Hazır, Başla... Git! | Engel Parkuru - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey ile Bingo eğlenmek için bir engelli parkur kurar, ancak Baba etkinliği ödülü şerbet olan bir yarışa dönüştürür. Kaybeden çocuklar, rövanş için hile yapmak yerine pratik yapıp daha fazla çabalamanın en iyi yol olduğuna karar verir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have a go? — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bir etkinliği denemeyi veya bir kez sıra almayı öneren, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde doğal duyulan bu gündelik daveti öğrenin. Birini oyuna, spora, uygulamalı bir işe ya da yeni bir deneyime katılmaya çağırırken gereğinden fazla resmî olmadan konuşmanızı sağlar. 2. we've had enough Dad for one morning. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Annenin, Baba’nın aşırı rekabetçi davranışlarını yalnızca sınırlı dozda katlanılabilecek bir şeymiş gibi sunarak nasıl mizah yarattığını anlayın. Böylece have had enough X kalıbının sert bir şikâyette bulunmadan sevgiyle karışık bıkkınlık ifade edebildiğini ve bir sınır koyabildiğini fark edebilirsiniz. 3. All we can do is try harder — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Seçenekler kısıtlı olduğunda tek gerçekçi karşılığı belirtmek için All we can do is + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Burada yapı, yenilginin yarattığı hayal kırıklığını kısa ve kararlı bir stratejiye dönüştürür; zor bir durumda yapılabilecekleri özetlemek için de kullanılabilir.
Bu derste
set up: bir şeyi kullanıma hazır hâle getirmek
Burada set up, engelli parkuru kullanılmaya hazır olacak şekilde düzenlemek veya kurmak demektir. Konuşanlar parkuru kendileri hazırladı; hazır bir parkur bulmadılar. Set up ayrılabilen bir öbek fiildir: set up the course ve set the course up biçimlerinin ikisi de kullanılabilir, ancak nesne bir zamirse ortaya gelir: set it up. Burada up yukarı yönünü anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi kullanıma hazırlamak anlamındaki hedef öbek fiille tamamlayın: Please ____ the microphone before the show.
Cevabı göster
set up
have a go: denemek veya sırayla bir kez yapmak
Have a go, bir etkinliği denemek ya da sırası geldiğinde bir kez yapmak demektir. Burada Do you want to have a go? engelli parkuru denemek için samimi bir davettir. Go burada bir deneme veya sıra anlamındaki isimdir; bir yere gitmek anlamındaki go fiili değildir. Etkinliğin ne olduğu belliyse have a go tek başına kullanılabilir. Etkinliği belirtmek için have a go at + isim veya -ing biçimi kullanılır; örneğin have a go at climbing.
Alıştırma
Gündelik Britanya İngilizcesindeki daveti hedef ifadeyle tamamlayın: The new board game is ready. Would you like to ____?
Cevabı göster
have a go
Righto: samimi bir “peki”
Righto, tek başına kullanılabilen ve “tamam”, “peki” ya da “anladım” anlamına gelen samimi bir yanıttır. Burada daveti rahat bir şekilde kabul eder ve katılmaya hazır olunduğunu gösterir. Bu kullanım, konuşmada verilen bir yanıttır; “doğru” anlamındaki right sıfatı değildir. Sondaki -o, yerleşik konuşma dilindeki bu sözcüğün bir parçasıdır; dolayısıyla Righto bir altyazı hatası değildir.
Alıştırma
Konuşan kişi burada “Righto.” diyerek ne yapıyor?
- Bir cevabın gerçekten doğru olduğunu söylemek.
- Daveti rahatça kabul edip onay vermek.
- Daveti kibarca reddetmek.
Cevabı göster
Daveti rahatça kabul edip onay vermek.
No one's racing anyone: bunun bir yarış olmadığını söylemek
No one's, no one is ifadesinin kısaltmasıdır. Burada racing anyone, başka biriyle yarışmak anlamına gelir; dolayısıyla cümle bunun kişiler arası bir yarış olmadığını söyler. Konuşan kişi yalnızca bir durumu bildirmiyor. Karşısındaki kişinin etkinlikle ilgili düşüncesini düzeltiyor ve açık bir sınır koyuyor: birlikte katılın, ama bunu kazananı ve kaybedeni olan bir yarışa çevirmeyin.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşan kişi “No one's racing anyone.” diyerek asıl ne yapıyor?
- Bir varsayımı düzeltmek ve etkinliğin yarış olmadığını vurgulamak.
- Her katılımcının yarışı çoktan bitirdiğini bildirmek.
- Hangi kişinin kazanma olasılığının daha yüksek olduğunu sormak.
Cevabı göster
Bir varsayımı düzeltmek ve etkinliğin yarış olmadığını vurgulamak.
just for having fun: etkinliğin amacını yalnızca eğlenmekle sınırlamak
Bu cümlede just for having fun, eğlenmenin etkinliğin tek amacı olduğunu; kazanmanın veya ciddi bir sonuç elde etmenin amaç olmadığını anlatır. Just amacı sınırlar, bu yüzden anlamda göz ardı edilmemelidir. for edatından sonra having, -ing biçiminde gelir. Günlük İngilizcede just for fun genellikle daha kısa ve daha doğal bir kalıptır; just to have fun da aynı amacı anlatmanın doğal bir yoludur.
Alıştırma
Bu cümlede just for having fun ne anlama geliyor?
- Etkinlik yalnızca eğlenmek içindir, kazanmak için değildir.
- Etkinlik zor olduğu için yapılıyor.
- Etkinliğin mutlaka bir kazananı olmalıdır.
Cevabı göster
Etkinlik yalnızca eğlenmek içindir, kazanmak için değildir.
Don't you kids know what chicken means? Kelime
0:50Siz çocuklar "tavuk" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyor musunuz?
chicken: korkak anlamına gelen gündelik bir söz
Burada chicken kuş olan tavuk anlamında değildir. Bir meydan okumayı kabul etmekten veya riskli bir şey yapmaktan fazla korkan kişiyi anlatan gündelik bir isimdir. Bu soru gerçekten bir tanım istemez; karşı tarafı kışkırtır. Konuşan kişi çocukların korkak olduğunu ima ederek onları yarışmaya çekmeye çalışır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Nico wouldn't try the high diving board, so his friends called him a chicken. chicken ne anlama geliyor?
- Arkadaşları korktuğu için onunla alay ediyordu.
- Arkadaşları onun bir çiftlik kuşu olduğunu düşünüyordu.
- Arkadaşları onun akşam yemeği hazırlamasını istiyordu.
Cevabı göster
Arkadaşları korktuğu için onunla alay ediyordu.
No, and they don't need everything turned into a competition. Öbek fiiller
0:52Hayır, ve her şeyin yarışmaya dönüştürülmesine ihtiyaçları yok.
turned into a competition: bir etkinliği rekabete dönüştürmek
Turn something into something, bir şeyin durumunu veya niteliğini değiştirmek anlamına gelir. Burada turned into a competition, sıradan etkinliklerin kazanmanın ve kaybetmenin önemli olduğu yarışmalara dönüştürülmesi demektir; fiziksel olarak başka yöne dönmeyi anlatmaz. They don't need everything turned into a competition ifadesinde everything sözcüğünü geçmiş zaman ortacı turned izler. Bu nesne artı geçmiş zaman ortacı yapısı edilgen anlam taşır: her etkinliğin bu şekilde değiştirilmesine gerek yoktur. İfade, her şeyi rekabete dönüştürmeye yönelik hoşnutsuzluğu da gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “bir yarışmaya dönüştürülmüş” anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: They don't need every family game ____.
Cevabı göster
turned into a competition
That's loser talk: bir tutuma yönelik kışkırtıcı etiket
Loser talk, konuşanın bazı sözleri veya bir tutumu zayıf, pes etmeye hazır ya da kaybetmekten korkan bir yaklaşım olarak etiketlemesidir. Buradaki talk yalnızca konuşma eylemini değil, belirli bir söylemi veya konuşma biçimini ifade eder. That's loser talk, diğer kişinin görüşüne yanıt vermek yerine onu küçümser. Bu bir sataşmadır: konuşan kişi karşısındakini utandırmaya veya kışkırtarak rekabeti kabul ettirmeye çalışır.
Alıştırma
That's loser talk bir konuşmada genellikle ne yapar?
- Diğer kişinin görüşüne kibarca katılır.
- Bir kazananın söylediği bir şeyi tarafsız biçimde aktarır.
- Diğer kişinin tutumunu zayıf diye küçümser ve onu kışkırtmaya çalışır.
Cevabı göster
Diğer kişinin tutumunu zayıf diye küçümser ve onu kışkırtmaya çalışır.
Winner gets ...: kısa bir sözlü ödül duyurusu
Winner gets + ödül, bir kuralı kısa biçimde duyurmak için kullanılan sözlü bir kalıptır ve “Kim kazanırsa ödülü o alır” anlamına gelir. Buradaki Winner, gelecekte kazanacak kişinin rolünü belirtir; bir kişinin adı değildir. Tam bir cümlede İngilizcede normalde The winner gets sherbet. denir. Bir oyun kuralı hızlıca sözlü olarak duyurulurken the atılarak kısa ve oyun havasına uygun bir etki yaratılabilir.
Alıştırma
Bu kısa sözlü ödül duyurusunu dersteki kalıpla tamamlayın: ____ the trophy.
Cevabı göster
Winner gets
gonna flog ya: Avustralya tarzı yarışmada şakacı meydan okuma
Bu yarışma bağlamında gonna flog ya, “seni açık farkla yeneceğim” anlamına gelir. Gonna, going to ifadesini; ya ise vurgusuz ve çok gündelik bir you söyleyişini temsil eder. Flog da gündelik Avustralya ve Yeni Zelanda İngilizcesinde “ağır bir yenilgiye uğratmak” anlamına gelir. Bu söz, şakayı anlayan kişiler arasında yarışma öncesinde söylenen abartılı bir böbürlenmedir. Flog burada gerçek anlamıyla “kırbaçlamak” ya da ayrı bir anlamı olan “satmak” için kullanılmaz.
Alıştırma
Şakalaşmalı bir yarışmada “I'm gonna flog ya” burada ne anlama gelir?
- Bir şey satma teklifidir.
- Konuşanın açık farkla kazanacağını şakayla karışık iddia etmesidir.
- Diğer kişiyi kırbaçlamaya yönelik ciddi bir tehdittir.
Cevabı göster
Konuşanın açık farkla kazanacağını şakayla karışık iddia etmesidir.
might go and get: sonraki adımı rahatça belirtmek
might go and get ifadesinde might'tan sonra fiilin yalın hâli go gelir. Bu yapı sonraki adımı rahat ve hafifçe ortaya atılmış gibi söyler; yaklaşık olarak “Sanırım gidip alacağım” demektir. Burada konuşanın bunu yapıp yapamayacağı konusunda ciddi bir şüphesi yoktur. Go and get basit bir sıralama anlatır: önce ilgili yere gitmek, ardından bir şeyi almak ya da getirip almak. Günlük konuşmada go and + fiilin yalın hâli, bu iki eylemi tek ve doğal bir sonraki adım olarak birleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şeyi gidip almayı rahatça belirtilen sonraki adım olarak sunmak için might + go and get yapısını doğal biçimde kullanır?
- I might go and get some water for everyone.
- I might going and get some water for everyone.
- I might to go and get some water for everyone.
Cevabı göster
I might go and get some water for everyone.
you do that: geçiştirici duyulabilen bir izin
You do that sözü kelime anlamıyla izin ya da teşvik bildirebilir, ancak konuşmadaki etkisi ses tonuna ve bağlama bağlıdır. Önceden bir rahatsızlık varsa Yeah, you do that sıcak bir onaydan çok “Peki, o zaman yap” anlamına gelir. Bu ifade konuşmayı kapatma işlevi de görebilir: konuşan kişi diğerinin devam etmesine izin verirken kendisini plandan uzak tutar. Düz, kısa veya özellikle vurgulu bir söyleyiş ifadeyi sabırsız, geçiştirici ya da hafif alaycı gösterebilir.
Alıştırma
Konuşan kişi zaten rahatsızdır ve düz bir tonla "Yeah, you do that" der. En olası tutum hangisidir?
- Eylemi engellediği için özür dileme.
- Plan için sıcak ve coşkulu bir destek.
- Konuşmayı bitirmeye yardımcı olan soğuk ve biraz geçiştirici bir izin.
Cevabı göster
Konuşmayı bitirmeye yardımcı olan soğuk ve biraz geçiştirici bir izin.
I think we've had enough Dad for one morning. Deyimler
1:28Sanırım bir sabahlık bu kadar baba yeterli.
we've had enough Dad for one morning: şakayla belirtilen geçici bir sınır
Bu şakacı kalıpta have had enough + isim + zaman aralığı, konuşanın şimdilik sınırına ulaştığını ve daha fazlasını istemediğini belirtir. Buradaki Dad, ailenin «yeterli sayıda babaya sahip olduğu» anlamına gelmez; babanın o sabahki aşırı rekabetçi davranışını temsil eder. Dad sözcüğünü bir miktar veya “doz” gibi kullanmak şikâyeti mizahi hâle getirir. I think ve for one morning ifadeleri tonu yumuşatıp zamanı sınırlar; bu nedenle söz, babayı bütünüyle reddetmekten çok aile içindeki bir takılma gibi duyulur.
Alıştırma
“We've had enough Max for one afternoon,” cümlesinde konuşan büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Max'in davranışı şimdilik katlanmak istediklerinden fazla oldu.
- Max o öğleden sonra yeterince yemek yedi.
- Max adında doğru sayıda kişiye sahipler.
Cevabı göster
Max'in davranışı şimdilik katlanmak istediklerinden fazla oldu.
go back to having fun: go back to + -ing yapısı
Go back to + isim veya -ing biçimi, önceki bir etkinliğe, duruma ya da konuya dönmek anlamına gelir. Burada having fun, rekabet öne çıkmadan önce herkesin yaptığı etkinliği adlandırır; Let's ise bunu yeniden yapma önerisi oluşturur. Bu anlamda to, go back to edat yapısının bir parçasıdır. Bu yüzden ardından have fiilinin yalın biçimi değil, -ing biçimi olan having gelir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi discuss fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: After the break, let's go back to ____ the plan.
Cevabı göster
discussing
let you win: let + nesne + fiilin yalın hâli
Yapı let + nesne + fiilin yalın hâlidir: let you win. Burada let izin vermek ya da engel olmamak anlamına gelir; nesneden sonraki fiil to almaz. Bir yarışmada let someone win çoğu zaman diğer kişinin kazanması için bilerek daha az çaba göstermek demektir. He won't let you win, onun zaferi sana bilerek vermeyeceğini söyler; onu yenemeyeceğin anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: My sister ______ her laptop for my homework.
- let me use
- let I use
- let me to use
Cevabı göster
let me use
There's only one thing you can do: seçenekleri bire indirmek
There's only one thing you can do bütün olasılıkları tek bir seçeneğe indirir. Konuşmacı bu eylemin ne olduğunu henüz söylemediği için cümle sonrasına işaret eder ve dinleyicinin cevabı beklemesini sağlar. Bu kalıp genellikle bir öneriyi, sonucu veya sürpriz açıklamayı tanıtır. Bilgiyi düzenleyen ana sözcük only'dir: sonraki eylemi tek ve önemli gösterir.
Alıştırma
There's only one thing you can do. cümlesi bir öneriden önce geldiğinde en sık hangi işlevi görür?
- Birkaç seçeneği eşit derecede yararlı olarak sunar.
- Önerilen tek eylem söylenmeden önce beklenti oluşturur.
- Konuşmacının ilgisiz bir konuya geçtiğini gösterir.
Cevabı göster
Önerilen tek eylem söylenmeden önce beklenti oluşturur.
I meant practice!: bir yanlış anlamayı düzeltmek
I meant practice ifadesinde meant, “söylemek veya anlatmak istediğim şey practice idi” anlamına gelir. Konuşan kişi yanlış anlaşılan düşünceyi practice ile değiştirip yanlış anlamayı hemen düzeltir. Meant geçmiş zamandadır çünkü konuşan kişi az önce söylediği sözün arkasındaki niyete dönmektedir. Buradaki temel işlev yalnızca geçmiş bir olaydan söz etmek değil, konuşmayı düzeltmektir.
Alıştırma
Anlık düzeltmeyi mean fiilinin geçmiş hâliyle tamamlayın: No, I ____ Friday, not Thursday.
Cevabı göster
meant
You kids sure are keen to get whooped again. Ton ve niyet
1:51Siz çocuklar kesinlikle tekrar dayak yemeye heveslisiniz.
sure are keen to get whooped: ironik bir sataşma
sure are ifadesinde sure, are sözcüğünü güçlendirir ve “gerçekten öylesiniz” anlamını verir. Keen to bir şeyi yapmaya hevesli veya çok istekli olmak demektir; get whooped ise özellikle bir oyun ya da yarışmada fena hâlde yenilmek anlamında kullanılan gündelik bir ifadedir. Olumlu gibi duyulan heves, get whooped again şeklindeki kötü sonuçla birleştirilir. Bu uyumsuzluk cümleyi ironik yapar: samimi bir övgü değil, yine ağır bir yenilgi yaşanacağını söyleyen şakacı bir sataşmadır.
Alıştırma
Konuşan kişi “You sure are keen to get whooped again” diyerek gerçekte neyi ima ediyor?
- Dinleyenleri önceki oyunu kazandıkları için içtenlikle över.
- Dinleyenlerin yine fena hâlde yenilmeye hevesli göründüğünü alaycı biçimde ima eder.
- Dinleyenlerden başka bir oyun oynamamalarını kibarca ister.
Cevabı göster
Dinleyenlerin yine fena hâlde yenilmeye hevesli göründüğünü alaycı biçimde ima eder.
All we can do is try harder this time. Dilbilgisi
1:55Tek yapabileceğimiz bu sefer daha fazla çabalamak.
All we can do is try harder: geriye kalan tek eylem
All we can do is ... ifadesi, mevcut kısıtlar altında geriye yalnızca yararlı veya mümkün tek bir eylem kaldığını anlatır. Buradaki all, “bütün insanlar” değil, “yapılması mümkün olan her şey” demektir. is ifadesinden sonra kalıp genellikle to almayan fiilin yalın hâlini kullanır: All we can do is try harder. Kalıp önce kısıtlamayı özetler, ardından hâlâ yapılabilecek eylemi belirtir.
Alıştırma
Hâlâ mümkün olan tek eylemi anlatan yapıyla cümleyi tamamlayın: All we can ____ wait until the road reopens.
Cevabı göster
do is
That's the way: doğru yaklaşımı öven ifade
Bu cümlede That's the way, “İşte böyle” veya “Doğru tutum bu” anlamına gelen onaylayıcı bir karşılıktır. Buradaki way bir yolu değil, birinin nasıl davrandığını veya bir durumla nasıl başa çıktığını anlatır. İfade, karşıdaki kişinin az önce söylediği ya da yaptığı şeye gönderme yapar. Bu tepkiyi över ve kişiyi devam etmeye teşvik eder.
Alıştırma
Teşvik edici bir bağlamda That's the way genellikle ne anlatır?
- Fiziksel bir yolun tehlikeli olduğu konusunda uyarır.
- Kişinin yöntemini veya tutumunu över.
- Dinleyiciden yol tarifi vermesini ister.
Cevabı göster
Kişinin yöntemini veya tutumunu över.
“Losing doesn't stop these kids.” hikâyenin ana fikrini özetler
Burada Losing, kazanmamak yani kaybetmek anlamına gelir ve doesn't stop yapısının öznesidir. Bu nedenle cümle, bir yenilginin çocukların yeniden denemesine engel olmadığını söyler. Hikâyenin bu bölümünün sonunda bu cümle yalnızca ne olduğunu anlatmaz. Önceki yarışmaya dönüp bakar ve çocuklar hakkında kısa bir değerlendirme yapar: Kaybettiklerinde pes etmezler. Böyle kısa bir cümle, ana fikri söyleyerek bir sahneyi bitirebilir.
Alıştırma
Bu cümle hikâyenin bu noktasında temel olarak ne yapıyor?
- Çocuklarla ilgisi olmayan yeni bir yarışmayı tanıtır.
- Çocukların kaybettikleri için denemeyi bıraktığını söyler.
- Önceki olayları özetler ve çocukların yenilgiden sonra da denemeye devam ettiğini gösterir.
Cevabı göster
Önceki olayları özetler ve çocukların yenilgiden sonra da denemeye devam ettiğini gösterir.