Sıkılmak neden iyi bir şeydir: İngilizce çalışma notları
Life Of Riza
Video özeti: İçerik üreticisi bir hafta boyunca her gün bir ya da iki saat medyadan uzaklaşıp az uyarıcılı, sıradan anları bilinçli olarak benimsiyor. Başlangıçtaki rahatsızlık ve alışkanlıkla telefona uzanma isteği zamanla yerini düşüncelerin serbestçe dolaşmasına ve fikirlerin yeniden belirmesine bırakıyor; böylece bilinçli sıkılmanın merak ve yaratıcı çalışma için alan açabileceği görülüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. gotten a pretty bad rap — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu gündelik deyimi, bir şeyin olumsuz ve muhtemelen haksız bir ün edinmesi olarak anlayabilirsiniz. Konuşmacının sıkılmayı yeniden değerlendirmesinde olduğu gibi, genellikle kötü yargılanan bir fikri, alışkanlığı ya da kişiyi savunmaya giriş yaparken kullanabilirsiniz. 2. goes on autopilot — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bedenin ya da kişinin otomatik olarak yönetiliyormuş gibi hareket etmesini anlatan mecazı tanıyabilirsiniz. Duş alma, işe gidip gelme veya ev işi yapma gibi az bilinçli dikkat gerektiren tanıdık ve tekrarlı eylemleri, zihnin bu sırada serbestçe dolaşabildiğini vurgulayarak anlatabilirsiniz. 3. a real compound effect — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: compound effect ifadesinin, küçük ve tekrarlanan katkıların zaman içinde birikerek anlamlı bir sonuç doğurmasını anlattığını öğrenebilirsiniz. Buradaki her gün bir-iki saat ekrandan uzak kalma örneği gibi mütevazı bir alışkanlığın neden sonunda fark edilir bir yaratıcı yarar sağlayabileceğini açıklamak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
The state of being that's gotten a pretty bad rap over the years. Deyimler
0:03Yıllar boyunca oldukça kötü bir üne kavuşan ruh hali.
gotten a pretty bad rap: olumsuz bir ün kazanmak
Get a bad rap, olumsuz değerlendirilmek veya kötü bir ün kazanmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Çoğu zaman eleştirinin kişinin ya da şeyin hak ettiğinden daha sert veya daha az adil olabileceğini ima eder. That's gotten a pretty bad rap ifadesinde 's, has anlamına gelir; gotten ise get fiilinin Kuzey Amerika İngilizcesinde yaygın bir geçmiş zaman ortacı biçimidir. Burada pretty, oldukça anlamındadır; over the years ise olumsuz görüşün zaman içinde oluştuğunu gösterir.
Alıştırma
Örnekteki aynı Kuzey Amerika İngilizcesi biçimini kullanarak has sonrasında get a pretty bad rap ifadesini tamamlayın: This hobby has ____ over the years.
Cevabı göster
gotten a pretty bad rap
But as I'm continuously trying to navigate this super connected world we're now living in, Kelime
0:08Ancak şu anda içinde yaşadığımız bu aşırı bağlantılı dünyada sürekli yolumu bulmaya çalışırken,
navigate this super connected world: karmaşık ve yoğun bağlantılı bir ortamda yolunu bulmak
Burada navigate mecazi anlamda kullanılır. Seçimler yapıp ilerledikçe kendini uyarlayarak karmaşık bir durumun içinden geçmek için uygulanabilir bir yol bulmak anlamına gelir; fiziksel bir haritayı takip etmek demek değildir. This super connected world, insanların, cihazların ve bilgilerin neredeyse her zaman birbirine bağlı olduğu modern yaşamı anlatır. İfadenin bütünü, bu karmaşık ortamda yalnızca yaşamayı değil, onunla etkin biçimde başa çıkmayı belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede navigate ne anlama gelir? It took me a week to navigate the new school system.
- Okul binasının yerini bulmak için harita kullanmak demektir.
- Karmaşık bir sistemle başa çıkmanın yolunu bulmak demektir.
- Okula tekneyle gitmek demektir.
Cevabı göster
Karmaşık bir sistemle başa çıkmanın yolunu bulmak demektir.
the constant consumption of media has not only left me feeling pretty drained, Kalıp ifadeler
0:12sürekli medya tüketimi beni oldukça tükenmiş hissettirmekle kalmadı,
the constant consumption of media: sürekli medya tüketimi
Consumption of media, medya içeriğini izleyerek, okuyarak veya dinleyerek alma etkinliğini ifade eder. Constant, bunun tekrar tekrar ya da neredeyse hiç ara vermeden gerçekleştiğini belirtir; böylece ifade, sürekli medya kullanımını tek bir bütün etkinlik olarak sunar. Bu isim öbeği consume media fiil öbeğinden gelir. Fiili consumption ismine dönüştürmek, etkinliğin tamamının cümlenin öznesi olmasını sağlar.
Alıştırma
Genel ve sürekli medya kullanımını doğal bir isim öbeğiyle anlatan cümle hangisidir?
- Constant consumption of media can make it hard to focus.
- Constant consume of media can make it hard to focus.
- Constant consumption on media can make it hard to focus.
Cevabı göster
Constant consumption of media can make it hard to focus.
only left me feeling pretty drained: leave + person + feeling + adjective yapısı
Left me feeling pretty drained, leave + person + feeling + adjective yapısını kullanır. Burada left, birinin uzaklaşması değil, bir şeyin sonuç olarak belirli bir duruma yol açması anlamındadır. Medya kullanımı, konuşanın enerjisinin çok azalmasına neden olmuştur. Pretty, günlük konuşmada epey veya oldukça anlamı veren bir derece belirtecidir. Only, vurgulanan bölümden hemen önce başlayan not only yapısının ikinci parçasıdır. Bitkin hissetmenin bir sonuç olduğunu ve başka bir sonucun beklendiğini gösterir; leave + person + feeling yapısının parçası değildir.
Alıştırma
Sonuç yapısını feel fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The confusing instructions left me ____ unsure about the next step.
Cevabı göster
feeling
but the more I think that being bored isn't such a bad thing. Dilbilgisi
0:16aynı zamanda can sıkıntısının o kadar da kötü bir şey olmadığını daha fazla düşünmeye başladım.
isn't such a bad thing: olumsuz bir yargıyı yeniden değerlendirmek
such a + sıfat + tekil sayılabilir isim kalıbı, such a bad thing örneğindeki gibi tam bir değerlendirme oluşturur. isn't such a bad thing ifadesinde olumsuzluk, bir şeyin göründüğü kadar kötü olmadığı anlamına gelir. Bu söyleyiş, olumsuz bir yargıyı yumuşatır ya da yeniden değerlendirir. Sıkılmayı güçlü biçimde övmez; sıkılmanın bir değeri olabileceği ihtimaline yer bırakır.
Alıştırma
Cümleyi such a + sıfat + tekil isim kalıbıyla tamamlayın: Making a mistake isn't ____ terrible thing.
Cevabı göster
such a
In fact, from a creative standpoint, Kalıp ifadeler
0:21Aslında yaratıcı bir bakış açısıyla bakıldığında,
from a creative standpoint: değerlendirmeyi yaratıcı açıdan çerçevelemek
From a creative standpoint, bir şeyin yaratıcılık veya yaratıcı çalışma açısından değerlendirildiği anlamına gelir. Standpoint, bir şeyi değerlendirmek için kullanılan bakış açısını veya ölçütü belirtir. from a/an + adjective + standpoint kalıbı, sonraki yargının belirli bir bakış açısından geçerli olduğunu, her yönden geçerli olmak zorunda olmadığını gösterir. Genellikle cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir.
Alıştırma
Cümleyi standpoint kalıbıyla, “güvenlik açısından değerlendirildiğinde” anlamına gelecek şekilde tamamlayın: ____, the brighter route is better.
Cevabı göster
From a safety standpoint
Just hear me out: karar vermeden önce sonuna kadar dinleme isteği
To hear someone out, birini sözünü kesmeden ve hemen karar vermeden açıklamasını bitirene kadar dinlemek demektir. Burada Just hear me out, dinleyiciden itirazlarını bir anlığına ertelemesini ve konuşana tüm gerekçesini açıklama fırsatı vermesini ister. Out, bu öbek fiilin bir parçasıdır ve eylemin tamamlanması anlamını katar; dışarı doğru hareket anlamına gelmez. Just, isteği kısa bir açıklama fırsatı olarak sunup yumuşatır, ancak cümle yine de ısrarcı duyulabilir.
Alıştırma
Birinden açıklamanın tamamını dinlemesini isteyen sabit ifadeyi tamamlayın: The idea may sound strange, but please hear me ____ before you decide.
Cevabı göster
out
I feel like we live in a very overstimulated world. Kelime
0:28Fazlasıyla uyarılmış bir dünyada yaşadığımızı hissediyorum.
a very overstimulated world: sürekli girdilerle aşırı yüklenmiş bir dünya
Overstimulated, rahatça işlenebilecek miktardan daha fazla ses, görüntü, bilgi, etkinlik veya başka girdiye maruz kalmış olmak demektir. Çoğu zaman çok fazla şey yaşandığı için gergin, yorgun, huzursuz veya odaklanamaz durumda olmayı anlatır. a very overstimulated world ifadesi, modern yaşamı sürekli girdiler yüzünden aşırı yüklenmiş tek bir sistem gibi ele alır. Gezegenin gerçekten duyuları olduğu anlamına gelmez. over- ön eki burada “gereğinden fazla” demektir.
Alıştırma
Hangi cümlede overstimulated, çok fazla girdiden kaynaklanan aşırı yüklenmeyi anlatır?
- After two hours of notifications and background noise, Maya felt overstimulated.
- Leo felt overstimulated when the screen was turned off and the room became calm.
- The quiet library was overstimulated because no one was speaking.
Cevabı göster
After two hours of notifications and background noise, Maya felt overstimulated.
And lately it feels like a little much. Ton ve niyet
0:33Ve son zamanlarda bu biraz fazla gelmeye başladı.
feels like a little much: yumuşatılmış bir değerlendirme
Burada a little much, bir şeyin biraz fazla veya aşırı olduğu anlamına gelir: yoğunluğu, zorluğu, fiyatı ya da kabul edilmesi makul görünen düzeyi biraz aşmıştır. Bu, “az miktar” ile “çok” sözcüklerinin kelimesi kelimesine birleşimi değil, kalıplaşmış bir değerlendirmedir. Feels like, değerlendirmeyi konuşanın kişisel izlenimi olarak sunar. It is too much demeye göre daha az kesin duyulur ve eleştiriyi yumuşatır. Bu yapıda a little much, feels like ifadesinden sonra tek başına kullanılabilir; much sözcüğünden sonra isim gelmesi gerekmez.
Alıştırma
“The schedule feels like a little much” cümlesinin en doğal anlamı nedir?
- Program artık önemli değil.
- Programda yalnızca az miktarda iş var.
- Program biraz fazla zorlayıcı görünüyor.
Cevabı göster
Program biraz fazla zorlayıcı görünüyor.
Changes to Instagram... growing trend in the US.
0:36Instagram'daki değişiklikler... ABD'de büyüyen bir trend.
We're always being bombarded with information Deyimler
0:39Her zaman bilgi bombardımanına tutuluyoruz
being bombarded with information: bilgi yükünü anlatan bir benzetme
Being bombarded with information, işlenmesi zor olacak kadar çok bilginin hızlı veya tekrar tekrar gelmesini anlatan bir benzetmedir. Yalnızca çok bilgi almayı değil, baskı ve kontrol kaybı hissini de ifade eder; gerçek bir saldırıyı anlatmaz. Yapı be bombarded with + şey biçimindedir: gelenlerin hedefi olan kişi dilbilgisel öznedir, with ise büyük miktarda gelen şeyi tanıtır. We’re always being bombarded, bilgi yükünün tekrar tekrar veya sürekli oluştuğunu göstermek için edilgen devam yapısını kullanır.
Alıştırma
Bu bağlamda “We’re being bombarded with information” ne anlama gelir?
- Kısa ve kolayca ele alınabilen tek bir mesaj alıyoruz.
- Birisi bize gerçek patlayıcılarla saldırıyor.
- Büyük miktarda bilgi sürekli üzerimize geliyor ve bunu işlemek zor oluyor.
Cevabı göster
Büyük miktarda bilgi sürekli üzerimize geliyor ve bunu işlemek zor oluyor.
keeping up with the trends: trendleri takip etmek
Keep up with, bir kişinin ya da şeyin hızını, ilerleyişini veya değişimlerini takip ederek geride kalmamak demektir. Burada keeping up with the trends, geride kalmamak için popüler olmaya başlayan şeyleri fark etmeye ve izlemeye devam etmek anlamına gelir. Kalıp keep up with + isim şeklindedir: keep up with the news, keep up with changes veya keep up with a fast runner.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için keep, up ve with sözcüklerini doğru sıraya koyun: I check the school website to ____ schedule changes.
Cevabı göster
keep up with
what should we make, and who should we watch.
0:44ne yapmalıyız ve kimi izlemeliyiz diye düşünmekten.
It's all here to keep us busy and scrolling. Dilbilgisi
0:47Bunların hepsi bizi meşgul etmek ve ekranda gezinmemizi sağlamak için var.
keep us busy and scrolling: bizi meşgul edip kaydırmaya devam ettirmek
Keep + nesne + tamamlayıcı yapısı, nesnenin bir durumda kalmasını veya bir eylemi sürdürmesini sağlamak anlamına gelir. keep us busy and scrolling ifadesinde us nesnedir, busy devam eden bir durumu anlatan sıfattır ve scrolling devam eden bir eylemi anlatan -ing biçimidir. And, ikisi de us ögesini anlatan iki tamamlayıcıyı bağlar. İfade, platformdaki her şeyin dikkatimizi tuttuğunu ve kaydırmaya devam etmemizi sağladığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için busy ve work sözcüklerini doğru biçimlerde kullanın: The group project kept us ____ and ____ all morning.
Cevabı göster
busy · working
Jumping from one device to another: aynı türden şeyler arasında geçiş yapmak
Buradaki jumping, fiziksel olarak zıplamak değil, hızlı veya tekrar tekrar geçiş yapmak anlamındadır. İfade, aynı cihazda kalmak yerine bir cihazdan farklı bir cihaza geçmeyi anlatır. from one + tekil isim + to another kalıbı, aynı türden öğeler arasında hareket etmeyi veya geçiş yapmayı gösterir. Örneğin from one task to another ve from one topic to another şeklinde kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi from one ... to another kalıbıyla tamamlayın: During study time, Leo kept jumping ____.
Cevabı göster
from one subject to another
and often not taking breaks for extended periods of time. Kalıp ifadeler
0:52ve çoğu zaman uzun süre mola vermemek.
For extended periods of time: süreyi belirten resmî bir ifade
For extended periods of time, “uzun süreler boyunca” anlamına gelir. Burada for, ara vermeme durumunun süresini belirtir; extended ise bu sürelerin olağandan uzun olduğunu gösterir. Periods sözcüğünün çoğul olması, genel veya tekrarlanan bir alışkanlığa uygundur: cümle, uzun zaman aralıklarında sık sık ara verilmemesinden söz eder.
Alıştırma
“Uzun süre” anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: The safety guide warns against standing in one position ____.
Cevabı göster
for extended periods of time
And I sense that this constant need to be entertained Kalıp ifadeler
0:57Eğlendirilmeye yönelik bu sürekli ihtiyacın
this constant need to be entertained: tekrarlanan bir ihtiyacı adlandırmak
this constant need isim öbeği, tekrarlanan bir duyguyu konuşanın adlandırıp tartışabileceği tek bir düşünce hâline getirir. Constant, kişinin yalnızca bir kez eğlenmek istemesini değil, bu ihtiyacın sürmesini veya tekrar tekrar ortaya çıkmasını anlatır. need to be entertained ifadesinde to be entertained edilgen bir mastardır. Kişi; içeriklerden, etkinliklerden veya başka insanlardan eğlence, ilgi ya da uyarım alan taraftır. Tekrar kullanılabilen need to be + geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir eylemin birine veya bir şeye yapılmasına ihtiyaç olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi need ve entertain fiilinin edilgen mastarıyla tamamlayın: During every quiet moment, Maya feels a constant ____.
Cevabı göster
need to be entertained
could turn into a life that's distracted. Öbek fiiller
1:00dikkat dağınıklığıyla dolu bir hayata dönüşebileceğini hissediyorum.
turn into a life that's distracted: olası bir değişim
Turn into, bir değişim sonucunda farklı bir şeye veya duruma dönüşmek anlamına gelir. Ardından değişimin sonucu gelir: turn into + isim öbeği. Buradaki could, değişimi kesin bir durum olarak değil, olası bir sonuç olarak sunar. Sonuç olan a life that's distracted, dikkatin tekrar tekrar başka yöne çekildiği bir yaşam biçimini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrenilen ve “dönüşmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A small leak can ____ a major problem.
Cevabı göster
turn into
I sense that most people have encountered this at some point or another, Kalıp ifadeler
1:02Çoğu insanın bir noktada bununla karşılaştığını hissediyorum,
at some point or another: belirtilmemiş bir zaman
At some point or another, “belirtilmemiş bir zamanda” ya da “belirtilmemiş bir keresinde” anlamına gelir. Konuşan kişi tam zamanı bilmiyor, hatırlamıyor veya söylemeye gerek duymuyor olabilir. Burada yaygın bir deneyimi genelleştirmeye yardımcı olur: çoğu insan şimdiye kadar bir ara “bununla” karşılaşmıştır. Or another, olayın tam olarak ne zaman gerçekleştiğinin önemli olmadığını vurgular; bütün ifade tek bir zaman ifadesi olarak kullanılır.
Alıştırma
“Belirtilmemiş bir zamanda” anlamındaki bu derste geçen beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Most people need help ____.
Cevabı göster
at some point or another
but lately just everything has been feeling like noise. Deyimler
1:05ama son zamanlarda her şey sadece bir gürültü gibi hissettiriyor.
been feeling like noise: zihinsel karmaşa için bir mecaz
Been feeling like noise burada mecazdır. Noise, her şeyin gerçekten ses çıkardığı anlamına gelmez; mesajların, içeriklerin veya günlük bilgi akışının karmaşık, dikkat dağıtıcı, tekrarlı ya da anlam bulması zor gelmesi demektir. Has been feeling, bu hissin lately ile belirtilen yakın dönem boyunca devam ettiğini gösterir. Feel like, konuşan kişinin öznel izlenimini aktarır; her şeyin nesnel olarak değersiz olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bu cümledeki mecaz ne anlama geliyor? "After hours of scrolling, all the posts started to feel like noise."
- Gönderiler gerçekten yüksek bir ses çıkarmaya başladı.
- Gönderiler dikkat dağıtıcı geliyordu ve onlarda anlam bulmak zordu.
- Gönderileri anlamak ve hatırlamak daha kolay hâle geldi.
Cevabı göster
Gönderiler dikkat dağıtıcı geliyordu ve onlarda anlam bulmak zordu.
Everything online is starting to look like a copy of one another, Kalıp ifadeler
1:09Çevrimiçi olan her şey birbirinin kopyası gibi görünmeye başlıyor
like a copy of one another: neredeyse aynı görünmek
Bu cümlede like a copy of one another, internetteki şeylerin birbirinden farklı olmak yerine kopyalanmış gibi görünecek kadar birbirine benzemeye başladığını anlatır. Bu mecazi bir kullanımdır: Gerçek bir kopyalama olmak zorunda değildir; tekdüzelik veya özgünlük eksikliği vurgulanır. Altyazının anlamı açıktır, ancak tekil a copy, birden fazla öğe arasındaki karşılıklı ilişkiyi belirten one another ile biraz gevşek biçimde kullanılmıştır. Kendiniz kullanırken çoğul özneyle copies daha doğaldır: The websites look like copies of one another.
Alıştırma
Birden fazla uygulama tasarımının neredeyse aynı göründüğünü doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The app designs look like copies of one another.
- The app designs look copies with one another.
- The app designs look like a copy of itself.
Cevabı göster
The app designs look like copies of one another.
and as someone who's caught between trying to make sense of it Kalıp ifadeler
1:12ve bunu anlamlandırmaya çalışmak ile
make sense of it: kafa karıştırıcı bir şeyi anlamaya çalışmak
Make sense of it, özellikle konu kafa karıştırıcı veya karmaşık olduğunda, “onu anlamayı ya da açıklamayı başarmak” demektir. Burada konuşan kişi, söz konusu durumu anlamaya çalışmaktadır. Kalıp make sense of + isim veya zamirdir. It, anlaşılmaya çalışılan şeyi belirtir; bu yüzden it önündeki of korunmalıdır.
Alıştırma
Eksik sözcüğü yazarak cümleyi tamamlayın: I'm trying to make sense ____ these conflicting instructions.
Cevabı göster
of
while also barely keeping up with the pace of the world, Öbek fiiller
1:15dünyanın hızına zar zor yetişmek arasında sıkışıp kalmış biri olarak,
keeping up with the pace of the world: dünyanın hızına ayak uydurmak
Keep up with, geride kalmamak için bir şeyle aynı hızda veya seviyede devam etmek demektir. Burada keeping up with the pace of the world, hayatın ve dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini takip edebilmeyi ifade eder. Barely, bunun neredeyse hiç pay bırakmadan ancak zar zor yapılabildiğini gösterir. İfadeye baskı ve çaba hissi katar.
Alıştırma
Değişiklikler oldukça bilgileri takip etmek anlamındaki öbek fiilde eksik olan sözcüğü tamamlayın: I read a weekly science newsletter to keep ____ with new discoveries.
Cevabı göster
up
can get a little overwhelming: biraz bunaltıcı hâle gelebilir
Get + sıfat yapısı genellikle bir durum değişikliğini anlatır. Bu cümlede get overwhelming, bir durumun yönetilemeyecek kadar zor, yoğun veya karmaşık hâle gelebileceğini ifade eder; can bunun kesin değil, olası olduğunu gösterir. A little ifadeyi yumuşatır. Konuşan kişi gerçekten baskı hissediyor olsa bile sözleri ölçülü veya durumu hafife alıyormuş gibi duyulabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir durumun biraz zor yönetilir hâle gelebileceğini doğal biçimde anlatır?
- Planning the trip can get a little overwhelming.
- Planning the trip can get a little overwhelmed.
- Planning the trip can get a little overwhelm.
Cevabı göster
Planning the trip can get a little overwhelming.
search for an antidote: mecazi bir çare
Antidote sözcüğü gerçek anlamıyla bir zehrin etkilerini durduran maddeyi ifade eder. Burada bilgi yükünü azaltacak bir yolu anlatan mecazdır; dolayısıyla a search for an antidote gerçek bir ilaç değil, doğru çareyi aramak demektir. Bu mecaz, sorunu zararlı bir etki gibi gösterir ve çözümün bu etkiyi doğrudan azaltması ya da ortadan kaldırması gerektiğini düşündürür.
Alıştırma
a search for an antidote ifadesinde antidote ne anlama gelir?
- Sorunun ayrıntılı bir açıklaması
- Sorunu yaratan zararlı bir madde
- Sorunun etkisini giderebilecek bir çare
Cevabı göster
Sorunun etkisini giderebilecek bir çare
there was one idea I became increasingly curious about. Kalıp ifadeler
1:32giderek daha fazla merak ettiğim bir fikir ortaya çıktı.
became increasingly curious about: zamanla artan merak
became increasingly curious about ifadesinde became bir durum değişikliğini, increasingly ise “zamanla giderek daha fazla” anlamını belirtir. Birlikte, konuşanın merakının yavaş yavaş güçlendiğini gösterirler. Curious about, bu merakı uyandıran şeyi tanıtır. Tam cümlede one idea, about sözcüğünün nesnesi olarak anlaşılır: one idea (that) I became increasingly curious about. İlgi cümleciğinin about ile bitmesi İngilizcede doğaldır.
Alıştırma
become increasingly + curious yapısını geçmiş zamanda ve doğru edatla kullanarak cümleyi tamamlayın: As the clues appeared, I ____ the old map.
Cevabı göster
became increasingly curious about
It started when I read Austin Kleon's book Steal Like an Artist. Kültür
1:36Her şey Austin Kleon'un "Sanatçı Gibi Çal" adlı kitabını okuduğumda başladı.
Steal Like an Artist: yaratıcı bir mecaz olarak steal
Steal Like an Artist, Austin Kleon'ın bir kitabının adıdır. Başlıktaki steal sözcüğü özellikle çarpıcı olması için kullanılmıştır: mevcut yaratıcı çalışmalardan öğrenmek, ardından bu etkileri seçip birleştirerek ve dönüştürerek kendi eserini oluşturmak anlamına gelir. Başlık, intihali veya başkasının çalışmasını hiç değiştirmeden almayı onaylamaz. Bu arka plan, konuşmacının bir düşünceyi neden bu kitaptan söz ederek sunduğunu açıklar.
Alıştırma
Bu bağlamda Steal Like an Artist en makul olarak neyi ifade eder?
- Eserlerin tamamını kopyalayıp özgün olduklarını iddia etmek.
- Fiziksel sanat eserlerini izinsiz almak.
- Yaratıcı etkilerden öğrenip onları yeni bir şeye dönüştürmek.
Cevabı göster
Yaratıcı etkilerden öğrenip onları yeni bir şeye dönüştürmek.
Take time to be bored: take time to + fiilin yalın hâli
Take time to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için bilinçli olarak zaman ayırmak veya zaman yaratmak anlamına gelir. Bu yapı tavsiyelerde sık kullanılır ve eylemin zaman ayırmaya değer olduğunu gösterir. Buradaki be bored, fazla etkinlik veya uyarıcı olmadan bir süre geçirmeye kendinize izin vermeniz anlamına gelir. Yapı take time + to'lu mastardır: take time to be denir, take a time to be denmez.
Alıştırma
Tavsiyeyi, bu derste geçen ve “bir şeyi yapmak için bilinçli olarak zaman ayırmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Even on busy days, ____ rest and think.
Cevabı göster
take time to
Creative people need time to just sit around and do nothing." Öbek fiiller
1:43Yaratıcı insanların sadece oturup hiçbir şey yapmamak için zamana ihtiyacı vardır."
Just sit around and do nothing: boş boş oturup hiçbir şey yapmamak
Sit around, belirli bir amaç ya da etkinlik olmadan oturarak veya bir yerde durarak zaman geçirmek demektir. and do nothing eklendiğinde hiçbir faaliyette bulunulmaması açıkça belirtilir; just ise kişinin yalnızca bunu yaptığını vurgular. Bu cümlede ifade, birini tembellikle suçlamaz. Plansız ve hareketsiz geçirilen zamanı yaratıcı insanların ihtiyaç duyabileceği bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, “hiçbir etkinlik yapmadan boş boş zaman geçirmek” anlamındaki derste geçen ifadeyle tamamlayın: After a busy week, I wanted to just ____ for an hour.
Cevabı göster
sit around and do nothing
I want to see what happens when I embrace this idea of boredom over the next couple of days. Kalıp ifadeler
1:47Önümüzdeki birkaç gün boyunca bu can sıkıntısı fikrini benimsediğimde ne olacağını görmek istiyorum.
Embrace this idea of boredom: bir fikri etkin biçimde benimsemek
Burada embrace mecaz anlamda kullanılır: embrace an idea, bir fikri memnuniyetle karşılamak, kabul etmek ve onu isteyerek benimsemek ya da araştırmak demektir. embrace the idea of + isim veya -ing biçimi, kabul edilen kavramı belirtmeye yarar. Konuşan kişi hoş olmayan bir duyguyu yalnızca katlanarak geçirmiyor; can sıkıntısını deneyimlemeyi seçiyor. Bu nedenle embrace etkin ve açık bir tutumu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle ekibin yeni bir fikri etkin biçimde benimsediğini ve denemeye istekli olduğunu gösterir?
- The team put up with the new schedule because they had no choice.
- The team embraced the idea of a four-day workweek.
- The team accepted the idea but did not want to try it.
Cevabı göster
The team embraced the idea of a four-day workweek.
If there is any difference at all in the creativity in my ideas, Dilbilgisi
1:51Fikirlerimin yaratıcılığında herhangi bir fark olacak mı,
If there is any difference at all: en küçük fark bile
if yan cümlesi, gerçekten bir fark olduğunu ileri sürmeden olası bir koşul sunar. Buradaki difference, fikirlerin ne kadar yaratıcı olduğundaki bir değişikliği ifade eder. any ... at all yapısı, eşiği fark edilebilecek en küçük miktara kadar indirir: çok küçük bir fark bile sayılır. Değişimin büyük olacağını, hatta gerçekleşeceğini varsaymadan sonuçları kontrol ederken veya karşılaştırırken kullanışlıdır.
Alıştırma
En küçük miktarı bile vurgulamak için cümleyi any ... at all ile tamamlayın: We need to find out whether there is ____ improvement ____.
Cevabı göster
any · at all
did I ... did I ... was it ...: paralel sorulardan oluşan kontrol listesi
Konuşmacı, olası sonuçları hızlı bir kontrol listesi şeklinde düzenlemek için birkaç kısa doğrudan soruyu yan yana koyar: ihtiyaç, kişisel tepki ve yararlılık. did I ... tekrarları listeye belirgin bir ritim verirken was it ... bir durum veya değerlendirme hakkındaki son soruyu belirtir. Her soru doğrudan soru söz dizimini korur: did + özne + fiilin yalın hâli; be kullanıldığında ise was it örneğindeki gibi fiilin kendisi özneden önce gelir. Buradaki Did I not eksiltilidir: önceki düşünce bütünüyle tekrarlanmaz, anlaşılması beklenir. Bu soru dizisi, dinleyenlerin nelerin değerlendirileceğini görmesine yardımcı olur; her soruyu sesli olarak yanıtlamalarını istemek zorunda değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek, bir değerlendirme kontrol listesi sunmak için paralel doğrudan sorular kullanıyor?
- Did the plan save time, did it reduce stress, was it worth the cost?
- Did the plan saved time, did it reduced stress, was worth the cost?
- The plan saved time because it reduced stress and was worth the cost.
Cevabı göster
Did the plan save time, did it reduce stress, was it worth the cost?
Just for an hour or two each day: zaman yükünü azaltmak
Burada just süreyi daraltır: plan günde yalnızca bir ya da iki saat uygulanacaktır. Just for..., daha önce belirtilen bir plana süre sınırı ekleyen kısa bir devam parçasıdır. Sınırı ayrı ve kısa bir cümleyle söylemek, gereken çabayı küçük ve yapılabilir gösterir. Konuşanlar bir görevin kabul edilmesini kolaylaştırmak için bilgiyi sık sık bu şekilde düzenler.
Alıştırma
Bir antrenör, yeni başlayan birinin her gün çalışmasını istiyor. Hangi ek ifade bu yükümlülüğü küçük ve yapılabilir gösterir?
- Just for ten minutes each morning.
- For at least three hours each morning.
- Until you are completely exhausted each morning.
Cevabı göster
Just for ten minutes each morning.
How hard can that be?: retorik soru olarak kullanımı
How hard can that be? bir soru gibi görünse de genellikle gerçek bir cevap istemez. Burada can ... be, “en fazla ne kadar zor olabilir?” anlamına gelir ve konuşanın asıl mesajı “Muhtemelen çok zor değildir” şeklindedir. Konuşan kişi bunu kendine güven vermek veya bir görevi kolay göstermek için kullanabilir. Bir hikâyede bu kendinden emin retorik soru, görevin daha sonra zor çıkması durumunda ironik bir karşıtlığa da hazırlık yapabilir.
Alıştırma
Bir kişi “The recipe has only four ingredients. How hard can that be?” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Bunun imkânsız olduğu zaten kanıtlandı.
- Muhtemelen çok zor olmayacak.
- Bana kesin bir zorluk puanı ver.
Cevabı göster
Muhtemelen çok zor olmayacak.
I was doing good: gündelik dilde well yerine good kullanımı
Bu cümlede I was doing good, I was doing well anlamına gelir: konuşanın durumu, performansı veya ilerleyişi iyi gidiyordu. Konuşanın nazik ya da yardımsever işler yaptığı anlamına gelmez. Burada gündelik konuşma, özenle düzenlenmiş standart İngilizcede doing'den sonra normalde kullanılan well zarfının yerine good sıfatını kullanır.
Alıştırma
Resmî bir ilerleme raporunda işinizin son aşamadan önce iyi gittiğini söylemenin en güvenli yolu hangi cümledir?
- I was doing good until the final stage.
- I completed the final stage successfully.
- I was doing well until the final stage.
Cevabı göster
I was doing well until the final stage.
and then I just reached for my phone out of habit. Kalıp ifadeler
2:21ve sonra alışkanlıktan dolayı telefonuma uzandım.
reach for + nesne: elini nesneye doğru uzatmak
Reach for + nesne, bir şeyi almak, ona dokunmak veya onu kullanmak için eli ya da kolu o şeye doğru hareket ettirmek anlamına gelir. Reached for my phone, telefona doğru yapılan hareketi anlatır; tek başına konuşanın telefonu eline aldığını doğrulamaz. out of habit ile birlikte kullanıldığında cümle, bu hareketi bilinçli bir karar olmadan otomatik olarak yapılan bir alışkanlık şeklinde sunar.
Alıştırma
Cümleyi reach for + nesne kalıbında kullanılan edatla tamamlayın: When the timer rang, Noah reached ____ the oven mitts.
Cevabı göster
for
out of habit: alışkanlıktan otomatik olarak hareket etmek
Out of habit, birinin bir şeyi daha önce birçok kez yaptığı için otomatik olarak yapması demektir; kişi durup yeni bir karar vermez. Bu cümlede ifade, konuşanın neden telefona uzandığını açıklar. Genellikle eylemden sonra gelir ve alışkanlığın eylemin nedeni olduğunu belirtir: do something out of habit.
Alıştırma
Cümleyi ‘alışılmış bir davranış olduğu için otomatik olarak’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: I opened the app ____, even though I had nothing to check.
Cevabı göster
out of habit
the habit of just like picking up and checking our phones when we're literally doing nothing. Kalıp ifadeler
2:29Tam anlamıyla hiçbir şey yapmıyorken bile alışkanlıkla telefonumuzu alıp kontrol etme huyu.
picking up and checking our phones: iki aşamalı bir eylem dizisi
Picking up and checking our phones, iki aşamalı doğal bir eylem dizisini anlatır: önce telefonları ele almak, sonra mesajlara, bildirimlere veya içeriklere bakmak. İki fiil our phones nesnesini paylaşır, bu yüzden nesneyi tekrarlamak gerekmez. Eylemin tamamı the habit of ifadesinden sonra geldiği için iki fiil de -ing biçimindedir. Bir fiil of edatından sonra geldiğinde -ing biçimi kullanılır: the habit of picking up and checking a phone.
Alıştırma
'pick up, then check' eylem sırasını anlatan -ing zinciriyle cümleyi tamamlayın: I am trying to break the habit of ____ my phone during meals.
Cevabı göster
picking up and checking
any indication how things are going. Anlatım akışı
2:37işlerin nasıl gittiğine dair bir göstergeyse.
any indication how things are going: tek bir ipucundan genel eğilimi çıkarmak
Burada if that's any indication, daha önce sözü edilen olayı daha geniş bir eğilime ilişkin ipucu olarak kullanır. how things are going genel gidişatı veya durumu anlatır; böylece konuşan kişi tek bir örnekten genel bir değerlendirmeye geçer. Bu ifade kanıt değil, çıkarım bildirir. Eğilimin olumlu mu olumsuz mu olduğunu bağlam belirler.
Alıştırma
Bir olayı genel sonuca ilişkin ipucu yapan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: If this morning's smooth rehearsal is ____, tonight's show should go well.
Cevabı göster
any indication
You see: bir açıklama başlatmak
You see, dinleyiciye birazdan bir açıklama, gerekçe veya yararlı bir arka plan bilgisi geleceğini bildiren konuşma diline özgü bir söylem belirtecidir. Burada see, fiziksel olarak bir şeye bakmak anlamına gelmez. Konuşmayı, ne olduğundan veya ne söylendiğinden konuşanın bunu dinleyiciye nasıl anlatmak istediğine geçirerek düzenler.
Alıştırma
Bir arkadaşınız neden farklı bir yoldan gittiğinizi soruyor. Hangi cümle nedeni açıklamak için You see ifadesini doğal biçimde kullanır?
- See you, the main road is closed for repairs.
- You watch, the main road is closed for repairs.
- You see, the main road is closed for repairs.
Cevabı göster
You see, the main road is closed for repairs.
an interesting thing happens when you're in a less stimulated state. Kelime
2:42daha az uyarıldığınız bir durumda olduğunuzda ilginç bir şey olur.
a less stimulated state: duyusal ve zihinsel girdinin daha az olduğu bir durum
a less stimulated state içinde zihin ve duyular eskisine göre daha az etkinlik, bilgi veya yenilik alır. Örneğin daha az ekran, bildirim, ses veya hızla değişen görev olabilir. Burada stimulated, girdiler nedeniyle zihinsel ya da duyusal olarak uyarılmış olmak demektir; övgü veya destekle cesaretlendirilmiş olmak anlamına gelmez. Less, uyarımın miktarını ya da derecesini karşılaştırır; hiç uyarım olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “duyusal ve bilgisel girdinin daha düşük olduğu bir durum” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: After putting away every screen and sitting in a quiet room, Leo was in ____.
Cevabı göster
a less stimulated state
Our minds are able to wander: düşüncelerin serbestçe hareket etmesi
Bir zihin wander ettiğinde dikkat tek bir görevden uzaklaşır ve düşünceler anılar, fikirler veya hayal edilen sahneler arasında serbestçe geçiş yapar. Wander burada mecazidir; zihin fiziksel olarak yürümüyor. Our minds are able to wander, koşulların bu zihinsel hareketi mümkün kıldığını söyler. İlgili ve kullanışlı bir kalıp olan let your mind wander, düşünceleri tek bir konu üzerinde kalmaya zorlamadan serbestçe hareket etmelerine izin vermek demektir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuzu seçin. Wander ile wonder sözcüklerindeki ünlü farkına odaklanın.
- Our minds are able to wander.
- Our minds are able to wonder.
Cevabı göster
Our minds are able to wander.
to get creative with problem solving, Kalıp ifadeler
2:49problem çözme konusunda yaratıcı olabilir,
get creative with problem solving: problem çözmede yaratıcı olmak
Burada get creative with problem solving, sorunları çözmek için hayal gücüne dayalı ve alışılmışın dışında yollar kullanmaya başlamak demektir. Get + sıfat bir duruma geçişi gösterir; bu yüzden get creative, yaratıcı düşünmeye veya davranmaya başlama noktasını öne çıkarır. Get creative with + isim kalıbı, yaratıcı biçimde ele alınan şeyi, kaynağı veya zorluğu belirtir. Bu cümlede problem solving, yaratıcı düşünmenin gerekli olduğu etkinliktir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: We had only cardboard and tape, so we had to ____ the materials we had.
Cevabı göster
get creative with
and let one's dormant ideas find the space to plant roots and grow. Notlar
2:51ve kişinin uykudaki fikirlerinin kök salıp büyümesi için bir alan bulmasına izin verir.
dormant ideas: henüz etkinleşmemiş fikirler
Dormant ideas ifadesinde dormant, fikirlerin şu anda etkin olmadığını veya ifade edilmediğini, ancak hâlâ var olduklarını ve ileride etkinleşebileceklerini belirtir. Fikirler yok olmamıştır; yalnızca gelişmek için henüz alan veya fırsat bulamamıştır. Bu ifade, fikirleri dinlenebilen, ardından kök salıp büyüyebilen canlılar gibi ele alır. Dormant talent ve a dormant volcano ifadelerinde de aynı temel anlam vardır: şu anda etkin değil, ancak hâlâ mevcut.
Alıştırma
Bu cümlede dormant ne anlama geliyor? After years without practice, her dormant musical talent began to return.
- Yetenek kalıcı olarak yok olmuştu.
- Yetenek her gün etkin biçimde kullanılıyordu.
- Yetenek hâlâ vardı, ancak uzun süredir kullanılmamıştı.
Cevabı göster
Yetenek hâlâ vardı, ancak uzun süredir kullanılmamıştı.
to plant roots and grow: bitkiler gibi gelişen fikirler
Bu cümlede to plant roots and grow, uykuda kalmış fikirlerin gelişmeye başlamasını bitki büyümesine benzeten bir metafordur. Fikirler gerçek anlamda bitki değildir; alan bulmaları onların yerleşmesine, güçlenmesine ve zamanla olgunlaşmasına olanak verir. Bu imge, yaratıcılığı aşamalı bir süreç olarak sunar. Bir fikrin tam biçimini alması için sakinliğe, zamana ve zihinsel alana ihtiyacı olabilir.
Alıştırma
Bu cümlede to plant roots and grow ne anlama geliyor?
- Gelişmeye başlamak ve daha tamamlanmış bir biçim almak için zamana ve alana ihtiyaçları vardır.
- Birisi unutmadan önce yazılmaları gerekir.
- Gerçekten ekilmeyi bekleyen tohumlardır.
Cevabı göster
Gelişmeye başlamak ve daha tamamlanmış bir biçim almak için zamana ve alana ihtiyaçları vardır.
Just like when we get our best ideas in the shower Anlatım akışı
2:55Tıpkı duştayken aklımıza en iyi fikirlerin gelmesi
Just like when: tanıdık bir durumla karşılaştırma yapma
Just like when, konuşmacının önceki genel düşüncesini tanıdık bir durumla ilişkilendirir. Just like karşılaştırma yapıldığını gösterir, when ise örnek olarak kullanılan durumu, yani duşta iyi bir fikrin akla gelmesini başlatır. Bu ifade, soyut bir iddiadan günlük ve somut bir örneğe geçerek bilgiyi düzenler. Önceki iddiaya gönderme yapar ve ardından gelen when yan cümlesine yönlendirerek dinleyicinin bağlantıyı görmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Dersteki üç sözcüklü karşılaştırma ifadesini kullanın: New ideas often appear when we relax, ____ a solution suddenly comes to you during a walk.
Cevabı göster
just like when
or think up new characters for a book on our commute. Notlar
2:58veya işe giderken bir kitap için yeni karakterler düşünmemiz gibi.
think up new characters: yeni bir şey yaratmak
think up new characters ifadesinde think up, karakterleri düşünce ve hayal gücüyle yaratmak ya da bulmak anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; bu yüzden up, think ile birlikte değerlendirilir. Vurgu, yeni bir fikir veya sonuç üretmektir. Think up; bir ad, plan, hikâye, bahane veya çözümle de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle grubun yeni bir ad yaratması gerektiğini anlatır?
- We need to remember the new name for the club.
- We need to think up a new name for the club.
- We need to think about the new name for the club.
Cevabı göster
We need to think up a new name for the club.
book on our commute: on our commute ifadesinin neyi açıkladığı
Bu cümlede anlam grupları think up new characters for a book + on our commute şeklindedir. on our commute, karakterleri düşünme eyleminin ne zaman gerçekleştiğini belirtir. Kitabın işe veya okula gidip gelmeyle ilgili olduğu anlamına gelmez. commute, ev ile iş yeri veya okul arasındaki düzenli yolculuktur. on my/your/our commute, bu yolculuk sırasında demektir.
Alıştırma
Hangi cümle konuşanın işe veya okula yaptığı düzenli yolculuk sırasında podcast dinlediğini doğal biçimde anlatır?
- I listen to podcasts on my trip.
- I listen to podcasts at my commute.
- I listen to podcasts on my commute.
Cevabı göster
I listen to podcasts on my commute.
goes on autopilot: alışkanlıkla hareket etmek
goes on autopilot ifadesinde, alışılmış bir hareketi yönlendiren şey alışkanlık olduğu için hareket çok az bilinçli dikkatle devam eder. İfade, otomatik kontrol sisteminden alınmış bir benzetmedir. Burada vücut gerçekten bir makine gibi kendi kendini kontrol etmez ve kişi bilincini kaybetmiş değildir. Ana fikir, dikkat başka bir yere yönelse bile iyice öğrenilmiş hareketlerin sürebilmesidir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘alışkanlıkla ve çok az bilinçli dikkatle hareket etmek’ anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: When Leo folds the same towels every day, his hands go on ____.
Cevabı göster
autopilot
And I don't think being bored literally has to be laying around doing nothing. Notlar
3:06Ve bence sıkılmak kelimenin tam anlamıyla öylece uzanıp hiçbir şey yapmamak anlamına gelmiyor.
literally has to be: dar bir zorunluluğu reddetmek
I don't think ... yapısının içinde has to be bir şeyi zorunlu olarak sunar, dıştaki olumsuzluk ise bu zorunluluğu reddeder. Bu nedenle I don't think X literally has to be Y, Y'nin X'in alabileceği tek biçim olmadığı anlamına gelir. Y yine de olası biçimlerden biri olabilir. Literally, Y'nin tam veya katı biçimde yorumlandığını vurgular. Gündelik konuşmada “gerçekten” anlamında ifadeyi güçlendirebilir, ancak buradaki asıl görevi being bored ifadesinin dar bir tanımına karşı çıkmaktır.
Alıştırma
Hangi cümle bir kutlamanın büyük bir partiden farklı bir şey olabileceğini ifade eder?
- A celebration must not be a big party.
- I don't think a celebration literally has to be a big party.
- I don't think a celebration can be a big party.
Cevabı göster
I don't think a celebration literally has to be a big party.
laying around doing nothing: standart biçim lying around
Bu cümlede laying around doing nothing, yararlı veya planlanmış bir şey yapmadan boş boş zaman geçirmek anlamına gelir. Around, belirli bir amaç olmadan öylece durma anlamına gündelik bir hava katar. Burada amaçlanan fiil, “uzanmış veya dinlenme durumunda olmak” anlamındaki lie fiilidir ve -ing biçimi lying olur. Standart İngilizcede ifade lying around doing nothing şeklindedir; buradaki laying, lie ile lay fiillerinin yaygın ve standart dışı bir şekilde karıştırılmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi lie fiilinin standart -ing biçimiyle tamamlayın: He was ____ around doing nothing all afternoon.
Cevabı göster
lying
I think that it counts as washing the dishes and folding your laundry, Kalıp ifadeler
3:10Bulaşıkları yıkamanın, çamaşırları katlamanın,
counts as washing the dishes and folding your laundry: count as ile bir kategoriye dâhil olma
Burada counts as, bir şeyin belirli bir kategoriye ait olduğunu belirtir. Konuşmacı bu ifadeyi, ele alınan düşünceyi hiçbir şey yapmamakla sınırlamak yerine washing the dishes ve folding your laundry eylemlerini de bu düşünceye uyabilecek günlük etkinlikler arasına katarken kullanır. Kalıp X counts as Y şeklindedir. “X, Y sayılmak için gereken koşulları karşılar” veya “X, Y olarak kabul edilir” anlamına gelir. Y bir isim öbeği ya da -ing biçiminde bir etkinlik olabilir.
Alıştırma
Cümleyi count as kalıbıyla tamamlayın: A brisk walk ____ exercise.
Cevabı göster
counts as
normal mundane everyday things
3:16sıradan ve monoton günlük şeylerin de sayılabileceğini düşünüyorum,
just without reaching for your phone to help pass the time. Kalıp ifadeler
3:18sadece zaman geçirmek için telefonunuza uzanmıyorsanız.
pass the time: bekleme veya boş zamanı doldurmak
Pass the time, beklerken, sıkılırken veya yapacak başka bir şey yokken bir etkinlik yaparak o sürenin daha kolay ya da daha kısa hissedilmesini sağlamak demektir. Bu cümlede telefona uzanmak boş bir anı doldurur; zamanı gerçek anlamda hareket ettirmez. Yaygın kalıplar do X to pass the time ve pass the time by doing X şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The bus was late, so we played a word game to ____.
Cevabı göster
pass the time
It's interesting that boredom is not typically something that's pursued, Dilbilgisi
3:22Can sıkıntısının genellikle peşinden koşulan bir şey olmaması ilginçtir,
not typically something that's pursued: edilgen yapı ve temkinli genelleme
something that's pursued ifadesinde that's, that is ifadesinin kısaltmasıdır. Pursued edilgen yapıdadır: boredom, insanların bilinçli biçimde arayabileceği şey olarak sunulur; arayan kişiler ise genel bırakılır ve belirtilmez. not typically something that's pursued kalıbı temkinli bir genelleme yapar. Typically, “genellikle” veya “çoğu durumda” demektir; dolayısıyla cümle hiç kimsenin can sıkıntısını hiçbir zaman aramadığını iddia etmez.
Alıştırma
Bu cümleyi en doğru biçimde yeniden ifade eden seçenek hangisidir?: Boredom is not typically something that's pursued?
- İnsanlar genellikle can sıkıntısını bilerek aramaz.
- Hiç kimse hiçbir zaman can sıkıntısı yaşamamıştır.
- Can sıkıntısı genellikle insanları kovalar.
Cevabı göster
İnsanlar genellikle can sıkıntısını bilerek aramaz.
but many of the world's problems are because there is just too much of everything. Kalıp ifadeler
3:26ancak dünyadaki sorunların çoğu her şeyin çok fazla olmasından kaynaklanmaktadır.
there is just too much of everything: genel bir aşırılığı ifade etmek
Bu cümlede there is just too much of everything, birçok farklı türde şeyin gereğinden fazla olduğu ve genel bir bunalmışlık yarattığı anlamına gelir. Konuşmacı kelimenin tam anlamıyla her nesneyi kastetmez; everything seçenekleri, bilgileri, ürünleri, talepleri ve benzeri şeyleri geniş biçimde özetler. Too much, ayrı ayrı ögeleri saymak yerine toplam miktarı bir bütün olarak sunar. Buradaki just vurgu katar; yaklaşık olarak “gerçekten” ya da “basitçe” anlamındadır, “yalnızca” anlamında değildir.
Alıştırma
Hangi durum "There is just too much of everything" ifadesine en uygundur?
- Bir kişinin her nesneden tam bir tane örneği var.
- Bir kişi seçenekler, mesajlar ve görevler yüzünden bunalmış hissediyor.
- Bir kişi hiçbir şey bulamıyor.
Cevabı göster
Bir kişi seçenekler, mesajlar ve görevler yüzünden bunalmış hissediyor.
Too many possibilities, too many options: paralel tekrar
Too many possibilities, too many options, too many + çoğul isim kalıbını tekrarlar. Aynı yapıya sahip iki ifadeyi yan yana koymak, bilgiyi giderek büyüyen bir liste olarak düzenler ve fazlalık hissinin birikmesini sağlar. Bu satır, özne ve yüklem içeren tam bir cümle yerine bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçasıdır. Konuşmada paralel parçalar, çevredeki cümlelerin fikrini sürdürürken ritim ve baskı hissi katabilir.
Alıştırma
Hangi satır bunalmışlık hissi oluşturmak için paralel tekrarı en iyi şekilde kullanıyor?
- There are too many messages, but the meeting is at noon.
- Too many messages, too many meetings, too many decisions.
- Messages arrived, meetings happened, and I made decisions.
Cevabı göster
Too many messages, too many meetings, too many decisions.
and something as simple as taking time to unplug requires focus and intent. Notlar
3:33ve fişi çekmek için zaman ayırmak gibi basit bir şey bile odaklanma ve niyet gerektirir.
something as simple as taking time to: bir eylemi görünüşte kolay olarak sunmak
something as simple as taking time to... ifadesi, bir eylemi temel ve görünüşte kolay bir örnek olarak sunar. as simple as sonrasındaki taking bir gerund, yani isim görevindeki -ing biçimidir; taking time to unplug içindeki to unplug ise zamanın ne için kullanıldığını açıklayan bir mastardır. Burada bir karşıtlık kurulur: kolay görünen küçük bir eylem bile çaba gerektirebilir. Tekrar kullanılabilen something as simple as + isim veya -ing biçimi, sıradan bir örnek seçip ardından bunun neden önemli ya da beklenenden zor olduğunu söylemenizi sağlar.
Alıştırma
Cümleyi something as simple as + -ing kalıbıyla tamamlayın: Even ____ taking time to stretch can improve your day.
Cevabı göster
something as simple as
unplug requires focus and intent: bilinçli bir dijital mola
Burada unplug mecaz anlamda kullanılır: elektrik fişini gerçekten çekmek değil, bir süreliğine telefonlardan, internetten, sosyal medyadan veya diğer dijital içeriklerden uzaklaşmak anlamına gelir. requires fiilinin dil bilgisel öznesi something as simple as taking time to unplug ifadesinin tamamıdır. Focus and intent, dikkat ve bilinçli bir karar anlamı taşır; yani konuşmacı dijital dünyadan uzaklaşmanın her zaman kendiliğinden gerçekleşmediğini söylüyor.
Alıştırma
Hangi cümlede unplug, dijital yaşamdan geçici olarak uzaklaşmak anlamında kullanılmıştır?
- I'm going to unplug for the evening and stay off social media.
- I'm going to mute one group chat but keep scrolling all night.
- Please unplug the lamp before replacing the bulb.
Cevabı göster
I'm going to unplug for the evening and stay off social media.
At least in the beginning: bir iddiayı başlangıç aşamasıyla sınırlamak
At least in the beginning önceki ifadenin kapsamını daraltır: konuşan kişi bunun başlangıç aşamasında geçerli olduğundan emindir, ancak sonraki aşamalar hakkında bir yargıda bulunmaz. Ayrı bir ek açıklama olarak, aksi hâlde tüm süreç için geçerliymiş gibi duyulabilecek bir ifadeyi düzeltir. At least, only anlamına gelmez; asgari bir zaman aralığı belirler, dolayısıyla durum başlangıçtan sonra da sürebilir.
Alıştırma
Eklenen At least in the beginning ifadesi önceki cümleyi nasıl etkiler?
- İfadenin başlangıçta kesinlikle doğru olduğunu söyler ve sonraki aşamaları açık bırakır.
- İfadenin süreç başlamadan önce doğru olduğunu söyler.
- Başlangıç biter bitmez ifadenin artık doğru olmadığını söyler.
Cevabı göster
İfadenin başlangıçta kesinlikle doğru olduğunu söyler ve sonraki aşamaları açık bırakır.
Okay, so I have been really enjoying this experiment so far. Kalıp ifadeler
3:40Tamam, şu ana kadar bu deneyden gerçekten keyif alıyorum.
experiment so far: şu ana kadarki deneyimi aktarmak
experiment so far içindeki so far, “başlangıçtan şu ana kadar” anlamına gelir. Olumlu değerlendirmeyi konuşma anına kadar edinilen deneyimle sınırlar; bu nedenle gelecek hakkında kesin bir yargı vermez. Have been enjoying biçimindeki present perfect continuous, henüz tamamlanmamış bu zaman aralığına uygundur: keyif alma daha önce başlamış ve şu ana kadar sürmüştür.
Alıştırma
“Şu ana kadar” anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: So ____, the new schedule has worked well.
Cevabı göster
far
It's only been 3 days: şimdiye kadar geçen süre
It has been + süre kalıbı, bağlamdan anlaşılan bir başlangıç noktasından şimdiye kadar ne kadar zaman geçtiğini belirtir. Buradaki It's, It has ifadesinin kısaltmasıdır; bu nedenle present perfect, başlangıcı konuşanın şu anki durumuna bağlar. Only, üç günü kısa bir süre olarak sunar. Böylece cümle bir ilk durum değerlendirmesi gibi duyulur: deneyim veya sonuç henüz yenidir ve değişebilir.
Alıştırma
Geçmişten şimdiye kadar geçen süreyi anlatan present perfect cümlesini tek sözcükle tamamlayın: It's only ____ three days since the project started.
Cevabı göster
been
but I feel like there is something about needing to fill the silence Deyimler
3:45ama sessizliği doldurma ihtiyacı hissetmek
needing to fill the silence: sessizliği sesle doldurma dürtüsü
Needing to fill the silence ifadesinde sessizlik, kişinin konuşma, müzik, medya veya başka bir sesle doldurmak zorunda hissettiği boş bir alan gibi düşünülür. Needing gerçek bir zorunluluktan çok hissedilen bir dürtüyü anlatır. Bu ifade, insanlar arasındaki rahatsız edici bir duraklamayı veya yalnızken sessizlikten kaçınmayı anlatabilir. Çoğu zaman sesin, içeriği önemli olduğu için değil, esas olarak sessizliğin sürmesini önlemek için var olduğunu düşündürür.
Alıştırma
“Sessiz bir aralığın sürmesini önlemek için konuşmak” anlamındaki mecazi sözcük birlikteliğini tamamlayın: When the conversation stopped, Maya asked a simple question to fill the ____.
Cevabı göster
silence
and also being alone with your thoughts. Kalıp ifadeler
3:51ve düşüncelerinle baş başa kalmak konusunda bir şeyler var gibi hissediyorum.
being alone with your thoughts: düşüncelerinle baş başa kalmak
Being alone with your thoughts, başka insanlar veya dikkat dağıtıcı şeyler olmadan sessizce vakit geçirip ne düşündüğünü ve hissettiğini fark etmek ve bunlar üzerine düşünmek demektir. Thoughts gerçek anlamda birer arkadaş değildir; with, kişinin kendi iç dünyasına özel olarak odaklandığını gösterir. Bu cümlede being, tüm ifadeyi bir etkinliğin adı hâline getirir; also ise bu etkinliği daha önce sözü edilenlere ekler. Bu deneyim bağlama göre huzurlu ya da rahatsız edici olabilir.
Alıştırma
Sessizce kendini değerlendirmeyi anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After a busy day, Mia enjoys being alone ____ her thoughts.
Cevabı göster
with
It has just been really nice to not be living from screen to screen all the time Deyimler
3:56Sürekli bir ekrandan diğerine yaşamak yerine
living from screen to screen: ekrandan ekrana geçerek yaşamak
Living from screen to screen, telefon, bilgisayar ve televizyon gibi dijital cihazlar arasında tekrar tekrar geçmeyi anlatan canlı ve mecazlı bir ifadedir. Ekranların kişinin gününün ve dikkatinin büyük bölümünü kapladığını ima eder; kişinin fiziksel olarak ekranların arasında yaşadığı anlamına gelmez. from X to X kalıbı, etkinliği devam eden bir süreç olarak sunar. Screen sözcüğünün tekrarlanması, bir ekranın hemen ardından başka bir ekranın geldiğini ve çoğu zaman gerçek bir ara verilmediğini gösterir.
Alıştırma
Hangi durum living from screen to screen ifadesiyle en iyi anlatılır?
- Jordan bütün öğleden sonra dışarıda resim yapar ve tüm cihazlarını evde bırakır.
- Jordan dizüstü bilgisayarda ders çalışır, molalarda telefonunu kontrol eder ve bütün akşam televizyon izler.
- Jordan iki bilgisayar monitörünü bir masadan diğerine taşır.
Cevabı göster
Jordan dizüstü bilgisayarda ders çalışır, molalarda telefonunu kontrol eder ve bütün akşam televizyon izler.
and instead feeling like I'm living in the real world.
4:01gerçek dünyada yaşadığımı hissetmek gerçekten çok güzeldi.
It's also been really nice to just have the space to think. Kalıp ifadeler
4:07Sadece düşünebilecek bir alana sahip olmak da gerçekten güzeldi.
have the space to think: düşünmek için zaman ve zihinsel alan bulmak
have the space to think ifadesinde space soyut anlamdadır. Büyük veya boş bir fiziksel yerde bulunmayı değil, açıkça düşünebilmek için yeterli zamana, sakinliğe ve zihinsel alana sahip olmayı anlatır. have the space to do something kalıbı, bir şeyi fazla baskı veya kesinti olmadan yapmak için gerekli pratik ya da duygusal alana sahip olmayı ifade eder. Burada just, yalnızca düşünebilme şeklindeki basit isteği vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede have the space to think ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak büyük bir odanın içinde olmak
- Açıkça düşünmek için yeterli zamana ve zihinsel alana sahip olmak
- Halka açık bir yerde koltuk ayırtmak
Cevabı göster
Açıkça düşünmek için yeterli zamana ve zihinsel alana sahip olmak
Just allowing you to have that designated time. Kelime
4:11Kendine sadece bu ayrılmış zamanı tanımak.
designated time: belirli bir amaca ayrılan zaman
Designated time, belirli bir amaç için bilinçli olarak belirlenmiş veya ayrılmış bir zaman dilimidir. Designated, time sözcüğünü niteleyen geçmiş ortaç biçiminde bir sıfattır; bu nedenle ifade, yalnızca boş olmayı değil, planlamayı ve açık bir kullanım amacını vurgular. That, konuşmadan zaten anlaşılan belirli bir zaman dilimine işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede designated time ne anlama gelir?
- Beklenmedik şekilde ortaya çıkan boş zaman
- Planlanmış bir kullanımı olmayan zaman
- Belirli bir amaç için özel olarak ayrılmış zaman
Cevabı göster
Belirli bir amaç için özel olarak ayrılmış zaman
I know that sounds so weird because creativity is such an organic thing, Notlar
4:15Bunun kulağa çok tuhaf geldiğini biliyorum çünkü yaratıcılık çok doğal bir şey,
“I know that sounds so weird” ile ifadeyi yumuşatmak
I know that sounds so weird dinleyicinin tepkisini önceden hesaba katar. Konuşan kişi önceki fikrin alışılmadık gelebileceğini kabul ederek iddiasını yumuşatır ve ardından gelen açıklamanın daha az ani duyulmasını sağlar. Buradaki that, az önce dile getirilen fikri gösterir. Sounds, fikrin bıraktığı izlenimi anlatır; gerçekten tuhaf bir ses olduğu ya da fikrin mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşan kişi I know that sounds so weird diyerek ne yapıyor?
- Fikrin alışılmadık gelebileceğini kabul edip sonra açıklamak
- Tuhaf bir ses duyulduğunu söylemek
- Anlamadığı için dinleyiciyi suçlamak
Cevabı göster
Fikrin alışılmadık gelebileceğini kabul edip sonra açıklamak
“such an organic thing”: doğal ve zorlanmamış bir şey
Bu cümlede organic, katı bir planla üretilmek yerine doğal ve kendiliğinden gelişen demektir. Yaratıcılığı such an organic thing diye adlandırmak, onu mekanik biçimde takvime bağlanabilen bir şey değil, fikir ve deneyimlerden büyüyen bir şey olarak sunar. Such an organic thing, such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim kalıbını izler. Such vurgu katar; organic ünlü bir sesle başladığı için önünde an kullanılır.
Alıştırma
Örnekte organic, yaratıcılık hakkında ne anlatıyor?
- Organik standartlara göre üretilmiş bir gıdadır.
- Kesin ve mekanik bir programa uyar.
- Katı bir planla değil, doğal biçimde gelişir.
Cevabı göster
Katı bir planla değil, doğal biçimde gelişir.
Our schedules are often filled up from like hour to hour. Kalıp ifadeler
4:23Programlarımız genellikle saat saat doludur.
filled up from like hour to hour: programın saat saat dolu olması
Özne schedule olduğunda be filled up, kullanılabilir zamanın planlanmış etkinliklerle dolmuş olduğu anlamına gelir. From hour to hour ise etkinliklerin bir zaman diliminden diğerine devam ettiği ve çok az boş zaman bıraktığı fikrini ekler. Buradaki like, gündelik konuşmada kullanılan bir dolgu sözü veya yaklaşık anlatım aracıdır. Konuşmacı programı kabaca saat saat dolu olarak anlatır. Temel anlam için like gerekli değildir.
Alıştırma
“Our schedules are filled up from like hour to hour” cümlesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Program fiziksel olarak yazı mürekkebiyle doldurulmuştur.
- Programda bütün hafta için yalnızca bir etkinlik vardır.
- Etkinlikler bir zaman diliminin ardından diğerine planlanmıştır.
Cevabı göster
Etkinlikler bir zaman diliminin ardından diğerine planlanmıştır.
This is also feeling a lot like a dopamine detox, Kültür
4:26Bu aynı zamanda dopamin detoksu gibi de hissettiriyor,
like a dopamine detox: internette kullanılan bir ifade
Bu cümlede feeling a lot like, bir şeye çok benzer hissettirmek anlamına gelir. Dopamine detox; kısa videolar, sosyal medya veya oyunlar gibi çok uyarıcı ve anında ödül hissi veren alışkanlıklara ara vermeyi anlatan, internette ve yaşam tarzı tartışmalarında kullanılan gayriresmî bir terimdir. Bu ifade, dopaminin vücuttan çıkarıldığı gerçek bir detoks anlamına gelmez. Burada konuşmacının yaşadığı deneyimi sürekli uyarımı bilinçli olarak azaltma fikriyle karşılaştırmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bu internet bağlamında dopamine detox genellikle ne anlama gelir?
- Her etkinliği daha heyecanlı hissetmek için ilaç almak.
- Çok uyarıcı ve anında ödül hissi veren etkinlikleri geçici olarak azaltmak.
- Dopamini tıbbi yollarla vücuttan çıkarmak.
Cevabı göster
Çok uyarıcı ve anında ödül hissi veren etkinlikleri geçici olarak azaltmak.
mainly because I'm doing this like every single day. Kalıp ifadeler
4:30temel olarak bunu neredeyse her gün yaptığım için.
like every single day: every day ifadesinden daha güçlü vurgu
Every single day, “her gün” anlamına gelir ancak tekrara daha güçlü bir vurgu yapar. Single, dinleyenin günleri tek tek düşünmesini sağlar; böylece konuşan kişi eylemi günbegün gerçekleşen bir şey olarak sunar. Bu cümlede like ifadeyi gündelik hâle getirir ve “neredeyse her gün” örneğindeki gibi iddianın kesinliğini biraz azaltabilir. Vurgu every single day ifadesinden gelir; single burada yalnızca tek bir günü anlatmaz.
Alıştırma
Every day ifadesini bu derste öğretilen vurgulu ifadeye dönüştüren sözcüğü ekleyin: She checks on the seedlings every ____ day, even on weekends.
Cevabı göster
single
Now that I'm doing this experiment: yeni bir durumu temel olarak sunmak
Now that + yan cümle, içinde bulunulan aşamada zaten geçerli olan bir durumu tanıtır ve bu durumu bir sonucun, keşfin veya kararın temeli yapar. Ardından genellikle bu durumun neye yol açtığını belirten bir ana cümle gelir. Burada I'm doing this experiment, artık geçerli olan durumdur. Now that, “artık durum böyle olduğuna göre” anlamına gelen tek bir bağlaç gibi çalışır; yalnızca zaman bildiren now sözcüğünün ardından ilgisiz bir that cümlesi gelmez.
Alıştırma
Yeni oluşmuş bir durumu sunan, derste öğrendiğiniz iki sözcüklü bağlacı yazın: ____ the science lab has reopened, we can finish the project there.
Cevabı göster
Now that
I'm realizing like how much it actually plays into my daily life. Öbek fiiller
4:35günlük hayatımda ne kadar büyük bir rol oynadığını fark ediyorum.
“plays into my daily life”: günlük alışkanlıkları ve deneyimleri etkilemek
Burada plays into my daily life, “günlük alışkanlıklarımı ve deneyimlerimi etkiler” demektir. play into + bir durum, seçim veya sonuç kalıbı, özneyi daha büyük bir bütünü şekillendiren etkenlerden biri olarak sunar. Buradaki play gerçek anlamıyla kullanılmaz ve bu etkenin tek neden olması gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi play into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Cost ____ our choice of hotel.
Cevabı göster
plays into
I think that the more society becomes obsessed with productivity, Dilbilgisi
4:41Toplum üretkenliğe ne kadar takıntılı hale gelirse,
the more we need to search for small pockets of time to be bored. Deyimler
4:44sıkılmak için küçük zaman dilimleri aramaya o kadar çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
“the more ..., the more ...”: artan iki dereceyi birbirine bağlamak
The more ..., the more ... iki değişimi birbirine bağlar. İlk yan cümledeki miktar veya derece arttıkça ikinci yan cümledeki miktar veya derecenin de arttığını belirtir. Burada üretkenliğe yönelik takıntının artması, hiçbir şey yapmadan geçirilecek kısa zamanlar bulma ihtiyacının artmasıyla bağlantılıdır. Her yan cümle the + karşılaştırma ifadesiyle başlar: the more society becomes ... ve the more we need .... Bu kalıptaki the, bir ismin önünde kullanılan normal tanımlık değildir. the less ... veya the easier ... gibi başka karşılaştırma biçimleri de kullanılabilir.
Alıştırma
Her iki miktarın da arttığını gösteren tekrarlı sözcükle karşılaştırmayı tamamlayın: The ____ you read, the ____ words you learn.
Cevabı göster
more · more
small pockets of time: kısa ve dağınık boş zamanlar
Small pockets of time, diğer etkinliklerin arasında kalan kısa ve dağınık kullanılabilir zaman dilimleri demektir. Bu ifade, bu anları yoğun bir günün içinde bulunabilecek küçük boşluklar gibi gösterir. Pocket burada mecazidir; giysi cebi anlamında değildir. İfade, zamanın uzun ve kesintisiz tek bir blok yerine küçük parçalar hâlinde bulunmasını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede small pockets of time ne anlama geliyor?
- tamamen boş geçen tek ve uzun bir zaman bloğu
- diğer etkinlikler arasında bulunan kısa ve dağınık zaman dilimleri
- bir çantanın içindeki küçük bölümler
Cevabı göster
diğer etkinlikler arasında bulunan kısa ve dağınık zaman dilimleri
But it's not just about doing nothing, Anlatım akışı
4:48Ama bu sadece hiçbir şey yapmamakla ilgili değil,
it's not just about doing nothing: sınırlı bir bakış açısını düzeltmek
it's not just about A kalıbı, dinleyiciye A'nın açıklamanın yalnızca bir parçası olduğunu söyler. Burada doing nothing, can sıkıntısına ilişkin tamamen yanlış bir düşünce olarak değil, eksik bir bakış açısı olarak sunulur. Cümlenin başındaki But, bu basit bakış açısından farklı bir noktaya geçildiğini gösterir. Cümle, dinleyiciyi ardından gelecek ek veya daha derin bir açıklamaya hazırlar.
Alıştırma
it's not just about doing nothing ifadesi burada neyin işaretini veriyor?
- Konuşmacı hiçbir şey eklemeden konuyu bitirmektedir.
- Hiçbir şey yapmamanın konuyla hiçbir ilgisi yoktur.
- Hiçbir şey yapmamak düşüncenin yalnızca bir parçasıdır ve daha kapsamlı bir açıklama gelecektir.
Cevabı göster
Hiçbir şey yapmamak düşüncenin yalnızca bir parçasıdır ve daha kapsamlı bir açıklama gelecektir.
but I find it's more so choosing to be observant of the world around you every now and then. Notlar
4:50bunun daha çok arada bir çevrenizdeki dünyanın gözlemcisi olmayı seçmek olduğunu fark ettim.
more so: konuşurken açıklamayı düzeltip odağı değiştirmek
Bu cümlede more so, “daha doğru bir ifadeyle” ya da “daha ziyade” anlamına gelir. Ardından gelen choosing to be observant ifadesini, konuşanın düşüncesini daha iyi yansıtan tanım olarak öne çıkarır. Bu ifade önceki tanımı tamamen reddetmez; odağı o tanımdan daha uygun bir tanıma kaydırır. Konuşmada yaygın bir kalıp It's not really X; it's more so Y. şeklindedir.
Alıştırma
'The job isn't hard; it's more so repetitive,' cümlesinde more so ne işe yarar?
- hard ve repetitive tanımlarının birbiriyle ilgisiz olduğunu söyler.
- İşin giderek daha tekrarlı hâle geldiğini söyler.
- repetitive ifadesinin daha doğru tanım olduğunu söyler.
Cevabı göster
repetitive ifadesinin daha doğru tanım olduğunu söyler.
every now and then: seyrek ve düzensiz sıklık
Every now and then, “ara sıra” ya da “zaman zaman” anlamına gelir. Bir şeyin gerçekleştiğini ancak sık olmadığını ve düzenli bir programa bağlı bulunmadığını anlatır. Bu sözcükleri tek bir sıklık ifadesi olarak öğrenin. Burada now and then, şimdiki zaman ile geçmişteki bir zamanı kelimesi kelimesine karşılaştırmaz.
Alıştırma
Cümleyi “ara sıra” anlamındaki kalıpla tamamlayın: I go for a walk by the river ____.
Cevabı göster
every now and then
Being left to my thoughts without media and posts telling me how to feel Notlar
4:54Bana nasıl hissetmem gerektiğini söyleyen medyalar veya gönderiler olmadan düşüncelerimle baş başa kalmak,
left to my thoughts: dış etki olmadan düşüncelerle baş başa
Burada left to my thoughts, dışarıdan bir etki olmadan kişinin yalnızca kendi düşünce ve duygularıyla baş başa kalması anlamına gelir. Left, leave fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; be left to one's thoughts dikkat dağıtıcı unsurların olmadığı bu içe dönük durumu anlatır. Düşüncelerin konuşan kişiyi terk ettiği anlamına gelmez. Aksine, medya ve paylaşımlar ortada yoktur ve geriye kişinin kendi zihni kalır.
Alıştırma
Cümlede left to my thoughts ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- fikirlerimi başka birine vermek
- dışarıdan gelen mesajlar tepkimi yönlendirmeden yalnız kalmak
- hiç düşünememek
Cevabı göster
dışarıdan gelen mesajlar tepkimi yönlendirmeden yalnız kalmak
telling me how to feel: tell + kişi + how to + fiil
Telling me how to feel ifadesinde tell sözcüğünü etkilenen kişi (me) ve ardından how to + fiil yapısındaki yan cümle izler. İfade, bir kişi veya şeyi, kişinin hangi duygusal tepkiyi vermesi gerektiğini yönlendiren bir unsur olarak gösterir. Buradaki tell yalnızca sözlü bir emirden daha geniştir. Medya ve paylaşımlar olayları belli bir çerçevede sunabilir veya toplumsal baskı uygulayabilir; bu nedenle ifade, bunların konuşan kişinin duyguları üzerindeki etkisini eleştirir.
Alıştırma
Tam tell + person + how to + verb kalıbını tamamlayın: Good friends listen without telling you ____.
Cevabı göster
how to feel
and not reaching for a distraction every time I need to fill the silence, Kalıp ifadeler
4:59ve her sessizliği doldurmam gerektiğinde dikkatimi dağıtacak bir şeye uzanmamak,
not reaching for a distraction: dikkat dağıtacak bir şeye yönelmemek
Reach for genellikle bir şeyi almak için elini uzatmayı anlatır. Burada reach for a distraction mecazidir: telefon gibi dikkati başka yöne çekecek bir şeye hızlı ve neredeyse otomatik olarak yönelmek anlamına gelir. Olumsuz ifade not reaching for a distraction, sessizlik rahatsız edici olduğunda bu alışkanlığa direnmek demektir. Bu cümlede distraction, dışarıdan gelen bir kesinti değil, konuşanın bilinçli olarak arayabileceği bir şeydir.
Alıştırma
Hangi cümlede reach for, rahatsız edici bir sessizlik anından kaçmaya yönelik neredeyse otomatik bir davranışı anlatır?
- Whenever the conversation stops, Maya reaches for her phone without thinking.
- Maya charges her phone before every long trip.
- Maya reaches the station before the doors close.
Cevabı göster
Whenever the conversation stops, Maya reaches for her phone without thinking.
Sometimes it feels like boredom can be one of the most undesirable states you can be in. Dilbilgisi
5:04Bazen can sıkıntısı içinde olabileceğiniz en istenmeyen durumlardan biriymiş gibi gelebilir.
can be one of the most undesirable states you can be in: içinde bulunulabilecek en istenmeyen durumlardan biri olabilir
one of the most + sıfat + çoğul isim yapısı, bir ölçeğin en yüksek veya en güçlü ucundaki bir gruptan bir üyeyi belirtir. one of the most undesirable states ifadesinde can sıkıntısı, insanların yaşamayı en az istediği durumlar arasına yerleştirilir. Birkaç durumdan biri seçildiği için states çoğuldur. You can be in, states sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir ve bir kişinin içinde bulunabileceği durumları anlatır. İngilizcede be in a state denir; bu nedenle in edatı doğal olarak yan cümlenin sonunda kalır. Can be, bu sınıflandırmayı kesin bir iddia yerine bir olasılık olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi one of the most yapısıyla tamamlayın. Useful ve tool sözcüğünün doğru biçimini kullanın: This is ____ in our classroom.
Cevabı göster
one of the most useful tools
We go so much out of our way to occupy our time with other work or projects, Deyimler
5:09Zamanımızı diğer işler veya projelerle doldurmak için o kadar çok uğraşıyoruz ki,
go so much out of our way to: çok büyük bir ek çaba göstermek
Go out of one's way to do something, bir şeyi yapmak için normalden fazla çaba göstermek veya zahmete katlanmak demektir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I go out of my way, she goes out of her way ve we go out of our way. Burada so much, deyimin derecesini güçlendirir. İnsanların yalnızca normalde bekleneni yapmak yerine kendilerini meşgul tutmak için çok büyük bir ek çaba gösterdiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi go out of one's way deyimiyle tamamlayın: Maya ____ to return the lost wallet.
Cevabı göster
went out of her way
and maybe there are some things we can learn from it.
5:13oysa belki de bundan öğrenebileceğimiz bazı şeyler vardır.
so I've been doing this for about a week now. Kalıp ifadeler
5:16bunu yaklaşık bir haftadır yapıyorum.
for about a week now: şimdiye kadar devam eden bir süre
For about a week now, bir şeyin yaklaşık bir hafta önce başladığını ve şu ana kadar sürdüğünü ya da tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. For sürenin uzunluğunu belirtir, about bu sürenin yaklaşık olduğunu gösterir ve now süreyi şimdiki zamana bağlar. Bu cümlede I've been doing, present perfect continuous yapısındadır. Zaman ifadesiyle birlikte kullanıldığında etkinliği o dönem boyunca süren veya tekrarlanan bir eylem olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “yaklaşık bir hafta öncesinden şimdiye kadar” anlamındaki hedef zaman ifadesiyle tamamlayın: I've been practicing this song ____.
Cevabı göster
for about a week now
as the days went on: zaman geçtikçe gerçekleşen kademeli değişim
as the days went on ifadesinde as, “zaman geçerken” veya “zaman geçtikçe” anlamına gelir. Bu yan cümle, ana cümledeki değişim için kademeli bir zaman çerçevesi oluşturur: şey, birkaç gün boyunca azar azar kolaylaşmıştır. as + değişen veya devam eden bir durum yapısı, birlikte ilerleyen iki gelişmeyi birbirine bağlar. Günlerin geçmesinin değişime doğrudan neden olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, zamanın kendisinin neden olduğunu söylemeden güvenin zaman geçtikçe kademeli olarak arttığını anlatır?
- Her confidence grew as the weeks went on.
- Her confidence grew after several weeks had passed.
- Her confidence grew because several weeks had passed.
Cevabı göster
Her confidence grew as the weeks went on.
It's been really interesting to see new ideas and also old ideas
5:23Sadece düşünürken tesadüfen ortaya çıkan
just pondering that randomly have come up. Öbek fiiller
5:27yeni fikirleri ve aynı zamanda eski fikirleri görmek gerçekten çok ilginçti.
come up: bir fikir veya soru ortaya çıkar
Burada come up, “ortaya çıkmak, gündeme gelmek veya akla gelmek” demektir. Üzerinde düşünülen fikir ya da soru gibi şeyler rastgele ortaya çıkmıştır. Bu anlamda fikir, soru veya konu öznedir: an idea comes up. İfade, onu düşünen kişiye değil, şeyin ortaya çıkmasına odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümle, soruyu kimin düşündüğünü veya dile getirdiğini söylemeden sorunun kendisini ortaya çıkan bir şey olarak sunar?
- A useful question came up during the discussion.
- We brought up a useful question during the discussion.
- We came up with a useful question during the discussion.
Cevabı göster
A useful question came up during the discussion.
1 or 2 hours every afternoon may not seem like a lot, Kalıp ifadeler
5:30Her öğleden sonra 1 veya 2 saat çok gibi görünmeyebilir,
may not seem like a lot: miktarın az göründüğünü kabul etme
Bu cümlede may not seem like a lot, miktarın az görünebileceği anlamına gelir. May yargıyı daha az kesin hâle getirir; seem ise bunun doğrulanmış bir gerçek değil, bir izlenim olduğunu gösterir. Bu ifade, but ile bir karşıtlık sunmadan önce dinleyenin aklına gelebilecek düşünceyi kabul etmek için sıkça kullanılır. Böylece az bir miktarın bile önemli bir sonuç doğurabileceği yönündeki daha güçlü düşünceye zemin hazırlar.
Alıştırma
Hangi cümle önce miktarın az göründüğünü kabul edip ardından yine de önemli olabileceğini söylüyor?
- It may not seem like a lot, but fifteen minutes a day can make a difference.
- Fifteen minutes a day must be a lot, so no further explanation is needed.
- Fifteen minutes a day seems unimportant, and it can never help.
Cevabı göster
It may not seem like a lot, but fifteen minutes a day can make a difference.
but I think that there's a real compound effect there Kelime
5:34ama bence burada gerçek bir bileşik etki var,
a real compound effect: zamanla büyüyen küçük kazanımlar
Compound effect, çok sayıda küçük eylem veya kazanımın zaman içinde birbirinin üzerine eklenmesiyle sonucun büyümesidir. Fikir bileşik büyümeden gelir; ancak burada paradan değil, tekrarlanan çabanın uzun vadeli etkisinden söz edilir. Real, bu etkinin yalnızca teorik olmadığını, gerçekten var ve anlamlı olduğunu vurgular. Bu nedenle a real compound effect, günlük küçük bir yatırımın birikerek fark edilir bir sonuç yaratabileceğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle compound effect ifadesini zaman içinde tekrarlanan küçük eylemlerle büyüyen bir sonuç için kullanıyor?
- A short daily walk can create a compound effect as better fitness makes longer walks easier.
- Opening the door once caused an immediate compound effect.
- I chose the compound effect because the mixture contained two liquids.
Cevabı göster
A short daily walk can create a compound effect as better fitness makes longer walks easier.
to just be intentional with that time, Kalıp ifadeler
5:36bu zaman konusunda sadece bilinçli olmak,
be intentional with that time: o zamanı bilinçli kullanmak
Bu cümlede be intentional with that time, o zaman diliminin açık bir karar olmadan geçip gitmesine izin vermek yerine onu nasıl kullanacağını bilinçli biçimde seçmek demektir. Intentional, amaçlı bir yaklaşımı anlatır; zamana karşı bir niyeti olmak anlamına gelmez. Aktarılabilir be intentional with + bir kaynak kalıbı; zaman, para, enerji veya dikkatin nasıl kullanılacağıyla ilgili dikkatli seçimleri anlatabilir.
Alıştırma
Birinin işten sonraki zamanını nasıl kullanacağını dikkatle seçtiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I'm trying to make my time intentional me after work.
- I'm trying to be more intentional with my time after work.
- I'm trying to be more intentional at my time after work.
Cevabı göster
I'm trying to be more intentional with my time after work.
or find inspiration around us.
5:49veya çevremizden ilham almak için ihtiyacımız olan her şeye zaten sahibiz.
But I think it's a matter of really creating the time to facilitate that. Anlatım akışı
5:53Ancak bence mesele bunu kolaylaştırmak için zamanı gerçekten yaratmakla ilgili.
a matter of ...: temel koşulu belirtmek
it's a matter of + isim veya -ing biçimi kalıbı, tartışmayı konuşanın temel mesele ya da koşul olarak gördüğü noktaya indirger. Burada sonucu tek bir önemli eylem etrafında düzenler: really creating the time. Creating the time, kelimenin gerçek anlamıyla daha fazla saat üretmek değil, programda bilinçli olarak yer açmak demektir. To facilitate that amacı belirtir: daha önce sözü edilen etkinliğin yapılmasını veya sonucun elde edilmesini kolaylaştırmak.
Alıştırma
“Temel mesele şudur” anlamındaki kalıbı oluşturan tek sözcükle cümleyi tamamlayın: For this plan to work, it's a matter ____ setting clear priorities.
Cevabı göster
of
Not too much and not too little: dengeli bir miktar belirtmek
Not too much and not too little of it, bir miktara paralel iki sınır koyar. Not too much fazlalığı, not too little ise yetersizliği dışlar. Aynı yapının tekrarı önerinin dengeli duyulmasını sağlar ve ona kısa bir sonuç cümlesi etkisi verir. Of it daha önce sözü edilen bir şeye gönderme yaptığı için bu ifade bağlama bağlı bir cümle parçasıdır. Yeniden kullanılabilen not too much and not too little kalıbı, iki uçtan biri yerine ölçülü bir miktar seçme önerisini kısa ve net biçimde özetleyebilir.
Alıştırma
Dengeli kalıbı tamamlayın: A clear explanation includes detail—not too much and not too ____.
Cevabı göster
little
But just enough that when we do return to our creative work, Dilbilgisi
5:59Sadece yaratıcı işimize geri döndüğümüzde
when we do return: pekiştirme do'su + fiilin yalın hâli
when we do return ifadesindeki do, olumlu bir yan cümlede kullanılan pekiştirme yardımcı fiilidir. Return fiiline “gerçekten” veya “hakikaten” anlamını katar; soru ya da olumsuzluk oluşturmaz. Zamanı do taşıdığı için return yalın hâlde kalır. Pekiştirme amacıyla kullanılan do, dönüşün özellikle kesin veya önemli görünmesini sağlar; çoğu zaman ima edilen bir gecikme, şüphe ya da karşıtlığa yanıt verir. Şimdiki/geniş zamanda kalıp do/does + fiilin yalın hâli, geçmiş zamanda ise did + fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Şimdiki/geniş zamandaki cümleyi pekiştirme yardımcı fiiliyle tamamlayın: I ____ understand why you're worried.
Cevabı göster
do
feel ready to: to sözcüğünü koruyup tekrarlanan eylemi söylememek
feel ready to ifadesinde to, mastar işaretleyicisidir. Ardından gelen fiil öbeği, dinleyici bunu önceki bağlamdan çıkarabildiği için söylenmez: return to our creative work veya continue creating. İngilizcede mastar, daha önce belirtilen bir eylemi tekrarladığında to çoğu zaman korunur: I'd like to; I'm ready to. Cümle bağlam içinde tamamdır; to, eksik bırakılmış yeni bir bilgi başlatmaz.
Alıştırma
Tekrarlanan give the presentation fiil öbeğini söylemeden cevabı tamamlayın: Do you feel ready to give the presentation? — Yes, I feel ready ____.
Cevabı göster
to
So, this isn't really a solution or a groundbreaking discovery, Kalıp ifadeler
6:08Yani, bu aslında bir çözüm veya çığır açıcı bir keşif değil,
solution or a groundbreaking discovery: konuşmacının reddettiği iki etiket
Bu ifade, or ile iki isim öbeğini bağlar. solution, sorunu çözen bir şeydir; a groundbreaking discovery ise insanların bildiklerini veya yaptıklarını değiştirecek kadar özgün ve önemli bir bulgudur. Her iki etiket de isn't really kapsamına girdiği için konuşmacı ikisini de reddeder ve fikri büyük bir atılım olarak sunmak yerine ölçülü biçimde anlatır.
Alıştırma
Hangi durum, bulguyu a groundbreaking discovery olarak adlandırmayı en iyi şekilde haklı çıkarır?
- Araştırmacılar standart tıbbi uygulamayı değiştiren yeni bir tedavi keşfeder.
- Bir sınıf bilinen bir laboratuvar alıştırmasını tekrarlar.
- Bir rapor tek bir yazım hatasını düzeltir.
Cevabı göster
Araştırmacılar standart tıbbi uygulamayı değiştiren yeni bir tedavi keşfeder.
but perhaps an alternate perspective on nurturing our creativity. Kalıp ifadeler
6:13ancak belki de yaratıcılığımızı beslemek için alternatif bir bakış açısı.
an alternate perspective on nurturing our creativity: yaratıcılığımızı geliştirmeye dair başka bir bakış açısı
An alternate perspective, bir konuyu anlamanın veya düşünmenin başka bir yolu demektir. Burada bu ifade, konuşmacının fikrini tek doğru cevap olarak değil, olası bir bakış açısı olarak sunar. Perspective on yapısında on, bakış açısının ele aldığı konuyu tanıtır. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelebilir: on nurturing our creativity. Buradaki nurturing, isim görevi gören bir -ing biçimidir ve yaratıcılığın gelişmesine yardımcı olma sürecini adlandırır.
Alıştırma
Perspective bir konuyu tanıtırken ardından doğal olarak gelen edatı yazın: The workshop offered a new perspective ____ learning through play.
Cevabı göster
on
As Steve Jobs once said: bir alıntıyı tanıtma
As Steve Jobs once said, bir alıntıyı tanıtmak için kullanılan bir kalıptır. Alıntılanan sözlerden önce kaynağı belirtir ve alıntının konuşmacının mevcut düşüncesini destekleyeceğini veya özetleyeceğini gösterir. Burada as, “söylediği gibi”; once ise “geçmişte bir zaman” anlamına gelir. Once, kişinin bunu yalnızca bir kez söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, başka birinin sözlerini tanıtmak için alıntı kalıbını doğal biçimde kullanıyor?
- According to our coach once said, “Small steps add up.”
- As our coach once said, “Small steps add up.”
- As once our coach said that, “Small steps add up.”
Cevabı göster
As our coach once said, “Small steps add up.”
"Boredom allows one to indulge in curiosity. Kalıp ifadeler
6:19"Can sıkıntısı insanın meraka kapılmasına olanak tanır.
to indulge in curiosity: merakın peşinden özgürce gitmek
Indulge in + isim, kişinin kendini fazla kısıtlamadan bir şeyden özgürce keyif almasına veya ona dalmasına izin vermesi anlamına gelir. Burada to indulge in curiosity, merakı bastırmak yerine ona keşfe yöneltecek zaman ve özgürlük vermek demektir. to indulge mastarı, allow someone to do something kalıbını tamamlar.
Alıştırma
Bu alıntıda to indulge in curiosity ne anlama gelir?
- Daha hızlı çalışmak için soru sormayı bırakmak
- Başka birini meraklı ve müdahaleci olduğu için mazur görmek
- İlgi duyduğun şeyleri keşfetmek için kendine zaman ve özgürlük vermek
Cevabı göster
İlgi duyduğun şeyleri keşfetmek için kendine zaman ve özgürlük vermek
Out of curiosity comes everything: kaynağı öne çıkaran devrik yapı
Burada out of curiosity, bir şeyin meraktan doğduğu veya merakın sonucu olduğu anlamına gelir. Kaynağı belirten ifade başa alınır ve comes fiili, öznesi olan everything sözcüğünden önce gelir: out of curiosity + comes + everything. Kaynağı başa alan bu devrik yapı, curiosity sözcüğünü mesajın başlangıç noktası yapar ve everything sözcüğünü sona kadar geciktirir. Böylece güçlü ve akılda kalıcı bir sonuç etkisi yaratır.
Alıştırma
Hangi cümle, etkili bir retorik kapanış oluşturmak için kaynağı başa alan aynı devrik yapıyı doğal biçimde kullanır?
- Out of careful observation comes a better question.
- Out of careful observation does comes a better question.
- Out of careful observation a better question comes it.
Cevabı göster
Out of careful observation comes a better question.