Zombi Kıyameti Bilimi: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
417 kelime 194 kel/dk

Video özeti: Kuduz ve kokuyla ilgili beyin yolları, zombi benzeri bir salgının biyolojik olarak mümkün olup olmadığını incelemek için kullanılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “wreaking havoc”, büyük zarar veya kargaşa yaratmak anlamına gelen kalıplaşmış bir eşdizimdir; afet, hastalık ya da toplumsal bozulmada wreak ile havoc sözcüklerini birlikte kullanın. 2. “The farther” ve “the longer”, bir derece arttıkça diğerinin de arttığını gösteren bağıntılı karşılaştırma dil bilgisi kalıbıdır. Uzaklık ile yolculuk veya iyileşme süresini ilişkilendirir. 3. “it just so happens that”, kuşkudan sonra beklenmedik bir gerçeği sunan söylem, hikâye ve retorik geçişidir; bir itirazın destekleyici kanıta dönüşmesini fark edin.

Bu derste

History is full of stories of demons and other otherworldly creatures

0:00

Tarih, iblislerin ve diğer doğaüstü yaratıkların

coming into our world and wreaking havoc on society. Kalıp ifadeler

0:03

dünyamıza gelip toplumda dehşet saçtığı hikâyelerle dolu.

Kalıp ifadeler

wreaking havoc: ciddi hasar veya aksaklık yaratmak

“Wreak havoc”, ciddi hasara, düzensizliğe veya aksaklığa yol açmak anlamına gelen sabit bir fiil–isim eşdizimidir. Bu cümlede “wreaking havoc on society”, yaratıkların insan dünyasına girdikten sonra toplum üzerinde yarattığı yıkıcı etkiyi belirtir. “Wreaking”, “coming” ile eş görevli bir -ing ortaçtır; ikisi de “creatures” sözcüğünü niteler. Yeniden kullanılabilen kalıp “wreak havoc on + hedef” şeklindedir ve “wreak” gereken zamana göre çekimlenir.

Alıştırma

Cümleyi “ciddi aksaklığa yol açtı” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: The ransomware attack ____ on the hospital's computer network.

Cevabı göster

wreaked havoc

But what does science have to say about zombies? Anlatım akışı

0:06

Peki bilim zombiler hakkında ne diyor?

Anlatım akışı

What does X have to say about Y?: bir kaynağın görüşünü sormak

“What does X have to say about Y?” kalıbı, X’in Y hakkında hangi bilgileri, kanıtları, sonuçları veya bakış açısını sunabileceğini sorar. Buradaki “have to say” gerçek anlamda konuşmayı veya zorunluluğu ifade etmez; “science”, bilimsel araştırma ve kanıtları temsil eder. Bir söylem hamlesi olarak bu soru, konuyu doğaüstü hikâyelerden bilimsel incelemeye geçirir ve tartışmanın ele alacağı temel meseleyi ortaya koyar. Aynı kalıp bir konuşmada, röportajda veya makalede yeni bir kaynak ya da bakış açısı tanıtabilir.

Alıştırma

Soruyu bir alanın kanıtını veya bakış açısını soran kalıpla tamamlayın: What ____ psychology ____ about habit formation?

Cevabı göster

does · have to say

Are these ferocious freaks plausible or scientifically accurate in any way? Kelime

0:09

Bu vahşi ucubelerin var olması mümkün mü ya da bilimsel açıdan herhangi bir gerçeklik payı var mı?

Kelime

plausible ile scientifically accurate arasındaki fark

Bu soruda plausible, bilinenlere göre yaratıkların var olmasının makul olup olmadığını veya fikrin mantıklı görünüp görünmediğini sorar. Olasılığı ve inandırıcılığı değerlendirir; fikrin kanıtlandığı anlamına gelmez. Scientifically accurate ise tasvirin bilimsel kanıtlar ve ilkelerle uyuşup uyuşmadığını sorar. Bunlar iki ayrı ölçüttür: Kurgusal bir senaryo genel olarak plausible görünebilir ama yine de bilimsel ayrıntıları yanlış olabilir.

Alıştırma

Bir eleştirmen, “The alien ecosystem is plausible but not scientifically accurate.” diyor. Ne demek istiyor?

  1. Bilim insanları bu ekosistemin var olduğunu kanıtladı.
  2. Genel hatlarıyla mantıklı olabilir, ancak bazı ayrıntılar bilimle çelişiyor.
  3. Her bilimsel ayrıntısı doğru olmasına rağmen var olması imkânsız.
Cevabı göster

Genel hatlarıyla mantıklı olabilir, ancak bazı ayrıntılar bilimle çelişiyor.

Should we be preparing for a zombie apocalypse? Dilbilgisi

0:13

Bir zombi kıyametine hazırlanmalı mıyız?

Dilbilgisi

Should we be preparing ...?: bir eylemin şimdi sürüyor olması gerekip gerekmediğini sormak

should + özne + be + fiil-ing yapısı, bir faaliyetin şu anda devam ediyor olması gerekip gerekmediğini sorar. Should we be preparing ...? ifadesinde should yargıyı veya öneriyi belirtirken be preparing devam eden eylem görünüşünü sağlar. Should we prepare ...? ile karşılaştırıldığında devam eden biçim sürece daha fazla odaklanır ve eyleme başlamanın veya devam etmenin vaktinin çoktan gelmiş olabileceğini düşündürebilir.

Alıştırma

Faaliyetin şu anda sürüyor olması gerekip gerekmediğini sormak için soruyu should + we + be + prepare fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ for the inspection?

Cevabı göster

Should we be preparing

Well, it depends on what type of zombie we're talking about. Ton ve niyet

0:15

Bu, hangi tür zombiden bahsettiğimize bağlı.

Ton ve niyet

it depends on: Yanıtı bir koşula bağlamak

Bu cümlede it depends on, hemen evet ya da hayır şeklinde bir yargı vermeyi erteler. on edatı, yanıtı belirleyen etkeni tanıtır: hangi tür zombinin kastedildiğini. Farklı koşullar farklı sonuçlara yol açtığında it depends on ifadesinden sonra bir isim öbeği, wh- soru yan cümlesi veya whether yan cümlesi kullanılır. Bu ifade yalnızca I do not know anlamına gelmez; yanıtın bir koşula bağlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Whether the outdoor concert goes ahead ____ the weather.

Cevabı göster

depends on

Dying and coming back from the dead?

0:18

Ölüp yeniden dirilmek mi?

Not so likely. Ton ve niyet

0:20

Pek mümkün değil.

Ton ve niyet

Not so likely: Olasılığı tamamen dışlamadan düşük olduğunu belirtmek

Not so likely, sözü edilen olayın gerçekleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğunu belirten kısa bir yanıttır. Burada so, likely ile birlikte derece bildirir; not ise olayın imkânsız olduğunu söylemeden konuşanın olasılık tahminini düşürür. Eksiltili bir yanıt olarak That is not so likely. gibi tam bir yan cümleyi dışarıda bırakır. Bu ölçülü ifade, istisnalara veya daha sonra gelecek bir karşıtlığa yer bırakır.

Alıştırma

Bir takım arkadaşı deneysel bir planın işe yarayacağını tahmin ediyor. Hangi yanıt, bunun imkânsız olduğunu söylemeden kuşku ifade eder?

  1. Definitely.
  2. Not so likely.
  3. Impossible.
Cevabı göster

Not so likely.

But a virus that induces zombie-like qualities of rage

0:21

Ama zombi benzeri bir öfkeye yol açan bir virüs

and the incessant need to eat human flesh?

0:23

aynı zamanda durmadan insan eti yeme ihtiyacı da yaratabilir mi?

Hypothetically, yes. Kelime

0:26

Teoride evet.

Kelime

Hypothetically, yes: yalnızca hayalî bir durum için geçerli olan evet

Bu cümlede “Hypothetically, yes.”, cevabın yalnızca tartışılan hayalî senaryonun içinde evet olduğu anlamına gelir. Böyle bir virüsün gerçekten var olduğunu veya bunu yapabildiğini kanıtlayan deliller bulunduğunu ileri sürmez. Hypothetically, cevabın tamamına koşul getiren bir cümle zarfıdır. Bu çerçeve, bir düşünce deneyini gerçek dünya hakkındaki bir iddiadan ayırır.

Alıştırma

Hangi cevap “doğrulanmış bir gerçek olarak değil, yalnızca hayal edilen koşullar altında evet” anlamını açıkça verir?

  1. Hypothetically, yes.
  2. Probably, yes.
  3. Definitely, yes.
Cevabı göster

Hypothetically, yes.

The main factor involved is finding a virus

0:28

Asıl mesele, bir virüs bulmak:

specific to the brain areas for these symptoms

0:30

Bu virüs, bu belirtilerden sorumlu beyin bölgelerini özel olarak hedef almalı

while leaving other areas intact. Notlar

0:32

ve diğer bölgeleri sağlam bırakmalı.

Dilbilgisi

while leaving other areas intact: kısaltılmış while + -ing yapısı

Burada while leaving other areas intact, önerilen virüsün amaçlanan etkisini anlatır: Virüs hedef beyin bölgelerini etkilerken diğerlerine zarar vermeyecektir. leaving eyleminin örtük öznesi virüs veya virüsün etkisidir; virüsü arayan kişi değildir. while + -ing kalıbı, kısaltılmış bir while yan cümlesidir. İki paralel eylemi veya sonucu kısa biçimde sunar ve karşıtlık katabilir: Bir şey gerçekleşirken başka bir şey korunur veya önlenir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için keep fiilini while + -ing kalıbında kullanın: The repair team fixed the leak ____ the original tiles in place.

Cevabı göster

while keeping

Kalıp ifadeler

diğer bölgeleri sağlam bırakmak

leave + nesne + intact yapısında intact, nesnenin eylemden sonraki durumunu açıklayan bir nesne tamamlayıcısıdır. Bu yapı bir şeyin bütün, hasarsız veya değişmeden kalması anlamına gelir; leave burada ‘bir yerden ayrılmak’ anlamında değildir. Bu cümlede ilgili beyin bölgelerini hedeflerken diğer bölgelere zarar vermeyen veya onları değiştirmeyen bir virüs aranmaktadır. İfade, hedefli bir etki ile geri kalan her şeyin korunmasını karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle bir kısmın değiştirildiğini, geri kalanının ise hasarsız veya değişmeden kaldığını anlatır?

  1. The technician removed the battery and the other components.
  2. The technician left the building after replacing every component.
  3. The technician replaced the battery while leaving the other components intact.
Cevabı göster

The technician replaced the battery while leaving the other components intact.

Viruses can enter the body and affect cells in many ways,

0:34

Virüsler vücuda girip hücreleri pek çok şekilde etkileyebilir,

but we're going to focus on the neurons. Anlatım akışı

0:37

ancak biz nöronlara odaklanacağız.

Anlatım akışı

ancak biz nöronlara odaklanacağız

But önce virüslerin hücreleri birçok şekilde etkileyebileceği yönündeki geniş kapsamlı noktayı kabul eder. Ardından we're going to focus on kapsamı daraltır ve dinleyicilere açıklamanın sırada neyi ele alacağını bildirir. Burada be going to, dışarıdaki bir olaya ilişkin tahmini değil, konuşmacının sunum planını belirtir. ‘Geniş bağlam + but + focus’ yapısı dinleyiciyi genel arka plandan ana konuya yönlendirir.

Alıştırma

Bir sunumcu yetersiz uykunun çeşitli nedenlerinden söz etti ve şimdi konuşmayı akşam ışığıyla sınırlandırmak istiyor. Bunu en iyi hangi geçiş yapar?

  1. Many factors affect sleep because evening light is the only cause.
  2. Many factors affect sleep, but we're going to focus on evening light.
  3. Many factors affect sleep, and every cause will receive equal attention.
Cevabı göster

Many factors affect sleep, but we're going to focus on evening light.

Neurons are some of the longest cells

0:39

Nöronlar vücuttaki en uzun hücreler arasındadır

and can transport molecules and proteins across the entire body.

0:41

ve molekülleri ve proteinleri tüm vücut boyunca taşıyabilirler.

Many viruses such as rabies

0:44

Kuduz virüsü gibi pek çok virüs,

take advantage of something called retrograde axonal transport Notlar

0:46

retrograd aksonal taşıma denen bir süreçten yararlanarak

to travel from their entry point to where they want to be.

0:49

vücuda girdikleri noktadan ulaşmak istedikleri yere gider.

Kalıp ifadeler

take advantage of a mechanism: bir mekanizmadan yararlanmak

Bu cümlede take advantage of, “bir sonuca ulaşmak için mevcut bir mekanizma ya da koşuldan yararlanmak” anlamındadır. Virüsler retrograd aksonal taşımayı kullanarak ilerler; ifade onların bilinçli bir plan yaptığı anlamına gelmez. Bu ifade; insanların, kuruluşların, teknolojilerin veya biyolojik süreçlerin zaten mevcut olan bir şeyden yararlanmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “mevcut bir özelliği etkili biçimde kullanmak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The software ____ the device's sensors to track movement.

Cevabı göster

takes advantage of

Kültür

Retrograd aksonal taşıma

Retrograd aksonal taşıma, bir nöronun içindeki maddenin akson boyunca nöronun hücre gövdesine doğru hareketidir. Retrograde, hücre gövdesinden uzaklaşmak yerine ona doğru hareket edildiğini belirtir; axonal ise “aksonla ilgili” demektir. Burada bu terim, virüsleri bir sinir ucundan merkezi sinir sistemine doğru taşıyabilen hücresel taşıma mekanizmasını adlandırır. Kan dolaşımı yoluyla taşınma veya zamanda geriye gitme anlamına gelmez.

Alıştırma

Akson boyunca nöronun hücre gövdesine doğru hareketin teknik terimiyle cümleyi tamamlayın: Material traveling from the axon terminal back to the cell body uses ____.

Cevabı göster

retrograde axonal transport

In the case of rabies, Anlatım akışı

0:52

Kuduz söz konusu olduğunda,

the virus can enter anywhere

0:53

virüs vücuda herhangi bir yerden girebilir

and slowly make its way Kalıp ifadeler

0:55

ve yavaş yavaş ilerleyerek

to your brain or central nervous system.

0:56

beyninize ya da merkezi sinir sisteminize ulaşabilir.

Anlatım akışı

In the case of + isim: belirli bir vakaya odaklanma

“In the case of rabies”, kuduzu artık ele alınan belirli durum olarak çerçeveler. Açıklamayı virüsler hakkındaki genel bir anlatımdan belirli bir hastalığa geçirir; bu nedenle cümlenin geri kalanı o vakaya uygulanıyor diye anlaşılmalıdır. Kalıp “in the case of + isim veya isim öbeği” şeklindedir; burada ardından virgül ve ana ifade gelir. Bu kullanımda “case”, hukuki dava veya kap anlamında değil, durum ya da örnek anlamındadır.

Alıştırma

Kuduzu şu anda ele alınan belirli vaka olarak gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____ rabies, symptoms may not appear for weeks.”

Cevabı göster

In the case of

Kalıp ifadeler

make its way to: bir hedefe doğru yavaş yavaş ilerleme

“Make its way to”, güzergâhı, ilerlemeyi veya geçen zamanı vurgulayarak bir hedefe doğru hareket edip sonunda oraya ulaşmak anlamına gelir. Burada virüsün beyne ya da merkezi sinir sistemine yayılması, ani bir sıçrama değil, yavaş bir süreç olarak anlatılır. Kullanılabilir kalıp “make + iyelik belirleyicisi + way to + hedef” şeklindedir. İyelik belirleyicisi özneyle eşleşir: the virus makes its way, we make our way ve she makes her way. Bu ifadede “make”, üretmek anlamına gelmez; “way” de gerçek bir yol olmak zorunda değildir.

Alıştırma

“We” ile eşleşen iyelik belirleyicisini kullanarak “make one’s way to” ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: “After hours of hiking, we finally ____ the cabin.”

Cevabı göster

made our way to

The farther it starts physically from your brain, Dilbilgisi

0:58

Başlangıç noktası beyninizden fiziksel olarak ne kadar uzaksa,

the longer it will take to get there,

1:00

oraya ulaşması da o kadar uzun sürer;

sometimes years.

1:02

bazen bu, yıllar alabilir.

Dilbilgisi

The farther ..., the longer ...: bağıntılı karşılaştırmalar

the + comparative ..., the + comparative ... bağıntılı kalıbı, birlikte değişen iki ölçeği birbirine bağlar. İlk yan cümle koşulu belirler, ikinci yan cümle ise buna karşılık gelen sonucu verir. Burada beyinden fiziksel uzaklığın artması, yolculuk süresinin artmasıyla ilişkilendirilir. Bu yapıda iki the de sıradan belirli tanımlık değil, ilişkinin dil bilgisel işaretidir. Yapı, the more ..., the less ... veya the earlier ..., the easier ... gibi başka ilişkilere de aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi long ve expensive sözcüklerinin bağıntılı karşılaştırma biçimleriyle tamamlayın: ____ you wait to book, ____ the tickets become.

Cevabı göster

The longer · the more expensive

But once it's there,

1:03

Ama bir kez oraya ulaştığında

it's generally too late.

1:04

genellikle artık çok geçtir.

Many viruses follow a similar system

1:05

Birçok virüs benzer bir sistem izler;

with the only difference being which neurons they're specific to. Dilbilgisi

1:07

tek fark, hangi nöronları hedef aldıklarıdır.

Dilbilgisi

with the only difference being ...: kısa bir ek yapı

Ana cümle, birçok virüsün benzer bir sistem kullandığını söyler. Ardından with ile başlayan ek yapı karşıtlığı kısaltır: with the only difference being ... ifadesi and the only difference is ... ile eşdeğerdir. the only difference isim öbeği, çekimsiz being fiilinin anlamca öznesidir; dolayısıyla being ana cümledeki ilerleyici zamanın parçası değildir. İç içe geçmiş which neurons they're specific to yan cümlesi, bu farkın içeriğini belirtir. Bildirme cümlesi sözcük dizilişini korur, they virüslere gönderme yapar ve sondaki to, specific to sıfat kalıbını tamamlar.

Alıştırma

Cümleyi with / the main difference / being parçalarından kurulan kısa ek yapıyla tamamlayın: Both services offer the same features, ____ how quickly they respond.

Cevabı göster

with the main difference being

This zombie virus would have to use specific neurons Dilbilgisi

1:11

Bu zombi virüsünün belirli nöronları kullanıp

to affect particular parts of the brain

1:13

beynin belirli bölgelerini etkileyerek

to induce a zombie state

1:15

bir zombi hâli yaratması,

without damaging the entire brain. Dilbilgisi

1:17

ama beynin tamamına zarar vermemesi gerekir.

Dilbilgisi

Varsayımsal bir durumda gerekli koşulu anlatan would have to

Would have to, hayal edilen bir durumun işlemesi için bir şeyin zorunlu olduğunu belirtir. Burada virüs varsayımsaldır; belirli nöronları kullanmak yalnızca bir olasılık değil, bir gereklilik olarak sunulur. Kalıp özne + would have to + fiilin yalın hâlidir. Varsayılan bir koşuldan zorunlu bir sonuca ulaştığınızda kullanılır.

Alıştırma

Hayal edilen bir durumda zorunlu bir koşulu göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? If the town built a tunnel under the river, engineers ___ protect it from flooding.

  1. might have to
  2. would have to
  3. had to
Cevabı göster

would have to

Dilbilgisi

without + -ing yapısı: without damaging the entire brain

Without damaging the entire brain, ana hedefe ulaşılırken gerçekleşmemesi gereken istenmeyen bir sonucu anlatır. Önceki eylemi olumsuz yapmaz; eylemin nasıl gerçekleşebileceğine bir kısıtlama ekler. Without sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada damaging, -ing biçimidir ve eylemi gerçekleştiren örtük unsur virüs ya da virüsün etkisidir.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: The update fixed the bug without ____ any user data. (delete)

Cevabı göster

deleting

Sound unlikely? Ton ve niyet

1:19

Kulağa pek olası gelmiyor, değil mi?

Ton ve niyet

Sound unlikely? ile dinleyiciye yöneltilen eksiltili soru

Buradaki sound, “duyulduğunda veya anlatıldığında öyle görünmek” anlamına gelen bir bağ fiilidir. Sorunun tam hâli Does that sound unlikely? şeklindedir. Kısa konuşma biçiminde, bağlamdan anlaşılan that öznesi ile does yardımcı fiili atılır. Bu kısa retorik soru, dinleyicinin kuşkusunu önceden dile getirir ve dikkati ardından gelecek kanıtlara yöneltir. Konu zaten belliyse konuşmacı bu kalıpla dinleyicilerin muhtemel tepkisini ifade edebilir.

Alıştırma

Sunucunun kısa sorusunu sound kullanılan eksiltili biçimle tamamlayın: “The device works without a battery. ____?”

Cevabı göster

Sound unlikely

Well, it just so happens that the olfactory nerve, Notlar

1:20

Ama ne tesadüftür ki koku siniri,

which is in your nose and used for scent,

1:23

yani burnunuzda bulunan ve koku almanızı sağlayan sinir,

leads directly to some areas of the brain

1:25

beynin bazı bölgelerine doğrudan uzanır;

that could cause zombified effects.

1:27

bu bölgeler zombi benzeri etkiler yaratabilir

Anlatım akışı

Beklenmedik biçimde ilgili bir gerçek için it just so happens that

It just so happens that, tesadüfen veya beklenmedik biçimde konuyla ilgili olan bir gerçeği sunar. Burada Sound unlikely? ile dile getirilen kuşkuya, önceki olasılığı tam olarak destekleyen gerçeği vererek yanıt olur. Dil bilgisi bakımından it hazırlayıcı özne görevi görür, asıl bilgiyi ise that yan cümlesi taşır. Just, “tam da öyle olması” veya “tesadüfen” anlamını güçlendirir; bu, happen to + verb yapısı değildir.

Alıştırma

Tek tanığın komşunuz olduğunu öğrenince şaşırıyorsunuz. Cümleyi tesadüfü vurgulayan kalıpla tamamlayın: “____ the only witness is my neighbor.”

Cevabı göster

It just so happens that

Kültür

Olfactory nerve: koku alma siniri

“Olfactory nerve”, burundaki reseptörlerden gelen koku bilgisini beyne taşıyan duyu sinirinin anatomik adıdır. Burada olfactory “koku duyusuyla ilgili” anlamına gelir; nerve ise sinirlilik hissini değil, sinyal taşıyan bir sinir yolunu belirtir. Cümle, bu siniri burundaki bir şeyi zombiye benzer etkiler oluşturabilecek beyin bölgelerine bağlayan varsayımsal yol olarak sunar. Bu, videodaki hipotezi açıklar; bu tür etkilerin gerçek olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bilimsel terimi tamamlayın: The nerve that carries smell information from the nose to the brain is the ____.

Cevabı göster

olfactory nerve

and would leave other areas of the brain intact.

1:29

ve bu sırada beynin diğer bölgeleri sağlam kalabilir.

Specifically, it leads to the ventromedial hypothalamus, Kültür

1:31

Bu sinir özellikle ventromedial hipotalamusa uzanır;

which tells you you're full,

1:34

bu bölge doyduğunuzu size bildirir.

the amygdala, which controls emotion and memory,

1:35

Ayrıca duygu ve hafızayı kontrol eden amigdalaya

and the frontal cortex responsible for problem solving,

1:38

ve problem çözmekten sorumlu frontal kortekse de uzanır;

morality, and inhibiting impulsive action.

1:40

frontal korteks ahlaki yargılardan ve dürtüsel davranışları dizginlemekten de sorumludur.

Kültür

Ventromedial hipotalamus, amigdala ve frontal korteks

Cümle üç beyin bölgesi ile işlevleri arasında bağlantı kurar: ventromedial hipotalamus tokluk hissiyle, amigdala duygu ve hafızayla, frontal korteks ise problem çözme, ahlaki yargı ve dürtüsel davranışların engellenmesiyle ilişkilendirilir. Bu “bölge → işlev → olası davranış” düzeni argümanı yapılandırır. Anatomik terimler bölgeleri tanımlar; ardından gelen açıklamalar ise her bölgenin öne sürülen zombi benzeri etkiler açısından neden önemli olduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümlenin basitleştirilmiş açıklamasına göre hangi bölge–işlev bağlantıları doğrudur?

  1. ventromedial hypothalamus—duygu ve hafıza; amygdala—problem çözme; frontal cortex—tokluk
  2. ventromedial hypothalamus—görme; amygdala—tokluk; frontal cortex—işitme
  3. ventromedial hypothalamus—tokluk; amygdala—duygu ve hafıza; frontal cortex—problem çözme ve dürtüleri engelleme
Cevabı göster

ventromedial hypothalamus—tokluk; amygdala—duygu ve hafıza; frontal cortex—problem çözme ve dürtüleri engelleme

Essentially, transmission of a virus through the olfactory nerve Anlatım akışı

1:43

Kısacası bir virüsün koku siniri yoluyla iletilmesi,

could create super hungry, aggressive, brain-dead beings Kelime

1:46

aşırı aç, saldırgan ve beyni işlevsiz varlıklar yaratabilir;

that can't recognize family and friends

1:49

bunlar ailelerini ve arkadaşlarını tanıyamaz

Kelime

Brain-dead sebagai exagerasi nonklinis

Bu kurgusal betimlemede brain-dead, varlıkların normal tanıma ve özdenetim yetilerini fiilen kaybettiğini anlatan abartılı bir sıfattır. Ardından gelen that yan cümlesi, kastedilen davranışsal belirtileri verir. Bu, beyin ölümüne ilişkin kesin bir tanı değildir. Aynı biçim bu sahnenin dışında klinik bir sıfat olarak da kullanılabilir; dolayısıyla bunun gerçek anlamlı tıbbi dil mi yoksa sert bir mecaz mı olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Yargı: Bir öğrenci, sıradan bir hata yaptıktan sonra sınıf arkadaşına gelişigüzel “brain-dead” diyor. Bu uygun ve tarafsız bir kullanım mıdır?

  1. Hayır, serttir ve hakaret gibi duyulabilir.
  2. Evet, tarafsız ve kesin bir kullanımdır.
Cevabı göster

Hayır, serttir ve hakaret gibi duyulabilir.

or control their own actions other than to feed. Dilbilgisi

1:51

ve beslenmek dışında kendi davranışlarını kontrol edemezler.

Anlatım akışı

Özetleme belirteci olarak Essentially,

Essentially burada yeni bir mekanizma sunmaz. Önceki birkaç teknik ayrıntıyı, dinleyicinin daha kolay anlayabileceği tek bir ana sonuçta toplar. Ardından gelen ifadenin temel sonucun basitleştirilmiş bir yeniden anlatımı olduğunu gösterir. Özet ana fikri korur, ancak bütün teknik ayrıntıları içerdiğini iddia etmez.

Alıştırma

“Essentially, the new policy combines several small rules into one clear standard,” cümlesinde “Essentially” dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşmacı ana noktayı basitleştirilmiş biçimde ifade ediyor.
  2. Konuşmacı ilgisiz yeni bir ayrıntı sunuyor.
  3. Konuşmacı olgusal bir hatayı düzeltiyor.
Cevabı göster

Konuşmacı ana noktayı basitleştirilmiş biçimde ifade ediyor.

Dilbilgisi

other than to feed: tek istisnayı belirtmek

Burada other than, “dışında” anlamına gelir. Bu varlıkların kendi hareketlerini kontrol etme becerisini sınırlar: olumsuz ifadenin dışında kalan tek hareket beslenmedir. other than to + fiilin yalın hâli kalıbı, olumsuz veya sınırlayıcı bir düşünceden sonra geriye kalan tek hareketi, amacı ya da seçeneği gösterebilir. to feed mastarı bu istisnayı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi other than + mastar kalıbıyla tamamlayın: The emergency beacon has no function ____ send a distress signal.

Cevabı göster

other than to

Sounds kind of like a zombie. Ton ve niyet

1:54

Kulağa biraz zombi gibi geliyor.

Ton ve niyet

Sounds kind of like...: yumuşatılmış gündelik karşılaştırma

Sounds, konu zaten belli olduğunda gündelik yanıtlarda sık görülen bir kısaltmayla It veya That öznesini düşürür. Burada sounds like, “izlenimini veriyor” anlamındadır; yalnızca kulakla duyulan bir sese gönderme yapmaz. Kind of, like a zombie karşılaştırmasını yumuşatarak onu daha az kesin ve daha az güçlü hâle getirir. Önceki aşırı tasvirin ardından bu hafif ifade, ölçülü bir mizah da yaratır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız riskli görünen bir plan anlatıyor ve siz gündelik, temkinli bir karşılaştırma yapmak istiyorsunuz. Hangi yanıt bu amaca en uygundur?

  1. Sounds exactly like a risky shortcut.
  2. Sounds kind of like a risky shortcut.
  3. It is a kind of risky shortcut.
Cevabı göster

Sounds kind of like a risky shortcut.

So while the picture of a rotting or invincible zombie Dilbilgisi

1:55

Dolayısıyla çürüyen veya yenilmez bir zombi görüntüsü

may be less than likely,

1:58

pek olası görünmese de

with the right virus nerve specificity,

1:59

doğru sinirleri seçici biçimde hedefleyen bir virüsle

a form of zombies could be possible.

2:01

bir tür zombinin ortaya çıkması mümkün olabilir.

Dilbilgisi

while ... may be less than likely ... could be possible ile ödünleme ve temkinli olasılık

Burada while ödünleyici bir işlev taşır: çürüyen ya da yenilmez zombi imgesini daha dar bir bilimsel olasılıkla karşılaştırır. Bu kullanımda although veya whereas anlamına yakındır; bir şey olurken anlamındaki zaman bağlantısı değildir. may be less than likely ve could be possible ifadeleri kesinlik derecesini dikkatle sınırlar. İlki, filmlerdeki aşırı imgeyi kuşkulu gösterirken zombi benzeri bütün sonuçları dışlamaz; ikincisi ise doğru virüs türünün var olduğu koşuluyla bir olasılığı korur. Aktarılabilir kalıp şöyledir: While [geniş ya da aşırı bir iddia kuşkuludur], [daha dar bir iddia] could be possible.

Alıştırma

Vurgulanan üç ifadeyle temkinli sonucu tamamlayın: ____ a nationwide launch ____ this year, a limited regional trial ____.

Cevabı göster

While · may be less than likely · could be possible

Will you be ready?

2:04

Hazır olacak mısınız?

Got a burning question you want answered? Deyimler

2:06

Yanıtını öğrenmek için sabırsızlandığınız bir soru mu var?

Deyimler

Burning question: acilen yanıtı istenen önemli soru

Burning question, birinin yanıtını yoğun biçimde ya da acilen öğrenmek istediği önemli bir soruyu anlatan deyimdir. Burning, yanıt ihtiyacının gücünü artırır; ortada gerçekten yanan bir şey yoktur. Bu davette ifade, izleyicilerden soru istemeyi daha canlı ve ilgi çekici hâle getirir. Soru yalnızca sıradan değil, acil, merak uyandırıcı veya konunun merkezinde hissedildiğinde en doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi acil ve önemli bir soru anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before we end the interview, I have one ____ for the scientist.

Cevabı göster

burning question

Ask it in the comments or on Facebook and Twitter

2:07

Yorumlarda, Facebook'ta ya da Twitter'da sorun

and subscribe for more weekly science videos.

2:10

ve her hafta yeni bilim videoları için abone olun.