Matematik keşfedildi mi, yoksa icat mı edildi? - Jeff Dekofsky: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
665 kelime 148 kel/dk

Video açıklaması: Matematiğin insan icadı mı yoksa bağımsız olarak var olan bir hakikat mi olduğu tartışmasını, antik düşünürlerden sonradan beklenmedik gerçek dünya kullanımları bulan soyut teorilere kadar izleyen ve sonunda hâlâ çözülememiş temel soruya dönen felsefi bir tarih anlatısı. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Would mathematics exist if people didn't? — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Would ... if ... didn't? yapısının hayalî bir dünyaya ilişkin gerçek dışı koşul sorusu kurmak için nasıl kullanıldığını öğrenin. Bu kalıp, felsefi bir tartışma açmak ve bir şeyin varlığının insanlara bağlı olup olmadığını sorgulamak için kullanılabilir. 2. "the unreasonable effectiveness of mathematics," — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Eugene Wigner’ın ünlü ifadesini, soyut matematiğin fiziksel gerçekliği açıklamadaki şaşırtıcı gücü olarak anlayın; unreasonable sözcüğünü yalnızca mantıksız veya kabul edilemez şeklindeki düz anlamıyla yorumlamaktan kaçının. 3. If there's a number of trees in a forest, but no one's there to count them, does that number exist? — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Kapanış sorusunun, ormanda kimse yokken devrilen ağaçla ilgili klasik düşünce deneyinin matematiksel bir uyarlaması olduğunu fark edin ve bu göndermenin gerçekliğin gözleme bağlı olup olmadığını tartışmak için nasıl kullanıldığını anlayın.

Bu derste

Would mathematics exist if people didn't? Dilbilgisi

0:12

İnsanlar olmasaydı matematik var olur muydu?

Dilbilgisi

Would mathematics exist if people didn't?: karşıolgusal bir soru

Bu soru, gerçek dünyadan farklı bir dünya hayal etmenizi ister: insanlar yoktur. Ardından matematiğin bu hayali dünyada da var olup olmayacağını sorar. Would varsayımsal sonucu gösterir; burada geçmişten bakılan bir geleceği anlatmaz. if people didn't bölümündeki didn't, didn't exist ifadesinin yerini tutar. İngilizcede bir yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil öbeği sık sık atılır. Kullanılabilecek kalıp Would + özne + fiilin yalın hâli ... if + özne + basit geçmiş ...? şeklindedir.

Alıştırma

Bu cümle neyi soruyor?

  1. İnsanların gelecekte matematik çalışmayı bırakıp bırakmayacağı.
  2. İnsanlar matematiği öğrenmeden önce matematiğin var olup olmadığı.
  3. İnsanların olmadığı hayali bir dünyada matematiğin yine de var olup olmayacağı.
Cevabı göster

İnsanların olmadığı hayali bir dünyada matematiğin yine de var olup olmayacağı.

Since ancient times, Anlatım akışı

0:15

Antik çağlardan beri,

mankind has hotly debated whether mathematics was discovered or invented. Kalıp ifadeler

0:16

insanlık matematiğin keşfedilmiş mi yoksa icat edilmiş mi olduğunu hararetle tartışmıştır.

Anlatım akışı

Since ancient times ile uzun bir tarihsel zaman çerçevesi

Since ancient times, tartışmayı uzak geçmişte başlayıp günümüze kadar uzanan bir zaman aralığına yerleştirir. Cümlenin başında kullanılarak ana düşünceden önce dinleyiciye tarihsel çerçeveyi verir. Buradaki since, geçmişteki bir başlangıç noktasından bugüne kadar anlamına gelir; çünkü anlamında değildir. Bu zaman çerçevesi, tartışmayı hâlâ devam eden ya da günümüzde de önemini koruyan bir durum olarak sunan has debated present perfect yapısıyla uyumludur.

Alıştırma

Since ancient times bu cümlede hangi bilgiyi düzenliyor?

  1. Tartışmayı uzak geçmişte başlayıp günümüze kadar süren bir durum olarak çerçeveler.
  2. İnsanların matematiği neden tartıştığını açıklar.
  3. Tartışmayı yalnızca antik çağla sınırlar.
Cevabı göster

Tartışmayı uzak geçmişte başlayıp günümüze kadar süren bir durum olarak çerçeveler.

Kalıp ifadeler

has hotly debated whether: bir soruyu hararetle tartışmak

Has hotly debated whether, “…… olup olmadığı sorusu üzerinde hararetle tartışmıştır” anlamına gelir. Hotly, sıcaklığı değil, anlaşmazlığın yoğunluğunu anlatır. Whether, tartışmalı soruyu başlatır. Bu cümlede discovered or invented, birbiriyle yarışan iki olasılığı sunar.

Alıştırma

Çözülmemiş bir soru hakkındaki güçlü anlaşmazlığı göstermek için hotly debated whether ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. Scientists have hotly noticed whether the signal is natural.
  2. Scientists have calmly agreed whether the signal is natural.
  3. Scientists have hotly debated whether the signal is natural.
Cevabı göster

Scientists have hotly debated whether the signal is natural.

Did we create mathematical concepts to help us understand the universe around us,

0:22

Etrafımızdaki evreni anlamamıza yardımcı olması için matematiksel kavramları biz mi yarattık,

or is math the native language of the universe itself, Deyimler

0:27

yoksa matematik evrenin kendi anadili olup,

existing whether we find its truths or not? Dilbilgisi

0:31

biz onun gerçeklerini bulsak da bulmasak da var mıydı?

Deyimler

the native language of the universe itself: evrene yerleşik matematiksel düzen metaforu

The native language of the universe itself bir metafordur. Matematiği yalnızca insanların yaptığı bir araç olarak değil, evrenin içine yerleşmiş bir yapı veya düzen olarak sunar. Buradaki native language, bir insanın ana dili anlamına gelmez. Bu imge, matematiksel gerçeklerin insanlar onları keşfetse de keşfetmese de var olabileceği düşüncesini destekler.

Alıştırma

Bu cümlede the native language of the universe itself ne anlama gelir?

  1. Matematik, evrenin anlaşılmasını sağlayan, evrene özgü bir yapı olabilir.
  2. Evren gerçekten tek bir insan dili konuşur.
  3. İnsanlar uzayı incelemek için yeni bir konuşma dili icat etti.
Cevabı göster

Matematik, evrenin anlaşılmasını sağlayan, evrene özgü bir yapı olabilir.

Dilbilgisi

whether ... or not: sonuç her iki durumda da aynı

whether we find its truths or not ifadesinde whether iki olasılık sunar: gerçekleri buluruz ya da bulmayız. Ana iddianın her iki durumda da geçerli olması amaçlanır; bu nedenle ifade, onları bulup bulmamamızdan bağımsız olarak anlamına gelir. Burada whether yalnızca henüz yanıtlanmamış bir evet-hayır sorusu oluşturmaz. Ödünleyici bir koşul kurar: insanların keşfi, bu gerçeklerin var olup olmadığını belirlemez.

Alıştırma

Ödünleyici whether ... or not yapısını tamamlayın: The deadline remains Friday ____ the team is ready ____.

Cevabı göster

whether · or not

Are numbers, polygons, and equations truly real,

0:34

Sayılar, çokgenler ve denklemler gerçekten gerçek mi,

or merely ethereal representations of some theoretical ideal? Kelime

0:37

yoksa sadece bazı teorik ideallerin ruhani temsilleri mi?

Kelime

kuramsal bir idealin yalnızca maddi olmayan temsilleri

Merely, ikinci seçeneği yalnızca veya bundan öte olmayan anlamıyla sınırlar. Soru, gerçekten var olmak ile bağımsız biçimde var olan şeyler yerine bir idealin temsilleri olmak arasında karşıtlık kurar. Burada ethereal; maddi olmayan, fiziksel bir yapısı bulunmayan veya kavranması zor bir şeyi düşündürür. Representations, daha soyut bir kuramsal ideali temsil eden biçimlerdir. Bu felsefi bağlamda ethereal öncelikle güzel veya zarif anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede merely ethereal representations of some theoretical ideal ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Yalnızca soyut bir idealin fiziksel olmayan ifadeleri olabilirler.
  2. Fiziksel dünyayı ölçmek için kullanılan pratik nesnelerdir.
  3. Doğada bulunan özellikle güzel şekillerdir.
Cevabı göster

Yalnızca soyut bir idealin fiziksel olmayan ifadeleri olabilirler.

The independent reality of math has some ancient advocates. Kelime

0:42

Matematiğin bağımsız gerçekliğinin bazı eski savunucuları vardır.

Kelime

The independent reality of math: matematiğin bağımsız gerçekliği

Burada The independent reality of math, matematiğin insan zihnine, gözleme veya uzlaşmaya bağlı olmadan var olabileceği anlamına gelir. Independent, matematiğin var olma biçimini anlatır; matematiğin bir insan gibi kendi başına hareket ettiği anlamına gelmez. Bu ad öbeğinin tamamı felsefi bir görüşü ifade eder. Bu görüş doğruysa, hiç kimse onları düşünmemiş veya keşfetmemiş olsa bile matematiksel nesneler ya da doğrular gerçek olmaya devam eder.

Alıştırma

Cümlede The independent reality of math ne anlama geliyor?

  1. Matematik yalnızca insanlar onu yazdığında gerçek olabilir.
  2. Matematik insanların kendi başlarına karar vermelerine yardımcı olur.
  3. İnsanlar matematiği düşünse de düşünmese de matematik var olabilir.
Cevabı göster

İnsanlar matematiği düşünse de düşünmese de matematik var olabilir.

The Pythagoreans of 5th century Greece Kültür

0:46

5. yüzyıl Yunanistan'ının Pisagorcuları,

Kültür

The Pythagoreans of 5th century Greece: MÖ 5. yüzyıl Yunanistan'ındaki Pisagorcular

The Pythagoreans ifadesi burada yalnızca Pisagor'u değil, onunla bağlantılı bir grup veya ekol hâlindeki antik Yunan düşünürlerini anlatır. Bu tarihsel bağlamda 5th century Greece, MÖ 5. yüzyıl Yunanistan'ı demektir. Ardından gelen kısmı anlamak için bu grubun sayılara felsefi ve dinî önem verdiğini bilmek yeterlidir. Sayıyı yalnızca bir hesaplama aracı olarak değil, evrendeki düzeni anlamanın temel bir ilkesi olarak görüyorlardı.

Alıştırma

Bu bağlamda The Pythagoreans kimlerdir?

  1. Pisagor'la bağlantılı bir grup antik Yunan düşünürü
  2. Pisagor adlı modern bir matematikçi
  3. Pisagor teoremini kullanan herkes
Cevabı göster

Pisagor'la bağlantılı bir grup antik Yunan düşünürü

believed numbers were both living entities and universal principles. Dilbilgisi

0:48

sayıların hem canlı varlıklar hem de evrensel ilkeler olduğuna inanıyorlardı.

Dilbilgisi

both living entities and universal principles: both ... and ... yapısı

both ... and ... birbirine paralel iki betimlemeyi bağlar ve ikisinin de aynı özne için geçerli olduğunu gösterir. Burada living entities ve universal principles, numbers sözcüğünü betimler; bu nedenle ikisinden biri atlanmamalıdır. Yaygın kalıp both + A + and + B şeklindedir. A ve B dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır; burada ikisi de were sonrasında yer alan çoğul ad öbekleridir.

Alıştırma

Cümleyi both ... and ... ile tamamlayın: The new backpack is ____ lightweight ____ durable.

Cevabı göster

both · and

They called the number one the monad, Kültür

0:53

Bir sayısını monad olarak adlandırdılar,

Kültür

the monad: bir sayısının felsefi adı

Bu Antik Yunan felsefesi bağlamında the monad, bir sayısını birlik ve köken ilkesi olarak anlatan özel bir addır. 1'in gündelik adı değildir. Bu arka plan, anlatımda one sözcüğünün diğer sayıların ve şeylerin kaynağı olarak görülmesini açıklar. Buradaki monad, başka yerlerde karşılaşılabilecek bilişim anlamı değil, metafizik bir kavramdır.

Alıştırma

Bu cümlede the monad ne anlama gelir?

  1. Herhangi bir sayının gündelik eş anlamlısı
  2. Burada tartışılan modern bir programlama kavramı
  3. Birlik ve köken ilkesi olarak görülen bir sayısı
Cevabı göster

Birlik ve köken ilkesi olarak görülen bir sayısı

the generator of all other numbers and source of all creation. Deyimler

0:55

diğer tüm sayıların üreteci ve tüm yaratılışın kaynağı.

Deyimler

the generator ... and source ...: köken anlatan mecazlar

Bu cümlede the generator of all other numbers, “diğer bütün sayıların kendisinden üretildiği şey” anlamına gelir. Burada generator, elektrik üreten bir makineyi değil, bir kökeni veya üretici gücü ifade eder. the generator of ... ve source of ... şeklindeki paralel ifadeler, monadı, yani biri, hem sayıların hem de yaratılışın kökeni olarak sunar. Bu, soyut bir sayıya yaratıcı ve neredeyse kutsal bir rol veren felsefi bir mecazdır; fiziksel bir süreçle ilgili gerçek anlamlı bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu cümlede generator ne anlama geliyor?

  1. Sayıları yazan bir kişi.
  2. Diğer sayıların arkasındaki köken veya üretici güç.
  3. Elektrik enerjisi sağlayan bir makine.
Cevabı göster

Diğer sayıların arkasındaki köken veya üretici güç.

Numbers were active agents in nature. Kelime

0:59

Sayılar doğada aktif ajanlardı.

Kelime

active agents in nature: doğada etkin rol oynayan güçler

Active agent, bir değişikliğin meydana gelmesine yardımcı olan kişi, şey veya güçtür. Burada agents; temsilciler, aracılar veya gizli ajanlar anlamına gelmez. Sayıları active agents in nature diye adlandırmak, bu inanç sisteminde sayıların doğayı yalnızca adlandırdığı veya betimlediği değil, doğanın işleyişini şekillendirdiği düşüncesini ifade eder. Active, edilgen bir rolün karşısındaki etkin rolü vurgular.

Alıştırma

Bu cümle sayılar hakkında ne söylüyor?

  1. Doğa için çalışmak üzere işe alınmış insanlardı.
  2. Doğa üzerinde hiçbir etkisi olmayan etiketlerdi.
  3. Doğayı etkin biçimde şekillendiren güçler olarak görülüyorlardı.
Cevabı göster

Doğayı etkin biçimde şekillendiren güçler olarak görülüyorlardı.

Plato argued mathematical concepts were concrete and as real as the universe itself, Dilbilgisi

1:02

Platon, matematiksel kavramların bizim onlara dair bilgimizden bağımsız olarak,

regardless of our knowledge of them. Kalıp ifadeler

1:07

somut ve evrenin kendisi kadar gerçek olduğunu savundu.

Dilbilgisi

as real as the universe itself: eşitlik karşılaştırması

as + sıfat + as kalıbı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu belirtir. Burada as real as the universe itself, matematiksel kavramların evren kadar gerçek olduğunun ileri sürüldüğü anlamına gelir. Karşılaştırılan yalnızca ne kadar gerçek olduklarıdır; büyüklükleri veya görünümleri değildir. Itself, karşılaştırılan öğenin bizzat evren olduğunu vurgular.

Alıştırma

Eşitlik karşılaştırmasını reliable ile tamamlayın: This method is ____ the older one.

Cevabı göster

as reliable as

Kalıp ifadeler

regardless of our knowledge of them: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Bu cümlede regardless of our knowledge of them, insanların ne bildiğine göre Platon’un iddiasının değişmediği anlamına gelir. Them, mathematical concepts ifadesine gönderme yapar. Regardless of, temel sonucu veya iddiayı etkilemeyen bir etkeni tanıtır. İfade, bu etkenin kapsadığı her durumda iddianın geçerli kaldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi regardless of ile tamamlayın: The game will continue ____ the weather.

Cevabı göster

regardless of

Euclid, the father of geometry, Deyimler

1:10

Geometrinin babası olan Öklid,

Deyimler

the father of geometry: kurucu bir kişi için kullanılan unvan

the father of geometry, Öklid için kullanılan mecazi bir unvandır. Öklid'in biyolojik bir baba olduğunu değil, geometrinin temellerini atan önemli bir kişi olarak görüldüğünü belirtir. the father of + alan, icat veya düşünce kalıbı, o şeyi başlatmakla ya da şekillendirmekle geniş ölçüde ilişkilendirilen bir erkeği anlatır. Burada virgüller arasındaki ifade, Euclid'i tanımlayan bu bilgiyi ekler.

Alıştırma

Bu cümlede the father of geometry ne anlama geliyor?

  1. Öklid geometriyi yalnızca kendi çocuklarına öğretir.
  2. Öklid, geometride kurucu bir figür olarak kabul edilir.
  3. Öklid, Geometry adlı birinin biyolojik babasıdır.
Cevabı göster

Öklid, geometride kurucu bir figür olarak kabul edilir.

believed nature itself was the physical manifestation of mathematical laws. Kelime

1:12

doğanın kendisinin matematiksel yasaların fiziksel bir tezahürü olduğuna inanıyordu.

Kelime

the physical manifestation of mathematical laws: soyut yasaların gözlemlenebilir hâle gelmesi

the physical manifestation of mathematical laws, soyut matematiksel yasaların maddi dünyada ortaya çıktığı somut ve gözlemlenebilir biçim anlamına gelir. Cümle, doğanın kendisini bu biçim olarak sunar. Burada manifestation, bir şeyin görünür ya da başka bir şekilde gözlemlenebilir biçime bürünmesi demektir. a physical manifestation of + soyut düşünce kalıbı; bir düşünceyi, durumu veya gücü bedenlerde, nesnelerde ya da olaylarda görülebilen kanıtlarla ilişkilendirir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade doğa hakkında ne söylüyor?

  1. Matematiksel yasalar yalnızca basılı ders kitaplarının içinde var olabilir.
  2. Doğa, soyut matematiksel yasaları fiziksel dünyada gözlemlenebilir kılar.
  3. Doğa, matematiksel yasaları sıralayan yazılı bir belgedir.
Cevabı göster

Doğa, soyut matematiksel yasaları fiziksel dünyada gözlemlenebilir kılar.

Others argue that while numbers may or may not exist physically, Dilbilgisi

1:17

Diğerleri ise sayıların fiziksel olarak var olabileceğini veya olmayabileceğini ancak,

mathematical statements definitely don't.

1:21

matematiksel ifadelerin kesinlikle var olmadığını savunuyor.

Dilbilgisi

while ... may or may not ..., ... definitely don't: belirsizliği kabul edip sonucu vurgulamak

Burada while, aynı anda gerçekleşen iki olayı değil, ödünleme ve karşıtlığı anlatır. while yan cümlesi may or may not ile ilk düşünceyi belirsiz bırakır; ana cümle ise definitely ile daha kesin bir sonuç verir. definitely don't içindeki don't, daha önce geçen exist physically fiil öbeğinin yerini tutar. Tam anlam mathematical statements definitely don't exist physically şeklindedir. Bu yapı, önce belirsizliği kabul edip ardından asıl sonucu vurgulamanızı sağlar.

Alıştırma

Örnekte while ... definitely don't bilgiyi nasıl düzenliyor?

  1. İlk olasılığı belirsiz bırakır, ardından onunla karşıtlık oluşturan kesin bir sonuç verir.
  2. İki fiziksel olayın aynı zaman diliminde gerçekleştiğini gösterir.
  3. İki düşünceyi de aynı derecede belirsiz olarak sunar.
Cevabı göster

İlk olasılığı belirsiz bırakır, ardından onunla karşıtlık oluşturan kesin bir sonuç verir.

Their truth values are based on rules that humans created. Kelime

1:24

Onların doğruluk değerleri, insanların yarattığı kurallara dayanmaktadır.

Kelime

truth values: ifadelerin mantıksal durumu

truth values ifadesi truth value teriminin çoğuludur ve ifadelerin doğru veya yanlış gibi alabileceği durumları belirten bir mantık ve matematik terimidir. Buradaki Their, matematiksel ifadeleri belirtir. Bu birleşik terimde values, biçimsel bir sistem içinde atanabilen durumlar anlamına gelir. Fiyatları, ahlaki değerleri veya gerçeğin ne kadar değerli olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Mantıkta bir ifadenin truth values değerleri nedir?

  1. Bir sistemin ifadelere atadığı doğru veya yanlış gibi mantıksal durumlar.
  2. İnsanların doğruyu söylemeye verdiği ahlaki önem.
  3. Matematik kurallarına verilen fiyatlar.
Cevabı göster

Bir sistemin ifadelere atadığı doğru veya yanlış gibi mantıksal durumlar.

Mathematics is thus an invented logic exercise

1:29

Matematik, bu nedenle icat edilmiş bir mantık egzersizidir,

with no existence outside mankind's conscious thought, Kalıp ifadeler

1:32

insanlığın bilinçli düşüncesi dışında varlığı yoktur,

Kalıp ifadeler

with no existence outside mankind's conscious thought: varoluşa getirilen soyut bir sınır

with öbeği matematik hakkında kısa ve yoğun bir açıklama ekler: bu iddiaya göre matematik, insanlığın bilinçli düşüncesinin ötesinde bağımsız bir varlığa sahip değildir. Dilbilgisel olarak with, no existence outside ... ad öbeğini başlatır ve önceki an invented logic exercise ad öbeğini açıklar. Burada outside fiziksel bir yeri değil, soyut bir sınırı gösterir. No existence outside X, bir şeyin yalnızca X içinde var olduğu veya var olmak için X'e bağlı olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu cümlede matematik hakkında ne söylüyor?

  1. İnsan zihninin dışında fiziksel bir nesne olarak vardır.
  2. İnsanların bilinçli düşünmesini engeller.
  3. Yalnızca insanlığın bilinçli düşüncesi içinde vardır.
Cevabı göster

Yalnızca insanlığın bilinçli düşüncesi içinde vardır.

a language of abstract relationships Deyimler

1:36

soyut ilişkilerin bir dilidir

Deyimler

a language of abstract relationships: matematik için kullanılan bir dil benzetmesi

Bu ifade matematiği bir benzetmeyle anlatır: semboller ve kurallar; nicelik, biçim, örüntü ve mantık ilişkileri dâhil olmak üzere soyut ilişkileri ifade edebildiği için matematik bir dil olarak tanımlanır. Buradaki language, İngilizce veya Çince gibi doğal bir dil anlamına gelmez. Bu benzetme, matematiğin ilişkileri temsil etmeye ve onlar üzerinde çalışmaya yarayan bir sistem olduğunu vurgular.

Alıştırma

Burada a language of abstract relationships ne anlama geliyor?

  1. Her matematikçinin evde öğrendiği bir konuşma dili
  2. Soyut ilişkileri ifade etmek için kullanılan bir sembol ve kural sistemi
  3. Her sayıyı İngilizce bir sözcüğe çevirme yöntemi
Cevabı göster

Soyut ilişkileri ifade etmek için kullanılan bir sembol ve kural sistemi

based on patterns discerned by brains

1:38

beyinlerin fark ettiği kalıplara dayanır,

built to use those patterns to invent useful

1:41

ki bu beyinler bu kalıpları kullanarak kaostan

but artificial order from chaos. Deyimler

1:43

faydalı ama yapay bir düzen icat etmek için inşa edilmiştir.

Deyimler

artificial order from chaos: düzensizlikten oluşturulan insan yapımı yapı

Order from chaos, düzensiz veya anlaşılması zor bir şeyden açık bir yapı oluşturmayı anlatan soyut bir benzetmedir. Burada chaos, belirli bir karmaşa olayını değil, bir düzensizlik durumunu ifade eder. Artificial, order sözcüğünü niteler. Bu yararlı yapının doğada hazır hâlde bulunup keşfedilmediğini, insan zihni tarafından kurulduğunu belirtir.

Alıştırma

Düzensizlikten oluşturulan yararlı ve insan yapımı bir yapıyı anlatan dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The classification system creates ____.

Cevabı göster

artificial order from chaos

One proponent of this sort of idea was Leopold Kronecker, Anlatım akışı

1:46

Bu tür bir fikrin destekçilerinden biri Leopold Kronecker'di,

Anlatım akışı

One proponent of this sort of idea: bir görüşü destekçilerinden biriyle ilişkilendirmek

One proponent of this sort of idea was ... yapısı, daha önce belirtilen bir görüşü onu destekleyen bir kişiyle ilişkilendirir. This sort of idea, az önce ele alınan görüş türüne gönderme yapar; was sözcüğünden sonraki isim ise somut bir örnek verir. One, bu kişinin olası destekçilerden yalnızca biri olduğunu belirtir. Proponent bir görüşü destekleyen veya savunan kişidir; bu sözcük tek başına kişinin fikrin tamamını ortaya attığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Vurgulanan ifade söylemde hangi işlevi yerine getiriyor?

  1. Kişinin önceki fikre karşı çıktığını söyler.
  2. Kişinin bütün fikri tek başına yarattığını iddia eder.
  3. Daha önce ele alınan fikir türünü destekleyen bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster

Daha önce ele alınan fikir türünü destekleyen bir kişiyi tanıtır.

a professor of mathematics in 19th century Germany.

1:50

19. yüzyıl Almanya'sında bir matematik profesörü.

His belief is summed up in his famous statement, Öbek fiiller

1:53

Onun inancı şu ünlü sözüyle özetlenmektedir:

Öbek fiiller

summed up: bir inancı kısaca ifade etmek

Burada sum up, ana fikri kısaca ifade etmek anlamına gelir. Edilgen is summed up yapısında his belief, özetlenen unsurdur. A is summed up in B kalıbı, B'nin A'yı kısa ve açık bir biçimde ifade ettiği anlamına gelir. Bu cümlede, ardından gelen ünlü söz kişinin inancını özlü bir biçimde ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede summed up, “kısaca ifade edilmiş” anlamında kullanılmıştır?

  1. His explanation does not add up.
  2. Her main idea is summed up in one sentence.
  3. The cashier added up the prices before closing.
Cevabı göster

Her main idea is summed up in one sentence.

"God created the natural numbers,

1:56

"Tanrı doğal sayıları yarattı,

all else is the work of man." Kelime

1:58

geri kalan her şey insanın eseridir."

Kelime

all else is the work of man: geri kalan her şey insan yaratımıdır

All else ifadesindeki else, “az önce belirtilenin dışındaki” anlamına gelir; dolayısıyla all else, “geri kalan her şey” demektir. Burada doğal sayılar dışındaki tüm matematiksel yapıları ifade eder. The work of man, insanlar tarafından yaratılan veya geliştirilen bir şey anlamına gelir. Alıntı bir karşıtlık kurar: doğal sayılar Tanrı'nın yarattığı şeyler, matematiğin geri kalanı ise insan yapımı bir kurgu olarak sunulur. Man, belirli bir erkeği değil bütün insanlığı ifade eder.

Alıştırma

Bu alıntıda all else is the work of man ne anlama gelir?

  1. Doğal sayılar dışındaki tüm matematik, insan yapımı bir yaratım olarak sunuluyor.
  2. Doğal sayılar belirli bir erkek tarafından icat edildi.
  3. Matematiğin geri kalanını yalnızca erkekler inceleyebilir.
Cevabı göster

Doğal sayılar dışındaki tüm matematik, insan yapımı bir yaratım olarak sunuluyor.

During mathematician David Hilbert's lifetime,

2:00

Matematikçi David Hilbert'in yaşamı boyunca,

there was a push to establish mathematics as a logical construct. Kalıp ifadeler

2:03

matematiği mantıksal bir yapı olarak kurmak için bir girişim vardı.

Kalıp ifadeler

a push to establish: hedefe yönelik eşgüdümlü çaba

Bu cümlede a push to establish, matematiği mantıksal bir yapı olarak ele alma yönündeki düşünsel hedefe ulaşmak için gösterilen etkin çabayı veya hareketi anlatır. Buradaki push mecazidir; fiziksel bir itme değildir. a push to + fiilin yalın hâli, insanların, kurumların veya daha geniş bir hareketin ulaşmaya çalıştığı hedefi gösterir. Daha tarafsız olan effort ile karşılaştırıldığında a push çoğu zaman eşgüdümlü eylem veya giderek artan bir ivme ifade eder.

Alıştırma

Hedefe yönelik örgütlü bir çabayı anlatan yapıyı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. The school launched a push to reducing food waste.
  2. The school launched a push for reduce food waste.
  3. The school launched a push to reduce food waste.
Cevabı göster

The school launched a push to reduce food waste.

Hilbert attempted to axiomatize all of mathematics Kelime

2:07

Hilbert matematiğin tamamını aksiyomatize etmeye çalıştı,

as Euclid had done with geometry. Dilbilgisi

2:10

tıpkı Öklid'in geometriyle yaptığı gibi.

Kelime

to axiomatize all of mathematics: tüm matematiği aksiyomlardan kurmak

To axiomatize all of mathematics, matematiğin tamamını açıkça belirtilmiş aksiyomlarla başlayan ve başka sonuçları türetmek için mantık kurallarını kullanan biçimsel bir sistem olarak düzenlemek demektir. Matematik bilgisini yalnızca özetlemek veya listelemek anlamına gelmez. to axiomatize mastarı attempted fiilini tamamlar ve Hilbert'in yapmayı amaçladığı eylemi belirtir. Öklid ile yapılan karşılaştırma modeli gösterir: geometriye uygulanan aksiyomatik yaklaşımı tüm matematiğe uygulamak.

Alıştırma

to axiomatize a field ne anlama gelir?

  1. Alandaki her problemi hesaplama yoluyla çözmek.
  2. Tüm sonuçlarını tek bir cümleye kısaltmak.
  3. Onu belirtilmiş aksiyomlara ve mantıksal türetmelere dayanan bir sistem olarak kurmak.
Cevabı göster

Onu belirtilmiş aksiyomlara ve mantıksal türetmelere dayanan bir sistem olarak kurmak.

Dilbilgisi

as Euclid had done with geometry: daha önceki bir örnekle karşılaştırma

as Euclid had done with geometry, Hilbert'in planını daha önceki bir modelle karşılaştırır. Burada as, çünkü anlamında değil, aynı şekilde anlamındadır. had done, past perfect yapısındadır; bu yüzden Öklid'in çalışması Hilbert'in girişiminden daha önce gerçekleşmiş olarak sunulur. done, daha önce geçen axiomatize eyleminin yerini tutarken with geometry alanı belirtir. as + özne + had done yapısı, sonraki bir eylemi daha eski bir örnekle ilişkilendirir.

Alıştırma

Bu cümlede as Euclid had done with geometry ne anlama gelir?

  1. İki kişinin geometri üzerinde aynı anda çalıştığını söyler.
  2. Hilbert'in projesini daha önceki benzer bir modelle karşılaştırır.
  3. Öklid'in çalışmasının Hilbert'in projesine doğrudan neden olduğunu söyler.
Cevabı göster

Hilbert'in projesini daha önceki benzer bir modelle karşılaştırır.

He and others who attempted this

2:12

O ve bunu deneyen diğerleri,

saw mathematics as a deeply philosophical game, Kalıp ifadeler

2:14

matematiği son derece derin bir felsefi oyun olarak gördüler,

Kalıp ifadeler

saw mathematics as a deeply philosophical game: see A as B yapısı

see A as B, A'yı B olarak görmek, anlamak veya sınıflandırmak demektir. saw mathematics as a deeply philosophical game ifadesinde saw, see fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve görsel algıyı değil, bir değerlendirmeyi anlatır. Buradaki game mecazidir. Matematiği yalnızca eğlence olarak değil, kurallarla işleyen ve derin felsefi anlam taşıyan bir etkinlik olarak çerçeveler. Bu yapı, bir kişinin bakış açısını veya bir şeyi yorumlama biçimini belirtmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

see A as B yapısındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: The coach sees every setback ____ a lesson.

Cevabı göster

as

but a game nonetheless. Anlatım akışı

2:17

ama yine de bir oyun.

Anlatım akışı

but a game nonetheless: ödünlemeden sonra sonucu korumak

Nonetheless, “buna rağmen” veya “yine de” anlamına gelir. Burada but önceki betimlemeden farklı bir yöne geçer; nonetheless ise temel yargının, yani bunun bir oyun olduğu düşüncesinin hâlâ geçerli olduğunu belirtir. Bu ifade, önceki bağlama dayanan eksiltili bir devamdır. Bu bağlamda but it was a game nonetheless ile aynı işlevi görür. Nonetheless sözcüğünü sona koymak, sonucu son ve en güçlü bilgi hâline getirir.

Alıştırma

“The road was icy, but open nonetheless,” cümlesinde nonetheless neyi gösterir?

  1. Yol buzlu olduğu için açıktı.
  2. Yol buzlu olmasına rağmen hâlâ açıktı.
  3. Yol açılmadan önce buzlu olmaktan çıkmıştı.
Cevabı göster

Yol buzlu olmasına rağmen hâlâ açıktı.

Henri Poincaré,

2:19

Henri Poincaré,

one of the fathers of non-Euclidean geometry, Deyimler

2:20

Öklidyen olmayan geometrinin babalarından biri,

Deyimler

one of the fathers of ...: birkaç kurucudan biri

One of the fathers of X, çalışmaları X alanının kurulmasına veya şekillenmesine yardım eden birkaç erkekten biri için kullanılan bir mecazdır. Fathers aile ilişkisini değil, önemli kurucu kişileri ifade eder. Yapı one of + the + çoğul isim + of biçimindedir; bu nedenle fathers çoğul olmalıdır. Başka önemli katkı sağlayan kişilere de yer bıraktığı için the father of X ifadesinden daha az dışlayıcıdır. Cümlede virgüller arasındaki bölüm, Henri Poincaré hakkında bu ek bilgiyi verir.

Alıştırma

Hangi cümle Alan Turing’in bilgisayar biliminin birkaç önemli kurucu kişisinden biri olduğunu doğru biçimde söyler?

  1. Alan Turing is often called the one fathers of computer science.
  2. Alan Turing is often called one of the fathers of computer science.
  3. Alan Turing is often called one of the father of computer science.
Cevabı göster

Alan Turing is often called one of the fathers of computer science.

believed that the existence of non-Euclidean geometry,

2:23

hiperbolik ve eliptik eğriliklerin düz olmayan yüzeyleriyle ilgilenen

dealing with the non-flat surfaces of hyperbolic and elliptical curvatures, Kalıp ifadeler

2:26

Öklidyen olmayan geometrinin varlığının,

Kalıp ifadeler

İsimden sonra açıklama yapan dealing with ...

Burada dealing with ..., non-Euclidean geometry ifadesinden sonra gelen bir -ing ortaç öbeğidir. Bu alanın neyi incelediğini, yani hiperbolik ve eliptik eğriliklere sahip düz olmayan yüzeyleri açıklar. Bu kullanımda deal with, “ele almak” veya “incelemek” demektir; “bir sorunu çözmek” ya da “ticaret yapmak” anlamına gelmez. Bu öbek, yaklaşık olarak which deals with ... biçimindeki daha uzun bir ilgi cümleciğini kısaltır. İsimden sonra gelip virgüllerle ayrıldığı için believed fiilini tamamlamaz; non-Euclidean geometry hakkında ek bilgi verir.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki “ele alan” anlamındaki iki kelimelik -ing öbeğiyle tamamlayın: The guide, ____ local wildlife, is written for young readers.

Cevabı göster

dealing with

proved that Euclidean geometry,

2:30

uzun süredir var olan düz yüzeyler geometrisi olan

the long standing geometry of flat surfaces,

2:32

Öklid geometrisinin

was not a universal truth, Dilbilgisi

2:35

evrensel bir gerçek olmadığını,

but rather one outcome of using one particular set of game rules.

2:37

bunun yerine belirli bir oyun kuralları setini kullanmanın bir sonucu olduğunu kanıtladığına inandı.

Dilbilgisi

not a universal truth, but rather ... ile bir yargıyı düzeltme

not A, but rather B kalıbı A tanımını reddeder ve onun yerine daha doğru olan B tanımını koyar. Rather düzeltmeyi güçlendirir: B ek bir örnek ya da ikinci bir gerçek değildir. Bu cümlede evrensel gerçek tanımı reddedilir ve Öklid geometrisi, belirli bir kurallar kümesini kullanmanın sonuçlarından biri olarak yeniden tanımlanır. One outcome ifadesi, farklı kuralların başka geometrilere yol açabileceğini de düşündürür.

Alıştırma

İki boşluğu, rather içeren düzeltme kalıbıyla doldurun: The bright mark is ____ a star, ____ a nearby planet.

Cevabı göster

not · but rather

But in 1960,

2:42

Ancak 1960 yılında,

Nobel physics laureate Eugene Wigner coined the phrase "the unreasonable effectiveness of mathematics," Notlar

2:43

Nobel Fizik Ödülü sahibi Eugene Wigner, "matematiğin akıl almaz etkinliği" ifadesini ortaya attı,

Kalıp ifadeler

coined the phrase: yeni bir ifade yaratmak

Bu cümlede coined the phrase, “ifadeyi yarattı veya ilk kez ortaya koydu” anlamına gelir. Coined, coin fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve tırnak içindeki sözler Wigner’ın ortaya attığı kabul edilen ifadeyi gösterir. Kişi + coined the phrase + sözler biçimindeki kullanılabilir kalıp, bir terimi veya sözü kimin ortaya çıkardığını belirtir. Buradaki coin, metal para basmak değil, dilde yeni bir ifade yaratmak anlamında kullanılan bir fiildir.

Alıştırma

“Yeni bir söz yarattı” anlamına gelen hedef geçmiş zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The coach ____ 'reset minute' for a short break after a mistake.

Cevabı göster

coined the phrase

Kültür

the unreasonable effectiveness of mathematics: beklenmedik ölçüde büyük başarı

The unreasonable effectiveness of mathematics, Wigner’ın bir bilmeceye verdiği ünlü addır: Soyut matematik, özellikle bu amaç için geliştirilmemiş olsa bile fiziksel dünyayı olağanüstü bir doğrulukla betimleyebilir. Bu kalıplaşmış ifadede unreasonable, matematiğin mantıksız veya kötü olduğu anlamına gelmez. Matematiğin başarısının beklenmedik ölçüde büyük ve tam olarak açıklanması zor olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

The unreasonable effectiveness of mathematics ifadesindeki unreasonable esas olarak neyi anlatır?

  1. Matematikçiler fizik çalışırken haksız taleplerde bulunur.
  2. Matematik doğayı şaşırtıcı derecede iyi betimler ve bu başarının açıklanması zordur.
  3. Matematik mantığı yok sayar ve bu nedenle doğayı betimleyemez.
Cevabı göster

Matematik doğayı şaşırtıcı derecede iyi betimler ve bu başarının açıklanması zordur.

pushing strongly for the idea Kalıp ifadeler

2:50

ve matematiğin gerçek olduğu ve insanlar tarafından keşfedildiği fikrini

that mathematics is real and discovered by people.

2:51

güçlü bir şekilde savundu.

Kalıp ifadeler

pushing strongly for the idea: bir fikri etkin biçimde savunmak

Bu cümlede pushing strongly for the idea, görüşü etkin biçimde savunmak ve başkalarının onu kabul etmesini sağlamaya çalışmak demektir. Buradaki push fiziksel bir itme değildir: push for, bir şeyi savunmak ya da ona destek kazanmak için etkin biçimde çalışmak anlamına gelir. Kalıp push for + isim veya isim öbeğidir. Burada the idea that mathematics is real and discovered by people desteklenen görüşü belirtir; strongly ise anlatımın gücünü artırır.

Alıştırma

Cümleyi push for ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Parents are ____ safer streets near the school.

Cevabı göster

pushing for

Wigner pointed out that many purely mathematical theories developed in a vacuum, Deyimler

2:55

Wigner, boşlukta geliştirilen, genellikle hiçbir fiziksel olguyu açıklama

Deyimler

developed in a vacuum: dış bağlamdan kopuk biçimde gelişmiş

Developed in a vacuum burada mecaz anlamda kullanılır. Kuramların pratik uygulamalardan, dış gereksinimlerden veya daha sonra açıklamak için kullanıldıkları fizik problemlerinin etkisinden ayrı biçimde geliştiğini anlatır. Daha genel olarak in a vacuum, ilgili çevre koşullarıyla çok az bağlantısı olan düşünce, karar veya çalışmaları tanımlar. Yalnızca bağlam gerçekten fiziksel olduğunda, sözcük anlamıyla havasız bir alanı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki deyimle tamamlayın: A school policy cannot be designed ____; local needs matter.

Cevabı göster

in a vacuum

often with no view towards describing any physical phenomena, Kalıp ifadeler

2:59

amacı gütmeyen birçok tamamen matematiksel teorinin,

Kalıp ifadeler

with no view towards describing: betimleme amacı taşımamak

With no view towards describing, “betimlemeyi amaçlamadan veya buna niyet etmeden” anlamına gelir. Buradaki view, görme duyusu ya da bakış yönü değil, amaç veya niyet demektir. Towards edatından sonra -ing biçimindeki describing gelir. Bu cümlede ifade, matematiksel fikirler geliştirilirken gerçek fiziksel olguları betimlemenin çoğu zaman hedef olmadığını anlatır. Bu kalıp, bir eylemin amacını resmî bir dille reddetmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Dersteki resmî kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: He wrote the manuscript ____ it.

Cevabı göster

with no view towards publishing

have proven decades or even centuries later Anlatım akışı

3:03

on yıllar veya hatta yüzyıllar sonra

to be the framework necessary Kelime

3:06

evrenin başından beri nasıl işlediğini açıklamak için

to explain how the universe has been working all along. Dilbilgisi

3:07

gerekli bir çerçeve olduğunun kanıtlandığına dikkat çekti.

Anlatım akışı

decades or even centuries later: gecikmiş bir sonucu göstermek

Decades or even centuries later, teorilerin gerekli açıklama çerçeveleri olduğunun ne zaman kanıtlandığını belirtir. Later, teorilerin daha önce oluşturulduğu zamanı değil, have proven ifadesini, yani daha sonra kanıtlandıkları zamanı niteler. İfade, zaman ölçeğini onlarca yıldan daha şaşırtıcı olan yüzyıllara çıkarır. Böylece savı gecikmiş bir sonuç şeklinde düzenler: soyut fikirler önce ortaya çıkar, evreni açıklamadaki değerleri ise ancak çok daha sonra anlaşılır.

Alıştırma

decades or even centuries later cümlede nasıl bir zaman sıralaması kuruyor?

  1. Teoriler yüzyıllarca ortadan kayboldu ve sonra yeniden yazıldı.
  2. Teoriler önce ortaya çıktı ve açıklayıcı değerleri çok daha sonra anlaşıldı.
  3. Teoriler ancak fiziksel uygulamaları bilindikten sonra oluşturuldu.
Cevabı göster

Teoriler önce ortaya çıktı ve açıklayıcı değerleri çok daha sonra anlaşıldı.

Kelime

to be the framework necessary: açıklama için gerekli soyut yapı olmak

Burada framework fiziksel bir çerçeve anlamına gelmez. Bir açıklamayı mümkün kılan, düzenli bir fikirler ve ilişkiler sistemi anlamına gelir. the framework necessary to explain ... yapısında necessary, framework sözcüğünden sonra gelerek onu niteler; bu ifade “the framework that is necessary to explain ...” ile aynı anlamdadır. Öbek, daha önce sözü edilen matematik teorisini evreni açıklamak için gereken kavramsal yapı olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede framework, düzenli bir kavramsal yapı anlamında kullanılmıştır?

  1. The builders lifted the steel framework into place.
  2. The researchers use a framework to interpret the results.
  3. The picture fell out of its wooden frame.
Cevabı göster

The researchers use a framework to interpret the results.

Dilbilgisi

has been working all along: geçmişten şimdiye kadar devam eden süreç

Has been working, has been + fiil-ing yapısındaki present perfect continuous biçimidir. Geçmişte başlayan ve şimdiye kadar devam eden bir süreci anlatır. Burada working, “bir işte çalışmak” değil, “işlemek” anlamındadır. All along, “başından şimdiye kadar” anlamına gelir. İnsanlar açıklamayı bulmadan önce de evrenin zaten bu şekilde işlediğini vurgular ve çoğu zaman gerçeğin daha sonra fark edildiği anlamını taşır.

Alıştırma

Cümleyi work fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: The backup system ____ smoothly all along.

Cevabı göster

has been working

For instance,

3:11

Örneğin,

the number theory of British mathematician Gottfried Hardy,

3:12

İngiliz matematikçi Gottfried Hardy'nin sayı teorisi ki,

who had boasted that none of his work would ever be found useful Dilbilgisi

3:15

kendisi hiçbir çalışmasının gerçek dünyadaki hiçbir olguyu

in describing any phenomena in the real world,

3:19

açıklamada faydalı bulunmayacağıyla övünmüştü,

Dilbilgisi

would ever be found useful: geçmişten bakılan geleceğin edilgen biçimi

Would be found useful, geçmişteki bir noktadan bakılan geleceği anlatan edilgen bir yapıdır. Bu iddiayı ortaya attığı geçmiş andan hareketle, insanların daha sonra neyi fark edip etmeyeceğinden söz eder. Tüm düşüncenin etken biçimde yeniden ifadesi no one would ever find any of his work useful olur. None yan cümleyi zaten olumsuz yaptığı için ever burada herhangi bir zamanda anlamını taşır. Bu nedenle none of his work would ever be found useful iddiayı kesinleştirir: çalışmalarının hiçbir bölümü gelecekte hiçbir zaman yararlı kabul edilmeyecektir.

Alıştırma

Cümledeki would ever be found useful ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. O anda çalışmalarının yararlı olup olmadığını soruyordu.
  2. Daha sonra hiç kimsenin çalışmalarında herhangi bir pratik değer bulamayacağını iddia etti.
  3. Çalışmalarının zaten başarıyla kullanıldığını söyledi.
Cevabı göster

Daha sonra hiç kimsenin çalışmalarında herhangi bir pratik değer bulamayacağını iddia etti.

helped establish cryptography. Kalıp ifadeler

3:21

kriptografinin kurulmasına yardımcı oldu.

Kalıp ifadeler

helped establish cryptography: bir alanın oluşmasına katkıda bulunmak

Helped establish, bir şeyin oluşmasına ve sağlam bir temel kazanmasına katkıda bulunmak anlamına gelir. Establish; bir alanın, sistemin, yöntemin veya ilkenin gelişip tanınır ve kalıcı hâle gelmesini anlatabilir. Yalnızca bir kuruluş açmak anlamına gelmez. İngilizcede help fiilinden sonra to olmadan fiilin yalın hâli kullanılabilir: helped establish. Helped to establish yapısı da dilbilgisi açısından doğrudur. Bu ifade, söz konusu çalışmayı kriptografinin gelişimine yapılan bir katkı olarak sunar; bütün alanın yalnızca bu çalışma tarafından yaratıldığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifade helped establish içindeki fiille tamamlayın: Her research helped ____ a new field of medicine.

Cevabı göster

establish

Another piece of his purely theoretical work

3:24

Onun tamamen teorik çalışmalarından bir diğeri

became known as the Hardy-Weinberg law in genetics Kalıp ifadeler

3:26

genetikte Hardy-Weinberg yasası olarak bilindi

Kalıp ifadeler

became known as the ...: sonradan bu adla anılmak

Bu cümlede became known as the Hardy-Weinberg law ifadesi, insanların daha sonra bu kuramsal çalışma için bu adı kullanmaya başladığını anlatır. Became zaman içindeki değişimi gösterir: çalışma en başından beri bu adla anılmamış olabilir. become known as + ad, unvan ya da kimlik yapısı kullanılır. Burada as adı tanıtır, the ise ardından gelen ad öbeğinin parçasıdır. Known birini şahsen tanımak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cihazın daha sonra aldığı adı doğru biçimde tanıtan ifadeyi seçin: The device later ___ the safety bicycle.

  1. became familiar with
  2. became known for
  3. became known as
Cevabı göster

became known as

and won a Nobel Prize.

3:29

ve bir Nobel Ödülü kazandı.

And Fibonacci stumbled upon his famous sequence Öbek fiiller

3:31

Ve Fibonacci, idealleştirilmiş bir tavşan popülasyonunun büyümesini incelerken

Öbek fiiller

Fibonacci stumbled upon ...: bir şeyi tesadüfen bulmak

Fibonacci stumbled upon his famous sequence, Fibonacci’nin ünlü dizisini planlı bir arama sonucunda değil, tesadüfen bulduğu anlamına gelir. Stumble upon; bir fikri, bilgiyi, yeri veya nesneyi beklenmedik biçimde bulmayı anlatan bir öbek fiildir. Stumbled burada geçmiş zamandadır. Fibonacci’nin gerçekten ayağının takıldığı anlamına gelmez; upon, stumble upon ifadesinin tamamına aittir.

Alıştırma

Hangi cümlede stumble upon, bir şeyi tesadüfen bulmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya stumbled upon a box of old postcards while cleaning the closet.
  2. Maya stumbled over a box and fell in the doorway.
  3. Maya searched every shelf until she found a specific box.
Cevabı göster

Maya stumbled upon a box of old postcards while cleaning the closet.

while looking at the growth of an idealized rabbit population. Dilbilgisi

3:34

kendi ünlü dizisine tesadüfen rastladı.

Dilbilgisi

while looking at ...: eş zamanlı bir arka plan eylemi

while looking at ... ana olayın zaman arka planını verir: Fibonacci, popülasyon büyümesini incelerken diziyi keşfetmiştir. Buradaki while, “……olduğu süre boyunca” anlamındadır; “……olmasına rağmen” ya da karşıtlık bildiren “oysa” anlamında değildir. Kalıp while + -ing biçimindedir ve while + özne + be + -ing yapısının kısaltılmış hâlidir. Atılan özne ana cümleden anlaşılır. Bu nedenle ana cümlenin öznesi de Fibonacci olduğunda while Fibonacci was looking at ... ifadesi while looking at ... biçimine kısaltılabilir.

Alıştırma

Aynı anda gerçekleşen bir arka plan eylemini vermek için while + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. While Lena checking the map, she found a shorter route.
  2. While checking the map, the battery in Lena's phone died.
  3. While checking the map, Lena found a shorter route.
Cevabı göster

While checking the map, Lena found a shorter route.

Mankind later found the sequence everywhere in nature,

3:38

İnsanlık daha sonra bu diziyi doğada her yerde buldu;

from sunflower seeds and flower petal arrangements Anlatım akışı

3:41

ayçiçeği tohumlarından ve çiçek yapraklarının diziliminden

to the structure of a pineapple,

3:44

bir ananasın yapısına,

even the branching of bronchi in the lungs.

3:45

hatta akciğerlerdeki bronşların dallanmasına kadar.

Anlatım akışı

from ... to ..., even ...: örneklerin kapsamını genişletmek

from ... to ... çerçevesi, birkaç örneği geniş bir kapsam olarak düzenler. Burada ayçiçeği tohumları, çiçek yapraklarının dizilişi ve ananasın yapısı gibi tanıdık doğal biçimler üzerinden ilerleyerek dizinin doğada yaygın biçimde görüldüğü iddiasını destekler. Ardından even, akciğer bronşlarının dallanmasını daha az beklenen son örnek olarak ekler. Bu öğeye fazladan vurgu yapıldığı için liste yalnızca kapsam bakımından değil, şaşırtıcılık bakımından da büyür.

Alıştırma

Bu cümlede from ... to ..., even ... yapısı ne işe yarar?

  1. Geniş bir kapsam sunar ve daha şaşırtıcı olan son örneğe fazladan vurgu yapar.
  2. Önceki örnekleri düzeltir ve onların yerine son örneği koyar.
  3. Her örneğe tamamen aynı ölçüde vurgu yapar.
Cevabı göster

Geniş bir kapsam sunar ve daha şaşırtıcı olan son örneğe fazladan vurgu yapar.

Or there's the non-Euclidean work of Bernhard Riemann in the 1850s,

3:48

Ya da Bernhard Riemann'ın 1850'lerdeki Öklidyen olmayan çalışması vardır,

which Einstein used in the model for general relativity Dilbilgisi

3:52

ki Einstein bunu bir yüzyıl sonra

a century later.

3:55

genel görelilik modeli için kullanmıştır.

Dilbilgisi

which Einstein used ...: kısıtlayıcı olmayan ilgi cümleciğiyle bilgi eklemek

Which Einstein used in the model for general relativity, kısıtlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir. Which, önceki the non-Euclidean work of Bernhard Riemann ifadesine gönderme yapar ve used fiilinin nesnesi olur: Einstein modelinde bu çalışmayı kullandı. Virgülle ayrılan bu cümlecik, zaten hangi çalışma olduğu belli olan ifadeye daha sonraki bir sonucu ekler. Yeni bir ana cümle başlatmaz ve hangi çalışmanın kastedildiğini belirlemez. Uzun bir cümlede önce Or there's ... work ana yapısını takip edin, ardından which cümleciğini ek bilgi olarak bağlayın.

Alıştırma

Hangi cümle, zaten belirlenmiş bir icat hakkında daha sonraki bir sonucu eklemek için kısıtlayıcı olmayan bir which cümleciği kullanır?

  1. The solar cooker that worked best won an award.
  2. The solar cooker, which the team later used in the desert, won an award.
  3. The team later used the solar cooker in the desert, and it won an award.
Cevabı göster

The solar cooker, which the team later used in the desert, won an award.

Here's an even bigger jump. Anlatım akışı

3:57

İşte daha da büyük bir sıçrama.

Anlatım akışı

Here's an even bigger jump: daha güçlü bir geçişi belirtmek

Here's ... dinleyicinin dikkatini bir sonraki örneğe yöneltir. Buradaki jump mecazdır: fiziksel bir atlayış değil, konu, zaman, ölçek veya kavramsal mesafede büyük bir değişim anlamına gelir. Even bigger, sıradaki geçişi öncekilerle karşılaştırır ve dinleyicinin devamında daha çarpıcı ya da beklenmedik bir şey olacağı beklentisini yükseltir. Cümle, yoğunluğun arttığını belirterek argümanı düzenler.

Alıştırma

Bir sunumcu, "The first two examples connect ideas from nearby fields. Here's an even bigger jump." diyor. Dinleyici sırada ne beklemelidir?

  1. Önceki örneklerin yanlış olduğunu gösteren bir düzeltme.
  2. Fiziksel olarak sıçrama talimatları.
  3. Kavramsal mesafesi daha büyük ve daha şaşırtıcı bir örnek.
Cevabı göster

Kavramsal mesafesi daha büyük ve daha şaşırtıcı bir örnek.

Mathematical knot theory,

3:58

Matematiksel düğüm teorisi,

first developed around 1771 Dilbilgisi

4:00

ilk olarak 1771 civarında konum geometrisini

to describe the geometry of position,

4:02

tanımlamak için geliştirildi,

Dilbilgisi

first developed ... to describe: zamanı ve amacı sıkıştırarak anlatma

First developed around 1771, Mathematical knot theory ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Edilgen anlam taşır ve which was first developed around 1771 biçiminde açılabilir: teoriyi insanlar geliştirmiştir; teori kendi kendine gelişmemiştir. To describe the geometry of position ilk amacı belirtir. “İsim, first developed + zaman + to + fiil” şeklindeki sıkıştırılmış yapı, tarihî veya teknik metinlerde yeni bir cümle başlatmadan bir şeyin ne zaman ve neden oluşturulduğunu eklemeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, zamanı ve ilk amacı eklemek için geçmiş zaman ortaç öbeğini doğru kullanır?

  1. The device, first developed in 2010 to detect smoke, is now used in many homes.
  2. The device, first developed in 2010 for detect smoke, is now used in many homes.
  3. The device, first developing in 2010 to detect smoke, is now used in many homes.
Cevabı göster

The device, first developed in 2010 to detect smoke, is now used in many homes.

was used in the late 20th century Dilbilgisi

4:04

20. yüzyılın sonlarında DNA'nın çoğalma sürecinde

to explain how DNA unravels itself

4:07

kendini nasıl çözdüğünü

during the replication process.

4:10

açıklamak için kullanıldı.

Dilbilgisi

was used ... to explain how: bir teoriyi açıklama amacıyla ilişkilendirme

Was used in the late 20th century edilgen bir yapıdır: belirtilmeyen kullanıcılar o dönemde matematiksel düğüm teorisini uygulamıştır. Teori eylemi alan taraftır; bu nedenle temel biçim used itself değil, was used biçimidir. To explain bu uygulamanın amacını, how DNA unravels itself ise açıklanan içeriği belirtir. Burada unravels itself, DNA'nın iç içe geçmiş yapısının çoğalma sırasında çözülmesi anlamına gelir; DNA'nın bir bilmeceyi çözmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir modeli, bir süreci açıklamak için uygulanan araç olarak doğal biçimde sunar?

  1. The model was used to explain how the disease spreads.
  2. The model was use to explain how the disease spreads.
  3. The model used itself to explain how the disease spreads.
Cevabı göster

The model was used to explain how the disease spreads.

It may even provide key explanations for string theory. Kalıp ifadeler

4:12

Hatta sicim teorisi için kilit açıklamalar bile sunabilir.

Kalıp ifadeler

may even provide...: beklentinin ötesine geçen temkinli bir olasılık

Burada it, matematiksel düğüm teorisine gönderme yapar. May izin değil, olasılık bildirir: düğüm teorisi bu açıklamaları sağlayabilir, ancak iddia kesin değildir. Even bu olası sonucu daha ileri ya da daha şaşırtıcı bir adım olarak gösterir. may even + fiilin yalın hâli kalıbı, bir olasılığı gerçekmiş gibi sunmadan önemini güçlendirir. provide explanations for, “bir şeyi açıklamaya yardımcı olan bilgi sunmak” demektir.

Alıştırma

Hangi cümle hem iddiayı belirsiz tutuyor hem de sonucu daha ileri veya şaşırtıcı bir olasılık olarak sunuyor?

  1. The new study definitely provides an explanation for the pattern.
  2. The new study may provide an explanation for the pattern.
  3. The new study may even provide an explanation for the pattern.
Cevabı göster

The new study may even provide an explanation for the pattern.

Some of the most influential mathematicians and scientists of all of human history Dilbilgisi

4:16

Tüm insanlık tarihinin en etkili bazı matematikçileri ve bilim insanları

have chimed in on the issue as well, Öbek fiiller

4:20

da bu konuya dahil oldular,

Öbek fiiller

have chimed in on the issue: tartışmaya katılıp görüş bildirmek

Bu cümlede have chimed in on the issue, “konuyla ilgili başlamış olan tartışmaya katılıp görüş bildirdiler” anlamına gelir. Buradaki chime in bir phrasal verb'dür; çan sesini anlatmaz. on ise tartışılan konuyu belirtir. Present perfect biçimi have chimed in, önceki katkıların şu anki tartışmayla hâlâ ilgili olduğunu gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp someone chimes in on a topic şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi chime in on ifadesinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Several teachers have ____ the new homework policy.

Cevabı göster

chimed in on

often in surprising ways.

4:22

ve çoğu zaman şaşırtıcı şekillerde.

Dilbilgisi

Some of the most influential...: en üst gruptan bir bölüm seçmek

Some of the most influential mathematicians and scientists, etki bakımından en üst sıradaki gruba ait kişilerin bir bölümünü ifade eder. Some of bu grubun yalnızca bir bölümünü seçer; bu kişilerin etkisinin az olduğunu düşündürmez. The most influential, çoğul mathematicians ve scientists adlarını niteler; of all of human history ise karşılaştırma alanını belirler. İsim grubunun tamamı have chimed in ifadesinin öznesidir.

Alıştırma

Hangi ifade “en etkili kabul edilen grubun bir bölümü” anlamına gelir?

  1. some influential scientists
  2. all of the most influential scientists
  3. some of the most influential scientists
Cevabı göster

some of the most influential scientists

So,

4:24

O halde,

is mathematics an invention or a discovery? Anlatım akışı

4:24

matematik bir icat mıdır yoksa bir keşif midir?

Artificial construct or universal truth?

4:27

Yapay bir yapı mıdır yoksa evrensel bir gerçek mi?

Human product or natural,

4:29

İnsan ürünü mü yoksa doğal,

possibly divine,

4:31

belki de ilahi,

creation?

4:32

bir yaratılış mı?

Anlatım akışı

is mathematics an invention or a discovery? ...: paralel iki seçenekli sorular

Üç seçenekli soru, birbirinden ayrı üç konu açmaz. Tek bir temel karşıtlığı farklı sözlerle tekrarlar: Matematik insanlar tarafından mı yapılmıştır, yoksa insanların keşfetmesi için onlardan bağımsız olarak mı vardır? Yalnızca ilk cümle tam bir sorudur. “Artificial construct or universal truth?” ve “Human product or natural, possibly divine, creation?” ifadelerinde “Is mathematics ...?” atılır ve yalnızca paralel isim öbekleri bırakılır. Bu eksilti ritmi hızlandırır, karşıtlıkları vurgular ve konuşmayı temel soruya geri getirir.

Alıştırma

Üç sorunun bilgiyi düzenlemedeki temel etkisi nedir?

  1. Matematikten birbiriyle ilgisiz üç konuya geçerler.
  2. Üç paralel karşıtlıkla tek bir temel tartışmayı yeniden ifade ederler.
  3. Matematik hakkında birbirinden ayrı üç yanıt verirler.
Cevabı göster

Üç paralel karşıtlıkla tek bir temel tartışmayı yeniden ifade ederler.

These questions are so deep, Dilbilgisi

4:33

Bu sorular o kadar derindir ki,

the debate often becomes spiritual in nature.

4:35

tartışma çoğu zaman doğası gereği ruhani bir hal alır.

Dilbilgisi

so deep ... the debate becomes spiritual in nature: derecenin sonuca yol açması

so + sıfat + (that) + sonuç yapısı, yüksek bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so deep dereceyi belirtir, the debate often becomes spiritual in nature ise sonucu verir. Konuşurken that söylenmeyebilir; anlam so deep that the debate... şeklindedir. spiritual in nature ifadesinde in nature, “niteliği bakımından” veya “özünde” demektir. Tartışma ruhani ya da dinî bir boyut kazanır; açık havada veya doğada gerçekleşiyor anlamına gelmez.

Alıştırma

Sonuç yapısını eksik iki kelimeyle tamamlayın: The music was ____ loud ____ we couldn't hear the announcement.

Cevabı göster

so · that

The answer might depend on the specific concept being looked at, Kalıp ifadeler

4:38

Cevap, bakılan belirli kavrama bağlı olabilir,

Kalıp ifadeler

might depend on ... being looked at: temkinli bir koşul ve edilgen bir niteleyici

Might depend on, temkinli ve koşula bağlı bir sonuç sunar: yanıt her durumda mutlaka aynı değildir. Might olasılık belirtir, depend on ise yanıtı değiştirebilecek etkeni gösterir. Being looked at, the specific concept ifadesinden sonra gelen edilgen bir -ing öbeğidir. That is being looked at yapısının kısaltılmış hâlidir; yani dikkat kavrama yöneltilir. Burada look at, yalnızca gözleri bir şeye çevirmek değil, “ele almak, incelemek veya tartışmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle might depend on ... being looked at ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. It may vary according to which specific concept is being considered.
  2. The specific concept may decide to look at the answer.
  3. The answer is certain no matter which concept is discussed.
Cevabı göster

It may vary according to which specific concept is being considered.

but it can all feel like a distorted Zen koan. Kültür

4:41

ama hepsi çarpıtılmış bir Zen koanı gibi hissettirebilir.

Kültür

çarpıtılmış bir Zen koanı gibi gelmek

Zen koanı, düşünceyi alışılmış mantık kalıplarının ötesine taşımak için Zen uygulamasında kullanılan bir soru, diyalog ya da öyküdür. Tek bir gizli cevabı olan sıradan bir bilmece değildir. Burada feel like “izlenimini vermek”, distorted ise bunun gerçek ve geleneksel bir koan değil, değiştirilmiş ve biraz oyunlu bir versiyon olduğunu anlatır. Bu benzetme matematik tartışmasını paradoksal, kafa karıştırıcı ve sıradan akıl yürütmeyle sonuca bağlanması zor gösterir.

Alıştırma

Bu cümledeki “a distorted Zen koan” benzetmesi esas olarak neyi anlatıyor?

  1. Tartışma paradoksal ve sıradan mantıkla sonuca bağlanması zor görünüyor.
  2. Tartışma yalnızca sayısal verileri yanlış kopyalandığı için zordur.
  3. Tartışma, tek bir doğru sayısal cevabı olan geleneksel bir Zen metnidir.
Cevabı göster

Tartışma paradoksal ve sıradan mantıkla sonuca bağlanması zor görünüyor.

If there's a number of trees in a forest, Deyimler

4:45

Bir ormanda belirli sayıda ağaç varsa,

but no one's there to count them,

4:47

ama onları sayacak kimse yoksa,

does that number exist?

4:49

o sayı var mıdır?

Deyimler

Ormanda belli sayıda ağaç varsa... bu sayı var mıdır?

Bu cümle bilinen bir felsefi soruyu oyunlu bir biçimde yeniden yazar: Ormanda bir ağaç devrilirse ve onu duyacak kimse yoksa ses çıkar mı? Eski soru, hiçbir gözlemcinin deneyimlemediği bir olguyu nasıl düşündüğümüzü sorgular. Burada sesin yerini ağaçların sayısı alır. Asıl mesele bir ormandaki ağaçların nasıl sayılacağı değil, matematiksel bir niceliğin biri onu saymadan önce nesnel olarak var olup olmadığı ya da sayıların insan gözlemcilere bağlı olup olmadığıdır. Bu gönderme, soyut tartışmayı şaka havası taşıyan bir düşünce deneyine dönüştürür.

Alıştırma

Yeniden yazılan bu orman sorusu aslında neyi sorguluyor?

  1. Matematiksel niceliklerin onları gözlemleyen veya sayan insanlardan bağımsız olarak var olup olmadığını sorar.
  2. Bir ormandaki bütün ağaçları saymak için kaç kişi gerektiğini sorar.
  3. Kimse saymadığında ağaçların yok olduğunu iddia eder.
Cevabı göster

Matematiksel niceliklerin onları gözlemleyen veya sayan insanlardan bağımsız olarak var olup olmadığını sorar.