Nazileri kandıran sanat sahtekârı - Noah Charney: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
687 kelime 144 kel/dk

Video özeti: Video, Hollandalı sahteci Han van Meegeren’in uzmanların beklentilerinden yararlanarak kendi resimlerini Vermeer eseri diye kabul ettirmesini, ardından Nazilerle iş birliği suçlamasından kurtulmak için dolandırıcılığını kanıtlamak zorunda kalmasını anlatıyor. İtibarındaki değişimler, sanatsal değerin ne kadar belirsiz olabileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. could have detected — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Modal perfect yapısının geçmişte mevcut olan fakat gerçekleştiği kesin olmayan bir olasılığı nasıl anlattığını kavrayabilirsiniz. Burada adli incelemenin sentetik reçineyi ortaya çıkarabilecek durumda olduğu, ancak bu testlerin o dönemde gelişmiş veya yaygın olmadığı belirtilir; yapı kaçırılmış fırsatları, gerçekleşmemiş sonuçları ve tarihsel alternatifleri değerlendirmede kullanılabilir. 2. had come into his own. — Deyimler ve mecazi ifadeler: İfadeyi kelimesi kelimesine değil, birinin yeteneğinin veya kendine özgü tarzının bütünüyle olgunlaşması anlamında tanıyabilirsiniz. Öyküde uzmanlar sahtedeki kusurları henüz olgunlaşmamış bir Vermeer’in özellikleri saymıştır; deyim, sanatçıların, profesyonellerin veya ekiplerin sonunda güvenle ve ayırt edici biçimde performans göstermesini anlatır. 3. in turn — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bu kısa bağlayıcının benzer bir eylemin daha sonra başka bir kişiye geçmesini, böylece zincir veya tersine dönüş oluşmasını gösterdiğini fark edebilirsiniz. Van Meegeren ustaları taklit etmiş, kendi eserleri değer kazanmış ve ardından oğlu tarafından taklit edilmiştir; bağlantılı sonuçları, karşılıklı eylemleri veya ironik rol değişimlerini ifade etmeye yarar.

Bu derste

It was one of the strangest trials in Dutch history. Dilbilgisi

0:07

Hollanda tarihindeki en tuhaf davalardan biriydi.

Dilbilgisi

one of the strangest trials: one of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim

one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim kalıbı, bir kişiyi veya şeyi karşılaştırmanın en uç noktasındaki bir grubun içine yerleştirir. Burada bu dava, Hollanda tarihinde en tuhaf kabul edilen davalardan biri olarak gösteriliyor; mutlaka tek ve mutlak biçimde en tuhaf dava olduğu söylenmiyor. one of the sonrasındaki isim grubu adlandırdığı için çoğul olur: one of the strangest trials. Ancak kalıbın tamamı tek bir davaya gönderme yaptığı için cümlede tekil fiil was kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi one of the most reliable sources ifadesinin aynısıyla tamamlayın: This website is ____ for local weather.

Cevabı göster

one of the most reliable sources

The defendant in this 1947 case was an art forger who had counterfeited millions of dollars worth of paintings, Notlar

0:11

Bu 1947 davasındaki sanık, milyonlarca dolar değerinde tablo sahtekarlığı yapmış bir sanat sahtekarıydı,

Kelime

defendant: mahkeme davasıyla karşı karşıya olan taraf

Defendant, aleyhine mahkemede dava açılan kişi veya tarafı ifade eden hukuki terimdir. Ceza davasında defendant bir suçla itham edilen kişidir; hukuk davasında ise kendisine karşı dava açılan taraftır. Burada sözcük, sanat eseri sahtekârının yargılamadaki hukuki rolünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hangi sözcük doğru tamamlar? The person accused of theft is the ___ in the criminal case.

  1. defendant
  2. defender
  3. plaintiff
Cevabı göster

defendant

Kalıp ifadeler

had counterfeited ... dollars worth of paintings: past perfect ve değer ifadesi

Past perfect yapıdaki had counterfeited, sahtecilik eylemini geçmişteki başka bir noktadan, yani söz konusu dava veya duruşmadan önceye yerleştirir. Yapı had + past participle şeklindedir; counterfeit burada sahte taklitler üretmek anlamında bir fiildir. amount + worth of + noun kalıbı, toplam değeri belirtilen miktar olan şeyleri anlatır. Bu nedenle millions of dollars worth of paintings, toplam değeri milyonlarca dolar olan tablolar demektir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. Önce counterfeit fiilinin past perfect biçimini kullanın, ardından tam olarak thousands of dollars sözcükleriyle değer ifadesini tamamlayın: By the time investigators found the workshop, the group ____ ____ concert tickets.

Cevabı göster

had counterfeited · thousands of dollars' worth of

but he wasn't arguing his innocence. Kalıp ifadeler

0:19

ama masumiyetini savunmuyordu.

Kalıp ifadeler

wasn't arguing his innocence: masumiyetini savunmuyordu

Argue one's innocence, bir kişinin suçsuz olduğunu destekleyen gerekçeler veya bir savunma sunmak demektir. Bu hukuk kullanımında argue, “kavga etmek” değil, “gerekçeli bir savunma yapmak” anlamına gelir. İyelik sözcüğü kişiye göre argue my, her, or their innocence şeklinde değişir. Wasn't arguing his innocence, onun savunduğu görüşün suçsuz olduğunu kanıtlamak olmadığını belirtir. Bu ifade tek başına onun suçunu kabul ettiği anlamına gelmez; yalnızca savunmasının ne olmadığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir avukatın müvekkilinin suçsuzluğunu desteklemek için gerekçeler sunduğunu en iyi gösterir?

  1. The lawyer claimed that her client was innocent but gave no reasons.
  2. The defendant pleaded not guilty at the arraignment.
  3. The lawyer argued her client's innocence using new evidence.
Cevabı göster

The lawyer argued her client's innocence using new evidence.

In fact, his life depended on proving that he had committed the fraud. Kalıp ifadeler

0:21

Aslında, hayatı dolandırıcılığı kendisinin yaptığını kanıtlamasına bağlıydı.

Kalıp ifadeler

his life depended on proving: depend on + V-ing yapısı

Depend on, bir sonucun bir koşul tarafından belirlendiğini anlatır. on bir edat olduğu için, ardından bir eylem geldiğinde genellikle -ing biçimi kullanılır: depended on proving; depended on prove değil. Buradaki his life depended on ... ifadesi gerçek anlamlı ve çok güçlüdür. Dolandırıcılığı kendisinin yaptığını kanıtlaması, yaşayıp yaşamayacağını belirleyebilecek koşuldu.

Alıştırma

depend on ve check fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: The team's success ____ every detail before launch.

Cevabı göster

depends on checking

Like many art forgers, Han van Meegeren was an artist whose original works had failed to bring him renown. Notlar

0:27

Birçok sanat sahtekarı gibi, Han van Meegeren de orijinal eserleri kendisine ün getirmemiş bir sanatçıydı.

Anlatım akışı

Like many art forgers: Like + bir grupla cümleye başlamak

Cümlenin başındaki Like many art forgers, «birçok sanat sahtecisi gibi» anlamına gelir. Like, many art forgers isim öbeğini alan bir edattır; burada «hoşlanmak» anlamındaki fiil değildir. Bu açılış, Han van Meegeren'ın adı verilmeden önce bir karşılaştırma çerçevesi oluşturur. Ardından gelen bilgiyi grubun paylaştığı daha geniş bir örüntünün parçası olarak sunar; böylece okuyucu kişiyi genel bir kategori üzerinden anlar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir kişiyi grupla karşılaştırmak için cümle başında Like + grup yapısını kullanır?

  1. Like many first-time drivers, Omar felt nervous on the highway.
  2. Like many first-time drivers, the highway felt frightening to Omar.
  3. Omar liked many first-time drivers who felt nervous on the highway.
Cevabı göster

Like many first-time drivers, Omar felt nervous on the highway.

Kalıp ifadeler

had failed to bring him renown: ona ün kazandıramamıştı

Fail to do something, bir şeyi yapmayı başaramamak anlamına gelir. Burada bring someone renown, “birine geniş çapta tanınma ve saygınlık kazandırmak” demektir; dolayısıyla özgün eserleri onu ünlü yapmamıştır. Renown, resmî bir sayılamayan isimdir; fiil değildir. Past perfect biçimindeki had failed, bu başarısız sonucu geçmişte geçen anlatının daha önceki arka planı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi failed to bring ve doğru zamirle tamamlayın: Her first novel ____.

Cevabı göster

failed to bring her renown

Embittered towards the art world, van Meegeren set out to make fools of his detractors. Notlar

0:35

Sanat dünyasına karşı küskün olan van Meegeren, kendisini küçümseyenleri aptal yerine koymaya karar verdi.

Kelime

Embittered towards the art world: sanat dünyasına karşı kinlenmiş

Embittered, tekrarlanan hayal kırıklıkları, haksızlıklar veya incinmeler sonucunda derin bir kin geliştirmiş olmayı anlatır. Kısa süreli bir öfkeyi değil, kalıcı bir olumsuz tutumu ifade eder. Cümlenin başındaki Embittered towards the art world, van Meegeren’ı tanımlayan ve sonraki eyleminin duygusal nedenini veren bir geçmiş zaman sıfat-fiil grubudur. Towards, kinin yöneldiği hedefi belirtir; fiziksel bir yön ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede embittered doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Years of repeated rejection left Mara embittered toward the publishing industry.
  2. A five-minute delay left Mara embittered toward the bus schedule for life.
  3. Mara embittered toward the publishing industry after one short meeting.
Cevabı göster

Years of repeated rejection left Mara embittered toward the publishing industry.

Öbek fiiller

set out to: bilinçli bir çabaya başlamak

Set out to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmak için bilinçli bir girişime başlamak” demektir. Ardından gelen eylemi rastlantısal bir sonuç olarak değil, hedef veya plan olarak sunar. Bu cümlede set out to, van Meegeren'ın amaçladığı şeyi tanıtır: kendisini kötüleyenleri aptal gibi göstermek için planlı bir çabaya başladı. Yeniden kullanılabilen kalıp set out to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Cümleyi “bilinçli bir girişime başladılar” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The researchers ____ identify the source of the error.

Cevabı göster

set out to

Deyimler

make fools of his detractors: kendisini eleştirenleri aptal durumuna düşürmek

Make a fool of someone, bir kişinin aptal görünmesine veya utanmasına neden olmak demektir. make fools of his detractors ifadesindeki çoğul fools, kendisini kötüleyen kişileri ayrı ayrı aptal durumuna düşürülmüş bir grup olarak sunar. İfade kasıtlı bir aşağılamayı anlatır: kendisini kötüleyen insanların ciddi biçimde yanıldıklarının ortaya çıkmasını istiyordu. Kelimenin tam anlamıyla “aptallar yaratmak” demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi make a fool of ifadesinin çoğul ve geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: By revealing the missing records, the journalist ____ the officials who had denied the problem.

Cevabı göster

made fools of

He learned all he could about the old masters, Kültür

0:40

Eski ustalar hakkında öğrenebileceği her şeyi öğrendi,

Kültür

the old masters: geçmiş dönem Avrupalı ressamlar için bir sanat tarihi terimi

Sanat tarihinde the old masters, geçmiş yüzyılların çok saygı gören Avrupalı ressamlarını, özellikle de yaklaşık 1800’den önce etkin olanları ifade eder. Terim, bu ressamların tablolarını topluca belirtmek için de kullanılabilir. Burada bu sanatçıların tarzlarını ve tekniklerini anlamak için hem sanatçıları hem de eserlerini incelemiştir. İfade yaşlı öğretmenler anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sanat tarihi yazısında the old masters ifadesi büyük olasılıkla kimi belirtir?

  1. Geçmiş yüzyılların çok saygı gören Avrupalı ressamları
  2. Tarihî konuları resmeden çağdaş sanatçılar
  3. Bir sanat okulundaki yaşlı öğretmenler
Cevabı göster

Geçmiş yüzyılların çok saygı gören Avrupalı ressamları

their biographies, their techniques,

0:44

biyografilerini, tekniklerini,

and their materials.

0:46

ve malzemelerini.

The artist he chose for his deception was 17th century Baroque painter Johannes Vermeer, Kültür

0:48

Kandırmacası için seçtiği sanatçı, 17. yüzyıl Barok ressamı Johannes Vermeer'di,

Kültür

17th century Baroque painter Johannes Vermeer: etiketlerin kimlik belirten bir ifade oluşturması

Bu ifade, adın çevresinde birkaç etiketi bir araya getirir. 17th century dönemi, Baroque sanat tarihindeki dönem veya üslubu, painter mesleği belirtir; Johannes Vermeer ise kişiyi tanımlar. Bu yoğun yapı, bir kişiyi hızlıca belirli bir zamana ve alana yerleştirdiği için tarih ve kültür yazılarında yaygındır. Burada Baroque bir sanat tarihi etiketidir; Vermeer’in adının bir parçası veya sıradan bir betimleme değildir.

Alıştırma

17th century Baroque painter Johannes Vermeer ifadesi, adın önünde ve çevresinde hangi bilgileri bir araya getirir?

  1. Johannes Vermeer’i bir ressam olarak tanımlar ve onu 17. yüzyıl Barok bağlamına yerleştirir.
  2. Johannes Vermeer’in 17th Century Baroque adlı bir eser yaptığını söyler.
  3. Baroque sözcüğünün Johannes Vermeer’in soyadı, painter sözcüğünün de lakabı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Johannes Vermeer’i bir ressam olarak tanımlar ve onu 17. yüzyıl Barok bağlamına yerleştirir.

an ambitious decision given Vermeer was famed for his carefully executed Dilbilgisi

0:54

idddialı bir karardı çünkü Vermeer dikkatlice işlenmiş

and technically brilliant domestic scenes. Kelime

0:59

ve teknik açıdan parlak ev içi sahneleriyle ünlüydü.

Dilbilgisi

given Vermeer was famed for: bir değerlendirmenin dayanağını sunmak

Burada given, kararı değerlendirirken göz önünde bulundurulacak bir olguyu sunar. “Şu gerçek göz önüne alındığında” anlamındadır: Vermeer’in titizlikle işlenmiş, teknik açıdan parlak ev yaşamı sahneleriyle tanınması, kararın iddialı olarak nitelendirilmesinin dayanağıdır. given ifadesinin ardından, bu örnekte olduğu gibi doğrudan tam bir cümlecik gelebilir. given that + cümlecik de mümkündür; that çoğu zaman atılır.

Alıştırma

given ifadesinin “bu gerçek göz önüne alındığında” anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. Given that the roads were icy, closing the school early was sensible.
  2. He has given the book back to the library.
  3. She was given a key when she arrived.
Cevabı göster

Given that the roads were icy, closing the school early was sensible.

Kelime

domestic scenes: sanatta gündelik ev yaşamı

Sanat yazılarında domestic scenes, ev içinde geçen sıradan yaşamın betimlemeleridir; örneğin okuma, ev işi yapma veya müzik çalma gibi etkinlikleri gösterebilir. Scene, sanat eserinde temsil edilen durum ya da etkinliği ifade eder. Burada domestic, “ev ve aile yaşamıyla ilgili” demektir; “ülke içindeki” anlamına gelmez. Bu ifade, Vermeer’in ün kazandığı konu türünü belirtir.

Alıştırma

Bir sanat incelemesinde domestic scene genellikle neyi gösterir?

  1. Bir ülke içindeki siyasi olaylar
  2. Bir ülkenin sınırlarının görünümü
  3. Bir evdeki gündelik yaşam
Cevabı göster

Bir evdeki gündelik yaşam

Working in secret for six years, Dilbilgisi

1:03

Altı yıl boyunca gizlice çalışarak,

Dilbilgisi

Working in secret: cümle başındaki ortaç öbeği

Working in secret, ana cümleden önce gelen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Ana eylemin nasıl gerçekleştirildiğine dair arka planı kısa biçimde verir: başkaları bilmeden, gizlice. Bu öbeğin ayrıca yazılmış bir öznesi yoktur. Anlamca öznesi, ardından gelen ana cümlenin öznesi olmalıdır. Tam cümlede hem gizlice çalışan hem de ustalığını geliştiren kişi the forger'dır.

Alıştırma

Hangi cümle, Working in secret öbeğinin anlamca öznesinin işi yapan kişi olduğunu açıkça gösterir?

  1. Working in secret, the engineers tested the prototype.
  2. Working in secret, the laboratory remained locked all week.
  3. Working in secret, a new prototype was completed ahead of schedule.
Cevabı göster

Working in secret, the engineers tested the prototype.

the forger perfected his art, Kalıp ifadeler

1:06

sahtekar sanatını mükemmelleştirdi,

Kalıp ifadeler

perfected his art: bir beceriyi çok yüksek bir düzeye ulaştırmak

Burada perfected, bir şeyi alıştırma yoluyla çok yüksek bir düzeye gelene kadar geliştirmek anlamındaki bir fiildir. Bu nedenle perfected his art, yalnızca küçük bir gelişmeyi değil, uzun ve dikkatli bir inceltme sürecinin sonucunu anlatır. Burada art, çalışılarak geliştirilen bir beceri veya ustalık demektir. Bir sanat eserini tamamladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, yıllar süren alıştırmanın onun becerisini çok yüksek bir düzeye getirdiğini anlatır?

  1. After years of practice, she perfected her art.
  2. After years of practice, she displayed her art.
  3. After years of practice, she described her art.
Cevabı göster

After years of practice, she perfected her art.

copying numerous works as practice. Kalıp ifadeler

1:08

pratik yapmak için çok sayıda eseri kopyaladı.

Kalıp ifadeler

as practice: bir etkinliği alıştırma olarak yapmak

Bu cümlede as practice, çok sayıda eserin neden kopyalandığını açıklar: kopyalama, beceriyi geliştirmek için bir alıştırma işlevi görmüştür. Burada practice, as sözcüğünden sonra gelen sayılamayan bir isimdir. Yeniden kullanılabilen do something as practice kalıbı, “bir etkinliği alıştırma olarak yapmak” anlamına gelir.

Alıştırma

Örnekte as practice, kopyalama eylemi hakkında ne anlatıyor?

  1. Düzenli olarak izlenen yerleşmiş bir gelenekti.
  2. Kopyaları hemen satmak için yapıldı.
  3. Beceriyi geliştirmek için alıştırma olarak yapıldı.
Cevabı göster

Beceriyi geliştirmek için alıştırma olarak yapıldı.

He mixed his own paints Kalıp ifadeler

1:11

Vermeer'in zamanında bulunan hammaddeleri ve pigmentleri araştırdıktan sonra

Kalıp ifadeler

mixed his own paints: resim malzemelerini kendisi hazırlamak

Mixed ... paints, resim yapacağı malzemeyi hazırlamak için renkleri veya boya bileşenlerini birleştirdiği anlamına gelir. Burada paints, tamamlanmış sanat eserlerini değil, renklendirici malzemeleri ifade eder. His own, yalnızca hazır karıştırılmış ürünlere güvenmek yerine boyayı kendisinin hazırladığını vurgular. Tamamlanmış tabloların ona ait olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle sanatçının renklendirici malzemeyi kendisinin hazırladığını söylüyor?

  1. The artist mixed her own paints before starting the portrait.
  2. The artist bought a framed painting before the exhibition.
  3. The artist created her own paintings before the exhibition.
Cevabı göster

The artist mixed her own paints before starting the portrait.

after researching the raw materials and pigments available in Vermeer's time. Notlar

1:12

kendi boyalarını karıştırdı.

Kelime

raw materials and pigments: sanat yapımında kullanılan ham maddeler ve pigmentler

Raw materials, bir şeyi yapmakta kullanılan temel maddelerdir. Pigments, renk sağlayan maddelerdir. Resimde pigment, paint elde etmek için genellikle bir bağlayıcı ya da başka bir taşıyıcı maddeyle karıştırılır. İkisinin de belirtilmesi, yalnızca resimlerin görünüşünün değil, Vermeer dönemindeki fiziksel malzemelerin de araştırıldığını vurgular. Pigments birer bileşendir; bu nedenle sözcük, hazırlanmış ve kullanıma hazır paints ile aynı anlama gelmez.

Alıştırma

Pigments ile paints arasındaki farkı hangi ifade doğru açıklar?

  1. Pigments tamamlanmış sanat eserleridir; paints ise yalnızca işlenmemiş minerallerdir.
  2. Pigments renk sağlar; paints ise bir yüzeyde kullanılan hazırlanmış malzemelerdir.
  3. Pigments ve paints her zaman tamamen aynı şeyi ifade eder.
Cevabı göster

Pigments renk sağlar; paints ise bir yüzeyde kullanılan hazırlanmış malzemelerdir.

Kalıp ifadeler

available in Vermeer's time: tarihsel bir dönem içinde erişilebilirlik

available in Vermeer's time ifadesi, raw materials and pigments sözlerini niteler. Available, bir şeyin edinilebilir veya kullanılabilir olduğunu belirtirken in Vermeer's time bu malzemelerin edinilebildiği tarihsel dönemi belirler. Burada someone's time, tek bir kesin anı değil, o kişinin çağını veya yaşam süresini ifade eder. Başka bağlamlara aktarılabilen available in + yer veya dönem yapısı; konum, ortam ya da tarihsel dönemden kaynaklanan sınırları vurgular.

Alıştırma

Belirli bir kullanıcıyı veya başlangıç tarihini belirtmeden, bir şeyin on sekizinci yüzyıl boyunca edinilebilir olduğunu hangi ifade anlatır?

  1. available in the eighteenth century
  2. available to eighteenth-century craftspeople
  3. available from the eighteenth century onward
Cevabı göster

available in the eighteenth century

He bought 17th century canvases,

1:17

17. yüzyıldan kalma tuvaller satın aldı,

created his own brushes,

1:19

kendi fırçalarını yarattı,

and aged the works by applying synthetic resin Notlar

1:22

ve sentetik reçine uygulayarak eserleri yaşlandırdı

Kelime

aged the works: geçişli age ile eserlere eski bir görünüm verme

Burada age geçişli bir fiildir: aged the works, birinin eserleri daha eski görünsünler diye bilinçli olarak işlemden geçirdiği anlamına gelir. Eserler eylemin nesnesidir; kendiliğinden eskimeleri anlatılmaz. Kalıp age + nesne şeklindedir. Sanat, sahne tasarımı ve yüzey işlemlerinde bir şeye eski ya da yıpranmış bir görünüm vermek anlamına gelebilir. Yiyecek, içecek veya malzemelerle aynı geçişli yapı çoğu zaman onları zamanla olgunlaştırmak ya da dinlendirmek anlamına gelir.

Alıştırma

age fiilinin geçmiş zaman biçimini ve ardından the frame nesnesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The artist ____ with a special coating to make it look old.

Cevabı göster

aged the frame

and baking them to dry and crack the paint. Dilbilgisi

1:25

ve boyayı kurutup çatlatmak için fırınladı.

Dilbilgisi

by applying ... and baking ...: yöntemi gösterme

By applying synthetic resin and baking them, eserlerin nasıl eskitildiğini açıklar: sentetik reçine uygulamak ve eserleri fırınlamak, bu sonucu elde etmek için kullanılan eylemlerdir. Burada by, “… yöntemiyle” anlamındadır. by bu anlamda kullanıldığında ardından -ing biçimi gelir. applying ve baking, and ile bağlanan paralel iki gerund yapısıdır ve ikisi de by sözcüğüne bağlıdır: by doing A and doing B.

Alıştırma

test ve compare fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: The researchers checked the claim by ____ several samples.

Cevabı göster

testing and comparing

Dilbilgisi

to dry and crack the ...: iki paralel fiille kullanılan tek bir to

Bu cümlede to dry and crack the paint, fırınlamayla amaçlanan etkiyi açıklar: boya kurusun ve çatlasın diye fırınlama işlemi yapılır. Buradaki mastar yapısı “hangi amaçla?” sorusuna cevap verir. Dry ve crack, and ile bağlanan ve yalın hâlde kullanılan paralel fiillerdir. Tek bir to ile the paint nesnesini paylaşırlar: to dry the paint and (to) crack the paint. Bu kalıpta tek bir mastar işareti iki paralel eylemi başlatabilir.

Alıştırma

polish ve protect fiillerini paralel iki yalın fiil olarak kullanıp cümleyi tamamlayın: We applied the wax to ____ the wood.

Cevabı göster

polish and protect

A forensic test could have detected the synthetic resin, Notlar

1:29

Adli bir test sentetik reçineyi tespit edebilirdi,

Kelime

forensic test: kanıtların bilimsel incelemesi

Forensic test, bir soruşturma, hukuki mesele veya özgünlük doğrulaması için kanıtları inceleyen bilimsel test demektir. Bu cümlede malzemenin test edilmesi, nesnenin gerçekliğine ilişkin bir kanıt olarak sentetik reçineyi ortaya çıkarabilirdi. Buradaki test, okul sınavı değil, inceleme veya analiz anlamındadır. Forensic sözcüğü, anlamı kanıta odaklanan bilimsel çalışmayla sınırlar.

Alıştırma

Forensic test ifadesi en doğal olarak hangi durumda kullanılır?

  1. Bir laboratuvar, suç mahallindeki lifleri analiz ederek bunların şüphelinin paltosuyla eşleşip eşleşmediğini inceler.
  2. Bir doktor yıllık kontrolde rutin kan testi ister.
  3. Bir öğretmen dersin sonunda kelime bilgisi sınavı yapar.
Cevabı göster

Bir laboratuvar, suç mahallindeki lifleri analiz ederek bunların şüphelinin paltosuyla eşleşip eşleşmediğini inceler.

Dilbilgisi

could have detected: geçmişteki olası bir sonuç

Could have detected, modal could + have + fiilin geçmiş zaman ortacı kalıbını izler. Geçmişteki bir duruma geriye dönüp bakar ve ilgili koşullar altında tespitin mümkün olduğunu anlatır. Bu yapı, özellikle sonradan bakıldığında, olasılığın gerçekleşmediğini sıkça sezdirir. Ancak yalnızca could have kullanılması tespitin kesinlikle yapılmadığını kanıtlamaz; bunu bağlam belirler. Burada sonraki yan cümle, böyle bir tespitin o dönemde pratikte neden sınırlı olduğunu açıklar.

Alıştırma

Kaçırılmış bir geçmiş olasılığı anlatmak için cümleyi could have ve detect fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: A backup sensor ____ the leak before the tank failed.

Cevabı göster

could have detected

but at the time such tests were neither advanced nor widespread. Notlar

1:32

ancak o zamanlar bu tür testler ne gelişmişti ne de yaygındı.

Kalıp ifadeler

at the time: belirli bir geçmiş dönemi çerçevelemek

At the time, konuşulan belirli dönem sırasında anlamına gelir. Belirli tanımlık the, çevredeki bağlamın daha önce belirlediği bir zamana gönderme yapar. Cümlenin başına yakın kullanıldığında bu ifade, ardından gelen bilginin o geçmiş dönemde doğru olduğunu gösterir ve çoğu zaman günümüzdeki koşullarla karşıtlık kurar. Burada günümüzün adli inceleme teknolojisini daha eski bir döneme uygulamamızı engeller.

Alıştırma

Bir tarih yazısı geçmişteki belirli bir dönemi ele alıyor. Hangi cümle bir gerçeği o dönemde geçerli olacak şekilde doğru biçimde çerçeveler?

  1. At the time, most maps were printed on paper.
  2. At times, most maps were printed on paper.
  3. On the time, most maps were printed on paper.
Cevabı göster

At the time, most maps were printed on paper.

Dilbilgisi

neither advanced nor widespread: paralel çift olumsuzluk

“Neither advanced nor widespread” iki nitelemeyi de reddeder: testler ne ileri düzeydeydi ne de yaygındı. neither A nor B kalıbı iki ögeyi bağlar ve her ikisini de olumsuz yapar. A ile B dilbilgisel olarak paralel olmalıdır; burada ikisi de sıfattır. Dengeli yapı, iki sınırlamaya da eşit ağırlık verir.

Alıştırma

“not accurate and not affordable” anlamını veren tam neither ... nor yapısıyla cümleyi tamamlayın: The first model was ____.

Cevabı göster

neither accurate nor affordable

And even today, Anlatım akışı

1:37

Ve bugün bile,

verification of a painting's authenticity

1:39

bir tablonun orijinalliğinin doğrulanması

relies on the assessment of art specialists. Kalıp ifadeler

1:42

sanat uzmanlarının değerlendirmesine dayanır.

Anlatım akışı

And even today: geçmişten devam eden günümüze geçiş

“And even today” açıklamayı daha önceki bir zamandan günümüze taşır. And cümleyi önceki noktaya bağlarken today yeni ifadeyi şimdiki zamana yerleştirir. Even beklentiyle bir karşıtlık ekler: zaman geçmiş veya daha sonra ilerleme kaydedilmiş olsa da ardından gelen durum hâlâ geçerlidir. Bu nedenle ifade, yalnızca bir tarih vermek yerine bilgiyi “geçmişteki durum → günümüzde devam eden durum” biçiminde düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede “And even today” neyi belirtir?

  1. Önceki açıklamayla bağlantısı olmayan güncel bir gerçeği sunar.
  2. Geçmişten günümüze geçer ve durumun hâlâ devam ettiğini vurgular.
  3. Durumun yalnızca bugün başladığını söyler.
Cevabı göster

Geçmişten günümüze geçer ve durumun hâlâ devam ettiğini vurgular.

Kalıp ifadeler

relies on the assessment of art specialists: sanat uzmanlarının değerlendirmesine dayanmak

Burada relies on, “bir şeyi gerekli veya önemli bir dayanak olarak kullanmak” anlamına gelir. Cümlenin öznesi olan verification of a painting's authenticity, uzmanların yaptığı değerlendirmeye bağlıdır. the assessment of art specialists, bu sanat uzmanlarının yaptığı resmî değerlendirmeyi ifade eder. Assessment hem değerlendirme sürecini hem de sonucunu anlatabilir; sıradan bir görüşten ziyade gözlem ve analiz içerdiğini düşündürür.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz rely on + assessment yapısıyla tamamlayın: The final safety decision ____ independent engineers.

Cevabı göster

relies on the assessment of

So it's a matter of their subjective judgment Kalıp ifadeler

1:45

Yani bu onların sübjektif yargılarının

Kalıp ifadeler

It's a matter of subjective judgment: öznel değerlendirmeye bağlı olmak

Burada it's a matter of..., meseleyi esas olarak belirleyen faktörü gösterir. Cümle, sonucun uzmanların öznel değerlendirmesine bağlı olduğu anlamına gelir. Bu yapıda matter, fiziksel madde değil, “mesele veya belirleyici faktör” anlamındadır. Subjective judgment, tamamen nesnel bir ölçümle belirlenmek yerine kişinin bakış açısından etkilenen bir değerlendirmedir.

Alıştırma

Kişisel değerlendirmenin belirleyici faktör olduğunu anlatan hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: Choosing the winner is partly ____ personal judgment.

Cevabı göster

a matter of

as well as their reputation. Kalıp ifadeler

1:48

yanı sıra itibarlarının da bir meselesidir.

Kalıp ifadeler

as well as their reputation: başka bir unsur eklemek

Burada as well as their reputation, daha önce sözü edilen bir etkenin yanına onların itibarını da ilgili bir etken olarak ekler. A as well as B yapısı, B’nin de kapsandığını belirtir; ancak B genellikle ek bilgi olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle actors ögesini ek bilgi olarak verip standart özne-fiil uyumunu kullanır?

  1. The director, as well as the actors, are attending the event.
  2. The director and the actors is attending the event.
  3. The director, as well as the actors, is attending the event.
Cevabı göster

The director, as well as the actors, is attending the event.

And this is where van Meegeren truly outwitted the art world. Notlar

1:50

İşte burası van Meegeren'in sanat dünyasını gerçekten alt ettiği yerdi.

Anlatım akışı

And this is where: anlatıdaki kilit noktayı belirtmek

And cümleyi önceki hazırlık bölümüne bağlar. Ardından this is where, önemli sonucun belirginleştiği anlatı aşamasını gösterir ve dinleyiciyi arka plandan kilit dönüm noktasına taşır. Buradaki where mutlaka fiziksel bir yer belirtmez. This is where the plan begins to fail. örneğinde olduğu gibi bir şeyin gerçekleştiği nokta, durum veya aşama anlamına gelebilir.

Alıştırma

This is where the plan begins to fail. cümlesinde This is where ne işe yarar?

  1. Fiziksel bir adresi belirtir.
  2. Sorunun başladığı kilit aşamayı belirtir.
  3. Konuyla ilgisiz bir yerden söz eder.
Cevabı göster

Sorunun başladığı kilit aşamayı belirtir.

Kelime

truly outwitted the art world: sanat dünyasını üstün zekâyla alt etmek

Bu cümlede outwitted, birini yalnızca kandırmak değil, daha üstün zekâ veya strateji kullanarak yenmek ya da ona üstün gelmek anlamına gelir. truly bu iddiayı güçlendirir: Planının, sanatı değerlendiren kişilerden daha akıllıca olduğunu gösterdiği an budur. out- ön eki, outsmart ve outperform örneklerinde olduğu gibi, bir eylemi başka birinden daha iyi yapma veya o kişiyi aşma anlamı taşıyan fiiller oluşturabilir. Buradaki the art world; uzmanları, sanat tacirlerini, kurumları ve alandaki diğer kişileri topluca ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi outwit fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: By noticing a hidden clue, Maya ____ the scammers.

Cevabı göster

outwitted

From his research, Anlatım akışı

1:54

Araştırmalarından,

Anlatım akışı

From his research: bir sonucun kaynağını belirtmek

From his research, ardından gelen bilginin kaynağını veya dayanağını belirten ve cümlenin başına yerleştirilen bir edat öbeğidir. Dinleyiciye, sıradaki bilginin onun araştırmasına dayanılarak öğrenildiğini, sonuçlandırıldığını veya planlandığını bildirir. Bu öbek anlatımı önce kanıt, sonra sonuç gelecek biçimde düzenler. Ardındaki virgül, tek başına tam bir cümle olmadığını ve bir ana cümleye bağlandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi From + iyelik belirleyicisi + research yapısıyla tamamlayın: ____, she knew the bridge needed repairs.

Cevabı göster

From her research

he knew historians believed Vermeer

1:55

tarihçilerin Vermeer'in

had an early period of religious painting Kelime

1:58

İtalyan ressam Caravaggio'dan etkilenmiş

influenced by the Italian painter Caravaggio. Kalıp ifadeler

2:01

erken dönem bir dini resim evresine sahip olduğuna inandıklarını biliyordu.

Kelime

had an early period of religious painting: yaratıcı bir evre

Burada period, bir sanatçının kariyerindeki belirgin bir evre anlamına gelir. İfade, Vermeer'in kariyerinin ilk yıllarında dinî resimlerle tanımlanan bir evre bulunduğunun düşünüldüğünü anlatır. Sanat tarihinde ve biyografilerde period, bir yaşamı veya eserler bütününü tipik konusuna, üslubuna ya da etkinliğine göre bölümlere ayırabilir. Odak noktası yalnızca ne kadar sürdüğü değil, evrenin niteliğidir.

Alıştırma

“The architect had a brief period of experimental design.” cümlesinde period ne anlama gelir?

  1. Bir binanın ne kadar uzun olduğuna ilişkin ölçüm.
  2. Cümlenin sonuna konan nokta işareti.
  3. Mimarın kariyerinde deneysel çalışmalarla öne çıkan bir evre.
Cevabı göster

Mimarın kariyerinde deneysel çalışmalarla öne çıkan bir evre.

Kalıp ifadeler

influenced by the Italian painter Caravaggio: etkinin kaynağını belirtmek

Burada influenced by, üslubun veya yaklaşımın belirtilen kaynak tarafından şekillendirildiği anlamına gelir. Caravaggio sanatsal etkinin kaynağıdır; dinî resmi yapan kişi olarak belirtilmemektedir. Influenced bir geçmiş zaman ortacıdır. İfade, religious painting that was influenced by Caravaggio şeklindeki ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâli olarak anlaşılabilir. Bu yapı, üslupların, fikirlerin veya seçimlerin hangi etkiden kaynaklandığını anlatırken yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi influence fiilinin edilgen biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The architect's style was strongly ____ traditional Japanese design.

Cevabı göster

influenced by

The leading authority on Vermeer, Kalıp ifadeler

2:04

Vermeer konusundaki önde gelen otorite

Kalıp ifadeler

The leading authority on Vermeer: Vermeer konusunda en önde gelen uzman

Bu ifade, Vermeer konusunda en çok kabul gören uzman olarak sunulan kişiyi belirtir. Burada authority, çok güvenilen bir uzmanı anlatan sayılabilen bir isimdir; leading ise anlamı güçlendirerek bu kişinin alanındaki en önde gelen uzman olduğunu gösterir. an authority on + konu kalıbı, birinin uzman olduğu konuyu belirtir. Buradaki authority, devlet gücü veya resmî bir kurum anlamına gelmez.

Alıştırma

Authority ve uzmanlık alanını belirten doğru edatla boşluğu doldurun: Dr. Reed is a leading ____ ancient coins.

Cevabı göster

authority on

Abraham Bredius,

2:06

Abraham Bredius,

was a huge proponent of this theory, Kelime

2:08

bu eserlerin hiçbiri gün yüzüne çıkmamış olsa da,

Kelime

A huge proponent of this theory: bu teorinin güçlü bir savunucusu

A proponent of a theory, bir teoriyi destekleyen veya açıkça savunan kişidir. was a huge proponent of this theory ifadesinde was'tan sonraki isim öbeği, kişinin teoriye karşı tutumunu anlatır. Huge bu desteğin derecesini artırır; burada fiziksel olarak büyük değil, çok güçlü veya hevesli anlamına gelir. Daha resmî yazılarda a strong proponent genellikle daha doğaldır.

Alıştırma

Hangi cümle Lena'nın öneriyi güçlü biçimde desteklediğini söylüyor?

  1. Lena is a strong opponent of the proposal.
  2. Lena has no opinion about the proposal.
  3. Lena is a strong proponent of the proposal.
Cevabı göster

Lena is a strong proponent of the proposal.

though none of these works had surfaced. Dilbilgisi

2:10

bu teorinin büyük bir destekçisiydi.

Dilbilgisi

though none ... had surfaced: kanıt bulunmamasına dair bir ödünleme

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: eserlerin hiçbirinin bulunmamış veya kamuoyunca bilinir hâle gelmemiş olması, daha önceki iddia ya da teoriye verilen destekle karşıtlık oluşturur. Anlamı “ortada somut kanıt olmamasına rağmen”dir; bu da desteği şaşırtıcı, teoriyi ise kuşkulu gösterir. None of these works, beklenen eserlerden tek birinin bile ortaya çıkmadığını belirtir. Had surfaced past perfect yapısındadır ve “henüz ortaya çıkmama” durumunu geçmişteki başka bir referans noktasından önceye yerleştirir. Buradaki surface mecaz anlamlı, geçişsiz bir fiildir: “ortaya çıkmak, bulunmak veya bilinir hâle gelmek”; “suyun yüzüne çıkmak” değildir.

Alıştırma

Hangi ifade though none of these works had surfaced sözündeki anlamı ve ödünleme ilişkisini en iyi korur?

  1. Beklenen eserlerin hiçbiri henüz bulunmamış ya da bilinir hâle gelmemiş olsa da
  2. Eserlerin hiçbiri henüz resmedilmediği için
  3. Beklenen bütün eserler fiziksel olarak suyun yüzüne çıktıktan sonra
Cevabı göster

Beklenen eserlerin hiçbiri henüz bulunmamış ya da bilinir hâle gelmemiş olsa da

So van Meegeren decided to make one.

2:13

Bu yüzden van Meegeren bir tane yapmaya karar verdi.

He called it The Supper at Emmaus. Kültür

2:16

Ona Emmaus'ta Akşam Yemeği adını verdi.

Kültür

The Supper at Emmaus: tablo başlığındaki Kutsal Kitap yer adı

The Supper at Emmaus dinî bir sahneyi anlatan tablonun adıdır. Emmaus, sıradan bir niteleme sözcüğü değil, Kutsal Kitap'ta geçen bir yer adıdır. Başlık, dirilmiş İsa'nın iki öğrencisi tarafından tanındığı Emmaus'taki yemeğe gönderme yapar. Bu arka plan, başlığın anlatıda neden önemli olduğunu açıklar: Kutsal Kitap'tan bir konu, tablonun Vermeer'in varsayılan erken dönem dinî resim evresine uyuyormuş gibi görünmesini sağlayabilirdi.

Alıştırma

The Supper at Emmaus başlığında Emmaus anlama nasıl bir katkıda bulunur?

  1. Yemeğin özellikle resmî olduğunu belirten bir sıfattır.
  2. Bir boya pigmentinin adıdır.
  3. Dinî sahneyi tanımlayan, Kutsal Kitap'ta geçen bir yer adıdır.
Cevabı göster

Dinî sahneyi tanımlayan, Kutsal Kitap'ta geçen bir yer adıdır.

Bredius declared van Meegeren's fake Dilbilgisi

2:19

Bredius, van Meegeren'in sahtesini

the masterpiece of Vermeer's oeuvre. Kelime

2:22

Vermeer'in tüm eserlerinin başyapıtı ilan etti.

Dilbilgisi

declared van Meegeren's fake the masterpiece: declare + nesne + nesne tümleci

Bu cümlede declared, declare + nesne + nesne tümleci yapısını izler. van Meegeren's fake nesnedir; the masterpiece of Vermeer's oeuvre ise Bredius'un ona verdiği statüyü belirten bir ad öbeğidir. İkinci ve bağımsız bir nesne değildir. Yetkili veya kamuoyunda ağırlığı olan biri A'nın B olduğunu resmî biçimde açıkladığında ya da bu yönde hüküm verdiğinde declare A B kullanılabilir. Tümleç bir rolü, sonucu veya değerlendirmeyi belirtebilir; declare the event a success buna örnektir.

Alıştırma

Rosa'yı resmen kazanan ilan etmek için declared + nesne + nesne tümleci yapısıyla cümleyi tamamlayın: After the final vote, the panel ____.

Cevabı göster

declared Rosa the winner

Kelime

oeuvre: bir sanatçının eserlerinin tümü

Burada oeuvre, bir sanatçı, yazar, besteci veya başka bir yaratıcının ürettiği eserlerin tümünü ifade eder; tek bir eseri ifade etmez. Bu nedenle the masterpiece of Vermeer's oeuvre, Vermeer'in tüm eserleri içinde en iyi olduğuna hükmedilen yapıt anlamına gelir.

Alıştırma

Sanat eleştirisinde oeuvre genellikle ne anlama gelir?

  1. bir sanatçının yarattığı eserlerin tümü
  2. bir sanatçının kullandığı araç ve malzemeler
  3. henüz bitirilmemiş tek bir eser
Cevabı göster

bir sanatçının yarattığı eserlerin tümü

Van Meegeren's forgery was not totally up to Vermeer's technical standards, Kalıp ifadeler

2:25

Van Meegeren'in sahteciliği tamamen Vermeer'in teknik standartlarında değildi,

Kalıp ifadeler

not totally up to Vermeer's technical standards: Vermeer'in teknik standartlarını tam olarak karşılamamak

Be up to a standard, kalite, beceri ya da performans bakımından beklenen düzeye ulaşmak demektir. Burada not totally up to Vermeer's technical standards, sahte eserin bazı teknik yönlerden beklenen düzeyin altında kaldığını anlatır. Not totally eleştiriyi yumuşatır; her yönün başarısız olduğu anlamına gelmez. Bu yapıda up to, “bir şey yapmakta olmak” ya da “en fazla şu kadar” değil, “bir standardı karşılamak” demektir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “gerekli düzeyi karşılamak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After several revisions, the report is finally ____ the required standard.

Cevabı göster

up to

but these inconsistencies could be made to fit the narrative. Anlatım akışı

2:30

ancak bu tutarsızlıklar anlatıya uydurulabilirdi.

Anlatım akışı

could be made to fit the narrative: mevcut anlatıya uyacak şekilde yeniden yorumlanabilmek

Could be made to fit, make + nesne + yalın mastar yapısının edilgen biçimidir: someone could make the inconsistencies fit, the inconsistencies could be made to fit biçimine dönüşür. Edilgen yapı, yorumu yapan kişiyi belirtmez ve tutarsızlıkları, ayarlanabilecek ya da yeniden yorumlanabilecek bilgiler olarak cümlenin başına taşır. Burada narrative mutlaka kurgusal bir hikâye değil, yerleşmiş bir açıklama veya yorum çerçevesi demektir. İfade, kanıtların bu açıklamayı doğal olarak desteklemediğini ancak destekliyormuş gibi sunulabildiğini düşündürür; bu nedenle çoğu zaman eleştirel bir ton taşır.

Alıştırma

Bu cümledeki "could be made to fit the narrative" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Mevcut açıklama, her tutarsızlıkla tam olarak uyuşacak şekilde değiştirildi.
  2. Tutarsızlıklar, mevcut açıklamanın nesnel olarak doğru olduğunu kanıtladı.
  3. Tutarsızlıklar, mevcut bir açıklamayı destekliyormuş gibi görünmeleri için yeniden yorumlandı.
Cevabı göster

Tutarsızlıklar, mevcut bir açıklamayı destekliyormuş gibi görünmeleri için yeniden yorumlandı.

This was an early work

2:35

Bu, sanatçının kendi tarzını bulmadan önce

produced before the artist had come into his own. Deyimler

2:36

ürettiği erken dönem bir eserdi.

Deyimler

had come into his own: gerçek yeteneğini göstermeye başlamak

Come into one's own, kişinin tüm yeteneğini göstermeye başlaması veya bir rolde özgüven ve başarı kazanması anlamına gelen bir deyimdir. Sahip olduğu bir şeyin içine girmek anlamına gelmez. Buradaki had come into his own, İngilizcede past perfect yapısındadır. before yan cümlesi sanatçının gelişimini erken dönem eserden sonraya yerleştirir: eser üretildiğinde sanatçı henüz o aşamaya ulaşmamıştı. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: come into my, your, her, our veya their own.

Alıştırma

“Tüm yeteneğini göstermeye başladı” anlamındaki deyimle tamamlayın: After years as a backup player, Leo finally ____ during the championship season.

Cevabı göster

came into his own

With the stamp of approval from the art world, Deyimler

2:40

Sanat dünyasının onayını alarak,

Deyimler

With the stamp of approval from ...: yetkili bir merci tarafından desteklenen kabul

A stamp of approval, etkili bir kişi veya grubun bir şeyi kabul ettiğini, desteklediğini ya da onayladığını belirten mecazi bir işarettir. Gerçek bir damga anlamına gelmez. From the art world, bu desteğin sanat dünyasından geldiğini belirtir. Baştaki with + isim öbeği, ardından gelen bilgiye zemin hazırlar. With the stamp of approval from X, X'in onayının zaten alınmış olduğunu ve sonraki olayın ya da iddianın güvenilir kabul edilmesini kolaylaştırdığını ifade eder.

Alıştırma

Etkili bir onayı belirten deyimle tamamlayın: After reviewing the proposal, the ethics committee gave it its ____.

Cevabı göster

stamp of approval

the fake was sold in 1937

2:43

sahte eser 1937'de

for the equivalent of over 4 million dollars in today's money. Kalıp ifadeler

2:46

günümüz parasıyla 4 milyon doların üzerinde bir değere satıldı.

Kalıp ifadeler

the equivalent of ... in today's money: günümüz parasıyla eşdeğer tutar

The equivalent of + miktar, yaklaşık olarak aynı değere sahip bir tutarı belirtir. in today's money eklendiğinde, eski bir meblağın büyüklüğünü bugünün okuruna daha anlaşılır kılmak için güncel bir rakama çevrildiği anlatılır. Burada over 4 million dollars, geçmişte fiilen ödenen dolar miktarı değil, bugünkü eşdeğer değerdir. Karşılaştırma enflasyona veya satın alma gücüne dayanabilir; bu yüzden genellikle kesin bir eşitlik değil, yaklaşık bir hesaplamadır.

Alıştırma

Cümleyi the equivalent of ... in today's money kalıbıyla tamamlayın: The prize was ____ about $200,000 ____.

Cevabı göster

the equivalent of · in today's money

The success prompted van Meegeren to forge and sell more works Dilbilgisi

2:50

Bu başarı van Meegeren'i daha fazla eser kopyalamaya ve satmaya teşvik etti

Dilbilgisi

prompt someone to do something: birini harekete geçmeye yöneltmek

Prompt + kişi + to + fiilin yalın hâli yapısında prompt, birinin harekete geçmesine neden olmak veya onu harekete teşvik etmek anlamında bir fiildir. prompted öncesindeki olay tetikleyicidir, kişi eylemi yapandır ve to-infinitive eylemi belirtir. Bu cümlede başarı, van Meegeren'ın daha fazla eser taklit edip satmasını tetikledi. Prompt bir neden veya itici unsur anlatır; tek başına birinin onu zorladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi prompt + kişi + to + fiil yapısıyla tamamlayın: The new evidence ____ the decision.

Cevabı göster

prompted the committee to reconsider

through various art dealers.

2:54

çeşitli sanat tacirleri aracılığıyla.

As unbelievable as it may sound, Anlatım akışı

2:56

Kulağa inanılmaz gelse de,

Anlatım akışı

As unbelievable as it may sound: karşıtlık bildiren bir giriş

As unbelievable as it may sound, 'kulağa inanılmaz gelse de' anlamındadır. unbelievable sıfatı, as + sıfat + as + özne + may + fiil biçimindeki karşıtlık yapısında öne alınır; buradaki as ... as sıradan bir eşitlik karşılaştırması değildir. Bu giriş, ana iddia gelmeden önce dinleyicinin duyabileceği şüpheyi peşinen kabul eder. 'Buna inanmanın zor olduğunu biliyorum, ama ardından gelen bilgi yine de geçerli' mesajını verir ve beklenmedik bir gerçeği sunmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle beklenmedik bir gerçeği sunmak için As + sıfat + as ... may karşıtlık yapısını kullanıyor?

  1. As strange as it may seem, the backup plan worked.
  2. The backup plan seemed as strange as the original plan.
  3. Since the backup plan seemed strange, the team rejected it.
Cevabı göster

As strange as it may seem, the backup plan worked.

the art world continued to believe in their authenticity. Kalıp ifadeler

2:59

sanat dünyası onların gerçekliğine inanmaya devam etti.

Kalıp ifadeler

continued to believe in their authenticity: sahiciliğe duyulan kalıcı güven

continued to believe, inancın zaman içinde sürdüğünü gösterir. Mastar biçimindeki to believe, continued sözcüğünden sonra gelir ve devam eden durumu belirtir. Burada believe in their authenticity, 'onların gerçek olduğuna güvenmek' anlamındadır. Believe in yalnızca dinî inanç için kullanılmaz; authenticity gibi bir nitelik adından önce geldiğinde, o niteliğin gerçekten var olduğuna duyulan güveni de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi continue to believe in yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Even after doubts were raised, the curators ____ the painting's authenticity.

Cevabı göster

continued to believe in

When the Nazis occupied Holland during the Second World War, Kültür

3:02

Naziler İkinci Dünya Savaşı sırasında Hollanda'yı işgal ettiğinde,

Kültür

the Nazis occupied Holland during the Second World War: işgal bağlamı

Bu yan cümle, hikâyeyi Nazi Almanyası’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında Hollanda’yı işgal ettiği döneme yerleştirir. Alman kuvvetleri Mayıs 1940’ta ülkeyi işgal etti ve işgal, savaşın sonlarına doğru ülke kurtarılana kadar sürdü. Burada Holland, the Netherlands için kullanılan yaygın addır. Bu işgal bağlamı, daha sonra Nazi yetkilileriyle kurulan ilişkilerin nasıl anlaşıldığını değiştirir. Özellikle kültürel açıdan önemli mallar söz konusu olduğunda işgalci tarafa yardım etmek, sıradan bir işlemden çok düşmanla iş birliği veya ihanet olarak görülebilirdi.

Alıştırma

Bu İkinci Dünya Savaşı işgal bağlamı okuyucunun neyi anlamasına yardımcı olur?

  1. Buradaki Holland sözcüğünün Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bir yer olarak anlaşılması gerektiğinin nedeni.
  2. Savaş sırasında her ülkedeki bütün sanat satışlarının otomatik olarak yasa dışı olmasının nedeni.
  3. Nazi yetkilileriyle ilişkilerin işgalci düşmanla iş birliği olarak görülebilmesinin nedeni.
Cevabı göster

Nazi yetkilileriyle ilişkilerin işgalci düşmanla iş birliği olarak görülebilmesinin nedeni.

Hermann Göring,

3:07

Hermann Göring,

one of Hitler's top generals,

3:08

Hitler'in en üst düzey generallerinden biri,

sought to add a Vermeer to his collection Kalıp ifadeler

3:10

Avrupa'nın dört bir yanından yağmalanan sanat eserleri koleksiyonuna

Kalıp ifadeler

sought to add a Vermeer to his collection: resmî seek to + fiil yapısı

Sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. seek to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmaya çalışmak veya bunun için çaba göstermek anlamına gelir ve try to ifadesinden daha resmî ve amaçlı bir ton taşır. Burada sought to add, koleksiyonuna katmak üzere bir şeyi edinmeye çalıştığını anlatır. A Vermeer, Johannes Vermeer’in bir eseri, burada ise bir tablosu demektir. Sanat bağlamında bir sanatçının adı, o sanatçının eserlerinden birini belirtmek için sayılabilen isim olarak kullanılabilir. Add X to a collection, X’i edinip koleksiyonun bir parçası yapmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi seek fiilinin geçmiş biçimini kullanarak tamamlayın: The museum ____ a rare sculpture to its collection.

Cevabı göster

sought to add

of artwork looted from all over Europe. Kelime

3:12

bir Vermeer eklemek istedi.

Kelime

artwork looted from all over Europe: savaş sırasında yasa dışı yağma

artwork looted from all over Europe ifadesinde looted, loot fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve artwork sözcüğünü niteler. Eserlerin özellikle savaş veya işgal bağlamında sahiplerinden yasa dışı biçimde alındığını belirtir. Bu sözcük tarafsız değildir; güç kullanma, hırsızlık ve mülksüz bırakma anlamlarını taşır. Bu nedenle koleksiyonu sıradan satın alma veya toplamanın değil, hukuka aykırı bir eylemin sonucu olarak gösterir.

Alıştırma

“The artifacts were looted during the war” cümlesi tam olarak ne anlama gelir?

  1. Eserler asıl bulundukları yerde incelendi.
  2. Eserler zorla alındı veya yasa dışı biçimde götürüldü.
  3. Eserler bir müzayedede yasal olarak satın alındı.
Cevabı göster

Eserler zorla alındı veya yasa dışı biçimde götürüldü.

Van Meegeren obliged, Kelime

3:16

Van Meegeren bu isteği yerine getirdi,

Kelime

Van Meegeren obliged: bir isteği kabul edip yerine getirmek

Burada obliged geçişsiz olarak kullanılır: Van Meegeren isteği kabul edip istenen şeyi yaptı. Eylem, hikâyeden anlaşılabildiği için belirtilmez; burada sözde Vermeer tablosunu sağlaması ve satması kastedilir. Bu kullanım, onun bir yükümlülük altında olduğu anlamına gelmez. Kısa ifade anlatıma resmî ve ölçülü bir ton verir.

Alıştırma

“Maya asked Leo to lower the music, and he obliged,” cümlesinde Leo ne yaptı?

  1. İsteği kabul etti ve müziğin sesini kıstı.
  2. İsteğe yanıt vermeyi reddetti.
  3. Yasa gereği müziğin sesini kısmaya zorlandı.
Cevabı göster

İsteği kabul etti ve müziğin sesini kıstı.

selling him an alleged early Vermeer painting Kelime

3:17

ona İsa ve Zina Eden Kadın adlı

Kelime

an alleged early Vermeer painting: doğrulama değil, bir iddia

Burada alleged, early Vermeer painting ifadesini niteler. Birinin tablonun Vermeer'in erken dönem eseri olduğunu iddia ettiği, ancak anlatıcının bu atfı kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmadığı anlamına gelir. Alleged, bir iddiayı aktarırken yazarın o iddiayla arasına mesafe koymasını sağlar. Sözcük tek başına iddianın yanlış olduğunu kanıtlamaz; ancak bağlamın tonu kuşkuyu artırabilir.

Alıştırma

“an alleged Vermeer painting” ifadesindeki alleged ne anlatır?

  1. Tabloyu kimin yaptığı hakkında hiç kimse herhangi bir iddiada bulunmadı.
  2. Uzmanlar bunun bir Vermeer tablosu olduğunu doğruladı.
  3. Bunun bir Vermeer tablosu olduğu iddia edildi, ancak bu iddia doğrulanmadı.
Cevabı göster

Bunun bir Vermeer tablosu olduğu iddia edildi, ancak bu iddia doğrulanmadı.

titled Christ with the Adulteress.

3:20

iddia edilen erken dönem bir Vermeer tablosu sattı.

As the tide of the war turned, Anlatım akışı

3:23

Savaşın gidişatı değiştikçe,

so did van Meegeren's luck.

3:25

van Meegeren'in şansı da değişti.

Anlatım akışı

As ... turned, so did ...: devrik yapıyla paralel değişim

As yan cümlesi, the tide of the war ifadesini savaşın genel gidişatı için bir mecaz olarak kullanır. As the tide of the war turned, askerî durumun yön değiştirdiği anlamına gelir ve bu yan cümle geniş tarihsel çerçeveyi sağlar. Ana cümle bu değişimi yansıtır: so did van Meegeren's luck, onun şansının da değiştiği anlamına gelir. so + did + özne dizilişi devrik yapıdır ve did, geçmiş zamandaki turned fiilinin yerine geçer. Bu paralel yapı, büyük tarihsel değişim ile kişisel değişimi yan yana getirir. Burada As, onları birlikte gelişen olaylar olarak bağlar; tek başına birinin diğerine doğrudan neden olduğunu belirtmez.

Alıştırma

grew sözcüğünü yinelemeyen iki sözcüklük devrik yapıyla paralel cümleyi tamamlayın: As the neighborhood grew, ____ the local library.

Cevabı göster

so did

Following the Allied victory, Kalıp ifadeler

3:27

Müttefiklerin zaferinin ardından,

Kalıp ifadeler

Following + olay: “bir olaydan sonra”

Bu cümlede Following, after anlamına gelen bir edattır. Ardından the Allied victory isim öbeği gelir; böylece cümlenin başında zaman çerçevesini kuran ve anlatıyı zafer sonrasına taşıyan bir zaman ifadesi oluşur. Burada following, “arkasından gitmek” ya da “takip etmek” anlamındaki fiil değildir. following + olay kalıbı resmî tarih anlatılarında, haberlerde ve raporlarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen ve “sonra” anlamına gelen tek sözcüklü resmî edatla tamamlayın: ____ the meeting, the committee released a statement.

Cevabı göster

Following

he was arrested for delivering a priceless piece of Dutch heritage Kültür

3:29

Hollanda mirasının paha biçilmez bir parçasını teslim ettiği için tutuklandı

to the Nazis,

3:33

Nazilere,

Kültür

a priceless piece of Dutch heritage: fiyatla ölçülemeyen kültürel miras

Bu cümlede a piece of Dutch heritage, sanat eserini yalnızca bir kişinin özel mülkü olarak değil, Hollanda toplumunun ortak kültürel mirasının bir parçası olarak sunar. Heritage, bir nesneyi toplumun tarihi, kültürü ve kimliğiyle ilişkilendirir. Priceless, sıradan bir fiyatla değeri ölçülemeyecek kadar kıymetli demektir. Bu sözcükler birlikte tabloya kamusal, kültürel ve ahlaki bir önem verir; dolayısıyla eserin Nazilere teslim edilmesi sıradan bir alışverişten çok ulusal kültür açısından bir kayıp ya da ihanet gibi görünür.

Alıştırma

Bu cümlede a priceless piece of Dutch heritage ifadesi esas olarak ne anlatır?

  1. Kimse ona fiyat biçmediği için parasal değeri yoktu.
  2. Hollanda'nın kültürel mirasının son derece değerli bir parçasıydı.
  3. Özel bir kültürel önemi olmayan, Hollandalılara ait sıradan bir nesneydi.
Cevabı göster

Hollanda'nın kültürel mirasının son derece değerli bir parçasıydı.

an act of treasonous collaboration Kelime

3:34

ki bu vatana ihanet sayılan bir işbirliği eylemiydi

punishable by death. Kalıp ifadeler

3:36

ve cezası ölümdü.

Kelime

an act of treasonous collaboration: ihanet sayılan düşmanla iş birliği eylemi

Bu cümlede collaboration, sıradan ekip çalışmasını değil, bir düşmanla veya işgalci güçle iş birliğini ifade eder. Treasonous, bu iş birliğini kişinin kendi ülkesine ihanet olarak niteler. an act of kalıbı, düşünceyi suç olarak değerlendirilebilecek belirli bir eylem hâline getirir. İfadenin bütünü, sadakatsiz veya haince sayılan davranışlar için kullanılan resmî hukuk ve siyaset dilidir.

Alıştırma

Bir savaş haberinde an act of treasonous collaboration büyük olasılıkla neyi anlatır?

  1. Dost hükümetler arasındaki yasal bir anlaşma
  2. Kişinin kendi ülkesine ihanet olarak görülen düşmanla iş birliği
  3. İş arkadaşları arasındaki sıradan ekip çalışması
Cevabı göster

Kişinin kendi ülkesine ihanet olarak görülen düşmanla iş birliği

Kalıp ifadeler

punishable by death: yasaya göre ölümle cezalandırılabilir

Punishable by + bir ceza, yasanın bir suç için o cezaya izin verdiği anlamına gelir. Burada punishable by death, eylemin yasaya göre ölüm cezası alabileceğini belirtir. İfade, önceden verilmiş bir hükmü veya her olayda mutlaka uygulanacak bir sonucu değil, olası bir hukuki sonucu anlatır. Sıfat öbeği, önündeki an act of treasonous collaboration isim öbeğini niteler.

Alıştırma

Hukuk cümlesini punishable ve doğru edatla tamamlayın: Under this law, the offense is ____ up to ten years in prison.

Cevabı göster

punishable by

To prove the painting wasn't a national treasure, Dilbilgisi

3:39

Tablonun ulusal bir hazine olmadığını kanıtlamak için,

Dilbilgisi

To prove ...: Cümle başındaki mastarla amaç belirtme

Baştaki To prove the painting wasn't a national treasure sözleri, ardından gelen ana eylemin amacını belirtmek için ana cümleden önce kullanılan bir mastar öbeği oluşturur. “Kanıtlamak için...” anlamına gelir; birine bir şeyi kanıtlamasını söyleyen emir değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp, To + fiilin yalın biçimi ... yapısından sonra ana cümlede özne + fiil getirmektir. Giriş öbeği “Özne ana eylemi neden yaptı?” sorusunu yanıtlar ve örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede ana eylemin amacını belirtmek için cümle başında bir mastar öbeği kullanılmıştır?

  1. Maya wanted to confirm the address, so she checked the email again.
  2. After confirming the address, Maya checked the email again.
  3. To confirm the address, Maya checked the email again.
Cevabı göster

To confirm the address, Maya checked the email again.

he explained step by step Kalıp ifadeler

3:42

adım adım açıkladı

how he had forged it.

3:44

onu nasıl sahteleştirdiğini.

Kalıp ifadeler

explained step by step: Bir süreci sırayla anlatma

explained step by step ifadesinde step by step, explained fiilini niteleyen bir zarf öbeğidir. Açıklamanın açık ve sıralı aşamalar hâlinde yapıldığını belirtir; birinin gerçekten yürümesini anlatmaz. Bir sürecin, yöntemin veya çözümün takip edilmesi daha kolay olan sıralı parçalara ayrıldığını göstermek için step by step kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, step sözcüğünü tekrarlayan ve “sıralı bir biçimde” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce zarf öbeğiyle tamamlayın: The guide explained the setup ____, so everyone could follow the process.

Cevabı göster

step by step

But he faced an unexpected obstacle, Kalıp ifadeler

3:46

Ancak beklenmedik bir engelle karşılaştı,

Kalıp ifadeler

faced an unexpected obstacle: zorlukla karşılaşma anlamındaki face fiili

Bu cümlede faced, face fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve «bir şeyle karşılaşıp onunla uğraşmak zorunda kalmak» anlamına gelir. Nesnesi olan an unexpected obstacle, önceden tahmin edilmeyen bir zorluğu anlatır. Buradaki face, bir kişinin yüzüne ya da bedeninin yönüne gönderme yapmaz. face + obstacle/problem/challenge kalıbı, bir zorluğu kişi veya grubun doğrudan karşısına çıkan ve ele alması gereken bir şey olarak sunar. Anlatılarda, haberlerde, akademik metinlerde ve iş İngilizcesinde yaygındır.

Alıştırma

face + an unexpected obstacle kalıbının geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: Halfway through the project, the team ____.

Cevabı göster

faced an unexpected obstacle

the very expert who had enabled his scam. Notlar

3:49

dolandırıcılığını mümkün kılan bizzat uzmanın ta kendisi.

Dilbilgisi

the very expert: tam kimliği vurgulayan very

the very expert ifadesinde very, belirli isim öbeği içinde expert isminin hemen önüne gelir. Burada «söz konusu uzmanın ta kendisi» veya «tam da o uzman» anlamındadır; «son derece uzman biri» anlamına gelmez. Bu kullanım, çoğu zaman kişi beklenmedik, önemli veya bağlamdan zaten biliniyor olduğu için kimliğin tam olarak örtüştüğünü vurgular. Yeniden kullanılabilecek kalıp the very + isim biçimindedir ve ardından kimliği belirleyen bir yan cümle gelebilir: the very person who..., the very place where..., the very thing that....

Alıştırma

«Önceden belirlenmiş olan kişinin ta kendisi» anlamını vermek için person ile the very + isim kalıbını kullanın: She turned to ____ who had warned her earlier.

Cevabı göster

the very person

Kelime

had enabled his scam: dolandırıcılığı mümkün kılmak

had enabled his scam ifadesinde enable, “dolandırıcılığın mümkün olmasını veya başarıya ulaşmasını sağlamak” demektir. Enable her zaman olumlu değildir: nesnesi scam olduğunda bu ifade, uzmanın kasıtlı olsun ya da olmasın yasa dışı eylemin gerçekleşmesine yardımcı olduğunu anlatır.

Alıştırma

Zayıf kontrollerin dolandırıcılığı mümkün kıldığını anlatan fiil hangisidir? Weak controls _____ the scam.

  1. exposed
  2. enabled
  3. prevented
Cevabı göster

enabled

Moved to protect his reputation, Dilbilgisi

3:53

İtibarını koruma güdüsüyle hareket eden

Dilbilgisi

Moved to protect his reputation: nedeni belirten cümle başı ifadesi

Moved to protect his reputation, cümle başında kullanılan bir geçmiş zaman ortaç grubudur. “İtibarını korumaya yöneltildiği için” düşüncesini kısaltır ve ardından gelen ana cümledeki eylemin nedenini açıklar. Burada moved, fiziksel olarak taşınmak değil, “yöneltilmek” veya “güdülenmek” anlamındadır. İfadenin örtük öznesi, ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olmalıdır.

Alıştırma

Moved to kalıbını ve protect the hikers sözcüklerini kullanın: ____, the guide changed the route.

Cevabı göster

Moved to protect the hikers

Bredius defended the painting's authenticity. Kalıp ifadeler

3:55

Bredius tablonun gerçekliğini savundu.

Kalıp ifadeler

defended the painting's authenticity: tablonun gerçekliğini savunmak

defend the painting's authenticity, tablonun gerçek olduğu iddiası sorgulandığında bu iddiayı savunmak demektir. Burada defend, tabloyu fiziksel olarak korumak değil, bir görüşü gerekçe veya kanıtlarla desteklemek anlamına gelir. authenticity, bir şeyin gerçek ve iddia edildiği şey olma niteliğidir. defend + iddia veya nitelik yapısı, tartışmalı değerlendirmelerden söz ederken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, küratörün eserin gerçek olduğu iddiasını savunduğu anlamına gelir?

  1. The curator protected the artifact from damage.
  2. The curator defended the artifact's authenticity.
  3. The curator verified the artifact's authenticity.
Cevabı göster

The curator defended the artifact's authenticity.

With few options left, Kalıp ifadeler

3:58

Elinde çok az seçenek kalan

Kalıp ifadeler

With few options left: geriye çok az seçenek kalmışken

With few options left, ardından gelen ana cümlenin arka planını veren bir with öbeğidir: geriye yalnızca az sayıda seçenek kalmıştır. Yapı with + isim öbeği + tümleç şeklindedir; left burada yön değil, kalan anlamında kullanılan tümleçtir. Few olumsuz bir anlam taşır: sayı azdır ve muhtemelen yeterli değildir. Bu nedenle ifade, sonraki eylemin baskı veya kısıtlama altında yapıldığını düşündürür.

Alıştırma

Hangi cümlede left kalan anlamındadır ve few kıtlık ifade eder?

  1. With few seats left, we booked immediately.
  2. With the seats on the left, we waited by the window.
  3. With a few seats left, we knew tickets were still available.
Cevabı göster

With few seats left, we booked immediately.

van Meegeren set to work on a new Vermeer. Kalıp ifadeler

4:00

van Meegeren yeni bir Vermeer üzerinde çalışmaya koyuldu.

Kalıp ifadeler

set to work on: bir iş üzerinde çalışmaya koyulmak

Set to work on, belirli bir görev ya da çalışma konusu üzerinde fiilen çalışmaya başlamak anlamına gelir. Genellikle planlama veya bekleme aşamasından odaklı eyleme geçişi anlatır. Kalıp set to work on + isim öbeğidir. Buradaki set, set fiilinin basit geçmiş zaman biçimidir; a new Vermeer ise üzerinde çalışmaya başladığı şeydir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: As soon as the data arrived, Maya ____ the final report.

Cevabı göster

set to work on

When he presented the fake to the court, Kalıp ifadeler

4:03

Sahte eseri mahkemeye sunduğunda,

Kalıp ifadeler

presented the fake to the court: sahte eseri mahkemeye resmen sunmak

Presented the fake to the court, sahte eseri mahkemenin değerlendirmesi için resmî olarak gösterdiği veya sunduğu anlamına gelir. Hukuki bağlamda court yalnızca fiziksel salonu değil, hâkimi veya yargı organını da ifade edebilir. Yapı present something to a person or institution biçimindedir: the fake doğrudan nesnedir, the court ise kurumsal alıcıdır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Presented sözcüğünün ortasındaki vurgulu sese ve /ɪd/ sonuna odaklanın.

  1. He preserved the evidence for the court.
  2. He presented the evidence to the court.
  3. He prevented the evidence from reaching the court.
Cevabı göster

He presented the evidence to the court.

they finally believed him.

4:05

sonunda ona inandılar.

He was acquitted for collaborating with the Nazis Kelime

4:07

Nazilerle işbirliği yapmaktan beraat etti

Kelime

acquitted for collaborating with the Nazis: hukuki bir suçsuzluk kararı

Bu cümlede was acquitted, edilgen bir hukuk ifadesidir: Bir mahkeme veya jüri, kişinin Nazilerle iş birliği yaptığı iddiası hakkında suçsuzluk kararı vermiştir. Buradaki for collaborating... iddiayı belirtmek için kullanılmıştır; iş birliği yaptığı için ödüllendirildiği anlamına gelmez. Beraat, belirli bir ceza suçlamasına ilişkin hukuki bir sonuçtur. Tek başına, ilgili bütün olayların hiç yaşanmadığının kanıtlandığını göstermez. Özenli standart İngilizcede iddia genellikle of sözcüğünden sonra gelir: He was acquitted of collaborating with the Nazis.

Alıştırma

Cümleyi acquit fiilinin standart edilgen biçimiyle tamamlayın: After the trial, she was ____ fraud.

Cevabı göster

acquitted of

and sentenced to a year imprisonment for fraud. Kelime

4:10

ve dolandırıcılıktan bir yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kelime

sentenced to a year imprisonment for fraud: cezayı ve suçu belirtme

Sentenced, bir kişiye resmî olarak ceza vermek anlamındaki sentence hukuk fiilinin geçmiş zaman ortaç biçimidir. Edilgen kalıp be sentenced to + ceza şeklindedir; for fraud ise cezaya yol açan suçu belirtir. Bu bölüm, kişinin dolandırıcılık nedeniyle bir yıl hapis cezası aldığını anlatır. Standart İngilizcede a year's imprisonment, one year of imprisonment veya one year in prison denir; a year imprisonment olağan biçim değildir.

Alıştırma

Cümleyi sentence fiili ve doğru edatlarla tamamlayın: The accountant was ____ two years in prison ____ fraud.

Cevabı göster

sentenced to · for

Though there's evidence that van Meegeren did in fact collaborate with the Nazis, Dilbilgisi

4:14

Van Meegeren'in aslında Nazilerle işbirliği yaptığına dair kanıtlar olsa da,

Dilbilgisi

Though there's evidence that ... did in fact collaborate: ödünleme ve olguyu vurgulama

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: konuşmacı bu yan cümledeki kanıt bilgisini kabul eder, ancak ana cümlede bu kanıtların doğurabileceği beklentiyle çelişen bir sonuç sunulur. Though A, B kalıbı “A doğru olsa da B yine de doğrudur” anlamına gelir. did in fact collaborate ifadesinde vurgulayıcı did, in fact ve yalın hâldeki collaborate fiiliyle birlikte iş birliğinin gerçekten gerçekleştiğini güçlü biçimde doğrular. Geçmiş zamanda nötr bir ifade collaborated kullanırdı; did burada vurgu için eklenmiştir, normal bir olumlu geçmiş zaman cümlesinde zorunlu olduğu için değil.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümleye en uygun yorum hangisidir?

  1. Konuşmacı gerçek bir iş birliğine dair kanıtları kabul ederken ardından karşıt bir sonucun geleceğine işaret ediyor.
  2. Konuşmacı herhangi bir iş birliği yaşandığını reddediyor.
  3. Konuşmacı iş birliğinin ancak daha fazla kanıt ortaya çıkarsa gelecekte gerçekleşeceğini söylüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı gerçek bir iş birliğine dair kanıtları kabul ederken ardından karşıt bir sonucun geleceğine işaret ediyor.

he managed to convince the public Kalıp ifadeler

4:18

halkı ikna etmeyi başardı

that he had tricked Göring on purpose, Kalıp ifadeler

4:20

Göring'i bilerek kandırdığına,

Kalıp ifadeler

managed to convince the public: zorluğa rağmen halkı ikna etmeyi başarmak

Managed to convince, genellikle çaba veya zorluktan sonra “ikna etmeyi başardı” anlamına gelir. Burada manage, to + fiilin yalın hâliyle kullanılır; halkı “yönetmek” veya “kontrol etmek” anlamına gelmez. convince the public that... yapısında the public, inancı değişen gruptur; that cümleciği ise bu grubun neye inandığını belirtir. Bu nedenle ifade hem zorlu bir süreci hem de başarılı bir sonucu öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi managed to ve convince fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After three long discussions, Leo ____ the committee to approve the safety plan.

Cevabı göster

managed to convince

Kalıp ifadeler

tricked Göring on purpose: kasıtlı aldatma

Burada tricked Göring, Göring’in yanlış bir şeye inanmasına veya yanlış bir inanca dayanarak hareket etmesine yol açmak anlamına gelir. Nesne konumundaki Göring, kandırılan kişiyi belirtir. On purpose, “bilerek” veya “kasten” demektir. Aldatmanın kazara değil, bilinçli olarak yapıldığını gösterir; bu nedenle kişinin amacını nasıl değerlendirdiğimizi değiştirir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun arayan kişiye bilerek yanlış bilgi verdiğini söylüyor?

  1. Leo gave the caller the wrong number by accident.
  2. Leo almost gave the caller the wrong number.
  3. Leo gave the caller the wrong number on purpose.
Cevabı göster

Leo gave the caller the wrong number on purpose.

transforming his image into that of a folk hero Anlatım akışı

4:23

böylece imajını Nazileri dolandıran

Anlatım akışı

transforming his image into that of a folk hero: sonuç ve ismin yerine zamir kullanımı

Transforming his image into that of a folk hero, önceki olayın sonucunu ekleyen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Yeni bir tam yan cümle başlatmak yerine imaj değişimini önceki olayın sonucu olarak sunar. transform X into Y kalıbı, “X’i değiştirip Y hâline getirmek” anlamına gelir. Burada that, tekil image isminin yerine geçer: that of a folk hero, the image of a folk hero yani “bir halk kahramanının imajı” demektir. Böylece image tekrarlanmaz ve iki imaj arasındaki ilişki açık kalır.

Alıştırma

Cümleyi tekil image isminin yerine geçen zamir öbeğiyle tamamlayın: The campaign transformed Mira's image into ____ a national hero.

Cevabı göster

that of

who had swindled the Nazis. Kelime

4:26

bir halk kahramanına dönüştürdü.

Kelime

had swindled the Nazis: çıkar için Nazileri dolandırmıştı

Swindle someone, birini genellikle para, mal veya başka bir çıkar elde etmek için planlı bir dolandırıcılıkla aldatmak demektir. Burada swindled the Nazis, aldatmayı zararsız bir şaka değil, ciddi bir çıkar sağlama eylemi olarak gösterir. had swindled, had + geçmiş zaman ortacıyla kurulan past perfect biçimidir. Dolandırıcılığın anlatıdaki başka bir geçmiş noktadan önce gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

“The con artist swindled the tourists” cümlesinin en olası anlamı nedir?

  1. Onları zararsız bir sihirbazlık numarasıyla şaşırttı.
  2. Onları bir oyuna katılmaya davet etti.
  3. Onları muhtemelen para veya çıkar elde etmek amacıyla ciddi bir dolandırıcılıkla aldattı.
Cevabı göster

Onları muhtemelen para veya çıkar elde etmek amacıyla ciddi bir dolandırıcılıkla aldattı.

Thanks to this newfound notoriety, Kalıp ifadeler

4:29

Yeni kazandığı bu kötü şöhret sayesinde,

Kalıp ifadeler

Thanks to this newfound notoriety: yeni kazanılan kötü şöhret nedeniyle

Thanks to burada bir neden sunar: sonraki sonuç this newfound notoriety nedeniyle gerçekleşmiştir. thanks çoğu zaman olumlu görünse de thanks to olumsuz veya ironik bir nedeni de gösterebilir. Newfound, yakın zamanda kazanılmış veya keşfedilmiş demektir. Notoriety ise kötü ya da tartışmalı bir şey nedeniyle kazanılan şöhrettir. Bu yüzden ifade yalnızca “bu yeni şöhret sayesinde” değil, “yakın zamanda kazandığı bu kötü şöhret nedeniyle” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, yakın zamanda kazanılan kötü şöhretin gazetecilerin ilgisine neden olduğunu söylüyor?

  1. Thanks to his newfound fame, reporters followed him everywhere.
  2. Despite his newfound notoriety, reporters followed him everywhere.
  3. Thanks to his newfound notoriety, reporters followed him everywhere.
Cevabı göster

Thanks to his newfound notoriety, reporters followed him everywhere.

his works became valuable in their own right. Deyimler

4:31

eserleri başlı başına değer kazandı.

Deyimler

valuable in their own right: kendi nitelikleriyle değerli

Burada valuable in their own right, eserlerin yalnızca dışarıdan bir bağlantı nedeniyle değil, kendi nitelikleri sayesinde değer kazandığı anlamına gelir. In one's own right, bir kişinin veya şeyin bağımsız olarak statü, değer ya da başarı sahibi olduğunu anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. İyelik biçimi gönderimde bulunulan öğeye uyar: works çoğul olduğu için their kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi kendi başarısıyla ve bağımsız olarak anlamındaki deyimle tamamlayın: She is a respected scientist ____.

Cevabı göster

in her own right

So much so Dilbilgisi

4:34

O kadar ki

that they were later forged in turn by his own son. Kalıp ifadeler

4:35

daha sonra kendi oğlu tarafından sırayla taklit edildiler.

Dilbilgisi

So much so that: önceki dereceye gönderme yapıp sonuç bildirmek

So much so that, o kadar büyük bir ölçüde ki anlamına gelir. Önceki cümlede belirtilen duruma veya dereceye gönderme yapar ve bunun sonucunu açıklar. Burada eserler o kadar değerlenmiştir ki daha sonra kendi oğlu bile onları taklit etmiştir. Yeni bir cümlenin başındaki So much so that, sonucu daha güçlü vurgulayan retorik bir cümle parçasıdır. Öncesinde açık bir ifade bulunmalıdır; tek başına neden bildirmez.

Alıştırma

Önceki dereceye gönderme yapan bağlayıcıyla devam cümlesini tamamlayın: The trail was extremely steep. ____ several hikers turned back.

Cevabı göster

So much so that

Kalıp ifadeler

in turn: sıradaki karşılık gelen eylem

Bu cümlede in turn, zincirdeki bir sonraki karşılık gelen adımı gösterir: bir kişi eserlerin sahtesini yaptıktan sonra oğlu da daha sonra aynı eserlerin sahtesini yapmıştır. Eylemin tekrarı, rolün devredildiği izlenimini verir ve ironik bir döngü yaratır. Genel olarak in turn, bir kişinin ya da olayın başka bir kişinin tepki vermesine veya bağlantılı bir eylem yapmasına yol açtığı zinciri gösterebilir. Burada fiziksel olarak dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

“Ardından aynı türden eylemi yaptı” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Maya taught Leo, who ____ taught Nina.

Cevabı göster

in turn

The same canvases went from revered classics Anlatım akışı

4:39

Aynı tuvaller saygıdeğer klasiklerden

to despised forgeries

4:42

hor görülen sahtekarlıklara

to works of art

4:44

ve nihayetinde sanat eserlerine dönüştü,

respected for the skill and notoriety of the forger.

4:45

sahtekarın becerisi ve kötü şöhreti nedeniyle saygı gördü.

Anlatım akışı

went from ... to ... to ...: değişimin üç aşaması

went from A to B to C kalıbı, aynı öznenin üç durumunu sırayla gösterir. Burada aynı tablolar önce saygı gören klasikler olarak görülmüş, ardından küçümsenen sahteler olarak reddedilmiş ve son olarak yeniden sanat eseri olarak değer görmüştür. Eklenen her to yeni bir aşamayı tanıtır. Bu yapıyı kimlik, durum, statü veya kamuoyundaki zaman içindeki değişimleri düzenlemek için kullanabilirsiniz; aşamalar aynı anda gerçekleşmez.

Alıştırma

Cümleyi went from A to B to C kalıbıyla tamamlayın: The building ____ a factory ____ an art studio ____ a museum.

Cevabı göster

went from · to · to

Determining the value of art Dilbilgisi

4:51

Sanatın değerini belirlemek

is clearly a complicated business. Kelime

4:53

açıkçası karmaşık bir iştir.

Dilbilgisi

Determining the value of art: özne olarak kullanılan bir -ing öbeği

“Determining the value of art” bir gerund, yani isim-fiil öbeğidir. Öbeğin tamamı sanatın değerini belirleme eylemini adlandırır ve is fiilinin öznesi olur. Determining burada present continuous yapısının bir parçası değildir; önünde çekimli bir be fiili yoktur. Bir -ing öbeğini bu şekilde kullanmak, bir eylemi veya sorunu tartışmanın konusu hâline getirir. Tek bir faaliyet olarak ele alındığında genellikle tekil uyum alır; bu nedenle cümlede is kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede “Determining the value of art” gibi bir -ing öbeği özne olarak kullanılmıştır?

  1. She is learning a language now.
  2. Learning a language takes time.
  3. They enjoy learning a language.
Cevabı göster

Learning a language takes time.

Kelime

a complicated business: “zor bir mesele” anlamındaki business

“a complicated business” ifadesinde business, ele alınması gereken bir mesele, faaliyet ya da görev anlamına gelir. İfade, sanatın değerini belirlemenin karmaşık ve zor olduğunu anlatır; bir şirketi ya da ticareti ifade etmez. İngilizcede business bu anlamıyla “a tricky business” veya “a risky business” örneklerinde olduğu gibi sıkça bir sıfattan sonra kullanılır. Sıfat, meselenin ele alınmasının nasıl olduğunu değerlendirir.

Alıştırma

“Planning a wedding can be a complicated business” cümlesinde “a complicated business” ne anlama gelir?

  1. ele alınması zor, karmaşık bir mesele
  2. karmaşık bir yapıya sahip şirket
  3. önceden tamamlanmış ticari anlaşma
Cevabı göster

ele alınması zor, karmaşık bir mesele

But what about the meaning of art? Anlatım akışı

4:55

Peki ya sanatın anlamı?

Anlatım akışı

But what about ...? ile yeni bir konuya geçmek

But what about ...?, mevcut tartışmadan henüz ele alınmamış bağlantılı bir soruya geçiş yapar. Burada odağı sanatın anlamına taşır. Konuşmada çoğu zaman But ...? veya What about ...? gibi işleyerek “Ama ... ne olacak?” ya da “Peki ya ...?” anlamını verir. Burada what about ifadesinden sonra the meaning of art isim öbeği gelir. But karşıtlık katar: önceki noktalar çözüme kavuşmuş olabilir, ancak bu konu hâlâ açıktır. Bu soru yalnızca kısa ve olgusal bir yanıt istemek yerine tartışmayı düzenler.

Alıştırma

Bir grup, bir projenin maliyetini tartıştı. Henüz ele alınmamış başka bir konuya en doğal biçimde geçiş yapan cümle hangisidir?

  1. But what about its long-term impact?
  2. But what does its long-term impact mean?
  3. But how its long-term impact?
Cevabı göster

But what about its long-term impact?

Who decides that,

4:57

Buna kim karar verir,

and does it even matter? Anlatım akışı

4:58

ve bunun bir önemi var mıdır?

Anlatım akışı

does it even matter?: kuşkuyu güçlendirmek

does it even matter? sorusunda even, bir şeyin önemli olup olmadığına ilişkin kuşkuyu güçlendirir. Does it matter? ile karşılaştırıldığında Is it really important at all?, yani “Gerçekten herhangi bir önemi var mı?” anlamına daha yakındır ve çoğu zaman yanıtın hayır olabileceğini ima eder. Bu soru söz sanatı amacıyla kullanılabilir: yalnızca bilgi istemek yerine bir varsayımı sorgular ve dinleyicileri neyin dikkate değer olduğunu yeniden düşünmeye çağırır. Yine de bağlam ve tonlama, bunu gerçekten açık uçlu bir soruya dönüştürebilir.

Alıştırma

'If both routes arrive at the same time, does the small distance difference even matter?' cümlesinde even ne anlam katar?

  1. Farkın ne zaman ortaya çıktığını sorar.
  2. Farkın önemli olduğunu doğrular.
  3. Farkın önemli olduğuna dair güçlü bir kuşkuyu ifade eder.
Cevabı göster

Farkın önemli olduğuna dair güçlü bir kuşkuyu ifade eder.

Join the debate with this video

5:00

Bu videoyla tartışmaya katılın

or consider the mathematical mystery

5:02

veya matematiksel gizemi düşünün

at the heart of Van Gogh's paintings. Deyimler

5:05

Van Gogh'un resimlerinin merkezinde yer alan.

Deyimler

at the heart of: temel düşünceyi belirtmek

At the heart of, “…nın özünde olmak” veya “…nın en önemli parçası olmak” anlamına gelen bir benzetmedir. Burada heart, vücuttaki organı ifade etmez. Bu parça, Van Gogh'un resimlerini anlamak için merkezi bir düşüncenin, sorunun veya özelliğin kilit önemde olduğunu anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp at the heart of + isim öbeğidir. Bir konu, sorun, tartışma, ilişki veya eserde en önemli olan şeyi vurgular.

Alıştırma

“Fairness is at the heart of the debate.” cümlesini okuyun. Ne anlama gelir?

  1. Tartışmanın ana konusu adalettir.
  2. Adalet fiziksel olarak tartışmanın tam ortasındadır.
  3. Adaletin tartışmayla hiçbir ilgisi yoktur.
Cevabı göster

Tartışmanın ana konusu adalettir.