Duygusal Olgunlaşmamışlığı Fark Etmenin 5 Yolu: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
867 kelime 167 kel/dk

Video özeti: Konuşma; yalnızlıktan, geçmişten, zor duygulardan veya psikolojik tartışmadan kaçınan sözlerde duygusal olgunlaşmamışlığı belirliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It pays, therefore, to — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir eylemin yapmaya değer olduğunu söyleyen pratik yapıyı, therefore ile sonuç işaretini anlayın ve açık bir yarara dayalı tavsiye için kullanın. 2. draw on a knowledge of — Phrasal verbler: draw on ifadesini “mevcut kaynağı kullanmak” olarak tanıyın; görev için gereken bilgi, deneyim, kanıt veya kişisel geçmişle kullanın. 3. give them a very wide berth indeed — Deyimler ve mecazlı ifadeler: denizcilik imgesinin bilinçli biçimde büyük mesafe bırakmak anlamına geldiğini, very ve indeed sözcüklerinin uyarıyı güçlü biçimde pekiştirdiğini anlayın.

Bu derste

We've just launched a special membership to our YouTube channel.

0:01

YouTube kanalımıza özel bir üyelik başlattık.

Sign up today for a host of unique benefits,

0:04

Birçok eşsiz avantajdan yararlanmak için bugün kaydolun,

including monthly discount codes for our online shop,

0:06

çevrimiçi mağazamız için aylık indirim kodları,

custom wallpapers, badges and emojis,

0:09

özel duvar kağıtları, rozetler ve emojiler,

as well as an exclusive chance to vote on topics for future films you'd like us to make.

0:12

ayrıca yapmamızı istediğiniz gelecekteki filmlerin konularını oylamak için özel bir şans da dahil.

The best thing about physical maturity is that it's very easy to spot. Kelime

0:17

Fiziksel olgunluğun en iyi yanı, fark edilmesinin çok kolay olmasıdır.

Kelime

easy to spot: spot, “fark etmek veya tanımak” demektir

Burada spot, “bir şeyi fark etmek veya tanımak” anlamına gelen bir fiildir. Genellikle açık bir ipucu bir şeyi belirgin hâle getirdiği için hızlıca fark etmeyi anlatır. easy to spot, “kolayca fark edilebilir” demektir. Uzun süre bakmayı değil, başarıyla fark edip tanımayı anlatır. Aynı fiil hatalar, örüntüler, farklılıklar ve insanlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

“I spotted a typo in the email,” cümlesinde spotted ne anlama gelir?

  1. Belirli bir yerde ayakta durdum.
  2. Onu uzun süre izledim.
  3. Onu fark ettim ve tanıdım.
  4. Onu küçük noktalarla kapladım.
Cevabı göster

Onu fark ettim ve tanıdım.

We can so easily tell when someone has another decade of growth to go Dilbilgisi

0:21

Birinin büyümesi için on yılı daha olduğunu çok kolay anlayabiliriz

Dilbilgisi

another decade of growth to go: kalan zaman veya ilerleme

someone has another decade of growth to go ifadesinde have + miktar veya aşama + to go kalıbı, bir süreç tamamlanmadan önce o miktarın veya aşamanın kaldığını belirtir. Burada kalan kısım another decade of growth olduğundan kişi yaklaşık on yıl daha büyümeye devam edebilir. Bu kalıpta to go, “kalan” anlamına gelir; “ayrılmak” anlamında değildir. Another, bir on yıl daha demektir.

Alıştırma

Cümleyi “iki görev kaldı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Our team has ____ before launch.

Cevabı göster

two tasks to go

and can therefore set our expectations and our levels of forbearance accordingly. Kalıp ifadeler

0:26

ve dolayısıyla beklentilerimizi ve hoşgörü seviyelerimizi buna göre ayarlayabiliriz.

Kalıp ifadeler

Beklentilerimizi belirlemek ... buna göre

Set our expectations, yalnızca belirli bir sonucu ummak yerine gerçekçi olarak ne beklememiz gerektiğine karar vermek demektir. Bu yapıda our expectations, set fiilinin nesnesidir. Accordingly, “az önce verilen bilgiye uygun bir şekilde” demektir. Önceki bir değerlendirmeyi uygun bir düzenlemeye bağlar: durumu öğrendiğimizde beklentilerimizi ve hoşgörü düzeyimizi ona uyacak şekilde belirleriz. Yalnızca “ondan sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve accordingly ile biten dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The supplier warned us about a delay, so we should ____.

Cevabı göster

set our expectations accordingly

But we have no such luxury when it comes to emotional maturity. Kalıp ifadeler

0:31

Ancak duygusal olgunluk söz konusu olduğunda böyle bir lüksümüz yoktur.

Kalıp ifadeler

……söz konusu olduğunda böyle bir kolaylığa sahip olmamak

Have no such luxury, az önce sözü edilen aynı yararlı avantajdan, hareket özgürlüğünden veya kolay seçenekten yoksun olmak demektir. Luxury burada mecazidir; pahalı bir nesneyi anlatmaz. When it comes to, sınırlamanın geçerli olduğu alanı tanıtır. Kalıp have no such luxury when it comes to + isim veya -ing biçimidir. Burada emotional maturity, daha önce sözü edilen kullanışlı değerlendirme yönteminin bulunmadığı alandır.

Alıştırma

Hangi tamamlama, işe alım alanında beklemenin kullanılabilir bir seçenek olmadığını doğal biçimde ifade eder? Other teams can wait a month, but we ____.

  1. buy no such luxury when it comes to hiring
  2. have no such luxury when it comes to hiring
  3. have no such luxury when hiring comes to us
Cevabı göster

have no such luxury when it comes to hiring

Here we can be constantly surprised by whom we have on our hands. Deyimler

0:35

Burada karşımızdaki kişinin kim olduğu konusunda sürekli şaşırabiliriz.

Deyimler

whom we have on our hands ifadesinin anlamı

Have someone on your hands, bir kişiyle ilgilenme veya onu idare etme sorumluluğunun artık sizde olduğu anlamına gelir. Özellikle bu kişi zor, üzgün ya da sorun çıkarabilecek biriyse kullanılır. Birini gerçekten elde tutmak anlamına gelmez. whom we have on our hands ifadesinde whom, have fiilinin nesnesidir. Konuşmacı “kendimizi uğraşmak zorunda bulduğumuz kişi” anlamını verir. Bu ifade, kişinin gerçek karakterinin veya ihtiyaçlarının ek iş ya da kaygı yaratabileceğine sık sık işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümle, bir grubun artık sorunlu bir kişiyle ilgilenmekten sorumlu olabileceğini doğal biçimde anlatır?

  1. We may have a difficult client on our hands.
  2. We may have a difficult client under our hands.
  3. We may hold a difficult client in our hands.
Cevabı göster

We may have a difficult client on our hands.

The most stunning forms of immaturity can coexist with all the trappings of adult life and a confident and knowledgeable manner. Kelime

0:40

Olgunlaşmamışlığın en şaşırtıcı biçimleri, yetişkin yaşamının tüm özellikleriyle ve kendinden emin, bilgili bir tavırla bir arada var olabilir.

Kelime

coexist with all the trappings of adult life: yetişkin yaşamının bütün dış göstergeleriyle birlikte var olmak

Coexist with, “bir şeyle aynı anda var olmak” anlamına gelir. Burada ciddi bir olgunlaşmamışlık, dışarıdan tamamen yetişkinlere özgü görünen bir yaşamla birlikte bulunabilir. The trappings of adult life, yetişkin olmakla yaygın biçimde ilişkilendirilen görünür eşyaları, alışkanlıkları, ayrıcalıkları ve statü göstergelerini anlatır. Trappings çoğu zaman bir rolün dış görünüşünü vurgular; dolayısıyla bu ifade, yetişkin gibi görünen yaşam koşullarının duygusal olgunluğu kanıtlamadığını düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümle, başarının dış göstergelerinin gerçek yetkinlik olmadan da bulunabileceğini en iyi biçimde anlatır?

  1. She has all the trappings of success, but she still struggles with basic decisions.
  2. She has all the traps of success, but she still struggles with basic decisions.
  3. She has all the essentials of success, but she still struggles with basic decisions.
Cevabı göster

She has all the trappings of success, but she still struggles with basic decisions.

It may be a long time into a love affair or a working relationship

0:47

Bir aşk ilişkisinde veya iş ilişkisinde epey bir zaman geçmesi gerekebilir

before we realize that we are unwittingly dealing with an emotional infant. Deyimler

0:51

farkında olmadan duygusal bir bebekle uğraştığımızı anlamamız için.

Deyimler

unwittingly dealing with an emotional infant ifadesinin anlamı

Burada unwittingly, neler olduğunun farkına varmadan veya bunu bilmeden anlamına gelir. Dealing with, biriyle etkileşim kurmayı ya da o kişinin davranışlarıyla baş etmeyi ifade eder. An emotional infant gerçek bir bebek değil, bir benzetmedir. Duyguları anlama, düzenleme veya ifade etme konusunda çok olgunlaşmamış bir yetişkini anlatır. İfade, bu olgunlaşmamışlığın ancak kişiyle bir süre vakit geçirildikten sonra belirginleşebileceğini düşündürür.

Alıştırma

Bu cümledeki unwittingly dealing with an emotional infant ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Farkında olmadan duygusal açıdan çok olgunlaşmamış bir yetişkinle etkileşim kurmak
  2. Üzgün olan gerçek bir bebeğe gönülsüzce bakmak
  3. Yalnızca kısa süreliğine üzgün olan bir yetişkinle bilerek tartışmak
Cevabı göster

Farkında olmadan duygusal açıdan çok olgunlaşmamış bir yetişkinle etkileşim kurmak

It pays, therefore, to try to arrive at a few general guidelines Dilbilgisi

0:57

Bu yüzden, birkaç genel kurala ulaşmaya çalışmakta fayda vardır

Dilbilgisi

It pays, therefore, to: yarara dayalı öneri

It pays to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmanın pratik bir yarar sağlayacağı için buna değdiğini anlatan bir deyimdir. Buradaki pays, birinin gerçekten para ödemesi anlamına gelmez. Therefore, bu öneriyi önceki tartışmadan çıkan bir sonuç olarak sunan, ara söz niteliğinde bağlayıcı bir zarftır. Virgüllerle ayrılır ancak temel kalıp yine It pays to try biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi It pays to kalıbıyla tamamlayın: ____ check the return policy before ordering.

Cevabı göster

It pays to

for how an emotionally immature person can be spotted

1:02

duygusal olarak olgunlaşmamış bir kişinin nasıl fark edilebileceğine

and, if necessary, escaped from very fast.

1:06

ve gerekirse ondan çok hızlı bir şekilde nasıl kaçılabileceğine dair.

Here are some of the lines that emotionally immature people have a tendency to come out with in conversation Kalıp ifadeler

1:10

İşte duygusal olarak olgunlaşmamış insanların konuşmalarda söyleme eğiliminde oldukları bazı cümleler

Kalıp ifadeler

have a tendency to come out with: belirli sözleri söyleme eğilimi

Burada have a tendency to + fiilin yalın hâli, tek seferlik bir eylemi değil, tekrarlanan bir davranış biçimini anlatır. İlgi cümlesindeki people have a tendency to come out with ... ifadesi, bu kişilerin ardından gelen sözleri sık sık söyledikleri anlamına gelir. Come out with, belirli bir sözün konuşanın ağzından çıkmasına odaklanır ve çoğu zaman spontane, şaşırtıcı ya da kişiyi yansıtan bir söyleyiş hissi verir. Buradaki lines, konuşma sırasında söylenen sözlerdir; ifade biriyle dışarı çıkmak ya da ürün piyasaya sürmek anlamında değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda have a tendency to come out with ne anlama gelir?

  1. belirli şeyleri sık sık, bazen de beklenmedik biçimde söylemek
  2. genellikle yeni bir ürün icat etmek
  3. bir yerden düzenli olarak bir şeyle ayrılmak
  4. bazen dışarıda biriyle buluşmak
Cevabı göster

belirli şeyleri sık sık, bazen de beklenmedik biçimde söylemek

and that should, at the very least, Deyimler

1:16

ve bunlar, en azından,

set alarm bells ringing loudly.

1:19

tehlike çanlarının yüksek sesle çalmasına neden olmalıdır.

Deyimler

at the very least ... set alarm bells ringing loudly: en azından alarm zillerini çaldırmak

At the very least, en düşük düzeydeki sonucu veya tepkiyi belirtir: daha güçlü bir tepkinin gerekip gerekmediği tartışılabilir, ancak en azından bu kadar endişe duyulması gerekir. Set alarm bells ringing, insanları olası bir sorun konusunda ciddi biçimde alarma geçirmek demektir; gerçek çanların çalmasını anlatan kelimesi kelimesine bir ifade değildir. Bu cümlede loudly uyarı görüntüsünü güçlendirir ve önceki sözler endişeyi başlatan etkendir. Yapı set + nesne + -ing tümlecidir: set alarm bells ringing.

Alıştırma

Bu bağlamda at the very least, set alarm bells ringing loudly ne anlatıyor?

  1. Durumun en azından ciddi endişe yaratması gerektiği anlamına gelir
  2. Gerçek çanların yüksek sesle çalması gerektiği anlamına gelir
  3. Konuşanın sorunu tamamen çözdüğü anlamına gelir
  4. Durumun biraz eğlenceli olduğu anlamına gelir
Cevabı göster

Durumun en azından ciddi endişe yaratması gerektiği anlamına gelir

I'm not so good at spending time on my own.

1:22

Kendi başıma zaman geçirmekte pek iyi değilim.

What separates the mature from the immature is perhaps more than anything else, Dilbilgisi

1:25

Olgun olanı olgun olmayandan ayıran şey belki de her şeyden çok,

a capacity for being on their own, without distraction Kalıp ifadeler

1:29

dikkatleri dağılmadan kendi başlarına kalabilme kapasitesi

Dilbilgisi

Olgunları olgun olmayanlardan ayıran şey

Cümlenin başındaki What separates the mature from the immature, özne görevindeki bir what yan cümlesidir. İki grubu ayıran temel ölçütü sorar; devamındaki bölüm bu ölçütün ne olduğunu belirtir. Burada separate A from B, insanları veya nesneleri fiziksel olarak ayırmak değil, “A ile B’yi birbirinden ayırmak” anlamına gelir. Bu kalıp karşılaştırmalara, tanımlara ve savlara aktarılabilir: What separates A from B is C.

Alıştırma

What separates A from B is C kalıbını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. What separates reliable advice from empty slogans is whether it survives real-world testing.
  2. What separates reliable advice and empty slogans are whether it survives real-world testing.
  3. What separate reliable advice from empty slogans is whether it survives real-world testing.
  4. What separating reliable advice from empty slogans is whether it survives real-world testing.
Cevabı göster

What separates reliable advice from empty slogans is whether it survives real-world testing.

Kalıp ifadeler

Dikkat dağılmadan kendi başına kalabilme kapasitesi

Bu isim öbeği fiziksel bir kapasiteyi veya miktarı değil, bir yeteneği ifade eder. Capacity for ifadesinden sonra gerund gelir; bu nedenle being, kapasitenin geçerli olduğu etkinliği veya durumu anlatır. Be on their own, kişi yalnızken de kendi işini görebilmesi veya bağımsız hareket edebilmesi demektir. Bu cümlede without distraction, anlamı yalnızca yakında kimsenin olmamasıyla sınırlamaz; dikkatin dağılmadığı bir yalnızlığı belirtir.

Alıştırma

Tek başına bağımsız biçimde kalabilme yeteneğini anlatan dersteki resmî ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The retreat helps people develop ____ during long periods of independent work.

Cevabı göster

a capacity for being on their own

and thinking about who they are and what they've experienced.

1:33

ve kim oldukları ve ne yaşadıkları hakkında düşünebilmeleridir.

The mature person can allow themselves to examine and, as it were, feel their own feelings, Anlatım akışı

1:37

Olgun kişi, deyim yerindeyse, kendi duygularını incelemeye ve hissetmeye izin verebilir,

Anlatım akışı

as it were: ara söz niteliğinde bir ihtiyat ifadesi

As it were, ifadeyi yumuşatan sabit bir ara sözdür. Burada feel their own feelings ifadesinin tamamen kesin bir anlatım değil, bilerek yaklaşık ya da söz seçiminin sıra dışılığının farkında olarak kullanılmış bir anlatım olduğunu gösterir. Bu kalıp, çevresindeki sözcük seçimi hakkında yorum yapar; were ile geçmiş zamanlı bir koşul yapısı oluşturmaz. Konuşanın bir ifadeyi yine kullanırken ondan biraz uzak durmasını sağlar.

Alıştırma

The garden became, as it were, our outdoor classroom. cümlesinde as it were ne işe yarar?

  1. Bahçenin neye dönüşebileceğiyle ilgili bir koşul sunar.
  2. outdoor classroom ifadesini yaklaşık veya mecazlı bir tanım olarak gösterir.
  3. Bahçenin eskiden gerçek bir sınıf olduğunu söyler.
Cevabı göster

outdoor classroom ifadesini yaklaşık veya mecazlı bir tanım olarak gösterir.

even when these are very difficult and hugely unwelcome.

1:43

bunlar çok zor ve son derece istenmeyen duygular olsa bile.

They can stomach an encounter with their own rage, Kelime

1:46

Kendi öfkeleriyle karşılaşmayı hazmedebilirler,

Kelime

stomach an encounter with their own rage: fiil olarak stomach

Stomach burada son derece rahatsız edici gelen bir şeye dayanmak veya onunla yüzleşmek anlamındaki bir fiildir. Bedensel benzetme, duygusal bir deneyimi sindirilmesi zor bir şey olarak anlatır. Stomach an encounter with their own rage, kişinin kendi öfkesiyle doğrudan yüzleşmeye dayanabilmesi demektir. Bu deneyimden hoşlandığı ya da midesine gerçek anlamda bir şey olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede stomach, son derece rahatsız edici bir şeye dayanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. We stopped at a café because our stomachs were empty.
  2. The doctor examined my stomach after lunch.
  3. I can't stomach the way he treats his staff.
Cevabı göster

I can't stomach the way he treats his staff.

their own envy, their own shame.

1:49

kendi kıskançlıklarını, kendi utançlarını.

They don't have to do what the immature person is constantly compelled to do, Kelime

1:52

Olgunlaşmamış kişinin sürekli yapmak zorunda hissettiği şeyi yapmak zorunda değillerdir,

Kelime

is constantly compelled to do: sürekli olarak yapmaya zorlanmak

is constantly compelled to do ifadesindeki edilgen be compelled to + fiilin yalın hâli kalıbı, güçlü bir kuvvetin veya dürtünün kişiye gerçek bir seçeneği pek yokmuş gibi hissettirdiğini anlatır. Buradaki constantly, tek seferlik bir görevden ziyade tekrarlanan ve sürekli bir baskı anlamı katar. Bu kuvvet kural veya tehdit gibi dışarıdan gelebilir ya da korku ve güçlü bir duygusal dürtü gibi içeriden kaynaklanabilir. Bu cümlede mutlaka yasal bir emri değil, tekrarlanan psikolojik bir dürtüyü belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, kişiye çok az seçeneği varmış gibi hissettiren güçlü bir iç baskıyı en açık biçimde anlatır?

  1. Leo wanted to call his friend after school.
  2. After hurting his friend, Leo felt compelled to apologize.
  3. Leo had to submit the form by Friday.
Cevabı göster

After hurting his friend, Leo felt compelled to apologize.

find someone or something else to prevent them from any risk of understanding their own mind. Dilbilgisi

1:57

kendi zihinlerini anlama riskinden kaçınmak için başka birini veya bir şeyi bulmak gibi.

Dilbilgisi

prevent them from any risk of understanding: onları anlama riskinden korumak

Sabit kalıp prevent + kişi + from + -ing biçimindedir. Burada them, eylemi yapması engellenen kişidir; understanding ise from sonrasında kullanılan ulaç biçimidir: prevent them from understanding. from sonrasında mastar kullanılmaz. Daha uzun olan any risk of understanding their own mind ifadesi, kişinin kendi zihnini anlamasını sanki bir tehlikeymiş gibi sunar. Bu ironik anlatım, kişinin içine bakmaktan kaçınmak için dikkat dağıtıcı şeyleri ne kadar kapsamlı kullandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi prevent + kişi + from + -ing kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: The safety gate prevents children ____ entering the road.

Cevabı göster

from

I don't really remember much about my childhood.

2:05

Çocukluğum hakkında pek bir şey hatırlamıyorum.

There are very few childhoods in which difficult things didn't unfold. Dilbilgisi

2:08

İçinde zor şeylerin yaşanmadığı çok az çocukluk vardır.

Dilbilgisi

very few childhoods in which ... didn't unfold ifadesinin kapsamı

Very few, childhoods sözcüğünü niteler: sonraki açıklamaya uyan çocuklukların sayısının son derece az olduğunu söyler. in which difficult things didn't unfold açıklaması olumsuzdur; zor olayların gelişmediği veya yaşanmadığı çocuklukları ifade eder. Dolayısıyla bu tür olayların hiç yaşanmadığı çocukluklar çok azdır. Bu da zor şeylerin neredeyse her çocuklukta meydana geldiğini ima eder. Bu, zor çocuklukların az olduğunu söylemek değil, çok geniş bir iddiayı ölçülü biçimde ifade etmektir.

Alıştırma

Cümle temel olarak neyi ima ediyor?

  1. Çocuklukta zor deneyimler hiçbir zaman gelişmez.
  2. Yalnızca az sayıdaki çocukluk zor deneyimler içerir.
  3. Neredeyse her çocukluk bazı zor deneyimler içerir.
Cevabı göster

Neredeyse her çocukluk bazı zor deneyimler içerir.

Without anyone meaning for this to happen, with the best intentions, Kalıp ifadeler

2:13

Kimse bunun olmasını istemese de, en iyi niyetlerle bile,

Kalıp ifadeler

with the best intentions: iyi niyet, olası kötü sonuç

With the best intentions, gerçekten iyi ve yardımsever bir amaçla hareket etmek demektir. Burada with, eyleme eşlik eden tutumu veya amacı tanıtır; best, sonucun kalitesini değil intentions sözcüğünü güçlendirir. Bu ifade çoğu zaman bir karşıtlık kurar: insanlar iyi niyetli olup yine de zarar verebilir. Eylemin işe yarayıp yaramadığını değil, kişinin neden öyle davrandığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekten yardım etmeye çalışarak” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: He gave the advice ____, but it made her feel worse.

Cevabı göster

with the best intentions

children's development gets impeded and bruised. Deyimler

2:16

çocukların gelişimi engellenir ve zedelenir.

Deyimler

development gets impeded and bruised ifadesindeki bedensel yaralanma metaforu

Bu cümlede gets impeded, çocukların gelişiminin engellenmesi veya yavaşlaması anlamına gelir. Get ile kurulan edilgen yapı, kimse zarar vermeyi amaçlamamış olsa bile development sözcüğünü zararlı bir etkiye maruz kalan şey olarak sunar. Bruised, anlatımı bedensel bir yaralanma metaforuna dönüştürür. Gelişimin gerçek anlamda morarması mümkün değildir; bu sözcük duygusal veya psikolojik zararı görünür ve hassas bir şey gibi hissettirir. Impeded ve bruised birlikte hem ilerlemenin kesintiye uğramasını hem de içsel incinmeyi anlatır.

Alıştırma

Mecazlı anlatımı en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Gelişimin kısa bir gecikmeden sonra güçlendiğini söyler.
  2. Çocuğun büyümesinin yavaşladığını ve bu büyümenin duygusal olarak da yaralanmış gibi gösterildiğini söyler.
  3. Çocuğun yalnızca çok hızlı büyüdüğü için fiziksel olarak morardığını söyler.
Cevabı göster

Çocuğun büyümesinin yavaşladığını ve bu büyümenin duygusal olarak da yaralanmış gibi gösterildiğini söyler.

What counts, therefore, isn't that someone had a happy childhood. Dilbilgisi

2:19

Bu yüzden önemli olan, birinin mutlu bir çocukluk geçirmiş olması değildir.

Almost no one on the planet did entirely, but that a person should have a calm and insightful view

2:23

Gezegendeki neredeyse hiç kimse tamamen mutlu bir çocukluk geçirmedi, asıl önemli olan bir kişinin

Dilbilgisi

Bir ölçütü değiştirmek için What counts ... isn't that ... but that ...

What counts isn't that A, but that B kalıbı, “Belirleyici ölçüt A değil, B'dir” anlamına gelir. What counts gerçekten önemli olan ölçütü tanıtır; therefore ise bu iddianın önceki akıl yürütmeden çıkarılan bir sonuç olduğunu gösterir. İki that yan cümlesi karşıtlığın paralel parçalarıdır: isn't that someone had a happy childhood ilk ölçütü reddederken but that a person should have a calm and insightful view onun yerine geçecek ölçütü sunar. Buradaki should bir tahmini değil, istenen veya uygun olan standardı belirtir.

Alıştırma

What counts isn't that A, but that B biçimindeki kesin değiştirme kalıbını tamamlayın: What ____, therefore, ____ that your first draft is perfect, ____ that you can improve it thoughtfully.

Cevabı göster

counts · isn't · but

of what their childhood was actually like in its good and bad aspects.

2:29

çocukluğunun iyi ve kötü yönleriyle gerçekte nasıl olduğuna dair sakin ve içgörülü bir bakışa sahip olmasıdır.

An inability to remember much about the past doesn't indicate that it was idyllic or just a long time ago,

2:35

Geçmiş hakkında çok fazla şey hatırlayamamak, onun pastoral olduğunu veya üzerinden sadece çok uzun zaman geçtiğini göstermez,

just that it hasn't begun to be processed Kelime

2:41

sadece henüz işlenmeye başlanmadığını gösterir

Kelime

hasn't begun to be processed: duygusal anlamı

Bu psikolojik bağlamda bir deneyimi process etmek, onu zihinsel ve duygusal olarak anlamlandırmak, duygu ve anılarla ilişkilendirmek ve yaşananlarla ilgili kişisel anlayışın içine yerleştirmek demektir. Hasn't begun to be processed, olumsuz present perfect yapısı hasn't begun ile edilgen mastar to be processed biçimini birleştirir. Bu içsel çalışmanın daha başlamadığını, hatta başlangıç aşamasına bile gelmediğini anlatır. Deneyimin yalnızca unutulduğu anlamına gelmez ve terapi yapıldığını da göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede processed ne anlama gelir? The experience hasn't begun to be processed.

  1. Bilgisayara girilmiş
  2. Önemsiz olduğu kanıtlanmış
  3. Zihinsel ve duygusal olarak anlaşılmış ve bütünleştirilmiş
  4. Tamamen unutulmuş
Cevabı göster

Zihinsel ve duygusal olarak anlaşılmış ve bütünleştirilmiş

and that is a red flag. Deyimler

2:45

ve bu da büyük bir tehlike işaretidir.

Deyimler

a red flag: bir uyarı işareti

A red flag, bir şeyin yanlış veya riskli olabileceğini ya da daha dikkatli incelenmeye değer olduğunu gösteren bir işaret için kullanılan mecazdır. Bir şeye a red flag demek, dinleyiciye dikkat etmesi gerektiğini anlatır. Bu ifade ciddi bir sorunun kesin olarak kanıtlandığını değil, olası bir sorunu gösterir. that is a red flag yapısındaki that, değerlendirilen davranışa, gerçeğe veya örüntüye gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki kelimelik uyarı ifadesiyle tamamlayın: If an app asks for your password, that's a ____.

Cevabı göster

red flag

I've never really thought about that before.

2:48

Bunu daha önce hiç düşünmemiştim.

Emotionally immature people have great difficulties with conversations

2:51

Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar konuşmalarda büyük zorluklar çekerler,

that require them to draw on a knowledge of their own enthusiasms, Öbek fiiller

2:54

kendi heveslerine dair bilgilerinden yararlanmalarını gerektiren,

sorrows, projects and histories.

2:58

hüzünlerine, projelerine ve geçmişlerine.

Öbek fiiller

draw on a knowledge of: mevcut bilgiyi kaynak olarak kullanmak

Burada draw on, “zaten mevcut olan bir şeyi kaynak olarak kullanmak” anlamına gelir. Gerekli kaynak, kişinin kendi duyguları, planları ve geçmişi hakkındaki bilgisidir. Kalıp draw on + kaynak şeklindedir. draw on a knowledge of X yapısında a knowledge of X, kişinin X hakkında bildiklerini ve mevcut göreve aktarabileceği bilgiyi belirtir; on fiziksel olarak bir şeyin “üzerinde” olma anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: For the safety review, the engineer had to _____ years of field experience.

  1. draw up
  2. draw on
  3. draw out
Cevabı göster

draw on

So, as one sits with them over a drink and asks, for example,

3:01

Bu yüzden, onlarla bir şeyler içerken oturup sorduğunuzda, örneğin,

why their last relationship broke up Öbek fiiller

3:04

son ilişkilerinin neden bittiğini

Öbek fiiller

relationship broke up: ilişki sona erdi

Bu yan cümlede broke up, “romantik bir ilişki olarak sona erdi” anlamına gelir. Relationship dil bilgisel öznedir; bu nedenle ifade, sona ermeye kimin neden olduğunu söylemeden durumu aktarır. Break up burada geçişsiz bir öbek fiildir: doğrudan nesne almaz. Up parçacığı ifadenin bir parçasıdır ve bir şeyin fiziksel olarak parçalara ayrıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle ilişkiyi sona erdiren kişinin Maya olduğunu açıkça gösterir?

  1. The relationship broke up after the move.
  2. Maya broke up with Leo after the move.
  3. Maya and Leo broke up after the move.
Cevabı göster

Maya broke up with Leo after the move.

or what meaningful work constitutes for them

3:06

veya onlar için anlamlı bir işin ne anlama geldiğini

or what they regret most from their childhood,

3:09

ya da çocukluklarında en çok neye pişman olduklarını,

one has an above-average chance of hearing, perhaps quite sweetly, Kalıp ifadeler

3:12

duyma şansınız ortalamanın üzerindedir, belki de oldukça tatlı bir şekilde,

Kalıp ifadeler

an above-average chance of + -ing: ortalamanın üzerinde olasılık

Have an above-average chance of + -ing, bir şeyin normalden veya tipik bir durumdakinden daha olası olduğunu belirtir. Bu cümlede, bu tür bir yanıtı duyma ihtimali görece yüksek olarak gösteriliyor; above-average dinleyenin becerisini değil, chance sözcüğünü niteler. of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır: a chance of rain; a chance of hearing. Bu yapı, olasılığı olağan ya da ortalama bir düzeyle karşılaştırdığı için yalnızca bir ihtimal olduğunu söylemekten daha belirgindir.

Alıştırma

Normalden yüksek bir olasılık anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Based on the forecast, the coast has ____ seeing heavy rain this week.

Cevabı göster

an above-average chance of

a reply along the lines that this is all too new Kalıp ifadeler

3:16

tüm bunların çok yeni olduğu yönünde bir cevap

Kalıp ifadeler

a reply along the lines that + yan cümle: şu yönde bir yanıt...

A reply along the lines that + yan cümle, yanıtın tam sözcüklerini aktardığını iddia etmeden genel anlamını verir. Burada that ile başlayan yan cümle tipik mesajı, yani konunun fazla yeni göründüğünü ifade eder. Bu kullanımda lines, yazılı metindeki satırlar değil, söylenen şeyin genel biçimi veya yönü anlamındadır. Ana fikri hatırlayıp özetlediğiniz ancak sözcüğü sözcüğüne alıntı yapamadığınız ya da buna gerek duymadığınız durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Yanıtın yaklaşık bir özet olduğunu açıkça belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: She gave ____ the schedule was too rushed.

Cevabı göster

a reply along the lines that

and that they've never thought about this before.

3:19

ve bunu daha önce hiç düşünmedikleri.

It isn't that the emotionally immature person is being cagey. Notlar

3:22

Bu, duygusal olarak olgunlaşmamış kişinin ketum davranması demek değildir.

Dilbilgisi

It isn't that + yan cümle: olası bir açıklamayı reddetmek

It isn't that + yan cümle kalıbı, olası bir açıklamayı reddeder. Burada kişinin bilgiyi bilerek sakladığı açıklamasını reddeder. Bu giriş, dinleyiciyi gerçek açıklamaya hazırlar. Gerçek neden çoğu zaman but ya da rather ile sunulur veya sonraki cümlede verilir. it, sabit kalıbın bir parçasıdır; bir kişiye ya da nesneye gönderme yapmaz.

Alıştırma

Dersin kalıbıyla açıklamayı tamamlayın: ____ I dislike your idea; I just need more time to think.

Cevabı göster

It isn't that

Kelime

being cagey: bilerek ketum veya kaçamak davranmak

Being cagey, temkinli davranmak ve açık bir yanıt vermekten ya da bütün bilgileri açıklamaktan kaçınmak demektir. Yalnızca bilgi sahibi olmamayı değil, neyin açıklanacağı konusunda bilinçli bir dikkat göstermeyi ifade eder. Bu cümlede konuşmacı, kişinin böyle davranmadığını açıkça söylüyor. Bu sıfat mecazidir; kafeslerle ilgili değildir. being cagey ifadesi bunu kalıcı bir kişilik özelliği olarak değil, kişinin mevcut durumdaki davranışı olarak sunar.

Alıştırma

Bir yönetici kararı biliyor ancak açık bir yanıt vermekten kaçınıyor. Yöneticiyi en iyi hangi sözcük tanımlar?

  1. unsure
  2. open
  3. cagey
Cevabı göster

cagey

They simply haven't properly inhabited, in its authentic pain and intensity, Deyimler

3:26

Sadece, gerçek acısı ve yoğunluğu içinde tam olarak barınmamışlardır,

the life that they are actually leading.

3:31

aslında sürdürdükleri hayatta.

Deyimler

haven't properly inhabited ...: gerçekten sürdürülen hayatı tam olarak yaşamamak

Burada inhabit mecaz anlamda kullanılır. Bir kişi bir evin içinde yaşayarak inhabit a house yapabilir; to inhabit a life ise o hayatın içinde tam olarak bulunmak ve onu içeriden deneyimlemek demektir. Vurgulanan iki bölüm birlikte anlaşılmalıdır: haven't properly inhabited ifadesinin nesnesi the life that they are actually leading bölümüdür. Cümle, insanların gerçek hayatlarını yaşarken o hayatın acısını ve yoğunluğunu tam olarak hissetmeden ya da bunlar üzerine düşünmeden ilerleyebileceğini söyler. Properly, yalnızca var olmayı değil, bunu tam anlamıyla yapmayı vurgular.

Alıştırma

“After years on autopilot, Lena began to inhabit her own life more fully,” cümlesinde inhabit her own life ne anlama gelir?

  1. Kendi gerçek hayatında tam olarak bulunmak ve onu deneyimlemek
  2. Başka bir eve taşınmak
  3. Başkasına ait bir hayatı hayal etmek
Cevabı göster

Kendi gerçek hayatında tam olarak bulunmak ve onu deneyimlemek

Everything is pretty good.

3:35

Her şey gayet iyi.

It's fine.

3:37

İyidir.

All is fine.

3:37

Her şey yolunda.

It would be churlish to begrudge anyone a good mood. Kelime

3:39

Birinin iyi ruh halini kıskanmak kabalık olur.

Kelime

churlish to begrudge anyone a good mood: başkasının keyfine içerlemeyi küçük hesaplı bulmak

Churlish, kaba biçimde küçük hesapçı veya cömertlikten yoksun demektir. Begrudge someone something, birinin bir şeye sahip olmasına içerlemek ya da o şeye sahip olmasını istememek anlamına gelir. Burada anyone kişiyi, a good mood ise onun sahip olduğu durumu belirtir. It would be churlish to ... kalıbı, bir kişiye doğrudan churlish demeden resmi bir ahlaki yargı bildirir. Cümle önce başkalarının mutluluğuna içerlenmemesi gerektiğini kabul eder ve sonraki bir sınırlama ya da eleştiriye zemin hazırlar.

Alıştırma

Resmi cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: After the volunteers worked all weekend, it would be ____ them a short break.

Cevabı göster

churlish to begrudge

Nevertheless, the emotionally immature person isn't often just in a good mood.

3:43

Yine de, duygusal olarak olgunlaşmamış kişi çoğunlukla sadece iyi bir ruh halinde değildir.

They are rigidly unable to enter a bad one. Deyimler

3:48

Kötü bir ruh haline girmekte katı bir şekilde yetersizdirler.

Deyimler

rigidly unable to enter a bad one: kötü bir ruh hâline giremeyecek kadar katı olmak

Burada one, daha önce geçen mood sözcüğünün yerini tutar. İngilizce bir ruh hâlini, kişinin içine girebildiği bir alan veya durum gibi sunar; bu nedenle enter a bad one, kötü bir ruh hâline geçmek veya onu yaşamak demektir. Rigidly, unable sözcüğünü niteler. Bu yetersizliği, olumlu kalmaya yönelik sağlıklı bir seçim olarak değil, esnek olmayan ve psikolojik açıdan sınırlı bir durum olarak sunar. Bu nedenle ifade eleştireldir: Olumsuz duyguları yaşamalarına izin veremezler.

Alıştırma

İngilizce 'He is rigidly unable to enter a sad mood,' cümlesinde rigidly unable neyi ifade eder?

  1. Sağlıklı bir duygusal dengeye sahip olduğu için övülmektedir.
  2. Bu ruh hâlini yaşamak için gereken esnekliğe veya kapasiteye sahip değildir.
  3. Bu ruh hâli yararlı olduğu için onu bilinçli olarak seçer.
Cevabı göster

Bu ruh hâlini yaşamak için gereken esnekliğe veya kapasiteye sahip değildir.

Everything is declared fine.

3:52

Her şeyin yolunda olduğu beyan edilir.

Their parents, job, love affair, sex life, ambitions,

3:54

Ebeveynleri, işi, aşk hayatı, cinsel hayatı, hedefleri,

because they have no resources for coping with anything Kalıp ifadeler

3:57

çünkü hiçbir şeyle başa çıkacak içsel kaynakları yoktur

that might be more nuanced and more real,

3:59

daha incelikli ve daha gerçek olabilecek,

Kalıp ifadeler

have no resources for coping with: başa çıkacak kaynaklara sahip olmamak

Burada resources yalnızca para veya malzeme değil, kullanılabilir kapasite ya da destek anlamına gelir. Have no resources for coping with X, X ile başa çıkmak için gereken zihinsel, pratik veya sosyal araçlardan yoksun olmak demektir. Cope with, zor bir durumu ya da duyguyu yönetmek için kullanılır; onu mutlaka çözmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, karmaşık ve gerçek deneyimlerle başa çıkamadıklarını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “başa çıkmak için gereken kapasite veya destekten yoksundu” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: By the time the final emergency arrived, she ____ it.

Cevabı göster

had no resources for coping with

that might entail anger, loss, confusion or wayward desires.

4:01

öfke, kayıp, kafa karışıklığı veya beklenmedik arzular içerebilecek.

One comes away from a dialogue with such a person Öbek fiiller

4:06

İnsan böyle bir kişiyle yaptığı bir diyalogdan,

disoriented and lonely at the idea

4:08

şu düşünceyle kafası karışmış ve yalnız hissetmiş olarak ayrılır;

Öbek fiiller

Bir konuşmadan…kafası karışmış ve yalnız ayrılmak

comes away from a dialogue disoriented and lonely ifadesinde come away from, yalnızca fiziksel olarak uzaklaşmak değil, bir deneyimi belirli bir sonuç veya durumla tamamlamak anlamına gelir. a dialogue deneyimi, disoriented and lonely ise bu deneyimin bıraktığı durumu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp come away from + deneyim + sıfat/sonuç ifadesidir. Konuşma, toplantı, kitap veya olay sonrasında kalan izlenimi ya da duyguyu anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi come away from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a difficult conversation, Mia ____ it feeling calmer.

Cevabı göster

came away from

that any life could be quite so cheerily one-dimensional. Kelime

4:10

herhangi bir hayatın böylesine neşeli bir şekilde tek boyutlu olabileceği.

Kelime

cheerily one-dimensional ifadesindeki ironi

One-dimensional burada mecaz anlamdadır. Anlatılan hayatın tek bir yöne indirgenmiş, gerçek hayatta normalde bulunan karmaşıklık, çatışma ve derinlikten yoksun göründüğünü belirtir. Cheerily ironi yaratır. Neşeli sunuş, one-dimensional ifadesini övgüye dönüştürmez; aşırı basitleştirilmiş bu görüntünün ne kadar keyifle sunulduğunu göstererek eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

Burada cheerily one-dimensional ne anlatıyor?

  1. Hayatın çok fazla yönü olduğu için kafa karıştırıcı olduğunu söyler.
  2. Neşeli bir yüzey sunarken hayatı derinlikten yoksun olduğu için eleştirir.
  3. Hayatın geometrik şeklini gerçek anlamıyla anlatır ve bunu över.
Cevabı göster

Neşeli bir yüzey sunarken hayatı derinlikten yoksun olduğu için eleştirir.

It isn't, that's just the way that the emotionally immature person is processing things.

4:14

Öyle değildir, bu sadece duygusal açıdan olgunlaşmamış kişinin olayları işleme biçimidir.

That's just a load of old psychobabble. Kelime

4:20

Bunların hepsi sadece bir sürü eski psikolojik zırva.

Kelime

a load of old psychobabble: eski psikoloji zırvası yığını

Burada a load of old psychobabble, “psikolojik görünen, boş ve gereksiz ölçüde karmaşık bir söz yığını” anlamına gelir. Konuşan kişi tartışmayla ilgilenmek yerine onu değersiz diye reddeder. a load of old + isim kalıbı, bir fikri, açıklamayı veya konuşma türünü reddetmenin gayriresmî ve çok olumsuz bir yoludur. Buradaki old öncelikle yaşı belirtmez; alışıldık ve küçümseyici bir ton ekler. Bu ifade tartışmayı kesip atabilir, ancak bütün psikolojik dilin anlamsız olduğunu nesnel olarak göstermez.

Alıştırma

Konuşan kişi “a load of old psychobabble” diyerek nasıl bir tutum gösteriyor?

  1. Daha basit bir açıklamayı kibarca ister.
  2. Ortada çok fazla psikoloji olduğunu tarafsızca söyler.
  3. Konuşmayı boş ve aptalca bularak güçlü biçimde reddeder.
Cevabı göster

Konuşmayı boş ve aptalca bularak güçlü biçimde reddeder.

As soon as a conversation threatens their emotional integrity, Dilbilgisi

4:22

Bir konuşma duygusal bütünlüklerini tehdit ettiği anda,

Dilbilgisi

As soon as: hemen gerçekleşen tetikleyici

As soon as, başka bir olayı hemen tetikleyen olayı tanıtır. Yaygın yapı as soon as + yan cümle, ana cümle şeklindedir ve iki olay arasında çok az gecikme olduğunu ya da hiç olmadığını belirterek “olur olmaz” anlamını verir. Burada konuşmanın tehdit hâline gelmesi tetikleyicidir. Baştaki yan cümle, dinleyeni ardından gelecek tepkiye hazırlar ve bilgiyi hızlı bir tetikleyici-tepki sırası olarak düzenler.

Alıştırma

Cümleyi “olur olmaz” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce bağlaçla tamamlayın: ____ the bell rings, the doors will open.

Cevabı göster

As soon as

the emotionally immature person will shut it down. Öbek fiiller

4:25

duygusal olarak olgunlaşmamış kişi bu konuşmayı kestirip atar.

Öbek fiiller

shut it down: etkileşimi tamamen sona erdirmek

Bu cümlede it, konuşmayı ifade eder. shut it down, konuşmayı durdurmak ve daha fazla ilerlemesini engellemek demektir. İfade, yalnızca daha alçak sesle konuşmayı değil, hızlı ve kesin bir son vermeyi anlatır. Kalıp shut + nesne + down şeklindedir: shut the conversation down veya shut it down denebilir. Nesne bir zamir olduğunda down sözcüğünden sonra değil, shut ile down arasına gelir.

Alıştırma

"When the discussion became uncomfortable, the moderator shut it down," cümlesinde ne oldu?

  1. Moderatör tartışmanın sesini azalttı ama devam etmesine izin verdi.
  2. Moderatör tartışmayı bitirdi.
  3. Moderatör konuşmasını daha sonraya erteledi.
Cevabı göster

Moderatör tartışmayı bitirdi.

The imperious verdict that it is a piece of overcomplicated nonsense.

4:28

Bunun aşırı karmaşık bir saçmalık olduğuna dair o kibirli hükmü verir.

They appeal to an idea of robust simplicity instead, Kalıp ifadeler

4:33

Bunun yerine güçlü bir basitlik fikrine sığınırlar,

Kalıp ifadeler

appeal to an idea of robust simplicity: sağlam ve güvenilir bir sadelik fikrine dayanmak

Burada appeal to, bir şeyi destek olarak öne sürmek veya ona dayanmak anlamına gelir. Daha karmaşık bir düşünme biçiminin yerine kesin ve basit cevapların güçlü ve güvenilir olduğu fikrini koyarlar. robust simplicity, bu ideale özgü bağlamsal bir tanımdır; yerleşik bir kalıp değildir. Başka bağlamlara da uygulanabilen appeal to + idea/principle/authority kalıbı, bir iddiayı gerekçelendirmek için kullanılan temeli gösterir. Bir argüman analiz edilirken veya eleştirilirken sık görülür.

Alıştırma

Hangi cümlede appeal to, “bir ilkeyi destek olarak kullanmak” anlamındadır?

  1. The argument appeals to the principle of equal treatment.
  2. The residents appealed to the mayor for help.
  3. The bright colors appeal to young children.
Cevabı göster

The argument appeals to the principle of equal treatment.

as though the origins of all our problems might lie in thinking too much. Dilbilgisi

4:37

sanki tüm sorunlarımızın kaynağı çok fazla düşünmekte yatıyormuş gibi.

Dilbilgisi

as though ... might lie in thinking too much: ihtiyatla sunulan bir neden

Burada as though, yazarın kabul ettiği bir olguyu değil, duruma ilişkin varsayımsal bir tabloyu sunar. Yazarın iddiaya mesafe koymasını sağlar; might ise iddiayı daha da ihtiyatlı hâle getirir. lie in + isim veya -ing yapısında lie, “bir yerde bulunmak” ya da “kaynağı orada olmak” anlamına gelir. Bu nedenle might lie in thinking too much, “fazla düşünmekten kaynaklanıyor olabilir” demektir; “yalan söylüyor olabilir” ya da “uzanıyor olabilir” demek değildir.

Alıştırma

“He talks as though the cause of the team's problems might lie in one bad meeting,” cümlesinde konuşan neyi ima ediyor?

  1. Bu, konuşanın tam olarak kabul etmeyebileceği ihtiyatlı bir açıklamadır.
  2. Ekip toplantı hakkında yalan söylüyor.
  3. Tek bir kötü toplantı kesinlikle nedendir.
Cevabı göster

Bu, konuşanın tam olarak kabul etmeyebileceği ihtiyatlı bir açıklamadır.

It's the sort of attitude that might lead them to recommend

4:42

Bu, onları şu tarz şeyler tavsiye etmeye yöneltebilecek türden bir tutumdur,

that an anxious person pull themselves together Deyimler

4:44

endişeli bir kişinin kendini toparlaması gerektiği

Deyimler

pull themselves together: baskı altında kontrolü yeniden kazanmak

Pull oneself together, korku, şok veya sıkıntıdan sonra duyguların ve davranışların kontrolünü yeniden kazanmak anlamına gelen bir deyimdir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I pull myself together, you pull yourself together ve they pull themselves together. Bu ifade başka bir kişiye yöneltildiğinde, çoğu zaman o kişinin iradesiyle kendini kontrol etmesi gerektiğini ima eder. Bu bağlamda tavsiye, sakin ve destekleyici olmaktan çok basite indirgeyici, sabırsız veya suçlayıcı gelebilir.

Alıştırma

Yargı: Bir arkadaşınız ciddi bir kaygı krizi geçiriyor. Ona “Pull yourself together” demek genellikle destekleyici ve tarafsızdır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

or to claim that a lot of mental distress comes from not getting out enough.

4:47

veya birçok zihinsel sıkıntının yeterince dışarı çıkmamaktan kaynaklandığını iddia etmek gibi.

But of course, none of this stems from confidence. Öbek fiiller

4:51

Fakat elbette, bunların hiçbiri özgüvenden kaynaklanmaz.

Öbek fiiller

stems from confidence: bir nedeni belirtmek

stems from ifadesi “kaynağını ...den almak” veya “...den kaynaklanmak” anlamına gelir. none of this stems from confidence cümlesinde confidence olası bir kaynak olarak sunulur, ancak none of this bu açıklamayı reddeder. Buradaki stem, bitkinin “gövdesi” anlamındaki isim değil, mecaz anlamda kullanılan bir fiildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp şöyledir: sonuç veya davranış + stem from + kaynak veya neden.

Alıştırma

Cümleyi stem fiilinin doğru biçimi ve gerekli edatla tamamlayın: Most of the confusion ____ unclear instructions.

Cevabı göster

stems from

It's a terrified way of blocking one's ears and saying no Deyimler

4:54

Bu, kulaklarını tıkamanın ve hayır demenin dehşet dolu bir yoludur

to truths and ideas that might hurt very much.

4:57

çok fazla incitebilecek gerçeklere ve fikirlere karşı.

Deyimler

blocking one's ears and saying no to truths and ideas: inkârı anlatan bir mecaz

Bu iki eylem tek bir genişletilmiş mecaz oluşturur. Blocking one's ears dinlemeyi reddetmeyi, saying no to truths and ideas ise acı verebilecek bilgileri kabul etmeyi veya incelemeyi reddetmeyi anlatır. Cümle esas olarak fiziksel bir eylemi betimlemez. İnkârı ve kaçınmayı, kişinin kendisini rahatsız edici gerçeklerden korumak için kullandığı korku dolu bir yol olarak sunar. One's, “kişinin kendi” anlamına gelen genel bir iyelik biçimidir.

Alıştırma

"The editorial portrays the leaders as blocking their ears and saying no to facts that could damage their image," cümlesindeki imge esas olarak neyi anlatır?

  1. Karşı çıkmadan önce gerçekleri dikkatle inceliyorlar.
  2. Rahatsız edici kanıtları değerlendirmeyi reddediyorlar.
  3. Oda gürültülü olduğu için duyamıyorlar.
Cevabı göster

Rahatsız edici kanıtları değerlendirmeyi reddediyorlar.

Emotionally immature people can be extremely charming

5:02

Duygusal açıdan olgunlaşmamış insanlar son derece çekici olabilirler

and at points entertaining to be around,

5:04

ve bazen etraflarında olmak eğlencelidir,

but as a general rule, we would advise you to give them Notlar

5:07

ama genel bir kural olarak, size onlardan

Anlatım akışı

as a general rule: istisnalara açık genel bir ilke

as a general rule ifadesi, ardından gelen tavsiyenin kapsamını belirleyerek cümledeki bilgiyi düzenler. “Çoğu durumda” veya “normalde” anlamına gelir; dolayısıyla tavsiye yalnızca tek bir özel durumla sınırlı değildir, genel niteliktedir. Aynı zamanda istisnalara da yer bırakır. Buradaki rule, resmî bir yasa veya yönetmelik değil, olağan deneyime dayanan pratik bir ilkedir.

Alıştırma

Bu cümlede as a general rule neyi gösteriyor?

  1. Tavsiye çoğu durumda geçerlidir, ancak istisnalar olabilir.
  2. Tavsiye herkesin uyması gereken resmî bir kuraldır.
  3. Konuşmacı herhangi bir tavsiyede bulunup bulunmaması gerektiğinden emin değildir.
Cevabı göster

Tavsiye çoğu durumda geçerlidir, ancak istisnalar olabilir.

a very wide berth indeed

5:09

kesinlikle çok uzak durmanızı

Deyimler

give them a very wide berth indeed: bilinçli olarak çok uzak durmak

give someone or something a wide berth deyimi, genellikle tehlikeli, rahatsız edici veya sorun çıkarabilecek göründüğü için bir kişiden ya da şeyden iyice uzak durmak anlamına gelir. Berth başlangıçta bir geminin çevresinde bırakılan güvenli alanı ifade eder; ancak deyim çoğunlukla mecazi anlamda kullanılır. Bu cümlede very, wide sözcüğünü güçlendirir; sondaki indeed ise vurgulu bir doğrulama ekler. Birlikte a very wide berth indeed, özellikle büyük ve bilinçli olarak korunan bir mesafeyi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi give someone or something a wide berth içindeki kalıplaşmış isim öbeğiyle tamamlayın: The construction site looked unsafe, so we gave it ____.

Cevabı göster

a wide berth

and aim to check in on them in about a decade or two. Öbek fiiller

5:12

ve onlara bir veya iki on yıl sonra tekrar bakmayı hedeflemenizi tavsiye ederiz.

Öbek fiiller

check in on them: nasıl olduklarını öğrenmek için onlarla iletişime geçmek

To check in on someone, birinin nasıl olduğunu öğrenmek için onunla kısa süreli iletişim kurmak veya onu ziyaret etmek demektir. Bu cümlede them, durumu ya da ilerlemesi daha sonra kontrol edilecek kişi veya grubu ifade eder. Bu öbek fiil, resmî bir incelemeden çok hafif ve ilgili bir takip anlamı taşır. On ya da yirmi yıl beklemek mizahi bir abartıdır; başka durumlarda kullanılabilecek temel anlamı yalnızca birinin nasıl olduğunu öğrenmektir.

Alıştırma

“I'll check in on Mina tomorrow,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne yapacak?

  1. Mina'nın nasıl olduğunu öğrenmek için onunla kısa süreli iletişim kurmak veya onu ziyaret etmek.
  2. Mina'nın kişisel geçmişini ayrıntılı biçimde araştırmak.
  3. Mina'yı bir otele kaydettirmek.
Cevabı göster

Mina'nın nasıl olduğunu öğrenmek için onunla kısa süreli iletişim kurmak veya onu ziyaret etmek.

Life is, in the end, far too short, Dilbilgisi

5:15

Hayat nihayetinde fazlasıyla kısa,

far too interesting and far too lonely

5:17

fazlasıyla ilginç ve fazlasıyla yalnızdır,

to spend very long around people who lack any interest

5:19

en ufak bir ilgi dahi duymayan insanların etrafında çok uzun süre harcamak için

Dilbilgisi

far too short ... far too lonely to spend: zaman geçirmek için fazlasıyla...

Far too, kabul edilebilir veya makul düzeyin çok ötesinde demektir; far burada too sözcüğünü güçlendirir ve mesafe belirtmez. far too + sıfat + to'lu mastar yapısı, aşırı bir dereceyi bunun sonucuna veya değerlendirmesine bağlar. Burada far too, short, interesting ve lonely sözcüklerinden önce tekrarlanır. Üç paralel ifade aynı to spend mastarını paylaşarak ritim yaratır ve sözü edilen kişilerin yanında uzun zaman geçirmenin değmeyeceği sonucuna ilerler. Bu yapı gerçek anlamda fiziksel bir yetersizliği değil, güçlü bir değerlendirmeyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle görevin kabul edilebilir düzeyden çok daha zor olduğunu ve bu yüzden bu gece bitirilmesinin gerçekçi olmadığını ifade eder?

  1. The task is difficult enough to finish tonight.
  2. The task is very difficult to finish tonight.
  3. The task is far too difficult to finish tonight.
Cevabı göster

The task is far too difficult to finish tonight.

in trying to be,

5:22

olmaya çabalamaya karşı,

where it counts, emotional grown-ups. Anlatım akışı

5:23

yeri geldiğinde, duygusal birer yetişkin.

Anlatım akışı

where it counts: duygusal açıdan yetişkin olmaya çalışırken gerçekten önemli olan nokta

Where it counts, “en önemli açıdan” ya da “gerçekten önem taşıyan noktada” anlamına gelir. Buradaki where fiziksel bir yer göstermez; counts da sayı saymak anlamında değildir. Bu cümlede yetişkin olmanın önemli ölçütü yalnızca yetişkin görünmek veya fiziksel olarak büyümek değil, duygusal olgunluktur. İfade, bir kişinin davranışının ya da performansının gerçekten önem taşıyan yönünü göstermek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Rina is not the most confident speaker, but she makes the right decisions where it counts. Bu cümlede where it counts ne anlama gelir?

  1. en önemli alanlarda
  2. yalnızca insanlar onu izlerken
  3. insanların sayım yaptığı yerlerde
  4. bir teslim tarihinin başladığı tam anda
Cevabı göster

en önemli alanlarda

We've just launched a special membership to our YouTube channel.

5:28

YouTube kanalımıza özel bir üyelik başlattık.

Sign up today for a host of unique benefits.

5:31

Birçok eşsiz avantajdan yararlanmak için bugün kaydolun.