Şarabın dili - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
895 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Şarap meraklıları, someliyeler ve koleksiyonluk şişelerle başlayan konuşma, fiyatın şaraptan gerçekten alınan zevki etkileyebildiğini gösteren araştırmaya ilerliyor; ardından 1774 tarihli bir şişenin müzayedede ulaştığı değer açıklanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. invest in ve sell at an auction. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Para yatırılan bir varlığın daha sonra teklif verenlere sunulmasını anlatan doğal eylem dizisini öğrenin. Bu birleşimleri sanat eserleri, gayrimenkul ve başka koleksiyon parçaları hakkında konuşurken de kullanabilir, yatırım ve müzayede dilini sözcüğü sözcüğüne çevirmekten kaçınabilirsiniz. 2. I'll stick to — Phrasal verb’ler: Konuşanın daha iyi olduğu düşünülen bir seçeneğe geçmek yerine bildiği tercihi sürdürme kararını nasıl açıkladığını fark edin. Yerleşmiş bir tercihi veya değişme konusundaki isteksizliği, mizahi ya da kendinin farkında bir tonla ifade etmek için kullanabilirsiniz. 3. you do not only think ve you feel — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bir savın bilinçli bir yargıdan gerçekten yaşanan bir duyuma nasıl ilerlediğini izleyin. Bu karşıtlık, fiyat gibi bir unsurun yalnızca düşünceyi değiştirmediğini, hissin kendisini de etkilediğini vurgulamanızı sağlar.

Bu derste

Hi, it's Neil from BBC Learning English here.

0:00

Merhaba, ben BBC Learning English'ten Neil.

Just to let you know, Ton ve niyet

0:03

Sadece size şunu bildirmek istedim,

Ton ve niyet

Just to let you know ile dostça bir bilgilendirmeye giriş yapmak

Just to let you know, ardından bir bilgilendirme, hatırlatma veya ek bilgi geleceğini gösteren bir söylem girişidir. Bu cümlede, birine bir şeyi bildirme eylemini kelimesi kelimesine anlatmak yerine dinleyicileri ana programdan önceki tanıtım duyurusuna hazırlar. Kalıp Just to let you know, + mesaj şeklindedir. Just, girişi yumuşatır ve bilgiyi yararlı, dostça bir ön bildirim gibi gösterir; ancak bilginin önemi ardından gelen mesaja bağlıdır.

Alıştırma

Dostça bildirimi bu dersteki beş sözcüklü girişle tamamlayın: ____, the museum closes at five today.

Cevabı göster

Just to let you know

we're offering a new weekly extra episode of Six Minute English exclusively on our website.

0:04

web sitemizde özel olarak haftalık yeni bir ekstra Six Minute English bölümü sunuyoruz.

So, go to bbclearningenglish.com

0:10

Bu yüzden, Georgina ve benim rengin ruh halinizi nasıl etkileyebileceğini tartıştığımızı duymak için

to hear Georgina and I discussing how color can affect your mood.

0:14

bbclearningenglish.com adresine gidin.

It's available now,

0:18

Şu anda yayında,

so see you there.

0:19

orada görüşmek üzere.

bbclearningenglish.com

0:20

bbclearningenglish.com

Six Minute English from bbclearningenglish.com

0:25

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:31

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Sam.

0:35

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:36

Ve ben Rob.

Rob, would you describe yourself as a wine connoisseur? Notlar

0:37

Rob, kendini bir şarap uzmanı (connoisseur) olarak tanımlar mısın?

Dilbilgisi

Would you describe yourself as ...? ile kişinin kendini nasıl gördüğünü sormak

Would you describe yourself as ...? kişinin kendisini belirli bir tanıma uygun görüp görmediğini sorar. Burada sunucu Rob'dan kendisini ayrıntılı biçimde anlatmasını istemiyor; a wine connoisseur etiketini kabul edip etmediğini soruyor. Kalıp Would you describe yourself as + isim öbeği veya sıfat öbeği şeklindedir. Would, soruyu Are you ...? sorusuna göre daha ihtiyatlı hâle getirir ve kişiye etiketi sınırlandırma ya da reddetme alanı bırakır.

Alıştırma

Mülakat sorusunu bu dersteki beş sözcüklü kalıpla tamamlayın: ____ an adventurous person?

Cevabı göster

Would you describe yourself as

Kelime

wine connoisseur: bilgi ve gelişmiş zevk

Wine connoisseur, şarap hakkında derin bilgiye sahip olan ve kalite ile tarz farklılıklarını fark edip değerlendirebilen ve takdir edebilen kişidir. Bu soruda wine, söz konusu connoisseurün alanını sınırlar. Connoisseur özellikle şarap, yemek, sanat ve antika gibi zevk ve değerlendirme gerektiren alanlarda doğal kullanılır. Yalnızca çok sayıda bilgiye sahip olmayı değil, gelişmiş bir değerlendirme yetisini de ifade eder.

Alıştırma

Şarap hakkında çok şey bilen ve kalitesini değerlendirip takdir edebilen birini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a casual wine drinker
  2. a wine connoisseur
  3. a wine merchant
Cevabı göster

a wine connoisseur

If you mean am I someone who enjoys wine and knows a lot about it, Ton ve niyet

0:41

Eğer şarabı seven ve hakkında çok şey bilen biri olup olmadığımı kastediyorsan,

then no.

0:45

o zaman hayır.

Ton ve niyet

If you mean ... then no: cevap vermeden önce açıklığa kavuşturmak

If you mean ..., then no kalıbında konuşan kişi önce önceki soruyu nasıl yorumladığını belirtir, ardından bu yoruma cevap verir. Buradaki if esas olarak olabilecek bir şeyin koşulunu değil, “sorduğun şey ... ise” anlamını taşır. mean ile then arasındaki sözler, sınanan tanımı açıklar. Anahtar bir kelime birden fazla şekilde anlaşılabildiğinde bu kalıp yararlıdır ve yanıltıcı bir evet ya da hayır cevabı vermeyi önler.

Alıştırma

If you mean ... then no kalıbını tamamlayın: ____ I can repair any computer, ____.

Cevabı göster

If you mean · then no

Although the enjoy part is true, Ton ve niyet

0:46

Her ne kadar sevme kısmı doğru olsa da,

Ton ve niyet

Although the enjoy part is true: bir iddianın bir kısmını kabul etmek

Although bir ödün verme ilişkisi kurar. Konuşan kişi, şaraptan keyif alma kısmının doğru olduğunu kabul ederken bunun önceki açıklamanın tamamını doğru yapmadığını belirtir. Bu, yalnızca evet ya da hayır demek yerine kısmen katılmanın bir yoludur. Burada the enjoy part, daha önce söylenen şaraptan keyif alma kısmına verilen, bağlama bağlı ve gündelik bir etikettir. Kalıplaşmış bir ad öbeği değildir. Although ile başlayan yan cümle bağımlı olduğundan, tam bir cümlede genellikle ardından karşıt noktayı veren bir ana cümle gelir.

Alıştırma

Konuşan kişi ne demek istiyor?

  1. Yalnızca şaraptan keyif alma kısmının doğru olduğu kabul ediliyor.
  2. Önceki açıklamanın tamamının doğru olduğu kabul ediliyor.
  3. Enjoy part, şarap tadımındaki bir aşamanın adıdır.
Cevabı göster

Yalnızca şaraptan keyif alma kısmının doğru olduğu kabul ediliyor.

particularly a nice glass of red.

0:49

özellikle de güzel bir kadeh kırmızı.

Of course, wine might not be everybody's cup of tea, Deyimler

0:52

Elbette, şarap herkesin harcı olmayabilir,

not something they like.

0:55

sevdikleri bir şey olmayabilir.

Deyimler

might not be everybody's cup of tea: herkesin hoşuna gitmeyebilir

be everybody's cup of tea ifadesi, “herkesin hoşuna gitmek” veya “herkesin sevdiği bir şey olmak” anlamına gelen bir deyimdir. Bu nedenle might not be everybody's cup of tea, şarabın herkesin zevkine uymayabileceğini belirtir. Gerçek çayla ilgisi yoktur; not something they like ifadesi deyimi hemen başka sözlerle açıklar. Not sözcüğünün kapsamı önemlidir: not everybody, “bütün insanlar değil” demektir; dolayısıyla bazı insanlar yine de sevebilir. Might, tercihi kesin bir gerçek olarak sunmak yerine olasılık olarak ifade eder ve tonu yumuşatır.

Alıştırma

“Herkesin hoşuna gitmeyebilir” anlamındaki deyimi tamamlayın: The slow pace might not be ____.

Cevabı göster

everybody's cup of tea

But wine has been an important part of history and language.

0:57

Ancak şarap, tarih ve dilin önemli bir parçası olmuştur.

And even if you don't drink alcohol, Dilbilgisi

1:01

Alkol içmeseniz bile,

Dilbilgisi

even if you don't drink: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if you don't drink sonucu değiştirmeyen bir koşul sunar: konuşmacı, karşısındaki kişinin şarap içmiyor olabileceğini dikkate alır ve ardından gelecek noktanın yine de geçerli olduğunu söyler. Bir koşul normalde sonucu engelleyecekmiş gibi görünse de sonuç değişmiyorsa even if + yan cümle kullanılır. Burada şarap içmemek, şarabın yatırım aracı olarak ilgili olmasını engellemez.

Alıştırma

Hangi cümle, şarap içmemenin kişinin şarap koleksiyonu yapmasına engel olmadığını belirtir?

  1. Only if you drink wine can you collect it.
  2. Because you don't drink wine, you can still collect it.
  3. Even if you don't drink wine, you can still collect it.
Cevabı göster

Even if you don't drink wine, you can still collect it.

wine can be used as a commodity you can invest in and sell at an auction. Notlar

1:03

şarap yatırım yapabileceğiniz ve müzayedede satabileceğiniz bir emtia olarak kullanılabilir.

Kelime

can be used as a commodity: bir şeyi ticareti yapılabilen mal olarak değerlendirmek

can be used as a commodity ifadesinde şarap yalnızca bir içecek olarak değil, insanların satın alabileceği, elde tutabileceği ve yeniden satabileceği piyasa değeri olan bir şey olarak görülür. Bu bağlamda commodity, ticareti yapılabilen bir mal demektir; yatırım ve açık artırmada satış ifadeleri bu ticari anlamı açıkça gösterir. A can be used as B kalıbı, A'nın B ile belirtilen rolü veya işlevi görebileceğini ifade eder. Bu edilgen bir yapıdır: people can use wine as a commodity cümlesi wine can be used as a commodity biçimine dönüşür.

Alıştırma

"Rare metals can be used as commodities in global trade," cümlesinde commodities ne anlama gelir?

  1. Ticareti yapılamayan kişisel eşyalar
  2. Günlük yaşamı daha kolay hâle getiren araçlar
  3. Bir piyasada alınıp satılabilen mallar
Cevabı göster

Bir piyasada alınıp satılabilen mallar

Kalıp ifadeler

invest in ... sell at an auction: yatırım yapmak ve açık artırmada satmak

Invest in, paranın yöneltildiği varlığı, şirketi veya projeyi tanıtır: şaraba, sanata, gayrimenkule ya da bir işletmeye yatırım yapılabilir. Sell at an auction, varlığı bir açık artırma etkinliğinde satışa sunmak anlamına gelir. Bu iki ifade birlikte bir yatırım süreci oluşturur: bir şey varlık olarak değerlendirilir ve daha sonra açık artırma yoluyla satılır. Bu cümledeki you belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları ifade eder.

Alıştırma

Nadir saatleri yatırım olarak ve açık artırmada satılan ürünler olarak doğru biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. Collectors can invest in rare watches and sell them at an auction.
  2. Collectors can invest on rare watches and sell them at an auction.
  3. Collectors can invest in rare watches and sell them to an auction.
Cevabı göster

Collectors can invest in rare watches and sell them at an auction.

And that brings me to my quiz question, Rob. Anlatım akışı

1:08

Ve bu beni test soruma getiriyor, Rob.

Anlatım akışı

that brings me to my quiz question: konuşmada geçiş ifadesi

That, az önce ele alınan fikre geri gönderme yapar. Brings me to, önceki noktanın konuşmacının yarışma sorusuna doğal bir geçiş oluşturduğu anlamına gelir; fiziksel bir hareketi anlatmaz. That brings me to + sonraki nokta, soru veya konu kalıbı bir söylem işaretidir. Dinleyicilere bir bölümün sona erdiğini ve bağlantılı başka bir bölümün başladığını bildirir.

Alıştırma

İkinci cümlenin ilk cümleyi doğal biçimde kullanarak sonraki soruyu tanıttığı seçeneği belirleyin.

  1. The results were mixed. That brings my next question to me.
  2. The results were mixed. That brings me my next question.
  3. The results were mixed. That brings me to my next question.
Cevabı göster

The results were mixed. That brings me to my next question.

In 2018, a bottle of wine dating back to 1774 Kalıp ifadeler

1:11

2018'de, tarihi 1774'e kadar uzanan bir şişe şarap

Kalıp ifadeler

dating back to 1774: tarihsel kökeni belirtme

Burada dating back to 1774, a bottle of wine ifadesini niteleyen bir ortaç öbeğidir. Şarabın kökeninin 1774 yılına dayandığını belirtir. Açık biçimi a bottle of wine that dates back to 1774 şeklindedir. Bir şeyin ne zaman başladığını veya üretildiğini söylemek için date back to + yıl, dönem ya da başlangıç noktası kullanılır. Bu kullanımda date, tarihsel kökeni anlatır.

Alıştırma

“Kökeni ... yılına dayanan” anlamındaki üç sözcüklü ders ifadesini yazın: The museum displayed a map ____ 1620.

Cevabı göster

dating back to

sold at auction in eastern France for a record-breaking price. Notlar

1:16

doğu Fransa'da bir müzayedede rekor kıran bir fiyata satıldı.

Kalıp ifadeler

sold at auction: müzayede satışını bildirme

Burada sold, something sold at auction for a price kalıbındaki simple past fiilidir. Şişenin bir açık artırma yoluyla teklif veren biri tarafından satın alındığını anlatır. Sonucu etken biçimde bildiren bu kalıpta sold sözcüğünden önce was gerekmez. At auction, satış yöntemini veya satış ortamını belirten yerleşik ifadedir. Haberlerde sanat eserleri, antikalar ve koleksiyon parçaları için sıkça kullanılır; for ise son satış fiyatını belirtir.

Alıştırma

Müzayede haberini dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The signed guitar ____ for £8,000.

Cevabı göster

sold at auction

Kelime

record-breaking price: rekor kıran fiyat

“A record-breaking price”, ilgili kategorideki önceki tüm fiyatları aşarak yeni bir rekor kıran fiyat demektir. Burada müzayede sonucunun olağanüstü yüksek olduğunu vurgular; yalnızca kaydedilmiş bir fiyat anlamına gelmez. “Record-breaking”, “price” sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili bir bileşik sıfattır. Aynı yapı satış, sıcaklık veya performans gibi önceki bir rekoru geçen ölçülebilir sonuçları anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bilet satışlarının önceki tüm rekorları geçtiğini özellikle söylüyor?

  1. The festival reported strong ticket sales this year.
  2. The festival reported expected ticket sales this year.
  3. The festival reported record-breaking ticket sales this year.
Cevabı göster

The festival reported record-breaking ticket sales this year.

Do you know how much it was sold for? Dilbilgisi

1:21

Ne kadara satıldığını biliyor musun?

Dilbilgisi

how much it was sold for: satış fiyatını soran gömülü soru

“How much it was sold for”, bir eşya satıldığında alınan fiyatı sorar. sell something for + amount kalıbı edilgen yapıda be sold for + amount olur; bu nedenle miktar bilinmediğinde for sonda kalır. Bu soru Do you know ifadesinden sonra cümle içine gömüldüğü için düz cümle dizilişini kullanır: was it değil, it was. Doğrudan soru ise How much was it sold for? olur.

Alıştırma

Ev az önce satıldı. how much, the house, was sold ve for ögelerini kullanarak gömülü soruyu tamamlayın: Do you know ____?

Cevabı göster

how much the house was sold for

Was it A) $20,800,

1:23

A) 20.800 dolar mı,

B) $120,800,

1:27

B) 120.800 dolar mı,

or C) $220,800?

1:31

yoksa C) 220.800 dolar mıydı?

I know wine can fetch a high price, Kalıp ifadeler

1:35

Şarabın yüksek bir fiyat getirebileceğini biliyorum,

Kalıp ifadeler

fetch a high price: yüksek bir satış fiyatına ulaşmak

wine can fetch a high price ifadesinde fetch, bir fiyata “satılmak” veya o fiyata “ulaşmak” anlamındadır. Satılan ürün olan wine öznedir; gidip bir şey getirmesi söz konusu değildir. Aktarılabilir kalıp ürün + fetch fiilinin uygun biçimi + fiyat şeklindedir. fetch a high price kullanılabilir ya da fetch fiilinden sonra belirli bir tutar gelebilir. İfade, ürünün satışta elde ettiği fiyata odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi fetch ve hedef ifadeyle tamamlayın: At auction, this rare coin could ____.

Cevabı göster

fetch a high price

but not as high as some of those options.

1:37

ama o seçeneklerden bazıları kadar yüksek olamaz.

So, I'll say A) $20,800. Ton ve niyet

1:40

Bu yüzden, A) 20.800 dolar diyeceğim.

Ton ve niyet

So, I'll say ...: geçici bir seçim yapmak

So, I'll say, konuşanın düşündükten sonra seçtiği cevabı veya seçeneği bildirir. Burada I'll say, “cevabım şu olacak” veya “şunu seçeceğim” anlamındadır; daha sonra konuşma sözü değildir. So, seçimi önceki akıl yürütmeye bağlarken I'll say cevabı o anda verilmiş bir karar gibi sunar ve bir miktar belirsizliğe yer bırakabilir.

Alıştırma

Geçici seçimi hedef ifadeyle tamamlayın: I'm not completely sure. So, ____ option B.

Cevabı göster

I'll say

I'll reveal the answer later on.

1:44

Cevabı daha sonra açıklayacağım.

But let's talk more about wine now.

1:46

Ancak şimdi şarap hakkında daha fazla konuşalım.

A glass of the stuff can be sipped and savored or just glugged. Notlar

1:49

Bir kadeh bu içki yudumlanıp tadı çıkarılabilir veya sadece kafaya dikilebilir.

Kelime

the stuff: şaraba gönderme yapan gündelik ifade

Bu cümlede the stuff, daha önce konuşulan şaraba geri gönderme yapan gündelik bir isim öbeğidir. Wine sözcüğünü tekrarlamayı önler; a glass of the stuff, bu şaraptan bir kadeh anlamına gelir. Stuff bilinçli olarak genel anlamlıdır, bu yüzden dinleyici tam olarak neyi ifade ettiğini bağlamdan çıkarmalıdır. Belirli tanımlık the, bu maddenin zaten tanınabilir olduğunu gösterir; önceki bağlam açık değilse the stuff belirsiz gelebilir.

Alıştırma

Bu cümlede the stuff ne işlev görüyor?

  1. Bardağın kendisini adlandırır.
  2. Daha önce sözü edilen şaraba gündelik bir şekilde gönderme yapar.
  3. Daha önce sözü edilmemiş yeni bir maddeyi tanıtır.
Cevabı göster

Daha önce sözü edilen şaraba gündelik bir şekilde gönderme yapar.

Kalıp ifadeler

sipped and savored: yavaşça içip tadını çıkarmak

Sipped and savored, can be ifadesinden sonra iki geçmiş zaman ortacını birbirine bağlar. Sip küçük miktarlarda içmek, savor ise tada dikkat edip ondan tam anlamıyla zevk almak demektir. Bu ikili, içmeyi yavaş ve tadını çıkararak yapılan bir deneyim olarak sunar. Cümlede bu özenli biçim, çok daha hızlı ve daha az nazik bir içişi anlatan just glugged ile karşılaştırılır. Buradaki savor tam anlamıyla zevk almak demektir; saklamak veya korumak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “küçük miktarlarda içmek ve tadını çıkarmak” anlamına gelen iki fiilli ifadeyle tamamlayın: At the tasting, the tea was meant to be ____, not gulped down.

Cevabı göster

sipped and savored

Kelime

glugged: büyük yudumlarla hızla içmek

Bu cümlede glugged, gündelik dilde kullanılan glug fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. can be glugged edilgen yapısında, içeceğin büyük yudumlarla hızla içilmesi anlamına gelir ve çoğu zaman glug-glug sesini çağrıştırır. Sözcük yalnızca içmeyi değil, aynı zamanda kaba ve özensiz bir hareketi vurgular. sipped and savored ile karşıtlık kurar: birinde içecek yavaşça ve tadına varılarak, diğerinde ise dikkatle tadılmadan hızla içilir.

Alıştırma

Hangi cümlede glugged doğal ve amaçlanan anlamıyla kullanılmıştır?

  1. After the long run, Maya glugged the cold water straight from the bottle.
  2. Maya glugged the water slowly, pausing to notice every flavour.
  3. Maya glugged the empty bottle onto the table.
Cevabı göster

After the long run, Maya glugged the cold water straight from the bottle.

Ah, glug is a good word,

1:54

Ah, kafaya dikmek (glug) güzel bir kelimedir,

meaning drink in large gulps or mouthfuls.

1:56

büyük yudumlarla veya ağız dolusu içmek anlamına gelir.

Not something a wine expert would do.

1:59

Bir şarap uzmanının yapacağı bir şey değil.

For some people,

2:02

Bazı insanlar için,

drinking and serving wine is almost an art form. Deyimler

2:03

şarap içmek ve servis etmek neredeyse bir sanat formudur.

Deyimler

an art form: beceri ve inceliği anlatan bir benzetme

An art form, sözcüğü sözcüğüne yaratıcı sanatın tanınmış bir türü anlamına gelir. Burada ise mecaz olarak kullanılır: şarap içmek ve servis etmek; bilgi, deneyimle gelişen beceri, muhakeme ve ayrıntılara dikkat gerektiren etkinlikler gibi sunulur. Almost iddiayı yumuşatır. Konuşan kişi şarap servisini resmen sanat olarak sınıflandırmaz; bu işi iyi yapmanın karmaşık ve incelikli olduğunu vurgular. Bu kalıp, en iyi şekilde yapılması beceri ve muhakemeye bağlı başka etkinlikleri de anlatabilir.

Alıştırma

Özel beceri gerektiren bir etkinliği anlatan hedef benzetmeyle cümleyi tamamlayın: Making a nervous guest feel comfortable is almost ____.

Cevabı göster

an art form

If you go to a restaurant, there might be a sommelier, Kültür

2:06

Bir restorana giderseniz, orada bir sommelier olabilir,

a person whose job is to serve and give advice about wine. Kalıp ifadeler

2:09

işi şarap servis etmek ve şarap hakkında tavsiyelerde bulunmak olan bir kişidir.

Kültür

sommelier: restoranın şarap uzmanı

Sommelier, bir restoranda veya başka bir ağırlama işletmesinde çalışan şarap uzmanıdır. Bu cümlede sonraki ifade mesleği tanımlar: şarap servisi yapar ve konukların şarap seçmesine yardımcı olur. Bu kelime herhangi bir garsonu değil, uzmanlık gerektiren bir görevi belirtir. Şarap bilgisi ve tavsiye sunmak anlamın merkezindedir.

Alıştırma

Cümlede sommelier nedir?

  1. Masadaki tüm hizmetlerle ilgilenen herhangi bir garson
  2. Şarap servisi yapan ve konuklara tavsiye veren bir şarap uzmanı
  3. Özel yemekler hazırlayan bir aşçı
Cevabı göster

Şarap servisi yapan ve konuklara tavsiye veren bir şarap uzmanı

Kalıp ifadeler

serve and give advice about: birbirine bağlanan iki iş görevi

Bu ifade iki görevi birbirine bağlar. Burada serve, konuklara şarap sunmak; give advice about wine ise şarabı seçmelerine veya anlamalarına yardımcı olmak demektir. Sondaki wine kelimesi anlam bakımından iki fikri de tamamlar: serve wine ve give advice about wine. whose job is to yapısından sonra iki fiilin yalın hâli aynı to sözcüğünü paylaşır: to serve and give. Bu, iş sorumluluklarını kısa ve öz biçimde sıralayan bir yapıdır.

Alıştırma

Yeni iş tanımını dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: At the tea counter, her job is to ____ tea.

Cevabı göster

serve and give advice about

They may have had years of training to learn about the different types of wine

2:14

Farklı şarap türlerini

and the individual flavors or aromas known as notes. Kelime

2:18

ve notalar olarak bilinen bireysel tat veya aromaları öğrenmek için yıllarca eğitim almış olabilirler.

Kelime

individual flavors or aromas known as notes: şarap tadımında notes terimi

individual flavors or aromas known as notes ifadesinde known as, bu tat veya aromalara verilen adı gösteren geçmiş zaman ortacı grubudur: bunlara notes denir. Şarap dilinde notes; narenciye, vanilya veya baharat gibi fark edilebilen tat ya da aroma özelliklerini ifade eder. Burada notes, yazılı notlar anlamına gelmez.

Alıştırma

“The wine has notes of blackberry and spice,” cümlesinde notes ne anlama gelir?

  1. Şarap hakkında yazılmış yorumlar
  2. Fark edilebilen tat veya aroma özellikleri
  3. Kadehlerin çıkardığı müzikal sesler
Cevabı göster

Fark edilebilen tat veya aroma özellikleri

This job has fascinated journalist and author Bianca Bosker.

2:23

Bu iş, gazeteci ve yazar Bianca Bosker'ı büyüledi.

She wrote a book called Cork Dorks'.

2:27

O, 'Cork Dorks' adında bir kitap yazdı.

And here she is talking on the BBC World Service program The Wine Factor, Anlatım akışı

2:30

Ve burada BBC World Service programı The Wine Factor'da konuşuyor,

describing her fascination with sommeliers.

2:35

sommelierlere olan hayranlığını anlatıyor.

Anlatım akışı

here she is talking: bir konuşma kaydını tanıtmak

Here she is talking bir sunma ifadesidir. Sunucu, here sözcüğünü kullanarak dikkati tanıtmak üzere olduğu konuşmaya veya kayda yöneltir. Bu ifade yaklaşık olarak “Şimdi onu konuşurken dinleyelim” demektir; “Bu fiziksel yerde konuşuyor” anlamına gelmez. talking sözcüğünden sonraki ayrıntılar konuşmanın kaynağını ve konusunu belirtir. Böylece sunucu, arka plan bilgisinden alıntılanan, kaydedilen veya gösterilen içeriğe geçebilir.

Alıştırma

Bir radyo sunucusu “Here she is talking about her new book.” diyor. Sunucu ne yapıyor?

  1. Onun konuştuğu fiziksel yeri açıklıyor
  2. Dinleyicilerden onu bulmalarını istiyor
  3. Onun konuştuğu bir kaydı tanıtıyor veya dikkati bu kayda yöneltiyor
Cevabı göster

Onun konuştuğu bir kaydı tanıtıyor veya dikkati bu kayda yöneltiyor

These were people who had taken wine,

2:38

Bunlar şarabı eline almış,

which I'd always thought of as a thing of pleasure, Kalıp ifadeler

2:41

her zaman bir zevk unsuru olarak düşündüğüm,

Kalıp ifadeler

thought of ... as: A'yı B olarak görmek

think of A as B yapısında A, hakkında bir görüş oluşturulan kişi veya şeydir; B ise ona verilen tanım, kategori ya da roldür. Burada thought of ... as, “……ı ... olarak görmek” anlamındadır: Konuşan kişi daha önce sözü edilen şeyi bir zevk kaynağı olarak görüyordu. Bu ilgi cümleciğinde which, thought of ifadesinin nesnesi olduğu için I'd always thought of bölümünden önce gelir. Temel yapı I'd always thought of it as a thing of pleasure şeklindedir. Bu kalıp nesnel bir gerçeği değil, bir izlenimi veya sınıflandırmayı ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B yapısının geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Before the workshop, I had always ____ public speaking ____ a test.

Cevabı göster

thought of · as

something you turned to after a long stressful day, Öbek fiiller

2:44

uzun stresli bir günün ardından başvurduğunuz bir şeyi

Öbek fiiller

turned to: yardım veya teselli aramak

Turn to someone or something, ihtiyaç olduğunda o kişi veya şeyden yardım, teselli, tavsiye, bilgi ya da çözüm aramak anlamına gelir. Bu cümlede turned to mecazidir: Söz konusu şey, stresli bir günün ardından rahatlamak için kullanılmıştır; yalnızca bedeni çevirip ona bakmak anlamına gelmez. Başvurulan nesne to sözcüğünden hemen sonra gelir: turn to a friend, turn to music veya turn to professional help. Neyin gerektiğini söylemek için turn to a friend for advice örneğindeki gibi for + isim ekleyebilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi turn to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Elena needed honest advice, she ____ her older brother.

Cevabı göster

turned to

and turned it into something approaching sheer god-awful pain. Notlar

2:47

ve onu neredeyse tamamen korkunç bir acıya dönüştürmüş olmalarıdır.

Öbek fiiller

turned it into: turn A into B kalıbı

Turn A into B, A'nın B olmasına neden olmak demektir. turned it into ... içinde it değiştirilen şeyi, into'dan sonraki isim öbeği ise ortaya çıkan durumu belirtir. Dışarıdan bir etken vurgulanmıyorsa A özne olabilir: A turns into B. Değişime bir kişi ya da şey neden oluyorsa someone/something turns A into B kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The renovation ____ the old station ____ a public library.

Cevabı göster

turned · into

Kelime

something approaching sheer god-awful pain: derece ve güçlü abartı

Something approaching X, bir şeyin tamamen X olduğunu söylemeden derece bakımından X'e yakın olduğunu anlatır. Burada approaching fiziksel hareketi değil, dereceyi belirtir. Sheer, pain sözcüğünü tam veya dinmeyen bir acı olarak güçlendirirken god-awful çok güçlü bir olumsuz yargı ekler. İfade bütünü, deneyimin ne kadar acı verici olduğunu bilerek abartır ve pleasure ile güçlü, hafif mizahi bir karşıtlık kurar.

Alıştırma

Bu cümlede something approaching sheer god-awful pain ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Birisi fiziksel olarak bir acı kaynağına yaklaşıyordu.
  2. Hafif bir sorun resmî ve tarafsız bir dille anlatılıyordu.
  3. Deneyim neredeyse tamamen ve son derece acı vericiydi; bu, güçlü ve gündelik bir abartıyla söyleniyor.
Cevabı göster

Deneyim neredeyse tamamen ve son derece acı vericiydi; bu, güçlü ve gündelik bir abartıyla söyleniyor.

They licked rocks to train their palates, Kalıp ifadeler

2:52

Damaklarını eğitmek için taş yaladılar,

Kalıp ifadeler

train their palates: tatları ayırt etme becerisini geliştirmek

train their palates ifadesinde palate, yalnızca ağzın üst kısmındaki fiziksel bölümü değil, kişinin tatları fark etme ve değerlendirme becerisini anlatır. Çoğul biçim olan palates, birden çok kişinin her birine ait tat alma becerisini belirtir. train one's palate kalıbı, dikkatli ve tekrarlı tadımlar yaparak bu beceriyi geliştirmek anlamına gelir. Şarap, kahve, çay ve yemek bağlamlarında doğal bir sözcük birleşimidir.

Alıştırma

Örnekte train their palates ne anlama geliyor?

  1. Farklı taşların adlarını öğrenmek.
  2. Yalnızca ağızlarının üst kısmındaki kasları güçlendirmek.
  3. Tatları fark etme ve değerlendirme becerilerini geliştirmek.
Cevabı göster

Tatları fark etme ve değerlendirme becerilerini geliştirmek.

they divorced their spouses to spend more time reviewing flash cards. Dilbilgisi

2:54

bilgi kartlarını gözden geçirmeye daha fazla zaman ayırmak için eşlerinden boşandılar.

Dilbilgisi

to spend more time reviewing: amaç ve spend time doing kalıbı

to spend more time reviewing ifadesinin başındaki to bir amaç bildirir; önceki eylemin neden yapıldığını açıklar. Bu amaç ifadesinin içinde spend + bir zaman miktarı + -ing, o zamanı bir etkinliğe ayırmak anlamına gelir. Etkinlik zamanın nasıl kullanıldığını anlatıyorsa -ing biçimi kullanılır: spend more time reviewing. Bu kalıpta reviewing yerine to review kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Amaç bildirmek için cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: Maya turned off notifications ____ her notes.

Cevabı göster

to spend more time reviewing

They had hired voice coaches and memory coaches,

2:59

Ses koçları ve hafıza koçları tuttular,

they took dance classes to learn how to move more gracefully across the dining room floor. Kalıp ifadeler

3:01

yemek salonu zemininde daha zarif hareket etmeyi öğrenmek için dans dersleri aldılar.

Kalıp ifadeler

took dance classes: bir beceri öğrenmek için ders almak

took dance classes ifadesinde took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada take, “bir şeyi alıp götürmek” değil, “derse katılmak” anlamına gelir. İfade, bir dizi dans dersi yoluyla öğrendiklerini anlatır. take + alan + classes kalıbı kullanılır; take language classes buna bir örnektir. Tek bir kurs için take a class in + alan da kullanılabilir; örneğin take a class in photography.

Alıştırma

Cümleyi “dans dersleri aldılar” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Before the stage show, the actors ____ to improve their movement.

Cevabı göster

took dance classes

Like me, Bianca thought drinking wine was a pleasurable activity,

3:07

Benim gibi, Bianca da şarap içmenin keyifli bir aktivite olduğunu düşündü,

something that helped her relax after a long stressful day.

3:11

uzun ve stresli bir günden sonra rahatlamasına yardımcı olan bir şey olduğunu.

So, she was surprised at how sommeliers turn this activity Kalıp ifadeler

3:15

Bu yüzden, sommelierlerin bu aktiviteyi

into something approaching sheer god-awful pain.

3:19

neredeyse tamamen korkunç bir acıya dönüştürmelerine şaşırdı.

Kalıp ifadeler

surprised at how: biçime veya dereceye şaşırmak

Be surprised at how + yan cümle, şaşkınlığa yol açan biçimi veya dereceyi anlatır. Bu cümlede how sommeliers turn this activity... şaşırtıcı süreci belirtir: etkinlik son derece acı verici hâle getirilir. How ile başlayan yan cümle bir ifadenin içine yerleştirildiği için normal düz cümle dizilişini kullanır: how sommeliers turn..., how do sommeliers turn... değil. How + sıfat veya zarf yapısında aynı kalıp, surprised at how quickly it changed örneğindeki gibi dereceyi vurgulayabilir.

Alıştırma

Surprised at how ifadesini doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. I was surprised at how calmly did he handle the complaint.
  2. I was surprised at how calmly he handled the complaint.
  3. I was surprised how at calmly he handled the complaint.
Cevabı göster

I was surprised at how calmly he handled the complaint.

The word sheer is used to emphasize the amount of something

3:23

Tam/saf (sheer) kelimesi bir şeyin miktarını vurgulamak için kullanılır

or to mean nothing but.

3:27

ya da sadece anlamına gelmek için.

She thought the work of a sommelier was nothing but pain. Kalıp ifadeler

3:30

Sommelierin işinin acıdan başka bir şey olmadığını düşündü.

Kalıp ifadeler

nothing but pain: yalnızca acı olduğunu güçlü biçimde söylemek

Bu cümlede nothing but + isim, yalnızca veya bütünüyle anlamına gelir ve başka hiçbir unsur ya da sonuç olmadığını güçlü biçimde belirtir. Nothing but pain, onun bu işi zevk veya karşılık içermeyen, tamamen acıdan oluşan bir şey olarak gördüğünü anlatır. Nothing ve but sözcüklerini ayrı ayrı çevirmek yerine nothing but ifadesini tek bir vurgu kalıbı olarak ele alın. But'tan sonraki isim, konuşanın geriye kalan tek şey olarak sunduğu unsurdur.

Alıştırma

Gecikmenin yalnızca soruna yol açtığını anlatmak için cümleyi nothing but kalıbıyla tamamlayın: The delay caused ____.

Cevabı göster

nothing but trouble

They seem to dedicate their life to wine. Kalıp ifadeler

3:33

Hayatlarını şaraba adamış görünüyorlar.

Kalıp ifadeler

dedicate their life to wine: dedicate A to B kalıbı

Dedicate A to B, zaman, emek, kariyer veya hayat gibi A unsurunu bir amaç, alan ya da faaliyet olan B'ye vermek anlamına gelir. Buradaki dedicate their life to wine ifadesi, wine sözcüğünü yalnızca bir içecek olarak değil, uzun süreli enerji ve dikkat verdikleri bir alan olarak sunar. Bu kalıptaki to bir edattır. Ardından isim veya -ing biçimi gelir: dedicate her career to science; dedicate his time to helping others.

Alıştırma

Cümleyi dedicate ... to kalıbıyla tamamlayın: They decided to ____ their lives ____ protecting the forest.

Cevabı göster

dedicate · to

One thing a sommelier does is train their palate.

3:36

Bir sommelierin yaptığı bir şey, damaklarını (palate) eğitmektir.

This is their ability to distinguish and appreciate different tastes Kalıp ifadeler

3:40

Bu onların farklı tatları ayırt etme ve takdir etme

Kalıp ifadeler

distinguish and appreciate different tastes: farklı tatları ayırt etmek ve değerlerini anlamak

Bu ifadede distinguish, tatlar arasındaki farkları fark edip birbirinden ayırmak anlamına gelir. Appreciate ise bu tatların niteliklerini anlayıp onlardan keyif almak demektir; onlara teşekkür etmek anlamına gelmez. İki fiil daha kapsamlı bir beceriyi anlatır: önce farkları algılar, ardından her tadı özel kılan özellikleri anlar veya değerli bulursunuz. Aynı kalıp; tarzlar, eserler ya da fikirler hakkında bilgiye dayalı değerlendirme yapmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

distinguish and appreciate different tastes burada ne anlama geliyor?

  1. Farklı oldukları için tatlara teşekkür etmek.
  2. Tatları birbirinden ayırmak ve her birinin değerli ya da keyifli yönlerini anlamak.
  3. Bütün tatların aynı olmasını sağlamak.
Cevabı göster

Tatları birbirinden ayırmak ve her birinin değerli ya da keyifli yönlerini anlamak.

and identify types of good wine from their taste.

3:44

ve iyi şarap türlerini tatlarından tanımlama yetenekleridir.

I guess this is quite important.

3:48

Bunun oldukça önemli olduğunu tahmin ediyorum.

But divorcing their spouses does seem a bit extreme. Ton ve niyet

3:50

Ama eşlerinden boşanmak biraz aşırı görünüyor.

Ton ve niyet

does seem a bit extreme: gerçekten biraz aşırı görünüyor

does seem ifadesinde does, vurgu yapan yardımcı fiildir. Cümlede yalnızca seems kullanılabilir, ancak does seem konuşanın değerlendirmesini daha kesin hâle getirir: gerçekten aşırı görünüyor. Şimdiki zaman işaretini does taşıdığı için sonraki fiil seems değil, yalın biçim olan seem olur. A bit, olumsuz anlam taşıyan extreme sıfatını yumuşatır. Eleştiriyi ortadan kaldırmadan daha az sert hâle getirir; böylece ifade kesin bir değerlendirmeyi daha nazik bir söyleyişle birleştirir.

Alıştırma

Şu cümleyle ilgili değerlendirmeyi inceleyin: It does seem a bit unfair. does ve a bit farklı görevler üstlendikleri için birlikte kullanılabilir.

  1. Yanlış: does ve a bit birbiriyle çelişir.
  2. Doğru: does değerlendirmeyi vurgularken a bit eleştiriyi yumuşatır.
Cevabı göster

Doğru: does değerlendirmeyi vurgularken a bit eleştiriyi yumuşatır.

I'm afraid I wouldn't take it so seriously. Notlar

3:55

Korkarım ben o kadar ciddiye almazdım.

Ton ve niyet

Kibar bir yumuşatıcı olarak I'm afraid

Burada I'm afraid, konuşanın gerçekten korktuğu anlamına gelmez. Cümlenin başında kullanılan, yaklaşık olarak “bunu söylediğim için üzgünüm” anlamına gelen kibar bir ifadedir ve dinleyeni olumsuz ya da istenmeyen bir açıklamaya hazırlar. I wouldn't... ifadesinden önce geldiğinde anlaşmazlığı yumuşatır ve cevabın daha az sert duyulmasını sağlar. Aktarılabilir kalıp, I'm afraid ifadesinin ardından bir yan cümle getirmektir; özellikle ret, düzeltme, anlaşmazlık veya kötü haberden önce kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede I'm afraid korkuyu anlatmak yerine hayal kırıklığı yaratan bir haberi kibarca sunar?

  1. I'm afraid we can't offer a refund.
  2. I'm afraid to walk home alone.
  3. I'm afraid of large dogs.
Cevabı göster

I'm afraid we can't offer a refund.

Kalıp ifadeler

take it so seriously: bir şeyi çok önemli görmek

take something seriously kalıbında take, bir şeyi fiziksel olarak taşımak değil, “önemli görmek” veya “ciddiye almak” anlamına gelir. Yaygın kalıpta nesne take ile seriously arasına gelir; buradaki it, konuşulan şarap tadımı ve sommelier eğitimine gönderme yapar. So seriously, bağlamın belirlediği yüksek bir dereceyi, yani “o kadar” veya “o ölçüde ciddi biçimde” anlamını verir. Aynı kalıpta derece değiştirilebilir: take the warning seriously, take the joke too seriously veya take the issue more seriously.

Alıştırma

Hangi cümle “Güvenlik uyarısını önemli görmelisin” anlamını doğru biçimde verir?

  1. You should take the safety warning seriously.
  2. You should take seriously about the safety warning.
  3. You should make the safety warning seriously.
Cevabı göster

You should take the safety warning seriously.

I'll stick to drinking poor quality, Öbek fiiller

3:57

Kalitesiz,

cheap red wine, sometimes called plonk. Kelime

4:00

bazen 'plonk' (ucuz şarap) olarak adlandırılan ucuz kırmızı şarap içmeye devam edeceğim.

Öbek fiiller

I'll stick to + isim veya -ing biçimi

Burada I'll stick to, “başka bir seçeneğe geçmek yerine aynı şeyi seçmeye devam edeceğim” anlamına gelir. Konuşmacı, diğer olasılıkları düşündükten sonra ucuz kırmızı şarabı alışık olduğu veya genellikle tercih ettiği seçenek olarak sunar. stick to yapısındaki to bir edattır. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: stick to the plan; stick to drinking tea. Örnekte drink değil, drinking kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi I'll stick to ve drink fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: Even though everyone else ordered coffee, ____ tea.

Cevabı göster

I'll stick to drinking

Kelime

plonk: ucuz ve düşük kaliteli şarap için kullanılan gayriresmî Britanya İngilizcesi sözcüğü

Plonk, düşük kaliteli veya sıradan kabul edilen ucuz şarap için kullanılan gayriresmî bir Britanya İngilizcesi ismidir. Tanınmış bir şarap tarzının ya da kategorisinin adı değildir. Bu cümlede sözcük rahat, hafif küçümseyici veya kişinin kendisiyle alay ettiği bir ton katar: konuşmacı şarabın düşük kaliteli olduğunu bilerek onu böyle adlandırır.

Alıştırma

Bu cümledeki plonk sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Koruma altındaki bir bölgeden gelen kırmızı şarap için resmî bir kategori
  2. Şarap servisi yapan birinin meslek adı
  3. Ucuz ve düşük kaliteli şarap için kullanılan gayriresmî bir Britanya İngilizcesi sözcüğü
Cevabı göster

Ucuz ve düşük kaliteli şarap için kullanılan gayriresmî bir Britanya İngilizcesi sözcüğü

Well, Rob, cheap wine doesn't always have to be poor quality. Dilbilgisi

4:03

Şey, Rob, ucuz şarap her zaman kalitesiz olmak zorunda değildir.

Dilbilgisi

doesn't always have to be: zorunluluğu reddetmek

doesn't always have to be yapısında olumsuzluk, always sözcüğünün verdiği zorunluluk ve kaçınılmazlık anlamını kapsar. Bu yüzden bütün yapı “mutlaka ... olmak zorunda değil” anlamına gelir. Olasılığı değil, zorunluluğu reddeder. Asıl cümle, bazı ucuz şarapların kalitesiz olabileceğini kabul eder; ancak ucuz şarabın mutlaka kalitesiz olduğu genellemesini reddeder. X doesn't always have to be Y yapısı, fazla kesin bir varsayıma karşı çıkmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “mutlaka ... değildir” anlamını veren tam yapıyla tamamlayın. doesn't kısaltmasını kullanın: A good solution ____ expensive.

Cevabı göster

doesn't always have to be

Interestingly, there is some evidence Anlatım akışı

4:07

İlginç bir şekilde, sadece

that shows we only think wine tastes better because it's more expensive. Dilbilgisi

4:10

şarabın daha pahalı olduğu için tadının daha güzel olduğunu düşündüğümüzü gösteren bazı kanıtlar var.

Anlatım akışı

there is some evidence that shows: iddiadan önce kanıt sunmak

Varoluş bildiren there is some evidence kalıbı, önce bir dayanağın bulunduğunu bildirir. Ardından gelen that shows ... ilgi cümleciği, bu kanıtın desteklediği iddiayı açıklar; böylece dinleyici önce dayanağı, sonra sonucu alır. Asıl cümlede bu çerçeve, fiyat ile algılanan tat arasındaki açıklamayı yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, kanıta dayalı bir açıklama olarak sunar. Some sözcüğü de temkinli bir ton verir: kanıt vardır, ancak kesin bir ispat olduğu iddia edilmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen kanıt sunma kalıbının tam hâliyle tamamlayın: ____ regular exercise improves sleep.

Cevabı göster

There is some evidence that shows

Dilbilgisi

we only think ...: only düşünceyi sınırlar

Bu cümlede only, think fiilini kapsamına alır. Konuşan kişi iddiayı zihinsel bir yargıyla sınırlar: şarabın tadını daha iyi algılarız, ancak bu durum tadın nesnel olarak iyileştiğini kanıtlamaz. because ile başlayan yan cümle bu yargının nedenini, yani daha yüksek fiyatı verir. only başka bir yere taşındığında odak farklı bir kişiye veya şeye kayabilir; bu nedenle konumu neyin sınırlandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, planın başarılı olmasının nesnel bir gerçek değil, yalnızca bir inanç olabileceğini anlatır?

  1. Only they think the plan will work.
  2. They think only the plan will work.
  3. They only think the plan will work.
Cevabı göster

They only think the plan will work.

Ah, yes.

4:15

Ah, evet.

This is research Hilke Plassmann from INSEAD Business School in France spoke about

4:16

Bu, Fransa'daki INSEAD İşletme Okulu'ndan Hilke Plassmann'ın BBC World Service'in

on the BBC World Service's Wine Factor program.

4:21

Wine Factor programında bahsettiği bir araştırma.

She's been looking into what influences consumer behavior. Notlar

4:25

Tüketici davranışlarını nelerin etkilediğini araştırıyor.

Öbek fiiller

been looking into: günümüze kadar süren bir araştırma

Look into, bir konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için araştırmak veya incelemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada nesnesi what influences consumer behavior soru yan cümlesidir; kişi fiziksel olarak bir şeyin içine bakmıyor, bu soruyu araştırıyor. Burada She's, she has ifadesinin kısaltmasıdır; bu nedenle has been looking into, present perfect continuous yapısındadır. Araştırmanın daha önce başladığını ve şimdi de sürdüğünü ya da yakın zamana kadar etkin kaldığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi look into ifadesinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: The safety team has ____ why the alarm failed.

Cevabı göster

been looking into

Kelime

influences consumer behavior: tüketici davranışını etkiler

“Consumer behavior”, insanların ürün veya hizmetleri nasıl seçtiğini, satın aldığını ve kullandığını ve bunlara nasıl tepki verdiğini anlatan bir işletme, pazarlama ve psikoloji terimidir. Burada consumer, mal veya hizmetlerle ilişkisi içinde hareket eden kişidir; her tür kullanıcı anlamına gelmez. “Influences consumer behavior” ifadesinde influences fiili, bu seçim ve tepkileri şekillendiren etkenleri tanıtır. Burada behavior geniş bir kategori olarak ve genellikle sayılamayan bir isim şeklinde kullanılır.

Alıştırma

Bir pazar araştırması raporunda consumer behavior neyi ifade eder?

  1. Çalışanların şirket içindeki işleri nasıl planladığı
  2. İnsanların ürün ve hizmetleri nasıl seçtiği, satın aldığı, kullandığı ve bunlara nasıl tepki verdiği
  3. Fabrikaların ürünleri nasıl birleştirip paketlediği
Cevabı göster

İnsanların ürün ve hizmetleri nasıl seçtiği, satın aldığı, kullandığı ve bunlara nasıl tepki verdiği

The price tag affects that region in your brain Kelime

4:29

Fiyat etiketi beyninizde o bölgeyi etkiler

that encodes your liking of the taste. Kelime

4:32

tadını ne kadar sevdiğinizi kodlayan bölgeyi.

Kelime

The price tag: gösterilen fiyat

“Price tag”, bir ürüne takılan fiziksel fiyat etiketini ifade edebilir, ancak genellikle o etikette gösterilen fiyat anlamına da gelir. Bu cümlede “The price tag”, esas olarak kâğıt veya kart parçasını değil, gösterilen fiyat bilgisini ifade eder. Cümle, bu fiyat bilgisini beynin tepkisini etkileyen unsur olarak sunar. Aynı genişletilmiş anlam “a high price tag” gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede price tag, fiziksel etikete odaklanmak yerine gösterilen fiyat anlamında kullanılmıştır?

  1. He wrote the product number on the price tag.
  2. She tore the paper price tag off the sleeve.
  3. The high price tag made several shoppers reconsider the purchase.
Cevabı göster

The high price tag made several shoppers reconsider the purchase.

Kelime

that encodes your liking: nörobilimde encode

Buradaki encode, bilgiyi beynin işleyebileceği bir biçimde temsil etmek demektir. Yalnızca bilgisayar kodu yazmak anlamına gelmez. Bu beyin bölgesi, tadı ne kadar sevdiğinize ilişkin bilgiyi taşır. that encodes your liking of the taste ilgi cümleciği, that region in your brain ifadesini niteler. Bilimsel anlatımlarda aynı fiil, beynin tercihleri, anıları, sesleri veya duyguları nasıl temsil ettiğini açıklayabilir.

Alıştırma

Örnekteki that encodes your liking ne anlama geliyor?

  1. Tadı ne kadar sevdiğinize ilişkin bilgiyi temsil eder.
  2. Tadı değiştiren bir bilgisayar programı yazar.
  3. Fiyat bilgisini beyinden gizler.
Cevabı göster

Tadı ne kadar sevdiğinize ilişkin bilgiyi temsil eder.

So, in other words, Anlatım akışı

4:35

Yani, başka bir deyişle,

Anlatım akışı

So, in other words: daha açık bir yeniden ifadeyi belirtme

So, sıradaki ifadeyi daha önce söylenenlere bağlar. In other words ise konuşanın aynı temel mesajı daha açık, basit veya doğrudan bir biçimde ifade edeceğini bildirir. So, in other words, birlikte açıklamayı düzenler: dinleyicilere sonrasında gelen sözlerin ayrı ve yeni bir fikir değil, yeniden ifade etme veya açıklama olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi seçenek So, in other words, ifadesini ilk fikri yeniden anlatmak için kullanıyor?

  1. The fee is nonrefundable. So, in other words, you cannot get the money back.
  2. The fee is nonrefundable. So, in other words, the office has a blue door.
  3. The fee is nonrefundable. So, in other words, everyone will receive a full refund.
Cevabı göster

The fee is nonrefundable. So, in other words, you cannot get the money back.

you do not only think that you like the more expensive wine more, Anlatım akışı

4:36

sadece daha pahalı şarabı daha çok sevdiğinizi düşünmekle kalmıyor,

you feel you like the more expensive wine more

4:39

daha pahalı şarabı daha çok sevdiğinizi hissediyorsunuz

because your brain region that encodes this feeling

4:42

çünkü bu duyguyu kodlayan (encodes) beyin bölgeniz

is influenced by the price tag. Dilbilgisi

4:45

fiyat etiketinden etkilenir.

Anlatım akışı

you do not only think ... you feel: düşünceden doğrudan hissedilen deneyime geçiş

“you do not only think ... you feel ...” ifadesinde konuşmacı, zihinsel bir yargıdan doğrudan yaşanan bir duyguya geçer. İkinci cümlecik daha güçlü olan yeni noktadır: fiyat, insanların tercihleri hakkında ne düşündüklerini değiştirmekle kalmaz, bu tercihi nasıl hissettiklerini de değiştirir. but also söylenmese de ifade not only A but also B gibi işlev görür. “you ... think” ve “you feel” arasındaki paralel yapı, iki seçenek arasında seçim yapmayı değil, bilgi eklemeyi ve düşünceyi güçlendirmeyi gösterir.

Alıştırma

Bir inançtan doğrudan hissedilen bir deneyime doğru aynı ilerlemeyi en açık biçimde hangi cümle gösterir?

  1. The treatment made her think she was calmer instead of making her feel anything.
  2. The treatment made her think and feel exactly the same thing for exactly the same reason.
  3. The treatment not only made her think she was calmer but also made her feel calmer.
Cevabı göster

The treatment not only made her think she was calmer but also made her feel calmer.

Dilbilgisi

is influenced by the price: edilgen yapı ve etkinin kaynağı

“is influenced by the price” edilgen bir yapıdır. Beyin bölgesi etkiden etkilenen taraftır; by ise etkinin kaynağını, yani fiyatı veya fiyat etiketini belirtir. Kalıp özne + be + influenced + by + etkileyen faktör biçimindedir. Bu sıralama, etkileyen faktörü dil bilgisel özne yapmak yerine etkilenen şeye odaklanır. Araştırma bulgularını aktarırken veya bir sonucu şekillendiren faktörleri açıklarken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi influence fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Consumer choices ____ online reviews.

Cevabı göster

are influenced by

So, our brain is possibly playing tricks on us. Deyimler

4:47

Yani beynimiz muhtemelen bize oyun oynuyor.

Deyimler

possibly playing tricks on: olası bir algı yanılmasını belirtmek

“Play tricks on someone”, bir kişinin bir şeyi yanlış algılamasına veya değerlendirmesine yol açmak anlamına gelebilir. Burada beyin kişileştirilir: kendi zihinsel süreçlerimiz bize yanıltıcı bir izlenim veriyor olabilir; beynimiz bizi bilerek aldatmaya çalışmıyordur. “Possibly” ifadenin kesinliğini azaltır. Bu zihinsel etkiyi kesin bir gerçek olarak değil, olası bir açıklama olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede “our brain is possibly playing tricks on us” ne anlama geliyor?

  1. Beynimiz yeni bir zihinsel beceri üzerinde çalışıyor.
  2. Beynimiz bir şeyi yanlış değerlendirmemize yol açıyor olabilir.
  3. Beynimiz bilerek bir şaka planlıyor.
Cevabı göster

Beynimiz bir şeyi yanlış değerlendirmemize yol açıyor olabilir.

When we see the price tag on a bottle of wine,

4:51

Bir şişe şarabın üzerindeki fiyat etiketini gördüğümüzde,

our brain encodes the information and tells us how it should taste.

4:53

beynimiz bu bilgiyi kodlar ve bize tadının nasıl olması gerektiğini söyler.

Encodes means changes the information

4:58

Kodlar (encodes) bilgiyi değiştirmek anlamına gelir

into something that we can use or understand.

5:01

kullanabileceğimiz veya anlayabileceğimiz bir şeye.

Drinking more expensive wine makes you think it tastes better. Dilbilgisi

5:05

Daha pahalı şarap içmek, tadının daha iyi olduğunu düşünmenizi sağlar.

Dilbilgisi

makes you think: make + nesne + yalın fiil

make + nesne + yalın fiil yapısı nedensellik ifade eder: bir şey, bir kişinin harekete geçmesine, bir duygu hissetmesine veya bir düşünce oluşturmasına yol açar. makes you think içinde you nesnedir ve think, önünde to olmadan yalın biçimde kullanılır. Burada yüksek fiyat, şarabı içen kişinin tadın daha iyi olduğuna inanmasına yol açar. Bu, yargı üzerindeki etkiyi anlatır; nesnel tadın gerçekten değiştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi think fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The cropped graph makes you ____ sales rose sharply.

Cevabı göster

think

So, perhaps when buying a supermarket wine or wine in a restaurant, Dilbilgisi

5:09

Yani, belki bir süpermarkette veya restoranda şarap alırken,

it may be better telling yourself that the cheaper option is okay. Kalıp ifadeler

5:14

kendinize daha ucuz seçeneğin de iyi olduğunu söylemeniz daha iyi olabilir.

Dilbilgisi

perhaps when buying: kısaltılmış bir when yan cümlesi

perhaps when buying... ifadesindeki when buying, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Açık hâli when you are buying... şeklindedir ve tavsiyenin geçerli olduğu durumu belirtir. Perhaps, tavsiyeyi kesin bir yargı yerine ihtiyatlı bir öneri hâline getirir. buying eylemini yapan örtük kişi, ana önerilen eylemi gerçekleştiren kişiyle aynı olmalıdır. Burada buying ve telling yourself ifadelerinin ikisi de genel anlamdaki you kişisini gösterir.

Alıştırma

Öneriyi tamamlamak için perhaps ve ardından kısaltılmış bir when yan cümlesi kullanın: ____ a new laptop, you should compare battery life first.

Cevabı göster

Perhaps when choosing

Kalıp ifadeler

telling yourself that...: kişinin kendine verdiği bir mesaj

Tell yourself that..., bir düşünceyi veya ifadeyi kendi zihninize yöneltmek anlamına gelir. Duruma göre bu, içten bir hatırlatma, kendini cesaretlendirme veya ikna etme çabası olabilir. Burada telling yourself, önerilen zihinsel eylemi adlandırır. Yourself, mesajı veren ve alan kişinin genel anlamdaki aynı you olduğunu gösterir; başka birine bir şey anlatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tell yourself ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Before an interview, keep ____ that you are prepared.

Cevabı göster

telling yourself

Hmm, I'll drink to that. Deyimler

5:18

Hmm, buna içebilirim.

Deyimler

I'll drink to that: kadeh kaldırarak katılmak

'I'll drink to that', 'kesinlikle katılıyorum' veya 'bu kutlanmaya değer' anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki to edatı, kadeh kaldırırken kullanılan anlamı taşır; that ise bir içeceği değil, daha önce söylenen düşünceyi gösterir. Konuşmanın konusu zaten şarap olduğu için cümle hafif bir söz oyunu da yaratır: konuşan kişi hem gerçekten içme eylemini hem de deyim yoluyla katılmayı kastedebilir.

Alıştırma

Neşeli biçimde katılmayı ifade eden deyimle yanıtı tamamlayın: “We all deserve a holiday.” “____!”

Cevabı göster

I'll drink to that

But I wonder how that Ton ve niyet

5:20

Ama o

most expensive bottle of wine ever sold at auction tastes. Dilbilgisi

5:21

müzayedede satılan gelmiş geçmiş en pahalı şişe şarabın tadının nasıl olduğunu merak ediyorum.

Ton ve niyet

But I wonder how ...: nazik bir dolaylı soru

But, önceki düşünceden başka bir ilgili noktaya geçildiğini gösterirken I wonder how sıradaki soruyu doğrudan yanıt isteyen sert bir soru yerine merak ifadesi olarak sunar. Bu yapı, konuşanın ilgili bir soruya nazikçe geçmesini sağlar. I wonder how ifadesinden sonra dolaylı soru cümlesinin söz dizimi kullanılır: how + özne + fiil. Buradaki yan cümle how that most expensive bottle ... tastes biçimindedir; how does that most expensive bottle ... taste değildir.

Alıştırma

Verilen tüm sözcükleri doğru sırayla kullanarak cümleyi tamamlayın: but / I / wonder / how / this device / knows / my location. The map is accurate, ____.

Cevabı göster

but I wonder how this device knows my location

Dilbilgisi

most expensive ... ever sold at auction: rekor belirten bir isim öbeği kurmak

Most expensive, fiyat ölçeğindeki en üst noktayı belirtir. Bottle of wine ile birlikte kullanıldığında rekoru elinde tutan nesneyi, yani satış fiyatı en yüksek olan şişeyi tanımlar. Ever sold at auction isimden sonra gelir ve o şişeyi niteler; ever karşılaştırma kapsamını o zamana kadar yapılan tüm müzayedelere genişletir. Bu yapı, that has ever been sold at auction ifadesine denk olan kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. Sold burada edilgen anlam taşır; dolayısıyla bölümün tamamı bir isim öbeğidir, eksiksiz bir ana yüklem değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede üstünlük bildiren bir isim öbeğinin ardından ever + geçmiş zaman ortacı doğru şekilde kullanılmıştır?

  1. This is the manuscript oldest ever found in the region.
  2. This is the oldest manuscript ever finding in the region.
  3. This is the oldest manuscript ever found in the region.
Cevabı göster

This is the oldest manuscript ever found in the region.

The one dating back to 1774 that you asked me about.

5:25

Bana sorduğun 1774'e kadar uzanan o şarap.

Hmm, so you thought it sold for $20,800,

5:29

Hmm, demek ki 20.800 dolara satıldığını düşündün,

but sorry, Rob, that's too cheap. Ton ve niyet

5:33

ama üzgünüm Rob, bu çok ucuz.

Ton ve niyet

but sorry, Rob, that's too ...: bir düzeltmeyi yumuşatmak

But, sonucun Rob'un tahminiyle çeliştiğini gösterir. Sorry burada tam anlamıyla bir özür değildir; Rob ismiyle birlikte, konuşmacı cevabı vermeden önce düzeltmeyi yumuşatır. That's too cheap ifadesindeki that, bu bağlamda tahmin edilen fiyatı belirtir. Tahminin gerçek fiyattan düşük olduğu anlamına gelir; şarabın kalitesiz olduğu anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp sorry + açık bir düzeltmedir.

Alıştırma

Birisi toplamı £300 olarak tahmin ediyor, ancak doğru toplam £500. Hangi cevap açık ve yumuşatılmış bir düzeltme yapar?

  1. Sorry, the product is too cheap. The correct total is £500.
  2. Sorry, that's too low. The correct total is £500.
  3. Sorry, you are too low. The correct total is £500.
Cevabı göster

Sorry, that's too low. The correct total is £500.

It was, in fact, sold for $120,800. Anlatım akışı

5:36

Aslında 120.800 dolara satıldı.

Anlatım akışı

in fact: bir beklentiyi gerçek bilgiyle düzeltmek

Burada in fact gerçek satış fiyatını açıklar ve daha önceki düşük tahmini düzeltir. Dinleyiciye sıradaki bilginin beklenenden farklı olduğunu veya önceki açıklamayı daha doğru hâle getirdiğini gösterir. Cümle içinde kullanılan bir söylem belirteci olduğunda iki yanında virgül bulunur. Cümlenin başında da kullanılabilir: In fact, it cost much more.

Alıştırma

Hangi cümlede in fact önceki bir beklentiyi düzeltmek için kullanılmıştır?

  1. Some repairs are simple. For example, replacing a bell takes only a few minutes.
  2. The shop repairs bicycles. In addition, it sells spare parts.
  3. I expected the repair to be cheap. In fact, it cost more than the bike.
Cevabı göster

I expected the repair to be cheap. In fact, it cost more than the bike.

I assume it wasn't drunk. Ton ve niyet

5:41

Sanırım içilmemiştir.

Ton ve niyet

I assume: muhtemel ancak doğrulanmamış bir sonucu belirtmek

I assume, konuşanın ipuçlarına veya sağduyuya dayanarak doğru olmasının muhtemel olduğunu düşündüğü bir önermeyi sunar. Bu önermenin doğrulanmış bir gerçek değil, çıkarım olduğunu gösterir. Burada It wasn't drunk ifadesini daha az kesin hâle getirir: Konuşan bunun doğru olmasını bekler, ancak düzeltilme payı bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın daha sonra doğrulamayı planladığı makul bir tahmini ifade eder?

  1. I assume the meeting starts at nine, but I'll check the email.
  2. The email confirms that the meeting starts at nine.
  3. I know the meeting starts at nine because the organizer confirmed it.
Cevabı göster

I assume the meeting starts at nine, but I'll check the email.

I hope not. Ton ve niyet

5:43

Umarım içilmemiştir.

Ton ve niyet

I hope not: not önceki önermenin tamamının yerini tutar

I hope not, eksiltili bir yanıttır. Burada not, hemen önce sözü edilen ve istenmeyen olasılığın tamamının yerini tutar. Açık biçimdeki anlamı I hope that was not the case olur; böylece önceki önerme tekrarlanmaz. Bu yanıt, söz konusu olasılıkla ilgili bir dileği ifade eder; konuşanın ne olduğunu bildiğini ileri sürmez. Genel olarak hope + so/not yapısında so, doğru olması umulan bir önermeye; not ise yanlış olması umulan bir önermeye gönderme yapar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The storm might cancel our trip.” diyor. Bunun olmasını istemediğinizi belirten yanıt hangisidir?

  1. I hope not.
  2. I don't think so.
  3. I hope so.
Cevabı göster

I hope not.

Well, I think I'll stick to my plonk for now, Sam.

5:45

Şey, sanırım şimdilik ucuz şarabıma (plonk) sadık kalacağım, Sam.

Plonk was one of our vocabulary words today

5:48

Plonk bugün kelime dağarcığımızdan biriydi

and describes cheap, poor quality wine.

5:50

ve ucuz, kalitesiz şarabı tanımlar.

We also mentioned a connoisseur,

5:53

Ayrıca bir uzmandan (connoisseur) da bahsettik,

someone who enjoys a particular thing and knows a lot about it.

5:56

belirli bir şeyden zevk alan ve bu konuda çok şey bilen kişi.

A sommelier is someone who serves and gives advice about wine in a restaurant.

6:00

Sommelier, restoranda şarap servisi yapan ve şarap hakkında tavsiyelerde bulunan kişidir.

Sheer is a word used to emphasize the amount of something

6:05

Sheer, bir şeyin miktarını vurgulamak için kullanılan

or to mean nothing but.

6:09

ya da sadece anlamına gelen bir kelimedir.

A palate describes someone's ability to distinguish and appreciate different tastes.

6:12

Damak (palate), birinin farklı tatları ayırt etme ve takdir etme yeteneğini açıklar.

And finally, encodes

6:17

Ve son olarak, kodlamak (encodes)

means changes information into something we can use or understand.

6:19

bilgiyi kullanabileceğimiz veya anlayabileceğimiz bir şeye dönüştürmek anlamına gelir.

But now we're out of time, Anlatım akışı

6:24

Ama şimdi zamanımız bitti,

so cheers, everyone.

6:25

o yüzden şerefe millet.

Anlatım akışı

now we're out of time ... cheers, everyone: doğal bir kapanış dizisi

Cümle, kapanışı üç adımda düzenler. But now dikkati önceki içerikten sona yöneltir; we're out of time konuşanın neden durması gerektiğini açıklar; so ise sonucu, yani vedayı getirir. Burada cheers, everyone tüm dinleyicilere yönelik dostça bir teşekkür ve vedadır; kadeh kaldırma anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen düzen, geçiş + neden + sonuç/veda şeklindedir ve bir programı, toplantıyı ya da dersi akıcı biçimde bitirmeye yarar.

Alıştırma

Sunucunun kapanışını dersteki ifadelerin tam hâliyle tamamlayın: But now we're ____, so ____, everyone.

Cevabı göster

out of time · cheers

Thanks for listening and goodbye.

6:27

Dinlediğiniz için teşekkürler ve hoşça kalın.

Goodbye.

6:29

Hoşça kalın.

Six Minute English from the BBC.

6:30

BBC'den Six Minute English.