Aşk Neden Asla Olması Gerektiği Kadar Güzel Değildir?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Hayal kırıklığı, karşılıklı ilişkiyi ebeveynlerin bedelini gizlediği tek yönlü çocukluk bakımıyla karşılaştırmaktan doğabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “was supposed to be” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Geçmiş beklentiyi düş kırıcı gerçekle karşılaştırıp deneyimin hayalden farkını açıklayın. 2. “stumbling in the dark” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Karanlıkta ilerlemeyi, az bilgiyle ince ihtiyaçları anlamaya çalışma olarak okuyun; gerçek hareket sanmayın. 3. “not because ... but because” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Sezgisel nedeni önce reddedip gerçek nedeni vurgulayarak açıklamayı açıkça düzeltin.
Bu derste
Often, our partner isn't necessarily being terrible in any overt way, Dilbilgisi
0:00Çoğu zaman, partnerimiz illa ki bariz bir şekilde korkunç davranmıyordur,
but we feel a growing sadness about the character of our relationship. Kelime
0:05ancak ilişkimizin yapısı hakkında giderek artan bir üzüntü hissederiz.
isn't necessarily: temkinli bir kısmi olumsuzluk
isn't necessarily being terrible ifadesinde olumsuzluk necessarily sözcüğüne uygulanır. Bu, partnerimizin kötü davrandığının kesin olmadığı anlamına gelir. Kötü davranış ihtimali hâlâ vardır, ancak konuşan kişi bunu kesin bir açıklama olarak sunmaz. be + not necessarily + tamamlayıcı yapısı bir sonucu sınırlar ve kesinlik derecesini azaltır. Karşıtını kesin olarak söylemez: isn't necessarily terrible, definitely isn't terrible ifadesinden daha zayıftır.
Alıştırma
Hangi cümle geç kalmanın dikkatsizlik dışında masum bir açıklaması olabileceğini anlatır?
- Arriving late doesn't necessarily mean someone is careless.
- Arriving late necessarily doesn't mean someone is careless.
- Arriving late necessarily means someone is careless.
Cevabı göster
Arriving late doesn't necessarily mean someone is careless.
the character of our relationship: ilişkimizin genel niteliği
Burada character, ilişkinin genel niteliği, yapısı veya havası anlamına gelir. Üzüntü, ilişkinin bir bütün olarak neye dönüştüğüyle ilgilidir; birinin kişiliğiyle veya kurgusal bir karakterle ilgili değildir. the character of + soyut bir şey yapısı, o şeyin belirleyici özelliklerini veya genel havasını anlatmanın resmî bir yoludur.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "The redesign changed the character of the neighborhood." character ne anlama gelir?
- bir mahalle sakininin kişiliği
- mahallenin genel niteliği veya atmosferi
- orada yaşayan kurgusal bir kişi
Cevabı göster
mahallenin genel niteliği veya atmosferi
The partner isn't as focused on us as we'd hoped. Dilbilgisi
0:10Partnerimiz bize umduğumuz kadar odaklanmamıştır.
isn't as ... as we'd hoped: umduğumuz kadar……değil
not as + adjective + as ... yapısı, gerçek düzeyin karşılaştırma noktasından daha düşük olduğunu belirtir. Bu cümlede ortağın bize gösterdiği ilgi, beklediğimiz düzeyin altındadır. As we'd hoped, as we had hoped anlamına gelir. Umut, şu anki değerlendirmeden önce oluşmuştur ve ikinci as bu önceki beklentiyi karşılaştırma ölçütü olarak sunar. Bu yapı, bir şeyin beklentileri karşılamadığını ölçülü bir biçimde söylemeye yarar.
Alıştırma
Cümleyi as ... as we'd hoped yapısını ve reliable sıfatını kullanarak tamamlayın: The new internet service isn't ____.
Cevabı göster
as reliable as we'd hoped
There are often times when they don't understand us properly.
0:13Bizi tam olarak anlamadıkları zamanlar sık sık olur.
a bit offhand or abrupt: biraz ilgisiz ya da sert
Burada offhand, kişi konuya yeterince dikkat etmemiş gibi fazla rahat veya ilgisiz hissettiren bir tavrı anlatan sıfattır. Hazırlıksız veya doğaçlama anlamındaki zarf offhand değildir. Abrupt, beklenmedik ölçüde kısa, ani veya sert konuşma ve davranışları anlatır. İki özellik birlikte görülebilir ancak farklı sorunlara işaret eder. A bit, olumsuz değerlendirmeyi biraz anlamıyla yumuşatır; onu olumlu hâle getirmez.
Alıştırma
Bir görevli çok kısa, ani ve sert hissettiren bir yanıt veriyor. En uygun İngilizce sözcük hangisidir?
- abrupt
- thoughtful
- offhand
Cevabı göster
abrupt
They're not hugely interested in the details of our day.
0:21Günümüzün detaylarıyla pek ilgilenmezler.
They call their friends rather than talk with us. Dilbilgisi
0:24Bizimle konuşmak yerine arkadaşlarını ararlar.
rather than: bir eylemi diğerinin yerine seçmek
Rather than iki seçeneği bağlar ve ikinci eylem yerine ilkinin gerçekleştiğini veya seçildiğini gösterir. Burada ortak özne They'dir: call their friends eylemini yaparlar, talk with us eylemini yapmazlar. Rather than aynı özneye bağlı fiil öbeklerini bağladığında dil bilgisi biçimleri paralel olmalıdır. Burada call ve talk fiillerinin ikisi de yalın hâldedir. Rather than'i tek bir bağlayıcı olarak düşünün; rather tek başına bu cümlede “yerine” anlamına gelmez.
Alıştırma
İkinci eylem yerine ilkini seçmeyi anlatan iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo chose to stay home ____ go to the crowded party.
Cevabı göster
rather than
We feel disenchanted and let down. Öbek fiiller
0:27Büyüsü bozulmuş ve hayal kırıklığına uğramış hissederiz.
feel let down: beklentiler karşılanmadığında duyulan hayal kırıklığı
Feel let down yapısında let down, let someone down öbek fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Bir kişi, grup veya durum beklentilerinizi karşılamadığı için hayal kırıklığına uğramış ya da ihanete uğramış hissetmeyi anlatır. Burada feel fiilinden sonra sıfat benzeri bir tümleçtir ve disenchanted ile paralel bağlanmıştır. Fiziksel olarak aşağı indirilmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Takım beklentilerini karşılamadığı için Nora'nın hayal kırıklığına uğradığını anlatan cümle hangisidir?
- Nora put the team down.
- Nora felt let down by the team.
- Nora let the team down.
Cevabı göster
Nora felt let down by the team.
but without any one huge thing having gone wrong, Dilbilgisi
0:33ancak hiçbir büyük şey ters gitmemişken,
was supposed to be: gerçeğin karşılamadığı geçmiş bir beklenti
Bu cümlede was supposed to be, “öyle olması bekleniyordu veya hayal ediliyordu” anlamına gelir. Beklenti geçmişte vardı: aşkın güzel hissettirmesi bekleniyordu. but ile başlayan bölüm, gerçeğin bu beklentiyle uyuşmadığını gösterir. Buradaki ifade bir emir veya yükümlülüğü değil, umulan ya da genel olarak varsayılan bir durumu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede was supposed to be, geçmişteki bir beklentinin gerçekte karşılanmadığını göstermek için kullanılmıştır?
- The form was supposed to be on my desk by noon because the manager ordered it.
- The new job was stressful from the first day.
- The new job was supposed to be less stressful, but I work longer hours now.
Cevabı göster
The new job was supposed to be less stressful, but I work longer hours now.
without any one huge thing having gone wrong: gerçekleşmemiş daha önceki bir olay
Without, gerçekleşmemiş bir durumu sunar. without any one huge thing having gone wrong ifadesinde any one huge thing, having gone wrong yapısının anlamca öznesidir; dolayısıyla ifade, tek bir belirgin büyük olayın ters gitmediği anlamına gelir. Having gone wrong, bitmişlik bildiren bir -ing biçimidir: olası sorunu it doesn't feel much that way ile anlatılan şimdiki sonuçtan önceye yerleştirir. Ana fikir, önceden tek bir açık felaket yaşanmamış olsa da hayal kırıklığı yaratan sonucun var olmasıdır.
Alıştırma
“Without the alarm having gone off, everyone still woke up on time,” cümlesinin başındaki ifade bize ne anlatır?
- Alarm çalmadı.
- Alarmın çalıp çalmadığını bilmiyoruz.
- Alarm bir kez çaldı.
Cevabı göster
Alarm çalmadı.
We're sad because we've been lucky: paradoksal bir giriş
Bu cümle üzüntü ile şansı, görünüşte çelişkili bir neden-sonuç ilişkisine yerleştirir. Because, şansı üzüntünün açıkça belirtilen nedeni yapar; böylece eksik bağlantı, dinleyicinin konuşmacıdan yanıtlamasını beklediği bir soruya dönüşür. Burada lucky, çocuklukta ideal düzeyde bakım görmüş olmayı ifade eder ve bu durum yetişkinlikte yakın ilişkilere dair beklentileri yükseltebilir. Cümle, bu özel savı paradoksal bir girişte özetler; şansın insanları normalde üzdüğüne dair genel bir iddia değildir.
Alıştırma
Bu savda We're sad because we've been lucky cümlesinin temel söylem işlevi nedir?
- Konuyu üzüntüden ilgisiz bir iyi şansa geçirir.
- Görünürde bir çelişki yaratarak dinleyicinin gizli bir neden-sonuç bağlantısı beklemesini sağlar.
- İyi şansın normalde üzüntüye neden olduğuna dair genel bir kural sunar.
Cevabı göster
Görünürde bir çelişki yaratarak dinleyicinin gizli bir neden-sonuç bağlantısı beklemesini sağlar.
we need to have a look at the intimate origins of love. Kalıp ifadeler
0:54aşkın çok yakın kökenlerine bir göz atmalıyız.
have a look at: inceleme başlatmak
Have a look at, bir şeye bakmak, onu incelemek veya değerlendirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu ifadede look, have fiilinden sonra gelen bir isimdir; at ise incelenen şeyi belirtir. Burada kastedilen, bir şeye kelimenin gerçek anlamıyla hızlıca göz atmak değildir. We need to have a look at... ifadesi, konuşmacının aşkın psikolojik kökenlerini araştırmaya başlamak üzere olduğunu doğal biçimde bildirir.
Alıştırma
Cümleyi have ile başlayan ders ifadesiyle tamamlayın: Before we approve the plan, let's ____ the budget.
Cevabı göster
have a look at
Our idea of what a good loving relationship should be like Dilbilgisi
0:58İyi ve sevgi dolu bir ilişkinin nasıl olması gerektiği
what a good loving relationship should be like ... what it feels like to be loved: paralel iki dolaylı what yan cümlesi
and ile bağlanan iki what yan cümlesi, Our idea ifadesinin içeriğini verir. İlk yan cümle ideal ve sevgi dolu bir ilişkiden beklenen özellikleri, ikincisi ise sevilme deneyimini anlatır. and ile bağlanmaları, aynı düşüncenin birbirine paralel iki boyutunu sunar. Bunlar dolaylı soru yan cümleleri olduğu için what a good loving relationship should be like and what it feels like to be loved örneğindeki gibi düz cümle sözcük dizilişini kullanır. Doğrudan sorulardaki gibi özne ile should yer değiştirmez ve does eklenmez.
Alıştırma
İki dolaylı what yan cümlesi içeren doğal tamamlamayı seçin: The workshop helped us think about ____.
- what a supportive team should be like and what it feels like to be respected
- how a supportive team should be like and how it feels like to be respected
- what should a supportive team be like and what does it feel like to be respected
Cevabı göster
what a supportive team should be like and what it feels like to be respected
doesn't ever come from what we've seen in adulthood.
1:03hiçbir zaman yetişkinlikte gördüklerimizden gelmez.
and of our needs being effortlessly understood Dilbilgisi
1:18ve ihtiyaçlarımızın çaba sarf edilmeden anlaşılmasının
our needs being effortlessly understood: edilgen bir -ing yan cümlesi
“our needs being effortlessly understood” ifadesinde “our needs”, “being understood” yapısının mantıksal öznesidir. Edilgen yapı, ihtiyaçların eylemi gerçekleştirmediğini, eylemden etkilendiğini gösterir: onları başka biri anlar. İsim + being + geçmiş zaman ortacı kalıbı, edilgen bir olayı isim gibi çalışan bir -ing yan cümlesine dönüştürür. Bu cümlede yapı “of” sözcüğünden sonra gelir ve anlatılan ideal durumun bir parçasını adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi “ignore” fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The review found several cases of safety warnings ____.
Cevabı göster
being ignored
taps into: daha derin bir kaynağa veya duyguya erişmek
Bu cümlede taps into, rahatlık ve güvenle ilgili derin bir duygusal tasavvurla “bağlantı kurup onu harekete geçirir” anlamına gelir. Mutlu bir çift fikrinin güçlü olmasının nedeni, fiziksel olarak bir şeye vurması değil, erken çocuklukta kök salmış duygu ve ihtiyaçlara ulaşmasıdır. Daha genel olarak tap into + isim, bir kaynağa erişmek ve onu kullanmak, uyandırmak ya da ondan yararlanmak anlamına gelir. Deneyim, bilgi, potansiyel, talep, hafıza ve duygu sık kullanılan nesnelerdir.
Alıştırma
Hangi cümlede taps into, “daha derin bir kaynağa veya duyguya erişmek ya da onu harekete geçirmek” anlamında kullanılmıştır?
- The campaign taps into people's desire to belong.
- The speaker taps on the microphone before the meeting.
- The report touches on three problems without exploring them.
Cevabı göster
The campaign taps into people's desire to belong.
a loving parent offered us extraordinary satisfaction.
1:29sevgi dolu bir ebeveyn bize olağanüstü bir tatmin sundu.
even though we couldn't usually explain. Dilbilgisi
1:34ne zaman aç veya yorgun olduğumuzu bilirlerdi.
even though ile gerçek ve şaşırtıcı bir karşıtlık
“Even though” bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle, normalde ana cümledeki sonucu daha az olası veya daha şaşırtıcı hâle getirecek bir gerçeği belirtir. Burada açıklayamamak gerçek bir durumdu, ancak bakıcılar yine de çocukların ne zaman aç veya yorgun olduğunu biliyordu. Ana cümleden önce veya sonra gelebilir: “Even though X, Y” ya da “Y even though X”. Her iki sıralamada da X engeldir ve Y buna rağmen gerçekleşir.
Alıştırma
Konuşan pilin düşük olduğunu biliyor, ancak telefon bütün gün çalıştı. Hangi cümle bu bilinen gerçeği şaşırtıcı bir karşıtlık olarak sunar?
- Even if the battery was low, the phone lasted all day.
- Even though the battery was low, the phone lasted all day.
- Because the battery was low, the phone lasted all day.
Cevabı göster
Even though the battery was low, the phone lasted all day.
the experience of being cherished has made a profound impression on us. Kalıp ifadeler
1:47el üstünde tutulma deneyimi bizde derin bir iz bıraktı.
make a profound impression on someone: birinin üzerinde derin bir iz bırakmak
Bu cümlede made a profound impression on us, bu deneyimin bizi derinden etkilediğini ve zihinsel ya da duygusal açıdan kalıcı bir iz bıraktığını anlatır. Buradaki impression, bir kişi hakkında edinilen ilk izlenim değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp make an impression on + kişi veya gruptur. profound, strong ya da lasting gibi bir sıfat impression sözcüğünden önce gelir; made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
'Beni derinden ve uzun süre etkiledi' anlamındaki hedef eşdizimle cümleyi tamamlayın: Her kindness ____ me.
Cevabı göster
made a profound impression on
planted itself in our deep minds: zihinde kök salan bir fikir
Buradaki it, daha önce sözü edilen değer görme deneyimini anlatır. Planted itself in our deep minds bir metafordur: Bu deneyim, zihnin derin ve daha az bilinçli bir bölümünde kök salan bir tohum gibi gösterilir. Yani deneyim zihne sağlam biçimde yerleşmiş ve bilinçli olarak düşünülmese bile beklentileri şekillendirmeyi sürdürmüştür. Dönüşlü zamir itself, süreci birinin kasıtlı olarak gerçekleştirmesinden çok kendi kendine gelişmiş gibi gösterir. Başka bağlamlara aktarılabilen metafor plant an idea, memory, or feeling in someone's mind kalıbıdır; bir şeyin planted itself there olduğu da söylenebilir.
Alıştırma
Bu cümlede planted itself ne anlama gelir? The warning planted itself in Maya's mind.
- O, fiziksel bir nesne dikti.
- Onun düşüncelerine sağlam biçimde yerleşti.
- O, bunu bilerek yazdı.
Cevabı göster
Onun düşüncelerine sağlam biçimde yerleşti.
we continue to be enthralled to this notion of being loved, Kelime
2:01sevilme kavramına kapılmaya devam ediyoruz,
be enthralled to this notion of being loved ifadesinin edebî gücü
Burada be enthralled to, “bir şeyin hükmü altında olmak” veya “psikolojik olarak bir şeye bağlı kalmak” anlamına gelir. Sevilme düşüncesi, insanlar bunu bilinçli olarak fark etmese bile beklentilerini yönlendirmeye devam eder. Bu, enthralled sözcüğünün tarihsel olarak “köle veya tutsak edilmek” anlamıyla bağlantılı, eski ve edebî bir kullanımıdır. to edatı kişinin neye bağlı veya tabi olduğunu gösterir; yalnızca düşüncenin büyüleyici olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
“She remained enthralled to the belief that success would solve everything,” cümlesinde enthralled to neyi ifade eder?
- Bu inancı biraz ilginç ama önemsiz buluyordu.
- Hâlâ bu inanca güçlü biçimde bağlıydı ve onun etkisi altındaydı.
- Bu inancı daha yeni duymuştu.
Cevabı göster
Hâlâ bu inanca güçlü biçimde bağlıydı ve onun etkisi altındaydı.
and finding them sorely wanting as a result, Kelime
2:10ve bunun sonucunda onları son derece yetersiz buluyoruz,
finding them sorely wanting: bir şeyi ciddi ölçüde yetersiz bulmak
find + nesne + wanting yapısında wanting, “yetersiz” veya “yeterince iyi olmayan” anlamında bir sıfattır. Bu yapı, bir nesne değerlendirildikten sonra onun belirli bir standardın altında kaldığına hükmedilmesi anlamına gelir. Sorely bu yargıyı güçlendirir: finding them sorely wanting, onları ciddi ölçüde yetersiz bulmak demektir. Burada wanting, “bir şeyi istemek” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Ciddi ölçüde yetersiz” anlamını vermek için dersteki resmî sıfat ifadesini kullanın: After reviewing the proposal, the committee found it ____.
Cevabı göster
sorely wanting
a comparison that is profoundly corrosive and unfair. Deyimler
2:13ki bu derinden yıpratıcı ve haksız bir karşılaştırmadır.
“profoundly corrosive” ifadesinin mecazi gücü
Bu cümlede corrosive mecazi anlamda kullanılmıştır. Aşındırıcı bir madde bir malzemeyi zamanla nasıl yıpratırsa, corrosive bir karşılaştırma da güvene, özsaygıya veya bir ilişkiye yavaş yavaş zarar verir. Profoundly değerlendirmeyi güçlendirir: zarar yalnızca rahatsız edici veya biraz adaletsiz değil, derin ve ciddidir. Bu yüzden ifade, karşılaştırmayı kalıcı psikolojik ya da toplumsal zarara yol açabilecek bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede “profoundly corrosive” ne anlama geliyor?
- Karşılaştırmayı kimyasal olarak çözer.
- Derin ve zamanla artan duygusal ya da toplumsal zarara yol açar.
- Biraz rahatsız edicidir ama kalıcı bir etkisi yoktur.
Cevabı göster
Derin ve zamanla artan duygusal ya da toplumsal zarara yol açar.
can't ever be a workable model for our later adult experience of love. Kalıp ifadeler
2:20ileriki yetişkinlikteki sevgi deneyimimiz için asla uygulanabilir bir model olamaz.
Pratik bir rehber olarak “a workable model for”
A workable model for ifadesi, bir şey için gerçek hayatta rehber olarak işleyebilecek bir örüntü veya çerçeveyi anlatır. Workable, pratik ya da uygulanabilir demektir; “çalışkan” veya yalnızca “şu anda çalışan” anlamına gelmez. Burada bir ebeveynden alınan sevginin, yetişkinler arasındaki romantik sevgi için uygun bir şablon olmadığı söyleniyor. Yapı a workable model for + isim öbeği şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: “A system designed for a huge hospital is not necessarily ____ a small clinic.”
Cevabı göster
a workable model for
We were ... then, we are ... now: değişimi paralel karşıtlıkla çerçevelemek
Bu cümle, önce ile şimdi arasında açık bir çerçeve kurar. Geçmiş zaman biçimi were ve then bir durumu geçmişe yerleştirirken, şimdiki zaman biçimi are ve now karşıt durumu bugüne yerleştirir. Paralel yapı, karmaşık bir savı çocukluktan yetişkinliğe geçiş şeklinde tek ve açık bir değişime indirger. Önce temel ayrımı verir, böylece sonraki noktalar bu ayrımın sonuçlarını açıklayabilir. Buradaki a baby, we kapsamındaki her kişinin bir zamanlar bebek olduğunu ayrı ayrı ifade eder; grubun kelimenin tam anlamıyla tek bir bebek olduğu söylenmez.
Alıştırma
Paralel karşıtlığı tamamlamak için then ... now kalıbını aynen kullanın: We were a local club ____; we are an international network ____.
Cevabı göster
then · now
For a start: ilk destekleyici nedeni tanıtmak
For a start, bir savdaki ilk nedeni veya destekleyici noktayı tanıtan bir söylem belirtecidir. Ardından başka desteklerin gelebileceğini gösterirken ilk noktanın kendi başına da önemli olduğunu düşündürür. Tartışmayı düzenler; bir zaman döneminin başlangıcını anlatmaz. Cümlenin başında kullanıldığında genellikle ardından virgül gelir.
Alıştırma
İlk destekleyici nedeni tanıtan ifadeyi seçin: The proposal needs revision. ___, its budget leaves no room for maintenance.
- In the beginning
- At first
- For a start
Cevabı göster
For a start
we needed to be washed, amused, put to bed,
2:39yıkanmamız, eğlendirilmemiz, yatağa yatırılmamız gerekiyordu,
but we didn't need someone to trawl intelligently through the troubled corners of our minds. Deyimler
2:42ancak zihnimizin sorunlu köşelerinde akıllıca gezinecek birine ihtiyacımız yoktu.
trawl intelligently through the troubled corners of our minds ifadesindeki mecaz
Burada trawl through mecazi anlamda kullanılır. Sözcüğün gerçek anlamında bir trol teknesi suda ağ sürükler; burada ise ifade, başka birinin gizli düşünce ve duygularını anlamayı yavaş ve ayrıntılı bir arama olarak canlandırır. The troubled corners of our minds bu mecazı genişletir: zor veya kısmen gizli duygular, ulaşılması güç yerler olarak hayal edilir. Intelligently, bu aramanın yalnızca ısrar değil, sağduyu ve hassasiyet de gerektirdiğini belirtir.
Alıştırma
After the argument, he trawled through the troubled corners of his mind cümlesinde kişi ne yapıyor?
- Tehlikeli sularda balık tutuyor.
- Zor ve gizli düşünce ve duygularını dikkatle inceliyor.
- Tartışmayı hızla unutuyor.
Cevabı göster
Zor ve gizli düşünce ve duygularını dikkatle inceliyor.
We didn't need a caregiver to understand
2:46Bir televizyon dizisinin ilk sezonunu neden ikincisine tercih ettiğimizi,
why we prefer the first series of a television show to the second, Dilbilgisi
2:48Pazar günü neden teyzemizi görmemiz gerektiğini,
Sabit karşılaştırma yapısı prefer A to B
Prefer A to B, A’nın B’den daha çok beğenildiğini veya seçildiğini belirten sabit bir karşılaştırma yapısıdır. Burada A dizinin ilk sezonu, B ise ikinci sezonudur; second sözcüğünden sonra tekrarlanacak olan series yalnızca söylenmemiştir. Bu yapıda to, iki seçeneği bağlayan bir edattır; mastar işareti değildir. Karşılaştırılan ögeleri dil bilgisi bakımından paralel tutun: prefer tea to coffee ve prefer reading to watching TV.
Alıştırma
Sabit prefer A to B yapısını tamamlayın: I prefer studying in the morning ____ studying late at night.
Cevabı göster
to
why it's necessary to see our aunt on Sunday,
2:52perdelerin kanepe kılıflarıyla uyumlu olmasının bizim için neden bu kadar önemli olduğunu,
or why it matters to us so much that the curtains harmonize with the sofa covers, Dilbilgisi
2:54veya ekmeğin neden uygun bir ekmek bıçağıyla kesilmesi gerektiğini
why it matters to us so much that ...: neyin önemli olduğunu belirtmek
Burada it, ileriye gönderme yapan biçimsel öznedir. that yan cümlesi önemli olan durumu, yani perdelerin koltuk kılıflarıyla uyumlu olmasını belirtir. Daha açık bir yeniden ifade, “perdelerin koltuk kılıflarıyla uyumlu olması gerçeğinin bizim için neden bu kadar önemli olduğu” şeklindedir. Kullanılabilir kalıp it matters to someone that + clause yapısıdır. so much, matters fiilinin derecesini güçlendirir ve güçlü bir kişisel önem gösterir. Bu cümlede that, önemli olan içeriği açıklar; bir sonuç bildirmez.
Alıştırma
“Sizin için çok önemli olmak” anlamındaki beş sözcüklü kalıpla soruyu tamamlayın: Why does it ____ that the meeting starts at exactly nine?
Cevabı göster
matter to you so much
or that bread must be cut with a proper bread knife.
2:59anlaması için bir bakıcıya ihtiyacımız yoktu.
The parent knew absolutely what was required
3:02Ebeveyn belirli temel fiziksel ve duygusal gereksinimlere ilişkin olarak
in relation to certain basic physical and emotional requirements.
3:04neyin gerekli olduğunu kesinlikle biliyordu.
karşıtlık işaretleyicisi olarak on the other hand
On the other hand, aynı konunun karşıt bir yönüne geçildiğini belirten bir söylem işaretleyicisidir. Burada önceki taraf ebeveynlerle ilgilidir; bu ifade, konuşmacının şimdi bunu partnerle karşılaştıracağını dinleyiciye bildirir. Bu ifade fiziksel bir eli adlandırmak yerine bilgiyi düzenler. İlk taraf bağlamdan zaten anlaşılıyorsa on the one hand ile tanıtılması gerekmez.
Alıştırma
Karşıt yönü tanıtan dört sözcüklü işaretleyiciyle karşılaştırmayı tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to school.
Cevabı göster
On the other hand
“stumbling in the dark” metaforu
“Stumbling in the dark”, yeterli bilgi, yönlendirme veya açık bir plan olmadan ilerlemeye çalışmayı anlatan bir metafordur. Bu cümlede, partnerin ince ve fark edilmesi zor ihtiyaçları anlamakta yaşadığı güçlüğü anlatır; hiç kimse gerçek anlamda karanlıkta yürümüyor. Bu imge deneme yanılma anlamı da taşır: kişi yalnızca durumdan habersiz değildir, aynı zamanda emin olmadan girişimlerde bulunur ve hata yapabilir. Çözüme ulaşmak için tahminlerle ilerlenmesi gereken her türlü sorun için bu metaforu kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi durum “stumbling in the dark” ifadesiyle en iyi anlatılır?
- Talimat veya yararlı bilgi olmadan birkaç farklı çözüm denemek
- Açık bir kılavuzu adım adım izlemek
- Bütün ışıkları açtıktan sonra odada dikkatlice yürümek
Cevabı göster
Talimat veya yararlı bilgi olmadan birkaç farklı çözüm denemek
The parent was intensely focused on caring for us,
3:22Ebeveyn bize bakmaya yoğun bir şekilde odaklanmıştı,
They didn't need us to ask them about their day.
3:36Günlerinin nasıl geçtiğini sormamıza ihtiyaçları yoktu.
Tek gerekliliği anlatan “All ... was to ...”
“All ... was to ...” kalıbında all “tek şey” anlamına gelir ve was sonrasındaki yan cümle, yeterli olan o tek eylemi ya da koşulu belirtir. Burada “to exist”, “onları” mutlu etmek için gereken tek şey olarak sunulur. “To please them”, “onları mutlu etmek için” anlamında amacı belirtir. Yaygın “had to do” kalıbındaki to değildir. Açık bir başka anlatım şöyledir: “The only thing needed to please them was for us to exist.”
Alıştırma
Hangi cümle tek bir eylemin tek gereklilik olduğunu göstermek için “All ... was to ...” kalıbını kullanır?
- To unlock all the doors, I needed several codes.
- All I needed to unlock the door was to enter the code.
- I needed all the codes before I could unlock the door.
Cevabı göster
All I needed to unlock the door was to enter the code.
We were loved ... we didn't have to love: sevgiyi alma ve verme rollerinin tersine dönmesi
İki kısa tümce paralel bir karşıtlık oluşturur. We were loved edilgen yapıdadır: sevgiyi ve bakımı başkaları verir, biz alırız. We didn't have to love ise etken bir yapıya geçer: o sırada aynı ilgiyi geri verme yükümlülüğümüz henüz yoktur. love/loved tekrarı, rollerdeki tersine dönüşü keskin ve fark edilmesi kolay hâle getirir. didn't have to, o anda bir zorunluluk olmadığını belirtir; çocukların sevgi hissetmediği veya kimseyi sevmeyi reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
“We were loved. We didn't have to love” ikilisi nasıl bir karşıtlık oluşturur?
- Bakım görüyorlardı ama aynı ölçüde bakım verme sorumlulukları henüz yoktu.
- Herhangi birini önemsemeleri yasaktı.
- Sevgi istiyorlardı ama onu hiç görmediler.
Cevabı göster
Bakım görüyorlardı ama aynı ölçüde bakım verme sorumlulukları henüz yoktu.
a distinction between kinds of love which language normally artfully blurs,
3:54dilin normalde ustaca bulanıklaştırdığı sevgi türleri arasındaki bir ayrım,
or its more exhausted and long-suffering provider.
4:03veya onun daha yorgun ve uzun süredir acı çeken sağlayıcısı olmak arasındaki farktan korur.
the privileged customer of love ... its exhausted provider: sevginin ayrıcalıklı müşterisi ve yorgun sağlayıcısı
being ... or ... yapısında customer ve provider sözcükleri hizmet metaforunu sürdürür. the privileged customer of love çoğunlukla şefkat, korunma ve bakım alır. its provider ise bu bakımı verme işini yapan ve duygusal bedelini taşıyan kişidir. more exhausted and long-suffering dengesizliği görünür kılar: almak kolay gelebilirken sürekli vermek sabır ve fedakârlık gerektirir. Bu metafor, sevginin gerçek anlamda ticari bir işlem olduğunu söylemez; ilişkideki roller arasındaki soyut farkı somutlaştırır.
Alıştırma
Bu metaforda provider neden “more exhausted and long-suffering” diye tanımlanıyor?
- Çünkü sağlayıcı müşteriden sevgi için ücret alır.
- Çünkü sağlayıcı, bakım vermenin sürekli işini ve yükünü taşır.
- Çünkü sağlayıcı daha fazla rahatlık ve özel muamele görür.
Cevabı göster
Çünkü sağlayıcı, bakım vermenin sürekli işini ve yükünü taşır.
our parents were probably kind enough to shield us from the burden Kalıp ifadeler
4:08muhtemelen ebeveynlerimiz, bize bakmanın onlara yüklediği külfetten bizi koruyacak kadar
Birini yükten korumak ... birine yük yüklemek
Shield someone from something, birini bir şeyi yaşamaktan, görmekten ya da onunla uğraşmak zorunda kalmaktan korumak demektir. Burada anne babalar çocukların yükü görmesini veya hissetmesini engellemiştir; yük yine de varlığını sürdürmüştür. that looking after us imposed on them ilgi cümleciğinde looking after us, imposed fiilinin öznesidir. impose a burden on someone kalıbı, birine sorumluluk, maliyet veya baskı yüklemek demektir. Cümle iki kalıbı birbirine bağlar: shield someone from a burden ve impose that burden on someone.
Alıştırma
Hedeflenen iki edatı tamamlayın: The policy shields families ____ sudden medical costs without imposing extra fees ____ them.
Cevabı göster
from · on
Oldukça neşeli bir dış görünüşü sürdürdü
Facade sözcüğü gerçek anlamıyla bir binanın ön yüzünü ifade eder; ancak burada kişinin gerçekten hissettiklerini gizleyen dış görünüş için kullanılan bir mecazdır. Sunny, bu görünüşü güneş ışığı almış olarak değil, neşeli ve iyimser olarak tanımlar. Maintained, anne babaların bu görünüşü muhtemelen çaba göstererek sürdürdüğünü düşündürür. Reasonably, sunny sözcüğünün gücünü azaltır: tamamen tasasız değil, oldukça neşeli görünüyorlardı.
Alıştırma
Bu cümlede maintained a sunny facade ne anlama gelir?: During the interview, he maintained a sunny facade despite feeling anxious.
- Gerçekten neşelendi ve kaygı hissetmeyi bıraktı.
- Parlak biçimde aydınlatılmış bir binanın önünde durdu.
- Kaygısını gizlese de neşeli görünmeyi sürdürdü.
Cevabı göster
Kaygısını gizlese de neşeli görünmeyi sürdürdü.
at which point the true toll of their efforts could be witnessed. Kalıp ifadeler
4:19ki o noktada çabalarının gerçek bedeline tanık olunabilirdi.
The true toll of their efforts: çabalarının yol açtığı birikimli zarar
Bu cümlede the true toll of their efforts, yapmayı sürdürdükleri şeyin yol açtığı bütün zararı, yıpranmayı veya fedakârlığı anlatır. Toll, zamanla birikip görünür hâle gelen zararı, özellikle fiziksel ya da duygusal yıpranmayı vurgular. the toll of + isim kalıbı, bir etkinliğin veya durumun zararlı sonucunu adlandırır. Buradaki toll, bir yol ya da köprüden geçmek için ödenen ücret değildir.
Alıştırma
Birikimli zararı vurgulayan ismi yazarak cümleyi tamamlayın: Months of night shifts revealed the true ____ of overwork.
Cevabı göster
toll
Did us one lasting disservice: do someone a disservice
Did us one lasting disservice, do someone a disservice kalıbını kullanır. Bu ifade, bir eylemin bize yardım etmek yerine zarar verdiği, bizi yanılttığı veya dezavantajlı duruma düşürdüğü anlamına gelir. A disservice çoğu zaman dolaylı veya istenmeden ortaya çıkan olumsuz bir etkiyi anlatır. Lasting, dezavantajın uzun süre devam ettiğini; one ise bunun belirli bir zararlı sonuç olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi onu dezavantajlı duruma düşürmek anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: By completing every assignment for Mia, her brother may ____ because she never learns to work independently.
Cevabı göster
do her a disservice
It may unwittingly have created an expectation
4:33Birisinin bizi sevmesinin ne anlama gelebileceğine dair,
which was never true in the first place. Kalıp ifadeler
4:38bir beklentiyi farkında olmadan yaratmış olabilir.
Asıl öncülü reddetmek için in the first place
Burada in the first place, “en başından beri” veya “aslında başlangıçta” anlamına gelir. Yan cümle, bu beklentinin hiçbir zaman doğru olmadığını söyler; ifade geriye dönerek arkasındaki varsayımı reddeder. Olumsuz bir ifadenin sonunda bu kalıp, bir savın başlangıçtaki öncülünü düzeltmek için sıkça kullanılır. Burada bir listedeki “ilk olarak” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The plan was never practical in the first place,” cümlesinde “in the first place” ne anlama gelir?
- Uygulanabilirlik ele alınacak ilk konudur.
- En başından beri uygulanabilir değildi.
- İlk adımdan sonra uygulanamaz hâle geldi.
Cevabı göster
En başından beri uygulanabilir değildi.
We might in later life end up with lovers who are tetchy with us, Notlar
4:41İleriki hayatımızda bize karşı sinirli,
Nihai sonucu anlatan end up with
End up with + isim öbeği, bir süreçten sonra o kişiye veya şeye “sonunda sahip olmak, onu elde etmek ya da onunla kalmak” anlamına gelir. Bu cümlede lovers sonuçtur: kişi, hayatının ilerleyen dönemlerinde partnerlerinin kendisine karşı huysuz olduğunu görebilir. Bu ifade, çoğu zaman tamamen planlanmamış veya beklenmemiş olan nihai sonuca odaklanır. End up öbek fiildir; with ise sonuçta ortaya çıkan kişiyi veya şeyi tanıtır. İlişkinin sona erdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hedef ifadeyi doğru geçmiş zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: We planned to rent a small car, but we ____ a large van because nothing else was available.
Cevabı göster
ended up with
tetchy with us: birine karşı huysuz davranmak
Burada tetchy, kolayca sinirlenen, sabırsız ve sert cevap vermeye yatkın olmak demektir. Tetchy with us, partnerlerin yalnızca içlerinde ne hissettiğini değil, bize karşı sergiledikleri sinirli tavrı anlatır. Bu sözcük, rahatsızlığı çoğu zaman huysuz veya çabuk öfkelenen bir ruh hâli olarak gösterir. Bu durum kalıcı bir kişilik özelliği değil, geçici bir ruh hâli olabilir.
Alıştırma
Maya'yı belirli bir konuya karşı hassas değil, genel olarak sinirli gösteren sözcüğü seçin: After a sleepless night, Maya was ___ with everyone.
- tetchy
- cheerful
- touchy
Cevabı göster
tetchy
who can't even be bothered to listen to what we're saying. Kalıp ifadeler
4:49söylediklerimizi dinleme zahmetine bile katlanamayan sevgililerle son bulabiliriz.
can't even be bothered to: en küçük çabayı bile reddetmek
Can't be bothered to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çaba göstermeye istekli olmamak demektir. Bu yapı, kişinin engellendiğini veya fiziksel olarak yapamadığını değil, motivasyonunun ya da ilgisinin olmadığını anlatır. Even, eylemin çok küçük veya temel bir şey olmasına rağmen kişinin bunu yine de yapmayı reddettiğini gösterir. Bu cümlede şikâyeti güçlendirir: dinlemek, beklenen en küçük çaba olarak sunulur.
Alıştırma
'En küçük bir çabayı bile göstermeye istekli değil' anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo ____ answer one simple question.
Cevabı göster
can't even be bothered to
when we were asleep and realized nothing.
5:04ve hiçbir şeyin farkında değilken üst kattaki yatak odalarındaydılar.
“The irony ... is that in truth ...” kalıbı
Ana kalıp “The irony ... is that ...” şeklindedir. Araya giren “which has its redeeming side” yan cümlesi ironi hakkında ek bir yorum yapar; ardından cümle merkezi gerçeği açıklamak için “is that” bölümüne döner. Bu kalıp, dinleyiciyi görünüş ile gerçek arasındaki bir tersine dönüşe hazırlar. Buradaki düzeltme, ebeveynlerin temelde farklı olmadığıdır: onlar da yoruluyor veya sinirleniyordu, ancak bunu çocuklar uyuduktan sonra yalnızken yaşıyorlardı. “In truth”, bunun önceki izlenimi tersine çeviren gerçek durum olduğunu güçlü biçimde belirtir.
Alıştırma
“The irony ... is that ...” özgün cümlede ne işe yarar?
- İlgisiz bir tesadüfü anlatır.
- Ebeveynlerin yorgunluklarını her zaman açıkça gösterdiğini söyler.
- Bir tersine dönüşe işaret eder: Ebeveynler farklı görünüyordu, fakat aslında aynı gizli zorlukları yaşıyorlardı.
Cevabı göster
Bir tersine dönüşe işaret eder: Ebeveynler farklı görünüyordu, fakat aslında aynı gizli zorlukları yaşıyorlardı.
not A nor B: not tragically inept nor uniquely selfish
“Not A nor B”, iki tanımlamayı tek bir olumsuzluğun kapsamına alır. “Not” ilk tanımlamayı reddeder, “nor” ise bu olumsuz anlamı ikinci tanımlamaya taşıyarak onu da reddeder; dolayısıyla iki yargı da geçerli değildir. Burada “tragically”, “inept” sözcüğünün derecesini güçlendirirken “uniquely” bencilliği alışılmadık veya istisnai bir özellik olarak sunar. Cümle iki iddiayı da reddeder; dinleyiciden bunlar arasında seçim yapmasını istemez.
Alıştırma
Resmî not A nor B kalıbını tek sözcükle tamamlayın: The candidate was not careless ____ dishonest.
Cevabı göster
nor
It's rather that we're judging our adult experiences Anlatım akışı
5:17Daha ziyade, yetişkinlik deneyimlerimizi
in the light of a very different kind of childhood love. Deyimler
5:20çok farklı bir çocukluk sevgisi ışığında değerlendiriyoruz.
It's rather that ... ile açıklamayı düzeltme
Burada It's rather that ..., az önce reddedilen bir açıklamanın yerine daha doğru bir açıklama getirir. “Asıl mesele bunun yerine şu ki...” anlamına gelir; that yan cümlesi düzeltilmiş açıklamayı verir. rather, dikkati konuşanın daha doğru gördüğü açıklamaya yönlendirerek düşünce akışını düzenler. Burada “oldukça” anlamına gelmez ve tercih bildirmez.
Alıştırma
Örnekteki 'It's rather that ...' hangi işlevi görür?
- Çocukluk sevgisinin tercih edildiğini ifade eder.
- Başka bir açıklama reddedildikten sonra daha doğru bir açıklama sunar.
- Yetişkinlik deneyimlerinin oldukça yoğun olduğunu söyler.
Cevabı göster
Başka bir açıklama reddedildikten sonra daha doğru bir açıklama sunar.
in the light of: bir şeyi değerlendirmeye dayanak almak
Burada in the light of, “bir şeyi değerlendirme için bilgi, kanıt veya bakış açısı olarak kullanmak” anlamına gelir. Cümlede yetişkinlik deneyimleri, çok farklı türde bir çocukluk sevgisi referans alınarak değerlendiriliyor. Işık imgesi mecazidir: Ardından gelen isim öbeği, bir şeyin nasıl anlaşıldığını veya karara bağlandığını şekillendiren dayanağı verir. Yaygın bir kalıp judge, reconsider veya change something in the light of + information or experience biçimindedir.
Alıştırma
Kanıtın bir karara dayanak olarak kullanıldığını en iyi vurgulayan ifadeyi seçin: The committee revised its recommendation ___ the new safety data.
- in the light of
- after
- because of
Cevabı göster
in the light of
Planlanmamış bir sonuç olarak landed with the wrong person
landed with the wrong person ifadesindeki landed mecazidir. Uygun olmadığı düşünülen biriyle sonunda birlikte olmak ya da kendini onunla eşleşmiş bulmak anlamına gelir; fiziksel bir iniş söz konusu değildir. Fiil, ilişkiyi kişinin vardığı bir sonuç gibi gösterir ve ifadeye rastlantı ya da sınırlı kontrol çağrışımı katar. Tam cümlede not because bunun üzüntünün nedeni olduğunu reddeder; dolayısıyla bu, doğrulanmış bir yargı değil, öne sürülüp reddedilen bir açıklamadır.
Alıştırma
Bu cümlede landed with ne anlama geliyor? "After several team changes, Maya landed with a manager who really supported her."
- O yöneticiyi en başta bilinçli olarak işe aldı.
- Sonunda o yöneticiyle çalışmaya başladı.
- Uçağı o yöneticinin yanına vardı.
Cevabı göster
Sonunda o yöneticiyle çalışmaya başladı.
Bir nedeni düzeltmek için not because ... but because ...
not because A, but because B kalıbı, açıklama olarak A'yı reddeder ve konuşanın gerçek ya da daha önemli saydığı neden olarak B'yi sunar. Bu cümlede üzüntü hâlâ gerçektir; yalnızca öne sürülen ilk neden reddedilir. Bu yapı, dinleyiciyi beklenen bir yorumdan konuşanın tercih ettiği açıklamaya yönlendirir. Tüm ifadeyi olumsuzlamak için değil, yanlış bir nedeni düzeltmek için kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle etkinliğin bir nedenle iptal edildiğini, ancak kötü havanın bu neden olmadığını ifade eder?
- The event was canceled not only because of the rain, but also because the venue lost power.
- The event was canceled because of the rain, and the venue lost power.
- The event was canceled not because of the rain, but because the venue lost power.
Cevabı göster
The event was canceled not because of the rain, but because the venue lost power.
grow up: sadece yaşlanmanın ötesinde duygusal olgunluk
Bu cümlede grow up öbek fiili, yalnızca yaşça büyümek veya yetişkin olmak demek değildir. Çocuksu bir konumdan çıkıp yetişkin ilişkilerinin sınırlarını, karşılıklılığını ve bedellerini kabul etmek anlamına gelir. Edilgen been forced to grow up yapısı, bu değişimi birine daha olgun davranmasını söyleyen bir emir olarak değil, koşulların zorunlu kıldığı bir durum olarak sunar. Bu basit yaşam evresi ifadesi, düşünceyi duygusal olgunlukla ilgili bir sonuca bağlar.
Alıştırma
Bu derste geçen ve “duygusal olarak olgunlaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After taking care of his younger sisters for a year, Ben had to ____ quickly.
Cevabı göster
grow up