Tarih vs. Kleopatra - Alex Gendler: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Kurgusal bir duruşma biçimindeki video, Kleopatra’nın yönetimini, Roma’nın müdahalesini ve onun itibarını şekillendiren düşmanca kaynakları yeniden inceliyor. Etkili yönetime ilişkin kanıtları cinselleştirilmiş suçlamalarla karşılaştırarak Roma gücü ile toplumsal cinsiyet önyargısının tarihsel hükmü çarpıtıp çarpıtmadığını sorguluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. why don't we even know what she looked like? — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Retorik bir sorunun kanıtlardaki boşluğu nasıl açığa çıkardığını ve tartışmayı kendinden emin iddialardan bu iddiaların dayandığı kaynakların güvenilirliğine nasıl yönelttiğini anlayın. 2. it was the Roman factions who — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Gerçek eyleyeni karşıtlık yoluyla öne çıkaran bölünmüş cümleyi tanıyın; tarihsel tartışmalarda yanlış suçlama veya sorumluluk atıflarını düzeltmek için bu kalıbı kullanın. 3. writers filled the gaps with rumors and stereotypes. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Boşlukları doldurmayı, eksik kanıtların yerine varsayım koyma mecazı olarak yorumlayın ve sonraki anlatıların önyargıları sürdürüp eksik kayıtları nasıl çarpıtabildiğini açıklamak için kullanın.
Bu derste
Sessizlik çağrısı olarak Order, order.
Order!, bir yargıcın, oturum başkanının veya toplantıyı yöneten kişinin sessizlik istemek ve düzeni yeniden sağlamak için kullandığı yerleşik bir sesleniştir. Burada order, düzenli bir durum anlamına gelir; yemek siparişi veya bir şey satın alma talimatı değildir. Sözcüğün tekrarlanması çağrıyı daha güçlü kılar ve sahnenin bir mahkeme ya da yasama meclisinde, veya buradaki gibi bu ortamları taklit eden bir gösteride geçtiğini hemen belli eder.
Alıştırma
Bir mahkeme sahnesinde “Order, order.” insanlardan ne yapmalarını ister?
- Menüden yemek seçmek.
- Yargıca yazılı bir emir vermek.
- Sessizleşip düzenli davranmak.
Cevabı göster
Sessizleşip düzenli davranmak.
Birini tanıtmak için who do we have here?
Who do we have here?, yeni ortaya çıkan bir kişinin kim olduğunu sormanın veya dikkati o kişiye çekmenin konuşma diline özgü bir yoludur. Konuşan kişi, o kişi hakkında hiçbir şey bilmediğini söylemekten çok, onun tanıtılmasını istiyor olabilir. Bu kalıpta have, sahip olmak anlamına gelmez. Yargıç rolündeki sunucu, tartışılacak kişiyi odağa getirmek için bu soruyu kullanır; tonlamaya göre aynı ifade sıcak, şakacı veya sorgulayıcı duyulabilir.
Alıştırma
“Who do we have here?” ifadesine en uygun durum hangisidir?
- Bir görevli pasaport numarasını resmî olarak doğrular.
- Bir sunucu, yeni gelmiş bir konuğa samimi biçimde dikkat çeker.
- Bir ziyaretçi bir binaya nasıl gidileceğini sorar.
Cevabı göster
Bir sunucu, yeni gelmiş bir konuğa samimi biçimde dikkat çeker.
Your Honor: Hâkime resmî hitap
Your Honor, İngilizce konuşulan bir mahkemede hâkime doğrudan hitap etmenin kalıplaşmış ve resmî yoludur. Burada konuşanın hâkime bir şey sunduğunu gösterir. Honor, hâkimin kişisel onuruna yönelik gerçek anlamlı bir övgü değildir. İfadenin tamamı mahkeme unvanı işlevi görür; bu yüzden ifadeyi tanımak hukuki ortamı ve konuşanların rollerini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Mahkeme cümlesini Your ile başlayan standart iki sözcüklü hitapla tamamlayın: ____, may I approach the bench?
Cevabı göster
Your Honor
lurid affairs: sansasyonel ve kınayıcı bir etiket
Burada affairs, genel meseleler ya da işler değil, gizli veya tartışmalı romantik ya da cinsel ilişkiler anlamına gelir. Lurid ise ayrıntıların sarsıcı, sansasyonel ve çoğu zaman cinsel skandal niteliğinde sunulduğu anlamını ekler. Bu nedenle lurid affairs tarafsız bir betimleme değildir. Kraliçenin ilişkilerini skandal olarak çerçeveler ve ahlaki yargıya davet eder; böylece konuşanın olumsuz tutumunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede lurid affairs ifadesi nasıl bir tutum yansıtıyor?
- Romantik veya cinsel skandalları sansasyonel ve onaylamayan bir dille anlatma
- Devlet işlerine resmî bir gönderme
- Sıradan kişisel meselelere tarafsız bir gönderme
Cevabı göster
Romantik veya cinsel skandalları sansasyonel ve onaylamayan bir dille anlatma
whose + isim + fiil: bir kişi hakkında bilgi ekleme
Whose lurid affairs destroyed two of Rome's finest generals, the Egyptian queen ifadesini ve dolayısıyla Cleopatra'yı niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Whose, kraliçeyi lurid affairs isim grubuna bağlar; bu isim grubu destroyed fiilinin öznesi, two of Rome's finest generals ise nesnesidir. Kişi veya şey + whose + isim grubu + fiil kalıbı, arka plan bilgisini ya da değerlendirmeyi kısa biçimde eklemeyi sağlar. Burada güçlü ve olumsuz bir suçlama ayrı bir cümleyle verilmek yerine kişi tanıtımının içine yerleştirilir. Whose yalnızca gerçek anlamda sahipliği değil, yakın bir ilişkiyi de gösterebilir.
Alıştırma
The director ile decisions arasında bağ kuran ilgi sözcüğünü yazın: We interviewed the director ____ decisions changed the company.
Cevabı göster
whose
and brought the end of the Republic. Kalıp ifadeler
0:16ve Cumhuriyet'in sonunu getiren Mısır kraliçesi.
brought the end of the Republic: tarihsel nedeni ifade etmek
Brought the end of the Republic ifadesindeki brought, bir sonuca neden olmak veya katkıda bulunmak anlamına gelir: Roma Cumhuriyeti sona ermiştir. Bir şeyi fiziksel olarak taşımayı ya da teslim etmeyi anlatmaz. Bu, tarihsel nedensellik hakkında güçlü bir iddiadır. Büyük tarihsel değişimlerin genellikle birden fazla nedeni olsa da ifade, daha önce belirtilen kişi veya eylemleri Cumhuriyet'in sona ermesinden sorumlu gösterir.
Alıştırma
Örnekteki brought the end of the Republic ne anlama geliyor?
- Roma Cumhuriyeti'ni fiziksel olarak son bir konuma taşıdı.
- Roma Cumhuriyeti'nin yeni bir dönemini başlattı.
- Roma Cumhuriyeti'nin sona ermesine neden oldu veya katkıda bulundu.
Cevabı göster
Roma Cumhuriyeti'nin sona ermesine neden oldu veya katkıda bulundu.
one of the most powerful women in history: tarihsel bir grup içinde üstünlük değerlendirmesi
One of the most powerful women, kişinin güç bakımından en üst düzeyde görülen kadınlar grubuna dahil olduğunu belirtir; onun tek ve mutlak biçimde en güçlü kadın olduğunu iddia etmez. Kalıp one of the + üstünlük derecesi + çoğul sayılabilen isim + karşılaştırma alanı şeklindedir. Bir grubun içinden bir kişi seçildiği için women çoğul olmalıdır. In history karşılaştırma alanını bütün tarih olarak belirler ve değerlendirmeyi geniş ve güçlü kılar.
Alıştırma
Bu cümleyi tamamlayan dilbilgisel açıdan doğru ifadeyi seçin: Marie Curie was ___.
- one of most influential scientists in history
- one of the most influential scientist in history
- one of the most influential scientists in history
Cevabı göster
one of the most influential scientists in history
whose reign brought Egypt nearly 22 years...: bir hükümdarı sonucuyla ilişkilendirmek
Whose ile başlayan ilgi cümleciği, daha önce sözü edilen kadının betimlemesine bir sonuç ekler. Whose reign, 'onun hükümdarlığı' anlamına gelir: whose iyelik ilişkisini gösterirken reign, brought fiilinin öznesidir. Bring + alıcı + şey veya sonuç kalıbında Egypt sonucu alan taraftır; nearly 22 years of stability and prosperity ise hükümdarlığın getirdiği sonuçtur. Bu cümlecik yeni bir cümle başlatmadan onun yönetimini olumlu bir sonuç üzerinden sunar.
Alıştırma
Bu cümleyi tamamlayan doğru ilgi cümleciğini seçin: They honored the scientist ___.
- who research brought the team international recognition
- whose research bring the team international recognition
- whose research brought the team international recognition
Cevabı göster
whose research brought the team international recognition
stability and prosperity: iki yönlü olumlu bir değerlendirme
“Stability and prosperity”, bir ülkenin, toplumun, tarihsel dönemin, politikanın veya kuruluşun durumunu ya da hedeflerini anlatırken sık kullanılan, iki ismin bağlandığı bir öbektir. Stability koşulların istikrarlı ve öngörülebilir olduğunu; prosperity ise insanların, ekonominin veya kuruluşun maddi açıdan iyi durumda olduğunu belirtir. Bu iki sözcük birlikte, hem güvenli hem de gelişen bir durumu anlatan iki yönlü olumlu bir değerlendirme oluşturur. Altyazıdaki “of”, ifadenin “a period of stability and prosperity” örneğindeki gibi daha büyük bir isim öbeğini tamamladığını gösterir.
Alıştırma
Yaygın iki parçalı ifadeyi tamamlayın: The reforms aimed to create secure conditions and economic success—an era of ____.
Cevabı göster
stability and prosperity
Uh, why don't we even know what she looked like? Ton ve niyet
0:30Şey, neden neye benzediğini bile bilmiyoruz?
why don't we even know what she looked like?: kanıtlardaki boşluğu sorgulamak
“Why don't we even know...?” neden soran bir soru biçimindedir, ancak burada bir eksikliği sorgulama işlevi görür. Konuşmacı bu bilginin eksik olmasını şaşırtıcı bulur ve soruyla mevcut anlatının ne kadar eksiksiz ya da güvenilir olduğuna şüphe düşürür. “Even”, eksik bilgiyi en temel düzeyde bilinmesi gereken bir gerçek olarak işaretler: onun neye benzediğini bile bilmiyorsak, onun hakkındaki daha kesin iddialar da incelenmelidir. Know sözcüğünden sonra gelen “what she looked like” gömülü bir sorudur; bu nedenle düz cümle sözcük dizilişini kullanır.
Alıştırma
Konuşmacı bu soruyla temelde ne yapıyor?
- Herkesin onun görünüşünü değiştirmesini önermek
- Kanıtlardaki şaşırtıcı bir boşluğu vurgulamak
- Ondan kendisini tarif etmesini istemek
Cevabı göster
Kanıtlardaki şaşırtıcı bir boşluğu vurgulamak
Most of ... came long after ...: kanıtı zamanlamaya göre değerlendirmek
Baştaki Most of the art and descriptions ifadesi, iddiayı bütün kaynaklarla değil kaynakların çoğuyla sınırlar. Ardından gelen came long after her lifetime yüklemi, bu malzemenin ne zaman oluşturulduğunu belirtir: onun yaşadığı dönemden çok sonra. Bu bilgi sırası, kanıt hakkında bir değerlendirmeye yönlendirir. Daha sonraki malzeme, o dönemden kalma bir görgü tanığı kanıtı değildir ve bu yüzden daha dikkatli ele alınmalıdır. Cümle, malzemenin yanlış olduğunu kanıtlamaz; onu doğrudan kanıt olarak kullanırken duyabileceğimiz güveni azaltır.
Alıştırma
Hangi cümle, kanıta karşı dikkatli olunmasını sağlamak için aynı bilgi düzenini kullanıyor?
- Most of the reports were written decades after the event.
- Several reports include detailed drawings.
- The reports are kept in a national archive.
Cevabı göster
Most of the reports were written decades after the event.
long after her lifetime: ölümünden çok sonra
Long after her lifetime, yaşamının sona ermesinden uzun zaman sonra, başka bir deyişle ölümünden epey sonra demektir. Long, after ifadesini güçlendirerek aradaki sürenin birkaç gün ya da aydan ibaret olmadığını, uzun olduğunu gösterir. A lifetime, bir kişinin hayatta olduğu dönemin tamamıdır. Burada after her lifetime, olayı bu dönemin tamamen dışına yerleştirir; hayatının sonlarına doğru anlamına gelmez.
Alıştırma
“Kraliçenin ölümünden yıllar sonra” anlamına gelen bu dersin hedef ifadesiyle tamamlayın: The queen never saw the portrait. It was painted ____.
Cevabı göster
long after her lifetime
first century BCE: Ortak Çağ’dan önceki tarihler
“First century BCE”, 100 BCE ile 1 BCE arasındaki dönemi ifade eder. BCE, Before Common Era ifadesinin kısaltmasıdır ve Ortak Çağ’ın başlangıcından önceki tarihleri belirtir; tarih yazımında BC ile aynı yılları kapsar. BCE tarihlemesinde daha büyük sayılar daha eski tarihleri gösterir: 70 BCE, 30 BCE’den öncedir. Bu bilgi, olayları zaman çizelgesine doğru yerleştirmeye yardımcı olur.
Alıştırma
“The first century BCE” hangi dönemi ifade eder?
- Yaklaşık 1 CE ile 100 CE arası
- Yaklaşık 100 BCE ile 1 BCE arası
- Yaklaşık 1000 BCE ile 901 BCE arası
Cevabı göster
Yaklaşık 100 BCE ile 1 BCE arası
Just like most of the things written about her. Anlatım akışı
0:39Tıpkı onun hakkında yazılan çoğu şey gibi.
Just like ... karşılaştırma parçası olarak
“Just like” bir karşılaştırma başlatır: “most of the things written about her” ifadesini, önceki iddianın da geçerli olduğu başka bir grup olarak ekler. Bu bağlamda, söz konusu yazılı anlatımlar da onun yaşamından çok sonra ortaya çıkmıştır. Tekrarlanan yüklem, önceki cümleden tamamlanabildiği için atılmıştır. Bu kısa parça, daha önce verilen bilgiyi yeni bir karşılaştırma unsuruna genişletir; ayrı ve tamamlanmış yeni bir iddia sunmaz.
Alıştırma
Bağlam içinde “Just like” ile başlayan parça ne yapar?
- Önceki iddianın yazılı kaynaklar için geçerli olduğunu reddeder.
- Onun hakkında nasıl yazılacağına dair talimat verir.
- Önceki iddiayı başka bir kaynak grubuna genişletir.
Cevabı göster
Önceki iddiayı başka bir kaynak grubuna genişletir.
What do we actually know?: söylentilerden kanıtlara geçiş
“What do we actually know?” sorusu tartışmanın yönünü yeniden belirler. Dikkati söylentilerden, varsayımlardan veya tartışmalı iddialardan uzaklaştırıp kanıtlarla desteklenebilen olgulara çevirir. Burada actually, gerçekten bilinen veya doğrulanabilen şeyi vurgular. So ile birlikte bu soru bir geçişe de işaret eder: konuşmacı sonraki bölümü gelişigüzel bir bilgi listesi istemek yerine kanıtlar etrafında düzenler.
Alıştırma
“What do we actually know?” bir geçiş sorusu olarak ne yapar?
- Dinleyicilerden daha fazla olasılık uydurmalarını ister.
- Hiçbir kanıtı incelemeden konuyu kapatır.
- Tartışmayı belirsiz iddialardan kanıtlarla desteklenebilen olgulara taşır.
Cevabı göster
Tartışmayı belirsiz iddialardan kanıtlarla desteklenebilen olgulara taşır.
Cleopatra VII was the last of the Ptolemaic dynasty, Kültür
0:44VII. Kleopatra, Ptolemaios hanedanının sonuncusuydu,
the last of the Ptolemaic dynasty: kraliyet soyunun son hükümdarı
Bu tarihî cümlede “the last of the Ptolemaic dynasty”, Kleopatra VII'yi Mısır'ı yöneten Ptolemaios hükümdarları silsilesinin son yöneticisi olarak tanımlar. Dynasty, yalnızca sıradan bir aileyi değil, aynı yönetici aile veya hanedandan gelen hükümdarların ardışıklığını ifade eder. Bu tanım, onu söz konusu yönetici soyun son noktasına yerleştirir. Bu bilgi, onun saltanatının neden siyasi bir geçişe işaret ettiğini anlamak için gereken asgari arka plandır.
Alıştırma
Bu cümlede “the last of the Ptolemaic dynasty”, Kleopatra VII hakkında ne anlatıyor?
- O yönetici hanedanın son hükümdarıydı.
- Hanedanı inceleyen son kişiydi.
- Sıradan bir ailenin en küçük çocuğuydu.
Cevabı göster
O yönetici hanedanın son hükümdarıydı.
that governed Egypt after its conquest by Alexander the Great. Kültür
0:50ve Mısır'ı Büyük İskender'in fethinden sonra yönettiler.
Ptolemaic dynasty, a Macedonian Greek family: hanedanın kökeni
Burada a Macedonian Greek family bir açıklayıcı eşleme ifadesidir: Ptolemaic dynasty ifadesini başka sözlerle yeniden adlandırır ve yönetici ailenin kökenini belirtir. Macedonian Greek, Yunanca konuşulan Makedon dünyasına işaret eder; dolayısıyla bu hanedan yerli Mısır kökenli değildi. VII. Kleopatra Mısır'ı yönetti, ancak ailesi İskender'in fethinden sonra oluşan Helenistik siyasi düzene aitti. Bu arka plan, onun hem Mısır kraliçesi hem de yabancı kökenli bir hanedanın hükümdarı olarak tanımlanabilmesini açıklar.
Alıştırma
a Macedonian Greek family açıklayıcı ifadesi, Ptolemaic dynasty hakkında hangi arka planı verir?
- Mısır'ı yöneten Makedon Yunan bir aile
- Yerli bir Mısır kraliyet ailesi
- Senato tarafından atanan Romalı bir aile
Cevabı göster
Mısır'ı yöneten Makedon Yunan bir aile
conquest by Alexander the Great: olay ve fetheden kişi
its conquest by Alexander the Great ifadesinde conquest olayı adlandıran bir isimdir; by ise eylemi gerçekleştiren kişiyi belirtir. its, Mısır'a gönderme yaptığı için ifade Mısır'ın Büyük İskender tarafından fethedilmesinden sonra anlamına gelir. Bu fetih Mısır'ı Helenistik siyasi dünyanın parçası hâline getirdi ve Ptolemaios yönetimine zemin hazırladı. Temel sıra şöyledir: önce İskender'in fethi, ardından Ptolemaios ailesinin yönetimi.
Alıştırma
Cümleyi conquer fiilinin isim biçimiyle tamamlayın: The country changed after its ____ by the empire.
Cevabı göster
conquest
She ruled jointly in Alexandria with her brother, Kalıp ifadeler
0:54Kardeşiyle birlikte İskenderiye'de ortak hüküm sürdü,
ruled jointly ... with her brother: erkek kardeşiyle birlikte hüküm sürmek
Burada ruled jointly, onun ve erkek kardeşinin yönetme yetkisini birlikte kullandığını anlatır. Jointly, ruled fiilini niteleyen bir zarftır; with her brother ise diğer hükümdarı belirtir. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp rule jointly with someone biçimindedir. Ruled jointly in Alexandria with her brother örneğinde olduğu gibi, jointly ile with arasına bir yer ifadesi girebilir.
Alıştırma
Cümleyi, ‘biriyle yönetme yetkisini paylaşmak’ anlamına gelen üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: For six years, the queen ____ her son.
Cevabı göster
ruled jointly with
to whom she was also married: resmî edat + whom yapısı
To whom she was also married, her brother hakkında ek bilgi veren açıklayıcı, yani sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir. She was also married to him ifadesinden gelir; married, to edatını alır. Bu resmî yapıda to, ilgi zamirinin önüne taşınır; bu nedenle whom kullanılarak to whom oluşturulur. Also, bu kişinin onun erkek kardeşi ve ortak hükümdarı olmasının yanında başka bir rolü daha olduğunu gösterir: kocasıydı.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan resmî ilgi ifadesini seçin: The committee thanked Dr. Reyes, ____.
- with who it had worked for several years
- with whom it had worked for several years
- whom it had worked with her for several years
Cevabı göster
with whom it had worked for several years
had her exiled: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
Had her exiled, have + nesne + geçmiş zaman ortacı kalıbını kullanır. Burada her, exile eylemine maruz kalır; yani erkek özne onun sürgün edilmesini ayarlamış ya da buna neden olmuştur. Bu kalıpta özne bir sonucun gerçekleşmesini sağlar, ancak eylemi bizzat yapmak zorunda değildir. Burada have, “sahip olmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya’nın dizüstü bilgisayarını başka birine tamir ettirdiği anlamına gelir?
- Maya had her laptop with her before class.
- Maya had her laptop repaired.
- Maya had repaired her laptop before class.
- Maya was repairing her laptop before class.
Cevabı göster
Maya had her laptop repaired.
But what does all this have to do with Rome? Kalıp ifadeler
1:03Ama tüm bunların Roma ile ne ilgisi var?
have to do with: bir bağlantıyı sormak
Have to do with, “ilgili olmak” veya “bağlantılı olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. What does X have to do with Y? sorusu, X ile Y arasında nasıl bir bağlantı olduğunu sorar. Bu cümlede soru, önceki bilgileri Roma’yla ilişkilendirir ve dikkati bu bağlantıya yöneltir. Burada have to zorunluluk ifade etmez; with kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır.
Alıştırma
Hangi cümle sorunun zamanlamayla yakından ilgili olduğunu doğal biçimde ifade eder?
- We have to solve the problem today.
- The problem has already been solved.
- The timing could cause another problem.
- The problem has a lot to do with timing.
Cevabı göster
The problem has a lot to do with timing.
Egypt had long been a Roman client state, Notlar
1:05Mısır uzun zamandır Roma'ya bağlı bir devletti
had long been: geçmişteki bir noktadan önce uzun süren durum
Had been, be fiilinin past perfect biçimidir. Long eklendiğinde bir durumun geçmişteki başka bir noktadan önce zaten uzun süredir var olduğu anlatılır. Bu cümlede Mısır'ın statüsü, anlatıda daha sonra gerçekleşen olaylardan önce başlayan bir arka plan bilgisidir. Long normalde had ile been arasına gelir: had long been. Tarih anlatılarında bu yapı, ana geçmiş olaylardan önce başlayan ve uzun süren bir arka planı vermek için kullanılır. Yapı tek başına bu durumun referans noktasında sona erip ermediğini söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle, müze yeniden açılmadan önce binanın uzun süredir boş olduğunu en açık biçimde gösterir?
- When the museum reopened, the building was empty.
- By the time the museum reopened, the building has long been empty.
- By the time the museum reopened, the building had long been empty.
Cevabı göster
By the time the museum reopened, the building had long been empty.
Roman client state: Roma'ya siyasi bağımlılık
Roman client state, resmen ayrı bir devlet olarak kalmakla birlikte Roma'ya bağımlı olan ve özellikle dış politika ile güvenlikte güçlü Roma etkisine tabi bulunan devletti. Yerel hükümdarını ve iç yönetiminin bir bölümünü koruyabilirdi; bu nedenle terim doğrudan Roma tarafından yönetilen bir eyalet anlamına gelmezdi. Buradaki client, ticari müşteri ilişkisini değil, eşitsiz bir siyasi bağımlılığı adlandırır. Mısır'ın Roman client state olarak tanımlanması, onu Roma'nın etki alanına yerleştirir ve Mısır'daki meselelerin neden Roma'yı ilgilendirebildiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede Roman client state ne anlama geliyor?
- her bakımdan doğrudan Roma tarafından yönetilen bir eyalet
- resmen ayrı ancak siyasi olarak Roma'ya bağımlı bir devlet
- Roma'dan hizmet satın alan bir ülke
- Roma ile eşit konumda bağımsız bir ticaret ortağı
Cevabı göster
resmen ayrı ancak siyasi olarak Roma'ya bağımlı bir devlet
and Cleopatra's father incurred large debts to the Republic. Kalıp ifadeler
1:08ve Kleopatra'nın babası Cumhuriyet'e büyük borçlar yapmıştı.
incurred large debts to the Republic: Roma Cumhuriyeti'ne büyük borçlar yüklenmek
Incurred, incur fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada incurred large debts to the Republic, “Roma Cumhuriyeti'ne ödenmesi gereken büyük miktarda borcun sorumluluğunu üstlendi” anlamındadır. Incur, istenmeyen bir maliyetin veya yükümlülüğün ortaya çıkmasını anlatır; “ödedi” anlamına gelmez. Incur debt resmî bir eş dizimdir. Kalıp incur + debt, cost, loss veya penalty şeklindedir; to the Republic ise alacaklıyı, yani paranın borçlu olunduğu tarafı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi incur fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The company ____ large debts during its rapid expansion.
Cevabı göster
incurred
After being defeated by Julius Caesar in Rome's civil war, Dilbilgisi
1:11Roma'daki iç savaşta Jül Sezar'a yenilen
After being defeated by Julius Caesar: Julius Caesar tarafından yenildikten sonra
After being defeated by Julius Caesar, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. After sözcüğünü being + geçmiş zaman ortacı izler ve sonraki ana cümlenin öznesinin önce bu eyleme maruz kaldığını gösterir: Julius Caesar o kişiyi yenmiş, ardından başka bir olay gerçekleşmiştir. Bu yapı after that person was defeated by Julius Caesar biçiminde açılabilir. Being defeated ifadesinin örtük öznesi, sonraki ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır; by Julius Caesar ise eylemi yapan kişiyi belirtir.
Alıştırma
Maya'nın terfi aldığını göstermek için after + being + geçmiş zaman ortacı yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- After being promoted, the head office welcomed Maya.
- After been promoted, Maya moved to the head office.
- After being promoted, Maya moved to the head office.
- After promoting, Maya moved to the head office.
Cevabı göster
After being promoted, Maya moved to the head office.
sought refuge in Egypt: bir yerde güvenliğe sığınmak
Bu cümlede sought refuge, “tehlikeden korunmak için güvenlik ve koruma aradı” anlamına gelir. Sought, seek fiilinin geçmiş zaman biçimidir; in Egypt ise Pompeius'un güvende olmayı umduğu yeri belirtir. Seek refuge yalnızca ask for help ifadesinin daha resmî bir biçimi değildir. Genellikle ciddi bir tehditten kaçıp daha güvenli bir yere veya koruma sağlayacak birine yönelmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi seek refuge ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the fighting, many families ____ in a neighboring country.
Cevabı göster
sought refuge
but was executed by Cleopatra's brother instead. Dilbilgisi
1:18ancak bunun yerine Kleopatra'nın kardeşi tarafından idam edildi.
was executed by: basit geçmiş zamanda edilgen yapı
Was executed, basit geçmiş zamanda edilgen yapıdır: was + geçmiş zaman ortacı executed. Eyleme maruz kalan kişiyi özne konumuna getirerek cümlenin odağını Pompeius'un başına gelenlere yöneltir. By Cleopatra's brother eylemi yapan tarafı belirtir. Burada execute, bir planı uygulamak değil, bir kişiyi idam etmek anlamındadır; tarih anlatılarında birinin başına gelenleri öne çıkarmak için bu edilgen yapı sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi execute fiilinin basit geçmiş zaman edilgen biçimiyle ve eylemi yapanı tanıtan sözcükle tamamlayın: The captured commander ____ the new regime.
Cevabı göster
was executed by
must have liked that: geçmişe yönelik güçlü çıkarım ve ironik hazırlık
Must have + geçmiş zaman ortacı, geçmişle ilgili güçlü bir sonuca varıldığını gösterir. Must have liked ifadesindeki must, Sezar'ın bir şeyi beğenmek zorunda olduğu anlamına gelmez; konuşanın onun bunu beğendiği sonucuna vardığını gösterir. Burada bu sonuç, bir sonraki cümledeki Actually ile tersine çevrilmek üzere bilinçli olarak öne sürülür. Bu dönüş cümleye ironik bir hava verir: konuşan önce beklenen tepkiyi dile getirir, ardından bunun tersini açıklar.
Alıştırma
Must have liked ifadesinin buradaki işlevini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Sezar'ın olayı açıkça övdüğünü kanıtlar.
- Sezar'ın olayı beğenmek zorunda olduğunu söyler.
- Sezar'ın geçmişteki tepkisi hakkında güçlü bir çıkarım yapar ve sonraki cümlenin tersine çevireceği bir beklenti oluşturur.
- Sezar'ın tepkisi hakkında doğrulanmış bir gerçeği bildirir.
Cevabı göster
Sezar'ın geçmişteki tepkisi hakkında güçlü bir çıkarım yapar ve sonraki cümlenin tersine çevireceği bir beklenti oluşturur.
Actually: önceki bir varsayımı düzeltme
Actually cümle başında kullanıldığında, ardından gelen bilginin konuşmada daha önce bulunan bir ifadeyi, varsayımı veya beklentiyi düzelttiğini gösterir. Burada dinleyiciye, Sezar'ın olanlardan hoşlandığı çıkarımını gözden geçirmesi gerektiğini bildirir. Bilgiyi önce beklenen görüş, ardından onunla çelişen daha doğru gerçek gelecek şekilde düzenler. Yalnızca really anlamına gelmez ve sadece vurgu eklemez.
Alıştırma
Hangi cümlede Actually daha önceki bir inancı düzeltmek için kullanılmıştır?
- Actually, please put the book on the table.
- I thought the museum closed at six. Actually, it closes at five.
- The museum has a café. Actually, the café serves coffee.
- I opened the door. Actually, I walked into the room.
Cevabı göster
I thought the museum closed at six. Actually, it closes at five.
found the murder unseemly: find + nesne + sıfat
found the murder unseemly ifadesinde found, bir şeyi keşfetmek ya da yerini belirlemek değil, “değerlendirdi” veya “... olarak gördü” anlamındadır. Yapı find + nesne + sıfat şeklindedir: the murder nesnedir, unseemly ise konuşanın değerlendirmesini belirten nesne tamamlayıcısıdır. Unseemly, beklenen davranış veya saygınlık ölçülerine uymayan, yakışıksız ya da uygunsuz anlamına gelen resmî ve olumsuz bir sıfattır. Aynı yapı find the rule unfair örneğindeki gibi başka değerlendirmelerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Değerlendirmeyi tamamlamak için found, his remarks ve unseemly ifadelerini standart sıraya koyun: The board ____.
Cevabı göster
found his remarks unseemly
and demanded repayment of Egypt's debt. Kalıp ifadeler
1:26ve Mısır'ın borcunun geri ödenmesini talep etti.
demanded repayment of Egypt's debt: Mısır'ın borcunun geri ödenmesini talep etmek
demanded repayment of Egypt's debt ifadesi, Mısır’ın borcunun geri ödenmesinin ısrarla talep edildiği anlamına gelir. Burada demand fiilinden sonra repayment ismi gelir; of Egypt's debt ise geri ödenecek yükümlülüğü belirtir. Demand, ask for veya request ifadelerinden daha güçlüdür; geri ödemeyi konuşanın hak edilmiş veya zorunlu gördüğü bir şey olarak sunar. Bu isim kalıbı resmî finans, hukuk ve siyaset dilinde yaygındır.
Alıştırma
Resmî finans cümlesini “ödünç alınan parayı geri ödeme eylemi” anlamındaki isimle tamamlayın: The bank demanded ____ of the overdue loan.
Cevabı göster
repayment
could have annexed: geçmişte gerçekleşmemiş bir seçenek
Burada could have annexed, could have + past participle yapısını kullanarak Mısır’ı ilhak etmeyi geçmişte mevcut olan bir seçenek olarak sunar. Ardından gelen but ve instead karşıtlığı, onun bu seçeneği tercih etmediğini gösterir. Bu yapı tek başına olayın gerçekleşmediğini her zaman kanıtlamaz; bu anlamı bağlam sağlar. Çevredeki cümle sonucu açıkça belirttiğinde, geçmişte gerçekleşmemiş bir olasılık, beceri veya seçimden söz etmek için bu yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle yıkımı geçmişte mümkün olan ancak seçilmeyen bir seçenek olarak sunar?
- The city demolished the old bridge and built a new one.
- The city could demolish the old bridge next year, so it is reviewing plans.
- The city could have demolished the old bridge, but it repaired it instead.
- The city must have demolished the old bridge, because it is gone.
Cevabı göster
The city could have demolished the old bridge, but it repaired it instead.
but Cleopatra convinced him to restore her to the throne instead. Notlar
1:31ancak Kleopatra onu tahtına geri oturtması için ikna etti.
Cleopatra convinced him to: birini harekete geçmeye ikna etmek
Convince someone to do something, bir kişinin nedenler veya ikna yoluyla bir eylemde bulunmaya karar vermesini sağlamak demektir. Bu cümlede ikna eden kişi Cleopatra’dır, him Julius Caesar’ı belirtir ve to restore onun yapmaya ikna edildiği eylemi tanıtır. Kişi doğrudan convince sözcüğünden sonra gelir ve ardından to-infinitive kullanılır: convince + kişi + to + fiilin yalın hâli. Bu eylem yapısında ikna edilen kişiyi atlamayın.
Alıştırma
convinced, her brother ve to ifadelerini doğru sırada kullanın: After a long discussion, Maya ____ apply for the internship.
Cevabı göster
convinced her brother to
restore her to the throne: bir hükümdarı yeniden kraliyet iktidarına getirmek
restore someone to the throne ifadesinde restore, “birini önceki konumuna geri getirmek” demektir. Bu cümlede Kleopatra'nın yeniden hükümdar olması anlatılır; herhangi bir şeyin onarılması değil. Kalıp restore + kişi + to + önceki görev veya durum biçimindedir. Buradaki throne, hükümdarlık makamını ve yetkisini temsil eder; dolayısıyla to the throne yalnızca fiziksel bir koltuğun yanına değil, “hükümdarlık makamına” dönüşü anlatır.
Alıştırma
Cümleyi restore, the queen ve the throne kullanarak tamamlayın: After the coup failed, the generals agreed to ____.
Cevabı göster
restore the queen to the throne
We hear: dolaylı bir bilgiyi aktarmak
We hear + yan cümle, konuşanlara dolaylı yoldan ulaşan bilgileri aktarmak için kullanılabilir. Bu cümlede “söylenene göre” veya “bize anlatıldığına göre” anlamındadır; konuşanların o anda bir ses duyduğu anlamına gelmez. Bu aktarım kalıbı, konuşanlarla iddia arasında mesafe oluşturur: Konuşanlar değerlendirmeyi aktarır ama onu doğrudan doğruladıkları bir gerçek olarak tam anlamıyla sunmazlar. Burada bu mesafe alaycı ve imalı bir ton da yaratır; Kleopatra'nın ikna gücünün tartışma yeteneğinden, siyasi becerisinden, cazibesinden veya bunların birleşiminden kaynaklanmış olabileceğini açık bırakır.
Alıştırma
Hangi cümlede We hear, konuşanların kişisel olarak doğrulamadığı dolaylı bir bilgiyi aktarmak için kullanılmıştır?
- The signed report proves the figures are correct.
- We hear the new director may resign soon.
- We heard the mayor's speech yesterday.
- We can hear the alarm from the lobby.
Cevabı göster
We hear the new director may resign soon.
quite convincing: hafif takılma iması taşıyan övgü
Quite convincing burada “oldukça ya da gerçekten ikna edici” anlamına gelir. Birinin ona inanmasını ya da onunla aynı fikirde olmasını sağladığını belirtir. Convincing, daha önceki “onu ikna etti” fikrini yankıladığı ve We hear bilgiyi başkasından duyulmuş bir şey olarak sunduğu için övgü hafifçe takılan ve imalı bir ton kazanır. Onu nasıl ikna ettiği söylenmez; bu tutum convincing sözcüğünün kendisinden değil, bağlamdan gelir.
Alıştırma
Quite convincing bu cümlede ne anlatıyor?
- Yalnızca akıl yürütmesinin her bölümünün mantıksal olarak kanıtlandığını söyler.
- Başkalarının onu kolayca ikna edebildiği anlamına gelir.
- Onun ikna etme becerisini överken bunu nasıl yaptığı konusunda hafifçe takılır.
- Quite convincing ifadesini her bağlamda hakarete dönüştürür.
Cevabı göster
Onun ikna etme becerisini överken bunu nasıl yaptığı konusunda hafifçe takılır.
And why not?: onay bildiren retorik soru
And why not? soru biçimindedir, ancak burada retorik bir sorudur: Konuşan kişi önceki olumlu değerlendirmeyi kabul edip güçlendirir. Bu görüşü reddetmek için iyi bir neden olmadığını anlatır. And, bu tepkiyi önce söylenenlere bağlar ve savı ileri taşır. Başka bir bağlamda Why not? bir şeyin neden olamayacağını gerçekten sorabilir; bu yüzden işlevini ton ve bağlam belirler.
Alıştırma
Bu cümlede And why not? ifadesinin temel işlevi nedir?
- Olgulara dayalı ayrıntılı bir açıklama ister.
- Önceki fikri destekler ve onu reddetmek için iyi bir neden olmadığını belirtir.
- Önceki fikri reddeder.
- İlgisiz bir konu açar.
Cevabı göster
Önceki fikri destekler ve onu reddetmek için iyi bir neden olmadığını belirtir.
She commanded armies: askerî komuta
Burada commanded, armies sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır ve onun askerî güçler üzerinde yetki sahibi olup onları yönettiğini anlatır. Yalnızca tek bir emir verdiği anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp command + askerî güç biçimindedir. Bir biyografide kişinin görevini ve sorumluluk düzeyini anlatır; at 21, bu yetkiye sahip olduğunda olağanüstü derecede genç olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle generalin bir askerî güç üzerinde genel yetkiye sahip olduğunu anlatır?
- The general ordered the soldiers to retreat at dawn.
- The general commanded a large army throughout the campaign.
- The general served in a large army throughout the campaign.
Cevabı göster
The general commanded a large army throughout the campaign.
and was educated in a city with the world's finest library Notlar
1:45ve dünyanın en iyi kütüphanesine
was educated in + yer: eğitim geçmişi
Was educated in + yer yapısında was educated edilgendir: kişi eğitim almıştır ve in, şehri ya da daha geniş çevreyi tanıtır. Odak noktası öğretmenler değil, kişinin eğitim geçmişidir. Eğitimi kimin verdiğinden çok eğitimi alan kişi ve eğitim ortamı önemli olduğunda bu yapıyı kullanın. Bu yapı eğitimi kişinin geçmişi hakkında bir bilgi olarak sunar.
Alıştırma
Biyografik cümleyi educate fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Before becoming a diplomat, she ____ Madrid.
Cevabı göster
was educated in
the world's finest library ve İskenderiye Kütüphanesi
Bu ifade İskenderiye Kütüphanesi'ni anlatır. Antik İskenderiye, kütüphanesi ve bir bilim merkezi olmasıyla ünlüydü; bu yüzden "the world's finest" şehri kitaplara ve öğrenime olağanüstü erişim sunan bir yer olarak gösterir. Bu cümlede bu arka plan bilgisi yalnızca bir yapıyı övmez; onun eğitim aldığı zengin düşünsel ortamı da açıklar.
Alıştırma
Bu arka plan bilgisi cümlede esas olarak neyi vurgular?
- Kleopatra'nın şehirdeki bütün kitaplara şahsen sahip olduğunu söyler.
- İskenderiye Kütüphanesi'nin fiziksel büyüklüğünü onun sarayıyla karşılaştırır.
- İskenderiye'deki olağanüstü düşünsel ve eğitsel kaynakları vurgular.
Cevabı göster
İskenderiye'deki olağanüstü düşünsel ve eğitsel kaynakları vurgular.
and some of the greatest scholars of the time. Dilbilgisi
1:48ve zamanının en büyük akademisyenlerine sahip bir şehirde eğitim gördü.
some of the greatest scholars of the time: seçkin bir grubun bir kısmı
some of the + en üstünlük bildiren sıfat + çoğul isim yapısı, en üst düzeydeki daha büyük bir grubun sayısı belirtilmeyen bazı üyelerini seçer. some of the greatest scholars ifadesinde some, grubun yalnızca bir kısmından söz edildiğini gösterirken greatest bu bilginleri önde gelen kişiler arasına yerleştirir. of the time karşılaştırmayı söz edilen tarihsel dönemle sınırlar. “O dönemin” demektir, “tüm zamanların” değil.
Alıştırma
Üniversitenin dönemin en saygın bilim insanları grubundan birkaç kişiyi çalıştırdığını anlatmak için some of the + en üstünlük derecesi + çoğul isim yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The university employed some of most respected scientists of the time.
- The university employed some of the most respected scientists of the time.
- The university employed some of the most respected scientist of the time.
Cevabı göster
The university employed some of the most respected scientists of the time.
kept Caesar lounging: keep + nesne + -ing
Keep + nesne + -ing yapısı, öznenin nesneye bir eylemi sürdürttüğünü veya onu devam eden bir durumda tuttuğunu anlatır. kept Caesar lounging ifadesinde kept geçmiş zamanı taşır, Caesar nesnedir ve lounging aylarca devam eden durumu anlatan -ing biçimidir. Buradaki lounge, nötr stay sözcüğüyle aynı değildir. Rahat ya da aylak biçimde zaman geçirme anlamı taşır. Bu yüzden ifade, Sezar'ı Roma'nın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek yerine Mısır'da oyalanıyormuş gibi şakacı bir tonla gösterir.
Alıştırma
kept Caesar lounging in Egypt for months ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Sezar'ın aylarca Mısır'da kalıp dinlenmesine veya aylakça zaman geçirmesine neden oldu.
- Sezar Mısır'da çalışırken onunla kısa süreliğine görüştü.
- Sezar'ın aylarca Mısır'da dinlenmesini engelledi.
Cevabı göster
Sezar'ın aylarca Mısır'da kalıp dinlenmesine veya aylakça zaman geçirmesine neden oldu.
did more than lounge: do more than + fiilin yalın hâli
do more than + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişinin veya şeyin adı geçen eylemden daha fazlasını yaptığını anlatır. did more than lounge ifadesinde geçmiş zamanı did taşır; lounge ise more than sonrasında yalın hâlde kalır. Bağlamda bu yapı, durumu olduğundan küçük gösteren bir anlatımı düzeltir. Sezar'ı yalnızca keyif çatarken anlatmak, yaptığı daha önemli başka işleri dışarıda bırakır. Bu kalıp, ek eylemleri veya etkileri çoğu zaman sonraki yan cümlede ya da cümlede açıklar.
Alıştırma
Cümleyi did more than + yalın fiil describe ile tamamlayın: The guide ____ the route; she also explained its history.
Cevabı göster
did more than describe
He was fascinated by Egypt's culture and knowledge, Kalıp ifadeler
1:58Mısır'ın kültürüne ve bilgeliğine hayran kaldı
be fascinated by: bir şeyden derinden etkilenmek
Be fascinated by + isim veya -ing biçimi, biri ya da bir şey dikkati güçlü biçimde çektiği için çok yoğun ilgi duymak anlamına gelir. Bu cümlede by, bu duygunun kaynağını, yani Mısır'ın kültürünü ve bilgisini belirtir. Fascinated bu ilgiyi hisseden kişiyi anlatır; bu duyguyu uyandıran şey ise fascinating olarak tanımlanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle güçlü bir ilgiyi ifade etmek için be fascinated by kalıbını doğru kullanıyor?
- Nora was fascinated by the patterns in the night sky.
- Nora fascinated by the patterns in the night sky.
- Nora was fascinated in the patterns in the night sky.
Cevabı göster
Nora was fascinated by the patterns in the night sky.
commissioned a census: nüfus sayımını resmen yaptırmak
Burada commissioned, bir işi resmen yetkilendirmek veya birinin o işi yapmasını sağlamak anlamına gelen resmî bir fiildir. Commissioned a census, yetkili bir kişi ya da kurumun resmî bir nüfus sayımını başlattığı anlamına gelir; herkesin sayımını bizzat o kişinin yaptığı anlamına gelmez. Commission isim olarak satışa dayalı ödeme, yani komisyon anlamına gelebilir; ancak burada bu anlamda değildir. Commission fiili belirli bir işi nesne olarak aldığında, o işin yapılmasını resmen düzenleme anlamını öne çıkarır.
Alıştırma
Burada commissioned a census ne anlama geliyor?
- Yetkili bir makam, nüfus sayımının yapılmasını resmen düzenledi.
- Yetkili makam sakinlere satış komisyonu ödedi.
- Yetkili makam her sakini bizzat saydı.
Cevabı göster
Yetkili bir makam, nüfus sayımının yapılmasını resmen düzenledi.
and proposed many new infrastructure projects. Kalıp ifadeler
2:10ve birçok yeni altyapı projesi önerdi.
reformed ... commissioned ... made plans ... proposed: paralel bir eylem listesi
Cümlede tek bir özne, he, ve onu izleyen dört paralel geçmiş zaman fiil öbeği vardır: reformed..., commissioned..., made plans... ve proposed.... Aynı dil bilgisi biçiminin korunması, dinleyicinin bunları düzenli tek bir liste olarak gruplamasına yardımcı olur. Her madde zaman ölçümü, nüfus kayıtları, bilgiye kamusal erişim ve altyapı gibi farklı bir faaliyet alanı ekler. Bu birikim, faaliyetlerin kapsamını geniş gösterir ve onun yalnızca boş durduğu düşüncesine karşı kanıt oluşturur.
Alıştırma
Bu paralel listenin bilgiyi düzenleme açısından temel etkisi nedir?
- Birkaç eylemi paralel biçimde sıralayarak birikimli bir sav oluştururlar.
- Ayrı hikâyeler anlatmak için dört farklı özne arasında geçiş yaparlar.
- Aynı eylemi farklı ifadelerle dört kez tekrarlarlar.
Cevabı göster
Birkaç eylemi paralel biçimde sıralayarak birikimli bir sav oluştururlar.
proposed many new infrastructure projects: yeni altyapı planlarını resmen sunmak
Burada proposed, fikirlerin başka kişiler veya karar veren bir kurul tarafından değerlendirilmesi için resmen sunulduğu anlamına gelir. Infrastructure projects; yollar, köprüler, su şebekeleri veya toplu taşıma gibi kamu sistemleri ve tesisleriyle ilgili planlardır. Bu ifade yalnızca öneri aşamasını anlatır. Projelerin onaylandığını, finanse edildiğini, başlatıldığını veya tamamlandığını göstermez.
Alıştırma
Şu ifadeden kesin olarak hangi sonuç çıkarılabilir: The council proposed many new infrastructure projects?
- Her proje nihai onay aldı.
- Belediye meclisi proje fikirlerini değerlendirilmek üzere sundu.
- Her projenin inşaatı tamamlandı.
Cevabı göster
Belediye meclisi proje fikirlerini değerlendirilmek üzere sundu.
Yes, all very ambitious: eleştiriden önce kabul etme
Yes önceki açıklamayı kısaca kabul ederken all very ambitious az önce sözü edilen planları veya eylemleri özetler. Bu sözlü bir yorum olduğu için tam cümlenin geri kalanı örtük bırakılmıştır. Buradaki kısa onay, konuşanın nihai değerlendirmesi değildir. Sonraki olumsuz ifadeye zemin hazırlar; bu yüzden övgü soğuk veya muhtemelen ironik duyulur. Önce kabul edip sonra yön değiştiren bu kalıp, bir noktayı teslim ettikten sonra onun bedelini ya da zayıflığını göstermeyi sağlar.
Alıştırma
Bu kısa yanıt, bu bağlamda nasıl bir işlev görüyor?
- Tam ve koşulsuz bir onay verir.
- Olumlu bir özelliği kısaca kabul ettikten sonra olumsuz bir noktaya geçer.
- Konuyu ilgisiz bir şeye değiştirir.
Cevabı göster
Olumlu bir özelliği kısaca kabul ettikten sonra olumsuz bir noktaya geçer.
Exactly what got him assassinated: what yan cümlesi + get + nesne + geçmiş zaman ortacı
Bu, That was exactly what got him assassinated. cümlesinin konuşmada kullanılan eksiltili bir parçasıdır. Exactly, daha önce sözü edilen şeyin kesin neden olduğunu vurgular. what ile başlayan yan cümle, “onun suikasta uğramasına neden olan şey” anlamında isim benzeri bir birim olarak çalışır. get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısında nesne sonucu yaşayan taraftır. Burada him, suikastı gerçekleştiren kişi değil, suikastın kurbanıdır. Bu yapı, bir eylemi veya durumu özellikle istenmeyen bir sonucun nedeni olarak sunmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
“Alex’in işten çıkarılmasına neden olmak” anlamını vermek için uyarıyı get + object + past participle ile tamamlayın: One more careless comment could ____.
Cevabı göster
get Alex fired
Don't blame the queen for Rome's strange politics. Kalıp ifadeler
2:17Roma'nın tuhaf siyaseti için kraliçeyi suçlamayın.
blame someone for something: bir şey için birini suçlamak
Blame someone for something, bir kişinin bir sorun, hata veya kötü sonuçtan sorumlu olduğunu söylemek demektir. Sorumlu tutulan kişi blame sözcüğünden hemen sonra, sorun ise for sözcüğünden sonra gelir; bu cümlede bunlar the queen ve Rome's strange politics ifadeleridir. Don't blame... olumsuz bir emir cümlesidir. Kraliçenin sorumlu tutulması gerektiği düşüncesini doğrudan reddeder.
Alıştırma
Hangi cümlede blame someone for something yapısı doğru kullanılmıştır?
- The coach blamed Mia on the loss.
- The coach blamed for the loss Mia.
- The coach blamed Mia for the loss.
Cevabı göster
The coach blamed Mia for the loss.
Her job was ruling Egypt: job + be + -ing ile sorumluluk belirtmek
Her job was ruling Egypt cümlesinde ruling Egypt, was sözcüğünden sonra gelen ve işinin içeriğini belirten bir isim-fiil öbeğidir. Bu, Mısır'ı yönetmenin onun sorumluluğu olduğu anlamına gelir. Someone's job is/was + -ing yapısı, bir etkinliği kişinin görevi veya düzenli işlevi olarak sunar. Burada job, bir pozisyonun adından çok onun yapmakla sorumlu olduğu şeyi ifade eder.
Alıştırma
Sorumluluk yapısını manage fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Her job is ____ the research team.
Cevabı göster
managing
vast bureaucracy: büyük bir idari sistem
Bu ifadede bureaucracy, devlet daireleri, görevliler, kurallar ve prosedürlerden oluşan idari sistemin tamamı anlamına gelir. Vast, sistemin çok büyük ölçekli olduğunu vurgular; bu nedenle managed the vast bureaucracy, idareyi karmaşık ve geniş kapsamlı bir sorumluluk olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle bureaucracy kelimesini idari sistemin bütünü anlamında doğru kullanır?
- Three bureaucracies were waiting behind the service desk.
- I thanked the bureaucracy who stamped my passport.
- The reform simplified the country's vast bureaucracy.
Cevabı göster
The reform simplified the country's vast bureaucracy.
and curbed corruption by priests and officials. Kalıp ifadeler
2:27ve rahiplerle memurların yolsuzluğunu engelledi.
stabilized ... managed ... curbed: paralel fiillerle oluşturulan başarı listesi
Geçmiş zamanlı üç fiil öbeği—stabilized the economy, managed the vast bureaucracy ve curbed corruption by priests and officials—paralel bir liste oluşturur. Her öbek aynı kalıbı izler: fiil + nesne. Liste, kanıtları üç alanda düzenler: ekonomi, idare ve yolsuzluğun kontrolü. Başarıları aynı biçimde sunmak, bunların birikerek onun etkili biçimde yönettiğini gösteren kısa ve güçlü bir sav oluşturmasını sağlar; sondaki and listeyi kapatır.
Alıştırma
Hangi cümle, üç başarıyı sunmak için tutarlı bir paralel fiil listesi kullanır?
- The team cut delays, safety improved, and expanding access.
- The team cut delays, improved safety, and expanded access.
- The team made cuts to delays, improved safety, and access was expanded.
Cevabı göster
The team cut delays, improved safety, and expanded access.
curbed corruption: ciddi bir sorunu dizginlemek
Bu cümlede curbed corruption, yetki sahibi kişilerin dürüst olmayan veya yasa dışı davranışlarını sınırlamak ya da azaltmak anlamına gelir. Curbed, curb fiilinin geçmiş zaman biçimidir; corruption ise nesnesidir. Curb, sorunun kontrol altına alındığını anlatır; sorunun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. curb + zararlı sorun kalıbı kamu politikası tartışmalarında yaygındır.
Alıştırma
Hedef eşdizimi doğru zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: Stronger oversight ____ in the agency last year.
Cevabı göster
curbed corruption
When drought hit: bir felaketin etkisini anlatan hit
"When drought hit," ifadesinde hit, insanları veya bir yeri ciddi biçimde etkilemeye başlamak anlamına gelir; fiziksel bir darbeyi anlatmaz. Drought, etkiye neden olan olay veya durumdur. Bu fiil duruma güçlü ve önemli sonuçları olan bir hava katar. Kuraklık yavaş yavaş gelişse bile etkilerin ağırlaştığı noktaya odaklanabilir; when yan cümlesi de ardından gelen olayın zamanını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi hit fiilinin hedef geçmiş zaman kullanımıyla tamamlayın: When the storm ____, the airport closed.
Cevabı göster
hit
she opened the granaries to the public and passed a tax amnesty. Kültür
2:31tahıl ambarlarını halka açtı ve vergi affı çıkardı.
opened the granaries to the public: depolanmış tahılı halka dağıtmak
Granary, tahıl depolamak için kullanılan bir ambardır. Bu tarihsel bağlamda opened the granaries to the public, hükümdarın devletin tahıl stoklarını halka açarak kıtlık sırasında insanların yiyecek almasını sağladığı anlamına gelir. Bu, insanların binalara girmesine veya onları gezmesine izin vermekten ibaret değildir; kamusal bir yardım uygulamasıdır. Bu anlam, devletlerin kıtlığa ve diğer gıda krizlerine nasıl karşılık verdiğini anlatan metinlerde sık görülür.
Alıştırma
Gıda kıtlığını anlatan tarihsel bir metinde opened the granaries to the public ne anlama gelir?
- Devlet, ziyaretçilerin depolama binalarını gezmesine izin verdi.
- Devlet, insanlara yardım etmek için depolanmış tahılı dağıttı.
- Devlet, halkın yiyecek almasını engelledi.
Cevabı göster
Devlet, insanlara yardım etmek için depolanmış tahılı dağıttı.
passed a tax amnesty: sınırlı bir vergi kolaylığını resmen kabul etmek
Bu politika bağlamında passed, bir devlet önleminin resmen onaylanması veya kabul edilmesi anlamına gelir. Tax amnesty, uygun durumdaki mükelleflerin ödenmemiş vergi sorunlarını geçici ve daha yumuşak koşullarla çözmesine imkân veren resmî bir programdır; bazı cezalar veya faizler azaltılabilir. Bu nedenle passed a tax amnesty, kişisel bir özrü değil, hukuki veya idari etkisi olan bir politika adımını anlatır.
Alıştırma
The legislature passed a tax amnesty cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Sınırlı vergi kolaylığı sunan geçici ve resmî bir programı resmen kabul etti.
- Daha önce vergi ödemiş herkesten özel olarak özür diledi.
- Mevcut ve gelecekteki bütün vergileri kalıcı olarak kaldırdı.
Cevabı göster
Sınırlı vergi kolaylığı sunan geçici ve resmî bir programı resmen kabul etti.
All while preserving her kingdom's stability and independence, Notlar
2:35Tüm bunları yaparken krallığının istikrarını ve bağımsızlığını korudu,
preserving her kingdom's stability and independence: mevcut durumları korumak
Bu siyasi ve tarihî bağlamda preserving her kingdom's stability and independence, var olan iki durumun sürmesi için korunması anlamına gelir: krallık içinde düzenli ve güvenli yönetim ile krallığın kendi kendini yönetme özgürlüğü. Preserve, bir şeyi sıfırdan yaratmayı değil, değerli bir şeyin kaybolmasını veya zarar görmesini önlemeyi vurgular. her kingdom's iyelik yapısı hem stability hem de independence sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Hangi cümle, bir anlaşmanın var olan iki siyasi durumu koruduğunu en açık biçimde ifade eder?
- The agreement helped preserve the country's stability and independence.
- The agreement helped establish the country's stability and independence.
- The agreement helped describe the country's stability and independence.
Cevabı göster
The agreement helped preserve the country's stability and independence.
with no revolts during the rest of her reign. Dilbilgisi
2:39saltanatının geri kalanı boyunca hiçbir isyan çıkmadı.
All while preserving: eş zamanlı bir başarıyı vurgulamak
Burada all while preserving, az önce anlatılan her şey boyunca onun krallığını istikrarlı ve bağımsız tutmaya da devam ettiği anlamına gelir. All ifadeyi önceki eylemlere bağlar, while preserving ise aynı anda gerçekleşen bir durumu ekler. all while + -ing kalıbı ikinci eyleme veya sonuca daha fazla vurgu yapar. Genellikle iki şeyi aynı anda yapmanın dikkat çekici ya da zor olduğunu düşündürür; preserving fiilinin örtük öznesi she'dir.
Alıştırma
all while + -ing kalıbını tamamlayın: Nora worked two jobs, ____ studying for her degree.
Cevabı göster
all while
with no revolts during the rest of her reign: sonuç durumunu ekleyen bir with öbeği
Örnekte with no revolts during the rest of her reign, önceki ana cümleye bağlanan tamamlayıcı bir with öbeğidir. Çekimli fiil içeren yeni bir yan cümle kurmadan sonuçta ortaya çıkan ya da süren bir durumu ekler: no revolts durumu, during the rest of her reign ise zaman aralığını verir. Yeniden kullanılabilen kalıp ana cümle + with + isim öbeği + isteğe bağlı ayrıntı şeklindedir. Arka planı, eşlik eden bir durumu veya sonucu kısa biçimde aktarabilir. Burada isyanların olmaması, saltanatın geri kalanında süren durum olarak sunulur; with tek başına neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle, sonuç durumunu eklemek için tamamlayıcı bir with öbeği kullanır?
- The talks ended peacefully because there were no further protests that week.
- The talks ended peacefully, and there were no further protests that week.
- The talks ended peacefully, with no further protests that week.
Cevabı göster
The talks ended peacefully, with no further protests that week.
what went wrong?: sorun analizine geçiş
Bu bağlamda what went wrong? yalnızca bilgi isteyen bir soru değildir. Görünüşte başarılı bir durumun anlatımını kapatır ve dikkati ardından gelen başarısızlığa ya da krize çevirir. Baştaki So, sorunun hemen önce söylenenlerden doğduğunu gösterir. Bu kısa soru hikâyelerde, belgesellerde ve sunumlarda bir geçiş kancası görevi görür. Dinleyicide bir soru oluşturur ve sıradaki bölümün sorunu ve nedenlerini açıklayacağını haber verir. Anlatıcı, dinleyicinin yanıtını beklemek yerine soruyu hemen kendisi yanıtlayabilir.
Alıştırma
Bir başarı anlatıldıktan sonra So, what went wrong? en olası olarak hangi söylem işlevini görür?
- Kayıp bir nesnenin nereye konduğunu sormak
- Başarılı durumdan sorunun açıklamasına geçmek
- Başarılı durumun değişmeden sürdüğünü doğrulamak
Cevabı göster
Başarılı durumdan sorunun açıklamasına geçmek
this foreign queen couldn't stop meddling in Roman matters. Kalıp ifadeler
2:45bu yabancı kraliçe Roma meselelerine burnunu sokmaktan kendini alamadı.
couldn't stop meddling in: tekrarlanan ve istenmeyen müdahale
Couldn't stop meddling in, birinin kendi yetki alanında görülmeyen işlere durmadan karıştığını anlatır. Bu yapıda stop fiilinden sonra -ing biçimi meddling gelir; meddle ise müdahale edilen konudan önce in alır. Meddle olumsuz çağrışımlıdır: müdahaleyi istenmeyen veya uygunsuz bir davranış olarak sunar. Burada couldn't stop, gerçekten duramamak anlamından çok eleştirel bir abartı olabilir; bu nedenle ifade konuşanın hoşnutsuzluğunu gösterir.
Alıştırma
Eleştiri cümlesini couldn't stop ve meddle fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: He ____ other people's business, even after they asked him to stay out.
Cevabı göster
couldn't stop meddling in
it was the Roman factions who: gerçek eylemciyi odağa almak
It was the Roman factions who... bir it-cleft, yani odaklama yapısıdır. It was + odaklanan kişi veya grup + who + yan cümle kalıbı, the Roman factions ögesini odağa yerleştirir. Bu yapı kaldırıldığında temel cümle The Roman factions came demanding her aid. olur. Actually ile birlikte kullanıldığında bu yapı, sorumluluk hakkındaki önceki bir iddiayı veya varsayımı düzeltir: talebi başlatan kraliçe değil, Roma'daki hiziplerdir. Bir eylemi kimin yaptığını belirtmek veya düzeltmek gerektiğinde bu yapı başka durumlara da aktarılabilir.
Alıştırma
Hatayı kimin bulduğunu düzeltmek için it-cleft yapısını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- Daniel discovered the error yesterday.
- It was Daniel who discovered the error.
- There was Daniel who discovered the error.
Cevabı göster
It was Daniel who discovered the error.
came demanding her aid: gelip güçlü biçimde yardım talep etmek
came demanding her aid ifadesinde came hareketi veya varışı bildirirken demanding her aid bu varışa eşlik eden eylemi ve tavrı ekler. İfade, kişinin gelir gelmez onun yardım etmesi için güçlü biçimde ısrar ettiğini anlatır. come + -ing kalıbı, birinin nasıl geldiğini veya geldiğinde ne yaptığını anlatabilir: come running, come looking for help ya da come demanding answers. Buradaki demanding, asking sözcüğünden çok daha güçlüdür; baskı kurulduğunu ve karşı tarafın isteğe uymasının beklendiğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi ‘geldiler ve güçlü biçimde ısrar ettiler’ anlamındaki iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After the concert was canceled, several fans ____ refunds.
Cevabı göster
came demanding
she had no choice but to support Octavian and Marc Antony Kalıp ifadeler
2:53Octavianus ve Marcus Antonius'u desteklemekten başka çaresi yoktu
had no choice but to support: desteklemekten başka seçeneği olmamak
she had no choice but to support ifadesinde koşullar ona yalnızca tek bir olası eylem bırakmıştır: Octavianus ile Marcus Antonius'u desteklemek. İfade hevesi veya onayı değil, kısıtlanmış olmayı vurgular. Yeniden kullanılabilen kalıp have no choice but to + fiilin yalın hâlidir. have sözcüğünü özneye ve zamana göre değiştirin, ancak to sonrasında fiilin yalın hâlini kullanın: had no choice but to support doğrudur; had no choice but supporting değildir.
Alıştırma
Cümleyi ‘yalnızca tek bir olası eylem vardı’ anlamındaki hedef yapının geçmiş biçimiyle tamamlayın: Because the only road was closed, we ____ take the train.
Cevabı göster
had no choice but to
in avenging Caesar: avenge fiilini doğrudan nesneyle kullanmak
in + -ing biçimi, ilgili eylemi ya da durumu gösterir. Burada in avenging Caesar, 'Caesar'a yapılan haksızlığın intikamını alma eylemi içinde' anlamına gelir. Avenge geçişli bir fiildir: avenge Caesar yapısında Caesar doğrudan fiilden sonra gelir. Caesar, uğradığı zarar ya da ölümü için intikam alınan kişidir; misillemenin hedefi değildir.
Alıştırma
Hangi cümle Elena'nın erkek kardeşine verilen zararın intikamını alacağını ifade eder?
- Elena will avenge on her brother.
- Elena will take revenge on her brother.
- Elena will avenge her brother.
Cevabı göster
Elena will avenge her brother.
if only for the sake of...: asgari ama yeterli bir neden sunmak
Burada if only, 'tek neden bu olsa bile' anlamına gelir. İfade, asgari ama yine de yeterli bir neden sunar: yalnızca oğullarını düşünmek bile eylemi haklı çıkarmaya yeter. For the sake of someone, 'o kişinin iyiliği için veya onu düşünerek' anlamına gelir. Bu ifadede sake amaç, yarar veya neden demektir; Japon içkisini ifade etmez.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama gelir? We should keep the discussion calm, if only for the sake of the new team members.
- Yalnızca yeni ekip üyeleri istediğinde sakin kalmalıyız.
- Sadece yeni ekip üyelerinin konuşmasına izin verilir.
- Yeni ekip üyelerini korumak tek neden olsa bile sakin kalmaya değer.
Cevabı göster
Yeni ekip üyelerini korumak tek neden olsa bile sakin kalmaya değer.
she provided her particular kind of support to Marc Antony.
3:01Marcus Antonius'a o kendine has desteğini sağladı.
her particular kind of support: örtmeceli bir ima
İlk bakışta her particular kind of support, yardımı belirsiz biçimde anlatan bir ifade gibi görünür. Burada particular kind of ifadeye imalı bir nitelik kazandırırken And again ima edilen davranışı tekrarlanan bir örüntü olarak sunar. Konuşmacı yakın veya cinsel bir anlamı açıkça söylemez ve dinleyicileri bunu çıkarsamaya yönlendirir. Bu örtmeceli ima, siyasi desteği kişisel veya cinsel bir davranış olarak yeniden çerçeveler. Yaşananlara ilişkin tarafsız bir kanıt değil, onun siyasi rolünü küçümsemenin bir yoludur.
Alıştırma
Bu bağlamda her particular kind of support ifadesinin en olası işlevi nedir?
- Resmî olarak tanımlanmış bir yardım programını tarafsız biçimde belirtir.
- Yakın veya cinsel bir ilişkiyi ima eder ve bu imayı onun siyasi desteğini küçümsemek için kullanır.
- Her türlü desteğin eşit derecede değerli olduğunu söyler.
Cevabı göster
Yakın veya cinsel bir ilişkiyi ima eder ve bu imayı onun siyasi desteğini küçümsemek için kullanır.
Why does that matter?: konuyla ilgisini sorgulamak
Burada Why does that matter?, bir şeyin neden önemli olduğunu sormaktan fazlasını yapar. Önceki noktanın konuyla ilgisini sorgular: O nokta doğru olsa bile tartışılan konuyu veya sonucu nasıl etkiler? Soru, karşı taraftan eksik olan mantıksal bağlantıyı kurmasını ister. Tarafsız bir tonla açıklama isteyebilir; sert bir tonla ise o noktayı ilgisiz olduğu gerekçesiyle reddedebilir.
Alıştırma
Konuyla ilgiyi sorgulayan hedef soruyu tamamlayın: You mentioned the schedule change, but ____?
Cevabı göster
why does that matter
Why doesn't anyone seem to care about Caesar or Antony's countless other affairs? Notlar
3:07Neden kimse Sezar'ın veya Antonius'un sayısız diğer ilişkilerini umursamıyor?
Why doesn't anyone seem to care about...?: çifte standardı sorgulayan retorik soru
Bu, tarafsız biçimde neden soran bir soru değil, retorik bir sorudur. Konuşmacı, benzer davranışların eşit ilgi görmediğini dinleyiciye fark ettirmek ister: Kleopatra eleştirilirken Sezar'ın veya Antonius'un ilişkileri daha önemsiz görülmektedir. Olumsuz why sorusu, tartışmanın odağını gözden kaçırılmış bir karşılaştırmaya taşır. Anyone itirazın kapsamını genişletirken seem to herkesin tutumunun doğrudan bilindiğini iddia etmekten kaçınır. Bu kalıp, karşılaştırılabilir bir durumun neden görmezden gelindiğini sorarak çifte standardı sorgulamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bu retorik sorunun temel amacı nedir?
- Sezar veya Antonius hakkında hiç kimsenin konuşmadığını kanıtlar.
- Göz ardı edilen benzer bir davranışa dikkat çekerek çifte standardı sorgular.
- Her ilişkinin tam sayısını sorar.
Cevabı göster
Göz ardı edilen benzer bir davranışa dikkat çekerek çifte standardı sorgular.
countless other affairs: gizli romantik veya cinsel ilişkiler
Burada affairs, genellikle evlilik veya başka ciddi bir birliktelik dışında yaşanan gizli romantik ya da cinsel ilişkiler anlamına gelir. Konu Sezar ve Antonius'un özel hayatı olduğu için sıradan meseleler veya görevler anlamında değildir. Countless, “çok fazla” anlamını güçlü biçimde vurgular; genellikle doğrulanmış kesin bir sayı değil, retorik bir abartıdır. Other ise hâlihazırda konuşulan ilişkiye ek başka ilişkileri belirtir.
Alıştırma
Affairs hangi cümlede gizli romantik veya cinsel ilişkiler anlamına gelir?
- The minister spoke about foreign affairs.
- She manages the family's financial affairs.
- The singer admitted having several affairs during his marriage.
Cevabı göster
The singer admitted having several affairs during his marriage.
Why do we assume she instigated the relationships? Kelime
3:11Neden ilişkileri onun kışkırttığını varsayıyoruz?
assume she instigated the relationships? — kanıtlanmamış, olumsuz bir yargı
Bu soruda assume, ilişkileri etkin biçimde başlatan tarafın o olduğuna dair kanıtlanmamış bir yargıyı sunar. Why do we assume...? dinleyiciyi, bu yargıyı kanıt olmadan kabul ediyor olabileceğini fark etmeye çağırır. Instigate, genellikle zararlı veya tartışmalı bir şeyi kasıtlı olarak kışkırtmak ya da harekete geçirmek demektir. Sözcüğün relationships ile kullanılması bilinçli biçimde yüklüdür: yalnızca ilişkileri onun başlattığını tarafsızca söylemek yerine onu yönlendirici veya suçlanabilir biri olarak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, zararlı bir şeyi kasıtlı olarak başlatma sorumluluğunu belirtmek için instigated sözcüğünü doğal biçimde kullanır?
- Maya instigated her breakfast at seven.
- We instigated a quiet walk around the park.
- The report asked who instigated the violence.
Cevabı göster
The report asked who instigated the violence.
are only powerful women defined by their sexuality? — çifte standarda karşı bir sorgulama
Are ... defined by yapısında edilgen çatı, güçlü kadınları değerlendirilen konuma yerleştirir ve değerlendirmeyi yapan kişileri belirtmez. Be defined by their sexuality, kadınların cinsel kimliklerinin, davranışlarının, imajlarının veya ilişkilerinin bütün kimliklerini ya da değerlerini ölçen temel bakış açısı hâline gelmesi demektir; yalnızca doğru biçimde betimlenmeleri anlamına gelmez. Soru retoriktir. Only, diğer güçlü insanlarla, özellikle erkeklerle örtük bir karşılaştırma kurar. Konuşmacı bu karşılaştırmayı gerçek bir neden sormak için değil, cinsiyete dayalı çifte standardı eleştirmek için kullanır.
Alıştırma
Why are only powerful women defined by their sexuality? sorusunun temel iletişim amacı nedir?
- Sexuality sözcüğünün gerçek tanımını istemek
- Kimin güç sahibi olabileceğini cinselliğin yasal olarak belirlediğini ileri sürmek
- Güçlü kadınları cinselleştirilmiş tek bir etikete indirgeyen çifte standardı eleştirmek
Cevabı göster
Güçlü kadınları cinselleştirilmiş tek bir etikete indirgeyen çifte standardı eleştirmek
be a disaster: başarısızlığa ilişkin güçlü bir değerlendirme
Bu cümlede were a disaster doğal bir felaketi anlatmaz. Cleopatra ile Antonius'u bir çift olarak son derece olumsuz değerlendirir: ilişkileri veya ittifakları çok kötü gitmiş ve ciddi sorunlara yol açmıştır. be a disaster kalıbı; başarısız olmuş bir planın, etkinliğin, kararın, ortaklığın veya ilişkinin sonucunu doğrudan bir değerlendirmeyle özetleyebilir. Bir şeye yalnızca unsuccessful veya problematic demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümlede a disaster, bir etkinliğin çok kötü başarısız olduğunu belirten mecazi bir değerlendirme olarak kullanılmıştır?
- The rescue team arrived after a natural disaster.
- The conference was a disaster: the power failed, and most speakers could not present.
- The hurricane was a disaster that destroyed hundreds of homes.
Cevabı göster
The conference was a disaster: the power failed, and most speakers could not present.
They offended the Republic with their ridiculous celebrations, Kalıp ifadeler
3:22Gülünç kutlamalarıyla Cumhuriyet'i aşağıladılar,
offend someone with something: hedefi ve nedeni belirtme
offend the Republic with their ridiculous celebrations ifadesinde doğrudan nesne olan the Republic, neyin rencide edildiğini; with their ridiculous celebrations ise buna yol açan davranışı belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp offend + kişi, grup veya kurum + with + söz, davranış veya içerik şeklindedir. Burada the Republic, Roma'nın siyasi topluluğunu, kurumlarını ve ortak değerlerini temsil eder. Cümle bu bütünü rencide edilen taraf olarak ele alır ve kutlamaların onun kurallarına veya saygınlığına karşı bir saygısızlık olarak görüldüğünü söyler.
Alıştırma
Cümleyi offend fiilinin geçmiş hâli ve nedeni tanıtan edatla tamamlayın: The speaker ____ the guests ____ a cruel joke.
Cevabı göster
offended · with
sitting on golden thrones and dressing up as gods, Öbek fiiller
3:25altın tahtlarda oturup tanrılar gibi giyindiler,
dressing up as gods: dress up as + rol
dressing up as gods ifadesinde dress up as, “belirli bir kişi, karakter veya tür gibi görünmek için özel kıyafetler giymek ya da görünüşünü değiştirmek” anlamına gelir. Buradaki gods, onların büründüğü rolleri belirtir. Kalıp dress up as + rol veya kimlik şeklindedir. Up, dress up deyimsel fiilinin bir parçasıdır; yukarı yön bildirmez. As, taklit edilen rolü tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi dress up as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The children ____ astronauts for the school play.
Cevabı göster
dressed up as
had all of Rome convinced of...: have + nesne + convinced
Octavian had all of Rome convinced of their megalomania, neden olunan bir sonucu göstermek için have + nesne + geçmiş zaman ortacı veya durum tümleci yapısını kullanır. All of Rome etkilenen gruptur; convinced ise bu grubun ulaştığı inanma durumunu açıklar. Convinced of + isim öbeği, ilgili fikrin doğru olduğundan emin olmak anlamına gelir. Cümle yalnızca bir ikna girişimini değil, başarılı iknanın sonucunu vurgular: Octavianus, Roma halkının bu kişilerin megalomaniye sahip olduğu iddiasını kabul etmesini sağlamıştır.
Alıştırma
Ortaya çıkan bir inancı anlatmak için have + nesne + convinced of yapısını hangi cümle doğru kullanır?
- The speech had convinced of the whole audience the plan's value.
- The speech had the whole audience convince of the plan's value.
- The speech had the whole audience convinced of the plan's value.
Cevabı göster
The speech had the whole audience convinced of the plan's value.
megalomania: kişinin önemini ve gücünü aşırı büyütmesi
Burada megalomania, kişinin kendi önemine, büyüklüğüne veya iktidar hakkına dair aşırı ve şişirilmiş bir inancı adlandırır. Davranışı yalnızca özgüvenli ya da hırslı değil, büyüklük taslayan ve gerçeklikten kopmuş olabilecek bir tutum olarak sunar. Bu isim, statü veya kontrol arzusunun aşırı ve tehlikeli hâle geldiği yargısını taşır. Yorumlarda karşılaştığınızda bunu tarafsız bir kişilik betimlemesi değil, ağır bir suçlama olarak okuyun.
Alıştırma
Hangi cümlede megalomania doğal biçimde kullanılmıştır?
- The biography portrays the emperor's megalomania as a threat to everyone around him.
- Her modest wish for a quiet weekend is pure megalomania.
- The intern's careful plan for learning new skills shows megalomania.
Cevabı göster
The biography portrays the emperor's megalomania as a threat to everyone around him.
And yet: bir savı tersine dönüşe taşımak
And yet, önceki bilgiyi onun oluşturduğu beklentiye ters düşen yeni bilgiye bağlar. And savı ilerletir, yet ise “buna rağmen” anlamını verir. Dinleyen kişi önceki noktayı aklında tutmalı, ancak en açık görünen sonucu yeniden değerlendirmelidir. Buradaki gibi başta kullanıldığında, karşıt kanıt gelmeden önce kısa bir geçiş görevi görebilir. Çoğu zaman dönüşü daha fazla vurgular ve kısa bir merak anı yaratır.
Alıştırma
Hangi seçenekte And yet mantıklı bir tersine dönüşü tanıtmak için kullanılmıştır?
- The forecast promised sunshine. And yet, rain fell all afternoon.
- The forecast promised sunshine. And yet, the sky stayed clear all day.
- The forecast promised sunshine. And yet, the prediction was about the weather.
Cevabı göster
The forecast promised sunshine. And yet, rain fell all afternoon.
Octavian was the one who: asıl eylemi yapan kişiyi vurgulamak
X was the one who ... kalıbı, who yan cümlesindeki eylemi yapan kişi olarak X’e özel vurgu yapar. Burada üç eylemi gerçekleştiren kişinin başka biri değil, Octavian olduğunu belirtir. Bu kalıbı yalnızca ne olduğunun değil, bunu gerçekte kimin yaptığının da önemli olduğu durumlarda kullanın. who yan cümlesi, kişiyi tanımlayan eylemi verir.
Alıştırma
Dosyayı gerçekten kimin bulduğunu vurgulamak için cümleyi öne çıkarılan kalıpla tamamlayın: Nina ____ found the missing file.
Cevabı göster
was the one who
attacked, annexed, and declared: aşamalı bir eylem zinciri kurmak
Vurgulanan zincir, üç sıralı basit geçmiş zaman fiil öbeği içerir: attacked Antony, annexed Egypt ve declared himself emperor. Cümlenin tamamında bu öbekler, Octavian’a gönderme yapan who öznesini paylaşır. Sıralama askerî saldırıdan toprakların ele geçirilmesine, ardından en yüksek yönetim gücü iddiasına ilerler. Böyle paralel bir eylem zinciri, birbiriyle bağlantılı birkaç olayı tek bir yan cümlede toplar ve her eylemin kanıtı güçlendirmesini sağlar. Fiilleri aynı zamanda ve aynı yapıda tutmak sırayı izlemeyi kolaylaştırırken and, son ve doruk niteliğindeki adımı belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, aynı özneye bağlı üç paralel basit geçmiş zaman eylemiyle açık bir ilerleme kurar?
- After checking the map, the hikers crossed the river before they reached the cabin.
- The hikers checked the map, crossed the river, and reached the cabin before dark.
- The hikers checked the map, but the river was crossed by another group before dark.
Cevabı göster
The hikers checked the map, crossed the river, and reached the cabin before dark.
declared himself emperor: declare oneself + unvan
Declare oneself + unvan, kişinin artık o makamda olduğunu genellikle kendi yetkisine dayanarak kamuya ilan etmesi anlamına gelir. Bu cümlede himself, açıklamayı yapan kişiye geri gönderme yapar; yani unvanı ilan eden ile o unvanı talep eden aynı kişidir. Ardından gelen isim, rol tamamlayıcısı olarak kullanılan tekil bir makam veya resmî unvansa İngilizcede çoğu zaman tanımlık kullanılmaz: declared himself emperor, declared herself president. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp declare + dönüşlülük zamiri + unvan şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi declare oneself ruler ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After taking control, the general ____.
Cevabı göster
declared himself ruler
fear of a woman in power: in power “iktidarda veya yetki sahibi” demektir
Fear of a woman in power, yetki sahibi bir kadına yönelen korkuyu ifade eder. Fear of, birinin neden korktuğunu belirtir; in power ise devlet ya da kurum düzeyinde yetki sahibi olmak demektir ve elektrikle ilgili değildir. Bu cümlede korku, bir kadının güç sahibi olmasına verilen tepki olarak sunulur. Bu nedenle ifade, yalnızca korkutucu bir kişiyi tarif etmek yerine toplumsal cinsiyet önyargısına işaret eder.
Alıştırma
Hangi ifade doğrudan “devlet veya kurum düzeyinde yetki sahibi bir kadın” anlamına gelir?
- a woman in power
- a powerful woman
- a woman with physical power
Cevabı göster
a woman in power
It was ... that ended ...: nedeni it-cleft ile odaklamak
It was X that Y, it-cleft adı verilen ayrık bir vurgu yapısıdır. X'i güçlü odak konumuna taşırken that yan cümlesi iddianın geri kalanını verir. Bu yapı kaldırıldığında temel ifade The Roman's fear of a woman in power ended their Republic. olur. Bu cümlede X, the Roman's fear of a woman in power bölümüdür. Yapı, belirleyici neden olarak kadının kendisini değil, ona duyulan korkuyu gösterir. Bir tartışmada bu kalıp başka bir açıklamayı düzeltmek veya ona karşı çıkmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle a faulty cable ifadesini elektrik kesintisinin nedeni olarak odaklamak için it-cleft kullanır?
- A faulty cable caused the outage.
- It was a faulty cable that caused the outage.
- It was the outage that a faulty cable caused.
Cevabı göster
It was a faulty cable that caused the outage.
not the woman herself: yanlış neden atfını düzeltme
Not the woman herself, önceki yargıya kısa bir düzeltme ekler. Not olası bir nedeni, yani kadının bizzat kendisini dışarıda bırakır. Herself burada vurgu için kullanılır; kadının kendi kendine bir şey yaptığını değil, “kadının kendisini” ifade eder. Bu yapı önce temel açıklamayı verir, ardından yanlışlıkla neden olarak görülebilecek şeyi dışlar: X, not Y himself/herself/itself. İkinci bölüm, ilk bölümün yapısını devraldığı için bir cümle parçası olabilir.
Alıştırma
Yöneticinin neden olmadığını belirtmek için not ... herself yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The outdated policy caused the delay, ____.
Cevabı göster
not the manager herself
"How ironic.": anlamlı bir tersliğe dair yorum
"How ironic.", "How ironic it is!" cümlesinin kısaltılmış bir ünlem biçimidir. How + sıfat kalıbı güçlü bir değerlendirme bildirir; burada söylenmeyen özne, az önce anlatılan durumdur. ironic, sonucun beklenen, iddia edilen veya amaçlanan şeyle anlamlı biçimde çeliştiğini gösterir. Konuşan kişi yalnızca şaşırmaz; bu kısa cümle çelişkiyi özetler ve çoğu zaman eleştirel ya da alaycı bir ton taşır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi "How ironic." sözüyle özetlenir?
- Bir itfaiye istasyonunun güvenlik alarmları devre dışı bırakıldı ve bina yandı.
- Hava tahmini yağmur beklendiğini söyledi ve yağmur yağdı.
- Bir öğrenci hoşuna giden bir doğum günü hediyesi aldı.
Cevabı göster
Bir itfaiye istasyonunun güvenlik alarmları devre dışı bırakıldı ve bina yandı.
Cleopatra's story survived mainly in the accounts of her enemies in Rome, Kalıp ifadeler
3:48Kleopatra'nın hikayesi esas olarak Roma'daki düşmanlarının anlatılarında hayatta kaldı,
"survived mainly in the accounts": tarihsel anlatılarda korunma
Bu cümlede survived, «hayatta kaldı» değil, «zaman içinde bilinmeye veya korunmaya devam etti» demektir. in the accounts ifadesi hikâyenin nerede korunduğunu gösterir: Roma'daki düşmanları tarafından yazılan kayıt ve anlatılarda. Burada accounts, banka ya da çevrim içi hesaplar değil, olayların betimlemeleri veya anlatımlarıdır. Mainly kaynak sınırlılığını vurgular: sonraki okurların bildiklerinin büyük bölümü düşman seslerden gelir; bu nedenle onların bakış açısı hikâyeyi şekillendirmiş olabilir.
Alıştırma
Burada "survived mainly in the accounts" ne anlama geliyor?
- Düşmanları hikâyeyi banka hesaplarında sakladı.
- Hikâye düşmanlarını yendi ve Roma'da fiziksel olarak hayatta kaldı.
- Hikâye, esas olarak Roma'daki düşman kaynakların yazdığı anlatılar yoluyla korundu.
Cevabı göster
Hikâye, esas olarak Roma'daki düşman kaynakların yazdığı anlatılar yoluyla korundu.
filled the gaps with rumors and stereotypes: bilgi boşluklarını söylentiler ve kalıp yargılarla doldurmak
Buradaki gaps, fiziksel delikleri değil, tarihsel kayıtlarda eksik olan gerçekleri ifade eder. Yazarlar bu bilinmeyen kısımları söylentiler ve kalıp yargılarla doldurarak güvenilmez ya da taraflı bilgilerle anlatıyı tamamlanmış gibi gösterdi. Yeniden kullanılabilen yapı fill the gaps with + malzeme şeklindedir. Bilgi bağlamlarında eksik olanı kanıt, tahmin, varsayım veya uydurulmuş ayrıntılarla tamamlamak anlamına gelir; with sonrasındaki isim ne kullanıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi fill the gaps with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Without enough evidence, the biographer ____ guesses.
Cevabı göster
filled the gaps with
We may never know the full truth of her life and her reign, Dilbilgisi
3:57Hayatı ve saltanatı hakkındaki tüm gerçeği asla bilemeyebiliriz,
may never know the full truth: gerçeğin tamamını hiçbir zaman öğrenememe ihtimali
May never know, gelecekte hiçbir zaman cevabı öğrenememe ihtimalimiz olduğunu ifade eder. May yargıyı belirsiz tutarken never bu olası bilgisizliği sınırsız bir geleceğe taşır; bu nedenle will never know kadar kesin değildir. The full truth, hiçbir şey bilinmediği anlamına değil, olayların eksiksiz biçimine gelir. Sınırlı kanıtlar tam bir cevaba ulaşmayı engelleyebilecekse bu ifade kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, nedenin sonsuza kadar bilinmeme ihtimalini ihtiyatlı biçimde ifade eder?
- Researchers may not know exactly why the signal stopped.
- Researchers will never know exactly why the signal stopped.
- Researchers may never know exactly why the signal stopped.
Cevabı göster
Researchers may never know exactly why the signal stopped.
can separate fact from rumor: gerçeği söylentiden ayırabilmek
separate A from B kalıbı, birbirine karışmış ya da kolayca karıştırılabilecek iki kategoriyi belirleyip ayırmak anlamına gelir. Burada fact kanıtla desteklenen bilgiyi, rumor ise henüz doğrulanmamış bir anlatı veya iddiayı ifade eder. Can, bu ayrımın yapılabileceğini gösterir: her ayrıntıyı bilmesek bile kanıtları inceleyerek güvenilir bilgiyi doğrulanmamış iddialardan ayırabiliriz.
Alıştırma
fact ve rumor sözcüklerini kullanarak cümleyi separate A from B kalıbıyla tamamlayın: Careful readers can ____ by checking the evidence.
Cevabı göster
separate fact from rumor
by putting history on trial: tarihi mahkeme benzetmesiyle incelemek
By + -ing biçimi, daha önce belirtilen bir hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar; bu nedenle by putting... önceki eylemin nasıl gerçekleştirildiğini gösterir. Buradaki put on trial, mahkeme dilinden alınmıştır. History soyut bir kavramdır ve gerçek anlamda mahkemede yargılanamaz. İfade, tarihsel anlatıları tanıklık ve kanıt gibi sınamayı anlatan bir benzetmedir: iddiaları sorgulamak, farklı tarafları değerlendirmek ve kanıtların bu iddiaları ne ölçüde desteklediğine karar vermek.
Alıştırma
Bu cümlede by putting history on trial ne anlama gelir?
- Tarihsel iddia ve kanıtları, bir mahkemenin davayı incelediği kadar eleştirel biçimde inceleyerek.
- Bir tarih müzesinin içinde hukuki bir duruşma düzenleyerek.
- Geçmişte yaşamış insanları modern bir mahkemede suç işlemekle itham ederek.
Cevabı göster
Tarihsel iddia ve kanıtları, bir mahkemenin davayı incelediği kadar eleştirel biçimde inceleyerek.