuzlu bir lezzettir.

Kültür

one of the five basic tastes: beş temel tattan biri

one of the five basic tastes ifadesi, umamiyi kabul gören bir grubun üyesi olarak sınıflandırır. Beş temel tat genellikle tatlı, ekşi, tuzlu, acı ve umami olarak adlandırılır. Burada taste, ağızda algılanan bir tat kategorisi anlamına gelir; bir kişinin tercihleri veya tarz anlayışı anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifadede taste ne anlama geliyor?

  1. Ağızda algılanan temel bir tat kategorisi
  2. Bir kişinin sanat veya modadaki zevki
  3. Az miktarda yiyecek ya da içecek örneği
Cevabı göster

Ağızda algılanan temel bir tat kategorisi

Kelime

a savory flavor: yoğun ve tatlı olmayan bir lezzet

Yemek tariflerinde a savory flavor; et suyu, mantar, et veya peynirle sıkça ilişkilendirilen, yoğun ve tatlı olmayan bir lezzeti anlatır. Genellikle umami veya hafif tuzlu nitelikler taşır. Savory Amerikan İngilizcesindeki yazımdır; savoury ise standart Britanya İngilizcesi yazımıdır ve anlamı aynıdır.

Alıştırma

Mantarın yoğun ve tatlı olmayan tadını, fazla tuzlu olduğunu söylemeden en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The mushroom sauce has a deep, sweet flavor.
  2. The mushroom sauce has a deep, savory flavor.
  3. The mushroom sauce has a deep, salty flavor.
Cevabı göster

The mushroom sauce has a deep, savory flavor.

Until recently, octopus has only been caught in the wild, Dilbilgisi

0:51

Yakın zamana kadar ahtapot sadece vahşi doğada yakalanıyordu,

Dilbilgisi

Until recently ... has only been caught: yakın zamanda değişen bir durum

Until recently, şimdiki zamana yakın bir bitiş noktası belirtir: durum geçmişten bu yakın zamana kadar geçerliydi ve daha geniş bağlam artık değiştiğini düşündürür. Has only been caught, has + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki edilgen present perfect biçimidir. Octopus eylemden etkilenen ögedir; only ise kaynağı veya yöntemi doğada yakalanmakla sınırlar. Bu kalıp, yakın zamandaki bir değişikliği tanıtmadan önce uzun süren durumu sunar.

Alıştırma

Eski yöntemin yakın zamandaki bir değişikliğe kadar sürdüğünü gösteren edilgen present perfect biçimiyle cümleyi tamamlayın: Until recently, applications ____ by mail, but now people can apply online.

Cevabı göster

have only been accepted

but now a Spanish multinational company has announced it will be ready to sell farmed octopus soon, Notlar

0:55

ancak şimdi İspanyol çok uluslu bir şirket, yakında çiftlik ahtapotu satmaya hazır olacağını açıkladı,

Dilbilgisi

has announced it will be ready to sell: gelecekteki bir planı aktarmak

Has announced, yakın zamanda yapılmış ve şu anda da önem taşıyan bir açıklamayı tanıtır. Ardından açıklamanın içeriğini veren (that) it will be ready to sell yan cümlesi gelir; haber dilinde that çoğu zaman atılır. Buradaki it şirketi ifade eder. Will be ready to sell, hazır olma durumunu geleceğe yerleştirir: şirket o zaman satışa başlamak için gereken imkâna veya hazırlıklara sahip olmayı beklemektedir. Satışların şimdiden başladığını söylemez.

Alıştırma

Şirket duyurusunu dersteki aktarma yapısıyla tamamlayın: The manufacturer ____ it will ____ electric scooters next month.

Cevabı göster

has announced · be ready to sell

Kelime

farmed octopus: doğadan yakalanmamış, yetiştiricilikle üretilmiş ahtapot

Farmed sıfatı, bir hayvanın gıda amacıyla insanlar tarafından kontrollü bir üretim sisteminde yetiştirildiğini belirtir. Bu nedenle farmed octopus, doğadan yakalanan değil, su ürünleri yetiştiriciliğiyle üretilen ahtapot demektir. Farmed, farm fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada isimden önce kullanılır. Üretim yöntemini veya kaynağı belirtir; hayvanın yalnızca bir çiftlikte bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Deniz ürünleriyle ilgili bir haberde farmed octopus ne anlama gelir?

  1. İnsanların kontrol ettiği bir sistemde gıda amacıyla yetiştirilen ahtapot
  2. Yalnızca tesadüfen bir çiftliğin yakınında bulunan ahtapot
  3. Yabani bir popülasyondan yakalanan ahtapot
Cevabı göster

İnsanların kontrol ettiği bir sistemde gıda amacıyla yetiştirilen ahtapot

which campaigners have described as ethically and ecologically unjustified. Notlar

1:02

bu durum kampanyacılar tarafından etik ve ekolojik olarak haksız olarak nitelendirildi.

Kalıp ifadeler

have described ... as: bir değerlendirmeyi aktarmak

Describe A as B kalıbı, A’ya B tanımını, etiketini veya değerlendirmesini vermek anlamına gelir. B bir sıfat ya da isim öbeği olabilir. Burada ethically and ecologically unjustified değerlendirme kısmıdır. Bu ilgi cümleciğinde which önceki durumu temsil eder ve described fiilinin nesnesidir; bu nedenle campaigners have described as ifadesinden önce gelir. Present perfect yapıdaki have described, kampanyacıların şu ana kadarki değerlendirmesini aktarır; as ise bir yapılış biçimini değil, bu değerlendirmeyi başlatır. Bu ifade, yargının kampanyacılara ait olduğunu gösterir. Tek başına, konuşanın bu yargıyı kayıtsız şartsız bir gerçek olarak kabul ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi describe A as B kalıbının present perfect biçimiyle tamamlayın: Reviewers ____ the app ____ difficult to use.

Cevabı göster

have described · as

Kelime

ethically and ecologically unjustified: etik ve ekolojik açıdan gerekçesiz

Ethically ve ecologically, unjustified yargısının iki gerekçesini yan yana veren zarflardır: ahlaki değerlendirmeler ve ekosistemler üzerindeki etkiler. İfade, kampanyacıların bu uygulamanın her iki açıdan da yeterli bir gerekçesi olmadığına inandığını belirtir. Burada unjustified, “yeterli veya kabul edilebilir nedenlerle desteklenmeyen” anlamındadır. Yalnızca “açıklanmamış” demek değildir. Bu kısa ve yoğun ifade, resmî haber dilinin iki itirazı tek bir değerlendirmede özetlemesini sağlar.

Alıştırma

Örnekteki ethically and ecologically unjustified ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Uygulama pahalıdır ancak çevreye zarar vermez.
  2. Uygulama henüz bilimsel bir dille açıklanmamıştır.
  3. Uygulamanın ahlaki ve çevresel açıdan yeterli bir gerekçesi yoktur.
Cevabı göster

Uygulamanın ahlaki ve çevresel açıdan yeterli bir gerekçesi yoktur.

This is because octopuses are sentient, Notlar

1:08

Bunun nedeni ahtapotların duyarlı (sentient) varlıklar olmasıdır,

Anlatım akışı

This is because: önceki ifadeye gönderme yapıp nedenini verme

This is because yapısında This, önceki cümledeki iddianın veya durumun tamamına gönderme yapar; because ise ardından gelen nedeni tanıtır. Bilgi sırası önce sonuç veya iddia, ardından neden şeklindedir: The event was cancelled. This is because the hall flooded. Tek başına kullanılan bir because yan cümlesinden farklı olarak This is because... yeni bir cümlenin ana bölümünü oluşturabilir ve onu önceki ifadeye açıkça bağlayabilir.

Alıştırma

Hangi seçenek This is because yapısını kullanarak ilk cümlenin nedenini verir?

  1. The museum is closed. This is because a water pipe burst overnight.
  2. This is because a water pipe burst overnight. The museum is closed.
  3. The museum is closed. Because of this, a water pipe burst overnight.
Cevabı göster

The museum is closed. This is because a water pipe burst overnight.

an adjective describing a thing that experiences feelings like pleasure and pain.

1:11

haz ve acı gibi hisleri deneyimleyen bir varlığı tanımlayan bir sıfat.

Kelime

sentient: duyguları deneyimleyebilen

Sentient, haz ve acı gibi bilinçli deneyimler yaşayabilen demektir. Bu cümlede ahtapotları, başlarına gelenleri hissedebilen varlıklar olarak tanımlar. Bu sözcük hayvan etiği açısından önemlidir; çünkü acı çekebilme yetisi, bir hayvana nasıl davranılması gerektiğini etkileyebilir. Yalnızca intelligent, yani zeki anlamına gelmez. sentient hissetmeye, intelligent ise düşünme ve sorun çözmeye odaklanır.

Alıştırma

Hangi ifade sentient sözcüğünü en iyi açıklar?

  1. Bir hayvan zor sorunları çözebilir.
  2. Bir hayvan acı veya haz gibi duyguları deneyimleyebilir.
  3. Bir hayvan canlıdır.
Cevabı göster

Bir hayvan acı veya haz gibi duyguları deneyimleyebilir.

Humans and many other animals like pigs, monkeys and birds are also sentient.

1:17

İnsanlar ile domuzlar, maymunlar ve kuşlar gibi diğer pek çok hayvan da duyarlıdır.

So, is it okay to farm octopus when they have been shown to experience feelings? Notlar

1:23

Peki, duygu hissettikleri kanıtlandığı halde ahtapot yetiştirmek doğru mu?

Ton ve niyet

is it okay to farm octopus: bir eylemin uygun olup olmadığını sormak

Is it okay to + fiilin yalın hâli...? bir eylemin kabul edilebilir, uygun veya izin verilen bir şey olup olmadığını sorar. Bu cümlede okay, ahtapot yetiştirmenin etik açıdan uygun olup olmadığına dair bir değerlendirme ister; sağlıklı veya iyi hissetmek anlamına gelmez. Bu kalıp, eylemin yanlış olduğunu doğrudan söylemek yerine konuyu soru olarak ortaya koyar. Bağlama göre okay günlük izin, toplumsal uygunluk veya ahlaki kabul edilebilirlik anlamına gelebilir.

Alıştırma

Eylemin kabul edilebilir olup olmadığını sormak için dersteki soru kalıbını kullanın: ____ share this photo without permission?

Cevabı göster

Is it okay to

Dilbilgisi

have been shown to experience: mevcut kanıtı edilgen yapıyla aktarmak

they have been shown to experience feelings yan cümlesi, present perfect’in edilgen yapısını kullanır: have been shown to + fiilin yalın hâli. Bu yapı, ahtapotların duyguları hissedebildiği sonucunu destekleyen kanıtların zaten bulunduğunu aktarırken araştırmacıları veya çalışmaları belirtmez. Burada show, “bir şeyi birine sergilemek” değil, “kanıt yoluyla göstermek” anlamındadır. Bu cümlede when, söz konusu kanıtı etik sorunun arkasındaki ilgili bir gerçek veya koşul olarak sunar; anlamı “bu durum göz önüne alındığında” ifadesine yakındır.

Alıştırma

Cümleyi has/have been shown to kalıbını kullanarak tamamlayın: According to several studies, regular exercise ____ improve sleep quality.

Cevabı göster

has been shown to

In this program, we'll be discussing whether farming octopus can ever be ethical. Dilbilgisi

1:29

Bu programda, ahtapot yetiştirmenin herhangi bir zaman etik olup olamayacağını tartışacağız.

Dilbilgisi

whether ... can ever be ethical: dolaylı soru ve vurgu yapan ever

whether farming octopus can ever be ethical bölümü, discussing fiilinin nesnesi olarak kullanılan dolaylı bir soru cümleciğidir; programın ele alacağı konuyu belirtir. whether sonrasında düz cümle sırası, yani “özne + kip fiili + tamamlayıcı” kullanılır. Bu nedenle whether farming octopus can... doğrudur; whether can farming octopus... değildir. Burada ever, “herhangi bir koşulda” veya “hiç mümkün mü” anlamındadır. Etik ahtapot yetiştiriciliğinin mümkün olup olmadığına dair şüpheyi güçlendirir; “geçmişte herhangi bir zamanda” anlamına gelmez.

Alıştırma

Başarının mümkün olup olmadığı sorusunu doğru biçimde içine alan cümleyi seçin.

  1. We need to decide can the plan ever work.
  2. We need to decide whether can the plan ever work.
  3. We need to decide whether the plan can ever work.
Cevabı göster

We need to decide whether the plan can ever work.

And, as usual, we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:34

Ve her zamanki gibi bazı yararlı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first, I have a question for you, Beth. Anlatım akışı

1:39

Fakat önce sana bir sorum var, Beth.

Anlatım akışı

But first: ana konudan önce öncelikli bir adım eklemek

But first, sırada gelmesi beklenen ana konuyu kısa süreliğine durdurup önce yapılması gereken bir şeyi tanıtan bir akış işaretidir. First sırayı gösterir; but ise güçlü bir karşıtlıktan çok kısa bir yön değişikliğini belirtir. Bir konuşma, ders, program veya yönergelerde dinleyicinin sırayı takip etmesine yardımcı olur. Araya eklenen adımdan sonra ana konu devam eder.

Alıştırma

Hangi cümlede But first, ana konudan önce öncelikli bir adım eklemek için kullanılmıştır?

  1. We'll discuss the results next. For example, the final score was much higher.
  2. We'll discuss the results next. In conclusion, the test was successful.
  3. We'll discuss the results next. But first, let's check how the test was done.
Cevabı göster

We'll discuss the results next. But first, let's check how the test was done.

Octopuses are known for their ability to problem solve. Kalıp ifadeler

1:42

Ahtapotlar problem çözme yetenekleriyle bilinirler.

Kalıp ifadeler

are known for their ability to...: belirli bir yetenekle tanınmayı anlatmak

Be known for + isim veya -ing biçimi, belirli bir nitelik, beceri ya da başarı nedeniyle geniş ölçüde tanınmak anlamına gelir. For'dan sonraki bölüm bu ünün nedenini belirtir. Burada their ability isim öbeğidir; to problem solve ise yeteneğin ne olduğunu açıklar. Ability to + fiilin yalın hâli, bir yeteneğin içeriğini belirtmek için yeniden kullanılabilen bir kalıptır.

Alıştırma

Cümleyi, ün belirtmek için dersteki üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: Ravens ____ their ability to solve new problems.

Cevabı göster

are known for

And when kept in tanks, have been known to escape. Notlar

1:46

Ve tanklarda tutulduklarında kaçtıkları da bilinir.

Dilbilgisi

when kept in tanks: kısaltılmış edilgen yan cümle

when kept in tanks, edilgen bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi when octopuses are kept in tanks şeklindedir: özne ve be fiilinin çekimli biçimi çıkarılır; geriye when + past participle kalır. Gizli özne, ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Kept edilgendir; yani ahtapotlar eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır ve tanklarda tutulurlar. Bu kısa yapı, ana ifadeden önce zaman ya da durum bilgisi ekler.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen yan cümleyi tamamlamak için store fiilinin doğru biçimini kullanın: When ____ in the refrigerator, this medicine stays effective longer.

Cevabı göster

stored

Kalıp ifadeler

have been known to escape: gözlemlenmiş örnekleri bildirme

have been known to escape, have been known to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Kaçtıklarına ilişkin gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler bulunduğunu anlatır. Present perfect olan have been, geçmişten gelen bu bilinen kaydı bugünle ilişkilendirir. Burada known, edilgen be known to do yapısının parçasıdır; ahtapotların kaçmayı anladığı ya da bildiği anlamına gelmez. İfade, kaçmanın gerçekleşebilen ve örneklerle bilinen bir davranış olduğunu, ancak her zaman olmadığını belirtir.

Alıştırma

'Some dogs have been known to open doors by turning the handle,' cümlesinde have been known to ne anlama gelir?

  1. Her köpek bunu her zaman yapar.
  2. Bazı köpekler kapı açmanın tanımını anlar.
  3. Bazı köpeklerin bunu yaptığı gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler vardır.
Cevabı göster

Bazı köpeklerin bunu yaptığı gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler vardır.

But where did Inky the octopus go when he broke out of his tank at the New Zealand National Aquarium in 2016. Öbek fiiller

1:49

Peki ahtapot Inky 2016 yılında Yeni Zelanda Ulusal Akvaryumu'ndaki tankından kaçtığında nereye gitti?

Öbek fiiller

broke out of: kapalı bir yerden kaçmak

broke out of, break out of ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede, kapalı veya kısıtlayıcı bir yerden kaçmak anlamına gelir: Inky akvaryumdaki tankından çıktı. Tam yapı break out of + yer şeklindedir. out of, geride bırakılan yeri belirtir. Bu nedenle break burada gerçek anlamıyla kullanılmaz ve his tank öncesindeki of atılamaz.

Alıştırma

Cümleyi break out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the night, the fox ____ its locked cage.

Cevabı göster

broke out of

Was it A,

1:57

A mıydı,

down a drain into the Pacific Ocean? Kalıp ifadeler

1:58

bir kanaldan aşağı Pasifik Okyanusu'na mı?

Kalıp ifadeler

down ... into ...: yolun ardından hedefi belirtmek

down a drain into the Pacific Ocean, tek bir rotayı sırayla kurmak için iki edat öbeği kullanır. down a drain yolu belirtir: hareket gider boyunca daha aşağıdaki bir noktaya doğru ilerler. into the Pacific Ocean hedefi belirtir: hareket okyanusa girilmesiyle sonuçlanır. Bu yol + hedef yapısı bir hareket fiiline bağlanır; fiil cümlenin daha önceki bir bölümünde de bulunabilir. Burada down, gider boyunca aşağı yönü anlatır; güneye doğru anlamına gelmez.

Alıştırma

Aşağı yönlü yol için down, hedef için into kullanın: The rainwater flowed ____ the pipe ____ the storage tank.

Cevabı göster

down · into

B, to the tank of a female octopus?

2:01

B, dişi bir ahtapotun tankına mı?

Or C, to the aquarium car park?

2:04

Yoksa C, akvaryumun otoparkına mı?

Hmm, I'll guess he went to the tank of a female octopus.

2:07

Hmm, sanırım dişi bir ahtapotun tankına gitmiştir.

Okay, Beth.

2:11

Tamam, Beth.

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

2:12

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

Daha sonra açıklanacak yanıtı bildiren “I'll reveal the answer later” ifadesi

Burada I'll reveal the answer later in the program, programın akışını gösteren bir yönlendirme ifadesidir. Sunucu, yanıtı aynı programın daha sonraki bir bölümünde vereceğini söyler. Yanıtı erteleyerek bilgilerin sırasını düzenler ve izleyicinin merakını canlı tutar. Reveal the answer, daha önce bilinmeyen bir yanıtı ortaya çıkarmak anlamına gelir. Birine yalnızca yanıtı söylemeye kıyasla reveal, gizli tutulan veya ertelenen bilginin açıklandığı anı daha fazla vurgular.

Alıştırma

Bu cümlenin bir programdaki temel işlevi nedir?

  1. Yanıtı erteler ve izleyiciye daha sonra verileceğini söyler.
  2. İzleyiciden yanıtı başka bir programda aramasını ister.
  3. Yanıtın daha önce zaten açıklandığını söyler.
Cevabı göster

Yanıtı erteler ve izleyiciye daha sonra verileceğini söyler.

In many countries, it's not easy to find octopus in shops. Dilbilgisi

2:16

Pek çok ülkede mağazalarda ahtapot bulmak kolay değildir.

Dilbilgisi

“it's not easy to find ...” kalıbı

it's not easy to find ... bölümü, bir eylemin ne kadar kolay veya zor olduğunu değerlendirmek için it + be + adjective + to-infinitive kalıbını kullanır. Burada it biçimsel öznedir; zor olarak değerlendirilen asıl eylem to find octopus in shops ifadesidir. Bu kalıp, daha uzun olan eylem ifadesini sıfattan sonra yerleştirir. It's difficult to explain the rule veya It's useful to check the map örneklerinde olduğu gibi sıfatı ve eylemi değiştirebilirsiniz.

Alıştırma

not easy ve find fiilinin doğru mastar biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: On crowded trains, it's ____ a seat.

Cevabı göster

not easy to find

But if plans for farmed octopus go ahead, Öbek fiiller

2:20

Ancak çiftlik ahtapotu planları devam ederse,

Öbek fiiller

plans ... go ahead: bir planın devam etmesi

Özne bir plan, proje, etkinlik veya öneri olduğunda go ahead, “devam etmek” ya da “uygulamaya konmak” anlamına gelir. Burada planlar tartışma aşamasından gerçek geliştirme aşamasına geçebilir; ifade fiziksel olarak ileri gitmekten söz etmez. Kalıp özne + go/goes ahead şeklindedir: plans go ahead, the project goes ahead veya the event goes ahead. Özne, devam eden şeydir.

Alıştırma

“Devam etmek” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyi yazın: Despite the rain, the outdoor concert will ____ as planned.

Cevabı göster

go ahead

you're much more likely to see it in the supermarket. Dilbilgisi

2:23

süpermarkette görme ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.

Dilbilgisi

you're much more likely to see: olasılıkları karşılaştırmak

Be likely to + fiilin yalın hâli olasılıktan söz eder. Be more likely to, açıkça belirtilen veya bağlamdan anlaşılan bir karşılaştırmaya göre olasılığın daha yüksek olduğunu belirtir; olayın kesin olduğu anlamına gelmez. Burada you're much more likely to see, onu görme olasılığınızın çok daha yüksek olduğu anlamındadır. Much, karşılaştırma yapısı olan more likely ifadesini güçlendirir. see fiilini nitelemez. Likely öncesinde uygun bir be biçimi bulunmalı ve likely sonrasında to + fiilin yalın hâli kullanılmalıdır.

Alıştırma

Olasılığın çok daha yüksek olduğunu gösteren dört kelimelik hedef ifadeyi yazın: If you check the map first, you're ____ find the right trail than if you guess.

Cevabı göster

much more likely to

Claire Marshall, who's been reporting on the octopus farm story since 2019, Dilbilgisi

2:26

2019'dan beri ahtapot çiftliği hikayesi hakkında haber yapan Claire Marshall,

Dilbilgisi

who's been reporting ... since 2019: geçmişte başlayıp süren çalışma

who's been reporting on the octopus farm story since 2019 yan tümcesi, Claire Marshall hakkında ek bilgi veren bir ilgi tümcesidir. Burada who's, who has'in kısaltmasıdır; bu nedenle has been reporting, present perfect continuous yapısındadır. Bu yapı, haber yapma işini 2019'da başlayıp zaman içinde devam eden ve şimdiki referans noktasına kadar uzanan bir etkinlik olarak gösterir. since 2019, reporting eyleminin başlangıcını belirtir; yalnızca story sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

Cümleyi report fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Maya, who ____ on climate issues since 2020, will host the discussion.

Cevabı göster

has been reporting

explains why octopuses have not been farmed before. Anlatım akışı

2:32

ahtapotların neden daha önce çiftliklerde yetiştirilmediğini açıklıyor.

Anlatım akışı

explains why ...: bir neden açıklamasını tanıtmak

Explains why ... ifadesi, sonraki bilgilerin bir neden sunacağını dinleyiciye bildirir. Haberlerde ve açıklayıcı metinlerde bu sinyal, sonraki bölümü bir why sorusu etrafında düzenler. explains why sonrasında yan tümce düz cümle sözcük dizilişini kullanır: octopuses have not been farmed before. Bu, dolaylı bir sorudur; doğrudan soru olan Why have octopuses not been farmed before? değildir.

Alıştırma

Neden açıklaması sunmak için explains why ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The report explains why was the bridge closed.
  2. The report explains why the bridge was closed.
  3. The report explains why did the bridge close.
Cevabı göster

The report explains why the bridge was closed.

And she told BBC World Service program The Food Chain.

2:36

Ve bunu BBC Dünya Servisi'nin The Food Chain programına anlattı.

They've got an incredibly complex life cycle Kelime

2:40

İnanılmaz derecede karmaşık bir yaşam döngüleri var

Kelime

complex life cycle: bir organizmanın yaşamı boyunca geçtiği evreler

Yaşam döngüsü, bir organizmanın gelişirken, ürerken ve sonunda ölürken geçtiği biyolojik evreler dizisidir. Karmaşık bir yaşam döngüsü birden çok evre veya büyük değişim içerir; farklı evreler farklı koşullar gerektirebilir. Burada complex life cycle, organizmanın yaşamı boyunca gelişimini anlatır; günlük uyuma, beslenme veya hareket düzenini değil.

Alıştırma

Biyolojide complex life cycle neyi anlatır?

  1. Bir organizmanın günlük uyuma ve beslenme düzenini.
  2. Bir organizmanın yaşamı boyunca geçirdiği çeşitli gelişim evrelerini ve değişimleri.
  3. Bir hayvanın günlük bakım programını.
Cevabı göster

Bir organizmanın yaşamı boyunca geçirdiği çeşitli gelişim evrelerini ve değişimleri.

and it's scientists have been sort of working feverishly to try to close that life cycle, Notlar

2:43

ve bilim insanları bu yaşam döngüsünü kapatmaya çalışmak için hararetle çalışıyorlar,

Ton ve niyet

sort of: samimi bir yumuşatma ifadesi

Burada sort of, working feverishly ifadesini yumuşatır. Bu söz grubunun tamamen gerçek anlamlı bir iddia değil; kabaca “bir bakıma” ya da “denebilir ki” anlamında, yaklaşık veya bilerek daha az kesin bir betimleme olduğunu gösterir. Bu zarf işlevindeki kullanım bir sıfatı, fiil grubunu veya bütün bir betimlemeyi yumuşatabilir. a sort of animal örneğindeki gibi “bir tür” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi samimi yumuşatma ifadesi sort of ile tamamlayın: The instructions were ____ confusing at first.

Cevabı göster

sort of

Kalıp ifadeler

working feverishly: büyük bir aciliyetle çalışmak

Bu cümlede working feverishly, hedef acil göründüğü için çok hızlı ve yoğun biçimde çalışmak anlamına gelir. Yalnızca working hard demekten daha güçlüdür ve odaklanmış, neredeyse telaşlı bir faaliyeti anlatabilir. Burada feverishly mecazi anlamdadır: Bilim insanları gerçekten hasta veya ateşli değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede working feverishly doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The engineers had a feverishly temperature after lunch.
  2. The engineers were working feverishly during their quiet, unhurried weekly chat.
  3. The engineers were working feverishly to restore power before the hospital's backup battery ran out.
Cevabı göster

The engineers were working feverishly to restore power before the hospital's backup battery ran out.

Kelime

try to close that life cycle: bu yaşam döngüsünü tamamlamaya çalışmak

Su ürünleri yetiştiriciliğinde ve biyolojik araştırmalarda close a life cycle, üreme ve yumurtadan çıkmadan büyümeye ve yeni neslin üremesine kadar bütün aşamaları kontrollü koşullarda başarıyla tamamlamak anlamına gelir. Böylece tekrarlanabilir bir döngü elde edilir. Burada try to close, bilim insanlarının eksik veya henüz güvenilir olmayan aşamaları birbirine bağlamak için hâlâ çalıştığını gösterir. Close, döngüyü durdurmak veya bir hayvanın yaşamına son vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir su ürünleri yetiştiriciliği raporunda close the life cycle büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Hayvanları yaşamlarının sonraki aşamalarına ulaşmadan durdurmak.
  2. Üretim alanının kapısını kapatmak.
  3. Türün yeni bir nesil üretebilmesi için esaret altında bütün aşamaları tamamlamak.
Cevabı göster

Türün yeni bir nesil üretebilmesi için esaret altında bütün aşamaları tamamlamak.

particularly in Mexico and Japan and obviously now Spain.

2:47

özellikle de Meksika ve Japonya'da ve açıkçası şimdi de İspanya'da.

Um, they need live food, the larvae. Kelime

2:52

Hmm, canlı yeme ihtiyaçları var, larvaların.

Kelime

live food: live sözcüğünün “canlı” anlamı

Live food, böceklere veya küçük karideslere benzer şekilde hâlâ canlı olan ve bir hayvana yemesi için verilen canlıları ifade eder. Bu cümlede larvaların hâlâ canlı olan yiyeceğe ihtiyacı vardır. Burada live, food sözcüğünü niteleyen ve “canlı” anlamına gelen bir sıfattır. “İkamet etmek” anlamındaki fiil değildir ve ifade canlı yayından söz etmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve tam olarak duyduğunuz cümleyi seçin. Live /laɪv/, live /lɪv/ ve leave /liːv/ ayrımına dikkat edin.

  1. The young fish leave food near the reef every day.
  2. The young fish need live food every day.
  3. The young fish live near the reef every day.
Cevabı göster

The young fish need live food every day.

And also octopuses are incredibly solitary Kelime

2:55

Ayrıca ahtapotlar inanılmaz derecede yalnız yaşarlar

Kelime

octopuses are incredibly solitary: güçlü bir tek başına yaşama eğilimi

Octopuses are incredibly solitary, ahtapotların gruplar hâlinde yaşamak yerine tek başlarına yaşama ve hareket etme eğilimlerinin çok güçlü olduğunu anlatır. Incredibly, solitary sözcüğünün derecesini artıran bir zarftır ve bu özelliği çok güçlü gösterir. Solitary, alışılmış bir yaşam veya davranış biçimini anlatır. Tek başına, hayvanın arkadaşlık eksikliği yüzünden üzgün olduğunu söylemez.

Alıştırma

Üyeleri genellikle tek başına yaşayan bir türü tarafsız biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Tigers are generally solitary animals.
  2. Tigers are generally lonely animals.
  3. The tiger is alone right now.
Cevabı göster

Tigers are generally solitary animals.

and it just makes it really hard to manage to basically keep them in captivity at a commercial scale. Notlar

2:57

ve bu onları ticari ölçekte tutsak olarak tutmayı ve idare etmeyi gerçekten zorlaştırıyor.

Dilbilgisi

it just makes it really hard: make + it + sıfat + to-mastar

it just makes it really hard to... ifadesinde make + it + sıfat + to-mastar yapısı kullanılır. Bu yapı, bir durumun daha sonra belirtilen eylemi zorlaştırdığını anlatır. Really, hard sözcüğünün derecesini güçlendirirken just bunun doğrudan sonuç olduğunu vurgular. İki it farklı görevler üstlenir. İlk it, daha önce belirtilen ahtapotların yalnız yaşama özelliğine gönderme yapar; makes sonrasındaki it ise sonraki içeriğin yerini geçici olarak tutan biçimsel nesnedir. Gerçekte zor olarak nitelenen eylem, ardından gelen to manage to ... keep them in captivity mastar yapısında belirtilir.

Alıştırma

Hangi cümlede make + it + sıfat + to-mastar yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. The thick fog makes hard to see the road.
  2. The thick fog makes it hard to see the road.
  3. The thick fog makes it to see the road hard.
Cevabı göster

The thick fog makes it hard to see the road.

Kelime

keep them in captivity: özgürlüklerini kısıtlayarak tutmak

Keep them in captivity, hayvanları özgürce ayrılamayacakları, kontrol edilen bir yerde tutmaya devam etmek demektir. Keep bu durumun sürdüğünü, captivity ise özgürlük kaybını vurgular. Bu ifade, hayvanların yalnızca bir yerde yaşadığını veya kaldığını söylemekten daha güçlüdür. Bu cümlede hayvanların ticari ölçekte esaret altında tutulmasını anlatır; bu nedenle hayvan refahıyla ilgili kaygıları da akla getirebilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir hayvanın esaret altında tutulduğunu açıkça anlatır?

  1. The wild seal swam freely through the open ocean.
  2. The seal visited the harbour and left whenever it wanted.
  3. The rescued seal was kept in captivity until it was healthy enough to return to the sea.
Cevabı göster

The rescued seal was kept in captivity until it was healthy enough to return to the sea.

Kalıp ifadeler

at a commercial scale: ticari işletme büyüklüğüne ulaşmak

Burada at a commercial scale, küçük bir deneme veya araştırma projesi düzeyinden farklı olarak ticari üretim için gereken büyüklüğe ve işletme kapasitesine ulaşmak demektir. İfade, hayvanları esaret altında tutmanın hangi ölçekte zorlaştığını belirtir. Buradaki scale, bir faaliyetin büyüklüğü veya kapsamı anlamındadır. Tartı aleti ya da bir hayvanın vücudunu kaplayan pullar anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekteki at a commercial scale ne anlama geliyor?

  1. Ürünleri tartmak için tasarlanmış bir terazi kullanarak
  2. Bir hayvanın vücudunu kaplayan pullarla
  3. Ticari faaliyet için gereken büyüklükte ve işletme kapasitesinde
Cevabı göster

Ticari faaliyet için gereken büyüklükte ve işletme kapasitesinde

Octopuses are difficult to farm because they have a complex life cycle.

3:05

Karmaşık bir yaşam döngüleri olduğu için ahtapotları yetiştirmek zordur.

The series of changes an animal goes through, Öbek fiiller

3:09

Bir hayvanın geçirdiği bir dizi değişiklik,

Öbek fiiller

an animal goes through: değişimler veya bir süreç yaşamak

an animal goes through ifadesinde goes through, «yaşar» veya «geçirir» anlamındadır. Tam isim öbeği changes an animal goes through şeklindedir: hayvan bu değişimleri geçirir. Changes, goes through fiilinin nesnesidir; ancak bu yapı that sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciği olduğu için önce gelir: changes that an animal goes through. Bu kullanım, fiziksel bir alanın içinden geçmeyi değil, bir süreci yaşamayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi go through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Before publication, each article ____ a careful review.

Cevabı göster

goes through

starting with birth and ending with death. Kalıp ifadeler

3:12

doğumla başlayan ve ölümle biten.

Kalıp ifadeler

starting with ... and ending with ...: başlangıç ve bitiş noktalarını belirtme

Starting with A and ending with B, bir aralığın, sıralamanın veya sürecin ilk ve son bölümlerini belirtir. Burada birth başlangıç noktası, death ise bitiş noktasıdır; dolayısıyla ifade yaşamın tamamını çerçeveler. İki -ing öbeği paralel yapıdadır: starting with + isim veya isim öbeği ve ending with + isim veya isim öbeği. Bu yapıda with, her uçtaki öğeyi getirir; ardından tam bir cümlecik gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi start with ve end with ifadelerinin doğru -ing biçimleriyle tamamlayın: The school day runs from morning to afternoon, ____ registration and ____ team practice.

Cevabı göster

starting with · ending with

Unlike traditional farmed animals like chickens and pigs, who are social animals and can be kept together, Notlar

3:15

Sosyal hayvanlar olan ve birlikte tutulabilen tavuk ve domuz gibi geleneksel çiftlik hayvanlarının aksine,

Anlatım akışı

Unlike traditional farmed animals: karşılaştırma noktasını önce verme

Unlike traditional farmed animals, cümlenin başına getirilmiş bir karşılaştırma öbeğinin başlangıcıdır. Önce referans grubunu verir ve daha sonra gelecek ana öznenin bu gruptan farklı olacağını belirtir. Böylece ileti, önce karşılaştırma noktası, sonra yeni fark gelecek şekilde düzenlenir. Burada unlike bir edattır; bu yüzden ardından traditional farmed animals isim öbeği gelir. Tek başına tam bir cümlecik başlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “farklı olarak” anlamına gelen tek kelimelik İngilizce edatla tamamlayın: ____ most birds, penguins cannot fly.

Cevabı göster

Unlike

Dilbilgisi

can be kept together: can + edilgen be kept

can be kept together ifadesinde can’den sonra be + fiilin üçüncü hâli biçimindeki edilgen yapı, yani be kept gelir. Hayvanlar eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır; bu yüzden ifade, insanların onları aynı yerde barındırabileceğini veya yetiştirebileceğini anlatır. Burada keep “barındırmak veya bakımını yapmak” anlamındadır; together ise birlikte tutulma düzenini belirtir. Hayvanların yakın bir ilişkiyi sürdürmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi can + keep fiilinin edilgen biçimi + together ile tamamlayın: These calm rabbits ____.

Cevabı göster

can be kept together

octopuses are solitary, meaning they like to live alone.

3:22

ahtapotlar yalnızdır, yani tek başlarına yaşamayı severler.

This makes keeping them in captivity very difficult because of space.

3:26

Bu durum alan yüzünden onları esaret altında tutmayı çok zorlaştırıyor.

If an animal lives in captivity, it's kept somewhere and not allowed to leave, Notlar

3:31

Bir hayvan esaret altında (in captivity) yaşıyorsa, bir yerde tutuluyor ve oradan ayrılmasına izin verilmiyordur,

Kelime

lives in captivity: insan kontrolü altında yaşamak

Bir hayvan için lives in captivity deniyorsa, o hayvan insan kontrolü altında yaşar ve vahşi bir hayvan kadar özgürce hareket edemez veya bulunduğu yerden ayrılamaz. In captivity yalnızca bir yeri değil, özgürlüğün kısıtlandığı bir durumu anlatır. Kesin yer belirtilmese bile bu ifade hayvanın genel yaşam koşulunu tanımlar.

Alıştırma

İnsan kontrolü altında ve sınırlı özgürlükle yaşamak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The rescued tiger ____.

Cevabı göster

lives in captivity

Dilbilgisi

it's kept ... and not allowed to leave: eşgüdümlü edilgen yapılar

it's (= it is) içindeki is yardımcı fiili, and ile bağlanan iki edilgen yapıyla birlikte kullanılır: is kept somewhere ve is not allowed to leave. İki bölüm is öğesini paylaştığı için ikinci bölümde is tekrarlanmaz. Burada kept, “bir yerde tutulmak ya da kapalı tutulmak” anlamındadır. Not allowed to leave, fiziksel yetersizliği değil, bir kural veya dış denetim nedeniyle ayrılma izninin olmamasını anlatır. be allowed to yapısından sonra fiilin yalın hâli gelir.

Alıştırma

keep ve allow fiillerinin geniş zamandaki edilgen biçimlerini kullanın: The rescued bird ____ in a secure room and ____ fly outside.

Cevabı göster

is kept · is not allowed to

even if it wants to, like in a zoo. Dilbilgisi

3:36

kendi istese bile, tıpkı bir hayvanat bahçesinde olduğu gibi.

Dilbilgisi

even if it wants to: değişmeyen sonuç ve düşürülen fiil

Even if, ana sonucu değiştirmeyen bir koşul sunar. Burada hayvan ayrılmak istese de istemese de önceki kısıtlama geçerli kalır. wants to ifadesinde daha önce geçen leave fiili düşürülmüştür: even if it wants to, even if it wants to leave anlamına gelir. Eksik eylem açıksa İngilizcede to korunup yinelenen fiil öbeği söylenmeyebilir.

Alıştırma

Hangi cümle köpeğin isteğini kuralı değiştirmeyen bir koşul olarak sunar ve wants to sonrasında enter the kitchen ifadesini doğru biçimde düşürür?

  1. The dog cannot enter the kitchen, even if it wants to.
  2. The dog cannot enter the kitchen, even if it wants.
  3. The dog cannot enter the kitchen, even though it wants to.
Cevabı göster

The dog cannot enter the kitchen, even if it wants to.

But it's not only space that is a problem when it comes to farming octopus. Notlar

3:38

Ancak ahtapot yetiştiriciliği söz konusu olduğunda tek sorun yer değildir.

Kalıp ifadeler

when it comes to farming: when it comes to ile konuyu belirlemek

when it comes to, bir ifadenin ilgili olduğu konuyu veya alanı tanıtır. Burada when it comes to farming octopus, “ahtapot yetiştiriciliği bağlamında” anlamına gelir ve alanla ilgili iddiayı bu etkinlikle sınırlar; bir kişinin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. Bu sabit ifadede to bir edattır. Ardından bir isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir. Bu nedenle burada yalın fiil farm değil, farming doğrudur.

Alıştırma

Hangi cümlede konuyu belirtmek için when it comes to doğru kullanılmıştır?

  1. When it comes choosing a bicycle, comfort matters.
  2. When it comes to choosing a bicycle, comfort matters.
  3. When it comes to choose a bicycle, comfort matters.
Cevabı göster

When it comes to choosing a bicycle, comfort matters.

It's their capacity to feel emotions as well. Kalıp ifadeler

3:43

Aynı zamanda duyguları hissetme kapasiteleridir.

Dilbilgisi

it's not only space ... as well: ikinci noktayı ayrı bir cümlede eklemek

“it's not only space” ifadesindeki not only, alanın bir sorun olduğunu fakat tek sorun olmadığını gösterir. Sonraki cümle başka bir sorunu, yani ahtapotların duyguları hissedebilme kapasitesini belirtir; cümle sonundaki as well ise “de, ayrıca” anlamına gelir. Bu iki bölüm, cümleler arasında It is not only A that matters. B matters as well. kalıbını oluşturur. Konuşan kişi önce A’yı belirtir, ardından B’yi de ilgili başka bir nokta olarak ekler.

Alıştırma

Cümleler arasındaki kalıbı tamamlamak için not only ve as well ifadelerini doğru boşluklara yerleştirin: It's ____ cost that matters. Time matters ____.

Cevabı göster

not only · as well

Kalıp ifadeler

capacity to feel emotions: resmî capacity to + fiil yapısı

Their capacity to feel emotions, daha önce sözü edilen hayvanların duyguları deneyimleme yetisi veya potansiyeli anlamına gelir. Burada capacity, bir kabın ya da yerin ne kadar şey alabildiğini değil, zihinsel bir yetiyi ifade eder. Yapı, iyelik ifadesi + capacity to + fiilin yalın hâli şeklindedir: their capacity to feel. Bir insanın, hayvanın, kuruluşun veya sistemin ne yapabildiğini nispeten resmî biçimde belirtir.

Alıştırma

Resmî capacity + mastar yapısını tamamlayın: The study looks at children's ____ recognize fear in a voice.

Cevabı göster

capacity to

Scientific researcher, Dr. Heather Browning,

3:47

Bilimsel araştırmacı Dr. Heather Browning,

has been studying the sentience of octopuses for a British government-commissioned report. Notlar

3:50

İngiliz hükümetinin görevlendirdiği bir rapor için ahtapotların duyarlılığını inceliyor.

Dilbilgisi

has been studying ... for a report: devam eden etkinlik ve amaç

Has been studying, şimdiki bitmiş zamanın sürekli biçimidir: has been + fiil-ing. İncelemeyi, şimdiden önce başlamış ve bir süre devam etmiş ya da bugünle hâlâ açık bir bağlantısı olan bir etkinlik olarak sunar. Bu cümlede for süre belirtmez. For a British government-commissioned report, araştırmanın desteklediği amacı veya projeyi gösterir. Süre belirtmek için for two years ya da for several months gibi ifadeler kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle araştırmanın daha önce başladığını ve bugün de önem taşıdığını söylerken for ile çalışmanın desteklediği raporu belirtir?

  1. Dr. Shah is studying the whale-song section of a published report.
  2. Dr. Shah studied whale songs for three months.
  3. Dr. Shah has been studying whale songs for a conservation report.
Cevabı göster

Dr. Shah has been studying whale songs for a conservation report.

Kelime

British government-commissioned report: Britanya hükümetinin hazırlattığı rapor

British government-commissioned report ifadesinde government-commissioned, “Britanya hükümeti tarafından resmen hazırlatılan” demektir. Hükümet raporu hazırlama işini birine vermiştir; commissioned burada raporun satış komisyonu kazandığı anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp “kurum + commissioned + isim” şeklindedir. İsimden önce government-commissioned kısa çizgiyle yazılır; böylece iki sözcük birlikte tek bir niteleyici olarak çalışır.

Alıştırma

“Bir belediye meclisinin resmen yaptırdığı araştırma” anlamına doğal olarak hangi ifade gelir?

  1. a commissioned-council study
  2. a council-commissioned study
  3. a council commission study
Cevabı göster

a council-commissioned study

She shared the report findings with Ruth Alexander, Kalıp ifadeler

3:55

Raporun bulgularını Ruth Alexander ile paylaştı,

Kalıp ifadeler

share the report findings with ...: rapor bulgularını … ile paylaşmak

Share the report findings with someone, rapordaki araştırma sonuçlarını o kişiye veya gruba vermek ya da açıklamak demektir. Yapı share + bilgi + with + alıcı şeklindedir; bu nedenle with sonrasındaki sözcükler bilgiyi kimin aldığını belirtir. Araştırma ve rapor dilinde findings, inceleme veya analiz sonucunda ulaşılan gerçekler ya da sonuçlardır. Burada birinin bulduğu fiziksel nesneler anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle share + findings + with + alıcı yapısını doğru kullanıyor?

  1. The researchers shared their findings with local doctors.
  2. The researchers shared local doctors to their findings.
  3. The researchers shared with their findings local doctors.
Cevabı göster

The researchers shared their findings with local doctors.

presenter of BBC Radio 4 program The Food Chain.

3:59

BBC Radio 4 programı The Food Chain'in sunucusu.

So, we wanted to look at whether they had specific kinds of nerve connections, Kalıp ifadeler

4:03

Bu yüzden belirli türde sinir bağlantılarına sahip olup olmadıklarına bakmak istedik,

Kalıp ifadeler

we wanted to look at whether: bir soruyu araştırmak istemek

Bu araştırma bağlamında look at yalnızca gözle bakmak değil, ‘araştırmak, incelemek veya analiz etmek’ anlamına gelir. We wanted to look at whether, konuşmacıların cevabı evet ya da hayır olan bir soruyu araştırmak istediklerini anlatır. Whether, test edilen soruyu başlatır ve ardından bildirme cümlesi söz dizimine sahip bir yan cümle gelir: whether they had ..., whether did they have ... değil.

Alıştırma

Cümleyi ‘olup olmadığını araştırmak’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The team will ____ the new schedule reduces delays.

Cevabı göster

look at whether

or they had specific kinds of brains,

4:08

veya belirli türde beyinleri olup olmadığına,

Kalıp ifadeler

specific kinds of: tartışmayı belirli türlerle sınırlamak

Specific kinds of, mümkün olan her türü değil, belirli kategorileri ifade eder. İfadenin kapsamını daraltır; bu nedenle bilimsel ve teknik açıklamalarda kullanışlıdır. Yapı specific kinds of + çoğul isim şeklindedir. Burada nerve connections ve brains ifadelerinden önce tekrarlanarak incelenen iki unsur arasında açık bir paralel yapı oluşturur.

Alıştırma

Paralel cümleyi tamamlamak için iki boşlukta da specific kinds of kullanın: The lab studies ____ cells and ____ proteins.

Cevabı göster

specific kinds of · specific kinds of

and whether they were capable of performing certain kinds of like trade-off behaviors Notlar

4:10

ve belirli türde ödün verme davranışları gibi şeyleri yapıp yapamadıklarına

Kalıp ifadeler

were capable of performing: of + -ing ile resmî yetenek anlatımı

Bu cümlede were capable of performing, “gerçekleştirme ya da sergileme yeteneğine sahiptiler” anlamına gelir. Cümle, söz konusu varlıkların bu yeteneğe sahip olup olmadığını sorar; o anda bu davranışları gerçekten yaptıklarını söylemez. Yapı be capable of + isim veya -ing biçimidir. Burada of bir edattır, bu nedenle perform, performing olur.

Alıştırma

Cümleyi be capable of ve perform fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The robot is ____ delicate repairs.

Cevabı göster

capable of performing

Kelime

trade-off behaviors: çatışan faydalar ve maliyetler arasında seçim

Trade-off behaviors, aynı anda tümüyle karşılanamayan hedefler, faydalar veya maliyetler arasında seçim gösteren davranışlardır. Birinden daha fazlasını elde etmek, genellikle diğerinden daha azını kabul etmek veya ek bir maliyete katlanmak demektir. Burada trade-off, behaviors sözcüğünden önce gelen birleşik bir niteleyicidir. Sıradan alışveriş anlamına gelmez; bireyin birbiriyle çatışan sonuçları nasıl dengelediğini gösteren davranışları adlandırır.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir trade-off behavior örneğini anlatır?

  1. Bir kuş, küçük ödülü hemen almak yerine daha büyük bir yiyecek ödülü için daha uzun süre bekler.
  2. Bir kuş, başka bir kuşun sesini duyduktan sonra o sesi tekrarlar.
  3. Bir kuş, yuvasının yanına tesadüfen düşmüş bir tohum bulur.
Cevabı göster

Bir kuş, küçük ödülü hemen almak yerine daha büyük bir yiyecek ödülü için daha uzun süre bekler.

or pain-related behaviors, learning behaviors that we thought would correlate with the probability of sentience. Kelime

4:14

veya acı ile ilgili davranışlara, duyarlılık olasılığı ile ilişkili olacağını düşündüğümüz öğrenme davranışlarına.

Kelime

pain-related behaviors: isim + -related kalıbı

Pain-related behaviors, “ağrıyla ilişkili davranışlar” anlamına gelir. Pain ilişkinin konusunu belirtir; bir eyleme maruz kalan şey değildir. Burada pain-related, behaviors sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Başka durumlara uygulanabilen kalıp “isim + -related + isim”dir ve stress-related illness ya da school-related anxiety örneklerindeki gibi ilişkiyi kısa biçimde belirtir.

Alıştırma

“İsim + -related” kalıbını kullanarak cümleyi “stresle ilişkili davranışlar” anlamıyla tamamlayın: The researchers recorded ____.

Cevabı göster

stress-related behaviors

Kelime

would correlate with the probability of sentience: ilişki var, nedensellik yok

Would correlate with the probability of sentience, “duyumsama yetisinin bulunma olasılığıyla bir ilişki gösterecekti” anlamına gelir. Correlate with, ölçülen bir işareti veya değişkeni başka bir değişkenle ilişkilendirir; burada sentience, ağrı gibi öznel deneyimler yaşayabilme yetisidir. Would, bu ilişkiyi kanıtlanmış bir gerçek değil, bir beklenti veya varsayım olarak sunar. İfade, davranışların sentience durumuna neden olduğunu söylemez veya sentience durumunun varlığını kanıtlamaz.

Alıştırma

“The survey found that exercise correlates with better sleep” bize ne anlatır?

  1. Egzersiz kesinlikle daha iyi uykuya neden olur.
  2. Egzersiz ile daha iyi uyku tamamen aynı şeydir.
  3. Bir ilişki vardır, ancak cümle egzersizin daha iyi uykuya neden olduğunu kanıtlamaz.
Cevabı göster

Bir ilişki vardır, ancak cümle egzersizin daha iyi uykuya neden olduğunu kanıtlamaz.

And what we found for octopuses in particular is they seemed to meet many of the criteria that we'd laid out. Notlar

4:22

Özellikle ahtapotlar hakkında bulduğumuz şey, belirlediğimiz kriterlerin çoğunu karşılıyor gibi görünmeleriydi.

Anlatım akışı

what we found ... is ...: bir bulguyu sunma kalıbı

what we found for octopuses in particular ad cümleciği özne görevindedir. Ardından gelecek bilginin bir araştırma bulgusu olduğunu bildirir; for octopuses in particular ise odağı özellikle ahtapotlarla sınırlar. Bağlayıcı fiil is bulguyu sunar, they ise bulgunun açıklandığı yan cümleyi başlatır. Konuşma dilinde is sonrasında that atılabilir; daha eksiksiz kalıp What we found ... is that .... şeklindedir. Bu yapı bilgiyi “önce bulguyu haber ver, sonra sonucu açıkla” düzeninde sunar.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir bulgu olduğunu belirtip ardından sonucu vermek için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. We what found in the survey is that most families recycle regularly.
  2. What we found in the survey is that most families recycle regularly.
  3. What did we find in the survey is that most families recycle regularly.
Cevabı göster

What we found in the survey is that most families recycle regularly.

Kalıp ifadeler

seemed to meet many of the criteria: ölçütlerin karşılandığına dair temkinli değerlendirme

Seemed to meet many of the criteria, eldeki kanıtların ahtapotların belirtilen ölçütlerin büyük bir bölümünü karşıladığını düşündürdüğü anlamına gelir. Meet criteria yaygın bir sözcük birlikteliğidir; burada meet “buluşmak” değil, “karşılamak” anlamındadır. Seemed to, doğrudan met demeye göre iddiayı daha az kesin hâle getirir. Many of the criteria, bilinen bir ölçüt grubunun büyük bir bölümünü belirtir; mutlaka tamamını belirtmez. Böylece ifade, değerlendirmeyi kesin bir gerçek gibi sunmadan olumlu bir sonuç bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle başvurunun çok sayıda koşulu karşılıyor gibi göründüğünü temkinli biçimde söylüyor?

  1. The application meets every eligibility criterion without question.
  2. The application seems to mention many of the eligibility criteria.
  3. The application seems to meet many of the eligibility criteria.
Cevabı göster

The application seems to meet many of the eligibility criteria.

Öbek fiiller

criteria that we'd laid out: önceden belirlenen ölçütler

Burada laid out, bir şeyin önceden açıkça belirtilmesi veya listelenmesi anlamına gelir. Criteria, araştırmacıların daha önce belirlediği değerlendirme ölçütleridir; ifade, ölçütleri fiziksel olarak bir yere serdikleri anlamına gelmez. That we'd laid out ilgi cümleciği criteria sözcüğünü açıklar. Burada we'd, we had anlamındadır; bu yüzden we'd laid out past perfect yapısındadır. Araştırmacılar, ahtapotların ölçütleri karşılayıp karşılamadığını kontrol etmeden önce ölçütleri belirlemiştir.

Alıştırma

Cümleyi lay out fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Before reviewing the proposals, the committee had ____ its criteria in a short document.

Cevabı göster

laid out

The scientists found that octopuses do experience feelings Dilbilgisi

4:29

Bilim insanları ahtapotların gerçekten de duyguları deneyimlediğini buldu

Dilbilgisi

do experience feelings: olumlu cümlede vurgulu do

Bu olumlu cümlede do, experience fiilini vurgular. Ahtapotların gerçekten duyguları deneyimlediğini belirtir ve çoğunlukla bir şüpheye yanıt vermek ya da bir düzeltmeyi güçlendirmek için kullanılır. Buradaki do, “yapmak” anlamındaki ana fiil değildir. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Octopuses çoğul olduğu ve cümle şimdiki zamanda olduğu için do experience kullanılır. Vurgu yardımcı fiilinden sonra experience yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Cümleyi experience fiilinin vurgulu şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: Some animals ____ complex emotions.

Cevabı göster

do experience

because they show typical characteristics of sentient creatures such as trade-off behavior. Anlatım akışı

4:33

çünkü ödün verme (trade-off) davranışı gibi duyarlı yaratıkların tipik özelliklerini gösterirler.

Anlatım akışı

such as trade-off behavior: örnek verme

Such as, daha geniş bir kategorinin belirli bir örneğini tanıtır. Burada trade-off behavior, daha önce sözü edilen tipik özelliklerden birinin örneği olarak sunulur. Bilginin düzeni “geniş kategori + such as + örnek” şeklindedir. Bu cümlede such as tam bir karşılaştırma yapmaz; açıklamayı genel bir düşünceden somut bir örneğe taşır.

Alıştırma

Daha geniş bir kategoriye belirli örnekler eklemek için such as ifadesini doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.

  1. Many sea animals, such as dolphins and whales, communicate with sound.
  2. Many sea animals, as such dolphins and whales, communicate with sound.
  3. Many sea animals, such dolphins and whales, communicate with sound.
Cevabı göster

Many sea animals, such as dolphins and whales, communicate with sound.

Trade-off means giving up one thing in return for another, Notlar

4:39

Ödün vermek (trade-off), bir şeye karşılık başka bir şeyden vazgeçmek demektir,

Kelime

Trade-off: bir bedel karşılığında fayda elde etmek

Trade-off, bir şeyi elde etmek veya geliştirmek için başka bir şeyden vazgeçmeyi ya da onu azaltmayı gerektiren bir seçimdir. Temel nokta, aynı anda tamamen gerçekleştirilemeyen hedefler arasında bir bedel bulunmasıdır; bu, yalnızca bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek değildir. Bu isim, a trade-off between A and B veya a trade-off of A for B gibi kalıplarda sık görülür. Günlük kararlarda ve iş, bilim ile kamu politikası tartışmalarında yaygındır.

Alıştırma

Bir hedefi geliştirmenin başka bir hedeften fedakârlık gerektirebildiği seçimi anlatan isimle cümleyi tamamlayın: There is a ____ between speed and accuracy.

Cevabı göster

trade-off

Kalıp ifadeler

giving up X in return for Y: bir ödünleşmeyi anlatmak

Giving up one thing in return for another, başka bir yarar elde etmek için bir şeyden vazgeçmek anlamına gelir. give up ödenen bedeli, in return for ise karşılık veya ödül olarak elde edileni belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp give up X in return for Y şeklindedir. X ve Y’yi aynı ödünleşmenin iki tarafı olarak sunar; yalnızca bir olayın diğerinden sonra gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi, karşılığında elde edilen yararı belirten hedef ifadeyle tamamlayın: Leo gave up a free Saturday ____ an extra day off next week.

Cevabı göster

in return for

such as giving up shelter for food.

4:43

yiyecek için barınaktan vazgeçmek gibi.

So, it looks like the debate about whether it's okay to farm and eat octopuses will continue. Notlar

4:46

Görünüşe göre ahtapot yetiştirmenin ve yemenin doğru olup olmadığı konusundaki tartışmalar devam edecek.

Anlatım akışı

So, it looks like: temkinli bir sonuç çıkarmak

So, cümleyi az önce ele alınan bilgilere bağlar ve sırada bir sonuç olduğunu gösterir. it looks like bu sonucu daha temkinli hâle getirir: kanıtlar bu yönü işaret eder, ancak konuşan kişi tamamen emin olduğunu iddia etmez. Burada looks like, “dış görünüşü benziyor” değil, “öyle görünüyor” anlamındadır. İfadenin tamamı, önceki gerçek veya işaretlerden olası bir sonuç çıkarmak için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle önceki kanıtları temkinli bir sonuca doğal biçimde bağlar?

  1. So, the new sports hall looks like the old one.
  2. So, the match will definitely be moved indoors.
  3. So, it looks like the match may be moved indoors.
Cevabı göster

So, it looks like the match may be moved indoors.

Kalıp ifadeler

the debate about whether...: tartışmalı bir konuyu adlandırmak

The debate about whether..., “… olup olmadığı konusundaki anlaşmazlık veya kamuya açık tartışma” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Burada about konuyu tanıtır; whether it's okay to farm and eat octopuses ise tartışılan önermeyi belirtir. Whether sonrasında normal bildirme cümlesi dizilişi kullanılır: whether it is okay; whether is it okay değil. Bu, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş bir yan cümledir, doğrudan soru değildir.

Alıştırma

Debate about whether... isim öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The debate whether about the new rule is fair will continue.
  2. The debate about whether is the new rule fair will continue.
  3. The debate about whether the new rule is fair will continue.
Cevabı göster

The debate about whether the new rule is fair will continue.

Okay, Beth.

4:53

Tamam, Beth.

I think it's time I revealed the answer to my question. Dilbilgisi

4:53

Sanırım sorumun cevabını açıklamanın zamanı geldi.

Dilbilgisi

I think it's time I revealed...: şimdiki eylem için geçmiş zaman biçimi

It's time + özne + geçmiş zaman biçimi, bir eylemin şimdi veya çok yakında yapılması gerektiğini belirtir. Örnekteki revealed geçmiş zaman biçimindedir, ancak geçmişte tamamlanmış bir eylemi değil, konuşmacının cevabı birazdan açıklamasını anlatır. I think, duyurunun daha az keskin gelmesini sağlar. Bu yapı doğal bir sonraki adımı gösterebilir ve eylemin artık daha fazla ertelenmemesi gerektiğini de düşündürebilir.

Alıştırma

It's time + özne yapısında make fiilinin doğru biçimini yazarak cümleyi tamamlayın: It's time we ____ a final decision.

Cevabı göster

made

I asked you where Inky the octopus went when he escaped his tank at the New Zealand National Aquarium.

4:57

Sana ahtapot Inky'nin Yeni Zelanda Ulusal Akvaryumu'ndaki tankından kaçtığında nereye gittiğini sormuştum.

And I said it was to the tank of a female octopus.

5:03

Ve ben de dişi bir ahtapotun tankına gittiğini söylemiştim.

Well, that was the wrong answer, I'm afraid. Ton ve niyet

5:07

Korkarım bu yanlış bir cevaptı.

Ton ve niyet

Kötü haberi nazikçe yumuşatan I'm afraid

Burada I'm afraid olumsuz ifadenin ardından gelir ve düzeltmeyi yumuşatır. “Bunu söylediğim için üzgünüm” ya da “Bu haber hoşunuza gitmeyebilir” anlamındadır; “korkuyorum” anlamında değildir. Well konuşmaya kısa ve daha az sert bir giriş sağlar. I'm afraid ise istenmeyen haberi verirken nazik bir isteksizlik gösterir. Yine de cevabın yanlış olduğu açıkça söylenir.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki iki sözcüklük nazik yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: That answer isn't correct, ____.

Cevabı göster

I'm afraid

In fact, Inky the octopus was trying to reach the tank of a female, Notlar

5:11

Aslında ahtapot Inky bir dişinin tankına ulaşmaya çalışıyordu,

Anlatım akışı

Önceki bir izlenimi düzelten In fact

In fact dinleyiciye önceki bir cevabı, tahmini veya beklentiyi düzeltmesi gerektiğini bildirir. Bir söylem belirleyicisi olarak, ardından gelen bilgiyi daha doğru gerçeklik şeklinde sunar. Başta kullanıldığında virgül, bu belirleyiciyi sonraki cümlecikten ayırır. İfade önceki düşünceye bağlanır ve gelecek düzeltmeye işaret eder; tek başına tam bir olgu cümlesi değildir.

Alıştırma

Hangi seçenek önceki bir inancı düzeltmek için In fact kullanıyor?

  1. The museum is on King Street. In fact, turn left at the traffic light.
  2. I thought the museum was closed. In fact, it is open until eight.
  3. First, buy a ticket. In fact, walk through the entrance.
Cevabı göster

I thought the museum was closed. In fact, it is open until eight.

Kalıp ifadeler

was trying to reach: geçmişte devam eden bir girişim

Was trying to reach, geçmişte devam eden was trying yapısını to reach ile birleştirir. Geçmişte belirli bir anda sürmekte olan bir girişimi anlatır; girişimin başarılı olduğunu söylemez. Burada reach, “bir yere varmak” anlamındadır. Hedef yer doğrudan fiilden sonra gelir: reach the tank denir, reach to the tank denmez. Buradaki anlam tanka ulaşmaktır, ona dokunmak için uzanmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi try to reach ifadesinin geçmişte devam eden biçimiyle tamamlayın: At dusk, Maya ____ the mountain shelter before the storm.

Cevabı göster

was trying to reach

but he found a drain instead, which led straight to the Pacific Ocean. Kalıp ifadeler

5:15

fakat bunun yerine onu doğrudan Pasifik Okyanusu'na götüren bir gider buldu.

Kalıp ifadeler

which led straight to...: bir güzergâhın hedefini eklemek

Virgülden sonra gelen which, açıklayıcı bir ilgi cümleciği başlatır. Which, önceki a drain ifadesine gönderme yapar ve led fiilinin öznesidir; yeni bir cümle başlatmadan giderin nereye açıldığını ekler. Burada led straight to fiziksel bir güzergâhı anlatır: gider doğrudan Pasifik Okyanusu’na açılıyordu. Led, lead fiilinin geçmiş biçimidir ve straight doğrudan bağlantıyı vurgular. Başka bağlamlarda lead to “neden olmak” anlamına gelebilir, ancak burada bu anlamda değildir.

Alıştırma

Cümleyi, lead straight to ifadesinin geçmiş biçimini kullanan açıklayıcı bir which cümleciğiyle tamamlayın: We found a narrow path, ____ the beach.

Cevabı göster

which led straight to

Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program, starting with umami. Anlatım akışı

5:21

Tamam, bu programda öğrendiğimiz kelimeleri umamiden başlayarak tekrarlayalım.

Anlatım akışı

Let's recap ..., starting with ...: bir gözden geçirmeyi düzenlemek

Let's recap ... konuşanın ana içerikten daha önce ele alınmış fikirlerin kısa bir tekrarına geçtiğini gösterir. Recap, önemli noktaları toplayıp yeniden ifade etmek demektir; her şeyi baştan öğretmek anlamına gelmez. recap'ten sonra gelen nesne gözden geçirilecek içeriği, starting with ... ise ilk öğeyi belirtir. Bu iki bölüm, dinleyiciye tekrarın neleri kapsayacağını ve nereden başlayacağını gösterir.

Alıştırma

Hedef ifadeler recap ve starting with ile tekrar cümlesini tamamlayın: Let's ____ today's meeting, ____ the budget update.

Cevabı göster

recap · starting with

The flavor octopus has, which can be described as savory and is one of the five basic tastes.

5:26

Ahtapotun sahip olduğu, lezzetli/tuzlu olarak tanımlanabilen tat ve beş temel tattan biri.

If something is sentient, it experiences feelings such as joy and pain. Dilbilgisi

5:32

Eğer bir şey duyarlı (sentient) ise, neşe ve acı gibi duyguları deneyimler.

Dilbilgisi

If something is ..., it ...: genel bir özelliği tanımlama

Burada If something is sentient, it experiences feelings, if kullanarak bir kategori tanımlar. Duyguları deneyimlemenin sentient diye tanımlanan her şeyin bir özelliği olduğunu söyler. Bir seçimden veya belirsiz bir gelecek olayından söz etmez. Bu tür tanımlarda ve genel doğrularda iki cümlecikte de normal olarak simple present kullanılır: If + özne + is ..., özne + şimdiki biçimde fiil. Örnekte it, something sözcüğüne gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümle if kullanarak belirli bir olayı değil, tanımlayıcı veya genel bir özelliği belirtir?

  1. If a material is transparent, light can pass through it.
  2. If the material was transparent during yesterday's test, the sensor detected the light.
  3. If the material is transparent tomorrow, we will use it for the window.
Cevabı göster

If a material is transparent, light can pass through it.

Life cycle is the series of changes something goes through from birth to death.

5:38

Yaşam döngüsü (life cycle) bir şeyin doğumdan ölüme kadar geçirdiği bir dizi değişikliktir.

If something is solitary, it likes to live alone.

5:43

Eğer bir şey yalnız/tekil (solitary) ise, tek başına yaşamayı sever.

In captivity means an animal is kept somewhere and is not allowed to leave.

5:46

Esaret altında (in captivity), bir hayvanın bir yerde tutulduğu ve ayrılmasına izin verilmediği anlamına gelir.

And finally, trade-off means to exchange one thing for another.

5:51

Ve son olarak, ödün vermek (trade-off) bir şeyi başka bir şeyle takas etmek demektir.

Once again, our 6 minutes are up. Deyimler

5:56

Bir kez daha 6 dakikamız doldu.

Deyimler

our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi

Süre sınırlaması olan etkinliklerde be up, izin verilen sürenin sona erdiğini belirtir. Burada our 6 minutes are up, programın altı dakikalık süresinin bittiği anlamına gelir. Up, daha yüksek bir konumu anlatmaz. 6 minutes öznesi çoğuldur, bu nedenle are kullanılır. Özne time olduğunda tekil biçim kullanılır: Our time is up.

Alıştırma

Cümleyi be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The bell has rung, and your five minutes ____.

Cevabı göster

are up

Join us again soon for more useful vocabulary here at 6 Minute English.

5:58

Burada, 6 Minute English'te daha faydalı kelimeler için yakında tekrar bize katılın.

Goodbye for now.

6:03

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from BBCLearningEnglish.com.

6:06

BBCLearningEnglish.com'dan 6 Minute English.