Hangi ülkenin okulları en iyi? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
857 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Program, PISA sıralamalarının neyi ölçtüğünü, birbirinden çok farklı ülkeleri karşılaştırmanın neden hâlâ tartışmalı olduğunu ve Estonya gibi küçük fakat başarılı sistemlerin her geçmişten öğrenciyi ortak bir eğitim standardına nasıl ulaştırmaya çalıştığını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. very contentious idea — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: contentious sözcüğünün yalnızca zor olanı değil, ciddi görüş ayrılıkları doğurabilecek bir öneriyi anlatan resmî bir sıfat olduğunu anlayın; tartışmalı politikaları, karşılaştırmaları ve yöntemleri nitelerken doğru biçimde kullanın. 2. if you want / this is how you measure it. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if yan cümlesinin bir hedef sunduğunu, ana cümlenin ise ona ulaşma ya da onu değerlendirme yöntemini açıkladığını fark edin; belirli bir gösterge, araç veya stratejinin işlevini anlatmak için iki parçalı çerçeveyi kullanın. 3. regardless of their background — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Kökenin veya toplumsal koşulların standart ya da sonuç üzerinde etkili olmadığını belirtmek için bu sabit ifadeyi kullanın; özellikle eşit erişim, kurumsal kurallar ve eğitimde adalet konularında yararlanın.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Phil.

0:11

Ben Phil.

And I'm Beth.

0:12

Ve ben Beth.

So, Beth,

0:13

Yani, Beth,

we're talking about the best education systems in the world today. Kalıp ifadeler

0:15

bugün dünyadaki en iyi eğitim sistemleri hakkında konuşuyoruz.

Kalıp ifadeler

we're talking about: güncel konuyu tanıtmak

Talk about, bir konuyu tartışmak veya konuşmayı o konuya odaklamak anlamına gelir. Bu cümlede we're talking about, programın konusu olan en iyi eğitim sistemlerini tanıtıyor. Şimdiki zaman yapısındaki we're talking, şu anda ele alınan konuyu gösterir. Konu about sözcüğünden sonra gelir: We're talking about climate change.

Alıştırma

Bu program açılışını tamamlamak için we're kısaltmasını ve eksiksiz talk about yapısını kullanın: Today, ____ online safety.

Cevabı göster

we're talking about

You went to school here in Britain.

0:20

Sen burada, Britanya'da okula gittin.

What do you think of the British education system? Ton ve niyet

0:22

İngiliz eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsun?

Ton ve niyet

What do you think of ...?: değerlendirme istemek

What do you think of ...?, bir kişinin başka bir kişi, nesne veya sistem hakkındaki görüşünü ya da genel değerlendirmesini sormak için kullanılır. Burada konuşmacı, karşısındaki kişinin Britanya eğitim sistemini nasıl değerlendirdiğini soruyor. Bu soru, yalnızca evet veya hayırdan daha ayrıntılı bir yanıt ister. Yanıtta güçlü ve zayıf yönlerden, kaliteden veya genel izlenimden söz edilebilir.

Alıştırma

Yalnızca tercih veya deneyimi değil, açık ve genel bir değerlendirmeyi isteyen soru hangisidir?

  1. Do you like the new science museum?
  2. What do you think of the new science museum?
  3. Have you visited the new science museum?
Cevabı göster

What do you think of the new science museum?

Do you think it could be the best? Dilbilgisi

0:24

Sence en iyisi olabilir mi?

Dilbilgisi

could be the ...: ihtimali temkinli biçimde ifade etme

Burada could be, “olması mümkün” anlamına gelir; “geçmişte olabilme yeteneğine sahipti” anlamında değildir. Soru, onun en iyisi olmasının mümkün bir değerlendirme olup olmadığını sorar. Could, ifadeyi is kullanımına göre daha az kesin hâle getirir. Böylece karşıdaki kişi katılabilir, karşı çıkabilir veya başka seçenekleri düşünebilir.

Alıştırma

Temkinli bir olasılık ifade etmek için could kullanarak cümleyi üç kelimeyle tamamlayın: Of all the designs, this ____ best.

Cevabı göster

could be the

Um I think that it's quite good. Kelime

0:26

Hım, bence oldukça iyi.

Kelime

it's quite good: olumlu ama ölçülü bir övgü

Bu cümlede it's quite good, olumlu ama ölçülü bir değerlendirmedir. Konuşan kişi onun iyi olduğunu düşünür, ancak mükemmel veya en iyisi olduğunu söylemez. good gibi derecesi değişebilen bir sıfatla kullanıldığında, Britanya İngilizcesindeki quite çoğu zaman “oldukça” veya “bir hayli” anlamına gelir. Tam gücü ses tonuna ve bağlama bağlıdır; sonradan gelen maybe not the best çekincesi, buradaki övgünün sınırlı olduğunu doğrular.

Alıştırma

Birisi, “The hotel is quite good, but I wouldn't call it excellent.” diyor. Bu Britanya İngilizcesi bağlamında quite good en büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kötü ve konuşan kişi alay ediyor.
  2. Mükemmel ve daha iyi olması mümkün değil.
  3. İyi, ancak övgü sınırlı.
Cevabı göster

İyi, ancak övgü sınırlı.

Uh there's probably a couple of things that I personally would change about it, Notlar

0:29

Ih, kişisel olarak değiştirmek isteyeceğim birkaç şey olabilir,

Kalıp ifadeler

a couple of things: gündelik konuşmada az sayıda şey

A couple of things tam olarak iki şey anlamına gelebilir; ancak gündelik konuşmada çoğu zaman yaklaşık olarak az sayıda şeyi ifade eder. Burada konuşmacı kesin bir sayı vermiyor. Bu ifade, olası değişiklikleri uzun bir sorun listesi gibi değil, sınırlı ve kolayca ele alınabilir birkaç nokta gibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, az sayıda şeyi belirten dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: I have ____ to check before we leave.

Cevabı göster

a couple of things

Dilbilgisi

would change about it: varsayımsal bir kişisel iyileştirme

Tam yapı olan a couple of things that I personally would change about it içinde that, things sözcüğüne gönderme yapar ve change fiilinin nesnesidir. About it neyin değerlendirildiğini belirtir. I personally would change about it dizisi önceki nesneye bağlıdır ve tek başına eksiksiz bir yapı değildir. Would, değişikliği varsayımsal bir durumda konuşmacının kişisel seçimi olarak sunar: karar bana kalsaydı değiştirirdim. Bu, it must change demekten daha az güçlü gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: I tested the website. There are two details I ____.

Cevabı göster

would change about it

but I would say it's quite good,

0:32

ama oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim,

but maybe not the best in the world. Ton ve niyet

0:34

ama belki de dünyadaki en iyisi değil.

Ton ve niyet

but maybe not the best: çekinceyi yumuşatmak

“but maybe not the best” ifadesi, olumlu bir değerlendirmenin ardından bir çekince ekler. “But” karşıtlık bildirir, “maybe” konuşanın kesinlik düzeyini azaltır ve “not the best”, bir şeyin kötü olduğunu söylemeden yalnızca en güçlü övgüyü reddeder. Önce övgü, ardından sınırlama getiren bu kalıp, bir güçlü yönü kabul ederken anlaşmazlığı veya şüpheyi daha az doğrudan ifade etmenizi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yumuşatma ifadesinin aynısıyla tamamlayın: The laptop is light, ____ for gaming.

Cevabı göster

but maybe not the best

Well, in this program, Anlatım akışı

0:37

Pekala, bu programda,

we're going to be talking about the PISA rankings. Kültür

0:39

PISA sıralamaları hakkında konuşacağız.

Anlatım akışı

in this program, we're going to be talking...: konuyu önceden duyurmak

“In this program”, sırada gelecek içeriğin kapsamını belirler. Ardından “We’re going to be talking about...”, ayrıntılar başlamadan önce konuyu söyler. Bu iki bölüm birlikte, dinleyiciye açık bir beklenti vererek bilgiyi düzenler. Kalıp, ortam “lesson” veya “presentation” olarak ve konuşan kişi “I” veya “we” olarak değiştirilerek uyarlanabilir.

Alıştırma

Ders açılışını konuyu bildiren kalıbın aynısıyla tamamlayın: In today's science lesson, ____ how plants make food.

Cevabı göster

we're going to be talking about

Kültür

the PISA rankings: uluslararası öğrenci değerlendirmesinden çıkan sıralamalar

PISA, OECD tarafından koordine edilen Programme for International Student Assessment adlı araştırmanın kısaltmasıdır. Araştırma, 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki bilgi ve becerilerini ne kadar iyi kullanabildiğini inceler. Bu cümlede the PISA rankings, PISA sonuçlarına dayanan ve genellikle katılımcı eğitim sistemlerini karşılaştıran sıralamaları ifade eder. Bu ad, konunun sıradan bir sıralama değil, uluslararası bir eğitim değerlendirmesi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the PISA rankings neyi ifade ediyor?

  1. 15 yaşındaki öğrencilere yönelik uluslararası bir değerlendirmeye dayanan sıralamalar
  2. Farklı pizza türlerinin sıralamaları
  3. Tek bir okulun hazırladığı sınıf sıralamaları
Cevabı göster

15 yaşındaki öğrencilere yönelik uluslararası bir değerlendirmeye dayanan sıralamalar

The rankings are based on tests carried out by the OECD. Notlar

0:42

Sıralamalar OECD tarafından yürütülen testlere dayanıyor.

Kalıp ifadeler

are based on: bir sonucun dayanağını belirtmek

Are based on, bir şeyin başka bir şeyi kanıt veya dayanak olarak kullandığını ifade eder. Bu cümlede testler, sıralamaların oluşturulmasında kullanılan temeldir. Kalıp A + be + based on + B şeklindedir. Be biçimi A ile uyumlu olur; bu nedenle çoğul özne the rankings ile are kullanılır. Bu kalıp bir sonucun, kararın, iddianın veya hikâyenin neye dayandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi be based on kalıbının doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The recommendations ____ evidence from several studies.

Cevabı göster

are based on

Öbek fiiller

carried out: testleri planlı biçimde yürütmek

Carried out, carry out öbek fiilinin geçmiş ortaç biçimidir ve “gerçekleştirilen” ya da “yürütülen” anlamına gelir. Burada tests sözcüğünü niteler: tests carried out by the OECD, “OECD tarafından gerçekleştirilen testler” demektir. Carry out; test, araştırma, anket, deney, kontrol veya plan gibi düzenli biçimde yürütülen işler için kullanılır. Burada bir şeyi dışarı taşımak gibi gerçek anlamlı bir kullanım yoktur.

Alıştırma

Cümleyi carry out fiilinin doğru geçmiş ortaç biçimiyle tamamlayın: The experiment was ____ under strict safety rules.

Cevabı göster

carried out

That's an international organization every three years.

0:46

Bu uluslararası bir kuruluştur; söz konusu testler üç yılda bir yapılır.

Kültür

the OECD: testlerin arkasındaki uluslararası kuruluş

OECD, Organisation for Economic Co-operation and Development, yani Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü adının kısaltmasıdır. Hükûmetlerin eğitim dâhil ekonomi ve kamu politikası konularında birlikte çalıştığı uluslararası bir kuruluştur. Bu cümlede by the OECD, testleri gerçekleştiren kurumu belirtir. Bu da sıralamaların yalnızca tek bir okuldan veya ülkeden değil, uluslararası bir kurumdan gelen testleri kullandığını gösterir.

Alıştırma

Örnekte the OECD neyi ifade ediyor?

  1. Ekonomi ve kamu politikası konularında çalışan uluslararası bir kuruluş
  2. Üç yılda bir öğretilen bir okul dersi
  3. Yalnızca Birleşik Krallık’ta kullanılan bir puanlama yöntemi
Cevabı göster

Ekonomi ve kamu politikası konularında çalışan uluslararası bir kuruluş

The tests attempt to show Kalıp ifadeler

0:50

Testler şunu göstermeye çalışıyor

which countries are the most effective Kalıp ifadeler

0:52

hangi ülkelerin en etkili olduğunu

at teaching maths, science, and reading.

0:54

matematik, bilim ve okuma öğretiminde.

Kalıp ifadeler

attempt to show: amacı temkinli biçimde belirtme

Attempt to show, «göstermeye çalışmak» anlamına gelir ve attempt to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. Burada testlerin amacı, hangi ülkelerin en etkili biçimde eğitim verdiğini göstermek olarak sunulur. Doğrudan the tests show demekten farklı olarak attempt to show, testlerin kesinlikle başarılı olduğunu veya sonucu kanıtladığını söylemez. Bir testin, araştırmanın ya da raporun amacını temkinli ve oldukça resmî biçimde belirtir.

Alıştırma

Cümleyi attempt to show ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new survey ____ whether children get enough sleep.

Cevabı göster

attempts to show

Kalıp ifadeler

the most effective at teaching: üstünlük + at + -ing

The most effective at teaching, the most effective üstünlük yapısını be effective at + fiil-ing kalıbıyla birleştirir. At, değerlendirilen etkinliği belirtir ve bir edat olduğu için teach, -ing biçimi olan teaching hâline gelir. The most, bir grubun üyelerini karşılaştırır ve en iyi performans gösteren kişi ya da kişileri en üste yerleştirir. Bu cümlede ülkeler matematik, fen ve okumayı ne kadar etkili öğrettiklerine göre karşılaştırılır.

Alıştırma

Cümleyi the most effective at + fiil-ing kalıbıyla tamamlayın: Of the three schools, this one is ____ children to read.

Cevabı göster

the most effective at teaching

But is that really possible to measure? Kalıp ifadeler

0:57

Ancak bunu gerçekten ölçmek mümkün mü?

Kalıp ifadeler

possible to measure: bir şeyin sayısallaştırılıp sayısallaştırılamayacağını sormak

Possible to measure, bir şeyin ölçülebilir, sayısallaştırılabilir veya değerlendirilebilir olduğu anlamına gelir. Bu soruda ölçülen şey that sözcüğünün gösterdiği unsurdur; measure fiili etkin mastar biçimi olan to measure olarak görünse de anlam bakımından that ölçülmektedir. be possible to + fiil kalıbı, bir eylemin gerçekçi ya da güvenilir biçimde yapılıp yapılamayacağını sorar. Yaratıcılık veya eğitimin etkisi gibi soyut konularda really, bir testin veya sayının geçerli bir sonuç verip veremeyeceğine dair kuşku belirtebilir.

Alıştırma

Soruyu possible to ve doğru fiille tamamlayın: Is creativity really ____ with one test?

Cevabı göster

possible to measure

Well, here is former BBC education correspondent Sean Coughlan Kelime

1:00

Şimdi BBC'nin eski eğitim muhabiri Sean Coughlan'ı dinleyelim

talking to BBC World Service program The Global Story.

1:04

BBC World Service programı The Global Story'ye konuşuyor.

Kelime

former BBC education correspondent: geçmişte yapılmış uzman bir gazetecilik görevi

Education correspondent, düzenli olarak eğitim alanında haber yapan bir gazetecidir. Bu haber sunumunda BBC kurumun adını, education ise gazetecinin uzmanlaştığı konu alanını belirtir. Former sözcüğü meslek unvanının tamamını niteler. Sean Coughlan'ın geçmişte BBC'deki bu görevi yaptığını ancak artık yapmadığını belirtir; öldüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

former BBC education correspondent ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. Geçmişte eğitim dışındaki her konuda BBC için haber yapan bir gazeteci
  2. Geçmişte BBC için eğitim haberlerinde uzmanlaşmış bir gazeteci
  3. Şu anda BBC'de çalışan ve öğrencilere mektup yazan bir öğretmen
Cevabı göster

Geçmişte BBC için eğitim haberlerinde uzmanlaşmış bir gazeteci

When they were introduced first of all,

1:08

Bunlar ilk tanıtıldığında,

that was a very contentious idea because people said, Kelime

1:09

bu çok tartışmalı bir fikirdi çünkü insanlar şöyle diyordu:

Kelime

“very contentious idea”: güçlü görüş ayrılığına yol açan bir fikir

“A very contentious idea” ifadesinde contentious, fikrin güçlü bir görüş ayrılığına veya tartışmaya yol açmasının muhtemel olduğunu belirtir. Very, bu görüş ayrılığının derecesini özellikle yüksek gösterir. Bu kelime fikrin ne kadar içerik taşıdığını değil, yol açabileceği tepkiyi anlatır. Ardından gelen because yan cümlesi, insanların neden karşı çıktığını açıklamaya başlar.

Alıştırma

Burada “a very contentious idea” ne anlama geliyor?

  1. Herkesin hızla kabul ettiği bir fikir
  2. Ayrıntılı içerikle dolu bir fikir
  3. Güçlü bir görüş ayrılığına yol açması muhtemel bir fikir
Cevabı göster

Güçlü bir görüş ayrılığına yol açması muhtemel bir fikir

"How can you possibly compare big countries? Ton ve niyet

1:11

"Büyük ülkeleri nasıl kıyaslayabilirsiniz ki?

Ton ve niyet

“How can you possibly compare ...?”: güçlü bir itiraz

“How can you possibly compare ...?” bir yöntem sorusu gibi görünebilir, ancak burada güçlü bir itiraz bildiren retorik bir sorudur. Konuşan kişi karşılaştırmanın makul, hatta mümkün olduğundan şüphe eder. Possibly, can sözcüğünden sonra gelir ve şaşkınlığı veya inanmama duygusunu güçlendirir. Soru genellikle “Bunları nasıl adil biçimde karşılaştırabileceğini anlamıyorum” mesajını verirken diğer kişinin karşılaştırmayı savunmasına da fırsat bırakır.

Alıştırma

“How can you possibly compare these two plans?” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi planları karşılaştırma adımlarını tarafsız biçimde sorar.
  2. Konuşan kişi planları karşılaştırmanın makul olduğundan ciddi biçimde şüphe eder.
  3. Konuşan kişi planların zaten başarıyla karşılaştırıldığını söyler.
Cevabı göster

Konuşan kişi planları karşılaştırmanın makul olduğundan ciddi biçimde şüphe eder.

How can you compare America to Luxembourg or to, Kalıp ifadeler

1:14

Amerika'yı Lüksemburg'la veya,

Kalıp ifadeler

compare America to Luxembourg: compare A to B kalıbı

compare A to B kalıbı, benzerlikleri, farklılıkları veya göreceli özellikleri görmek için A ile B'yi birlikte incelemek anlamına gelir. Burada America, A'nın; Luxembourg ise B'nin yerindedir. How can you compare ...? ifadesinde konuşan kişi yalnızca karşılaştırmanın nasıl yapılacağını sormaz. İki yeri aynı karşılaştırma çerçevesine koymanın mantıklı veya adil olup olmadığını sorgular. Bu nedenle kalıp, bir karşılaştırmaya itiraz etmek için de kullanılabilir.

Alıştırma

compare A to B kalıbını tek kelimeyle tamamlayın: Compare this phone's battery life ____ that phone's battery life.

Cevabı göster

to

you know, or to parts of China or whatever?" Ton ve niyet

1:17

biliyorsunuz, veya Çin'in bazı bölgeleriyle veya başka bir yerle nasıl kıyaslayabilirsiniz?"

Ton ve niyet

or whatever: gündelik bir listeyi açık bırakmak

Or whatever, bütün olasılıkları saymadan bir listeyi bitirmenin gündelik bir yoludur. “Ya da aynı genel türden başka bir şey veya yer” anlamına gelir ve listeyi kesinleştirmek yerine bilinçli olarak açık bırakır. Burada karşılaştırılabilecek olası yerlerden sonra gelir; böylece konuşan kişi başka benzer bölgelere de yer bırakır. Whatever denen belirli bir şeyi tanımlama isteği değildir.

Alıştırma

“For lunch, we can have sandwiches, pasta, or whatever,” cümlesinde “or whatever” ne işe yarar?

  1. Her yiyeceğin kesin tanımını ister.
  2. Hepsini saymadan başka benzer seçeneklere yer bırakır.
  3. Makarnanın kabul edilebilir tek seçenek olduğunu söyler.
Cevabı göster

Hepsini saymadan başka benzer seçeneklere yer bırakır.

Sean said that the tests were contentious.

1:19

Sean, testlerin tartışmalı olduğunu söyledi.

If something is contentious,

1:22

Eğer bir şey contentious (tartışmalı) ise,

then it's something that people might argue about.

1:25

o zaman insanların hakkında tartışabileceği bir şeydir.

It's controversial.

1:27

Kutuplaştırıcıdır.

So, at first,

1:29

Yani, ilk başta,

PISA tests were contentious

1:30

PISA testleri tartışmalıydı

because not everyone believed it was fair Dilbilgisi

1:32

çünkü herkes bunun adil olduğuna inanmıyordu

to compare very different countries.

1:34

çok farklı ülkeleri kıyaslamanın.

Dilbilgisi

not everyone believed it was fair: kısmi olumsuzluk

Not everyone believed it was fair kısmi olumsuzluk bildirir. En az bir kişinin karşılaştırmanın adil olduğuna inanmadığı anlamına gelir; herkesin bunun adaletsiz olduğunu düşündüğü anlamına gelmez. not + everyone yapısı, bir ifadenin grubun tamamı için geçerli olduğu fikrini reddeder. Diğer kişilerin ne düşündüğünü belirtmez. not everyone agrees ve not everyone knows ifadelerinde de aynı yapı vardır.

Alıştırma

Bu cümlede “not everyone believed it was fair” ne anlama geliyor?

  1. Hiç kimse bunun adil olduğuna inanmıyordu.
  2. Herkes bunun adaletsiz olduğuna inanıyordu.
  3. En azından bazı kişiler bunun adil olduğuna inanmıyordu, ancak cümle diğerlerinin ne düşündüğünü belirtmiyor.
Cevabı göster

En azından bazı kişiler bunun adil olduğuna inanmıyordu, ancak cümle diğerlerinin ne düşündüğünü belirtmiyor.

Phil, I've got a question for you about them. Ton ve niyet

1:37

Phil, sana onlarla ilgili bir sorum var.

Ton ve niyet

I've got a question for you: bir soruya giriş yapmak

I've got a question for you, karşınızdaki kişiye birazdan bir soru soracağınızı bildiren bir konuşma ifadesidir. For you, cevap vermesi beklenen kişiyi; about them ise sorunun konusunu belirtir. Burada I've got, I have yani “bir şeye sahip olmak” anlamındadır. Konuşanın bir soruyu elde ettiği veya teslim aldığı anlamına gelmez. Bu giriş, asıl sorudan önce dinleyiciye kısa bir uyarı verir ve konuşma sırasını ona geçirir.

Alıştırma

Bu dersteki hedef giriş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Priya, ____ about the science project.

Cevabı göster

I've got a question for you

So, in 2022,

1:39

Peki, 2022'de,

Singapore was top of the reading rankings. Kalıp ifadeler

1:41

Singapur okuma sıralamasında birinciydi.

Kalıp ifadeler

was top of the reading rankings: birinci sırada olmak

Bu cümlede was top of the reading rankings, Singapur'un okuma sıralamasında birinci olduğu anlamına gelir. Top, bir nesnenin fiziksel üst kısmını değil, sıralı bir listedeki en yüksek konumu anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp be top of + bir sıralama, puan tablosu, sınıf veya gruptur. Be fiilini özneye ve zamana göre is top of ya da was top of şeklinde değiştirin.

Alıştırma

Cümleyi be top of kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last term, Maya ____ class in science.

Cevabı göster

was top of the

But which of these countries came second?

1:45

Ama bu ülkelerden hangisi ikinci oldu?

Was it A, the USA?

1:48

A, ABD mi?

B, Ireland?

1:50

B, İrlanda mı?

Or C, the UK?

1:52

Yoksa C, Birleşik Krallık mı?

I think it might be B, Ireland. Dilbilgisi

1:53

Bence B, İrlanda olabilir.

Dilbilgisi

might be: belirsiz bir tahminde bulunmak

Might be, B yani İrlanda'yı kesin bir cevap olarak değil, olası bir cevap olarak sunar. Might, konuşanın kesinlik düzeyini azaltırken be tahmini olası cevaba bağlar. I think, tahminin açıkça ihtiyatlı olduğunu göstermek için might be ile birlikte kullanılabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp özne + might be + bir isim, sıfat veya yer ifadesidir; It might be a mistake ve She might be at home buna örnektir.

Alıştırma

Belirsiz tahmini might be ile tamamlayın: I'm not sure, but the answer ____ the blue key.

Cevabı göster

might be

Okay. Well, we will find out if that's correct Öbek fiiller

1:56

Tamam. Pekala, bunun doğru olup olmadığını öğreneceğiz

Öbek fiiller

find out: bilgi edinmek veya gerçeği öğrenmek

Find out, kontrol ederek, sorarak, araştırarak veya sonucu bekleyerek daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek demektir. Burada we will find out, that's correct ifadesinin doğru olup olmadığının daha sonra anlaşılacağını belirtir. Bu öbek fiilden sonra bir if/whether yan cümlesi, wh- yan cümlesi veya isim öbeği gelebilir: find out if it works, find out why it failed, find out the answer.

Alıştırma

Hangi cümlede find out, “kontrol ederek bilgi edinmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. We need to find the alarm that went missing.
  2. We need to turn off the alarm before it rings.
  3. We need to find out why the alarm went off.
Cevabı göster

We need to find out why the alarm went off.

at the end of the program.

1:59

programın sonunda.

A common pattern in the PISA rankings Anlatım akışı

2:01

PISA sıralamalarındaki yaygın bir model

is that the most successful countries tend to be smaller. Dilbilgisi

2:03

en başarılı ülkelerin daha küçük olma eğiliminde olmasıdır.

Anlatım akışı

A common pattern in ... is that ...: tekrar eden bir bulguyu sunmak

A common pattern in ... is that ... kalıbı bir gözlemi iki bölüm hâlinde düzenler. in öbeği incelenen veri grubunu veya örnekler kümesini belirtirken that yan cümlesi tekrar eden bulguyu verir. Bu cümlede in the PISA rankings kanıtın kaynağını belirlerken the most successful countries tend to be smaller eğilimi ifade eder. Bu kalıp, incelenen alan ile o alandan çıkarılan sonucu birbirinden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Tekrar eden bir bulguyu sunmak için hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ these reviews ____ customers often mention slow delivery.

Cevabı göster

A common pattern in · is that

Dilbilgisi

tend to be: genel bir eğilimi anlatmak

tend to be, istisnalara yer bırakarak bir şeyin genellikle doğru olduğunu belirtir. Burada başarılı ülkeler hakkındaki iddiayı mutlak olmaktan çıkarıp daha temkinli hâle getirir. Kalıp tend to + fiilin yalın biçimidir. Sonraki fikir bir durum veya özellik anlatıyorsa tend to be + sıfat ya da isim öbeği kullanılır. tend to be smaller buna bir örnektir.

Alıştırma

Mutlak bir kuralı değil, genel bir eğilimi anlatmak için cümleyi dersteki kalıpla tamamlayın: In cold weather, phone batteries ____ less efficient.

Cevabı göster

tend to be

Talking to BBC World Service program The Global Story,

2:08

BBC World Service programı The Global Story'ye konuşan

Sean Coughlan tells us that many large countries

2:12

Sean Coughlan bize birçok büyük ülkenin

from Western Europe don't score that highly in the rankings. Kalıp ifadeler

2:15

Batı Avrupa'dan, sıralamalarda o kadar da yüksek puan alamadığını söylüyor.

Kalıp ifadeler

don't score that highly: yüksek bir referans düzeyinin altında kalmak

score highly, iyi bir sonuç veya yüksek bir değerlendirme almak anlamına gelir. Cümlede score, yalnızca bir spor karşılaşmasının skorunu değil, sıralamadaki performansı anlatan bir fiildir; highly ise performans düzeyini belirten zarftır. don't score that highly ifadesindeki that, o kadar yüksek bir dereceye kadar anlamına gelir. İfade, ülkelerin bağlamın işaret ettiği yüksek düzeye ulaşmadığını söyler; performanslarının mutlaka kötü olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin tamamıyla tamamlayın: Compared with the market leaders, these budget phones ____ in camera tests.

Cevabı göster

don't score that highly

They're being outpaced and outperformed by these fast-upcoming countries, Kelime

2:19

Bu hızla gelişen ülkeler tarafından geride bırakılıyorlar ve geçiliyorlar,

Kelime

being outpaced and outperformed: edilgen out- fiilleri

Being outpaced and outperformed, sürmekte olan edilgen yapının bir parçasıdır: being + iki geçmiş zaman ortacı. Tam cümlede They're, they are yapısını sağlar. İfade, öznenin o sırada geride bırakıldığını anlatır; by ile başlayan bölüm ise onu geride bırakan tarafı belirtir. Burada out-, bir işi diğer taraftan daha iyi yapma anlamı katar. Outpace daha hızlı ilerlemeye, büyümeye veya gelişmeye; outperform ise genel olarak daha iyi sonuçlar almaya odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle eski bir teslimat hizmetinin şu anda hem hız hem de genel performans bakımından yeni rakibi tarafından geride bırakıldığını doğal biçimde anlatır?

  1. The old delivery service is being outpaced and outperformed by its new rival.
  2. The old delivery service is being outpace and outperform by its new rival.
  3. The old delivery service is outpacing and outperforming its new rival.
Cevabı göster

The old delivery service is being outpaced and outperformed by its new rival.

you know, Singapore or Estonia or or um Taiwan

2:23

biliyorsunuz, Singapur veya Estonya veya veya hım Tayvan

or the those sort of places

2:28

veya bu tür yerler

which have which we don't historically think of as being economic rivals. Kalıp ifadeler

2:29

tarihsel olarak ekonomik rakip olarak düşünmediğimiz yerler.

Kalıp ifadeler

think of A as being B: A’yı B olarak görmek

Think of A as being B, A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak demektir. A değerlendirilen kişi ya da şeydir; B ise A’ya verilen kimlik, kategori veya özelliktir. Bu cümlede don't historically, geçmişte alışılmış görüşün bu olmadığını belirtir: bu ülkeler geleneksel olarak ekonomik rakip sayılmıyordu. B bir isim öbeğiyse being çoğu zaman çıkarılabilir: think of A as B.

Alıştırma

Cümleyi think of A as being B yapısıyla tamamlayın: Many residents ____ the old station ____ part of the town's history.

Cevabı göster

think of · as being

But I suppose the argument for the PISA tests is Anlatım akışı

2:33

Ama sanırım PISA testleri için öne sürülen argüman şu,

Anlatım akışı

I suppose the argument for ... is ...: destekleyici bir gerekçeyi temkinli biçimde sunmak

“I suppose the argument for ... is ...” kalıbı; bir öneriyi, politikayı veya sistemi desteklemek için ileri sürülebilecek bir gerekçeyi sunar. Burada “the argument for the PISA tests”, bir tartışma veya kavga değil, PISA testleri lehindeki gerekçe anlamına gelir. “I suppose” ifadeyi kesin bir iddia olmaktan çıkarır ve farklı görüşlere yer bırakır. Böylece konuşan kişi, bir tarafın düşüncesini tartışılmaz bir gerçek olarak ilan etmeden sunabilir.

Alıştırma

Hangi cümle öneriyi destekleyen bir gerekçeyi temkinli biçimde sunuyor?

  1. The proposal will definitely lower costs.
  2. I suppose the argument against the proposal is that it could create delays.
  3. I suppose the argument for the proposal is that it could lower costs.
Cevabı göster

I suppose the argument for the proposal is that it could lower costs.

if you want to have a knowledge economy, Dilbilgisi

2:36

eğer bir bilgi ekonomisine sahip olmak istiyorsanız,

an economy based on skills,

2:37

becerilere dayalı bir ekonomi,

this is how you measure it.

2:39

bunu bu şekilde ölçersiniz.

Dilbilgisi

If you want ... this is how ...: bir hedefi yönteme bağlamak

“If you want to ..., this is how ...” ikili kalıbı bilgiyi hedeften yönteme doğru düzenler: if yan cümlesi istenen sonucu belirtir, ana cümle ise bu sonuca ulaşma, sonucu değerlendirme veya ölçme yöntemini gösterir. Burada hedef, becerilere dayalı bir bilgi ekonomisine sahip olmaktır; “this” ise bunu ölçme yöntemi olarak ele alınan test yaklaşımına gönderme yapar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “If you want to ... this is how ...” kalıbıyla tamamlayın: ____ keep your files safe, ____ back them up: save a copy in the cloud.

Cevabı göster

If you want to · this is how you

We heard that many large European countries

2:41

Birçok büyük Avrupa ülkesinin

are being outpaced by smaller nations.

2:44

daha küçük uluslar tarafından geride bırakıldığını duyduk.

If someone outpaces you,

2:47

Eğer biri sizi outpaces (geride bırakırsa),

they're going faster than you,

2:49

sizden daha hızlı gidiyor demektir,

at a higher pace.

2:51

daha yüksek bir hızda.

We use the prefix out to say Kelime

2:53

'out' önekini şunu söylemek için kullanırız

that someone or something is better at doing something.

2:55

birinin veya bir şeyin bir şeyi yapmada daha iyi olduğunu.

Kelime

“Daha iyi yapmak” anlamındaki out- ön eki

out- ön eki bazı fiillerin başına gelerek bir kişinin veya şeyin eylemi başka birinden daha iyi, daha hızlı, daha uzun süre ya da daha fazla yaptığını anlatabilir. Örneğin outperform “daha iyi performans göstermek”, outpace ise “daha hızlı ilerlemek veya gelişmek” demektir. Bu, sözcükleri oluşturup anlamaya yarayan bir ipucudur; out ile başlayan her sözcük için geçerli bir kural değildir. Temel fiili ve bağlamı da kontrol edin.

Alıştırma

Cümleyi out- + perform ile oluşturulan geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: The smaller company ____ its larger competitor last year.

Cevabı göster

outperformed

We also had that smaller nations

3:00

Ayrıca daha küçük ulusların

are outperforming larger ones.

3:02

daha büyük olanları outperforming (geride bıraktığını/daha iyi performans gösterdiğini) duyduk.

They're performing better.

3:04

Daha iyi performans gösteriyorlar.

Singapore, Estonia, and Taiwan

3:06

Singapur, Estonya ve Tayvan

are described as economic rivals to large European nations. Kelime

3:09

büyük Avrupa uluslarının ekonomik rakipleri olarak tanımlanıyor.

Kelime

economic rivals: ekonomik üstünlük için rekabet edenler

Economic rival; ticaret, yatırım, pazar, yetenek veya teknoloji gibi alanlarda ekonomik üstünlük elde etmek için başka bir tarafla rekabet eden ülke, bölge, şirket ya da başka bir gruptur. Cümlede economic rekabetin alanını, rivals ise rekabet eden tarafları gösterir. Rival bir rakiptir; mutlaka düşman değildir. Bu ifade rekabet olduğunu anlatır, ancak tarafların birbirine düşman olduğunu veya iş birliği yapamayacağını söylemez.

Alıştırma

Hangi durum economic rivals ifadesine en uygundur?

  1. İki şirket aynı pazardaki müşteriler için rekabet ediyor.
  2. İki ülke savaşta oldukları için tüm iletişimi reddediyor.
  3. İki arkadaş aynı filmi seviyor.
Cevabı göster

İki şirket aynı pazardaki müşteriler için rekabet ediyor.

That means that they are competing with them economically.

3:14

Bu, onlarla ekonomik olarak rekabet ettikleri anlamına geliyor.

We also heard about a knowledge economy. Kültür

3:17

Ayrıca bilgi ekonomisini de duyduk.

This is an economy based on service industries

3:20

Bu, hizmet sektörlerine dayanan bir ekonomidir

that require workers to be highly educated,

3:23

çalışanların yüksek eğitimli olmasını gerektiren,

such as IT, finance, or advanced engineering.

3:26

BT, finans veya ileri mühendislik gibi.

Kültür

a knowledge ... economy: knowledge economy terimi

Vurgulanan a knowledge sözcükleri, tam isim öbeği olan a knowledge economy ifadesinin başlangıcıdır. Burada knowledge, economy sözcüğünü niteler. Bu terim; ekonomik değerin büyük bölümünün bilgiden, uzmanlık becerilerinden, teknolojiden ve yüksek eğitimli çalışanlardan geldiği bir ekonomiyi ifade eder. Bilişim, finans ve ileri mühendislik gibi alanlar buna örnektir. Bu bağlamda terim, eğitim sonuçlarının neden ekonomik açıdan önemli görülebileceğini de açıklar: nitelikli çalışanlara bağımlı ekonomiler, eğitim sistemlerinin bu becerileri ne kadar iyi geliştirdiğine önem verir.

Alıştırma

Hangi açıklama a knowledge economy ifadesinin anlamına en uygundur?

  1. İnsanların çoğunun okullarda çalıştığı bir ekonomi
  2. Bilgiye, uzmanlık becerilerine, teknolojiye ve yüksek eğitimli çalışanlara büyük ölçüde bağımlı bir ekonomi
  3. Yalnızca tarıma ve ham maddelere dayalı bir ekonomi
Cevabı göster

Bilgiye, uzmanlık becerilerine, teknolojiye ve yüksek eğitimli çalışanlara büyük ölçüde bağımlı bir ekonomi

So, what makes countries perform better in these tests? Dilbilgisi

3:30

Peki, ülkelerin bu testlerde daha iyi performans göstermesini sağlayan şey nedir?

Dilbilgisi

what makes countries perform better: what makes + nesne + fiilin yalın hâli

what makes countries perform better ifadesinde what, bilinmeyen nedeni temsil eder ve makes fiilinin öznesidir. Countries, etkilenen nesnedir; perform better ise bunun sonucunda ortaya çıkan eylemi belirtir. Kalıp what + makes + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu make kalıbında nesneden sonra fiilin to almayan yalın hâli kullanılır: makes countries perform denir, makes countries to perform denmez. Soru, hangi etkenin ülkelerin daha iyi sonuçlar elde etmesini sağladığını sorar.

Alıştırma

Soruyu work fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: What makes this small team ____ so efficiently?

Cevabı göster

work

Let's hear again from BBC World Service program

3:35

BBC World Service programından tekrar dinleyelim

The Global Story.

3:38

The Global Story.

Sean Coughlan tells us that those countries

3:40

Sean Coughlan bize şu ülkelerin

that prioritize getting everyone to a certain level Kalıp ifadeler

3:42

herkesi belirli bir seviyeye getirmeye öncelik verenlerin

do well.

3:46

iyi iş çıkardığını söylüyor.

Kalıp ifadeler

prioritize getting everyone to a certain level: herkesi belirli bir düzeye getirmeye öncelik vermek

that prioritize getting everyone to a certain level bölümü countries sözcüğünü niteler ve hangi ülkelerden söz edildiğini gösterir. Prioritize, bir hedefi özellikle önemli sayıp ona önce dikkat veya kaynak ayırmak demektir. Prioritize sözcüğünden sonra bir faaliyet geldiğinde İngilizcede genellikle -ing biçimi kullanılır: prioritize getting. Get everyone to a certain level ifadesindeki get, insanların belirli bir düzeye ulaşmasını sağlamak veya buna yardımcı olmak anlamına gelir.

Alıştırma

Prioritize ve get sözcüklerini doğru biçimlerde kullanarak cümleyi tamamlayın: At our school, we ____ every student ____ a basic reading level.

Cevabı göster

prioritize getting · to

We also hear from Rando Kuustik,

3:48

Ayrıca Rando Kuustik'i de duyuyoruz,

an Estonian school principal.

3:50

Estoniyalı bir okul müdürü.

Countries which make sure that all their pupils Kalıp ifadeler

3:53

Tüm öğrencilerinin

Kalıp ifadeler

make sure that: bir durumun gerçekleşmesini sağlamak

Make sure that, that sözcüğünden sonraki yan cümlenin doğru olmasını sağlamak için gerekli adımı atmak veya kontrol etmek anlamına gelir. Bir sonucun gerçekleşmesini sağlamayı ifade eder; yalnızca muhtemelen doğru olduğuna inanmak değildir. Yapı make sure that + tam bir cümlecik şeklindedir. Burada all their pupils yalnızca bu cümleciğin öznesidir; öğrencilerin ne yaptığını veya hangi durumda olduğunu söyleyen başka sözcükler gerekir. Günlük konuşmada that bazen atılabilir.

Alıştırma

Öğrenilen ifadeyle hatırlatmayı tamamlayın: Please ____ every window is closed before you leave.

Cevabı göster

make sure that

get through a certain level of education to a certain standard Notlar

3:56

belirli bir eğitim düzeyini belli bir standartta tamamlamasını sağlayan ülkeler,

Öbek fiiller

get through a certain level of education: bir eğitim aşamasını tamamlamak

Bu cümlede get through a certain level of education, söz konusu eğitim aşamasını sürdürüp sonuna kadar tamamlamak anlamına gelir. Buradaki get through fiziksel bir hareketi anlatmaz; through, eğitimi başlangıcı ve sonu olan bir süreç olarak gösterir. Get through çoğu zaman sürecin zaman veya çaba gerektirdiğini ima eder. Odak noktası sona ulaşmaktır; resmî olarak geçmenin ya da bir yeterlilik kazanmanın da söz konusu olup olmadığını bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi “bitirmeyi başarmak” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: With extra tutoring, Maya was able to ____ the final year of school.

Cevabı göster

get through

Kalıp ifadeler

to a certain standard: gerekli bir düzeye ulaşmak

To a certain standard, “belirli bir kalite veya beceri düzeyine ulaşılacak şekilde” anlamına gelir. Bu cümlede sonuca ilişkin bir şart ekler: Bir eğitim aşamasını tamamlamak yeterli değildir; öğrencinin beklenen düzeye de ulaşması gerekir. Buradaki certain, bilinen veya belirlenmiş ancak tam olarak adı verilmeyen belirli bir standardı ifade eder. to edatı, ulaşılan düzeye yönelimi gösterir.

Alıştırma

Bu dersteki, belirli ama açıkça belirtilmemiş bir düzeye ulaşmak anlamındaki dört sözcüklü ifadeyi kullanın: The workshop trains every guide ____ before they lead a group.

Cevabı göster

to a certain standard

regardless of their background do well. Kalıp ifadeler

3:59

geçmişleri ne olursa olsun iyi sonuç alır.

Kalıp ifadeler

regardless of their background: geçmişleri ne olursa olsun

Bu cümlede regardless of their background, bir kişinin geçmişinin veya koşullarının başarılı olup olmamasını etkilemediğini belirtir. İfade, sonuç üzerinde etkili olan unsurlar arasından geçmişi çıkarır. Kalıp regardless of + isim veya isim grubudur. Bir unsur değişse bile aynı sonucun, fırsatın ya da kuralın geçerli olduğunu anlatmak için kullanılabilir; of edatı kalıbın bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: Every qualified applicant will be considered, ____.

Cevabı göster

regardless of their background

If you are uh teaching them

4:01

Eğer onlara ııı

by different level of abilities,

4:03

farklı yetenek seviyelerine göre eğitim veriyorsanız,

then you are segregating them.

4:06

o zaman onları ayrıştırıyorsunuz demektir.

And and we we don't want to segregate

4:09

Ve ve biz biz ayrıştırmak istemiyoruz

any people in the world.

4:11

dünyadaki hiçbir insanı.

Why we are doing that uh in the schools? Dilbilgisi

4:13

Bunu ıh okullarda neden yapıyoruz?

Dilbilgisi

Why we are doing that ...? ve standart Why are we doing that ...? sırası

Vurgulanan cümle, hazırlıksız konuşmada kullanılan, anlaşılır fakat standart olmayan bir doğrudan sorudur. Why ile kurulan standart bir doğrudan soruda be fiilinin çekimli biçimi özneden önce gelir: Why are we doing that in the schools? Kaynak cümle ise bunun yerine düz cümle sırası olan we are yapısını korur. Uh, tereddüt edildiğini veya konuşmanın planlandığını gösteren bir dolgu sesidir; dil bilgisi yapısının parçası değildir. Dinlerken sözcük sırası düzensiz olsa veya araya bir duraklama girse bile amaçlanan soruyu anlamaya çalışın. Dikkatli konuşurken veya yazarken Why are we ...? biçimini kullanın.

Alıştırma

Standart doğrudan soruyu seçin.

  1. I wonder why we are changing the timetable.
  2. Why we are changing the timetable?
  3. Why are we changing the timetable?
Cevabı göster

Why are we changing the timetable?

This one of the main things

4:15

Estonya'nın başarılı olmasının

why the Estonia is successful.

4:17

ana nedenlerinden biri budur.

Sean said the most successful systems

4:19

Sean, en başarılı sistemlerin

educate everyone to a particular standard Kalıp ifadeler

4:22

herkesi belirli bir standarda göre eğittiğini söyledi

Kalıp ifadeler

educate everyone to a particular standard: herkesi belirli bir eğitim standardına ulaştırmak

Bu cümlede educate everyone to a particular standard, eğitim yoluyla her öğrenciyi belirli bir bilgi veya performans düzeyine ulaştırmak demektir. Yapı educate + kişi + to + standard şeklindedir ve to hedeflenen sonucu gösterir. Vurgu, insanların yalnızca ders almasına değil, sonunda ulaştıkları düzeye yapılır. Ortak bir standart hedeflenebilir; ancak bu, herkesin tamamen aynı yöntemle eğitilmesi gerektiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede educate everyone to a particular standard ne anlama gelir?

  1. Her öğrencinin belirlenmiş bir düzeye ulaşmasına yardımcı olmak.
  2. Her öğrenciye tamamen aynı dersi vermek.
  3. Yalnızca standardı zaten karşılayan öğrencileri eğitmek.
Cevabı göster

Her öğrencinin belirlenmiş bir düzeye ulaşmasına yardımcı olmak.

regardless of their background.

4:25

geçmişlerine bakılmaksızın.

If one thing happens regardless of something else,

4:27

Eğer bir şey başka bir şeye regardless of (bakılmaksızın/rağmen) gerçekleşiyorsa,

it means that the something else is not important

4:31

bu, diğer şeyin önemli olmadığı

or not a problem.

4:34

veya bir sorun olmadığı anlamına gelir.

Rando Kuustik said that Estonian schools

4:36

Rando Kuustik, Estonya okullarının

do not want to segregate students. Kelime

4:39

öğrencileri ayrıştırmak istemediğini söyledi.

Kelime

segregate students: öğrencileri sistemli biçimde ayrıştırmak

Burada segregate students, öğrenci gruplarını düzenli veya kurumsal bir uygulamayla birbirinden ayrı tutmak demektir. Kısa süreli bir sınıf gruplandırmasından daha güçlü bir anlam taşır. Bu fiil genellikle ayrımın ırk, etnik köken, sınıf, engellilik veya başka bir grup özelliğine dayanması durumunda kullanılır. Çoğu zaman dışlanma veya eşitsizlik gibi olumsuz bir anlam taşır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi segregate students ifadesiyle anlatılır?

  1. Bir politika, çocukları yalnızca etnik grupları nedeniyle farklı okullara yerleştiriyor.
  2. Bir öğretmen, beş dakikalık bir etkinlik için sınıfı ikili gruplara ayırıyor.
  3. İki arkadaş öğle yemeğinde farklı yerlere oturmayı seçiyor.
Cevabı göster

Bir politika, çocukları yalnızca etnik grupları nedeniyle farklı okullara yerleştiriyor.

Segregate means to separate and keep apart.

4:42

Segregate (Ayrıştırmak) ayırmak ve ayrı tutmak anlamına gelir.

So, we've just heard about Estonia,

4:45

Estonya hakkında duyduklarımız bunlardı,

but what about your question, Beth?

4:48

peki ya senin sorun ne olacak, Beth?

What about those countries?

4:51

Peki ya o ülkeler?

Ah, I asked you which out of the USA, Ireland, and the UK Kalıp ifadeler

4:53

Ah, sana ABD, İrlanda ve Birleşik Krallık arasından hangisinin

Kalıp ifadeler

which out of the USA, Ireland, and the UK: belirtilen bir gruptan seçim yapmak

Which out of the USA, Ireland, and the UK, açıkça üç ülkeyle sınırlandırılmış bir gruptan birini belirlemeyi ister. Out of, seçimin yapılacağı seçenekleri belirtir. Burada bu ifade, I asked you sözlerinden sonra seçim bölümünü başlatır; sonraki sözler neyin sorulduğunu tamamlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp which out of + belirtilen seçenekler şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi out of içeren hedef seçim ifadesiyle tamamlayın: ____ these three routes is the shortest?

Cevabı göster

Which out of

came second for reading in the 2022 PISA rankings. Kalıp ifadeler

4:58

2022 PISA sıralamasında okumada ikinci olduğunu sormuştum.

Kalıp ifadeler

came second for reading: kategoriye göre ikinciliği belirtmek

Came second for reading, okuma kategorisinde ikinci sırada yer aldı demektir. Come + sıra sayısı bir yarışma, test, araştırma veya sıralamadaki konumu bildirebilir; came sonucun geçmişte olduğunu gösterir. For reading karşılaştırılan kategoriyi belirtir. Bu sıralama bağlamında came second bir konumu ifade eder; bir kişinin veya şeyin ikinci olarak varması anlamına gelmez.

Alıştırma

Sıralama cümlesini come second ifadesinin geçmiş biçimiyle ve kategoriden önce for kullanarak tamamlayın: Our school ____ reading in the national rankings.

Cevabı göster

came second for

You said Ireland,

5:03

Sen İrlanda demiştin,

and that was the correct answer.

5:05

ve bu doğru cevaptı.

Well done. Ton ve niyet

5:07

Tebrikler.

Ton ve niyet

Well done ile iyi bir performansı kısaca övmek

Well done, doğru bir cevabı, tamamlanan bir görevi veya iyi bir performansı öven kalıplaşmış ve kısa bir karşılıktır. Burada karşıdaki kişinin başardığı şeyin iyi olduğunu belirtir; yalnızca bir şeyin bittiğini söylemez. Tek başına tam bir karşılık olarak kullanılabilir. Hangi başarının övüldüğünü belirtmek için Well done on + isim veya -ing biçimi kullanılır. Örneğin Well done on the presentation ya da Well done on finishing the project denebilir.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyle övgüyü tamamlayın: Leo solved the puzzle by himself. "____!"

Cevabı göster

Well done

Okay, let's recap the vocabulary we've learnt in this program Anlatım akışı

5:08

Tamam, bu programda öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım

about education rankings,

5:12

eğitim sıralamaları hakkında,

starting with contentious,

5:14

contentious (tartışmalı) ile başlayarak,

Anlatım akışı

let's recap ile gözden geçirme bölümüne geçmek

let's recap, konuşmacının daha önce ele alınmış bilgileri kısaca gözden geçirmek üzere olduğunu dinleyicilere bildirir. let's, let us ifadesinin yaygın kısaltmasıdır; recap ise ana noktaları kısaca yeniden ifade etmek anlamına gelen bir fiildir. Burada bu ifade programdaki bilgileri düzenler: içeriği sunma veya tartışma bölümünden kelimeleri gözden geçirme bölümüne geçiş yapar. Dinleyicileri de bu geçişe birlikte katılmaya davet eder.

Alıştırma

Bu dersteki ifadeyle geçiş cümlesini tamamlayın: Before we finish, ____ the main points.

Cevabı göster

let's recap

argued about or controversial.

5:16

hakkında tartışılan veya tartışmalı olan.

If you're outpaced by someone,

5:18

Eğer biri tarafından outpaced (geride bırakılırsanız),

they're going faster than you are.

5:21

sizden daha hızlı gidiyorlardır.

Rivals are competitors.

5:23

Rivals (rakipler) yarışmacılardır.

A knowledge economy is one based on industries

5:25

Bilgi ekonomisi, endüstrilere dayanan bir ekonomidir

that need highly educated workers,

5:28

yüksek eğitimli çalışanlara ihtiyaç duyan,

such as IT, finance, or advanced engineering.

5:30

BT, finans veya ileri mühendislik gibi.

If something happens regardless of a second thing,

5:34

Eğer bir şey, ikinci bir şeye regardless of (bakılmaksızın) gerçekleşiyorsa,

the second thing has no impact Kalıp ifadeler

5:38

ikinci şeyin hiçbir etkisi yoktur

on it happening.

5:40

onun olması üzerinde.

Kalıp ifadeler

has no impact on it: hiçbir etkisi olmadığını ifade etmek

has no impact on it, ikinci şeyin ilk şeyi değiştirmediği veya etkilemediği anlamına gelir. Tekrar kullanılabilen yapı have/has no impact on + isim veya isim öbeğidir; it ilk şeyi ifade eder. it happening ifadesinde happening, gerçekleşme eylemini hakkında konuşulabilen bir olay hâline getirir. Bu nedenle it happening, ‘onun gerçekleşmesi’ anlamına gelir. İfadenin tamamı, ikinci şeyin ilk şeyin gerçekleşip gerçekleşmemesini etkilemediğini söyler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ‘etkilemez’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The shape of the ticket ____ whether it is valid.

Cevabı göster

has no impact on

And finally, if people are segregated,

5:41

Ve son olarak, eğer insanlar segregated (ayrıştırılırsa),

different groups of people are separated Kalıp ifadeler

5:44

farklı insan grupları ayrılır

and kept apart.

5:46

ve ayrı tutulur.

Kalıp ifadeler

separated and kept apart: devam eden ayrılık

Birbirine bağlanan iki edilgen biçim are sözcüğünü paylaşır: are separated ve are kept apart. Separated, grupların ayrıldığını; kept apart ise bir kişinin veya bir şeyin onların yeniden bir araya gelmesini engellemeye devam ettiğini belirtir. Bu ifadeler birlikte kullanıldığında segregated sözcüğünün yalnızca bir defalık ayrılmayı anlatmadığını açıklar. Ayrı olma durumunun sürdürülmesi de anlama dâhildir.

Alıştırma

Cümleyi hem başlangıçtaki ayrılmayı hem de ayrılığın sürmesini gösteren ders ifadesiyle tamamlayın: After the argument, the two players were ____ until the match ended.

Cevabı göster

separated and kept apart

Once again, our six minutes are up. Deyimler

5:48

Bir kez daha, altı dakikamız doldu.

Deyimler

our six minutes are up: ayrılan süre doldu

Burada our six minutes are up, program için ayrılan altı dakikalık sürenin bittiğini ve artık bitirme zamanı olduğunu anlatır. Up burada yukarı yönü belirtmez. Bir süre ifadesi, ayrılan zamanın bittiğini belirtmek için be up yapısının öznesi olabilir: Your ten minutes are up. Genel biçim Time is up. şeklindedir.

Alıştırma

Sürenin bittiğini belirten yaygın ifadeyi tamamlayın: Your ten minutes ____.

Cevabı göster

are up

Remember to visit our website bbclearningenglish.com,

5:50

Web sitemizi bbclearningenglish.com'u ziyaret etmeyi unutmayın,

where you'll find a worksheet and quiz

5:54

orada bir çalışma kağıdı ve test bulacaksınız

related to this program. Kalıp ifadeler

5:56

bu programla ilgili.

Kalıp ifadeler

related to this: programla bağlantılı

related to this program ifadesinde related to, “bağlantılı” veya “ilgili” anlamına gelir. Bu ifade, çalışma kâğıdı ile sınavın programla bağlantılı materyaller olduğunu belirtir. İfade bir addan sonra gelip onu niteleyebilir: documents related to the case (= documents that are related to the case). be fiilinden sonra da gelebilir: These documents are related to the case. To, bağlantının kurulduğu şeyi tanıtır.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: These files are ____ the safety investigation.

Cevabı göster

related to

And we'll see you again soon

5:58

Ve yakında tekrar görüşeceğiz

for more trending topics Kelime

5:59

daha fazla trend olan konu

and useful vocabulary

6:01

ve faydalı kelimeler için

here at Six Minute English.

6:02

burada Six Minute English'te.

Kelime

more trending topics: şu anda ilgi gören daha fazla konu

more trending topics ifadesinde trending, topics sözcüğünü niteler ve bu konuların özellikle haberlerde, aramalarda veya sosyal medyada şu anda çok fazla ilgi gördüğünü ya da tartışıldığını belirtir. More, bu tür başka konuların da geleceğini gösterir. Trending, onaylanmayı veya uzun süreli popülerliği değil, şu anki ilgiyi ve hareketliliği anlatır. Tartışmalı bir konu veya olumsuz bir haber de trending olabilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi trending topic olarak tanımlanabilir?

  1. Hâlâ sevilen ancak şu anda olağan dışı bir ilgi görmeyen klasik bir roman.
  2. Bugün yaygın biçimde paylaşılan ve tartışılan bir haber.
  3. Yalnızca bir kişinin okuduğu özel bir günlük yazısı.
Cevabı göster

Bugün yaygın biçimde paylaşılan ve tartışılan bir haber.

Goodbye for now. Ton ve niyet

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Ton ve niyet

Goodbye for now: geçici bir veda

Goodbye for now, konuşmacının konuşmayı şu anda bitirdiğini ancak iletişimin daha sonra devam etmesini beklediğini veya umduğunu anlatır. For now, goodbye ifadesini içinde bulunulan anla sınırlar. Düzenli olarak devam eden bir programın sıcak kapanışında veya yeniden konuşmanız beklenen kişilerle vedalaşırken kullanılabilir. Bir sonraki görüşmenin kesin zamanını vaat etmez.

Alıştırma

Goodbye sözcüğünün ardından “geçici olarak” anlamındaki iki sözcüğü getirerek kapanışı tamamlayın: The show will be back next week. ____.

Cevabı göster

Goodbye for now

Bye.

6:05

Hoşça kal.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.