Ahtapot yetiştirmeli miyiz? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Neil ve Beth, ahtapot yetiştiriciliğinin etik olup olamayacağını inceliyor. Yalnız yaşamayı seven bu hayvanları esaret altında üretmenin ve tutmanın neden zor olduğunu açıklıyor, ardından ahtapotların acı hissettiğini ve duyarlılıkla ilgili çeşitli ölçütleri karşıladığını gösteren araştırmaları ele alıyorlar. Kanıtlar, ticari yetiştiricilik ve tüketim tartışmasını sonuçlandırmıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. can't get enough of that umami flavor. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bu sözün umami lezzetinin gerçekten yetersiz olduğunu değil, kişinin onu çok sevip sürekli daha fazlasını istediğini anlayabilirsiniz. can’t get enough of kalıbını yiyecek, müzik, program ve çok sevdiğiniz başka şeylere duyduğunuz güçlü ilgiyi doğal biçimde belirtmek için kullanabilirsiniz. 2. at a commercial scale. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Birkaç hayvanı barındırmakla ekonomik açıdan uygulanabilir hacimde işletme yürütmek arasındaki ayrımı öğrenirsiniz. Bu resmî ifade, üretim, yetiştiricilik veya başka bir sürecin büyük ticari ölçekte işleyip işleyemeyeceğini tartışmaya yarar. 3. seemed to meet many of the criteria — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: seemed to ifadesinin iddiayı temkinli hâle getirdiğini, meet the criteria bölümünün ise belirlenmiş standartlara uygunluğu bildirdiğini fark edersiniz. Bu birleşim, belirsiz kanıtları kesin sonuç gibi sunmadan bilimsel veya mesleki değerlendirmeleri dikkatle aktarmanızı sağlar.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.
Beth, what do you think about when I say the word octopus? Dilbilgisi
0:14Beth, ahtapot kelimesini söylediğimde ne düşünüyorsun?
what do you think about when ...? — Bir ipucunun ne çağrıştırdığını sormak
Bu soruda what, dinleyenin aklındaki şeyi veya fikri sorar. think about yapısının içeriğini tamamlar; when yan cümlesi ise tetikleyici olayı ya da durumu verir: when I say the word octopus. What do you think about when + yan cümle? kalıbını, o durumda birinin aklına ne geldiğini sormak için kullan. Burada when saat kaç olduğunu sormaz; düşünceyi tetikleyen olayı belirtir.
Alıştırma
Bir kelimenin akla ne getirdiğini sormak için hedef kalıpla soruyu tamamla: ____ you hear the word home?
Cevabı göster
What do you think about when
They can change color to hide in their surroundings and, Dilbilgisi
0:22Çevrelerinde saklanmak için renk değiştirebilirler ve,
to hide in their surroundings — to-infinitive ile amaç belirtme
Burada to hide in their surroundings, neden renk değiştirdiklerini açıklar: amaç, çevrelerinde fark edilmeden saklanmaktır. Gelecekte yapılacak bir eylemi anlatmaz. Amaç belirtmek için eylem + to + fiilin yalın hâli yapısını kullan. to-infinitive, eylemin ne amaçla yapıldığını gösterir.
Alıştırma
avoid fiilini kullanarak amaç bildiren to-infinitive ile cümleyi tamamla: We left early ____ traffic.
Cevabı göster
to avoid
of course, they have eight arms that I have to admit, Ton ve niyet
0:25tabii ki, itiraf etmeliyim ki sekiz kolları var,
I have to admit: dürüst bir kabulü dile getirmek
“I have to admit”, konuşanın şaşırtıcı, biraz utandırıcı veya daha önce söylenenlerle çelişen bir şeyi dürüstçe kabul etmek üzere olduğunu gösterir. Burada daha az ciddi bir düşünceye geçişi yumuşatır. Bu söylem belirtecindeki “have to”, normalde başka birinin konuşanı itirafa zorladığı anlamına gelmez. Konuşan, sonraki yan cümleyi dürüstçe inkâr edemeyeceği bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dürüst bir kabulü başlatan bu dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, I enjoyed the school concert.
Cevabı göster
I have to admit
as do plenty of other people: ortak bir durum için as ile devrik yapı
“as do plenty of other people” ifadesinde as, aynı yargının geçerli olduğu başka bir grubu ekler. Do, önceki think that ifadesinin yerini tutar; dolayısıyla tam anlam “plenty of other people think that too” olur. Kalıp as + yardımcı fiil + özne şeklindedir: as do plenty of other people. Özne ile yardımcı fiilin bu şekilde devrik kullanılması, ek bilgiyi kısa ve düzenli hâle getirir. Yardımcı fiil önceki fiilin zamanını korumalı ve biçimsel uyum görüldüğünde yeni özneyle uyumlu olmalıdır: as does her brother, as did my friends.
Alıştırma
Sınıf arkadaşlarının da aynı durumda olduğunu anlatan iki kelimelik as devrik yapısıyla cümleyi tamamlayın: Leila enjoys graphic novels, ____ many of her classmates.
Cevabı göster
as do
Octopus is most commonly eaten in South Korea, Kalıp ifadeler
0:37Ahtapot en yaygın olarak Güney Kore'de yenir,
most commonly eaten in: yeme alışkanlıklarını anlatan edilgen yapı
Is most commonly eaten in, bir yiyeceğin özellikle hangi yerlerde sıkça yenildiğini anlatan edilgen bir yapıdır. Eaten, eat fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve is ile birlikte kullanılır; burada basit geçmiş zaman fiili değildir. Most commonly sıklığı belirtirken in yerleri tanıtır. Dağılımı veya alışılmış kullanımı anlatmak için be commonly + geçmiş zaman ortacı + in kalıbını yeniden kullanabilirsiniz. Commonly found in ve commonly used in de aynı yapıyı izler.
Alıştırma
Cümleyi most commonly eaten in hedef ifadesiyle tamamlayın: This seafood dish is ____ coastal regions.
Cevabı göster
most commonly eaten in
where they can't get enough of that umami flavor. Deyimler
0:43insanların bu umami lezzetine doyamadıkları yerlerde.
can't get enough of: eksiklik değil, güçlü bir beğeni
Can't get enough of something, birinin bir şeyden o kadar keyif aldığını ve sürekli daha fazlasını istediğini anlatan bir deyimdir. Burada insanların çok sevdiği şey that umami flavor, yani o umami lezzetidir. Bu ifade genellikle coşkulu bir abartıdır; lezzetin gerçekten bulunamadığı veya yetersiz olduğu anlamına gelmez. Çok güçlü bir beğeni ifade etmek için can't get enough of + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın.
Alıştırma
“Leo can't get enough of this mystery series; he watches an episode every night.” cümlesinde can't get enough of ne anlama gelir?
- Leo diziyi anlamıyor.
- Bazı bölümler kayıp olduğu için Leo yeterince bölüm bulamıyor.
- Leo diziyi çok seviyor ve izlemeye devam etmek istiyor.
Cevabı göster
Leo diziyi çok seviyor ve izlemeye devam etmek istiyor.
Umami is one of the five basic tastes and is a savory flavor. Notlar
0:46Umami beş temel tattan biridir ve iştah açıcı, tuzlu bir lezzettir.
one of the five basic tastes: beş temel tattan biri
one of the five basic tastes ifadesi, umamiyi kabul gören bir grubun üyesi olarak sınıflandırır. Beş temel tat genellikle tatlı, ekşi, tuzlu, acı ve umami olarak adlandırılır. Burada taste, ağızda algılanan bir tat kategorisi anlamına gelir; bir kişinin tercihleri veya tarz anlayışı anlamına gelmez.
Alıştırma
Vurgulanan ifadede taste ne anlama geliyor?
- Ağızda algılanan temel bir tat kategorisi
- Bir kişinin sanat veya modadaki zevki
- Az miktarda yiyecek ya da içecek örneği
Cevabı göster
Ağızda algılanan temel bir tat kategorisi
a savory flavor: yoğun ve tatlı olmayan bir lezzet
Yemek tariflerinde a savory flavor; et suyu, mantar, et veya peynirle sıkça ilişkilendirilen, yoğun ve tatlı olmayan bir lezzeti anlatır. Genellikle umami veya hafif tuzlu nitelikler taşır. Savory Amerikan İngilizcesindeki yazımdır; savoury ise standart Britanya İngilizcesi yazımıdır ve anlamı aynıdır.
Alıştırma
Mantarın yoğun ve tatlı olmayan tadını, fazla tuzlu olduğunu söylemeden en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The mushroom sauce has a deep, sweet flavor.
- The mushroom sauce has a deep, savory flavor.
- The mushroom sauce has a deep, salty flavor.
Cevabı göster
The mushroom sauce has a deep, savory flavor.
Until recently, octopus has only been caught in the wild, Dilbilgisi
0:51Yakın zamana kadar ahtapot sadece vahşi doğada yakalanıyordu,
Until recently ... has only been caught: yakın zamanda değişen bir durum
Until recently, şimdiki zamana yakın bir bitiş noktası belirtir: durum geçmişten bu yakın zamana kadar geçerliydi ve daha geniş bağlam artık değiştiğini düşündürür. Has only been caught, has + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki edilgen present perfect biçimidir. Octopus eylemden etkilenen ögedir; only ise kaynağı veya yöntemi doğada yakalanmakla sınırlar. Bu kalıp, yakın zamandaki bir değişikliği tanıtmadan önce uzun süren durumu sunar.
Alıştırma
Eski yöntemin yakın zamandaki bir değişikliğe kadar sürdüğünü gösteren edilgen present perfect biçimiyle cümleyi tamamlayın: Until recently, applications ____ by mail, but now people can apply online.
Cevabı göster
have only been accepted
but now a Spanish multinational company has announced it will be ready to sell farmed octopus soon, Notlar
0:55ancak şimdi İspanyol çok uluslu bir şirket, yakında çiftlik ahtapotu satmaya hazır olacağını açıkladı,
has announced it will be ready to sell: gelecekteki bir planı aktarmak
Has announced, yakın zamanda yapılmış ve şu anda da önem taşıyan bir açıklamayı tanıtır. Ardından açıklamanın içeriğini veren (that) it will be ready to sell yan cümlesi gelir; haber dilinde that çoğu zaman atılır. Buradaki it şirketi ifade eder. Will be ready to sell, hazır olma durumunu geleceğe yerleştirir: şirket o zaman satışa başlamak için gereken imkâna veya hazırlıklara sahip olmayı beklemektedir. Satışların şimdiden başladığını söylemez.
Alıştırma
Şirket duyurusunu dersteki aktarma yapısıyla tamamlayın: The manufacturer ____ it will ____ electric scooters next month.
Cevabı göster
has announced · be ready to sell
farmed octopus: doğadan yakalanmamış, yetiştiricilikle üretilmiş ahtapot
Farmed sıfatı, bir hayvanın gıda amacıyla insanlar tarafından kontrollü bir üretim sisteminde yetiştirildiğini belirtir. Bu nedenle farmed octopus, doğadan yakalanan değil, su ürünleri yetiştiriciliğiyle üretilen ahtapot demektir. Farmed, farm fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada isimden önce kullanılır. Üretim yöntemini veya kaynağı belirtir; hayvanın yalnızca bir çiftlikte bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Deniz ürünleriyle ilgili bir haberde farmed octopus ne anlama gelir?
- İnsanların kontrol ettiği bir sistemde gıda amacıyla yetiştirilen ahtapot
- Yalnızca tesadüfen bir çiftliğin yakınında bulunan ahtapot
- Yabani bir popülasyondan yakalanan ahtapot
Cevabı göster
İnsanların kontrol ettiği bir sistemde gıda amacıyla yetiştirilen ahtapot
which campaigners have described as ethically and ecologically unjustified. Notlar
1:02bu durum kampanyacılar tarafından etik ve ekolojik olarak haksız olarak nitelendirildi.
have described ... as: bir değerlendirmeyi aktarmak
Describe A as B kalıbı, A’ya B tanımını, etiketini veya değerlendirmesini vermek anlamına gelir. B bir sıfat ya da isim öbeği olabilir. Burada ethically and ecologically unjustified değerlendirme kısmıdır. Bu ilgi cümleciğinde which önceki durumu temsil eder ve described fiilinin nesnesidir; bu nedenle campaigners have described as ifadesinden önce gelir. Present perfect yapıdaki have described, kampanyacıların şu ana kadarki değerlendirmesini aktarır; as ise bir yapılış biçimini değil, bu değerlendirmeyi başlatır. Bu ifade, yargının kampanyacılara ait olduğunu gösterir. Tek başına, konuşanın bu yargıyı kayıtsız şartsız bir gerçek olarak kabul ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi describe A as B kalıbının present perfect biçimiyle tamamlayın: Reviewers ____ the app ____ difficult to use.
Cevabı göster
have described · as
ethically and ecologically unjustified: etik ve ekolojik açıdan gerekçesiz
Ethically ve ecologically, unjustified yargısının iki gerekçesini yan yana veren zarflardır: ahlaki değerlendirmeler ve ekosistemler üzerindeki etkiler. İfade, kampanyacıların bu uygulamanın her iki açıdan da yeterli bir gerekçesi olmadığına inandığını belirtir. Burada unjustified, “yeterli veya kabul edilebilir nedenlerle desteklenmeyen” anlamındadır. Yalnızca “açıklanmamış” demek değildir. Bu kısa ve yoğun ifade, resmî haber dilinin iki itirazı tek bir değerlendirmede özetlemesini sağlar.
Alıştırma
Örnekteki ethically and ecologically unjustified ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Uygulama pahalıdır ancak çevreye zarar vermez.
- Uygulama henüz bilimsel bir dille açıklanmamıştır.
- Uygulamanın ahlaki ve çevresel açıdan yeterli bir gerekçesi yoktur.
Cevabı göster
Uygulamanın ahlaki ve çevresel açıdan yeterli bir gerekçesi yoktur.
This is because octopuses are sentient, Notlar
1:08Bunun nedeni ahtapotların duyarlı (sentient) varlıklar olmasıdır,
This is because: önceki ifadeye gönderme yapıp nedenini verme
This is because yapısında This, önceki cümledeki iddianın veya durumun tamamına gönderme yapar; because ise ardından gelen nedeni tanıtır. Bilgi sırası önce sonuç veya iddia, ardından neden şeklindedir: The event was cancelled. This is because the hall flooded. Tek başına kullanılan bir because yan cümlesinden farklı olarak This is because... yeni bir cümlenin ana bölümünü oluşturabilir ve onu önceki ifadeye açıkça bağlayabilir.
Alıştırma
Hangi seçenek This is because yapısını kullanarak ilk cümlenin nedenini verir?
- The museum is closed. This is because a water pipe burst overnight.
- This is because a water pipe burst overnight. The museum is closed.
- The museum is closed. Because of this, a water pipe burst overnight.
Cevabı göster
The museum is closed. This is because a water pipe burst overnight.
an adjective describing a thing that experiences feelings like pleasure and pain.
1:11haz ve acı gibi hisleri deneyimleyen bir varlığı tanımlayan bir sıfat.
sentient: duyguları deneyimleyebilen
Sentient, haz ve acı gibi bilinçli deneyimler yaşayabilen demektir. Bu cümlede ahtapotları, başlarına gelenleri hissedebilen varlıklar olarak tanımlar. Bu sözcük hayvan etiği açısından önemlidir; çünkü acı çekebilme yetisi, bir hayvana nasıl davranılması gerektiğini etkileyebilir. Yalnızca intelligent, yani zeki anlamına gelmez. sentient hissetmeye, intelligent ise düşünme ve sorun çözmeye odaklanır.
Alıştırma
Hangi ifade sentient sözcüğünü en iyi açıklar?
- Bir hayvan zor sorunları çözebilir.
- Bir hayvan acı veya haz gibi duyguları deneyimleyebilir.
- Bir hayvan canlıdır.
Cevabı göster
Bir hayvan acı veya haz gibi duyguları deneyimleyebilir.
Humans and many other animals like pigs, monkeys and birds are also sentient.
1:17İnsanlar ile domuzlar, maymunlar ve kuşlar gibi diğer pek çok hayvan da duyarlıdır.
So, is it okay to farm octopus when they have been shown to experience feelings? Notlar
1:23Peki, duygu hissettikleri kanıtlandığı halde ahtapot yetiştirmek doğru mu?
is it okay to farm octopus: bir eylemin uygun olup olmadığını sormak
Is it okay to + fiilin yalın hâli...? bir eylemin kabul edilebilir, uygun veya izin verilen bir şey olup olmadığını sorar. Bu cümlede okay, ahtapot yetiştirmenin etik açıdan uygun olup olmadığına dair bir değerlendirme ister; sağlıklı veya iyi hissetmek anlamına gelmez. Bu kalıp, eylemin yanlış olduğunu doğrudan söylemek yerine konuyu soru olarak ortaya koyar. Bağlama göre okay günlük izin, toplumsal uygunluk veya ahlaki kabul edilebilirlik anlamına gelebilir.
Alıştırma
Eylemin kabul edilebilir olup olmadığını sormak için dersteki soru kalıbını kullanın: ____ share this photo without permission?
Cevabı göster
Is it okay to
have been shown to experience: mevcut kanıtı edilgen yapıyla aktarmak
they have been shown to experience feelings yan cümlesi, present perfect’in edilgen yapısını kullanır: have been shown to + fiilin yalın hâli. Bu yapı, ahtapotların duyguları hissedebildiği sonucunu destekleyen kanıtların zaten bulunduğunu aktarırken araştırmacıları veya çalışmaları belirtmez. Burada show, “bir şeyi birine sergilemek” değil, “kanıt yoluyla göstermek” anlamındadır. Bu cümlede when, söz konusu kanıtı etik sorunun arkasındaki ilgili bir gerçek veya koşul olarak sunar; anlamı “bu durum göz önüne alındığında” ifadesine yakındır.
Alıştırma
Cümleyi has/have been shown to kalıbını kullanarak tamamlayın: According to several studies, regular exercise ____ improve sleep quality.
Cevabı göster
has been shown to
In this program, we'll be discussing whether farming octopus can ever be ethical. Dilbilgisi
1:29Bu programda, ahtapot yetiştirmenin herhangi bir zaman etik olup olamayacağını tartışacağız.
whether ... can ever be ethical: dolaylı soru ve vurgu yapan ever
whether farming octopus can ever be ethical bölümü, discussing fiilinin nesnesi olarak kullanılan dolaylı bir soru cümleciğidir; programın ele alacağı konuyu belirtir. whether sonrasında düz cümle sırası, yani “özne + kip fiili + tamamlayıcı” kullanılır. Bu nedenle whether farming octopus can... doğrudur; whether can farming octopus... değildir. Burada ever, “herhangi bir koşulda” veya “hiç mümkün mü” anlamındadır. Etik ahtapot yetiştiriciliğinin mümkün olup olmadığına dair şüpheyi güçlendirir; “geçmişte herhangi bir zamanda” anlamına gelmez.
Alıştırma
Başarının mümkün olup olmadığı sorusunu doğru biçimde içine alan cümleyi seçin.
- We need to decide can the plan ever work.
- We need to decide whether can the plan ever work.
- We need to decide whether the plan can ever work.
Cevabı göster
We need to decide whether the plan can ever work.
And, as usual, we'll be learning some useful new vocabulary as well.
1:34Ve her zamanki gibi bazı yararlı yeni kelimeler de öğreneceğiz.
But first: ana konudan önce öncelikli bir adım eklemek
But first, sırada gelmesi beklenen ana konuyu kısa süreliğine durdurup önce yapılması gereken bir şeyi tanıtan bir akış işaretidir. First sırayı gösterir; but ise güçlü bir karşıtlıktan çok kısa bir yön değişikliğini belirtir. Bir konuşma, ders, program veya yönergelerde dinleyicinin sırayı takip etmesine yardımcı olur. Araya eklenen adımdan sonra ana konu devam eder.
Alıştırma
Hangi cümlede But first, ana konudan önce öncelikli bir adım eklemek için kullanılmıştır?
- We'll discuss the results next. For example, the final score was much higher.
- We'll discuss the results next. In conclusion, the test was successful.
- We'll discuss the results next. But first, let's check how the test was done.
Cevabı göster
We'll discuss the results next. But first, let's check how the test was done.
Octopuses are known for their ability to problem solve. Kalıp ifadeler
1:42Ahtapotlar problem çözme yetenekleriyle bilinirler.
are known for their ability to...: belirli bir yetenekle tanınmayı anlatmak
Be known for + isim veya -ing biçimi, belirli bir nitelik, beceri ya da başarı nedeniyle geniş ölçüde tanınmak anlamına gelir. For'dan sonraki bölüm bu ünün nedenini belirtir. Burada their ability isim öbeğidir; to problem solve ise yeteneğin ne olduğunu açıklar. Ability to + fiilin yalın hâli, bir yeteneğin içeriğini belirtmek için yeniden kullanılabilen bir kalıptır.
Alıştırma
Cümleyi, ün belirtmek için dersteki üç sözcüklü hedef kalıpla tamamlayın: Ravens ____ their ability to solve new problems.
Cevabı göster
are known for
And when kept in tanks, have been known to escape. Notlar
1:46Ve tanklarda tutulduklarında kaçtıkları da bilinir.
when kept in tanks: kısaltılmış edilgen yan cümle
when kept in tanks, edilgen bir yan cümlenin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi when octopuses are kept in tanks şeklindedir: özne ve be fiilinin çekimli biçimi çıkarılır; geriye when + past participle kalır. Gizli özne, ana cümlenin öznesiyle aynıdır. Kept edilgendir; yani ahtapotlar eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır ve tanklarda tutulurlar. Bu kısa yapı, ana ifadeden önce zaman ya da durum bilgisi ekler.
Alıştırma
Kısaltılmış edilgen yan cümleyi tamamlamak için store fiilinin doğru biçimini kullanın: When ____ in the refrigerator, this medicine stays effective longer.
Cevabı göster
stored
have been known to escape: gözlemlenmiş örnekleri bildirme
have been known to escape, have been known to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Kaçtıklarına ilişkin gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler bulunduğunu anlatır. Present perfect olan have been, geçmişten gelen bu bilinen kaydı bugünle ilişkilendirir. Burada known, edilgen be known to do yapısının parçasıdır; ahtapotların kaçmayı anladığı ya da bildiği anlamına gelmez. İfade, kaçmanın gerçekleşebilen ve örneklerle bilinen bir davranış olduğunu, ancak her zaman olmadığını belirtir.
Alıştırma
'Some dogs have been known to open doors by turning the handle,' cümlesinde have been known to ne anlama gelir?
- Her köpek bunu her zaman yapar.
- Bazı köpekler kapı açmanın tanımını anlar.
- Bazı köpeklerin bunu yaptığı gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler vardır.
Cevabı göster
Bazı köpeklerin bunu yaptığı gözlemlenmiş veya kaydedilmiş örnekler vardır.
But where did Inky the octopus go when he broke out of his tank at the New Zealand National Aquarium in 2016. Öbek fiiller
1:49Peki ahtapot Inky 2016 yılında Yeni Zelanda Ulusal Akvaryumu'ndaki tankından kaçtığında nereye gitti?
broke out of: kapalı bir yerden kaçmak
broke out of, break out of ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede, kapalı veya kısıtlayıcı bir yerden kaçmak anlamına gelir: Inky akvaryumdaki tankından çıktı. Tam yapı break out of + yer şeklindedir. out of, geride bırakılan yeri belirtir. Bu nedenle break burada gerçek anlamıyla kullanılmaz ve his tank öncesindeki of atılamaz.
Alıştırma
Cümleyi break out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the night, the fox ____ its locked cage.
Cevabı göster
broke out of
down ... into ...: yolun ardından hedefi belirtmek
down a drain into the Pacific Ocean, tek bir rotayı sırayla kurmak için iki edat öbeği kullanır. down a drain yolu belirtir: hareket gider boyunca daha aşağıdaki bir noktaya doğru ilerler. into the Pacific Ocean hedefi belirtir: hareket okyanusa girilmesiyle sonuçlanır. Bu yol + hedef yapısı bir hareket fiiline bağlanır; fiil cümlenin daha önceki bir bölümünde de bulunabilir. Burada down, gider boyunca aşağı yönü anlatır; güneye doğru anlamına gelmez.
Alıştırma
Aşağı yönlü yol için down, hedef için into kullanın: The rainwater flowed ____ the pipe ____ the storage tank.
Cevabı göster
down · into
Hmm, I'll guess he went to the tank of a female octopus.
2:07Hmm, sanırım dişi bir ahtapotun tankına gitmiştir.
I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı
2:12Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.
Daha sonra açıklanacak yanıtı bildiren “I'll reveal the answer later” ifadesi
Burada I'll reveal the answer later in the program, programın akışını gösteren bir yönlendirme ifadesidir. Sunucu, yanıtı aynı programın daha sonraki bir bölümünde vereceğini söyler. Yanıtı erteleyerek bilgilerin sırasını düzenler ve izleyicinin merakını canlı tutar. Reveal the answer, daha önce bilinmeyen bir yanıtı ortaya çıkarmak anlamına gelir. Birine yalnızca yanıtı söylemeye kıyasla reveal, gizli tutulan veya ertelenen bilginin açıklandığı anı daha fazla vurgular.
Alıştırma
Bu cümlenin bir programdaki temel işlevi nedir?
- Yanıtı erteler ve izleyiciye daha sonra verileceğini söyler.
- İzleyiciden yanıtı başka bir programda aramasını ister.
- Yanıtın daha önce zaten açıklandığını söyler.
Cevabı göster
Yanıtı erteler ve izleyiciye daha sonra verileceğini söyler.
In many countries, it's not easy to find octopus in shops. Dilbilgisi
2:16Pek çok ülkede mağazalarda ahtapot bulmak kolay değildir.
“it's not easy to find ...” kalıbı
it's not easy to find ... bölümü, bir eylemin ne kadar kolay veya zor olduğunu değerlendirmek için it + be + adjective + to-infinitive kalıbını kullanır. Burada it biçimsel öznedir; zor olarak değerlendirilen asıl eylem to find octopus in shops ifadesidir. Bu kalıp, daha uzun olan eylem ifadesini sıfattan sonra yerleştirir. It's difficult to explain the rule veya It's useful to check the map örneklerinde olduğu gibi sıfatı ve eylemi değiştirebilirsiniz.
Alıştırma
not easy ve find fiilinin doğru mastar biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: On crowded trains, it's ____ a seat.
Cevabı göster
not easy to find
But if plans for farmed octopus go ahead, Öbek fiiller
2:20Ancak çiftlik ahtapotu planları devam ederse,
plans ... go ahead: bir planın devam etmesi
Özne bir plan, proje, etkinlik veya öneri olduğunda go ahead, “devam etmek” ya da “uygulamaya konmak” anlamına gelir. Burada planlar tartışma aşamasından gerçek geliştirme aşamasına geçebilir; ifade fiziksel olarak ileri gitmekten söz etmez. Kalıp özne + go/goes ahead şeklindedir: plans go ahead, the project goes ahead veya the event goes ahead. Özne, devam eden şeydir.
Alıştırma
“Devam etmek” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyi yazın: Despite the rain, the outdoor concert will ____ as planned.
Cevabı göster
go ahead
you're much more likely to see it in the supermarket. Dilbilgisi
2:23süpermarkette görme ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.
you're much more likely to see: olasılıkları karşılaştırmak
Be likely to + fiilin yalın hâli olasılıktan söz eder. Be more likely to, açıkça belirtilen veya bağlamdan anlaşılan bir karşılaştırmaya göre olasılığın daha yüksek olduğunu belirtir; olayın kesin olduğu anlamına gelmez. Burada you're much more likely to see, onu görme olasılığınızın çok daha yüksek olduğu anlamındadır. Much, karşılaştırma yapısı olan more likely ifadesini güçlendirir. see fiilini nitelemez. Likely öncesinde uygun bir be biçimi bulunmalı ve likely sonrasında to + fiilin yalın hâli kullanılmalıdır.
Alıştırma
Olasılığın çok daha yüksek olduğunu gösteren dört kelimelik hedef ifadeyi yazın: If you check the map first, you're ____ find the right trail than if you guess.
Cevabı göster
much more likely to
Claire Marshall, who's been reporting on the octopus farm story since 2019, Dilbilgisi
2:262019'dan beri ahtapot çiftliği hikayesi hakkında haber yapan Claire Marshall,
who's been reporting ... since 2019: geçmişte başlayıp süren çalışma
who's been reporting on the octopus farm story since 2019 yan tümcesi, Claire Marshall hakkında ek bilgi veren bir ilgi tümcesidir. Burada who's, who has'in kısaltmasıdır; bu nedenle has been reporting, present perfect continuous yapısındadır. Bu yapı, haber yapma işini 2019'da başlayıp zaman içinde devam eden ve şimdiki referans noktasına kadar uzanan bir etkinlik olarak gösterir. since 2019, reporting eyleminin başlangıcını belirtir; yalnızca story sözcüğünü nitelemez.
Alıştırma
Cümleyi report fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: Maya, who ____ on climate issues since 2020, will host the discussion.
Cevabı göster
has been reporting
explains why octopuses have not been farmed before. Anlatım akışı
2:32ahtapotların neden daha önce çiftliklerde yetiştirilmediğini açıklıyor.
explains why ...: bir neden açıklamasını tanıtmak
Explains why ... ifadesi, sonraki bilgilerin bir neden sunacağını dinleyiciye bildirir. Haberlerde ve açıklayıcı metinlerde bu sinyal, sonraki bölümü bir why sorusu etrafında düzenler. explains why sonrasında yan tümce düz cümle sözcük dizilişini kullanır: octopuses have not been farmed before. Bu, dolaylı bir sorudur; doğrudan soru olan Why have octopuses not been farmed before? değildir.
Alıştırma
Neden açıklaması sunmak için explains why ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The report explains why was the bridge closed.
- The report explains why the bridge was closed.
- The report explains why did the bridge close.
Cevabı göster
The report explains why the bridge was closed.
And she told BBC World Service program The Food Chain.
2:36Ve bunu BBC Dünya Servisi'nin The Food Chain programına anlattı.
They've got an incredibly complex life cycle Kelime
2:40İnanılmaz derecede karmaşık bir yaşam döngüleri var
complex life cycle: bir organizmanın yaşamı boyunca geçtiği evreler
Yaşam döngüsü, bir organizmanın gelişirken, ürerken ve sonunda ölürken geçtiği biyolojik evreler dizisidir. Karmaşık bir yaşam döngüsü birden çok evre veya büyük değişim içerir; farklı evreler farklı koşullar gerektirebilir. Burada complex life cycle, organizmanın yaşamı boyunca gelişimini anlatır; günlük uyuma, beslenme veya hareket düzenini değil.
Alıştırma
Biyolojide complex life cycle neyi anlatır?
- Bir organizmanın günlük uyuma ve beslenme düzenini.
- Bir organizmanın yaşamı boyunca geçirdiği çeşitli gelişim evrelerini ve değişimleri.
- Bir hayvanın günlük bakım programını.
Cevabı göster
Bir organizmanın yaşamı boyunca geçirdiği çeşitli gelişim evrelerini ve değişimleri.
and it's scientists have been sort of working feverishly to try to close that life cycle, Notlar
2:43ve bilim insanları bu yaşam döngüsünü kapatmaya çalışmak için hararetle çalışıyorlar,
sort of: samimi bir yumuşatma ifadesi
Burada sort of, working feverishly ifadesini yumuşatır. Bu söz grubunun tamamen gerçek anlamlı bir iddia değil; kabaca “bir bakıma” ya da “denebilir ki” anlamında, yaklaşık veya bilerek daha az kesin bir betimleme olduğunu gösterir. Bu zarf işlevindeki kullanım bir sıfatı, fiil grubunu veya bütün bir betimlemeyi yumuşatabilir. a sort of animal örneğindeki gibi “bir tür” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi samimi yumuşatma ifadesi sort of ile tamamlayın: The instructions were ____ confusing at first.
Cevabı göster
sort of
working feverishly: büyük bir aciliyetle çalışmak
Bu cümlede working feverishly, hedef acil göründüğü için çok hızlı ve yoğun biçimde çalışmak anlamına gelir. Yalnızca working hard demekten daha güçlüdür ve odaklanmış, neredeyse telaşlı bir faaliyeti anlatabilir. Burada feverishly mecazi anlamdadır: Bilim insanları gerçekten hasta veya ateşli değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede working feverishly doğal biçimde kullanılmıştır?
- The engineers had a feverishly temperature after lunch.
- The engineers were working feverishly during their quiet, unhurried weekly chat.
- The engineers were working feverishly to restore power before the hospital's backup battery ran out.
Cevabı göster
The engineers were working feverishly to restore power before the hospital's backup battery ran out.
try to close that life cycle: bu yaşam döngüsünü tamamlamaya çalışmak
Su ürünleri yetiştiriciliğinde ve biyolojik araştırmalarda close a life cycle, üreme ve yumurtadan çıkmadan büyümeye ve yeni neslin üremesine kadar bütün aşamaları kontrollü koşullarda başarıyla tamamlamak anlamına gelir. Böylece tekrarlanabilir bir döngü elde edilir. Burada try to close, bilim insanlarının eksik veya henüz güvenilir olmayan aşamaları birbirine bağlamak için hâlâ çalıştığını gösterir. Close, döngüyü durdurmak veya bir hayvanın yaşamına son vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir su ürünleri yetiştiriciliği raporunda close the life cycle büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Hayvanları yaşamlarının sonraki aşamalarına ulaşmadan durdurmak.
- Üretim alanının kapısını kapatmak.
- Türün yeni bir nesil üretebilmesi için esaret altında bütün aşamaları tamamlamak.
Cevabı göster
Türün yeni bir nesil üretebilmesi için esaret altında bütün aşamaları tamamlamak.
particularly in Mexico and Japan and obviously now Spain.
2:47özellikle de Meksika ve Japonya'da ve açıkçası şimdi de İspanya'da.
live food: live sözcüğünün “canlı” anlamı
Live food, böceklere veya küçük karideslere benzer şekilde hâlâ canlı olan ve bir hayvana yemesi için verilen canlıları ifade eder. Bu cümlede larvaların hâlâ canlı olan yiyeceğe ihtiyacı vardır. Burada live, food sözcüğünü niteleyen ve “canlı” anlamına gelen bir sıfattır. “İkamet etmek” anlamındaki fiil değildir ve ifade canlı yayından söz etmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve tam olarak duyduğunuz cümleyi seçin. Live /laɪv/, live /lɪv/ ve leave /liːv/ ayrımına dikkat edin.
- The young fish leave food near the reef every day.
- The young fish need live food every day.
- The young fish live near the reef every day.
Cevabı göster
The young fish need live food every day.
And also octopuses are incredibly solitary Kelime
2:55Ayrıca ahtapotlar inanılmaz derecede yalnız yaşarlar
octopuses are incredibly solitary: güçlü bir tek başına yaşama eğilimi
Octopuses are incredibly solitary, ahtapotların gruplar hâlinde yaşamak yerine tek başlarına yaşama ve hareket etme eğilimlerinin çok güçlü olduğunu anlatır. Incredibly, solitary sözcüğünün derecesini artıran bir zarftır ve bu özelliği çok güçlü gösterir. Solitary, alışılmış bir yaşam veya davranış biçimini anlatır. Tek başına, hayvanın arkadaşlık eksikliği yüzünden üzgün olduğunu söylemez.
Alıştırma
Üyeleri genellikle tek başına yaşayan bir türü tarafsız biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Tigers are generally solitary animals.
- Tigers are generally lonely animals.
- The tiger is alone right now.
Cevabı göster
Tigers are generally solitary animals.
and it just makes it really hard to manage to basically keep them in captivity at a commercial scale. Notlar
2:57ve bu onları ticari ölçekte tutsak olarak tutmayı ve idare etmeyi gerçekten zorlaştırıyor.
it just makes it really hard: make + it + sıfat + to-mastar
it just makes it really hard to... ifadesinde make + it + sıfat + to-mastar yapısı kullanılır. Bu yapı, bir durumun daha sonra belirtilen eylemi zorlaştırdığını anlatır. Really, hard sözcüğünün derecesini güçlendirirken just bunun doğrudan sonuç olduğunu vurgular. İki it farklı görevler üstlenir. İlk it, daha önce belirtilen ahtapotların yalnız yaşama özelliğine gönderme yapar; makes sonrasındaki it ise sonraki içeriğin yerini geçici olarak tutan biçimsel nesnedir. Gerçekte zor olarak nitelenen eylem, ardından gelen to manage to ... keep them in captivity mastar yapısında belirtilir.
Alıştırma
Hangi cümlede make + it + sıfat + to-mastar yapısı doğru kullanılmıştır?
- The thick fog makes hard to see the road.
- The thick fog makes it hard to see the road.
- The thick fog makes it to see the road hard.
Cevabı göster
The thick fog makes it hard to see the road.
keep them in captivity: özgürlüklerini kısıtlayarak tutmak
Keep them in captivity, hayvanları özgürce ayrılamayacakları, kontrol edilen bir yerde tutmaya devam etmek demektir. Keep bu durumun sürdüğünü, captivity ise özgürlük kaybını vurgular. Bu ifade, hayvanların yalnızca bir yerde yaşadığını veya kaldığını söylemekten daha güçlüdür. Bu cümlede hayvanların ticari ölçekte esaret altında tutulmasını anlatır; bu nedenle hayvan refahıyla ilgili kaygıları da akla getirebilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir hayvanın esaret altında tutulduğunu açıkça anlatır?
- The wild seal swam freely through the open ocean.
- The seal visited the harbour and left whenever it wanted.
- The rescued seal was kept in captivity until it was healthy enough to return to the sea.
Cevabı göster
The rescued seal was kept in captivity until it was healthy enough to return to the sea.
at a commercial scale: ticari işletme büyüklüğüne ulaşmak
Burada at a commercial scale, küçük bir deneme veya araştırma projesi düzeyinden farklı olarak ticari üretim için gereken büyüklüğe ve işletme kapasitesine ulaşmak demektir. İfade, hayvanları esaret altında tutmanın hangi ölçekte zorlaştığını belirtir. Buradaki scale, bir faaliyetin büyüklüğü veya kapsamı anlamındadır. Tartı aleti ya da bir hayvanın vücudunu kaplayan pullar anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekteki at a commercial scale ne anlama geliyor?
- Ürünleri tartmak için tasarlanmış bir terazi kullanarak
- Bir hayvanın vücudunu kaplayan pullarla
- Ticari faaliyet için gereken büyüklükte ve işletme kapasitesinde
Cevabı göster
Ticari faaliyet için gereken büyüklükte ve işletme kapasitesinde
Octopuses are difficult to farm because they have a complex life cycle.
3:05Karmaşık bir yaşam döngüleri olduğu için ahtapotları yetiştirmek zordur.
The series of changes an animal goes through, Öbek fiiller
3:09Bir hayvanın geçirdiği bir dizi değişiklik,
an animal goes through: değişimler veya bir süreç yaşamak
an animal goes through ifadesinde goes through, «yaşar» veya «geçirir» anlamındadır. Tam isim öbeği changes an animal goes through şeklindedir: hayvan bu değişimleri geçirir. Changes, goes through fiilinin nesnesidir; ancak bu yapı that sözcüğünün atıldığı bir ilgi cümleciği olduğu için önce gelir: changes that an animal goes through. Bu kullanım, fiziksel bir alanın içinden geçmeyi değil, bir süreci yaşamayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi go through ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Before publication, each article ____ a careful review.
Cevabı göster
goes through
starting with ... and ending with ...: başlangıç ve bitiş noktalarını belirtme
Starting with A and ending with B, bir aralığın, sıralamanın veya sürecin ilk ve son bölümlerini belirtir. Burada birth başlangıç noktası, death ise bitiş noktasıdır; dolayısıyla ifade yaşamın tamamını çerçeveler. İki -ing öbeği paralel yapıdadır: starting with + isim veya isim öbeği ve ending with + isim veya isim öbeği. Bu yapıda with, her uçtaki öğeyi getirir; ardından tam bir cümlecik gelmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi start with ve end with ifadelerinin doğru -ing biçimleriyle tamamlayın: The school day runs from morning to afternoon, ____ registration and ____ team practice.
Cevabı göster
starting with · ending with
Unlike traditional farmed animals like chickens and pigs, who are social animals and can be kept together, Notlar
3:15Sosyal hayvanlar olan ve birlikte tutulabilen tavuk ve domuz gibi geleneksel çiftlik hayvanlarının aksine,
Unlike traditional farmed animals: karşılaştırma noktasını önce verme
Unlike traditional farmed animals, cümlenin başına getirilmiş bir karşılaştırma öbeğinin başlangıcıdır. Önce referans grubunu verir ve daha sonra gelecek ana öznenin bu gruptan farklı olacağını belirtir. Böylece ileti, önce karşılaştırma noktası, sonra yeni fark gelecek şekilde düzenlenir. Burada unlike bir edattır; bu yüzden ardından traditional farmed animals isim öbeği gelir. Tek başına tam bir cümlecik başlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “farklı olarak” anlamına gelen tek kelimelik İngilizce edatla tamamlayın: ____ most birds, penguins cannot fly.
Cevabı göster
Unlike
can be kept together: can + edilgen be kept
can be kept together ifadesinde can’den sonra be + fiilin üçüncü hâli biçimindeki edilgen yapı, yani be kept gelir. Hayvanlar eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır; bu yüzden ifade, insanların onları aynı yerde barındırabileceğini veya yetiştirebileceğini anlatır. Burada keep “barındırmak veya bakımını yapmak” anlamındadır; together ise birlikte tutulma düzenini belirtir. Hayvanların yakın bir ilişkiyi sürdürmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi can + keep fiilinin edilgen biçimi + together ile tamamlayın: These calm rabbits ____.
Cevabı göster
can be kept together
octopuses are solitary, meaning they like to live alone.
3:22ahtapotlar yalnızdır, yani tek başlarına yaşamayı severler.
This makes keeping them in captivity very difficult because of space.
3:26Bu durum alan yüzünden onları esaret altında tutmayı çok zorlaştırıyor.
If an animal lives in captivity, it's kept somewhere and not allowed to leave, Notlar
3:31Bir hayvan esaret altında (in captivity) yaşıyorsa, bir yerde tutuluyor ve oradan ayrılmasına izin verilmiyordur,
lives in captivity: insan kontrolü altında yaşamak
Bir hayvan için lives in captivity deniyorsa, o hayvan insan kontrolü altında yaşar ve vahşi bir hayvan kadar özgürce hareket edemez veya bulunduğu yerden ayrılamaz. In captivity yalnızca bir yeri değil, özgürlüğün kısıtlandığı bir durumu anlatır. Kesin yer belirtilmese bile bu ifade hayvanın genel yaşam koşulunu tanımlar.
Alıştırma
İnsan kontrolü altında ve sınırlı özgürlükle yaşamak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The rescued tiger ____.
Cevabı göster
lives in captivity
it's kept ... and not allowed to leave: eşgüdümlü edilgen yapılar
it's (= it is) içindeki is yardımcı fiili, and ile bağlanan iki edilgen yapıyla birlikte kullanılır: is kept somewhere ve is not allowed to leave. İki bölüm is öğesini paylaştığı için ikinci bölümde is tekrarlanmaz. Burada kept, “bir yerde tutulmak ya da kapalı tutulmak” anlamındadır. Not allowed to leave, fiziksel yetersizliği değil, bir kural veya dış denetim nedeniyle ayrılma izninin olmamasını anlatır. be allowed to yapısından sonra fiilin yalın hâli gelir.
Alıştırma
keep ve allow fiillerinin geniş zamandaki edilgen biçimlerini kullanın: The rescued bird ____ in a secure room and ____ fly outside.
Cevabı göster
is kept · is not allowed to
even if it wants to, like in a zoo. Dilbilgisi
3:36kendi istese bile, tıpkı bir hayvanat bahçesinde olduğu gibi.
even if it wants to: değişmeyen sonuç ve düşürülen fiil
Even if, ana sonucu değiştirmeyen bir koşul sunar. Burada hayvan ayrılmak istese de istemese de önceki kısıtlama geçerli kalır. wants to ifadesinde daha önce geçen leave fiili düşürülmüştür: even if it wants to, even if it wants to leave anlamına gelir. Eksik eylem açıksa İngilizcede to korunup yinelenen fiil öbeği söylenmeyebilir.
Alıştırma
Hangi cümle köpeğin isteğini kuralı değiştirmeyen bir koşul olarak sunar ve wants to sonrasında enter the kitchen ifadesini doğru biçimde düşürür?
- The dog cannot enter the kitchen, even if it wants to.
- The dog cannot enter the kitchen, even if it wants.
- The dog cannot enter the kitchen, even though it wants to.
Cevabı göster
The dog cannot enter the kitchen, even if it wants to.
But it's not only space that is a problem when it comes to farming octopus. Notlar
3:38Ancak ahtapot yetiştiriciliği söz konusu olduğunda tek sorun yer değildir.
when it comes to farming: when it comes to ile konuyu belirlemek
when it comes to, bir ifadenin ilgili olduğu konuyu veya alanı tanıtır. Burada when it comes to farming octopus, “ahtapot yetiştiriciliği bağlamında” anlamına gelir ve alanla ilgili iddiayı bu etkinlikle sınırlar; bir kişinin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. Bu sabit ifadede to bir edattır. Ardından bir isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir. Bu nedenle burada yalın fiil farm değil, farming doğrudur.
Alıştırma
Hangi cümlede konuyu belirtmek için when it comes to doğru kullanılmıştır?
- When it comes choosing a bicycle, comfort matters.
- When it comes to choosing a bicycle, comfort matters.
- When it comes to choose a bicycle, comfort matters.
Cevabı göster
When it comes to choosing a bicycle, comfort matters.
It's their capacity to feel emotions as well. Kalıp ifadeler
3:43Aynı zamanda duyguları hissetme kapasiteleridir.
it's not only space ... as well: ikinci noktayı ayrı bir cümlede eklemek
“it's not only space” ifadesindeki not only, alanın bir sorun olduğunu fakat tek sorun olmadığını gösterir. Sonraki cümle başka bir sorunu, yani ahtapotların duyguları hissedebilme kapasitesini belirtir; cümle sonundaki as well ise “de, ayrıca” anlamına gelir. Bu iki bölüm, cümleler arasında It is not only A that matters. B matters as well. kalıbını oluşturur. Konuşan kişi önce A’yı belirtir, ardından B’yi de ilgili başka bir nokta olarak ekler.
Alıştırma
Cümleler arasındaki kalıbı tamamlamak için not only ve as well ifadelerini doğru boşluklara yerleştirin: It's ____ cost that matters. Time matters ____.
Cevabı göster
not only · as well
capacity to feel emotions: resmî capacity to + fiil yapısı
Their capacity to feel emotions, daha önce sözü edilen hayvanların duyguları deneyimleme yetisi veya potansiyeli anlamına gelir. Burada capacity, bir kabın ya da yerin ne kadar şey alabildiğini değil, zihinsel bir yetiyi ifade eder. Yapı, iyelik ifadesi + capacity to + fiilin yalın hâli şeklindedir: their capacity to feel. Bir insanın, hayvanın, kuruluşun veya sistemin ne yapabildiğini nispeten resmî biçimde belirtir.
Alıştırma
Resmî capacity + mastar yapısını tamamlayın: The study looks at children's ____ recognize fear in a voice.
Cevabı göster
capacity to
has been studying the sentience of octopuses for a British government-commissioned report. Notlar
3:50İngiliz hükümetinin görevlendirdiği bir rapor için ahtapotların duyarlılığını inceliyor.
has been studying ... for a report: devam eden etkinlik ve amaç
Has been studying, şimdiki bitmiş zamanın sürekli biçimidir: has been + fiil-ing. İncelemeyi, şimdiden önce başlamış ve bir süre devam etmiş ya da bugünle hâlâ açık bir bağlantısı olan bir etkinlik olarak sunar. Bu cümlede for süre belirtmez. For a British government-commissioned report, araştırmanın desteklediği amacı veya projeyi gösterir. Süre belirtmek için for two years ya da for several months gibi ifadeler kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle araştırmanın daha önce başladığını ve bugün de önem taşıdığını söylerken for ile çalışmanın desteklediği raporu belirtir?
- Dr. Shah is studying the whale-song section of a published report.
- Dr. Shah studied whale songs for three months.
- Dr. Shah has been studying whale songs for a conservation report.
Cevabı göster
Dr. Shah has been studying whale songs for a conservation report.
British government-commissioned report: Britanya hükümetinin hazırlattığı rapor
British government-commissioned report ifadesinde government-commissioned, “Britanya hükümeti tarafından resmen hazırlatılan” demektir. Hükümet raporu hazırlama işini birine vermiştir; commissioned burada raporun satış komisyonu kazandığı anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp “kurum + commissioned + isim” şeklindedir. İsimden önce government-commissioned kısa çizgiyle yazılır; böylece iki sözcük birlikte tek bir niteleyici olarak çalışır.
Alıştırma
“Bir belediye meclisinin resmen yaptırdığı araştırma” anlamına doğal olarak hangi ifade gelir?
- a commissioned-council study
- a council-commissioned study
- a council commission study
Cevabı göster
a council-commissioned study
She shared the report findings with Ruth Alexander, Kalıp ifadeler
3:55Raporun bulgularını Ruth Alexander ile paylaştı,
share the report findings with ...: rapor bulgularını … ile paylaşmak
Share the report findings with someone, rapordaki araştırma sonuçlarını o kişiye veya gruba vermek ya da açıklamak demektir. Yapı share + bilgi + with + alıcı şeklindedir; bu nedenle with sonrasındaki sözcükler bilgiyi kimin aldığını belirtir. Araştırma ve rapor dilinde findings, inceleme veya analiz sonucunda ulaşılan gerçekler ya da sonuçlardır. Burada birinin bulduğu fiziksel nesneler anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle share + findings + with + alıcı yapısını doğru kullanıyor?
- The researchers shared their findings with local doctors.
- The researchers shared local doctors to their findings.
- The researchers shared with their findings local doctors.
Cevabı göster
The researchers shared their findings with local doctors.
presenter of BBC Radio 4 program The Food Chain.
3:59BBC Radio 4 programı The Food Chain'in sunucusu.
So, we wanted to look at whether they had specific kinds of nerve connections, Kalıp ifadeler
4:03Bu yüzden belirli türde sinir bağlantılarına sahip olup olmadıklarına bakmak istedik,
we wanted to look at whether: bir soruyu araştırmak istemek
Bu araştırma bağlamında look at yalnızca gözle bakmak değil, ‘araştırmak, incelemek veya analiz etmek’ anlamına gelir. We wanted to look at whether, konuşmacıların cevabı evet ya da hayır olan bir soruyu araştırmak istediklerini anlatır. Whether, test edilen soruyu başlatır ve ardından bildirme cümlesi söz dizimine sahip bir yan cümle gelir: whether they had ..., whether did they have ... değil.
Alıştırma
Cümleyi ‘olup olmadığını araştırmak’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The team will ____ the new schedule reduces delays.
Cevabı göster
look at whether
specific kinds of: tartışmayı belirli türlerle sınırlamak
Specific kinds of, mümkün olan her türü değil, belirli kategorileri ifade eder. İfadenin kapsamını daraltır; bu nedenle bilimsel ve teknik açıklamalarda kullanışlıdır. Yapı specific kinds of + çoğul isim şeklindedir. Burada nerve connections ve brains ifadelerinden önce tekrarlanarak incelenen iki unsur arasında açık bir paralel yapı oluşturur.
Alıştırma
Paralel cümleyi tamamlamak için iki boşlukta da specific kinds of kullanın: The lab studies ____ cells and ____ proteins.
Cevabı göster
specific kinds of · specific kinds of
and whether they were capable of performing certain kinds of like trade-off behaviors Notlar
4:10ve belirli türde ödün verme davranışları gibi şeyleri yapıp yapamadıklarına
were capable of performing: of + -ing ile resmî yetenek anlatımı
Bu cümlede were capable of performing, “gerçekleştirme ya da sergileme yeteneğine sahiptiler” anlamına gelir. Cümle, söz konusu varlıkların bu yeteneğe sahip olup olmadığını sorar; o anda bu davranışları gerçekten yaptıklarını söylemez. Yapı be capable of + isim veya -ing biçimidir. Burada of bir edattır, bu nedenle perform, performing olur.
Alıştırma
Cümleyi be capable of ve perform fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The robot is ____ delicate repairs.
Cevabı göster
capable of performing
trade-off behaviors: çatışan faydalar ve maliyetler arasında seçim
Trade-off behaviors, aynı anda tümüyle karşılanamayan hedefler, faydalar veya maliyetler arasında seçim gösteren davranışlardır. Birinden daha fazlasını elde etmek, genellikle diğerinden daha azını kabul etmek veya ek bir maliyete katlanmak demektir. Burada trade-off, behaviors sözcüğünden önce gelen birleşik bir niteleyicidir. Sıradan alışveriş anlamına gelmez; bireyin birbiriyle çatışan sonuçları nasıl dengelediğini gösteren davranışları adlandırır.
Alıştırma
Hangi cümle gerçek bir trade-off behavior örneğini anlatır?
- Bir kuş, küçük ödülü hemen almak yerine daha büyük bir yiyecek ödülü için daha uzun süre bekler.
- Bir kuş, başka bir kuşun sesini duyduktan sonra o sesi tekrarlar.
- Bir kuş, yuvasının yanına tesadüfen düşmüş bir tohum bulur.
Cevabı göster
Bir kuş, küçük ödülü hemen almak yerine daha büyük bir yiyecek ödülü için daha uzun süre bekler.
or pain-related behaviors, learning behaviors that we thought would correlate with the probability of sentience. Kelime
4:14veya acı ile ilgili davranışlara, duyarlılık olasılığı ile ilişkili olacağını düşündüğümüz öğrenme davranışlarına.
pain-related behaviors: isim + -related kalıbı
Pain-related behaviors, “ağrıyla ilişkili davranışlar” anlamına gelir. Pain ilişkinin konusunu belirtir; bir eyleme maruz kalan şey değildir. Burada pain-related, behaviors sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Başka durumlara uygulanabilen kalıp “isim + -related + isim”dir ve stress-related illness ya da school-related anxiety örneklerindeki gibi ilişkiyi kısa biçimde belirtir.
Alıştırma
“İsim + -related” kalıbını kullanarak cümleyi “stresle ilişkili davranışlar” anlamıyla tamamlayın: The researchers recorded ____.
Cevabı göster
stress-related behaviors
would correlate with the probability of sentience: ilişki var, nedensellik yok
Would correlate with the probability of sentience, “duyumsama yetisinin bulunma olasılığıyla bir ilişki gösterecekti” anlamına gelir. Correlate with, ölçülen bir işareti veya değişkeni başka bir değişkenle ilişkilendirir; burada sentience, ağrı gibi öznel deneyimler yaşayabilme yetisidir. Would, bu ilişkiyi kanıtlanmış bir gerçek değil, bir beklenti veya varsayım olarak sunar. İfade, davranışların sentience durumuna neden olduğunu söylemez veya sentience durumunun varlığını kanıtlamaz.
Alıştırma
“The survey found that exercise correlates with better sleep” bize ne anlatır?
- Egzersiz kesinlikle daha iyi uykuya neden olur.
- Egzersiz ile daha iyi uyku tamamen aynı şeydir.
- Bir ilişki vardır, ancak cümle egzersizin daha iyi uykuya neden olduğunu kanıtlamaz.
Cevabı göster
Bir ilişki vardır, ancak cümle egzersizin daha iyi uykuya neden olduğunu kanıtlamaz.
And what we found for octopuses in particular is they seemed to meet many of the criteria that we'd laid out. Notlar
4:22Özellikle ahtapotlar hakkında bulduğumuz şey, belirlediğimiz kriterlerin çoğunu karşılıyor gibi görünmeleriydi.
what we found ... is ...: bir bulguyu sunma kalıbı
what we found for octopuses in particular ad cümleciği özne görevindedir. Ardından gelecek bilginin bir araştırma bulgusu olduğunu bildirir; for octopuses in particular ise odağı özellikle ahtapotlarla sınırlar. Bağlayıcı fiil is bulguyu sunar, they ise bulgunun açıklandığı yan cümleyi başlatır. Konuşma dilinde is sonrasında that atılabilir; daha eksiksiz kalıp What we found ... is that .... şeklindedir. Bu yapı bilgiyi “önce bulguyu haber ver, sonra sonucu açıkla” düzeninde sunar.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir bulgu olduğunu belirtip ardından sonucu vermek için bu kalıbı doğru kullanıyor?
- We what found in the survey is that most families recycle regularly.
- What we found in the survey is that most families recycle regularly.
- What did we find in the survey is that most families recycle regularly.
Cevabı göster
What we found in the survey is that most families recycle regularly.
seemed to meet many of the criteria: ölçütlerin karşılandığına dair temkinli değerlendirme
Seemed to meet many of the criteria, eldeki kanıtların ahtapotların belirtilen ölçütlerin büyük bir bölümünü karşıladığını düşündürdüğü anlamına gelir. Meet criteria yaygın bir sözcük birlikteliğidir; burada meet “buluşmak” değil, “karşılamak” anlamındadır. Seemed to, doğrudan met demeye göre iddiayı daha az kesin hâle getirir. Many of the criteria, bilinen bir ölçüt grubunun büyük bir bölümünü belirtir; mutlaka tamamını belirtmez. Böylece ifade, değerlendirmeyi kesin bir gerçek gibi sunmadan olumlu bir sonuç bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle başvurunun çok sayıda koşulu karşılıyor gibi göründüğünü temkinli biçimde söylüyor?
- The application meets every eligibility criterion without question.
- The application seems to mention many of the eligibility criteria.
- The application seems to meet many of the eligibility criteria.
Cevabı göster
The application seems to meet many of the eligibility criteria.
criteria that we'd laid out: önceden belirlenen ölçütler
Burada laid out, bir şeyin önceden açıkça belirtilmesi veya listelenmesi anlamına gelir. Criteria, araştırmacıların daha önce belirlediği değerlendirme ölçütleridir; ifade, ölçütleri fiziksel olarak bir yere serdikleri anlamına gelmez. That we'd laid out ilgi cümleciği criteria sözcüğünü açıklar. Burada we'd, we had anlamındadır; bu yüzden we'd laid out past perfect yapısındadır. Araştırmacılar, ahtapotların ölçütleri karşılayıp karşılamadığını kontrol etmeden önce ölçütleri belirlemiştir.
Alıştırma
Cümleyi lay out fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Before reviewing the proposals, the committee had ____ its criteria in a short document.
Cevabı göster
laid out
The scientists found that octopuses do experience feelings Dilbilgisi
4:29Bilim insanları ahtapotların gerçekten de duyguları deneyimlediğini buldu
do experience feelings: olumlu cümlede vurgulu do
Bu olumlu cümlede do, experience fiilini vurgular. Ahtapotların gerçekten duyguları deneyimlediğini belirtir ve çoğunlukla bir şüpheye yanıt vermek ya da bir düzeltmeyi güçlendirmek için kullanılır. Buradaki do, “yapmak” anlamındaki ana fiil değildir. Yapı do/does/did + fiilin yalın hâlidir. Octopuses çoğul olduğu ve cümle şimdiki zamanda olduğu için do experience kullanılır. Vurgu yardımcı fiilinden sonra experience yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi experience fiilinin vurgulu şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: Some animals ____ complex emotions.
Cevabı göster
do experience
because they show typical characteristics of sentient creatures such as trade-off behavior. Anlatım akışı
4:33çünkü ödün verme (trade-off) davranışı gibi duyarlı yaratıkların tipik özelliklerini gösterirler.
such as trade-off behavior: örnek verme
Such as, daha geniş bir kategorinin belirli bir örneğini tanıtır. Burada trade-off behavior, daha önce sözü edilen tipik özelliklerden birinin örneği olarak sunulur. Bilginin düzeni “geniş kategori + such as + örnek” şeklindedir. Bu cümlede such as tam bir karşılaştırma yapmaz; açıklamayı genel bir düşünceden somut bir örneğe taşır.
Alıştırma
Daha geniş bir kategoriye belirli örnekler eklemek için such as ifadesini doğal biçimde kullanan cümleyi seçin.
- Many sea animals, such as dolphins and whales, communicate with sound.
- Many sea animals, as such dolphins and whales, communicate with sound.
- Many sea animals, such dolphins and whales, communicate with sound.
Cevabı göster
Many sea animals, such as dolphins and whales, communicate with sound.
Trade-off means giving up one thing in return for another, Notlar
4:39Ödün vermek (trade-off), bir şeye karşılık başka bir şeyden vazgeçmek demektir,
Trade-off: bir bedel karşılığında fayda elde etmek
Trade-off, bir şeyi elde etmek veya geliştirmek için başka bir şeyden vazgeçmeyi ya da onu azaltmayı gerektiren bir seçimdir. Temel nokta, aynı anda tamamen gerçekleştirilemeyen hedefler arasında bir bedel bulunmasıdır; bu, yalnızca bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek değildir. Bu isim, a trade-off between A and B veya a trade-off of A for B gibi kalıplarda sık görülür. Günlük kararlarda ve iş, bilim ile kamu politikası tartışmalarında yaygındır.
Alıştırma
Bir hedefi geliştirmenin başka bir hedeften fedakârlık gerektirebildiği seçimi anlatan isimle cümleyi tamamlayın: There is a ____ between speed and accuracy.
Cevabı göster
trade-off
giving up X in return for Y: bir ödünleşmeyi anlatmak
Giving up one thing in return for another, başka bir yarar elde etmek için bir şeyden vazgeçmek anlamına gelir. give up ödenen bedeli, in return for ise karşılık veya ödül olarak elde edileni belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp give up X in return for Y şeklindedir. X ve Y’yi aynı ödünleşmenin iki tarafı olarak sunar; yalnızca bir olayın diğerinden sonra gerçekleştiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, karşılığında elde edilen yararı belirten hedef ifadeyle tamamlayın: Leo gave up a free Saturday ____ an extra day off next week.
Cevabı göster
in return for
So, it looks like the debate about whether it's okay to farm and eat octopuses will continue. Notlar
4:46Görünüşe göre ahtapot yetiştirmenin ve yemenin doğru olup olmadığı konusundaki tartışmalar devam edecek.
So, it looks like: temkinli bir sonuç çıkarmak
So, cümleyi az önce ele alınan bilgilere bağlar ve sırada bir sonuç olduğunu gösterir. it looks like bu sonucu daha temkinli hâle getirir: kanıtlar bu yönü işaret eder, ancak konuşan kişi tamamen emin olduğunu iddia etmez. Burada looks like, “dış görünüşü benziyor” değil, “öyle görünüyor” anlamındadır. İfadenin tamamı, önceki gerçek veya işaretlerden olası bir sonuç çıkarmak için kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle önceki kanıtları temkinli bir sonuca doğal biçimde bağlar?
- So, the new sports hall looks like the old one.
- So, the match will definitely be moved indoors.
- So, it looks like the match may be moved indoors.
Cevabı göster
So, it looks like the match may be moved indoors.
the debate about whether...: tartışmalı bir konuyu adlandırmak
The debate about whether..., “… olup olmadığı konusundaki anlaşmazlık veya kamuya açık tartışma” anlamına gelen bir isim öbeğidir. Burada about konuyu tanıtır; whether it's okay to farm and eat octopuses ise tartışılan önermeyi belirtir. Whether sonrasında normal bildirme cümlesi dizilişi kullanılır: whether it is okay; whether is it okay değil. Bu, daha büyük bir cümlenin içine yerleşmiş bir yan cümledir, doğrudan soru değildir.
Alıştırma
Debate about whether... isim öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The debate whether about the new rule is fair will continue.
- The debate about whether is the new rule fair will continue.
- The debate about whether the new rule is fair will continue.
Cevabı göster
The debate about whether the new rule is fair will continue.
I think it's time I revealed the answer to my question. Dilbilgisi
4:53Sanırım sorumun cevabını açıklamanın zamanı geldi.
I think it's time I revealed...: şimdiki eylem için geçmiş zaman biçimi
It's time + özne + geçmiş zaman biçimi, bir eylemin şimdi veya çok yakında yapılması gerektiğini belirtir. Örnekteki revealed geçmiş zaman biçimindedir, ancak geçmişte tamamlanmış bir eylemi değil, konuşmacının cevabı birazdan açıklamasını anlatır. I think, duyurunun daha az keskin gelmesini sağlar. Bu yapı doğal bir sonraki adımı gösterebilir ve eylemin artık daha fazla ertelenmemesi gerektiğini de düşündürebilir.
Alıştırma
It's time + özne yapısında make fiilinin doğru biçimini yazarak cümleyi tamamlayın: It's time we ____ a final decision.
Cevabı göster
made
I asked you where Inky the octopus went when he escaped his tank at the New Zealand National Aquarium.
4:57Sana ahtapot Inky'nin Yeni Zelanda Ulusal Akvaryumu'ndaki tankından kaçtığında nereye gittiğini sormuştum.
And I said it was to the tank of a female octopus.
5:03Ve ben de dişi bir ahtapotun tankına gittiğini söylemiştim.
Kötü haberi nazikçe yumuşatan I'm afraid
Burada I'm afraid olumsuz ifadenin ardından gelir ve düzeltmeyi yumuşatır. “Bunu söylediğim için üzgünüm” ya da “Bu haber hoşunuza gitmeyebilir” anlamındadır; “korkuyorum” anlamında değildir. Well konuşmaya kısa ve daha az sert bir giriş sağlar. I'm afraid ise istenmeyen haberi verirken nazik bir isteksizlik gösterir. Yine de cevabın yanlış olduğu açıkça söylenir.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki iki sözcüklük nazik yumuşatma ifadesiyle tamamlayın: That answer isn't correct, ____.
Cevabı göster
I'm afraid
In fact, Inky the octopus was trying to reach the tank of a female, Notlar
5:11Aslında ahtapot Inky bir dişinin tankına ulaşmaya çalışıyordu,
Önceki bir izlenimi düzelten In fact
In fact dinleyiciye önceki bir cevabı, tahmini veya beklentiyi düzeltmesi gerektiğini bildirir. Bir söylem belirleyicisi olarak, ardından gelen bilgiyi daha doğru gerçeklik şeklinde sunar. Başta kullanıldığında virgül, bu belirleyiciyi sonraki cümlecikten ayırır. İfade önceki düşünceye bağlanır ve gelecek düzeltmeye işaret eder; tek başına tam bir olgu cümlesi değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek önceki bir inancı düzeltmek için In fact kullanıyor?
- The museum is on King Street. In fact, turn left at the traffic light.
- I thought the museum was closed. In fact, it is open until eight.
- First, buy a ticket. In fact, walk through the entrance.
Cevabı göster
I thought the museum was closed. In fact, it is open until eight.
was trying to reach: geçmişte devam eden bir girişim
Was trying to reach, geçmişte devam eden was trying yapısını to reach ile birleştirir. Geçmişte belirli bir anda sürmekte olan bir girişimi anlatır; girişimin başarılı olduğunu söylemez. Burada reach, “bir yere varmak” anlamındadır. Hedef yer doğrudan fiilden sonra gelir: reach the tank denir, reach to the tank denmez. Buradaki anlam tanka ulaşmaktır, ona dokunmak için uzanmak değildir.
Alıştırma
Cümleyi try to reach ifadesinin geçmişte devam eden biçimiyle tamamlayın: At dusk, Maya ____ the mountain shelter before the storm.
Cevabı göster
was trying to reach
but he found a drain instead, which led straight to the Pacific Ocean. Kalıp ifadeler
5:15fakat bunun yerine onu doğrudan Pasifik Okyanusu'na götüren bir gider buldu.
which led straight to...: bir güzergâhın hedefini eklemek
Virgülden sonra gelen which, açıklayıcı bir ilgi cümleciği başlatır. Which, önceki a drain ifadesine gönderme yapar ve led fiilinin öznesidir; yeni bir cümle başlatmadan giderin nereye açıldığını ekler. Burada led straight to fiziksel bir güzergâhı anlatır: gider doğrudan Pasifik Okyanusu’na açılıyordu. Led, lead fiilinin geçmiş biçimidir ve straight doğrudan bağlantıyı vurgular. Başka bağlamlarda lead to “neden olmak” anlamına gelebilir, ancak burada bu anlamda değildir.
Alıştırma
Cümleyi, lead straight to ifadesinin geçmiş biçimini kullanan açıklayıcı bir which cümleciğiyle tamamlayın: We found a narrow path, ____ the beach.
Cevabı göster
which led straight to
Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program, starting with umami. Anlatım akışı
5:21Tamam, bu programda öğrendiğimiz kelimeleri umamiden başlayarak tekrarlayalım.
Let's recap ..., starting with ...: bir gözden geçirmeyi düzenlemek
Let's recap ... konuşanın ana içerikten daha önce ele alınmış fikirlerin kısa bir tekrarına geçtiğini gösterir. Recap, önemli noktaları toplayıp yeniden ifade etmek demektir; her şeyi baştan öğretmek anlamına gelmez. recap'ten sonra gelen nesne gözden geçirilecek içeriği, starting with ... ise ilk öğeyi belirtir. Bu iki bölüm, dinleyiciye tekrarın neleri kapsayacağını ve nereden başlayacağını gösterir.
Alıştırma
Hedef ifadeler recap ve starting with ile tekrar cümlesini tamamlayın: Let's ____ today's meeting, ____ the budget update.
Cevabı göster
recap · starting with
The flavor octopus has, which can be described as savory and is one of the five basic tastes.
5:26Ahtapotun sahip olduğu, lezzetli/tuzlu olarak tanımlanabilen tat ve beş temel tattan biri.
If something is sentient, it experiences feelings such as joy and pain. Dilbilgisi
5:32Eğer bir şey duyarlı (sentient) ise, neşe ve acı gibi duyguları deneyimler.
If something is ..., it ...: genel bir özelliği tanımlama
Burada If something is sentient, it experiences feelings, if kullanarak bir kategori tanımlar. Duyguları deneyimlemenin sentient diye tanımlanan her şeyin bir özelliği olduğunu söyler. Bir seçimden veya belirsiz bir gelecek olayından söz etmez. Bu tür tanımlarda ve genel doğrularda iki cümlecikte de normal olarak simple present kullanılır: If + özne + is ..., özne + şimdiki biçimde fiil. Örnekte it, something sözcüğüne gönderme yapar.
Alıştırma
Hangi cümle if kullanarak belirli bir olayı değil, tanımlayıcı veya genel bir özelliği belirtir?
- If a material is transparent, light can pass through it.
- If the material was transparent during yesterday's test, the sensor detected the light.
- If the material is transparent tomorrow, we will use it for the window.
Cevabı göster
If a material is transparent, light can pass through it.
Life cycle is the series of changes something goes through from birth to death.
5:38Yaşam döngüsü (life cycle) bir şeyin doğumdan ölüme kadar geçirdiği bir dizi değişikliktir.
If something is solitary, it likes to live alone.
5:43Eğer bir şey yalnız/tekil (solitary) ise, tek başına yaşamayı sever.
In captivity means an animal is kept somewhere and is not allowed to leave.
5:46Esaret altında (in captivity), bir hayvanın bir yerde tutulduğu ve ayrılmasına izin verilmediği anlamına gelir.
And finally, trade-off means to exchange one thing for another.
5:51Ve son olarak, ödün vermek (trade-off) bir şeyi başka bir şeyle takas etmek demektir.
our 6 minutes are up: ayrılan süre sona erdi
Süre sınırlaması olan etkinliklerde be up, izin verilen sürenin sona erdiğini belirtir. Burada our 6 minutes are up, programın altı dakikalık süresinin bittiği anlamına gelir. Up, daha yüksek bir konumu anlatmaz. 6 minutes öznesi çoğuldur, bu nedenle are kullanılır. Özne time olduğunda tekil biçim kullanılır: Our time is up.
Alıştırma
Cümleyi be up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The bell has rung, and your five minutes ____.
Cevabı göster
are up
Join us again soon for more useful vocabulary here at 6 Minute English.
5:58Burada, 6 Minute English'te daha faydalı kelimeler için yakında tekrar bize katılın.