Aşk Neden Asla Olması Gerektiği Kadar Güzel Değildir?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
882 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Hayal kırıklığı, karşılıklı ilişkiyi ebeveynlerin bedelini gizlediği tek yönlü çocukluk bakımıyla karşılaştırmaktan doğabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “was supposed to be” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Geçmiş beklentiyi düş kırıcı gerçekle karşılaştırıp deneyimin hayalden farkını açıklayın. 2. “stumbling in the dark” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Karanlıkta ilerlemeyi, az bilgiyle ince ihtiyaçları anlamaya çalışma olarak okuyun; gerçek hareket sanmayın. 3. “not because ... but because” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Sezgisel nedeni önce reddedip gerçek nedeni vurgulayarak açıklamayı açıkça düzeltin.

Bu derste

Often, our partner isn't necessarily being terrible in any overt way, Dilbilgisi

0:00

Çoğu zaman, partnerimiz illa ki bariz bir şekilde korkunç davranmıyordur,

but we feel a growing sadness about the character of our relationship. Kelime

0:05

ancak ilişkimizin yapısı hakkında giderek artan bir üzüntü hissederiz.

Dilbilgisi

isn't necessarily: temkinli bir kısmi olumsuzluk

isn't necessarily being terrible ifadesinde olumsuzluk necessarily sözcüğüne uygulanır. Bu, partnerimizin kötü davrandığının kesin olmadığı anlamına gelir. Kötü davranış ihtimali hâlâ vardır, ancak konuşan kişi bunu kesin bir açıklama olarak sunmaz. be + not necessarily + tamamlayıcı yapısı bir sonucu sınırlar ve kesinlik derecesini azaltır. Karşıtını kesin olarak söylemez: isn't necessarily terrible, definitely isn't terrible ifadesinden daha zayıftır.

Alıştırma

Hangi cümle geç kalmanın dikkatsizlik dışında masum bir açıklaması olabileceğini anlatır?

  1. Arriving late doesn't necessarily mean someone is careless.
  2. Arriving late necessarily doesn't mean someone is careless.
  3. Arriving late necessarily means someone is careless.
Cevabı göster

Arriving late doesn't necessarily mean someone is careless.

Kelime

the character of our relationship: ilişkimizin genel niteliği

Burada character, ilişkinin genel niteliği, yapısı veya havası anlamına gelir. Üzüntü, ilişkinin bir bütün olarak neye dönüştüğüyle ilgilidir; birinin kişiliğiyle veya kurgusal bir karakterle ilgili değildir. the character of + soyut bir şey yapısı, o şeyin belirleyici özelliklerini veya genel havasını anlatmanın resmî bir yoludur.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "The redesign changed the character of the neighborhood." character ne anlama gelir?

  1. bir mahalle sakininin kişiliği
  2. mahallenin genel niteliği veya atmosferi
  3. orada yaşayan kurgusal bir kişi
Cevabı göster

mahallenin genel niteliği veya atmosferi

The partner isn't as focused on us as we'd hoped. Dilbilgisi

0:10

Partnerimiz bize umduğumuz kadar odaklanmamıştır.

Dilbilgisi

isn't as ... as we'd hoped: umduğumuz kadar……değil

not as + adjective + as ... yapısı, gerçek düzeyin karşılaştırma noktasından daha düşük olduğunu belirtir. Bu cümlede ortağın bize gösterdiği ilgi, beklediğimiz düzeyin altındadır. As we'd hoped, as we had hoped anlamına gelir. Umut, şu anki değerlendirmeden önce oluşmuştur ve ikinci as bu önceki beklentiyi karşılaştırma ölçütü olarak sunar. Bu yapı, bir şeyin beklentileri karşılamadığını ölçülü bir biçimde söylemeye yarar.

Alıştırma

Cümleyi as ... as we'd hoped yapısını ve reliable sıfatını kullanarak tamamlayın: The new internet service isn't ____.

Cevabı göster

as reliable as we'd hoped

There are often times when they don't understand us properly.

0:13

Bizi tam olarak anlamadıkları zamanlar sık sık olur.

They're often busy and preoccupied.

0:16

Genellikle meşgul ve dalgındırlar.

They can be a bit offhand or abrupt. Kelime

0:18

Biraz umursamaz veya kaba olabilirler.

Kelime

a bit offhand or abrupt: biraz ilgisiz ya da sert

Burada offhand, kişi konuya yeterince dikkat etmemiş gibi fazla rahat veya ilgisiz hissettiren bir tavrı anlatan sıfattır. Hazırlıksız veya doğaçlama anlamındaki zarf offhand değildir. Abrupt, beklenmedik ölçüde kısa, ani veya sert konuşma ve davranışları anlatır. İki özellik birlikte görülebilir ancak farklı sorunlara işaret eder. A bit, olumsuz değerlendirmeyi biraz anlamıyla yumuşatır; onu olumlu hâle getirmez.

Alıştırma

Bir görevli çok kısa, ani ve sert hissettiren bir yanıt veriyor. En uygun İngilizce sözcük hangisidir?

  1. abrupt
  2. thoughtful
  3. offhand
Cevabı göster

abrupt

They're not hugely interested in the details of our day.

0:21

Günümüzün detaylarıyla pek ilgilenmezler.

They call their friends rather than talk with us. Dilbilgisi

0:24

Bizimle konuşmak yerine arkadaşlarını ararlar.

Dilbilgisi

rather than: bir eylemi diğerinin yerine seçmek

Rather than iki seçeneği bağlar ve ikinci eylem yerine ilkinin gerçekleştiğini veya seçildiğini gösterir. Burada ortak özne They'dir: call their friends eylemini yaparlar, talk with us eylemini yapmazlar. Rather than aynı özneye bağlı fiil öbeklerini bağladığında dil bilgisi biçimleri paralel olmalıdır. Burada call ve talk fiillerinin ikisi de yalın hâldedir. Rather than'i tek bir bağlayıcı olarak düşünün; rather tek başına bu cümlede “yerine” anlamına gelmez.

Alıştırma

İkinci eylem yerine ilkini seçmeyi anlatan iki sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo chose to stay home ____ go to the crowded party.

Cevabı göster

rather than

We feel disenchanted and let down. Öbek fiiller

0:27

Büyüsü bozulmuş ve hayal kırıklığına uğramış hissederiz.

Öbek fiiller

feel let down: beklentiler karşılanmadığında duyulan hayal kırıklığı

Feel let down yapısında let down, let someone down öbek fiilinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Bir kişi, grup veya durum beklentilerinizi karşılamadığı için hayal kırıklığına uğramış ya da ihanete uğramış hissetmeyi anlatır. Burada feel fiilinden sonra sıfat benzeri bir tümleçtir ve disenchanted ile paralel bağlanmıştır. Fiziksel olarak aşağı indirilmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Takım beklentilerini karşılamadığı için Nora'nın hayal kırıklığına uğradığını anlatan cümle hangisidir?

  1. Nora put the team down.
  2. Nora felt let down by the team.
  3. Nora let the team down.
Cevabı göster

Nora felt let down by the team.

Love was supposed to be lovely, Dilbilgisi

0:30

Aşkın harika olması gerekiyordu,

but without any one huge thing having gone wrong, Dilbilgisi

0:33

ancak hiçbir büyük şey ters gitmemişken,

it doesn't feel much that way day-to-day.

0:36

günden güne pek de öyle hissettirmez.

Dilbilgisi

was supposed to be: gerçeğin karşılamadığı geçmiş bir beklenti

Bu cümlede was supposed to be, “öyle olması bekleniyordu veya hayal ediliyordu” anlamına gelir. Beklenti geçmişte vardı: aşkın güzel hissettirmesi bekleniyordu. but ile başlayan bölüm, gerçeğin bu beklentiyle uyuşmadığını gösterir. Buradaki ifade bir emir veya yükümlülüğü değil, umulan ya da genel olarak varsayılan bir durumu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede was supposed to be, geçmişteki bir beklentinin gerçekte karşılanmadığını göstermek için kullanılmıştır?

  1. The form was supposed to be on my desk by noon because the manager ordered it.
  2. The new job was stressful from the first day.
  3. The new job was supposed to be less stressful, but I work longer hours now.
Cevabı göster

The new job was supposed to be less stressful, but I work longer hours now.

Dilbilgisi

without any one huge thing having gone wrong: gerçekleşmemiş daha önceki bir olay

Without, gerçekleşmemiş bir durumu sunar. without any one huge thing having gone wrong ifadesinde any one huge thing, having gone wrong yapısının anlamca öznesidir; dolayısıyla ifade, tek bir belirgin büyük olayın ters gitmediği anlamına gelir. Having gone wrong, bitmişlik bildiren bir -ing biçimidir: olası sorunu it doesn't feel much that way ile anlatılan şimdiki sonuçtan önceye yerleştirir. Ana fikir, önceden tek bir açık felaket yaşanmamış olsa da hayal kırıklığı yaratan sonucun var olmasıdır.

Alıştırma

“Without the alarm having gone off, everyone still woke up on time,” cümlesinin başındaki ifade bize ne anlatır?

  1. Alarm çalmadı.
  2. Alarmın çalıp çalmadığını bilmiyoruz.
  3. Alarm bir kez çaldı.
Cevabı göster

Alarm çalmadı.

This sorrow has a paradoxical source.

0:40

Bu hüznün paradoksal bir kaynağı var.

We're upset now because at some point in the past,

0:43

Şu an üzgünüz çünkü geçmişte bir noktada,

we were really rather fortunate.

0:47

gerçekten oldukça şanslıydık.

We're sad because we've been lucky. Anlatım akışı

0:49

Şanslı olduğumuz için üzgünüz.

Anlatım akışı

We're sad because we've been lucky: paradoksal bir giriş

Bu cümle üzüntü ile şansı, görünüşte çelişkili bir neden-sonuç ilişkisine yerleştirir. Because, şansı üzüntünün açıkça belirtilen nedeni yapar; böylece eksik bağlantı, dinleyicinin konuşmacıdan yanıtlamasını beklediği bir soruya dönüşür. Burada lucky, çocuklukta ideal düzeyde bakım görmüş olmayı ifade eder ve bu durum yetişkinlikte yakın ilişkilere dair beklentileri yükseltebilir. Cümle, bu özel savı paradoksal bir girişte özetler; şansın insanları normalde üzdüğüne dair genel bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu savda We're sad because we've been lucky cümlesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Konuyu üzüntüden ilgisiz bir iyi şansa geçirir.
  2. Görünürde bir çelişki yaratarak dinleyicinin gizli bir neden-sonuç bağlantısı beklemesini sağlar.
  3. İyi şansın normalde üzüntüye neden olduğuna dair genel bir kural sunar.
Cevabı göster

Görünürde bir çelişki yaratarak dinleyicinin gizli bir neden-sonuç bağlantısı beklemesini sağlar.

To explain the seeming paradox,

0:52

Bu görünürdeki paradoksu açıklamak için,

we need to have a look at the intimate origins of love. Kalıp ifadeler

0:54

aşkın çok yakın kökenlerine bir göz atmalıyız.

Kalıp ifadeler

have a look at: inceleme başlatmak

Have a look at, bir şeye bakmak, onu incelemek veya değerlendirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Bu ifadede look, have fiilinden sonra gelen bir isimdir; at ise incelenen şeyi belirtir. Burada kastedilen, bir şeye kelimenin gerçek anlamıyla hızlıca göz atmak değildir. We need to have a look at... ifadesi, konuşmacının aşkın psikolojik kökenlerini araştırmaya başlamak üzere olduğunu doğal biçimde bildirir.

Alıştırma

Cümleyi have ile başlayan ders ifadesiyle tamamlayın: Before we approve the plan, let's ____ the budget.

Cevabı göster

have a look at

Our idea of what a good loving relationship should be like Dilbilgisi

0:58

İyi ve sevgi dolu bir ilişkinin nasıl olması gerektiği

and what it feels like to be loved

1:01

ve sevilmenin nasıl hissettirdiği hakkındaki fikrimiz

Dilbilgisi

what a good loving relationship should be like ... what it feels like to be loved: paralel iki dolaylı what yan cümlesi

and ile bağlanan iki what yan cümlesi, Our idea ifadesinin içeriğini verir. İlk yan cümle ideal ve sevgi dolu bir ilişkiden beklenen özellikleri, ikincisi ise sevilme deneyimini anlatır. and ile bağlanmaları, aynı düşüncenin birbirine paralel iki boyutunu sunar. Bunlar dolaylı soru yan cümleleri olduğu için what a good loving relationship should be like and what it feels like to be loved örneğindeki gibi düz cümle sözcük dizilişini kullanır. Doğrudan sorulardaki gibi özne ile should yer değiştirmez ve does eklenmez.

Alıştırma

İki dolaylı what yan cümlesi içeren doğal tamamlamayı seçin: The workshop helped us think about ____.

  1. what a supportive team should be like and what it feels like to be respected
  2. how a supportive team should be like and how it feels like to be respected
  3. what should a supportive team be like and what does it feel like to be respected
Cevabı göster

what a supportive team should be like and what it feels like to be respected

doesn't ever come from what we've seen in adulthood.

1:03

hiçbir zaman yetişkinlikte gördüklerimizden gelmez.

It arises from a stranger,

1:07

Daha yabancı,

more powerful source.

1:09

daha güçlü bir kaynaktan doğar.

The idea of happy coupledom

1:11

Mutlu bir çift olma fikri,

taps into a fundamental picture of comfort, Öbek fiiller

1:13

rahatlığın,

deep security,

1:16

derin bir güven duygusunun,

wordless communication,

1:17

kelimesiz bir iletişimin,

and of our needs being effortlessly understood Dilbilgisi

1:18

ve ihtiyaçlarımızın çaba sarf edilmeden anlaşılmasının

Dilbilgisi

our needs being effortlessly understood: edilgen bir -ing yan cümlesi

“our needs being effortlessly understood” ifadesinde “our needs”, “being understood” yapısının mantıksal öznesidir. Edilgen yapı, ihtiyaçların eylemi gerçekleştirmediğini, eylemden etkilendiğini gösterir: onları başka biri anlar. İsim + being + geçmiş zaman ortacı kalıbı, edilgen bir olayı isim gibi çalışan bir -ing yan cümlesine dönüştürür. Bu cümlede yapı “of” sözcüğünden sonra gelir ve anlatılan ideal durumun bir parçasını adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi “ignore” fiilinin edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: The review found several cases of safety warnings ____.

Cevabı göster

being ignored

that comes from early childhood.

1:21

erken çocukluktan gelen temel bir resmiyle örtüşür.

Öbek fiiller

taps into: daha derin bir kaynağa veya duyguya erişmek

Bu cümlede taps into, rahatlık ve güvenle ilgili derin bir duygusal tasavvurla “bağlantı kurup onu harekete geçirir” anlamına gelir. Mutlu bir çift fikrinin güçlü olmasının nedeni, fiziksel olarak bir şeye vurması değil, erken çocuklukta kök salmış duygu ve ihtiyaçlara ulaşmasıdır. Daha genel olarak tap into + isim, bir kaynağa erişmek ve onu kullanmak, uyandırmak ya da ondan yararlanmak anlamına gelir. Deneyim, bilgi, potansiyel, talep, hafıza ve duygu sık kullanılan nesnelerdir.

Alıştırma

Hangi cümlede taps into, “daha derin bir kaynağa veya duyguya erişmek ya da onu harekete geçirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The campaign taps into people's desire to belong.
  2. The speaker taps on the microphone before the meeting.
  3. The report touches on three problems without exploring them.
Cevabı göster

The campaign taps into people's desire to belong.

At the best moments of childhood,

1:25

Çocukluğun en iyi anlarında,

if things went reasonably well,

1:27

eğer işler makul derecede iyi gittiyse,

a loving parent offered us extraordinary satisfaction.

1:29

sevgi dolu bir ebeveyn bize olağanüstü bir tatmin sundu.

They knew when we were hungry or tired,

1:32

Genellikle açıklayamasak bile,

even though we couldn't usually explain. Dilbilgisi

1:34

ne zaman aç veya yorgun olduğumuzu bilirlerdi.

Dilbilgisi

even though ile gerçek ve şaşırtıcı bir karşıtlık

“Even though” bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle, normalde ana cümledeki sonucu daha az olası veya daha şaşırtıcı hâle getirecek bir gerçeği belirtir. Burada açıklayamamak gerçek bir durumdu, ancak bakıcılar yine de çocukların ne zaman aç veya yorgun olduğunu biliyordu. Ana cümleden önce veya sonra gelebilir: “Even though X, Y” ya da “Y even though X”. Her iki sıralamada da X engeldir ve Y buna rağmen gerçekleşir.

Alıştırma

Konuşan pilin düşük olduğunu biliyor, ancak telefon bütün gün çalıştı. Hangi cümle bu bilinen gerçeği şaşırtıcı bir karşıtlık olarak sunar?

  1. Even if the battery was low, the phone lasted all day.
  2. Even though the battery was low, the phone lasted all day.
  3. Because the battery was low, the phone lasted all day.
Cevabı göster

Even though the battery was low, the phone lasted all day.

We didn't need to strive.

1:37

Çabalamamıza gerek yoktu.

They made us feel completely safe.

1:39

Bizi tamamen güvende hissettirirlerdi.

We were held peacefully.

1:40

Huzur içinde kucaklanırdık.

We were entertained and indulged.

1:42

Eğlendirilir ve şımartılırdık.

And even if we don't recall the explicit details,

1:45

Ve açık ayrıntıları hatırlamasak bile,

the experience of being cherished has made a profound impression on us. Kalıp ifadeler

1:47

el üstünde tutulma deneyimi bizde derin bir iz bıraktı.

Kalıp ifadeler

make a profound impression on someone: birinin üzerinde derin bir iz bırakmak

Bu cümlede made a profound impression on us, bu deneyimin bizi derinden etkilediğini ve zihinsel ya da duygusal açıdan kalıcı bir iz bıraktığını anlatır. Buradaki impression, bir kişi hakkında edinilen ilk izlenim değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp make an impression on + kişi veya gruptur. profound, strong ya da lasting gibi bir sıfat impression sözcüğünden önce gelir; made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

'Beni derinden ve uzun süre etkiledi' anlamındaki hedef eşdizimle cümleyi tamamlayın: Her kindness ____ me.

Cevabı göster

made a profound impression on

It's planted itself in our deep minds Deyimler

1:52

Aşkın nasıl olması gerektiğinin ideal bir şablonu olarak

as the ideal template of what love should be.

1:55

zihnimizin derinliklerine yerleşti.

Deyimler

planted itself in our deep minds: zihinde kök salan bir fikir

Buradaki it, daha önce sözü edilen değer görme deneyimini anlatır. Planted itself in our deep minds bir metafordur: Bu deneyim, zihnin derin ve daha az bilinçli bir bölümünde kök salan bir tohum gibi gösterilir. Yani deneyim zihne sağlam biçimde yerleşmiş ve bilinçli olarak düşünülmese bile beklentileri şekillendirmeyi sürdürmüştür. Dönüşlü zamir itself, süreci birinin kasıtlı olarak gerçekleştirmesinden çok kendi kendine gelişmiş gibi gösterir. Başka bağlamlara aktarılabilen metafor plant an idea, memory, or feeling in someone's mind kalıbıdır; bir şeyin planted itself there olduğu da söylenebilir.

Alıştırma

Bu cümlede planted itself ne anlama gelir? The warning planted itself in Maya's mind.

  1. O, fiziksel bir nesne dikti.
  2. Onun düşüncelerine sağlam biçimde yerleşti.
  3. O, bunu bilerek yazdı.
Cevabı göster

Onun düşüncelerine sağlam biçimde yerleşti.

As adults,

1:59

Yetişkinler olarak,

without really noticing,

2:00

pek farkına varmadan,

we continue to be enthralled to this notion of being loved, Kelime

2:01

sevilme kavramına kapılmaya devam ediyoruz,

Kelime

be enthralled to this notion of being loved ifadesinin edebî gücü

Burada be enthralled to, “bir şeyin hükmü altında olmak” veya “psikolojik olarak bir şeye bağlı kalmak” anlamına gelir. Sevilme düşüncesi, insanlar bunu bilinçli olarak fark etmese bile beklentilerini yönlendirmeye devam eder. Bu, enthralled sözcüğünün tarihsel olarak “köle veya tutsak edilmek” anlamıyla bağlantılı, eski ve edebî bir kullanımıdır. to edatı kişinin neye bağlı veya tabi olduğunu gösterir; yalnızca düşüncenin büyüleyici olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

“She remained enthralled to the belief that success would solve everything,” cümlesinde enthralled to neyi ifade eder?

  1. Bu inancı biraz ilginç ama önemsiz buluyordu.
  2. Hâlâ bu inanca güçlü biçimde bağlıydı ve onun etkisi altındaydı.
  3. Bu inancı daha yeni duymuştu.
Cevabı göster

Hâlâ bu inanca güçlü biçimde bağlıydı ve onun etkisi altındaydı.

projecting the best experience of our early years

2:05

ilk yıllarımızın en iyi deneyimini

into our present relationships

2:08

mevcut ilişkilerimize yansıtıyor

and finding them sorely wanting as a result, Kelime

2:10

ve bunun sonucunda onları son derece yetersiz buluyoruz,

Kelime

finding them sorely wanting: bir şeyi ciddi ölçüde yetersiz bulmak

find + nesne + wanting yapısında wanting, “yetersiz” veya “yeterince iyi olmayan” anlamında bir sıfattır. Bu yapı, bir nesne değerlendirildikten sonra onun belirli bir standardın altında kaldığına hükmedilmesi anlamına gelir. Sorely bu yargıyı güçlendirir: finding them sorely wanting, onları ciddi ölçüde yetersiz bulmak demektir. Burada wanting, “bir şeyi istemek” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Ciddi ölçüde yetersiz” anlamını vermek için dersteki resmî sıfat ifadesini kullanın: After reviewing the proposal, the committee found it ____.

Cevabı göster

sorely wanting

a comparison that is profoundly corrosive and unfair. Deyimler

2:13

ki bu derinden yıpratıcı ve haksız bir karşılaştırmadır.

Deyimler

“profoundly corrosive” ifadesinin mecazi gücü

Bu cümlede corrosive mecazi anlamda kullanılmıştır. Aşındırıcı bir madde bir malzemeyi zamanla nasıl yıpratırsa, corrosive bir karşılaştırma da güvene, özsaygıya veya bir ilişkiye yavaş yavaş zarar verir. Profoundly değerlendirmeyi güçlendirir: zarar yalnızca rahatsız edici veya biraz adaletsiz değil, derin ve ciddidir. Bu yüzden ifade, karşılaştırmayı kalıcı psikolojik ya da toplumsal zarara yol açabilecek bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede “profoundly corrosive” ne anlama geliyor?

  1. Karşılaştırmayı kimyasal olarak çözer.
  2. Derin ve zamanla artan duygusal ya da toplumsal zarara yol açar.
  3. Biraz rahatsız edicidir ama kalıcı bir etkisi yoktur.
Cevabı göster

Derin ve zamanla artan duygusal ya da toplumsal zarara yol açar.

The love we received from a parent

2:18

Bir ebeveynden aldığımız sevgi

can't ever be a workable model for our later adult experience of love. Kalıp ifadeler

2:20

ileriki yetişkinlikteki sevgi deneyimimiz için asla uygulanabilir bir model olamaz.

Kalıp ifadeler

Pratik bir rehber olarak “a workable model for”

A workable model for ifadesi, bir şey için gerçek hayatta rehber olarak işleyebilecek bir örüntü veya çerçeveyi anlatır. Workable, pratik ya da uygulanabilir demektir; “çalışkan” veya yalnızca “şu anda çalışan” anlamına gelmez. Burada bir ebeveynden alınan sevginin, yetişkinler arasındaki romantik sevgi için uygun bir şablon olmadığı söyleniyor. Yapı a workable model for + isim öbeği şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: “A system designed for a huge hospital is not necessarily ____ a small clinic.”

Cevabı göster

a workable model for

The reason is fundamental.

2:25

Sebebi çok temeldir.

We were a baby then, Anlatım akışı

2:27

O zamanlar bir bebektik,

we are an adult now,

2:29

şimdi bir yetişkiniz,

a dichotomy with several key ramifications.

2:31

bu birkaç önemli sonucu olan bir ikiliktir.

Anlatım akışı

We were ... then, we are ... now: değişimi paralel karşıtlıkla çerçevelemek

Bu cümle, önce ile şimdi arasında açık bir çerçeve kurar. Geçmiş zaman biçimi were ve then bir durumu geçmişe yerleştirirken, şimdiki zaman biçimi are ve now karşıt durumu bugüne yerleştirir. Paralel yapı, karmaşık bir savı çocukluktan yetişkinliğe geçiş şeklinde tek ve açık bir değişime indirger. Önce temel ayrımı verir, böylece sonraki noktalar bu ayrımın sonuçlarını açıklayabilir. Buradaki a baby, we kapsamındaki her kişinin bir zamanlar bebek olduğunu ayrı ayrı ifade eder; grubun kelimenin tam anlamıyla tek bir bebek olduğu söylenmez.

Alıştırma

Paralel karşıtlığı tamamlamak için then ... now kalıbını aynen kullanın: We were a local club ____; we are an international network ____.

Cevabı göster

then · now

For a start, Anlatım akışı

2:34

Başlangıç olarak,

Anlatım akışı

For a start: ilk destekleyici nedeni tanıtmak

For a start, bir savdaki ilk nedeni veya destekleyici noktayı tanıtan bir söylem belirtecidir. Ardından başka desteklerin gelebileceğini gösterirken ilk noktanın kendi başına da önemli olduğunu düşündürür. Tartışmayı düzenler; bir zaman döneminin başlangıcını anlatmaz. Cümlenin başında kullanıldığında genellikle ardından virgül gelir.

Alıştırma

İlk destekleyici nedeni tanıtan ifadeyi seçin: The proposal needs revision. ___, its budget leaves no room for maintenance.

  1. In the beginning
  2. At first
  3. For a start
Cevabı göster

For a start

our needs were so much simpler.

2:35

ihtiyaçlarımız çok daha basitti.

Back then,

2:38

O zamanlar,

we needed to be washed, amused, put to bed,

2:39

yıkanmamız, eğlendirilmemiz, yatağa yatırılmamız gerekiyordu,

but we didn't need someone to trawl intelligently through the troubled corners of our minds. Deyimler

2:42

ancak zihnimizin sorunlu köşelerinde akıllıca gezinecek birine ihtiyacımız yoktu.

Deyimler

trawl intelligently through the troubled corners of our minds ifadesindeki mecaz

Burada trawl through mecazi anlamda kullanılır. Sözcüğün gerçek anlamında bir trol teknesi suda ağ sürükler; burada ise ifade, başka birinin gizli düşünce ve duygularını anlamayı yavaş ve ayrıntılı bir arama olarak canlandırır. The troubled corners of our minds bu mecazı genişletir: zor veya kısmen gizli duygular, ulaşılması güç yerler olarak hayal edilir. Intelligently, bu aramanın yalnızca ısrar değil, sağduyu ve hassasiyet de gerektirdiğini belirtir.

Alıştırma

After the argument, he trawled through the troubled corners of his mind cümlesinde kişi ne yapıyor?

  1. Tehlikeli sularda balık tutuyor.
  2. Zor ve gizli düşünce ve duygularını dikkatle inceliyor.
  3. Tartışmayı hızla unutuyor.
Cevabı göster

Zor ve gizli düşünce ve duygularını dikkatle inceliyor.

We didn't need a caregiver to understand

2:46

Bir televizyon dizisinin ilk sezonunu neden ikincisine tercih ettiğimizi,

why we prefer the first series of a television show to the second, Dilbilgisi

2:48

Pazar günü neden teyzemizi görmemiz gerektiğini,

Dilbilgisi

Sabit karşılaştırma yapısı prefer A to B

Prefer A to B, A’nın B’den daha çok beğenildiğini veya seçildiğini belirten sabit bir karşılaştırma yapısıdır. Burada A dizinin ilk sezonu, B ise ikinci sezonudur; second sözcüğünden sonra tekrarlanacak olan series yalnızca söylenmemiştir. Bu yapıda to, iki seçeneği bağlayan bir edattır; mastar işareti değildir. Karşılaştırılan ögeleri dil bilgisi bakımından paralel tutun: prefer tea to coffee ve prefer reading to watching TV.

Alıştırma

Sabit prefer A to B yapısını tamamlayın: I prefer studying in the morning ____ studying late at night.

Cevabı göster

to

why it's necessary to see our aunt on Sunday,

2:52

perdelerin kanepe kılıflarıyla uyumlu olmasının bizim için neden bu kadar önemli olduğunu,

or why it matters to us so much that the curtains harmonize with the sofa covers, Dilbilgisi

2:54

veya ekmeğin neden uygun bir ekmek bıçağıyla kesilmesi gerektiğini

Dilbilgisi

why it matters to us so much that ...: neyin önemli olduğunu belirtmek

Burada it, ileriye gönderme yapan biçimsel öznedir. that yan cümlesi önemli olan durumu, yani perdelerin koltuk kılıflarıyla uyumlu olmasını belirtir. Daha açık bir yeniden ifade, “perdelerin koltuk kılıflarıyla uyumlu olması gerçeğinin bizim için neden bu kadar önemli olduğu” şeklindedir. Kullanılabilir kalıp it matters to someone that + clause yapısıdır. so much, matters fiilinin derecesini güçlendirir ve güçlü bir kişisel önem gösterir. Bu cümlede that, önemli olan içeriği açıklar; bir sonuç bildirmez.

Alıştırma

“Sizin için çok önemli olmak” anlamındaki beş sözcüklü kalıpla soruyu tamamlayın: Why does it ____ that the meeting starts at exactly nine?

Cevabı göster

matter to you so much

or that bread must be cut with a proper bread knife.

2:59

anlaması için bir bakıcıya ihtiyacımız yoktu.

The parent knew absolutely what was required

3:02

Ebeveyn belirli temel fiziksel ve duygusal gereksinimlere ilişkin olarak

in relation to certain basic physical and emotional requirements.

3:04

neyin gerekli olduğunu kesinlikle biliyordu.

Our partner, on the other hand, Anlatım akışı

3:08

Partnerimiz ise, diğer yandan,

Anlatım akışı

karşıtlık işaretleyicisi olarak on the other hand

On the other hand, aynı konunun karşıt bir yönüne geçildiğini belirten bir söylem işaretleyicisidir. Burada önceki taraf ebeveynlerle ilgilidir; bu ifade, konuşmacının şimdi bunu partnerle karşılaştıracağını dinleyiciye bildirir. Bu ifade fiziksel bir eli adlandırmak yerine bilgiyi düzenler. İlk taraf bağlamdan zaten anlaşılıyorsa on the one hand ile tanıtılması gerekmez.

Alıştırma

Karşıt yönü tanıtan dört sözcüklü işaretleyiciyle karşılaştırmayı tamamlayın: The apartment is small. ____, it is close to school.

Cevabı göster

On the other hand

is stumbling in the dark Deyimler

3:10

son derece ince,

around needs that are immensely subtle,

3:12

bariz olmaktan çok uzak,

far from obvious,

3:14

ve yerine getirmesi çok karmaşık olan ihtiyaçlar etrafında

and very complicated to deliver upon.

3:15

karanlıkta el yordamıyla ilerliyor.

Deyimler

“stumbling in the dark” metaforu

“Stumbling in the dark”, yeterli bilgi, yönlendirme veya açık bir plan olmadan ilerlemeye çalışmayı anlatan bir metafordur. Bu cümlede, partnerin ince ve fark edilmesi zor ihtiyaçları anlamakta yaşadığı güçlüğü anlatır; hiç kimse gerçek anlamda karanlıkta yürümüyor. Bu imge deneme yanılma anlamı da taşır: kişi yalnızca durumdan habersiz değildir, aynı zamanda emin olmadan girişimlerde bulunur ve hata yapabilir. Çözüme ulaşmak için tahminlerle ilerlenmesi gereken her türlü sorun için bu metaforu kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi durum “stumbling in the dark” ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Talimat veya yararlı bilgi olmadan birkaç farklı çözüm denemek
  2. Açık bir kılavuzu adım adım izlemek
  3. Bütün ışıkları açtıktan sonra odada dikkatlice yürümek
Cevabı göster

Talimat veya yararlı bilgi olmadan birkaç farklı çözüm denemek

Secondly,

3:18

İkincisi,

none of it was reciprocal back then.

3:19

o zamanlar bunların hiçbiri karşılıklı değildi.

The parent was intensely focused on caring for us,

3:22

Ebeveyn bize bakmaya yoğun bir şekilde odaklanmıştı,

but they knew and totally accepted

3:25

ancak onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyeceğimizi

that we wouldn't engage with their needs.

3:27

biliyorlar ve tamamen kabul ediyorlardı.

They didn't for a second imagine

3:30

Sorunlarını bize getirebileceklerini

that they could take their troubles to us

3:32

veya onlara bakmamızı bekleyebileceklerini

or expect us to nurture them.

3:34

bir saniye bile hayal etmediler.

They didn't need us to ask them about their day.

3:36

Günlerinin nasıl geçtiğini sormamıza ihtiyaçları yoktu.

Our responsibility was blissfully simple.

3:38

Sorumluluğumuz harika bir şekilde basitti.

All we had to please them Dilbilgisi

3:41

Onları memnun etmek için sahip olduğumuz tek şey

was to exist.

3:43

var olmaktı.

Dilbilgisi

Tek gerekliliği anlatan “All ... was to ...”

“All ... was to ...” kalıbında all “tek şey” anlamına gelir ve was sonrasındaki yan cümle, yeterli olan o tek eylemi ya da koşulu belirtir. Burada “to exist”, “onları” mutlu etmek için gereken tek şey olarak sunulur. “To please them”, “onları mutlu etmek için” anlamında amacı belirtir. Yaygın “had to do” kalıbındaki to değildir. Açık bir başka anlatım şöyledir: “The only thing needed to please them was for us to exist.”

Alıştırma

Hangi cümle tek bir eylemin tek gereklilik olduğunu göstermek için “All ... was to ...” kalıbını kullanır?

  1. To unlock all the doors, I needed several codes.
  2. All I needed to unlock the door was to enter the code.
  3. I needed all the codes before I could unlock the door.
Cevabı göster

All I needed to unlock the door was to enter the code.

Our most ordinary actions,

3:44

Karnımızın üzerinde yuvarlanmak,

rolling over on our tummy,

3:46

küçük elimizle bir bisküvi kavramak gibi

grasping a biscuit in our tiny hand,

3:48

en sıradan hareketlerimiz

enchanted them with ease.

3:50

onları kolayca büyüledi.

We were loved. Anlatım akışı

3:52

Biz sevildik.

We didn't have to love,

3:53

Sevmeye mecbur değildik,

Anlatım akışı

We were loved ... we didn't have to love: sevgiyi alma ve verme rollerinin tersine dönmesi

İki kısa tümce paralel bir karşıtlık oluşturur. We were loved edilgen yapıdadır: sevgiyi ve bakımı başkaları verir, biz alırız. We didn't have to love ise etken bir yapıya geçer: o sırada aynı ilgiyi geri verme yükümlülüğümüz henüz yoktur. love/loved tekrarı, rollerdeki tersine dönüşü keskin ve fark edilmesi kolay hâle getirir. didn't have to, o anda bir zorunluluk olmadığını belirtir; çocukların sevgi hissetmediği veya kimseyi sevmeyi reddettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“We were loved. We didn't have to love” ikilisi nasıl bir karşıtlık oluşturur?

  1. Bakım görüyorlardı ama aynı ölçüde bakım verme sorumlulukları henüz yoktu.
  2. Herhangi birini önemsemeleri yasaktı.
  3. Sevgi istiyorlardı ama onu hiç görmediler.
Cevabı göster

Bakım görüyorlardı ama aynı ölçüde bakım verme sorumlulukları henüz yoktu.

a distinction between kinds of love which language normally artfully blurs,

3:54

dilin normalde ustaca bulanıklaştırdığı sevgi türleri arasındaki bir ayrım,

shielding us from the difference between being the privileged customer of love Deyimler

3:59

bizi sevginin ayrıcalıklı bir müşterisi olmakla

or its more exhausted and long-suffering provider.

4:03

veya onun daha yorgun ve uzun süredir acı çeken sağlayıcısı olmak arasındaki farktan korur.

Deyimler

the privileged customer of love ... its exhausted provider: sevginin ayrıcalıklı müşterisi ve yorgun sağlayıcısı

being ... or ... yapısında customer ve provider sözcükleri hizmet metaforunu sürdürür. the privileged customer of love çoğunlukla şefkat, korunma ve bakım alır. its provider ise bu bakımı verme işini yapan ve duygusal bedelini taşıyan kişidir. more exhausted and long-suffering dengesizliği görünür kılar: almak kolay gelebilirken sürekli vermek sabır ve fedakârlık gerektirir. Bu metafor, sevginin gerçek anlamda ticari bir işlem olduğunu söylemez; ilişkideki roller arasındaki soyut farkı somutlaştırır.

Alıştırma

Bu metaforda provider neden “more exhausted and long-suffering” diye tanımlanıyor?

  1. Çünkü sağlayıcı müşteriden sevgi için ücret alır.
  2. Çünkü sağlayıcı, bakım vermenin sürekli işini ve yükünü taşır.
  3. Çünkü sağlayıcı daha fazla rahatlık ve özel muamele görür.
Cevabı göster

Çünkü sağlayıcı, bakım vermenin sürekli işini ve yükünü taşır.

Furthermore,

4:07

Dahası,

our parents were probably kind enough to shield us from the burden Kalıp ifadeler

4:08

muhtemelen ebeveynlerimiz, bize bakmanın onlara yüklediği külfetten bizi koruyacak kadar

that looking after us imposed on them.

4:11

nazikti.

Kalıp ifadeler

Birini yükten korumak ... birine yük yüklemek

Shield someone from something, birini bir şeyi yaşamaktan, görmekten ya da onunla uğraşmak zorunda kalmaktan korumak demektir. Burada anne babalar çocukların yükü görmesini veya hissetmesini engellemiştir; yük yine de varlığını sürdürmüştür. that looking after us imposed on them ilgi cümleciğinde looking after us, imposed fiilinin öznesidir. impose a burden on someone kalıbı, birine sorumluluk, maliyet veya baskı yüklemek demektir. Cümle iki kalıbı birbirine bağlar: shield someone from a burden ve impose that burden on someone.

Alıştırma

Hedeflenen iki edatı tamamlayın: The policy shields families ____ sudden medical costs without imposing extra fees ____ them.

Cevabı göster

from · on

They maintained a reasonably sunny facade Deyimler

4:14

Kendi yatak odalarına çekilene kadar

Deyimler

Oldukça neşeli bir dış görünüşü sürdürdü

Facade sözcüğü gerçek anlamıyla bir binanın ön yüzünü ifade eder; ancak burada kişinin gerçekten hissettiklerini gizleyen dış görünüş için kullanılan bir mecazdır. Sunny, bu görünüşü güneş ışığı almış olarak değil, neşeli ve iyimser olarak tanımlar. Maintained, anne babaların bu görünüşü muhtemelen çaba göstererek sürdürdüğünü düşündürür. Reasonably, sunny sözcüğünün gücünü azaltır: tamamen tasasız değil, oldukça neşeli görünüyorlardı.

Alıştırma

Bu cümlede maintained a sunny facade ne anlama gelir?: During the interview, he maintained a sunny facade despite feeling anxious.

  1. Gerçekten neşelendi ve kaygı hissetmeyi bıraktı.
  2. Parlak biçimde aydınlatılmış bir binanın önünde durdu.
  3. Kaygısını gizlese de neşeli görünmeyi sürdürdü.
Cevabı göster

Kaygısını gizlese de neşeli görünmeyi sürdürdü.

until they retired to their own bedroom,

4:17

oldukça neşeli bir görünüm sergilediler,

at which point the true toll of their efforts could be witnessed. Kalıp ifadeler

4:19

ki o noktada çabalarının gerçek bedeline tanık olunabilirdi.

Kalıp ifadeler

The true toll of their efforts: çabalarının yol açtığı birikimli zarar

Bu cümlede the true toll of their efforts, yapmayı sürdürdükleri şeyin yol açtığı bütün zararı, yıpranmayı veya fedakârlığı anlatır. Toll, zamanla birikip görünür hâle gelen zararı, özellikle fiziksel ya da duygusal yıpranmayı vurgular. the toll of + isim kalıbı, bir etkinliğin veya durumun zararlı sonucunu adlandırır. Buradaki toll, bir yol ya da köprüden geçmek için ödenen ücret değildir.

Alıştırma

Birikimli zararı vurgulayan ismi yazarak cümleyi tamamlayın: Months of night shifts revealed the true ____ of overwork.

Cevabı göster

toll

But by then,

4:22

Ancak o zamana kadar,

we were asleep.

4:23

biz uyuyorduk.

They did us the honor

4:24

Bize bakmanın onlara neye mal olduğunu bize tam olarak göstermeme

of not quite showing us what looking after us cost them,

4:25

onurunu lütfettiler,

which was immensely kind,

4:29

ki bu son derece nazikçe bir şeydi,

but did us one lasting disservice. Kalıp ifadeler

4:31

ancak bize kalıcı bir kötülük yaptı.

Kalıp ifadeler

Did us one lasting disservice: do someone a disservice

Did us one lasting disservice, do someone a disservice kalıbını kullanır. Bu ifade, bir eylemin bize yardım etmek yerine zarar verdiği, bizi yanılttığı veya dezavantajlı duruma düşürdüğü anlamına gelir. A disservice çoğu zaman dolaylı veya istenmeden ortaya çıkan olumsuz bir etkiyi anlatır. Lasting, dezavantajın uzun süre devam ettiğini; one ise bunun belirli bir zararlı sonuç olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi onu dezavantajlı duruma düşürmek anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: By completing every assignment for Mia, her brother may ____ because she never learns to work independently.

Cevabı göster

do her a disservice

It may unwittingly have created an expectation

4:33

Birisinin bizi sevmesinin ne anlama gelebileceğine dair,

of what it could mean for someone to love us,

4:36

en başından beri asla doğru olmayan,

which was never true in the first place. Kalıp ifadeler

4:38

bir beklentiyi farkında olmadan yaratmış olabilir.

Kalıp ifadeler

Asıl öncülü reddetmek için in the first place

Burada in the first place, “en başından beri” veya “aslında başlangıçta” anlamına gelir. Yan cümle, bu beklentinin hiçbir zaman doğru olmadığını söyler; ifade geriye dönerek arkasındaki varsayımı reddeder. Olumsuz bir ifadenin sonunda bu kalıp, bir savın başlangıçtaki öncülünü düzeltmek için sıkça kullanılır. Burada bir listedeki “ilk olarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The plan was never practical in the first place,” cümlesinde “in the first place” ne anlama gelir?

  1. Uygulanabilirlik ele alınacak ilk konudur.
  2. En başından beri uygulanabilir değildi.
  3. İlk adımdan sonra uygulanamaz hâle geldi.
Cevabı göster

En başından beri uygulanabilir değildi.

We might in later life end up with lovers who are tetchy with us, Notlar

4:41

İleriki hayatımızda bize karşı sinirli,

Öbek fiiller

Nihai sonucu anlatan end up with

End up with + isim öbeği, bir süreçten sonra o kişiye veya şeye “sonunda sahip olmak, onu elde etmek ya da onunla kalmak” anlamına gelir. Bu cümlede lovers sonuçtur: kişi, hayatının ilerleyen dönemlerinde partnerlerinin kendisine karşı huysuz olduğunu görebilir. Bu ifade, çoğu zaman tamamen planlanmamış veya beklenmemiş olan nihai sonuca odaklanır. End up öbek fiildir; with ise sonuçta ortaya çıkan kişiyi veya şeyi tanıtır. İlişkinin sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi doğru geçmiş zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: We planned to rent a small car, but we ____ a large van because nothing else was available.

Cevabı göster

ended up with

Kelime

tetchy with us: birine karşı huysuz davranmak

Burada tetchy, kolayca sinirlenen, sabırsız ve sert cevap vermeye yatkın olmak demektir. Tetchy with us, partnerlerin yalnızca içlerinde ne hissettiğini değil, bize karşı sergiledikleri sinirli tavrı anlatır. Bu sözcük, rahatsızlığı çoğu zaman huysuz veya çabuk öfkelenen bir ruh hâli olarak gösterir. Bu durum kalıcı bir kişilik özelliği değil, geçici bir ruh hâli olabilir.

Alıştırma

Maya'yı belirli bir konuya karşı hassas değil, genel olarak sinirli gösteren sözcüğü seçin: After a sleepless night, Maya was ___ with everyone.

  1. tetchy
  2. cheerful
  3. touchy
Cevabı göster

tetchy

who are too tired to talk at the end of the day,

4:44

günün sonunda konuşamayacak kadar yorgun,

who don't marvel at our every antic,

4:47

her tuhaflığımıza hayran kalmayan,

who can't even be bothered to listen to what we're saying. Kalıp ifadeler

4:49

söylediklerimizi dinleme zahmetine bile katlanamayan sevgililerle son bulabiliriz.

Kalıp ifadeler

can't even be bothered to: en küçük çabayı bile reddetmek

Can't be bothered to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çaba göstermeye istekli olmamak demektir. Bu yapı, kişinin engellendiğini veya fiziksel olarak yapamadığını değil, motivasyonunun ya da ilgisinin olmadığını anlatır. Even, eylemin çok küçük veya temel bir şey olmasına rağmen kişinin bunu yine de yapmayı reddettiğini gösterir. Bu cümlede şikâyeti güçlendirir: dinlemek, beklenen en küçük çaba olarak sunulur.

Alıştırma

'En küçük bir çabayı bile göstermeye istekli değil' anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo ____ answer one simple question.

Cevabı göster

can't even be bothered to

And we might feel,

4:52

Ve biraz da acıyla,

with some bitterness,

4:53

ebeveynlerimizin böyle olmadığını

that this is not how our parents were.

4:54

hissedebiliriz.

The irony, Anlatım akışı

4:57

Kurtarıcı bir yanı olan

which has its redeeming side,

4:58

işin ironik tarafı şudur ki,

is that in truth,

4:59

gerçekte,

this is exactly how our parents were,

5:00

ebeveynlerimiz de tam olarak böyleydi,

just up in their bedroom

5:03

sadece biz uyuyorken

when we were asleep and realized nothing.

5:04

ve hiçbir şeyin farkında değilken üst kattaki yatak odalarındaydılar.

Anlatım akışı

“The irony ... is that in truth ...” kalıbı

Ana kalıp “The irony ... is that ...” şeklindedir. Araya giren “which has its redeeming side” yan cümlesi ironi hakkında ek bir yorum yapar; ardından cümle merkezi gerçeği açıklamak için “is that” bölümüne döner. Bu kalıp, dinleyiciyi görünüş ile gerçek arasındaki bir tersine dönüşe hazırlar. Buradaki düzeltme, ebeveynlerin temelde farklı olmadığıdır: onlar da yoruluyor veya sinirleniyordu, ancak bunu çocuklar uyuduktan sonra yalnızken yaşıyorlardı. “In truth”, bunun önceki izlenimi tersine çeviren gerçek durum olduğunu güçlü biçimde belirtir.

Alıştırma

“The irony ... is that ...” özgün cümlede ne işe yarar?

  1. İlgisiz bir tesadüfü anlatır.
  2. Ebeveynlerin yorgunluklarını her zaman açıkça gösterdiğini söyler.
  3. Bir tersine dönüşe işaret eder: Ebeveynler farklı görünüyordu, fakat aslında aynı gizli zorlukları yaşıyorlardı.
Cevabı göster

Bir tersine dönüşe işaret eder: Ebeveynler farklı görünüyordu, fakat aslında aynı gizli zorlukları yaşıyorlardı.

The source of our present sorrow

5:07

Dolayısıyla mevcut hüznümüzün kaynağı,

is not, therefore,

5:09

yetişkin sevgililerimizin

a special failing on the part of our adult lovers.

5:10

özel bir eksikliği değildir.

They are not tragically inept Dilbilgisi

5:14

Trajik bir biçimde yetersiz

nor uniquely selfish.

5:16

veya benzersiz derecede bencil değiller.

Dilbilgisi

not A nor B: not tragically inept nor uniquely selfish

“Not A nor B”, iki tanımlamayı tek bir olumsuzluğun kapsamına alır. “Not” ilk tanımlamayı reddeder, “nor” ise bu olumsuz anlamı ikinci tanımlamaya taşıyarak onu da reddeder; dolayısıyla iki yargı da geçerli değildir. Burada “tragically”, “inept” sözcüğünün derecesini güçlendirirken “uniquely” bencilliği alışılmadık veya istisnai bir özellik olarak sunar. Cümle iki iddiayı da reddeder; dinleyiciden bunlar arasında seçim yapmasını istemez.

Alıştırma

Resmî not A nor B kalıbını tek sözcükle tamamlayın: The candidate was not careless ____ dishonest.

Cevabı göster

nor

It's rather that we're judging our adult experiences Anlatım akışı

5:17

Daha ziyade, yetişkinlik deneyimlerimizi

in the light of a very different kind of childhood love. Deyimler

5:20

çok farklı bir çocukluk sevgisi ışığında değerlendiriyoruz.

Anlatım akışı

It's rather that ... ile açıklamayı düzeltme

Burada It's rather that ..., az önce reddedilen bir açıklamanın yerine daha doğru bir açıklama getirir. “Asıl mesele bunun yerine şu ki...” anlamına gelir; that yan cümlesi düzeltilmiş açıklamayı verir. rather, dikkati konuşanın daha doğru gördüğü açıklamaya yönlendirerek düşünce akışını düzenler. Burada “oldukça” anlamına gelmez ve tercih bildirmez.

Alıştırma

Örnekteki 'It's rather that ...' hangi işlevi görür?

  1. Çocukluk sevgisinin tercih edildiğini ifade eder.
  2. Başka bir açıklama reddedildikten sonra daha doğru bir açıklama sunar.
  3. Yetişkinlik deneyimlerinin oldukça yoğun olduğunu söyler.
Cevabı göster

Başka bir açıklama reddedildikten sonra daha doğru bir açıklama sunar.

Deyimler

in the light of: bir şeyi değerlendirmeye dayanak almak

Burada in the light of, “bir şeyi değerlendirme için bilgi, kanıt veya bakış açısı olarak kullanmak” anlamına gelir. Cümlede yetişkinlik deneyimleri, çok farklı türde bir çocukluk sevgisi referans alınarak değerlendiriliyor. Işık imgesi mecazidir: Ardından gelen isim öbeği, bir şeyin nasıl anlaşıldığını veya karara bağlandığını şekillendiren dayanağı verir. Yaygın bir kalıp judge, reconsider veya change something in the light of + information or experience biçimindedir.

Alıştırma

Kanıtın bir karara dayanak olarak kullanıldığını en iyi vurgulayan ifadeyi seçin: The committee revised its recommendation ___ the new safety data.

  1. in the light of
  2. after
  3. because of
Cevabı göster

in the light of

We are sorrowful

5:24

Yanlış kişiyle birlikte olduğumuz için değil,

not because we've landed with the wrong person, Notlar

5:25

maalesef,

Deyimler

Planlanmamış bir sonuç olarak landed with the wrong person

landed with the wrong person ifadesindeki landed mecazidir. Uygun olmadığı düşünülen biriyle sonunda birlikte olmak ya da kendini onunla eşleşmiş bulmak anlamına gelir; fiziksel bir iniş söz konusu değildir. Fiil, ilişkiyi kişinin vardığı bir sonuç gibi gösterir ve ifadeye rastlantı ya da sınırlı kontrol çağrışımı katar. Tam cümlede not because bunun üzüntünün nedeni olduğunu reddeder; dolayısıyla bu, doğrulanmış bir yargı değil, öne sürülüp reddedilen bir açıklamadır.

Alıştırma

Bu cümlede landed with ne anlama geliyor? "After several team changes, Maya landed with a manager who really supported her."

  1. O yöneticiyi en başta bilinçli olarak işe aldı.
  2. Sonunda o yöneticiyle çalışmaya başladı.
  3. Uçağı o yöneticinin yanına vardı.
Cevabı göster

Sonunda o yöneticiyle çalışmaya başladı.

but because we have, sadly,

5:28

büyümek zorunda kaldığımız için

been forced to grow up. Öbek fiiller

5:30

üzgünüz.

Dilbilgisi

Bir nedeni düzeltmek için not because ... but because ...

not because A, but because B kalıbı, açıklama olarak A'yı reddeder ve konuşanın gerçek ya da daha önemli saydığı neden olarak B'yi sunar. Bu cümlede üzüntü hâlâ gerçektir; yalnızca öne sürülen ilk neden reddedilir. Bu yapı, dinleyiciyi beklenen bir yorumdan konuşanın tercih ettiği açıklamaya yönlendirir. Tüm ifadeyi olumsuzlamak için değil, yanlış bir nedeni düzeltmek için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle etkinliğin bir nedenle iptal edildiğini, ancak kötü havanın bu neden olmadığını ifade eder?

  1. The event was canceled not only because of the rain, but also because the venue lost power.
  2. The event was canceled because of the rain, and the venue lost power.
  3. The event was canceled not because of the rain, but because the venue lost power.
Cevabı göster

The event was canceled not because of the rain, but because the venue lost power.

Öbek fiiller

grow up: sadece yaşlanmanın ötesinde duygusal olgunluk

Bu cümlede grow up öbek fiili, yalnızca yaşça büyümek veya yetişkin olmak demek değildir. Çocuksu bir konumdan çıkıp yetişkin ilişkilerinin sınırlarını, karşılıklılığını ve bedellerini kabul etmek anlamına gelir. Edilgen been forced to grow up yapısı, bu değişimi birine daha olgun davranmasını söyleyen bir emir olarak değil, koşulların zorunlu kıldığı bir durum olarak sunar. Bu basit yaşam evresi ifadesi, düşünceyi duygusal olgunlukla ilgili bir sonuca bağlar.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “duygusal olarak olgunlaşmak” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After taking care of his younger sisters for a year, Ben had to ____ quickly.

Cevabı göster

grow up