"Bir Şey" Nedir?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
878 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Okyanus, oyun ve oyuncak benzetmeleri alanların, parçacıkların ve kuvvetlerin maddeyi nasıl oluşturduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "wipe the universe clean." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: clean sözcüğünün son durumu bildirdiği fiil-nesne-sıfat yapısını tanıyın; bir şeyi boş, kuru veya hazır yaparken kullanın. 2. "come into play." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir etkenin oyuna girmesini değil, ilgili olmaya veya durumu etkilemeye başlamasını anlattığını kavrayın. 3. "the standard model of particle physics." — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: kuramın yerleşik adını tanıyın; alanlar, parçacıklar ve kuvvetlerle ilgili açıklamaları izleyin.

Bu derste

The simple questions are the hardest ones to answer.

0:00

Basit sorular cevaplanması en zor olanlardır.

What is a thing?

0:03

Bir şey nedir?

Why do things happen?

0:04

Olaylar neden olur?

And why do they happen the way they do?

0:06

Ve neden oldukları gibi olurlar?

Let's try to approach this step by step. Kalıp ifadeler

0:09

Buna adım adım yaklaşmaya çalışalım.

Kalıp ifadeler

Zarf öbeği olarak step by step

step by step, “küçük ve sıralı aşamalardan oluşan açık bir düzen içinde” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf öbeğidir. Bu cümlede konuşanın konuya nasıl yaklaşmayı planladığını açıklar. Tekrarlanan yapının tamamını tek bir birim olarak düşünün. Tekil step sözcüğü by ile tekrarlanır; birbirinden ayrı iki fiziksel adımı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: The coach explained the new routine ____.

Cevabı göster

step by step

What are you made of?

0:11

Sen nelerden oluşuyorsun?

You are matter, which is made of molecules,

0:13

Sen maddesin, bu moleküllerden oluşur,

which are made of atoms,

0:16

onlar atomlardan oluşur,

and those are made of elementary particles.

0:17

ve bunlar da temel parçacıklardan oluşur.

But if elementary particles are the smallest things that exist,

0:20

Ancak temel parçacıklar var olan en küçük şeylerse,

what are they made of?

0:24

onlar neden oluşur?

To answer a simple question,

0:35

Basit bir soruyu cevaplamak için,

let's start simply.

0:36

basitçe başlayalım.

Let's wipe the universe clean. Dilbilgisi

0:38

Evreni tamamen temizleyelim.

Dilbilgisi

wipe + nesne + clean sonuç yapısı

wipe the universe clean ifadesinde clean, eylemden sonra nesnenin içinde bulunduğu durumu anlatan bir sıfattır. Kalıp wipe + nesne + sonuç sıfatı şeklindedir: silme ya da çıkarma eylemi nesneyi clean durumda bırakır. Buradaki kullanım mecazidir; evreni yıkamaktan söz edilmez. Hiçbir şey kalmayana kadar evrendeki her şeyin çıkarıldığı hayal edilir. Bu sonuç yapısı wipe the board clean örneğinde olduğu gibi gerçek anlamda da kullanılabilir.

Alıştırma

Sonuç yapısını bu dersteki sıfatla tamamlayın: After removing every mark, Lena wiped the board ____.

Cevabı göster

clean

Away with matter, antimatter, radiation, particles, anything. Ton ve niyet

0:40

Madde, antimadde, radyasyon, parçacıklar, her şey gitsin.

Ton ve niyet

Away with...: dramatik bir kaldırma emri

Away with + isim, bir şeyin kaldırılması, reddedilmesi veya ortadan kaldırılması gerektiğini güçlü ve teatral bir biçimde söylemenin yoludur. Burada maddeyi, antimaddeyi, radyasyonu, parçacıkları ve diğer her şeyi düşünce deneyinden çıkarır. Bu, sıradan ve tam bir cümleden çok ünlem biçiminde bir emirdir. away sözcüğünü “uzakta” anlamındaki bir yer ifadesi olarak okumayın; yapının tamamı bir şeyi ortadan kaldırma çağrısı yapar.

Alıştırma

Bu cümlede Away with ne anlama geliyor?

  1. Her şeyi ortadan kaldırmak veya reddetmek.
  2. Her şeyi daha dikkatli incelemek.
  3. Her şeyi uzaktaki bir yere taşımak.
Cevabı göster

Her şeyi ortadan kaldırmak veya reddetmek.

Now let's take a closer look at absolutely nothing. Kalıp ifadeler

0:45

Şimdi mutlak hiçliğe daha yakından bakalım.

Kalıp ifadeler

take a closer look at: daha ayrıntılı incelemek

Take a closer look at + isim, bir şeyi daha dikkatli incelemek anlamına gelir. Bu yapıda take “tutmak” anlamına gelmez, ifadeyi kurmaya yardımcı olur; look bir isimdir ve at incelenen şeyi tanıtır. Bu nedenle bütün yapıyı birlikte kullanın. Gerçek anlamda dikkatle bakmayı anlatabilir, ancak konuşanlar bunu genel bir bakıştan ayrıntılı analize geçmek için de kullanır. Burada let's, bu geçişi “mutlak hiçliği” daha dikkatli incelemeye yönelik bir davete dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi “daha dikkatli incelemek” anlamındaki kalıp ifadeyle tamamlayın: After the overview, let's ____ the sales figures.

Cevabı göster

take a closer look at

What is empty space?

0:49

Boş uzay nedir?

Is it what we call a vacuum? Kelime

0:51

Vakum dediğimiz şey bu mu?

Kelime

a vacuum ifadesinin bilimsel anlamı

Burada a vacuum, içinde çok az madde bulunan ya da hiç madde bulunmayan bir uzay bölgesi anlamına gelir. a tanımlığı, vacuum sözcüğünü belirli bir durum veya bölge olarak sunar: vakum dediğimiz şey. Evde kullanılan bir temizlik makinesini düşünmeyin. Bilimde vacuum olarak tanımlanan bir yerde hâlâ alanlar veya çok küçük etkiler bulunabilir; bu yüzden sözcük her zaman mutlak hiçlik anlamına gelmez.

Alıştırma

“The equipment is tested in a vacuum,” cümlesinde “a vacuum” ne anlama gelir?

  1. İçinde çok az madde bulunan bir alan
  2. Zeminleri temizlemek için kullanılan bir makine
  3. Fazladan havayla doldurulmuş bir kap
Cevabı göster

İçinde çok az madde bulunan bir alan

There are no atoms, no matter, nothing.

0:53

Atom yok, madde yok, hiçbir şey yok.

Is it really all that empty? Dilbilgisi

0:56

Gerçekten o kadar boş mu?

Dilbilgisi

Dereceyi sorgulayan all that + sıfat yapısı

all that empty ifadesinde all that, “insanların söylediği veya beklediği kadar boş” ya da “o derece boş” anlamına gelen bir derece ifadesidir. Belirli bir şeye gönderme yapmaz. Soru cümlesinde bu yapı çoğu zaman kuşkucu bir ton taşır. Is it really all that empty? yalnızca boş olup olmadığını değil, iddia edildiği ölçüde gerçekten boş olup olmadığını sorar.

Alıştırma

Söylenen dereceyi sorgulamak için all that + sıfat yapısını kullanın: People say the test is very hard. Is it really ____?

Cevabı göster

all that hard

Nothing gives us the building blocks for everything. Deyimler

0:58

Hiçlik bize her şeyin yapı taşlarını verir.

Deyimler

building blocks: daha büyük bir bütünün temel bileşenleri

Burada building blocks ifadesi, daha karmaşık bir şeyi oluşturan temel parçalar veya ögeler anlamına gelir. Bu, küçük blokların birleştirilerek daha büyük bir yapı oluşturulmasına dayanan bir benzetmedir. Cümle tuğlalardan ya da oyuncaklardan söz etmiyor. Görünüşte boş olan uzaydan çıkan şeyleri, diğer her şeyi oluşturabilecek temel bileşenler olarak sunuyor.

Alıştırma

Cümleyi “temel bileşenler” anlamına gelen iki kelimelik benzetmeyle tamamlayın: Cells are often called the ____ of life.

Cevabı göster

building blocks

In a sense, Anlatım akışı

1:02

Bir bakıma,

empty space is a lot like a vast calm ocean. Kalıp ifadeler

1:02

boş uzay uçsuz bucaksız, sakin bir okyanusa çok benzer.

Anlatım akışı

In a sense ile karşılaştırmanın kapsamını sınırlamak

In a sense, cümlenin başında kullanılabilen bir sınırlama ifadesidir. Dinleyiciye, söylenenin mümkün olan her açıdan değil, belirli bir bakış açısından doğru olduğunu bildirir. Burada okyanus benzetmesinin kapsamını sınırlar: boş uzay, yalnızca sonraki açıklamayla ilgili yönden sakin bir okyanusa benzer. Böylece iddia daha kesin olur ve benzetmenin tamamen gerçek anlamda olduğu izlenimi önlenir.

Alıştırma

Bir karşılaştırmanın yalnızca belirli bir bakış açısından doğru olduğunu göstermek için In a sense ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. In fact, a library is a map of human knowledge.
  2. In a sense, a library is a map of human knowledge.
  3. In every sense, a library is a map of human knowledge.
Cevabı göster

In a sense, a library is a map of human knowledge.

Kalıp ifadeler

Güçlü benzerlik anlatan a lot like

a lot like ifadesinde a lot, benzerliğin derecesini artırır; ifadenin tamamı “çok benzer” veya “önemli yönlerden benzer” anlamına gelir. Burada a lot, büyük bir miktarı anlatmaz. Bu cümlede a lot like, boş uzay ile sakin bir okyanus arasında benzetme kurar. Benzetme, anlamaya yardımcı olan ortak özellikleri gösterir; iki şeyin tamamen aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı a lot like ile tamamlayın: Learning to balance on a bike is ____ learning to skate.

Cevabı göster

a lot like

While the water is very still when nothing is happening,

1:06

Hiçbir şey olmazken su çok durgun olsa da,

a stiff breeze can create some serious waves.

1:09

sert bir esinti ciddi dalgalar yaratabilir.

Our universe works a lot like this.

1:12

Evrenimiz çok benzer şekilde çalışır.

There are these oceans everywhere.

1:14

Her yerde bu okyanuslardan var.

Physicists call them fields. Kelime

1:16

Fizikçiler bunlara alan diyor.

Kelime

Parçacık fiziğinde fields

Bu cümlede fields, “tarla” ya da “çalışma alanı” anlamında değil, fizikteki teknik anlamıyla kullanılmıştır. Alan, uzayın bir bölgesinin tamamında tanımlanan ve maddeyi etkileyebilen fiziksel bir nicelik veya etkidir. Parçacık fiziğinde parçacıklar, alanların yerelleşmiş uyarımları, yani bozulmaları olarak anlaşılabilir. Çoğul fields, fizikçilerin farklı alan türlerini ayırdığını gösterir.

Alıştırma

"The electric field exerts a force on the electron," cümlesinde field ne anlama gelir?

  1. Uzayın bir bölgesinde bulunan fiziksel bir etki veya nicelik
  2. Akademik bir konu veya meslek alanı
  3. Açık bir arazi
Cevabı göster

Uzayın bir bölgesinde bulunan fiziksel bir etki veya nicelik

This might be strange and new, Anlatım akışı

1:19

Bu garip ve yeni gelebilir,

but think about radiation, for example.

1:21

ama örneğin radyasyonu düşünün.

Anlatım akışı

This might be strange and new, but ...: güçlüğü kabul edip sonra örnek vermek

Bu cümle önce fikrin dinleyiciye yabancı gelebileceğini kabul eder: might, bu değerlendirmeyi kesin bir yargı olmaktan çıkarıp yumuşatır. Dinleyicinin olası tepkisini anlatır; bilimsel içerikten şüphe etmez. Ardından but, açıklamayı ileri taşır. Think about radiation, for example, daha tanıdık bir durumu anlamaya yardımcı olacak bir köprü olarak sunar. Önce güçlüğü kabul edip sonra yön değiştirmek, dinleyicinin soyut bir açıklamayı takip etmesini kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümle açıklamayı nasıl düzenliyor?

  1. İlk fikri reddeder ve ilgisiz bir konuya geçer.
  2. Radyasyonun kendisinin muhtemelen garip ve bilimsel açıdan belirsiz olduğunu söyler.
  3. Olası bir güçlüğü kabul eder ve ardından yararlı bir örneğe geçer.
Cevabı göster

Olası bir güçlüğü kabul eder ve ardından yararlı bir örneğe geçer.

By exciting what's known as the electromagnetic field, Notlar

1:23

Elektromanyetik alan olarak bilinen şeyi uyararak,

Kalıp ifadeler

what's known as: Yerleşmiş bir adı tanıtmak

What's known as, what is known as ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Sabit bir ifade olarak ardından gelen terimin yerleşmiş veya tanınan adını tanıtır; tam bir tanım vermez. Burada electromagnetic field, tanıtılan kavramın kabul edilmiş adı olarak sunulur. Bu ifade, teknik bir terimi açıklamanın içine doğal biçimde yerleştirmeye yarar.

Alıştırma

Bu cümlede yerleşmiş adı tanıtan ifadeyi seçin: This process is ___ evaporation.

  1. what's thought to be
  2. what's known as
  3. what's known to be
Cevabı göster

what's known as

a little kink is created,

1:26

küçük bir dalgalanma yaratılır,

Dilbilgisi

By exciting ... is created: yöntem ve edilgen sonuç

By exciting ... sonucu meydana getiren yöntemi anlatan bir by + fiilin -ing biçimi yapısıdır. Bu fizik bağlamında exciting the electromagnetic field, alanı heyecanlandırmak değil, alana enerji vermek demektir. A little kink is created edilgen bir yan cümledir. Eylemi yapanı belirtmek yerine kink sonucuna odaklanır. By + -ing, subject + be + past participle kalıbının bütünü, yöntemi bu yöntemin yol açtığı değişime bağlar.

Alıştırma

Süreç cümlesini By + press fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the button, the alarm is activated.

Cevabı göster

By pressing

which is the particle we call the photon,

1:28

bu bizim foton dediğimiz parçacıktır,

the particle that carries radiation.

1:30

radyasyonu taşıyan parçacıktır.

We perceive it as light. Kalıp ifadeler

1:32

Biz onu ışık olarak algılarız.

Kalıp ifadeler

perceive it as light: Bir şeyi belirli bir biçimde algılamak

Perceive A as B, A'yı B biçiminde veya kategorisinde algılamak ya da yorumlamak anlamına gelir. As, algılanan şeyi bu algının sonucuna bağlar; burada bir işi veya rolü anlatmaz. Bu cümlede it, daha önce sözü edilen photon'a gönderme yapar ve light, insanların algıladığı biçimdir. Cümle, gözlemcinin bu olguyu nasıl deneyimlediğini anlatır.

Alıştırma

Yorum ifade etmek için perceive A as B yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. We perceive the faint glow as a warning sign.
  2. We perceive the faint glow for a warning sign.
  3. We perceive the faint glow to a warning sign.
Cevabı göster

We perceive the faint glow as a warning sign.

This isn't unique to light. Kalıp ifadeler

1:34

Bu ışığa özgü değildir.

Kalıp ifadeler

isn't unique to: yalnızca bir şeye özgü olmadığını belirtme

Be unique to + isim, bir özelliğin yalnızca belirli bir kişiye, şeye, gruba veya duruma ait olması ya da yalnızca orada görülmesi demektir. isn't unique to light ifadesinde isn't bu ayrıcalığı olumsuzlar. Özellik veya sürecin ışığın dışında da geçerli olduğu anlatılır; ışığın kendisinin sıra dışı olduğu söylenmez.

Alıştırma

Cümleyi be unique to ifadesinin olumsuz biçimiyle tamamlayın: This issue affects many brands, so it ____ one company.

Cevabı göster

isn't unique to

Every particle in the universe is made this way.

1:36

Evrendeki her parçacık bu şekilde oluşur.

There are fields for every particle of matter,

1:39

Her madde parçacığı için alanlar vardır,

all with their own rules.

1:41

hepsinin kendi kuralları vardır.

For example,

1:43

Örneğin,

along with the electromagnetic field,

1:44

elektromanyetik alanla birlikte,

there is an electron field everywhere in the universe,

1:46

evrenin her yerinde bir elektron alanı vardır,

and little kinks in that field are electrons.

1:48

ve bu alandaki küçük dalgalanmalar elektronlardır.

Altogether,

1:51

Toplamda,

the fields of our universe can produce 17 particles,

1:52

evrenimizin alanları 17 parçacık üretebilir,

which can be divided into three categories. Kalıp ifadeler

1:55

bunlar üç kategoriye ayrılabilir.

Kalıp ifadeler

be divided into: ortaya çıkan kategorileri belirtme

Be divided into, “parçalara veya gruplara ayrılmak ya da sınıflandırılmak” anlamına gelir. Into, bunun sonucunda oluşan parçaları veya kategorileri belirtir. which can be divided into three categories ifadesindeki can be divided, can + be + geçmiş zaman ortacı biçiminde modal fiilli bir edilgen yapıdır. Odak, sınıflandırmayı kimin yaptığı değil, öğelerin nasıl sınıflandırıldığıdır.

Alıştırma

Cümleyi edilgen be divided into ifadesiyle tamamlayın: The class can ____ six small groups.

Cevabı göster

be divided into

The leptons and the quarks and the bosons.

1:58

Leptonlar, kuarklar ve bozonlar.

Leptons consist of the electron as well as its cousins, Kalıp ifadeler

2:02

Leptonlar elektron ile onun kuzenleri olan

Kalıp ifadeler

consist of: bir bütünün parçalarını belirtmek

Bu cümlede consist of, lepton kategorisini oluşturan üyeleri tanıtır. Bütün consist of ifadesinden önce, parçalar ise sonra gelir. Bir grubu tanımlarken veya bir yapıyı açıklarken bütün + consist(s) of + parçalar kalıbını kullanabilirsiniz. Burada liste elektronla başlar ve ilgili parçacıklarla devam eder.

Alıştırma

Cümleyi consist of ifadesinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The science club ____ twelve members.

Cevabı göster

consists of

Kalıp ifadeler

as well as: ikincil bir öge eklemek

Burada as well as, “ve ayrıca” veya “-e ek olarak” anlamına gelir. Elektronu lepton grubunun diğer üyelerine bağlar. and ile kurulan basit bir listeden farklı olarak as well as, çoğu zaman dikkati ilk ögede tutar ve ikinci ögeyi ek bilgi olarak sunar. Bu cümlede ekleme anlamı vardır; eşit derecede iyi olma karşılaştırması yapılmaz.

Alıştırma

Her iki türün de sergilendiğini ve modern replicas ögesinin ana ögeden sonra ek bilgi olarak verildiğini göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The museum displays ancient coins (gap) modern replicas.

  1. as well as
  2. as carefully as
  3. instead of
Cevabı göster

as well as

muon and tau particles.

2:05

müon ve tau parçacıklarından oluşur.

Each has an associated neutrino.

2:07

Her birinin ilişkili bir nötrinosu vardır.

Then there are quarks.

2:10

Sonra kuarklar var.

The quarks are the nuclear family of particles. Deyimler

2:11

Kuarklar, parçacıkların çekirdek ailesidir.

Deyimler

nuclear family ifadesindeki kelime oyunu

Günlük İngilizcede nuclear family, ebeveynler ile çocuklarından oluşan çekirdek aileyi ifade eder. Burada ise family, kuarkları birbiriyle ilişkili parçacık türleri olarak gruplandırır. İfade bir kelime oyunu içerir; çünkü nuclear aynı zamanda atom çekirdeğini çağrıştırır. Kuarklar, çekirdeklerde bulunan protonları ve nötronları oluşturur. Bu, sınıflandırma amaçlı bir benzetme ve bilimsel kelime oyunudur; kuarkların insanlardan oluşan bir ev kurduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede nuclear family ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Kuarkların aynı evde yaşayan ebeveynler ve çocuklar olduğunu söyler.
  2. Kuarkları eğlenceli biçimde bir aile olarak gruplandırırken onları atom çekirdeğiyle de ilişkilendirir.
  3. Her kuarkın başlı başına bir atom çekirdeği olduğunu söyler.
Cevabı göster

Kuarkları eğlenceli biçimde bir aile olarak gruplandırırken onları atom çekirdeğiyle de ilişkilendirir.

They're always found bound together in groups and pairs Kelime

2:14

Her zaman gruplar ve çiftler halinde birbirine bağlı bulunurlar

Kelime

Fiziksel bağlılık durumu olarak bound together

Burada bound together, fiziksel bir etkileşimle birbirine bağlı bir grup hâlinde tutulmak anlamına gelir. Kuarklar normalde tek başlarına ortaya çıkmaz; aralarındaki kuvvet onları çiftler veya gruplar hâlinde bir arada tutar. Bound, bind fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve bound together kuarkların bulunduğu durumu açıklar. İple bağlanmış olmak ya da bir kitabın sayfaları gibi ciltlenmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Kuvvet tarafından tek bir birim hâlinde tutulmak anlamına gelen, bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because of the strong force, the particles remain ____.

Cevabı göster

bound together

and make up protons and neutrons, Öbek fiiller

2:17

ve protonları ve nötronları oluştururlar,

which make up the nuclei of atoms.

2:19

onlar da atomların çekirdeklerini oluşturur.

Öbek fiiller

“bir bütünü oluşturmak” anlamındaki make up

Burada make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Özne daha küçük parçaları, nesne ise bu parçaların oluşturduğu daha büyük bütünü belirtir: kuarklar protonları ve nötronları oluşturur. Bu ifade, aşamalı bir oluşum ilişkisi kurmak için tekrarlanır: protonlar ve nötronlar atom çekirdeklerini oluşturur. Buradaki make up, “uydurmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Five smaller panels ____ the full display.

Cevabı göster

make up

Together,

2:21

Birlikte,

the leptons and quarks are the matter particles.

2:22

leptonlar ve kuarklar madde parçacıklarıdır.

They make up all the things you see,

2:24

Gördüğünüz her şeyi onlar oluşturur,

the air you breathe,

2:26

soluduğunuz havayı,

the sun that warms you,

2:27

sizi ısıtan güneşi,

the computer you're using right now to distract yourself from the stuff you should be doing. Kalıp ifadeler

2:29

şu an yapmanız gereken şeylerden kaçmak için kullandığınız bilgisayarı.

Kalıp ifadeler

distract yourself from ile kendi dikkatini başka yöne çekmek

Burada distract yourself from, kişinin kendi dikkatini bilinçli olarak bir şeyden başka yöne çevirmesi demektir. Dönüşlülük zamiri yourself, özne ile dikkati dağılan kişinin aynı olduğunu gösterirken from kaçınılan görev, düşünce veya duyguyu tanıtır. Bu cümlede ifade, bilgisayarın dinleyicinin yapması gereken işten kaçınmasına yardım ettiği konusunda hafifçe şaka yapar. Genel yapı distract + dönüşlülük zamiri + from + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun kendi dikkatini bilinçli olarak ödevinden başka yöne çevirdiği anlamına gelir?

  1. Leo focuses on his homework instead of playing a game.
  2. Leo distracts his sister from her homework with a game.
  3. Leo distracts himself from his homework with a game.
Cevabı göster

Leo distracts himself from his homework with a game.

But things don't just exist, Dilbilgisi

2:33

Ancak nesneler sadece var olmazlar,

they also do stuff.

2:35

aynı zamanda bir şeyler yaparlar.

Dilbilgisi

sadece var olmazlar... aynı zamanda bir şeyler yaparlar

Burada don't just exist, şeylerin yalnızca var olmadığı anlamına gelir. Just bu cümlede “sadece” veya “yalnızca” demektir; “az önce” anlamına gelmez. Also do ikinci bir katman ekler: şeyler var olmanın yanı sıra eylemlerde bulunur, etkiler yaratır veya işlev görür. Do stuff kasıtlı olarak kullanılan, günlük ve geniş anlamlı bir ifadedir. Bu cümlede odağı şeylerin ne olduğundan ne yaptığına taşır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan yapı ne anlama geliyor?

  1. Şeylerin yalnızca var olduğu ve başka hiçbir şey yapmadığı anlamına gelir.
  2. Şeylerin hem var olduğu hem de eylemleri veya etkileri olduğu anlamına gelir.
  3. Şeylerin eylemde bulunduğu ama var olmadığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Şeylerin hem var olduğu hem de eylemleri veya etkileri olduğu anlamına gelir.

In some philosophical sense,

2:36

Felsefi bir anlamda,

the properties of a thing are just as much a part of it as existence itself. Dilbilgisi

2:38

bir şeyin özellikleri, varoluşunun kendisi kadar onun bir parçasıdır.

Dilbilgisi

varoluşun kendisi kadar onun bir parçası

Just as much ... as ... eşitlik bildiren bir karşılaştırma yapısıdır. İlk as karşılaştırmayı başlatır, ikinci as ise karşılaştırılan unsuru tanıtır; just iki tarafın derece bakımından eşit olduğunu vurgular. Burada bir şeyin özelliklerinin, o şeyin varoluşunun kendisi kadar o şeyin parçası olduğu söyleniyor. Cümle, iki ayrı nesnenin fiziksel olarak aynı olduğunu değil, bir şeyin parçası sayılan unsurları anlatıyor.

Alıştırma

Bu karşılaştırma, bir şeyin özellikleri ile varoluşu hakkında ne söylüyor?

  1. Bir şeyin özelliklerinin varoluşundan daha az önemli olduğunu söyler.
  2. Bir şeyin özelliklerinin, varoluşu kadar o şeyin parçası olduğunu söyler.
  3. Bir şeyin özelliklerinin onun var olmasını durdurduğunu söyler.
Cevabı göster

Bir şeyin özelliklerinin, varoluşu kadar o şeyin parçası olduğunu söyler.

This is where the bosons and the fields that make them come into play. Deyimler

2:42

İşte bozonlar ve onları var eden alanlar burada devreye girer.

Deyimler

come into play: bir etkenin etkili olmaya başlaması

Come into play, “bir durumda önemli olmaya veya olanları etkilemeye başlamak” demektir. Bu cümlede bozonların ve onlarla bağlantılı alanların açıklama açısından önemli hâle geldiği aşamayı gösterir. Bu ifade mecazidir; play burada oyun anlamına gelmez. Yaygın kalıp “etken + come/comes/came into play” biçimindedir ve fiil özneye ve zamana göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi come into play ile tamamlayın: When the road gets icy, extra safety rules ____.

Cevabı göster

come into play

While the quarks and leptons are made by matter fields,

2:46

Kuarklar ve leptonlar madde alanları tarafından üretilirken,

the bosons are made by force fields.

2:49

bozonlar kuvvet alanları tarafından üretilir.

We call a rule of the universe a force,

2:52

Evrenin bir kuralına kuvvet diyoruz,

and so far four fundamental forces have been discovered. Anlatım akışı

2:55

ve şu ana kadar dört temel kuvvet keşfedildi.

Anlatım akışı

so far: bir ifadeyi şu ana kadar olan zamanla sınırlamak

So far, “şu ana kadar” demektir. İfadeye bir zaman sınırı getirir: içinde bulunduğumuz ana kadar dört temel kuvvet keşfedilmiştir. Bu zaman belirteci, mevcut bilgiyi kesin bir sonuçtan ayırarak bilgiyi düzenler. Gelecekteki keşiflerle sayının değişebilmesi ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Hangi cümlede so far, ifadeyi şu ana kadarki zamanla sınırlar?

  1. This route is by far the shortest.
  2. As far as I know, the shop is closed.
  3. So far, we have found two errors.
Cevabı göster

So far, we have found two errors.

Electromagnetism,

2:58

Elektromanyetizma,

gravity,

3:00

kütleçekimi,

and the strong and weak nuclear forces.

3:01

ve güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler.

These forces are the rulebook of a game where the pieces are particles Anlatım akışı

3:03

Bu kuvvetler, taşların parçacıklar olduğu bir oyunun kural kitabıdır

and the game is the universe.

3:07

ve oyun da evrendir.

Anlatım akışı

taşları parçacık olan bir oyunun kural kitabı

Bu cümle, üç eşleşmeden oluşan genişletilmiş bir benzetme kurar: kuvvetler kural kitabı, parçacıklar taşlar, evren de oyundur. where yan cümlesi, oyun imgesinin içindeki son iki eşleşmeyi tamamlar. Kural kitabı taşların nasıl hareket edebileceğini sınırlar; fiziksel kuvvetler de benzer şekilde parçacıkların davranışını yönetir. Bu eşleştirme birkaç bilimsel fikri tanıdık tek bir sistem içinde düzenler; game ve pieces açıklayıcı imgelerdir, gerçek anlamda söylenmiş ifadeler değildir.

Alıştırma

Bu benzetmede hangi eşleşme doğrudur?

  1. kuvvetler → oyun; parçacıklar → kural kitabı; evren → taşlar
  2. kuvvetler → kural kitabı; parçacıklar → taşlar; evren → oyun
  3. kuvvetler → taşlar; parçacıklar → oyun; evren → kural kitabı
Cevabı göster

kuvvetler → kural kitabı; parçacıklar → taşlar; evren → oyun

They tell particles what they can do and how they can do it. Dilbilgisi

3:09

Parçacıklara ne yapabileceklerini ve nasıl yapabileceklerini söylerler.

Dilbilgisi

what they can do ve how they can do it

tell fiilinden sonra gelen what they can do ve how they can do it, yan yana bağlanmış iki dolaylı wh soru cümleciğidir. What yapılabilecek eylemi, how ise yöntemi ya da biçimi belirtir. Birlikte, kuvvetlerin aktardığı içeriği ifade ederler. Bu cümlecikler bir bildirme cümlesinin içine gömülü olduğu için düz cümle sırasını korur: özne they, kiplik yardımcı fiili can’den önce gelir. what they can do ve how they can do it kullanılır; doğrudan sorulardaki devrik sıra kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle dolaylı soru sözcük dizilişini doğru kullanıyor?

  1. The coach explained what we can improve and how can we improve it.
  2. The coach explained what can we improve and how can we improve it.
  3. The coach explained what we can improve and how we can improve it.
Cevabı göster

The coach explained what we can improve and how we can improve it.

Bishops move diagonally,

3:13

Filler çapraz hareket eder,

massless particles move at the speed of light,

3:14

kütlesiz parçacıklar ışık hızında hareket eder,

knights can jump,

3:17

atlar zıplayabilir,

gravity attracts.

3:18

kütleçekimi çeker.

The forces are the rules for how particles interact,

3:20

Kuvvetler, parçacıkların nasıl etkileşime gireceğinin kurallarıdır,

which ultimately make them the rules for how particles assemble into all the big things we see in the universe.

3:23

bu da nihayetinde onları parçacıkların evrende gördüğümüz tüm o büyük şeyleri oluşturmak için nasıl bir araya geldiklerinin kuralları yapar.

Gravity isn't just the rule for orbits around the sun or apples falling from trees.

3:29

Kütleçekimi sadece güneşin etrafındaki yörüngelerin veya ağaçlardan düşen elmaların kuralı değildir.

As a rule, Deyimler

3:34

Bir kural olarak,

it says matter attracts,

3:35

maddenin çektiğini söyler,

Deyimler

“As a rule” ifadesinin “genel olarak” anlamı ve rule kelime oyunu

“As a rule”, “genel olarak” veya “çoğu durumda” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. İstisnalara yer bırakırken genel bir yargıyı sunar. Burada çevredeki açıklama kuvvetleri evrenin kuralları olarak ele alır. İfade normal deyimsel anlamını korurken “rule” sözcüğü gerçek anlamdaki “kural” fikrini de hafifçe çağrıştırır ve bir kelime oyunu oluşturur.

Alıştırma

“As a rule, it says matter attracts,” cümlesinde “as a rule” esas olarak ne anlama gelir ve aynı zamanda doğa kuralı fikrini nasıl çağrıştırır?

  1. Yalnızca bir istisna yaptıktan sonra
  2. Genel olarak veya çoğu durumda
  3. Yazılı bir devlet düzenlemesi uyarınca
Cevabı göster

Genel olarak veya çoğu durumda

which builds planets and stars.

3:36

bu da gezegenleri ve yıldızları inşa eder.

Electromagnetism isn't just a rule for magnets attracting or repelling

3:39

Elektromanyetizma sadece mıknatısların çekme veya itme kuralı

or electric currents in light bulbs.

3:43

veya ampullerdeki elektrik akımları için bir kural değildir.

It governs all atomic bonds, Kelime

3:45

Tüm atomik bağları yönetir,

Kelime

“governs all atomic bonds”: bilimde “belirlemek” anlamındaki govern

Bu bilimsel cümlede “governs”, “bir şeyin nasıl işlediğini belirler veya düzenler” anlamına gelir. Elektromanyetizma, yasaları bütün atomik bağları şekillendiren kuvvet olarak sunulur. Fiilin öznesi soyut bir kavram, nesnesi ise bilimsel bir olgudur. Burada bir hükümetten veya siyasi otoriteden söz edilmez; bir yasa, etken ya da ilke davranışı belirlediğinde de bu yapı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi govern fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Temperature ____ how quickly this reaction proceeds.

Cevabı göster

governs

building every molecule.

3:48

her molekülü inşa eder.

Together,

3:50

Birlikte,

forces and particles are sort of like the Tinker Toys of existence. Notlar

3:50

kuvvetler ve parçacıklar varoluşun yapboz oyuncakları gibidir.

Kalıp ifadeler

Kısmi Karşılaştırma İçin sort of like

Bu cümlede sort of like, “bir bakıma benzer” anlamına gelir. Kuvvetlerin ve parçacıkların gerçekten Tinker Toys olmadığını ve onlarla her ayrıntıda uyuşmadığını gösterirken bir benzetme kurar. Bir karşılaştırma ortak bir özelliği açıklamaya yardımcı oluyor ancak tam olarak örtüşmüyorsa like kelimesinden önce sort of kullanılabilir. Buradaki ortak fikir, basit parçaların birleştirilerek birçok farklı yapı oluşturabilmesidir.

Alıştırma

Hangi cümle sort of like ifadesini kesin bir özdeşlik veya sınıflandırma için değil, sınırlı bir benzetme sunmak için kullanır?

  1. A password manager is exactly the same as a locked notebook.
  2. A password manager is sort of like a locked notebook, but the two are not identical.
  3. A password manager is a sort of locked notebook.
Cevabı göster

A password manager is sort of like a locked notebook, but the two are not identical.

Kültür

Temel Yapı Parçaları Benzetmesi Olarak Tinker Toys

Tinker Toys, yeniden kullanılabilen çubuklar ve bağlantı parçalarından oluşan, ABD’de iyi bilinen bir yapım oyuncağını ifade eder. Marka adı genellikle Tinkertoy biçiminde yazılır; altyazıdaki iki kelimelik biçim de aynı oyuncağı gösterir. Karşılaştırma, parçaların birleştirilmesine odaklanır: az sayıdaki basit parça birçok büyük yapı oluşturabilir. Kuvvetleri ve parçacıkları “varoluşun Tinker Toys parçaları” olarak adlandırmak, onları fiziksel dünyanın çeşitliliğini oluşturan temel bileşenler olarak sunar.

Alıştırma

Cümledeki benzetmenin işlemesini sağlayan Tinker Toys özelliği nedir?

  1. Bunlar kuvvetleri ve parçacıkları onarmak için kullanılan aletlerdir.
  2. Az sayıdaki basit parça birleştirilerek birçok farklı yapı oluşturulabilir.
  3. Tamamlanan her yapının tamamen aynı olmasını sağlarlar.
Cevabı göster

Az sayıdaki basit parça birleştirilerek birçok farklı yapı oluşturulabilir.

The bosons are like messengers,

3:55

Bozonlar haberciler gibidir,

passed between, you could say, connecting the matter particles, Ton ve niyet

3:56

madde parçacıkları arasında geçer, tabiri caizse onları birbirine bağlar,

Ton ve niyet

you could say ile ifadeyi yumuşatma

“You could say”, cümle arasına girerek ifadeyi yumuşatan bir kalıptır. Bir betimlemenin tamamen kesin bir ad değil, bir şeyi zihinde canlandırmaya veya özetlemeye yardımcı olan bir anlatım yolu olduğunu gösterir. Burada could geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. İfadenin tamamı iddianın kesinliğini azaltır; konuşmacı, “Bunu böyle tarif etmek de makul” demektedir.

Alıştırma

Bu cümlede you could say ne işe yarıyor?

  1. “messengers” sözcüğünü yaklaşık ama yararlı bir betimleme olarak sunar.
  2. “messengers” sözcüğünün bilimsel açıdan tek kesin terim olduğunu kanıtlar.
  3. Dinleyicinin geçmişte konuşma yeteneğine sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster

“messengers” sözcüğünü yaklaşık ama yararlı bir betimleme olarak sunar.

which they use to tell each other how to move.

4:00

bunu birbirlerine nasıl hareket edeceklerini söylemek için kullanırlar.

Each particle uses a certain set of the forces to interact with other particles.

4:02

Her parçacık, diğer parçacıklarla etkileşime girmek için belirli bir kuvvet setini kullanır.

Quarks, for example,

4:07

Örneğin kuarklar,

can interact with each other with electromagnetism and the strong nuclear force,

4:08

elektromanyetizma ve güçlü nükleer kuvvet ile birbirleriyle etkileşime girebilir,

but electrons don't use the strong force,

4:12

ancak elektronlar güçlü kuvveti kullanmazlar,

just electromagnetism.

4:14

sadece elektromanyetizmayı.

The quarks exchange strong force bosons,

4:16

Kuarklar güçlü kuvvet bozonlarını değiştir tokuş eder,

communicating the strong nuclear attraction to each other,

4:19

güçlü nükleer çekimi birbirlerine iletirler,

while the protons they build exchange particles of electromagnetism,

4:21

inşa ettikleri protonlar ise elektromanyetizma parçacıklarını,

photons, with the electrons.

4:25

yani fotonları, elektronlarla değiştir tokuş ederler.

Thus, the quarks end up locked up in nuclei, Öbek fiiller

4:27

Böylece kuarklar çekirdeklerin içine hapsolur,

Öbek fiiller

Nihai sonucu anlatan end up

End up, bir sürecin nihai sonucunu, özellikle de başlangıçta belli olmayan bir sonucu anlatır. Burada daha önce açıklanan etkileşimlerin sonunda neye yol açtığını özetler. end up locked up ifadesinde locked up, kuarkların son durumunu anlatır: Kuarklar çekirdeklerin içinde hapsolur. End up gerçek anlamlı değildir; up yukarı yönü belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We took the wrong train and ____ in a small coastal town.

Cevabı göster

ended up

Öbek fiiller

locked up: içeride hapsolmuş ve çıkamayan

Bu cümlede locked up, “hapse atılmış” anlamına gelmez. Bir şeyin içinde kısıtlanmış ve özgürce dışarı çıkamıyor olmayı anlatan bir mecazdır. be/end up + locked up yapısında locked up, hapsedilmiş olma durumunu anlatır. Burada kuarklar gerçek bir kilit yüzünden değil, güçlü etkileşim nedeniyle çekirdeklerin içinde hapsolur.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz “hapsolmuş ve dışarı çıkamayan” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The particles remain ____ inside the material.

Cevabı göster

locked up

while the electrons remain attached by their electric attraction,

4:30

elektronlar ise elektriksel çekimleri ile bağlı kalarak,

building atoms.

4:33

atomları oluştururlar.

Even though the universe has lots of big messy phenomena like life, Dilbilgisi

4:35

Evrende yaşam gibi çok sayıda büyük karmaşık olay olsa da,

supernova, and computers that seem complex on the surface, Deyimler

4:39

yüzeyde karmaşık görünen süpernovalar ve bilgisayarlar olsa da,

Deyimler

On the surface: dış görünüş ve daha derindeki gerçek

“On the surface”, “yalnızca hemen görülen veya açık olan şeye göre değerlendirildiğinde” anlamına gelir. Bu cümlede bilgisayarların daha derindeki yapıları incelenmeden önce karmaşık göründüğünü belirtir. Bu ifade çoğu zaman bir karşıtlık kurar: ilk izlenim bir şey söylerken daha yakından bakmak farklı bir gerçeği ortaya çıkarabilir. Buradaki “surface” mecazidir; fiziksel bir konumu belirtmez.

Alıştırma

“On the surface, the plan looks simple, but several hidden steps make it difficult.” cümlesinde on the surface bize ne anlatır?

  1. Plan fiziksel olarak düz bir yüzeyin üzerinde duruyordur.
  2. Plan başlangıçta basit hâle gelmiştir.
  3. Yalnızca dış görünüşü basit görünür.
Cevabı göster

Yalnızca dış görünüşü basit görünür.

if you zoom in far enough on anything, Öbek fiiller

4:42

herhangi bir şeye yeterince yakından bakarsanız,

Öbek fiiller

Zoom in: bütünden daha ince ayrıntıya geçmek

“Zoom in” gerçek anlamıyla bir görüntüyü büyütmek demektir. Bu cümlede ise mecaz anlamda kullanılır: Bir şeyin neden oluştuğunu incelemek için çok daha küçük bir ölçeğe geçtiğinizi düşünün. Bu öbek fiil dikkati bütünden daha ince ayrıntılara taşır. Tam olarak hangi hedefe bakıldığını söylemek için zoom in on one cell örneğindeki gibi on + isim ekleyin.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “bütün görünümden daha ince bir ayrıntıya geçmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: To find the typo, ____ on the final line.

Cevabı göster

zoom in

you just get 17 particles emerging from underlying fields

4:44

sadece alttaki alanlardan ortaya çıkan 17 parçacığın

playing a game with four rules.

4:48

dört kuralı olan bir oyun oynadığını görürsünüz.

Dilbilgisi

Even though: gerçek bir olguyu kabul ederek ödünleme yapmak

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: Ana sonucu şaşırtıcı gösterebilecek bir gerçeği kabul eder, ancak bu sonucu geçersiz kılmaz. Burada even though yan cümlesi büyük ölçekli olguların karmaşık göründüğünü kabul eder. Sonraki koşul yapısı yine de ana iddiayı sunar: Yeterince derin bir düzeyde bunlar az sayıda parçacık ve kurala indirgenir. Kalıp Even though + yan cümle, ana cümle şeklindedir.

Alıştırma

Konuşan, Leo’nun yorgun olduğunu biliyor. Hangi cümle onun yorgunluğunu gerçek bir olgu olarak sunarken şaşırtıcı bir sonuç gösterir?

  1. Even though Leo was tired, he finished the hike.
  2. Even if Leo was tired, he finished the hike.
  3. Because Leo was tired, he finished the hike.
Cevabı göster

Even though Leo was tired, he finished the hike.

To summarize, Anlatım akışı

4:50

Özetlemek gerekirse,

in the most basic form we know right now, Anlatım akışı

4:51

şu an bildiğimiz en temel haliyle,

this is what things are.

4:53

şeyler bunlardan ibarettir.

Anlatım akışı

To summarize ifadesi: ana sonuca geçiş işareti

To summarize, cümle başında kullanılan ve ayrıntılardan ana fikrin kısa bir yeniden ifadesine geçildiğini bildiren bir geçiş ifadesidir. Dinleyicinin devamındaki bilgiyi aynı düzeyde başka bir ayrıntı olarak değil, sonuç veya genel özet olarak algılamasını sağlar. Burada to + summarize, sunucunun birazdan gerçekleştireceği konuşma eylemini adlandırır. İfadenin tamamı konuşmayı düzenler; ardından gelen yan cümlenin amacını belirtmez.

Alıştırma

'To summarize, the new policy has two main benefits,' cümlesinde 'To summarize' dinleyiciye neyi bildirir?

  1. Konuşmacı politikanın neden oluşturulduğunu açıklıyor.
  2. Konuşmacı önceki ayrıntılardan ana fikrin kısa bir ifadesine geçiyor.
  3. Konuşmacı ilgisiz yeni bir konu tanıtıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı önceki ayrıntılardan ana fikrin kısa bir ifadesine geçiyor.

Anlatım akışı

in the most basic form we know right now: bir iddianın kapsamını sınırlamak

Baştaki ifade, ardından gelen açıklamaya iki sınır getirir. In the most basic form, tartışılan en basit düzeyi veya modeli seçer. Sonraki we know right now yan cümlesi, '(that) we know right now' anlamındadır ve bu biçimi mevcut bilgi durumuyla sınırlar. Bu çerçeve this is what things are ifadesinden önce geldiği için konuşmacı eksiksiz ve nihai bir açıklama değil, sınırları belirtilmiş bir özet sunar. Right now insan bilgisini sınırlar; nesnelerin kendilerinin geçici olarak bu biçimde olduğunu söylemez.

Alıştırma

'In the most basic form we know right now, this is what things are,' cümlesinde baştaki ifade hangi dikkatli anlamı verir?

  1. İfade şu anda bilinen en basit model için geçerlidir; bu nedenle eksiksiz veya nihai olmayabilir.
  2. Nesneler tam bu anda geçici olarak temel bir biçime dönüşmüştür.
  3. Konuşmacı olası her biçimi bilmekte ve nihai olanı anlatmaktadır.
Cevabı göster

İfade şu anda bilinen en basit model için geçerlidir; bu nedenle eksiksiz veya nihai olmayabilir.

This theory is what physicists call the standard model of particle physics. Kültür

4:55

Bu teori, fizikçilerin parçacık fiziğinin standart modeli dediği şeydir.

Kültür

parçacık fiziğinin Standart Modeli

“The Standard Model of particle physics” bilimsel bir kuramsal çerçevenin yerleşik adıdır; sıradan veya tipik bir model anlamına gelen bir ifade değildir. Bu cümlede “what physicists call”, kabul görmüş bu adı tanıtır. Bilinen temel parçacıkları ve bunların güçlü, zayıf ve elektromanyetik etkileşimlerini açıklar. Kütle çekimi bu modele dâhil değildir; dolayısıyla bu ad bütün kuvvetleri açıklayan eksiksiz bir model anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir bilim yazısında “the Standard Model of particle physics” neyi ifade eder?

  1. Bilinen temel parçacıklar ile güçlü, zayıf ve elektromanyetik etkileşimlere ilişkin kuramsal bir çerçeve
  2. Kütle çekimini eksiksiz biçimde açıklayan bir teori
  3. Fizikçilerin yaygın biçimde kullandığı herhangi bir model
Cevabı göster

Bilinen temel parçacıklar ile güçlü, zayıf ve elektromanyetik etkileşimlere ilişkin kuramsal bir çerçeve

You are basically nothing more than disturbances on an ocean that's excited by energy Notlar

5:00

Sizler temel olarak enerjiyle uyarılan bir okyanustaki dalgalanmalardan başka bir şey değilsiniz

Kalıp ifadeler

nothing more than: yalnızca

“Nothing more than + isim öbeği”, bir şeyi ardından gelen tanımla sınırlar. “Yalnızca”, “sadece” veya “sonuçta yalnızca” anlamına gelir ve çoğu zaman “only” sözcüğünden daha güçlü bir söz sanatı vurgusu taşır. Burada insanların fiziksel tanımını “disturbances on an ocean that’s excited by energy” ifadesine indirger. İnsanların o fiziksel düzeyde ne olduğunu özetler; insan hayatının değersiz olduğunu söylemez. “More than” bölümünü bir karşılaştırma olarak okumak yerine “nothing more than” ifadesini tek bir bütün olarak ele alın.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “yalnızca” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The strange shadow was ____ a tree moving in the wind.

Cevabı göster

nothing more than

and guided by forces that make up the rules of the universe.

5:04

ve evrenin kurallarını oluşturan kuvvetler tarafından yönlendiriliyorsunuz.

Deyimler

“disturbances on an ocean” ifadesindeki benzetme

Bu benzetmede “ocean”, evreni dolduran alanları; “disturbances” ise bu alanlardaki yerel uyarılmaları, yani açıklamada sözü edilen parçacıkları temsil eder. Cümle insanları ve maddeyi gerçek suyun üzerinde yüzen nesneler olarak değil, daha temel bir fiziksel sistemdeki örüntüler olarak sunar. İfade, daha önce kullanılan okyanus imgesine geri dönerek bu benzetmeyi sonuçla bağlar. Bilimsel bir açıklama bir imgeyi bu şekilde tekrarladığında, ayrıntılı tartışmayı ana modele bağlamak için bu imgeden yararlanabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümlede “disturbances on an ocean” ne anlama gelir?

  1. Gerçek bir okyanusun yüzeyinde fiziksel olarak yüzen insanlar
  2. Evreni dolduran alanlarda uyarılmış örüntüler; parçacıklar ve madde için kullanılan bir benzetme
  3. Yalnızca insan hareketlerinin oluşturduğu okyanus dalgaları
Cevabı göster

Evreni dolduran alanlarda uyarılmış örüntüler; parçacıklar ve madde için kullanılan bir benzetme

But why?

5:10

Ama neden?

And what is a force?

5:11

Ve kuvvet nedir?

We'll have to explore a few more simple questions

5:12

Birkaç basit soruyu daha keşfetmemiz gerekecek

to get to the bottom of this. Deyimler

5:15

bunun temeline inebilmek için.

Deyimler

Araştırma deyimi olarak “Get to the bottom of this”

“Get to the bottom of this”, bir konunun gerçek nedenini veya bütün gerçeği ortaya çıkaracak kadar derinlemesine araştırılması anlamına gelir. Buradaki this, az önce gündeme getirilen daha derin sorulara gönderme yapar; konuşmacı önce birkaç daha basit sorunun incelenmesi gerektiğini söyler. “Bottom” mecazidir: Nedeni veya gerçeği yüzeyin altında yatıyormuş gibi gösterir. İfade ayrıca doğrudan cevap vermek yerine açıklamanın adım adım devam edeceğini haber verir.

Alıştırma

Cümleyi get to the bottom of deyimiyle tamamlayın: The technicians need to ____ the repeated shutdowns.

Cevabı göster

get to the bottom of

We made some wallpapers from some of the graphics in this video.

5:17

Bu videodaki bazı grafiklerden duvar kağıtları yaptık.

You can get them on patreon.com.

5:20

Onları patreon.com adresinden alabilirsiniz.

If you want to help us make more videos,

5:22

Daha fazla video yapmamıza yardımcı olmak isterseniz,

you can do so there.

5:24

bunu orada yapabilirsiniz.

We really appreciate your support.

5:25

Desteğiniz için gerçekten minnettarız.

While you decide,

5:28

Siz karar verirken,

here are some more videos we made.

5:29

işte yaptığımız birkaç video daha.