Avrupa Birliği Buna Değer mi Yoksa Bitirmeli miyiz?: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Video, AB'yi bir barış projesi, bilimsel ve ekonomik kazanımları ve göç, savunma, avro çatışmalarıyla inceliyor. Kusurlarına rağmen birlik etki ve istikrar sağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. were embroiled in — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Uzun bir çatışmaya derinden karışmayı anlatan resmî edilgen eşdizimdir; fiziksel dolanma değildir. 2. If combined today, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Özne açıkken ‘if they were combined today’ anlamındaki kısaltılmış edilgen koşulu tanıyın. 3. in the same boat — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Görüşleri aynı saymadan ortak durumu vurgulayıp anlaşmazlığı yumuşatan mecazı kullanın.
Bu derste
worth it: fayda maliyeti haklı çıkardığında
Worth it, elde edilen fayda veya değerin maliyeti, çabayı, riski ya da zahmeti haklı çıkaracak kadar büyük olduğunu belirtir. Buradaki it zamiri fiziksel bir nesneyi değil, Avrupa Birliği’nin varlığını sürdürmesini ifade eder. Soru, AB’yi devam ettirmenin bunu haklı çıkaracak kadar değer sağlayıp sağlamadığını sorar. Worth it ifadesini kalıplaşmış bir değerlendirme olarak anlayın; ödenen bedel para olmasa da bir şey worth it olabilir.
Alıştırma
Faydanın harcanan zaman ve çabayı haklı çıkardığını belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The training was difficult, but the new skills made it ____.
Cevabı göster
worth it
Many people feel a strong disconnect with the EU Kalıp ifadeler
0:06Birçok kişi AB ile arasında güçlü bir kopukluk hissederken
feel a strong disconnect with: yalnızca anlaşmazlık değil, uzaklık
Feel a strong disconnect with ifadesi, bir grup veya kurumdan duygusal, sosyal ya da zihinsel olarak uzak hissedildiğini belirtir. Buradaki disconnect soyut bir isimdir; teknik bir bağlantı kesintisini değil, zayıf özdeşleşme, güven veya karşılıklı anlayışı anlatır. Bu anlam, tek bir politikaya karşı çıkmaktan daha geniştir. Bir kişi kurumun kararlarını anlayabilir ama yine de kurumun kendisini temsil etmediğini veya kendisiyle bağ kurmadığını hissedebilir. With, bu uzaklığın hissedildiği kişi, grup veya kurumu tanıtır.
Alıştırma
Maya feels a strong disconnect with her school cümlesindeki ifade büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bilgisayarı okul ağına bağlanamıyor.
- Bir ödev sorusunun cevabına katılmıyor.
- Okuldan uzak hissediyor ve kendisini okulla güçlü biçimde özdeşleştirmiyor.
Cevabı göster
Okuldan uzak hissediyor ve kendisini okulla güçlü biçimde özdeşleştirmiyor.
is its existence good or bad for Europeans?
0:13onun varlığı Avrupalılar için iyi mi yoksa kötü mü?
we'll mostly treat it as if it's no longer part of the club. Dilbilgisi
0:29ona çoğunlukla artık kulübün bir parçası değilmiş gibi davranacağız.
Varsayılan bir bakış açısı için as if
Burada as if, analiz için benimsenen bir bakış açısını sunar: konuşmacı Birleşik Krallık’ı sanki artık kulübün dışındaymış gibi ele alacaktır, ancak bu durum doğrulanmış bir gerçek olarak sunulmaz. as if + yan cümle yapısı, act, talk, look veya treat gibi fiillerden sonra görünüşte olan ya da hayal edilen bir durumu anlatabilir. Bir şeyin gerçekten ne olduğunu değil, nasıl göründüğünü veya ele alındığını belirtir.
Alıştırma
Durumu gerçek bir koşul yerine varsayılan bir bakış açısı olarak sunan bağlacı seçin: For this discussion, treat the old rule ___ it no longer applies.
- because
- even if
- as if
Cevabı göster
as if
making it the third most populous sort of country in the world.
0:40bu da onu dünyanın en kalabalık üçüncü ülke türü yapıyor.
It's the world's second largest economy by GDP
0:44GSYİH bazında dünyanın en büyük ikinci ekonomisi
the creation of the European Union was all about one thing,
0:52Avrupa Birliği'nin kuruluşu tamamen tek bir şeyle ilgiliydi,
So they were embroiled in bloody conflicts for basically all their history. Kalıp ifadeler
0:59Bu yüzden tarihlerinin neredeyse tamamı boyunca kanlı çatışmaların içine çekildiler.
be embroiled in: ciddi bir sorunun içine çekilmek
Be embroiled in, özellikle çatışma, anlaşmazlık, skandal veya hukuki sorun gibi karmaşık ve genellikle olumsuz bir durumun içine derinden çekilmiş olmak demektir. be + embroiled + in yapısı, buna kimin neden olduğuna değil, kişinin içinde bulunduğu dolanmış duruma odaklanır. Bu cümlede, insanların tarihlerinin neredeyse tamamı boyunca şiddetli çatışmaların içinde kaldığı anlatılır. Bu ifade, yalnızca they were involved demekten çok daha güçlü ve olumsuzdur.
Alıştırma
‘İçine derinden çekilmişti’ anlamındaki hedef resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: After months of legal battles, the company ____ a bitter dispute.
Cevabı göster
was embroiled in
A century-long rivalry between Germany and France alone
1:04Almanya ve Fransa arasındaki bir asır süren rekabet tek başına
cost millions of lives and ran so deeply Dilbilgisi
1:07milyonlarca cana mal oldu ve o kadar derine işledi ki
that Germans invented their own word for it,
1:10Almanlar bunun için kendi kelimelerini icat ettiler,
so deeply that: dereceyi sonuca bağlamak
ran so deeply that ifadesinde so, deeply zarfının derecesini güçlendirir. that ile başlayan yan cümle bu derecenin sonucunu verir: düşmanlık toplumun düşüncesine öylesine derinden yerleşmiştir ki Almanlar bunun için özel bir terim oluşturmuştur. Aktarılabilir kalıp fiil + so + zarf + that + sonuç şeklindedir. so atılamaz; buradaki that, sonuç cümlesini başlatan bir bağlaçtır, ilgi zamiri değildir. Bu kalıp soyut bir dereceyi somut bir sonuca bağlar.
Alıştırma
Cümleyi deeply zarfını kullanan üç sözcüklü derece-sonuç ifadesiyle tamamlayın: The corruption was embedded ____ a full investigation became necessary.
Cevabı göster
so deeply that
Erbfeindschaft: kalıtsal düşmanlık düşüncesinin tarihsel anlamı
Erbfeindschaft, miras alınmış ya da kalıtsal anlamındaki Erb- ile düşmanlık anlamındaki Feindschaft parçalarından oluşan Almanca bir isimdir. İki halkın kuşaklar boyunca doğal ve kalıcı düşmanlar olduğu yönündeki tarihsel düşünceyi ifade eder; burada Fransa ile Almanya'nın kalıtsal düşmanlar olarak görüldüğü eski anlayışı adlandırır. Konuşmacı, rekabetin halkın düşüncesine ne kadar yerleştiğinin kanıtı olarak bu özel terimin varlığını gösterir. İngilizce cümlede bu, sıradan bir İngilizce sözcük değil, alıntılanan Almanca bir kültürel terimdir.
Alıştırma
Konuşmacı cümlede Erbfeindschaft sözcüğünden neden söz ediyor?
- Rekabetin özel bir kültürel ad kazanacak kadar derine yerleştiğini göstermek için
- Gündelik anlaşmazlıklarda kullanılacak yaygın bir İngilizce sözcük önermek için
- Almanya ile Fransa'nın kelimenin gerçek anlamıyla tek bir aile olduğunu söylemek için
Cevabı göster
Rekabetin özel bir kültürel ad kazanacak kadar derine yerleştiğini göstermek için
Europeans decided they wanted lasting peace
1:16Avrupalılar kalıcı bir barış istediklerine karar verdiler
that was not based on a balance of military power. Kültür
1:19askeri gücün dengesine dayanmayan bir barış.
Uluslararası ilişkilerde a balance of military power
Uluslararası ilişkilerde a balance of military power, rakip devletlerin veya blokların askerî güçlerinin yaklaşık olarak birbirine denk olması ve bu nedenle hiçbir tarafın kolayca üstünlük kuramaması demektir. Buradaki balance, güçler arasındaki bir ilişkiyi anlatır; fiziksel denge veya hesap bakiyesi anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, barışın karşılıklı kısıtlama ve caydırıcılık yoluyla korunabileceği şeklindeki geleneksel düşünceyi adlandırır. Cümle, savaş sonrası Avrupalıların bu askerî düzene bağlı olmayan, daha kalıcı bir barış istediğini söyler.
Alıştırma
Bu cümlede a balance of military power ne anlama geliyor?
- Rakip devletler veya bloklar, birbirlerini sınırlayabilecek kadar benzer askerî güce sahiptir.
- Askerî harcamalar, ulusal bütçedeki kullanılabilir paraya eşit tutulur.
- Her Avrupa ülkesinde tam olarak aynı sayıda asker ve silah vardır.
Cevabı göster
Rakip devletler veya bloklar, birbirlerini sınırlayabilecek kadar benzer askerî güce sahiptir.
should become so closely interconnected
1:25birbiriyle o kadar sıkı bir şekilde bağlantılı hale gelmeliydi ki
that war would become both impractical and unthinkable.
1:28savaş hem pratik olmayan hem de düşünülemez bir şey haline gelmeliydi.
but what are the European Union's achievements and problems?
1:40ama Avrupa Birliği'nin başarıları ve sorunları nelerdir?
peace is great and all, but: çekince belirtmeden önce bir noktayı kabul etmek
peace is great and all ifadesinde and all, barışla bağlantılı diğer belirgin olumlu yönleri genel bir şekilde bir araya toplar. Kelimesi kelimesine ve her şey anlamına gelmez. Konuşmacı önce barışın değerli olduğunu kabul eder, ardından but ile tartışmayı Avrupa Birliği'nin başarılarına ve sorunlarına yöneltir. Yeniden kullanılabilen X is ... and all, but Y kalıbı, “Bu noktayı kabul ediyorum ama meselenin tamamı bu değil” anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi yanıt, bir olumlu noktayı kabul ettikten sonra kaygı belirtmek için X is ... and all, but ... kalıbını kullanıyor?
- The new app drains my battery, and all the apps do too.
- The new app is convenient and all, but it drains my battery.
- The new app is convenient, so it cannot have any problems.
Cevabı göster
The new app is convenient and all, but it drains my battery.
EU citizens benefit from many individual freedoms.
1:45AB vatandaşları birçok bireysel özgürlükten yararlanıyor.
as well as very strong health and safety standards.
1:56aynı zamanda çok güçlü sağlık ve güvenlik standartlarını güvence altına alıyor.
with companies such as Microsoft, Apple, or Facebook
2:01Microsoft, Apple veya Facebook gibi şirketlerle
pick a fight with: kasıtlı olarak yüzleşme başlatmak
Burada pick a fight with, bir kişi ya da kuruluşla kasıtlı olarak ciddi bir çatışma başlatmak veya böyle bir çatışmaya yol açmak anlamına gelir. Bu çatışma hukuki, siyasi ya da sözlü olabilir; fiziksel olması gerekmez. Bu ifade, özneyi yüzleşmeyi seçen taraf olarak gösterir. Bu cümlede kurumlar, güçlü şirketlerle yalnızca görüş ayrılığı yaşayan değil, onlara meydan okumaya hazır olan taraf şeklinde sunulur.
Alıştırma
Cümleyi, biriyle kasıtlı olarak yüzleşme başlatmak anlamındaki hedef deyimle tamamlayın: The union did not want to ____ the airline during the holiday season.
Cevabı göster
pick a fight with
the European countries became a collaborative engine
2:10Avrupa ülkeleri ortak bir motor haline geldi
serves as a hub of: işlevsel bir merkezi anlatmak
Serves as, bir şeyin belirli bir işlev veya rol üstlenmesi anlamına gelir. A hub of science, bilim insanlarının, kaynakların ve faaliyetlerin bir araya geldiği ve dış dünyayla bağlantı kurduğu bir yer ya da ağdır. Hub, mutlaka coğrafi ortayı değil, işlevi ve bağlantıları anlatır. serve as + isim öbeği yapısı bir şehrin, kurumun, platformun veya bölgenin ne işe yaradığını açıklamak için başka bağlamlarda da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bir şeyin merkezi olarak işlev görmek anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The coastal city ____ marine research in the region.
Cevabı göster
serves as a hub of
Unrestricted travel and the right to work anywhere
2:16Kısıtlamasız seyahat ve herhangi bir yerde çalışma hakkı
and set up international teams of experts Öbek fiiller
2:21ve uluslararası uzman ekipler kurmayı kolaylaştırıyor
set up a team: ekip kurmak
Burada set up, ‘kurmak ve düzenlemek’ anlamına gelir. international teams of experts nesnesi, cümlenin bir şeyi bir yere koymaktan değil, ekipler oluşturmaktan söz ettiğini gösterir. Bir kuruluşu, projeyi, sistemi veya etkinliği oluşturup başlamaya hazır hâle getirmeyi anlatmak için set up kullanılır. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir: set up a team ve set a team up mümkündür. Zamirle birlikte set it up denir; set up it denmez.
Alıştırma
set fiilinin ‘kurmak ve düzenlemek’ anlamına gelmesi için eksik parçacığı tamamlayın: The university plans to set ____ a new research team next year.
Cevabı göster
up
in terms of its global share of science researchers Kalıp ifadeler
2:27bilim araştırmacılarının küresel payı açısından
Sonuç bağlantısı olarak In turn
Burada In turn, daha önce açıklanan koşullara gönderme yapar ve AB’nin bilim alanındaki liderliğini bu koşulların bir sonraki sonucu olarak sunar. Yaklaşık olarak ‘bunun sonucunda ardından bu oldu’ anlamına gelir; ‘insanlar sırayla’ anlamına gelmez. Bu bağlaç bilgiyi bir zincir olarak düzenler: A, B’ye yol açar ve B de in turn C’ye yol açar. Her sonucun ardından gelen şey için bir neden veya dayanak hâline geldiği durumlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
İkinci sonucun bir zincirdeki sonraki etki olduğunu gösteren bağlacı seçin: Better data improved the forecast. ____, the forecast helped managers plan earlier.
- In return
- In turn
- For example
Cevabı göster
In turn
in terms of: karşılaştırmanın ölçütünü belirtmek
Burada in terms of, world leader iddiasını destekleyen belirli ölçütü, yani AB’nin dünyadaki bilim araştırmacıları içindeki payını belirtir. İddianın kapsamını daraltır; dolayısıyla cümle AB’nin mümkün olan her açıdan lider olduğunu söylemez. Bir yargının, karşılaştırmanın veya tartışmanın hangi boyuta göre yapıldığını belirtmek için in terms of + isim öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
“This plan is better in terms of cost,” cümlesinde in terms of ne işe yarar?
- Maliyetin planı daha iyi hâle getirdiğini söyler.
- cost sözcüğünü teknik bir terim olarak tanımlar.
- Karşılaştırmayı maliyet boyutuyla sınırlar.
Cevabı göster
Karşılaştırmayı maliyet boyutuyla sınırlar.
and produces more than 25% of the world's research output
2:30ve dünya araştırma çıktısının %25'inden fazlasını üretiyor
But many citizens feel distrust towards the EU.
2:37Ancak birçok vatandaş AB'ye karşı güvensizlik hissediyor.
and explaining what it actually does.
2:51ve aslında ne yaptığını açıklama konusunda berbat olması da buna yardımcı olmuyor.
It doesn't help that: sorunu ağırlaştıran bir etken eklemek
It doesn't help that, var olan bir sorunu daha kötü hâle getiren veya çözmeyi zorlaştıran ek bir gerçeği sunar. Burada yetersiz kamu iletişimi ve zayıf açıklamalar, AB’nin imaj sorununu büyütür. It belirli bir şeyi göstermez; hazırlayıcı özne olarak kullanılır. that yan cümlesi olumsuz gerçeği verir ve bu kalıp, soruna katkıda bulunan olumsuz bir etken ekleyerek düşünceyi düzenler.
Alıştırma
“The roads are already icy, and it doesn't help that it's getting darker,” cümlesinde it doesn't help that ne işe yarar?
- Var olan sorun için bir çözüm sunar.
- Var olan sorunu daha da kötüleştiren bir gerçek ekler.
- it sözcüğünün yollara gönderme yaptığını gösterir.
Cevabı göster
Var olan sorunu daha da kötüleştiren bir gerçek ekler.
This disconnect has also led to an ever-shrinking voter turnout over the decades. Kelime
2:54Bu kopukluk aynı zamanda on yıllar boyunca seçmen katılımının giderek küçülmesine yol açtı.
giderek azalan seçmen katılımı
Voter turnout, oy kullanma hakkına sahip olan veya bağlama göre kayıtlı seçmenlerin gerçekten oy kullanan kısmının oranını ifade eder. Toplam seçmen sayısını ifade etmez. Burada ever-shrinking, bu oranın uzun bir dönem boyunca sürekli küçüldüğünü gösterir; ever, devam eden eğilim anlamını güçlendirir. Bu isim öbeğinin tamamı, katılımın azalmasını uzun vadeli bir eğilim olarak sunar. Cümledeki siyasi kopukluğu seçimlere katılan uygun seçmenlerin sayısının azalmasıyla ilişkilendirir.
Alıştırma
Uygun veya kayıtlı seçmenlerin seçimlere katılma oranının sürekli azaldığını hangi ifade anlatır?
- the election result
- the number of people who voted
- the size of the electorate
- ever-shrinking voter turnout
Cevabı göster
ever-shrinking voter turnout
if the EU institutions want the trust of their citizens.
3:03eğer AB kurumları vatandaşlarının güvenini istiyorsa.
the EU is still shaken by the refugee crisis of 2015. Kültür
3:08AB hala 2015 mülteci kriziyle sarsılıyor.
2015 mülteci krizi
The refugee crisis of 2015, 2015 civarında sığınma veya başka bir koruma biçimi aramak için Avrupa'ya gelen insanların sayısındaki büyük artışı anlatan, yaygın biçimde kullanılan bir adlandırmadır. Tek bir günün olayı değil, ortaklaşa bilinen tarihsel bir olayı ifade eder. Refugee, tehlikeden kaçan veya koruma arayan insanları öne çıkarır; ancak bu olayla ilgili kamu tartışmalarına hukuki statüleri farklı olan göçmenler de dahil edilmiştir. Bu cümlede tarih, etkileri AB politikalarında ve iş birliğinde hâlâ görülen olayı belirler.
Alıştırma
2015 civarındaki büyük Avrupa olayında sığınma veya koruma arayan insanları en özel biçimde öne çıkaran ifade hangisidir?
- the migration crisis of 2015
- the asylum policy of 2015
- the refugee crisis of 2015
- the election results of 2015
Cevabı göster
the refugee crisis of 2015
Some countries have accepted far greater numbers of asylum seekers than others, Notlar
3:12Bazı ülkeler diğerlerinden çok daha fazla sayıda sığınmacı kabul etti,
far greater numbers of ... than: …… sayısı ……dan çok daha fazla
far greater numbers of asylum seekers than ifadesinde far, karşılaştırma biçimindeki greater sıfatını güçlendirir. Yalnızca bir sayının daha yüksek olduğunu değil, aradaki farkın büyük olduğunu belirtir. Kalıp far greater numbers of + çoğul sayılabilen isim + than + karşılaştırılan öge şeklindedir. Burada numbers karşılaştırılan temel isimdir; of asylum seekers neyin sayıldığını belirtir, than ise diğer grubu tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: This year, the clinic treated ____ patients than it did last year.
Cevabı göster
far greater numbers of
asylum seekers: sığınma başvurusunda bulunan kişiler
Asylum seeker, ülkesine dönmesi tehlikeli olabileceği için bir devletten koruma isteyen kişidir. Başvurusu hâlâ değerlendiriliyordur veya kişi henüz resmen mülteci olarak tanınmamıştır. Bu cümlede accepted, ülkelerin bu kişileri kabul ettiği anlamına gelir; her sığınma başvurusunun onaylandığı anlamına gelmez. Haber ve politika dilinde bu terim, başka bir ülkeye taşınan herkesi değil, koruma sürecindeki belirli bir aşamayı tanımlar.
Alıştırma
Bir kişi bir ülkeden koruma talep etmiştir, ancak yetkililer başvuru hakkında henüz karar vermemiştir. En doğru terim hangisidir?
- an immigrant
- a refugee
- an asylum seeker
Cevabı göster
an asylum seeker
Other countries are shocked by the initially unregulated mass immigration
3:20Diğer ülkeler ise başlangıçta kontrolsüz olan kitlesel göç karşısında şok oldular
effectively shutting down the largest route into Europe. Öbek fiiller
3:26Avrupa'ya giden en büyük rotayı fiilen kapatmış oldular.
shutting down: bir güzergâhı işlerlikten çıkarmak
Shutting down, bir şeyi yalnızca kapalı konuma getirmek değil, çalışmasını durdurmak veya kullanılamaz hâle getirmek demektir. Burada shutting down the largest route, Avrupa'ya giden güzergâhın artık bir giriş yolu olarak işleyememesi anlamına gelir. Effectively ile birlikte bu ifade, sınırların kapatılmasının pratik sonucunu gösterir: güzergâhın işleyişi kesilmiştir. Aynı phrasal verb bir hizmeti, sistemi, işletmeyi veya tesisi durdurmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede shutting down the largest route ne anlama geliyor?
- Güzergâhı geçici olarak başka bir ülkeye değiştirmek
- Güzergâh üzerinde bulunan bir makineyi kapatmak
- Güzergâhın Avrupa'ya giriş yolu olarak çalışmasını durdurmak
Cevabı göster
Güzergâhın Avrupa'ya giriş yolu olarak çalışmasını durdurmak
The EU's wealth and freedom make it an attractive destination
3:30AB'nin zenginliği ve özgürlüğü onu çekici bir yer haline getiriyor
The population is split on how to react to that.
3:37Nüfus, buna nasıl tepki verileceği konusunda bölünmüş durumda.
Some argue that Europe let in too many immigrants with a different culture Anlatım akışı
3:40Bazıları Avrupa'nın farklı bir kültüre sahip çok sayıda göçmeni içeri aldığını iddia ediyor
while others argue that immigration is not the problem,
3:46diğerleri ise sorunun göç olmadığını iddia ediyor,
but that racism and discrimination of immigrants
3:49ama göçmenlere yönelik ırkçılığın ve ayrımcılığın
Some argue that ... while others argue that ...: iki karşıt görüşü sunmak
Bu, birbiriyle yarışan iki açıklamayı yan yana sunan paralel bir yapıdır. Some argue that bir grubun iddiasını, while others argue that ise başka bir grubun iddiasını başlatır ve karşıtlığı açıkça gösterir; iki iddia da kesinleşmiş bir gerçek olarak sunulmaz. Bu cümledeki iki that-clause aynı soruya, yani entegrasyonu neyin engellediğine, cevap verir. Bu nedenle yapı, açıklamaları yan yana koyarak tartışmayı düzenler. Başka konularda aynı yapıyı koruyup her that-clause'un içeriğini değiştirebilirsiniz.
Alıştırma
Karşıt iki görüşü sunmak için Some argue that ... while others argue that ... yapısını tam olarak kullanan cümle hangisidir?
- Some researchers argue that remote work improves focus, and others argue that it weakens teamwork.
- Some researchers argue that remote work improves focus, while others arguing that it weakens teamwork.
- Some researchers argue that remote work improves focus, while others argue that it weakens teamwork.
Cevabı göster
Some researchers argue that remote work improves focus, while others argue that it weakens teamwork.
and successfully integrating the ones that stay Dilbilgisi
3:58ve kalanları başarılı bir şekilde entegre etmek arasında bir denge kurmak
turn someone away: girişi veya hizmeti reddetmek
turn someone away yapısında turn ve away, birinin içeri girmesine izin vermemek veya o kişiyi kabul etmeyi ya da ona yardım etmeyi reddetmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiil oluşturur. Bu cümlede illegal immigrants, turning ile away arasına yerleştirilen nesnedir; away yalnızca bir hareket yönü belirtmez. Nesne bir isim olduğunda hem turn the visitors away hem de turn away the visitors mümkündür. Zamir kullanıldığında zamir ortada olmalıdır: turn them away denir, turn away them denmez.
Alıştırma
“Birini kabul etmeyi reddetmek” anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The clinic was full, so it had to turn several patients ____.
Cevabı göster
away
remains one of the most difficult and controversial challenges
4:01en zor ve tartışmalı zorluklardan biri olmaya devam ediyor
strike a balance between + paralel hedefler
To strike a balance between birkaç hedef, bir hedefin diğerlerini tamamen bastırmasına izin vermek yerine çatışan hedefler arasında uygulanabilir bir orta yol bulmak demektir. Burada strike “vurmak” anlamına gelmez; strike a balance nispeten resmî bir sabit ifadedir. between sonrasında üç paralel -ing yapısı sıralanır: helping..., turning... ve integrating.... Bu kalıp iki veya daha fazla çatışan unsuru bağlayabilir; sıralanan unsurların dil bilgisel biçimini paralel tutmak ilişkiyi netleştirir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki sabit ifadeyle tamamlayın: We need to ____ speed, cost, and safety.
Cevabı göster
strike a balance between
the ones that stay: bir alt grubu seçmek
Bu cümlede the ones, immigrants çoğul isminin yerine geçerek tekrar edilmesini önler. Ones, bağlamda daha önce belirlenmiş sayılabilir kişi veya nesneler için kullanılan çoğul bir ikame sözcüğüdür; burada insanları belirtir. That stay, ones sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Büyük grubu kalan göçmenlerle sınırlar; bu nedenle ifadenin tamamı “kalan göçmenler” anlamına gelir.
Alıştırma
“Kalan yürüyüşçüler” anlamını vermek için cümleyi the ones + that yapısıyla tamamlayın: Some hikers left early, but ____ received certificates.
Cevabı göster
the ones that stayed
Immigration aside: yeni bir konuya geçmek
Immigration aside, konuyu belirleyen kısa bir ifadedir ve “göç konusunu şimdilik bir kenara bırakarak” ya da “göçü mevcut tartışmanın dışında tutarak” anlamına gelir. Dinleyiciye, konuşmacının göçten başka zorluklara geçtiğini bildirir. Kalıp, isim öbeği + aside biçimindedir; ana cümleden önce gelir ve virgülle ayrılır. Tartışmanın bir kolunu kapatarak bilgiyi düzenler; önceki konunun önemsiz olduğunu söylemez.
Alıştırma
Konuyu değiştirmek için tekil cost ismini isim + aside kalıbında kullanın: ____, we still need to discuss the schedule.
Cevabı göster
Cost aside
European countries have relied strongly Kalıp ifadeler
4:11Avrupa ülkeleri güçlü bir şekilde güvendiler
relied strongly on: yüksek derecede bağımlılık ifade etmek
Rely on, destek veya yardım almak ya da işleyebilmek için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak ve ona bağımlı olmak anlamına gelir. Bu cümlede on sözcüğünden sonraki unsur, NATO aracılığıyla sağlanan ABD korumasıdır; dolayısıyla ifade Avrupa'nın güvenlik alanındaki bağımlılığını anlatır. Relied strongly on ifadesindeki strongly, bağımlılığın derecesini artırır. Ülkeler yalnızca yardım almamış, güvenlik düzenlemeleri büyük ölçüde bu korumaya bağlı olmuştur. Rely fiilinden sonra bağımlı olunan kişi veya şeyi belirtirken normalde on gerekir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “büyük ölçüde bağımlıydı” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before the bridge was repaired, the village ____ boats for supplies.
Cevabı göster
relied strongly on
NATO: kolektif savunma ittifakı
NATO, North Atlantic Treaty Organization yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü adının kısaltmasıdır. Üyeleri arasında Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve birçok Avrupa ülkesi bulunan siyasi ve askerî bir ittifaktır. Temel düşüncesi kolektif savunmadır: üyeler birbirlerini korumak için iş birliği yapar. Through NATO ifadesinde through, ABD korumasının sağlandığı kurumsal kanalı belirtir. Bu nedenle cümle, korumanın NATO ittifakı içinde düzenlendiğini anlatır; NATO'nun bir Avrupa Birliği kurumu olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
'The countries coordinate their defense through NATO.' cümlesinde NATO neyi ifade eder?
- Yalnızca Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol edilen tek bir ulusal ordu
- Kuzey Amerika ve Avrupa'daki üye ülkelerin yer aldığı kolektif bir savunma ittifakı
- Ticaret yasaları belirleyen bir Avrupa Birliği kurumu
Cevabı göster
Kuzey Amerika ve Avrupa'daki üye ülkelerin yer aldığı kolektif bir savunma ittifakı
if it really wants to depend on the United States for its safety.
4:19güvenliği için gerçekten ABD'ye bağımlı olmak isteyip istemediğini.
If combined today: kısaltılmış edilgen koşul
Burada If combined today, kısaltılmış edilgen bir koşul yapısıdır. Tam biçimi If they were combined today olur; buradaki they, AB üyelerinin ordularını ifade eder. Combined geçmiş zaman ortacıdır ve düşürülen were edilgen anlamı taşır. if + geçmiş zaman ortacı kalıbı, düşürülen özne ile be biçimi kolayca anlaşılabildiğinde koşulu kısa biçimde sunar. Burada orduların bir araya getirilmesi kastedilir; orduların başka bir şeyi etkin biçimde birleştirmesi değil.
Alıştırma
Koşulu kısaltılmış edilgen biçimle yeniden yazın. If the two reports were combined, they would tell a clearer story. → ____, the two reports would tell a clearer story.
Cevabı göster
If combined
The EU created the largest single market in the world. Kültür
4:46AB dünyanın en büyük tek pazarını yarattı.
single market: bütünleşmiş tek bir iç pazar
Single market, birkaç üye ekonominin tek bir iç pazar gibi işlemesini anlatan bir ekonomi politikası terimidir. Üyeler aralarındaki birçok engeli kaldırır ve malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların daha serbest hareket edebilmesi için ilgili kuralları uyumlu hâle getirir. Burada single, AB üyesi ülkelerin ortak bir pazar çerçevesine katıldığını vurgular. Tek bir dükkân, tek bir yer veya tek bir satıcı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum en iyi single market olarak tanımlanır?
- Birkaç ülke mallara uygulanan tarifeleri düşürür ancak hizmetler, sermaye ve çalışanlar için ayrı kuralları korur.
- Yerel bir pazardaki tek satıcı bir şirkettir.
- Birden fazla üye ekonomi birçok iç engeli kaldırır ve ortak kurallar altında malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların daha serbest hareket etmesine izin verir.
Cevabı göster
Birden fazla üye ekonomi birçok iç engeli kaldırır ve ortak kurallar altında malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların daha serbest hareket etmesine izin verir.
and there was a steady creation of new jobs.
5:01ve yeni iş alanları istikrarlı bir şekilde yaratıldı.
increased by up to 500%: değişim miktarı ve üst sınır
Increased by, önceki bir miktara göre değişimin büyüklüğünü belirtir. Ticaret 100 birimken increased by 500% denirse artış 500 birimdir ve yeni miktar 600 birim olur. Up to bir üst sınır belirler. Bu nedenle increased by up to 500%, bildirilen en büyük artışın %500 olduğu, ancak bazı durumlarda daha düşük olabileceği anlamına gelir. Ortalamanın %500 olduğunu veya her komşu ülke çifti arasında aynı artışın yaşandığını söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, gerçek artış daha düşük olabilse de %30'un mümkün olan en yüksek artış olduğunu belirtir?
- Online sales increased by up to 30% during the campaign.
- Online sales increased by 30% during the campaign.
- Online sales increased to 30% during the campaign.
Cevabı göster
Online sales increased by up to 30% during the campaign.
Research has suggested that: kanıtı temkinli biçimde sunma
Research has suggested that, kanıtın kaynağını iddiadan önce verir. Böylece okuyucu, sonucun yalnızca konuşmacının görüşünden değil araştırmalardan geldiğini bilir. Ardından gelen that yan cümlesi sonucu belirtir. Bu yapıda suggested, “tavsiye etti” değil, “gösterdi” veya “bir sonuca işaret etti” anlamına gelir. Sonucu temkinli biçimde sunar: kanıt iddiayı destekler, ancak ifade belirsizliğe veya daha sonraki kanıtlara yer bırakır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklük kanıt aktarma kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ regular exercise may improve sleep quality.
Cevabı göster
Research has suggested that
than if they had remained outside: geçmişe yönelik karşı olgusal bir karşılaştırma ölçütü
Burada than, belirtilen %12'lik artışın ölçüldüğü karşılaştırma ölçütünü getirir. Bu ölçüt başka bir gerçek ülke grubu ya da dönem değil, aynı ülkelerin tarihinin hayalî bir versiyonudur. If they had remained outside if'ten sonra past perfect kullanarak gerçekleşmemiş bir geçmiş seçimi anlatır: ülkeler gerçekte AB'ye katılmıştır. result + than if + subject + had + past participle kalıbı, gerçek veya tahminî bir sonucu geçmişte farklı bir karar verilseydi ortaya çıkacağı tahmin edilen sonuçla karşılaştırır.
Alıştırma
remain fiilinin past perfect biçimiyle geçmişe yönelik karşı olgusal karşılaştırmayı tamamlayın: The company expanded faster than if it ____ a small local business.
Cevabı göster
had remained
EU institutions provide billions of euros every year,
5:17AB kurumları her yıl milyarlarca euro sağlıyor,
the EU tries to hold together countries with vastly different economies Öbek fiiller
5:27AB, ekonomileri çok farklı olan ülkeleri bir arada tutmaya çalışıyor
hold together: bir grubu bir arada tutmak
Burada hold together, “birden fazla parçayı birleşik ve tek bir bütün olarak işler durumda tutmak” anlamına gelir. AB, ekonomileri çok farklı olan ülkelerin siyasi ve ekonomik bir grup olarak dağılmasını önleyen güç olarak anlatılır. Anlam fiziksel değil, örgütseldir. Countries with vastly different economies, hold together ifadesinin nesnesidir. Bu nesne uzun olduğu için bütün ifadenin ardından doğal biçimde gelebilir. Daha kısa bir nesneyle hold the group together daha yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede hold together, “bir grubu birlik içinde ve işler durumda tutmak” anlamında kullanılmıştır?
- A clear plan helped hold together the volunteer team during the emergency.
- The children held their hands together for the photo.
- Use this clip to hold together the two sheets of paper.
Cevabı göster
A clear plan helped hold together the volunteer team during the emergency.
On the negative side: dezavantajlara geçişi belirtmek
On the negative side, değerlendirmenin yönünü değiştiren bir söylem işaretidir. Dinleyiciye, yararlar ele alındıktan sonra gelecek bilgilerin bir dezavantaj, maliyet veya sorunla ilgili olacağını bildirir. Buradaki side fiziksel bir konum değil, bir konunun yönlerinden biri demektir. İfade, ayrıntılardan önce yeni değerlendirme yönünü açıkça göstererek dengeli bir savın düzenlenmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Konuşmacı bir planın yararlarını henüz açıkladı ve şimdi bir dezavantaja geçmek istiyor. Bu geçişi en iyi hangi söylem işareti belirtir?
- On the negative side,
- As a result,
- For example,
Cevabı göster
On the negative side,
ranges from A to B: bir aralığın uçlarını belirtmek
range from A to B kalıbı bir aralığın iki uç noktasını verir. A alt veya başlangıç noktası, B ise üst veya bitiş noktasıdır. Burada bir saatlik çalışmanın maliyeti ülkeye göre 4 avro kadar düşük veya 40 avro kadar yüksek olabilir. Bu yapıda from ve to birlikte kullanılan edatlardır. To ikinci uç noktayı getirir; mastar işareti değildir. The cost öznesi tekil olduğu için fiil ranges olur. costs gibi çoğul bir özne range alır.
Alıştırma
Alt ve üst sınırları belirten iki sözcükle cümleyi tamamlayın: Ticket prices range ____ 10 euros ____ 50 euros.
Cevabı göster
from · to
some, but not all: bir grup hakkındaki yargının kapsamını sınırlama
Some, but not all, bir grup hakkındaki ifadenin kapsamını kesin biçimde sınırlar. Some, grubun en azından bir kısmının tanıma uyduğunu belirtir; but not all ise tanımın her üye için geçerli olmadığını ekler. Bu cümlede some ve all, daha önce sözü edilen ülkeleri belirtir. Bu yapı aşırı genelleme yapılmasını önler; ülkelerin hiçbirinin avro kullanmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Grubun yalnızca bir kısmının dahil olduğunu gösteren doğru sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The library has digitized ____, but not ____, of its oldest maps.
Cevabı göster
some · all
As the Greek crisis shows: bir örneği kanıt olarak sunmak
As the Greek crisis shows, cümlenin başına yerleştirilen bir kanıt çerçevesidir. Okura, adı geçen olayı ana cümledeki yargıyı destekleyen bir örnek veya dayanak olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir. Buradaki as, “gösterdiği gibi” anlamındadır; “olduğu zaman” anlamında değildir. Virgül kanıt çerçevesinin bittiğini gösterir ve bilgiyi önce kanıt, sonra sonuç sırasıyla düzenler.
Alıştırma
“As the latest survey shows, customers value shorter wait times,” cümlesindeki giriş ifadesinin görevi nedir?
- Anketin müşteriler beklerken yapıldığını söyler.
- Anketi sonraki yargının kanıtı olarak sunar.
- Anketi müşterilerin kendilerinin yazdığını bildirir.
Cevabı göster
Anketi sonraki yargının kanıtı olarak sunar.
the Greek crisis: avro bölgesi borç krizi
Buradaki “the Greek crisis”, Yunanistan’da yaşanan herhangi bir zor durumu değil, özellikle avro bölgesi içindeki Yunanistan devlet borcu krizini ifade eder. Yunanistan’ın borç ve finansman sorunları uluslararası kurtarma paketlerine, kemer sıkma önlemlerine ve avro bölgesi ülkelerinin politikaları nasıl koordine edeceğine ilişkin anlaşmazlıklara yol açtı. Cümle bu vakayı kanıt olarak kullanır: Ortak bir para birimini paylaşırken ulusal hükûmetlerin ayrı ekonomi politikaları uygulaması ciddi gerilimlere ve sonuçlara yol açabilir.
Alıştırma
Bu cümlede “the Greek crisis” neyi ifade eder?
- Yunanistan’da bugüne kadar yaşanmış herhangi bir acil durum
- Yunanistan’da meydana gelen bir doğal afet
- Avro bölgesindeki Yunanistan devlet borcu krizi
Cevabı göster
Avro bölgesindeki Yunanistan devlet borcu krizi
a recipe for disaster: felakete davetiye çıkaran durum
“A recipe for disaster”, ciddi bir başarısızlığa ya da soruna yol açma olasılığı çok yüksek koşulların birleşimini anlatan bir mecazdır. Bir tarifteki malzemelerin bir sonuç ortaya çıkarması gibi, söz konusu etkenlerin de kötü bir sonuç doğurması beklenir. Burada ifade, politika düzeninin risk yarattığı konusunda uyarır; yemek yapmakla ilgili değildir ve “disaster” mutlaka doğal afet anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki yiyecek mecazına dayalı uyarı ifadesiyle tamamlayın: Ignoring every safety check is ____.
Cevabı göster
a recipe for disaster
You cannot unify a vastly different economies under one currency, Dilbilgisi
6:01Çok farklı ekonomileri tek bir para birimi altında birleştirip,
a vastly different economies ifadesini düzeltmek
a vastly different economies ifadesi standart İngilizcede dil bilgisi açısından doğru değildir: a, tekil ve sayılabilen bir adı niteler; economies ise çoğuldur. Burada birbirinden çok farklı birkaç ekonomiden söz edildiği için doğal biçim, a kullanılmadan vastly different economies olur. Tek bir ekonomi kastedilseydi a vastly different economy kullanılırdı.
Alıştırma
Hangi düzeltme birbirinden çok farklı birkaç ekonomi anlamını korur?
- a vastly different economy
- a vastly different economies
- vastly difference economies
- vastly different economies
Cevabı göster
vastly different economies
should all EU countries unite under the common currency or not?
6:08tüm AB ülkeleri ortak para birimi altında birleşmeli mi yoksa birleşmemeli mi?
Should the weakest links be thrown out of the Euro Notlar
6:13En zayıf halkalar Euro'dan atılmalı mı
Bir sistem mecazı olarak the weakest links
The weakest links, zincire dayanan bir mecazdır. Bir zincir en zayıf halkasından kopabilir; bu nedenle ifade, bütün sistemi sınırlama, istikrarsızlaştırma veya tehlikeye atma olasılığı en yüksek olan üyeleri ya da parçaları belirtir. Burada web bağlantılarından değil, avro sistemi için risk olarak görülen ekonomik açıdan en kırılgan ülkelerden söz edilir. İfade yalnızca diğerlerinden daha güçsüz olmayı değil, bütün sistem açısından doğabilecek sonuçları vurgular.
Alıştırma
Bir ağda iki sunucu sık sık arızalanıyor ve bütün hizmeti çevrimdışı bırakabiliyor. Onlara the weakest links denmesi ne anlama gelir?
- Bütün sistemi riske atma olasılığı en yüksek parçalardır.
- En yavaş internet bağlantılarına sahiptirler.
- Diğer bütün parçalardan daha ucuzdurlar.
- Ayrı çalışırlar ve sistemi etkileyemezler.
Cevabı göster
Bütün sistemi riske atma olasılığı en yüksek parçalardır.
Thrown out of: bir sistemden zorla çıkarılma
Bu soruda thrown out of, throw someone out of something yapısının edilgen biçimidir. Avro sisteminden zorla ayrılmak veya çıkarılmak anlamına gelir; fiziksel olarak fırlatılmak anlamına gelmez. Yapı be + thrown out of + yer, grup veya sistem şeklindedir. Etkilenen kişiyi ya da üyeyi özne yapar ve çıkarma işlemini gerçekleştiren kişi veya yetkiliyi belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi throw out of yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: After repeated rule violations, the member was ____ the club.
Cevabı göster
thrown out of
or should countries be made to adopt common policies Dilbilgisi
6:15yoksa ülkelerin ortak politikalar benimsemesi mi sağlanmalı
Be made to adopt: make ile edilgen zorlama
Be made to adopt, bir şeyi benimsemek zorunda bırakılmak anlamına gelir. Bu soruda ülkeler baskıya maruz kalan taraf olarak sunulur. Edilgen anlatım, şartı kimin uygulayacağını belirtmeden odağı ülkeler ve politikalar üzerinde tutar. Bu, be made + to-infinitive biçimindeki edilgen ettirgen yapıdır. Make edilgen olduğunda eylem fiilinden önce to kullanılır.
Alıştırma
Zorunluluk ifade etmek için make fiilinin edilgen biçimini doğru kullanan cümleyi seçin.
- Under the new rule, all suppliers will be made adopt the same safety standard.
- Under the new rule, all suppliers will be made to adopt the same safety standard.
- Under the new rule, all suppliers will be made adopting the same safety standard.
Cevabı göster
Under the new rule, all suppliers will be made to adopt the same safety standard.
been brewing for years: uzun süredir gelişen bir sorun
Bu cümlede has been brewing, meselenin yavaş yavaş gelişip biriktiği anlamına gelir. Brewing burada bir mecazdır; konu, bir içecek gibi gerçek anlamda demlenmiyordur. Has been brewing biçimindeki present perfect continuous yapı, geçmişte başlayan uzun bir süreci şimdiki duruma bağlar. For years süreyi vurgular ve sorunun aniden ortaya çıkmadığını gösterir.
Alıştırma
Yavaş yavaş gelişen bir sorunu anlatan vurgulanmış mecazla cümleyi tamamlayın: The disagreement ____ for several months, and both sides are getting frustrated.
Cevabı göster
has been brewing
nowhere near a solution: çözüme yakın bile değil
Bu cümlede nowhere near a solution, bir çözüm bulmaya yakın bile olunmadığı anlamına gelir. Near burada fiziksel mesafeyi değil, bir sonuca doğru ilerleme derecesini anlatır. nowhere near + isim veya sıfat yapısı, bir şeyin belli bir duruma ulaştığını ya da yaklaştığını güçlü biçimde reddeder: nowhere near ready, nowhere near enough. Sadece not near veya not yet demekten daha vurguludur.
Alıştırma
“Yakın bile değil” anlamındaki vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: After one week of repairs, the bridge is ____ safe enough to reopen.
Cevabı göster
nowhere near
everything briefly considered, ile sonuca geçiş
Everything briefly considered, az önce ele alınan temel noktalara dönüp bunları nihai bir yargının dayanağı olarak sunar. Briefly, değerlendirmenin kapsamlı değil kısa olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, artıları ve eksileri tartma aşamasını kapatıp genel sonucu veren soru ve cevaba geçiş sağlar. Daha genel olarak cümle başındaki bu tür bir özet, dinleyiciye “İlgili noktalar değerlendirildi; şimdi sonuç geliyor” mesajını verir.
Alıştırma
Everything briefly considered örnekte hangi işlevi görüyor?
- Henüz ele alınmamış ayrıntılı bir kanıt listesi sunar.
- Konuları kısaca tartma aşamasından genel bir yargıya geçer.
- Bir sonuca varmadan önceki cümlenin anlamını düzeltir.
Cevabı göster
Konuları kısaca tartma aşamasından genel bir yargıya geçer.
makes Europeans powerful in the world.
6:40Avrupalıları dünyada güçlü kıldığını söylemek adil olur.
ölçülü bir yargı için it's fair to say that
It's fair to say that, ardından gelen yargıyı makul ve sağlam biçimde desteklenen bir sonuç olarak sunarken ek koşullara veya görüş ayrılığına da yer bırakır. Burada fair, “makul” veya “haklı gerekçelere dayanan” anlamındadır; açık renk ya da güzel hava anlamına gelmez. Bu cümlede konuşmacı önce ciddi kusurları kabul eder, ardından bu çerçeveyi kullanarak olumlu genel sonucu tartışılmaz bir gerçekmiş gibi göstermeden sunar. Yeniden kullanılabilir yapı it's fair to say that + yan cümledir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki temkinli çerçeve ifadesiyle tamamlayın: After reviewing both strengths and weaknesses, ____ the plan has improved.
Cevabı göster
it's fair to say that
and could have one of the strongest militaries in the world.
6:47ve dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olabiliriz.
İndirgenmiş edilgen yan cümle olarak Put together
Buradaki Put together, indirgenmiş bir edilgen yan cümledir. when we are put together veya when the European countries are combined biçiminde açılabilir. Örtük öznesi we olduğu için bir araya getirilenler ülkelerdir; bu, bir şeyi monte etme emri değildir. Ana cümleden önce gelen bu ifade, sonraki iddialar için bir koşul veya bakış açısı sunar: Bu iddialar, ülkeler tek bir topluluk olarak ele alındığında geçerlidir; her ülke için ayrı ayrı geçerli olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Cümleyi Put ile başlayan ve ‘birleştirildiğinde’ anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, the two research teams have enough expertise to solve the problem.
Cevabı göster
Put together
Daha yüksek öncelik belirteci olarak But more importantly,
But önceki vurgudan bir dönüşü gösterirken more importantly dinleyiciye sıradaki noktaya daha fazla önem vermesi gerektiğini bildirir. Birlikte kullanıldıklarında yalnızca başka bir fayda eklemezler; barış, güvenlik ve ortak kimliği konuşanın daha güçlü gerekçesi olarak öne çıkarırlar. Cümle başında bu ifade bir söylem belirtecidir. Virgül onu ana mesajdan ayırır ve önemli bilgi ifadenin ardından gelir.
Alıştırma
İkinci faydanın daha önemli olduğunu gösteren ve aynı zamanda karşıtlık bildiren başlangıcı seçin: The plan is cheaper. ___ it is safer for everyone.
- Moreover,
- But more importantly,
- For example,
Cevabı göster
But more importantly,
And something we all crave in these turbulent times,
6:56Ve bu çalkantılı zamanlarda hepimizin arzuladığı bir şey,
If we want to protect the values we're so proud of,
7:01Eğer bu kadar gurur duyduğumuz değerleri korumak istiyorsak,
“our voice is heard” ifadesindeki metafor
Bu cümlede our voice gerçek bir sesi değil, Avrupalıların ortak tutumunu veya etkisini ifade eder. Is heard edilgen yapıdadır: diğer ülkelerin bu tutumu fark edip ciddiye aldığını anlatır. Bir kişinin veya grubun voice is heard olması, ilgi ve temsil kazanmayı anlatan bir metafordur. Yalnızca konuşmaya değil, mesajın başarıyla karşı tarafa ulaşması sonucuna odaklanır.
Alıştırma
Tutumumuzun ilgi gördüğü anlamına gelen, dersteki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Joining the coalition will help ensure ____ in the negotiations.
Cevabı göster
our voice is heard
“hardly stand a chance” deyimi
Hardly stand a chance; başarılı olma, etkili biçimde rekabet etme veya bir durumdan sağ çıkma olasılığının neredeyse hiç olmaması demektir. Burada küçük devletlerin tek başına hareket etmeleri hâlinde değişen süper güçler karşısında başarılı olma ihtimallerinin çok düşük olduğu söyleniyor. Stand a chance, gerçek bir olasılığa sahip olmak anlamına gelen bir deyimdir. Hardly güçlü bir yarı olumsuz sözcüktür ve bu olasılığı neredeyse sıfıra indirir; stand fiziksel olarak ayakta durmak, hardly ise büyük çabayla demek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle küçük takımın kazanma olasılığının neredeyse hiç olmadığını, ancak çok küçük bir ihtimalin açık kaldığını ifade eder?
- The smaller team hardly stands a chance against the champions.
- The smaller team doesn't stand a chance against the champions.
- The smaller team stands a chance against the champions.
Cevabı göster
The smaller team hardly stands a chance against the champions.
Let's not do that: birlikte durmayı öneren kapsayıcı bir istek
Let's not do that, konuşanın ve dinleyenin bir eylemden birlikte kaçınmasını önerir. Buradaki that, siyasi tartışmayı zehirli veya zararlı hâle getirmeyi ifade eder; dolayısıyla konuşan kişi herkesin bundan kaçınmasını önerir. Let's, let us anlamına geldiği için bu cümle sınırı yalnızca dinleyene verilen bir emir olarak değil, ortak bir taahhüt olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle hem konuşanın hem de dinleyenin bu eylemden kaçınmasını ister?
- Don't do that.
- I won't do that.
- Let's not do that.
Cevabı göster
Let's not do that.
You're not our enemy: anlaşmazlığı düşmanlıktan ayırmak
You're not our enemy, enemy sözcüğünün anlamını belirtmekten fazlasını yapar. Konuşan kişi anlaşmazlığı kabul ettikten sonra, farklı düşünmenin karşı tarafı bir düşmana dönüştürdüğü fikrini açıkça reddeder. Bu, ilişkideki gerilimi azaltan bir söylem hamlesidir: anlaşmazlığı korurken “biz ve onlar” çerçevesini ortadan kaldırır. İnsanların artık aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi yanıt herkes aynı fikirdeymiş gibi davranmadan düşmanlık çerçevesini reddederek anlaşmazlığın gerilimini azaltır?
- If you disagree, you're against us.
- We disagree, but you're not our enemy.
- Fine, then we all agree.
Cevabı göster
We disagree, but you're not our enemy.
so let's have a fact-based discussion about our future.
7:35bu yüzden geleceğimiz hakkında gerçeklere dayalı bir tartışma yapalım.
In the same boat: ortak koşullar, aynı fikirler değil
In the same boat, insanların önemli bir durumu paylaştığını ve olacaklardan etkileneceğini belirten bir deyimdir. Buradaki tekne mecazidir; gerçek bir tekneden söz edilmez. Burada konuşmacı, anlaşmazlığı yumuşatmak ve gerçeklere dayalı bir tartışmaya davet etmek için ortak çıkar ve sonuçları vurgular. Bu ifade herkesin aynı görüşlere, deneyimlere veya sorumluluk düzeyine sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümledeki in the same boat ifadesinin anlamını seçin: We disagree on the plan, but we're in the same boat because the deadline affects us all.
- Tam olarak aynı görüşe sahibiz.
- Aynı durumla ve onun sonuçlarıyla karşı karşıyayız.
- Geçmişteki her karardan eşit derecede sorumluyuz.
Cevabı göster
Aynı durumla ve onun sonuçlarıyla karşı karşıyayız.