İlişkide Kalmak mı, Yoksa Ayrılmak mı?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
703 kelime 164 kel/dk

Video Tanıtımı: Bu deneme, ilişkide kalmakla ayrılmak arasındaki yalnız seçimi ve yakınlığın olağan zorluklarını ele alır. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "turning the issue over" — Deyimsel Fiiller: turn something over ifadesinin nesneyi çevirmek değil, konuyu dikkatle düşünmek olduğunu öğrenin. 2. "devil's advocate" — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir sonucu sınamak için sunulan karşı görüşü tanıyın; bunu sunan kişi görüşü desteklemek zorunda değildir. 3. "exchanging ... for ..." — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: exchange A for B ile neyin bırakıldığını ve yerine neyin geçtiğini gösterin; değişimin iyileşme mi yoksa başka bir sorun mu getirdiğini değerlendirin.

Bu derste

The decision whether one should stay or leave Dilbilgisi

0:01

Kalmalı mı yoksa gitmeli mi kararı

is one of the most consequential and painful

0:04

en önemli ve en acı verici olanlardan biridir

any of us ever has to make.

0:06

herhangi birimizin vermek zorunda kaldığı.

Dilbilgisi

whether one should stay or leave: bir karardaki seçenekleri belirtmek

whether one should stay or leave yan cümlesi, kararın neyle ilgili olduğunu açıklar. Whether iki olasılıklı dolaylı bir soru başlatır; or ise kalmak ve gitmek şeklindeki iki seçeneği gösterir. Burada should, hangi davranışın doğru veya uygun olduğunu sorar. One genel olarak herhangi bir kişiyi ifade eder ve cümleye you kullanımına göre daha resmî ve kişisel olmayan bir ton verir.

Alıştırma

İki seçenek hakkındaki cümleyi whether ... or ... ile tamamlayın: The committee must decide ____ it should approve the plan ____ reject it.

Cevabı göster

whether · or

On any given day, Kalıp ifadeler

0:08

Herhangi bir günde,

many millions of people worldwide

0:09

dünya çapında milyonlarca insan

will be secretly turning the issue over in their minds Öbek fiiller

0:12

zihinlerinde gizlice bu konuyu evirip çeviriyor olacak

as they go about their daily lives. Öbek fiiller

0:14

günlük hayatlarına devam ederken.

Kalıp ifadeler

On any given day: temsilî bir gün seçmek

On any given day, “örnek olarak seçebileceğiniz herhangi bir günde” anlamına gelir. Gün belirtilmemiştir ama temsilî bir gün olarak sunulur; dolayısıyla ifade belirli ve özel bir tarihten söz etmez. Bu ifade, durumun yaygın olduğunu veya birçok yerde gerçekleşebileceğini düşündürür. Ancak tek başına bunun istisnasız her gün gerçekleştiğini söylemez. Buradaki given, “belirli veya seçilmiş” demektir; “hediye olarak verilmiş” anlamında değildir.

Alıştırma

Günlük sıklık iddiasında bulunmadan, belirtilmemiş temsilî bir günü ifade eden yapıyla cümleyi tamamlayın: ____, a busy hospital may treat hundreds of patients.

Cevabı göster

On any given day

Öbek fiiller

turning the issue over: meseleyi zihinde dikkatle tartmak

“Turn an issue over”, bir konuyu dikkatle, çoğu zaman farklı yönlerden ve bir süre boyunca düşünmek demektir. Burada fiziksel olarak bir şeyi ters çevirmekten söz edilmez. Ayrılabilen bu öbek fiil burada turn + nesne + over düzenindedir: “turning the issue over”. “In their minds”, anlamın zihinsel olduğunu açıkça gösterir ve düşünmenin gizli ve tekrarlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “turn ... over” ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Before answering, Nia spent a few minutes ____ in her mind.

Cevabı göster

turning the question over

Öbek fiiller

go about their daily lives: olağan günlük yaşamı sürdürmek

“Go about their daily lives”, olağan rutinleri ve etkinlikleri sürdürmek demektir. Burada go about, bir yerden başka bir yere yürümeyi anlatmaz. as yan cümlesi, bu günlük yaşamın gizli düşünmeyle aynı anda sürdüğünü gösterir. Bu karşıtlık, mesele zihinlerinde kalırken insanların dışarıdan normal yaşamlarına devam ediyor gibi görünmelerini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “go about one’s daily life” ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Although Amir was waiting for important news, he ____ as usual.

Cevabı göster

went about his daily life

Their partners beside them

0:17

Yanlarındaki partnerlerinin

possibly having little clue Kalıp ifadeler

0:18

muhtemelen çok az haberi vardır

as to the momentous decision

0:20

bu tarihi karara dair

weighing upon them. Deyimler

0:21

üzerlerinde yük olan.

Kalıp ifadeler

having little clue as to: neredeyse hiçbir şey bilmemek

Bu cümlede having little clue as to, bir şey hakkında neredeyse hiçbir şey bilmemek anlamına gelir. Partnerler muhtemelen değerlendirilmekte olan önemli karardan habersizdir; buradaki clue fiziksel bir kanıt değil, anlayış veya fikir demektir. Yapı, have little clue as to + isim ya da dolaylı soru şeklindedir. Little olumsuz bir anlam taşır ve kişinin neredeyse hiç bilgisi olmadığını vurgular.

Alıştırma

Örnekteki having little clue as to ne anlama geliyor?

  1. Partnerler kararı tamamen anlıyor.
  2. Partnerler muhtemelen karar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor.
  3. Partnerler kararla ilgili yararlı bir fiziksel kanıt bulmuş.
Cevabı göster

Partnerler muhtemelen karar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor.

Deyimler

weighing upon them: üzerlerinde duygusal baskı oluşturmak

Burada weighing upon them, onlarda devam eden bir endişe veya duygusal baskı yaratmak anlamına gelir. Karar, onu vermek zorunda olan insanların üzerine çöken ağır bir yük olarak düşünülür; fiziksel ağırlığı ölçmekten söz edilmez. weigh on/upon someone yapısı, yükü kişinin zihninde kalan ciddi bir kaygının metaforuna dönüştürür. Bu bağlamda them, yanlarındaki partnerleri değil, kararı değerlendiren kişileri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, upon içeren ve sürekli endişe yaratmak anlamına gelen iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The responsibility of making the final choice continued to ____ her.

Cevabı göster

weigh upon

The choice is perhaps more common now

0:23

Seçim şimdi belki daha yaygındır

than it ever was.

0:25

hiç olmadığı kadar.

We expect to be deeply happy in love

0:26

Aşkta derinden mutlu olmayı bekleriz

and therefore spend a good deal of time wondering Dilbilgisi

0:29

ve bu nedenle bolca vaktimizi merak ederek harcarız

whether our relationships are essentially normal

0:31

ilişkilerimiz esasen normal mi

in their sexual and psychological frustrations

0:34

cinsel ve psikolojik hayal kırıklıklarında

or are beset by unusually pathological patterns Kelime

0:37

yoksa alışılmadık derecede patolojik kalıplarla mı kuşatılmış

which will impel us to get out

0:40

bizi kaçmaya itecek olan

Kelime

beset by: ciddi sorunların kuşatması altında olmak

Be beset by, çeşitli yönlerden geliyormuş gibi görünen sorunlar yüzünden tekrar tekrar veya ciddi biçimde sıkıntı çekmek anlamına gelir. Bu cümlede patolojik kalıpları, ilişkileri çevreleyen ve baskı altına alan güçler olarak sunar. Beset düzensizdir: yalın biçimi, geçmiş zamanı ve geçmiş zaman ortacı hep beset şeklindedir. are beset by içinde beset geçmiş zaman ortacıdır; by ise sıkıntının kaynağını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede beset by doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. I was beset by a pleasant greeting from my friend.
  2. The relief effort was beset by delays, shortages, and communication failures.
  3. The project was besetted by several delays.
Cevabı göster

The relief effort was beset by delays, shortages, and communication failures.

as soon as we can.

0:41

en kısa sürede.

Dilbilgisi

spend a good deal of time wondering: düşünerek çok zaman geçirmek

spend + bir zaman miktarı + -ing kalıbı, bir kişinin bir etkinliğe ne kadar zaman ayırdığını anlatır. Buradaki etkinlik wondering olduğundan ifade, düşünmeyi zaman alan ve devam eden bir süreç olarak sunar. A good deal of büyük bir miktar anlamına gelir ve sayılamayan time ismiyle kullanılır. wondering sonrasındaki whether yan cümlesi, üzerinde düşünülen sorunun ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

wonder fiilini kullanarak cümleyi spend a good deal of time + -ing hedef kalıbıyla tamamlayın: Before making the decision, Lena ____ whether it was the right choice.

Cevabı göster

spent a good deal of time wondering

What films or novels we've been exposed to, Kalıp ifadeler

0:43

Maruz kaldığımız filmler veya romanlar,

Kalıp ifadeler

been exposed to: fikirlere, medyaya ve etkilere maruz kalmak

Burada we've been exposed to, filmleri izleyerek, romanları okuyarak ya da başka bir şekilde karşılaşarak onlarla temas etmiş olduğumuzu anlatır. Exposed, present perfect edilgen yapısının bir parçasıdır: have/has + been + exposed to + isim. Bu ifade kendiliğinden tehlike anlamına gelmez. Birinin düşünme biçimini etkileyebilecek hikâyeler, fikirler, diller veya kültürel etkiler gibi tarafsız ya da olumlu girdileri de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve temas etmek anlamına gelen üç sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: Since moving to the city, Lena has ____ several languages through her neighbors.

Cevabı göster

been exposed to

the state of our friends' relationships,

0:45

arkadaşlarımızın ilişkilerinin durumu,

the degree of noise surrounding new sexually driven dating apps,

0:47

cinsellik odaklı yeni flört uygulamalarının etrafındaki gürültünün derecesi,

not to mention how much sleep we've had, Anlatım akışı

0:51

ne kadar uyuduğumuzdan bahsetmiyorum bile,

Anlatım akışı

not to mention: önemli bir nokta daha eklemek

Not to mention, daha önce verilen noktalara bir etken daha ekler. Bu cümlede how much sleep we've had son etkendir ve atlanamayacak kadar önemli ya da açık bir unsur olarak sunulur. Bu ifade, konuşanın bir şeyi anmaktan kaçınacağı anlamına gelmez. «Ayrıca önemli bir nokta da» gibi işlev görür ve cümle devam etmeden önce bir listeyi doğal biçimde tamamlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve önemli bir dezavantaj daha ekleyen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The route is long and steep, ____ dangerous in bad weather.

Cevabı göster

not to mention

can all play humblingly large roles Kalıp ifadeler

0:53

hepsi şaşırtıcı derecede büyük roller oynayabilir

in influencing us one way or another. Deyimler

0:56

bizi öyle ya da böyle etkilemede.

Kalıp ifadeler

play humblingly large roles in ifadesinin anlamı

To play a role in something, bir şeyin şekillenmesine yardımcı olmak veya olanları etkilemek demektir. Buradaki play, eğlenmek için oynamak ya da bir karakteri canlandırmak anlamına gelmez. Çoğul roles biçimi, öznedeki birden fazla etkene uyar. Large, etkilerinin güçlü olabileceğini belirtir; humblingly ise bu etkinin, seçimlerimizin tamamen bağımsız veya kontrolümüz altında olduğuna dair güvenimizi azaltacak kadar büyük olduğunu ekler.

Alıştırma

Örnekte play humblingly large roles in ne anlama geliyor?

  1. kontrol duygumuzu sorgulatacak kadar büyük etkiler yaratmak
  2. izleyici önünde birkaç etkileyici karakteri canlandırmak
  3. bir şeyin içinde eğlenceli etkinliklere katılmak
Cevabı göster

kontrol duygumuzu sorgulatacak kadar büyük etkiler yaratmak

Deyimler

one way or another ifadesinin anlamı

One way or another, tam olarak hangi biçimde olduğu belirtilmese de bir şekilde demektir. Bu cümlede iddiayı genişletir: Tüm etkenler bizi etkileyebilir, ancak etkinin türü veya yönü değişebilir. İki gerçek yol arasında seçim sunmaz ve olasılıkları ikiyle sınırlamaz. Konuşanın, her birini tek tek sıralamadan çeşitli olası yolları kapsamasını sağlar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, bu dersteki ‘belirtilmemiş bir biçimde’ anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Every new experience changes us ____.

Cevabı göster

one way or another

Awkwardly, it seems that no one else

0:59

Garip bir şekilde, görünüşe göre başka hiç kimse

actually really minds what we end up doing, Öbek fiiller

1:01

sonunda ne yaptığımızı gerçekten pek umursamıyor,

Öbek fiiller

end up doing: sonunda yapılan eylem

end up doing yapısında end up, bir süreçten, belirsizlikten veya çeşitli olasılıklardan sonra ortaya çıkan nihai sonucu gösterir. Burada what we end up doing, sonunda seçtikleri eylemi, yani kalmayı mı ayrılmayı mı seçtiklerini anlatır. Kalıp end up + -ing biçimindedir: end up staying, end up leaving. Sonucun başlangıçta tam olarak planlanmadığını ya da belli olmadığını sıkça ima eder.

Alıştırma

end up ve stay ifadelerini doğru biçimlerde kullanın: After discussing every option, we ____ at home.

Cevabı göster

ended up staying

which gives the decision a degree of existential loneliness

1:04

bu da karara varoluşsal bir yalnızlık derecesi veriyor

it might not always have possessed.

1:07

her zaman sahip olmayabileceği.

Historically, the choice was in a sense Ton ve niyet

1:09

Tarihsel olarak, seçim bir anlamda

a good deal easier because

1:11

çok daha kolaydı çünkü

there were simply so many stern external sanctions

1:13

o kadar çok katı dış yaptırım vardı ki

around not leaving.

1:16

ayrılmamakla ilgili.

Ton ve niyet

in a sense: bir iddiayı tek bir bakış açısıyla sınırlamak

In a sense, 'belirli bir bakış açısından' veya 'sınırlı bir anlamda' demektir. Seçimin daha kolay olduğu iddiasının kapsamını daraltır: dış kurallar kabul edilebilir seçeneklerin sayısını azaltmıştır, ancak bu, hayatın veya ilişkilerin genel olarak daha iyi olduğu anlamına gelmez. Bu ifadeyi bir iddiayı her açıdan doğruymuş gibi sunmak yerine kapsamını sınırlamak için kullanın. Başka bir bakış açısının farklı bir değerlendirmeye yol açabileceğini gösterir.

Alıştırma

Konuşan kişi değişikliğin bir bakış açısından yardımcı olduğunu ancak her açıdan yardımcı olmadığını anlatmak istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The delay was, ___, useful because it gave us time to check the figures.

  1. in fact
  2. in a sense
  3. in every sense
Cevabı göster

in a sense

Religions would insist that God blessed unions

1:18

Dinler Tanrı'nın birliktelikleri kutsadığında ısrar eder

and would be furious that they're being torn asunder. Kelime

1:21

ve onların parçalanmasına öfkelenirlerdi.

Kelime

torn asunder: “zorla parçalanmış” anlamında edebî bir ifade

Bu cümlede torn asunder, “şiddetle ayrılmak veya parçalanmak” anlamına gelir. Unions evlilikleri veya partnerlikleri ifade eder; dolayısıyla söz konusu bağların yok edildiği anlatılır. Tear asunder edebî ve eski tarzda bir ifadedir. Asunder, “ayrı parçalara” anlamına gelir; torn ise ifadeye güç katarak ayrılığı ciddi ve yoğun duygulu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tear fiilinin geçmiş zaman ortacı + asunder ile kurulan edebî ifadeyle tamamlayın: The sacred alliance was ____ by years of conflict.

Cevabı göster

torn asunder

Society strongly disapproved of breakups

1:24

Toplum ayrılıkları şiddetle onaylamaz

and cast separating parties

1:27

ve ayrılan tarafları

into decades of ignominy and shame.

1:29

onlarca yıllık bir aşağılanma ve utanca sürüklerdi.

And psychologists would explain that children

1:31

Ve psikologlar, çocukların

would be deeply and permanently scarred

1:33

derin ve kalıcı bir şekilde yaralanacağını açıklardı

by any termination in their parents' relationship.

1:36

ebeveynlerinin ilişkilerindeki herhangi bir sonlanmadan.

But one by one, Kalıp ifadeler

1:40

Ama birer birer,

these objections to quitting have fallen away. Öbek fiiller

1:41

ayrılmaya yönelik bu itirazlar ortadan kalktı.

Kalıp ifadeler

one by one: ayrı nesnelerin sırayla değişmesi

One by one, ayrı kişi ya da nesnelerin hep birlikte değil, sırayla hareket ettiğini veya değiştiğini belirtir. Burada itirazlar zaman içinde ayrı ayrı ortadan kalkar. Cümlenin başına yakın konumdaki one by one, bütün sürecin nasıl ilerlediğini önceden çerçeveler. Her itirazın ayrı bir adım olarak ortadan kalkmasına dikkat çeker.

Alıştırma

Hangi cümle, ayrı nesnelerin sırayla değiştiğini açıkça belirtir?

  1. The warning lights went out at the same time.
  2. The warning lights went out one by one.
  3. The warning lights faded little by little.
Cevabı göster

The warning lights went out one by one.

Öbek fiiller

fallen away: itirazların gücünü yitirmesi

Bu cümlede fallen away, “giderek güçlerini yitirmiş ya da ortadan kalkmış” anlamına gelir. Özne objections olduğu için bu öbek fiil fiziksel bir düşüşü değil, soyut bir değişimi anlatır. Present perfect yapısındaki have fallen away, itirazların artık etkili olmadığını gösterir. One by one ise bunun ayrı ayrı ve zaman içinde gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

Cümlede the objections have fallen away ne anlama gelir?

  1. İtirazlar daha güçlü ve daha çok sayıda hâle gelmiştir.
  2. İtirazlar giderek güçlerini yitirmiş veya ortadan kalkmıştır.
  3. İtirazlar fiziksel olarak yere düşmüştür.
Cevabı göster

İtirazlar giderek güçlerini yitirmiş veya ortadan kalkmıştır.

Religions no longer terrify us into staying. Dilbilgisi

1:44

Dinler artık bizi kalmamız için korkutmuyor.

Dilbilgisi

terrify someone into staying: verb + person + into + -ing kalıbı

verb + person + into + -ing kalıbı, birinin başka bir kişiye fiilin belirttiği gücü kullanarak bir şey yaptırması anlamına gelir. Burada terrify us into staying, “bizi kalacak kadar korkutmak” demektir. Into sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli stay değil, -ing biçimi staying gelir. No longer, korkuya dayalı bu baskının artık işe yaramadığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi terrify ve share sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: The fake warning ____ Leo ____ his password.

Cevabı göster

terrified · into sharing

Society doesn't care.

1:46

Toplumun umurunda değil.

And psychologists now routinely tell us

1:48

Ve psikologlar artık bize rutin olarak söylüyorlar

that children would prefer a broken family Dilbilgisi

1:50

çocukların parçalanmış bir aileyi tercih edeceğini

to an unhappy one.

1:53

mutsuz bir aileye.

Dilbilgisi

would prefer A to B ve tekrarlanan ismin yerine geçen one

would prefer A to B, iki seçenek arasında çocukların A seçeneğini daha çok isteyeceği anlamına gelir. Burada A, ebeveynleri ayrılmış bir aile; B ise mutsuz bir ailedir. to karşılaştırmayı gösterir ve mastar yapısının parçası değildir. an unhappy one içindeki one, tekil ve sayılabilen family isminin yerine geçer. Böylece unhappy sıfatı korunurken family tekrarlanmaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp would prefer + isim veya ulaç + to + isim veya ulaç şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi prefer A to B yapısının gerektirdiği karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: For the school trip, Maya would prefer a morning train ____ a late one.

Cevabı göster

to

The burden of choice therefore Deyimler

1:54

Seçim yükü bu nedenle

falls squarely on us.

1:56

doğrudan bizim omuzlarımıza düşüyor.

Deyimler

seçim yükünün doğrudan ve tamamen bize düşmesi

The burden of choice, karar verme sorumluluğunu ve baskısını mecazi bir ağırlığa dönüştürür. fall on someone, bir görev, maliyet veya zor bir sorumluluğun o kişiye kalması anlamına gelir. Squarely ifadeyi güçlendirir: sorumluluk doğrudan ve tamamen bize aittir. Therefore bunun önceki durumun sonucu olduğunu gösterir. Gerçekte hiçbir şey düşmez ve squarely bir şekli tarif etmez.

Alıştırma

fall squarely on someone hedef ifadesini tamamlayın: When the committee chair was absent, the final decision fell squarely ____ Elena.

Cevabı göster

on

The only thing determining whether to stay or leave

1:59

Kalıp kalmamayı belirleyen tek şey

is how we feel,

2:01

nasıl hissettiğimizdir,

which can be a pretty hard matter indeed

2:03

ki bu gerçekten oldukça zor bir mesele olabilir

to work out for ourselves. Öbek fiiller

2:05

kendi başımıza çözmek için.

Öbek fiiller

work out for ourselves: kendi başımıza anlamak

Burada work out, “dikkatlice düşünerek bir sonuca ulaşmak” anlamına gelir. Çözülmesi gereken konu, gerçekte ne hissettikleri ve buna bağlı olarak kalıp kalmamalarıdır. For ourselves, kararın başkası tarafından verilmesi yerine kendi düşüncelerine dayanması gerektiğini vurgular. Başka durumlarda da kullanılabilen work something out for yourself/ourselves kalıbında dönüşlülük zamiri, kararı veren kişiye göre seçilir.

Alıştırma

“Kendi değerlendirmemizi kullanarak anlamak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to ____ whether this plan is right for us.

Cevabı göster

work out for ourselves

Our feelings having a dispirited habit of shifting

2:07

Duygularımızın değişme gibi can sıkıcı bir alışkanlığı vardır

and evading any efforts of rational qualification.

2:10

ve rasyonel niteleme çabalarından kaçma.

In the circumstances,

2:14

Bu şartlar altında,

it might help to have a set of questions,

2:15

bir dizi soruya sahip olmak yardımcı olabilir,

devil's advocate in nature, Deyimler

2:17

doğası gereği şeytanın avukatlığını yapan,

to fall back upon, Öbek fiiller

2:18

sırtımızı dayayabileceğimiz,

Deyimler

devil's advocate: karşı görüşü bilinçli olarak savunan rol

Devil's advocate, bir fikri sınamak için kasıtlı olarak karşı görüşü savunan kişidir; burada anlam genişleyerek bu işlevi gören bir soru türünü de kapsar. Konuşanın karşı görüşe gerçekten inanması gerekmez. devil's advocate in nature ifadesinde in nature, “nitelik veya tür bakımından” demektir. Bu sorular, ilk sonucu sorgulamak ve akıl yürütmeyi itirazlarla karşı karşıya getirmek için tasarlanmıştır.

Alıştırma

Bir fikri sınamak amacıyla kasıtlı olarak karşı tarafı savunma anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Let me play ____ for a moment: what if our main assumption is wrong?

Cevabı göster

devil's advocate

Öbek fiiller

fall back upon ile bir şeyi yedek olarak kullanmak

Bu cümlede fall back upon, ne yapılacağından emin olunmadığında bir şeyi yedek olarak kullanmak veya ona güvenmek anlamına gelir. Ana yaklaşım yeterli olmazsa önceden hazırlanmış sorular destek sağlayabilir. Kalıp fall back on/upon + kaynak, plan veya kişi şeklindedir. Buradaki upon fiziksel olarak geriye düşmeyi anlatmaz; on yerine kullanılan biraz daha resmî bir seçenektir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “yedek olarak kullanmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: If the online map stops working, we can ____ the paper map.

Cevabı göster

fall back upon

a kind of checklist to dialogue within one's mind

2:20

kişinin zihninde diyalog kurması için bir tür kontrol listesi

in the silent hours of the morning

2:23

sabahın sessiz saatlerinde

from the chill vantage point

2:25

o ürpertici bakış açısından

of the spare room couch.

2:26

misafir odası kanepesinin.

How much of our unhappiness

2:29

Mutsuzluğumuzun ne kadarı

can be tightly attributed to this particular partner? Kalıp ifadeler

2:30

sıkı bir şekilde bu özel partnere atfedilebilir?

Kalıp ifadeler

be tightly attributed to: belirli bir nedene bağlamak

Bu soruda be attributed to, bir şeyin sonucu olarak açıklanmak veya ondan kaynaklandığının düşünülmesi anlamına gelir. İncelenen sonuç mutsuzluktur ve bu belirli partner öne sürülen nedendir. Tightly iddianın kapsamını daraltır: nedenin başka birçok etken yerine kesin ve özel olarak o tek kişiye bağlanıp bağlanamayacağını sorar. Edilgen kalıp sonuç + be attributed to + öne sürülen neden şeklindedir.

Alıştırma

“The delay cannot be tightly attributed to one person,” cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Gecikme bir kişinin kişisel özelliği olarak tanımlanamaz.
  2. Gecikmenin nedeni kesin olarak tek bir kişiye bağlanamaz.
  3. Gecikme fiziksel olarak tek bir kişiye tutturulamaz.
Cevabı göster

Gecikmenin nedeni kesin olarak tek bir kişiye bağlanamaz.

And how much might it,

2:34

Ve ne kadarı,

as we would risk discovering

2:35

keşfetme riskini alacağımız gibi

5 years and multiple upheavals later,

2:37

5 yıl ve sayısız çalkantıdan sonra,

turn out to be simply an inherent feature Öbek fiiller

2:40

sadece doğuştan gelen bir özellik olduğu ortaya çıkabilir

of any attempt to live in close proximity Kalıp ifadeler

2:42

yakın mesafede yaşama girişiminin

to another human?

2:45

başka bir insanla?

Öbek fiiller

turn out to be: gerçeğin sonradan ortaya çıkması

Turn out to be, zaman veya deneyim sonrasında bir şeyin aslında belli bir biçimde olduğunun anlaşılması ya da kanıtlanması demektir. to be'den sonraki tanım, başlangıçtaki beklentiden farklı olabilen ve sonradan ortaya çıkan gerçeği sunar. Buradaki soru, mutsuzluğun sonunda başka biriyle yakın biçimde yaşama girişiminin doğasında bulunan bir parça olarak görülüp görülmeyeceğidir. Turn burada fiziksel olarak dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi turn out to be ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several tests, the new material ____ stronger than steel.

Cevabı göster

turned out to be

Kalıp ifadeler

in close proximity to: resmî dilde yakınlık

In close proximity to, “bir şeye çok yakın” anlamına gelir. Proximity ismi yakınlığı ifade eder ve tam edat kalıbı in ... proximity to + isim şeklindedir. Bu cümlede ifade yalnızca fiziksel mesafeyi değil, başka biriyle sürekli ve yakın koşullarda yaşamayı da anlatır. Resmî ifade biçimi, yakın biçimde birlikte yaşamayı genel bir koşul olarak sunar.

Alıştırma

“Çok yakın” anlamındaki tam resmî ifadeyi kullanın: Do not store paint ____ an open flame.

Cevabı göster

in close proximity to

Though it is of course always essentially their fault, Ton ve niyet

2:47

Gerçi elbette her zaman esas olarak onların suçu olsa da,

what tiny proportion of the difficulties

2:50

zorlukların ne kadarlık küçük bir oranına

might we nevertheless be contributing to the discord? Kalıp ifadeler

2:53

yine de bizim bir katkımız olabilir anlaşmazlığa?

Ton ve niyet

İronik bir ödünleme olarak Though it is of course always essentially their fault

Though ile başlayan yan cümle bir ödünleme kurar: ana soru başka bir yöne dönmeden önce belirli bir tutumu ortaya koyar. Burada of course, always ve essentially gibi kesinlik bildiren sözcükler, çatışmanın “their fault” olduğu iddiasını bilerek abartılı gösterir. Konuşan kişi bütün suçu gerçekten karşı tarafa yüklememektedir. Abartılı başlangıç, kişinin kendini aklamaya çalışan düşüncesini taklit eder; ardından gelen soru ise bizim de sorunu büyütüyor olabileceğimizi sorarak bu düşünceyi boşa çıkarır. Bu ironi, başkalarını suçlamaktan öz değerlendirmeye geçiş sağlar.

Alıştırma

Konuşan kişi bu cümlede “Though it is of course always essentially their fault” ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Ortak sorumluluğu sormadan önce kişinin kendini haklı çıkaran tutumunu kasıtlı bir abartıyla ortaya koymak
  2. Sorumluluk konusundan uzaklaşmak için konuyu değiştirmek
  3. Diğer insanların tamamen sorumlu olduğunu ciddi biçimde iddia etmek
Cevabı göster

Ortak sorumluluğu sormadan önce kişinin kendini haklı çıkaran tutumunu kasıtlı bir abartıyla ortaya koymak

Kalıp ifadeler

contributing to the discord: çatışmadaki kısmi sorumluluk

Contribute to, bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olmak anlamına gelir; bu sonuç olumlu da olumsuz da olabilir. Bu soruda contributing to the discord, anlaşmazlığın oluşmasında veya kötüleşmesinde bir ölçüde rol oynamak demektir. Bu ifade birden fazla neden olmasına yer bırakır. Bütün çatışmaya tek başımıza neden olduğumuzu söylemeden, olası bir sorumluluğumuzu kabul eder. Discord, insanlar veya gruplar arasındaki ciddi anlaşmazlık ya da uyumsuzluk için kullanılan oldukça resmî bir isimdir.

Alıştırma

Bu cümlede contributing to the discord ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bütün güçlükleri tamamen ve tek başına oluşturmak
  2. Barışçıl bir ilişkiye olumlu katkı yapmak
  3. Çatışmanın oluşmasına veya kötüleşmesine yardımcı olmak
Cevabı göster

Çatışmanın oluşmasına veya kötüleşmesine yardımcı olmak

In what modest way

2:57

Hangi mütevazı yolla

might we be a little hard to be around? Kelime

2:58

biz de etrafında bulunması biraz zor biri olabiliriz?

Kelime

hard to be around: yanında bulunması zor biri

Hard to be around, birinin davranışları, ruh hâli veya kişiliği yüzünden onunla zaman geçirmenin zor ya da rahatsız edici gelmesi demektir. Buradaki around yalnızca fiziksel olarak yakında olmayı değil, “o kişinin yanında bulunmayı” anlatır. Kalıp someone + be + hard to be around şeklindedir. Bu soruda a little, kişinin kendine yönelttiği eleştiriyi yumuşatır ve daha az kesin gösterir.

Alıştırma

"When Maya is very stressed, she can be hard to be around," cümlesindeki hard to be around ne anlama gelir?

  1. Maya gittikten sonra onu bulmak zordur.
  2. Maya ile zaman geçirmek zor veya rahatsız edici gelebilir.
  3. Fiziksel olarak Maya'nın yakınında durmak zordur.
Cevabı göster

Maya ile zaman geçirmek zor veya rahatsız edici gelebilir.

Consider the annoying traits

3:02

Sinir bozucu özellikleri düşünün

in all previous partners we've had

3:04

sahip olduğumuz önceki tüm partnerlerdeki

and people we've known

3:06

ve tanıdığımız insanlardaki

that our current partners happen not to have. Dilbilgisi

3:07

şu anki partnerlerimizin tesadüfen sahip olmadığı.

Dilbilgisi

happen not to have: tesadüfen sahip olmamak

Happen to + fiilin yalın hâli, bir gerçeği planlanmış bir şey olarak değil, tesadüfen gerçekleşmiş veya sonuçta öyle olmuş bir durum olarak sunar. Happen not to have, birinin tesadüfen bir şeye sahip olmaması demektir. Bu cümlede have fiilinin nesnesi sinir bozucu özelliklerdir. Olumsuzluk, mastardan önce yer alır: happen not to have. Böylece tesadüfi olan gerçek, “bu özelliklere sahip olmamak” olur.

Alıştırma

Cümleyi happen to yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın. Eksik sözcükler Lina'nın tesadüfen yanında şarj aleti olmadığını belirtmelidir: Lina ____ a charger with her today.

Cevabı göster

happens not to have

What do we manage not to fight about? Dilbilgisi

3:11

Ne hakkında kavga etmemeyi başarıyoruz?

Dilbilgisi

manage not to fight about: tartışmadan kaçınmayı başarmak

manage not to fight ifadesinde manage to, 'bir şeyi yapmayı başarmak' demektir; not ise olumsuz mastar yapısı olan not to fight'a aittir. Bu nedenle ifade, 'kavga etmeyi başaramamak' değil, 'kavga etmekten kaçınmayı başarmak' anlamına gelir. Fight about, tartışmanın konusunu belirtir. What bu konunun yerini tuttuğu için soru, konuşanların hangi konuların kavgaya dönüşmesini başarıyla engellediğini sorar.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanların bir tartışmadan kaçınmayı başardığı anlamına gelir?

  1. We managed not to fight about the decision.
  2. We did not manage to avoid a fight about the decision.
  3. We managed to have a fight about the decision.
Cevabı göster

We managed not to fight about the decision.

Start to probe at any new infatuations or crushes,

3:14

Yeni bir hevesi veya aşık olma durumunu araştırmaya başlayın,

largely by getting to know them better. Kalıp ifadeler

3:18

büyük ölçüde onları daha iyi tanıyarak.

Kalıp ifadeler

getting to know: birini zaman içinde tanımak

Get to know someone, zaman, konuşma veya ortak deneyimler yoluyla bir kişiyi giderek tanımak demektir. Burada getting to know them better, idealize edilmiş bir ilk izlenime güvenmek yerine yeni hoşlanılan kişilerin gerçekte nasıl olduğunu keşfetmenin bir yoludur. Know, birini zaten tanıyor olma durumunu anlatırken get to know, yabancılıktan tanıdıklığa doğru ilerleyen süreci vurgular. İfade by sözcüğünden sonra geldiği için get, getting biçimini alır: by getting to know.

Alıştırma

Mina bir takıma yeni katıldı ve takım arkadaşlarını zaman içinde tanımak istiyor. Bu süreci en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. I know my teammates.
  2. I want to get to know my teammates.
  3. I met my teammates.
Cevabı göster

I want to get to know my teammates.

Observe closely how many sexually available

3:21

Cinsel olarak ulaşılabilir ne kadar insan olduğunu yakından gözlemleyin

and intelligent people the single types around us,

3:24

ve zeki insanlarla, çevremizdeki bekar tiplerin,

especially those hooked up to those new dating apps, Öbek fiiller

3:27

özellikle de bu yeni flört uygulamalarına bağımlı olanların,

actually manage to encounter day-to-day.

3:29

aslında günden güne karşılaşmayı başardığını.

Öbek fiiller

hooked up to: bağlı veya erişimi olan

Burada hooked up to, flört uygulamalarına bağlı olup onları kullanmak anlamına gelir. to sonrasındaki nesne bir uygulamadır; dolayısıyla ifade, bir cihazı sisteme bağlama fikrini mecazi biçimde genişletir. Biriyle cinsel ilişki yaşamak anlamına gelmez. Bir kişi ya da şeyin bağlantı aracılığıyla erişim sağladığını belirtmek için be hooked up to + cihaz, ağ, sistem veya hizmet yapısı kullanılır. Bir app için kullanıldığında mecazidir ve olası kişilerin aktığı sisteme bağlı olmayı vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede hooked up to, “bir sisteme bağlı ve onu kullanabilir durumda” anlamındadır?

  1. Once the tablet is hooked up to the classroom network, it can download the lesson.
  2. Leo is hooked on a new puzzle game.
  3. Maya hooked up with a friend after the concert.
Cevabı göster

Once the tablet is hooked up to the classroom network, it can download the lesson.

Try to have another conversation with your partner

3:33

Partnerinizle başka bir konuşma yapmayı deneyin

in which you don't accuse them of mendacity Kalıp ifadeler

3:35

onları yalancılıkla suçlamadığınız

and instead simply explain quite calmly Ton ve niyet

3:38

ve bunun yerine sakince açıkladığınız

how you actually feel

3:40

aslında nasıl hissettiğinizi

and how sad you are about quite a few things.

3:42

ve oldukça fazla şey hakkında ne kadar üzgün olduğunuzu.

Kalıp ifadeler

accuse someone of mendacity: birini resmen yalancılıkla suçlamak

Accuse, accuse + kişi + of + isim veya -ing biçimi yapısını izler. accuse them of mendacity ifadesinde them, yanlış yapmakla suçlanan kişiyi; mendacity ise ileri sürülen yanlışı belirtir. Mendacity, kasıtlı dürüst olmama veya yalan söyleme anlamına gelir. Resmî ve ağır bir isimdir; bu nedenle ifade, birinin yalnızca yanılmış olabileceğini belirten tarafsız bir yorumdan ziyade ciddi, neredeyse hukuki veya ahlaki bir suçlama gibi duyulur.

Alıştırma

Sabit yapıyı gerekli edatla tamamlayın: In the formal complaint, the manager accused the supplier ____ mendacity.

Cevabı göster

of

Ton ve niyet

and instead ... explain quite calmly: bir eylemin yerine başka bir eylem koymak

don't X and instead Y yapısında, önerilen Y eylemi X'in yerini alır. Burada and instead, partneri dürüst olmamakla suçlamaktan uzaklaşıp konuşmayı kişinin kendi duygularını açıklamasına yönlendirir. Simply yeni eylemi dolambaçsız ve doğrudan gösterirken quite calmly açıklamanın sakin biçimde yapılacağını belirtir. İfade bir bütün olarak çatışmayı azaltır: karşıdaki kişinin karakterini yargılamak yerine kendi duygularınızı anlatırsınız.

Alıştırma

and instead simply explain quite calmly ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacı, önce suçlamayı yapıp ardından duyguları açıklamayı öneriyor.
  2. Konuşmacı, suçlama ile açıklamanın eşit derecede yararlı iki seçenek olduğunu söylüyor.
  3. Konuşmacı, suçlamanın yerine kişisel duyguların sakin bir açıklamasını koymayı öneriyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, suçlamanın yerine kişisel duyguların sakin bir açıklamasını koymayı öneriyor.

Reflect on how you'd really feel as a child.

3:46

Çocuk olarak gerçekten nasıl hissedeceğinizi düşünün.

If henceforth, you were going to have two tiny bedrooms, Kelime

3:48

Bundan böyle, iki küçük yatak odanız,

two new step-parents,

3:52

iki yeni üvey ebeveyniniz,

and possibly a few more new half-siblings.

3:53

ve muhtemelen birkaç yeni üvey kardeşiniz olacaksa.

Kelime

henceforth: resmî dilde “bu noktadan itibaren”

Henceforth, bu noktadan başlayarak gelecekte de devam edecek biçimde demektir. Zamanda bir sınır belirler ve sadece daha sonra gerçekleşecek tek bir olayı değil, bu sınırın ardından süren geleceği kapsar. Burada, ailedeki bir değişiklikten sonra çocuğun yaşamının nasıl devam edeceğine ilişkin hayalî bir koşul başlatır. Resmî ve ağır tonu, uzun vadeli değişikliği özellikle önemli gösterir.

Alıştırma

henceforth sözcüğünün hangi kullanımı doğaldır?

  1. ‘Sonra’ anlamında geçmiş olay sırası: "She henceforth opened the door."
  2. Resmî bir kural: "Henceforth, all applications must be submitted through the online portal."
  3. Daha sonrası için tek seferlik bir plan: "I'll call you henceforth after dinner."
Cevabı göster

Resmî bir kural: "Henceforth, all applications must be submitted through the online portal."

Compare with the scratchy reality Deyimler

3:56

Bunu rahatsız edici gerçeklikle karşılaştırın

of the current setup.

3:58

mevcut düzenin.

Deyimler

Rahatsızlık ve sürtüşme benzetmesi olarak scratchy reality

Scratchy genellikle cildi tahriş eden ya da kulağa pürüzlü gelen bir şeyi anlatır. scratchy reality ifadesinde bu fiziksel rahatsızlık mevcut duruma aktarılır: var olan düzen rahatsız, gergin ve küçük sürtüşmelerle dolu hissettirir. Bu, kalıplaşmış bir deyim değil, yaratıcı bir benzetmedir. Gerçekliğin kelimenin tam anlamıyla bir tırmalama sesi çıkardığını düşündürmek yerine durumun hoş olmayan dokusunu hissettirir.

Alıştırma

Compare with the scratchy reality of the current setup. cümlesinde scratchy reality ne anlama gelir?

  1. Rahatsız edici ve sürtüşmelerle dolu bir durum
  2. Özenle kusursuzlaştırılmış bir plan
  3. Kelimenin tam anlamıyla kazıma sesi çıkaran bir dünya
Cevabı göster

Rahatsız edici ve sürtüşmelerle dolu bir durum

Question how normal it is for any couple Dilbilgisi

4:01

Herhangi bir çift için ne kadar normal olduğunu sorgulayın

to have great sex after 22 months together.

4:03

22 ay birlikte olduktan sonra harika seks yapmanın.

Dilbilgisi

how normal it is for any couple to have: cümle içine yerleşmiş bir how yan cümlesi

How + sıfat + it is yapısı, bir niteliğin derecesini sorar. Burada how normal it is, basitçe evet ya da hayır biçiminde bir yargı bildirmek yerine “ne ölçüde normal” anlamına gelir. it sözcüğü biçimsel öznedir. Asıl değerlendirilen durum daha sonra for + isim öbeği + to-infinitive kalıbında gelir: for any couple to have great sex after 22 months together. How yan cümlesinin tamamı Question fiilinin nesnesidir; bu nedenle how normal is it değil, düz cümle sırası olan how normal it is kullanılır.

Alıştırma

Consider sonrasındaki doğal tamamlamayı seçin: Consider ___ for a teenager to manage a full-time job.

  1. how difficult it is
  2. how difficult is it
  3. how it is difficult
Cevabı göster

how difficult it is

Ask yourself if you're ready to face the risk Kalıp ifadeler

4:06

O riskle yüzleşmeye hazır olup olmadığınızı kendinize sorun

of perhaps achieving no more than exchanging Dilbilgisi

4:08

belki de sadece takas etmekten öteye gidememe riskini

a familiar kind of unhappiness

4:11

tanıdık bir mutsuzluk türünü

for a new and more complex variety of unhappiness.

4:13

yeni ve daha karmaşık bir mutsuzluk çeşidiyle.

Kalıp ifadeler

face the risk of + isim veya -ing biçimi

To face the risk of something, istenmeyen bir sonucun ortaya çıkma ihtimalini kabul edip onunla dürüstçe yüzleşmek demektir. Buradaki face mecazidir; yüzü fiziksel olarak bir şeye çevirmek değil, onunla yüzleşmek anlamına gelir. Kalıp face the risk of + isim veya -ing biçimidir. Bu cümledeki olası sonuç, alışılmış bir mutsuzluğun yerine yeni ve daha karmaşık bir mutsuzluk koymaktan fazlasını elde edememektir.

Alıştırma

Cümleyi üç sözcüklü face the risk of ifadesiyle tamamlayın: If we delay the repairs, we must ____ paying more later.

Cevabı göster

face the risk of

Dilbilgisi

exchange A for B: eski A, yeni B

Exchange A for B, A'dan vazgeçmek, A'yı değiştirmek veya geride bırakmak ve onun yerine B'yi almak demektir. Sıralama önemlidir: A eski şey ya da durum, B ise yenisidir. Cümlede exchanging eski durumu, yani alışılmış bir mutsuzluk türünü; for ise yeni sonucu, yani daha karmaşık bir mutsuzluk türünü tanıtır. Burada anlatılan, mutsuzluğun ortadan kalkması değil, başka bir mutsuzlukla değiştirilmesidir.

Alıştırma

Cümleyi exchange A for B kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: To cut costs, the team ____ its large office ____ a smaller one.

Cevabı göster

exchanged · for

Wonder whether you really want to choose hope Anlatım akışı

4:18

Gerçekten umudu mu seçmek istediğinizi düşünün

over experience.

4:21

deneyim yerine.

Anlatım akışı

choose hope over experience: choose A over B tercih yapısı

choose A over B yapısında over tercih bildirir: B yerine A seçilir veya A’ya B’den daha fazla öncelik verilir. Burada A’nın fiziksel olarak B’nin üzerinde olduğu anlamına gelmez. Burada iki soyut isim, daha kapsamlı bir seçimi dengeli bir karşıtlık içinde özetler. hope daha iyi bir olasılığa güvenmeyi, experience ise bu umudu daha az kesin kılan geçmiş dersleri temsil eder. Yapı, düşünceyi iki yol gösterici arasında bilinçli bir seçim olarak düzenler.

Alıştırma

A için safety ve B için speed kullanarak cümleyi choose A over B yapısıyla tamamlayın: The engineer will ____.

Cevabı göster

choose safety over speed

Then, if you still have the impulse to leave, Kalıp ifadeler

4:23

Sonra, eğer hala gitme dürtünüz varsa,

Kalıp ifadeler

have the impulse to: karar değil, ani bir dürtü

Have the impulse to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için ani ve güçlü bir dürtü hissetmek anlamına gelir. Bu cümlede to leave, dürtünün yöneldiği eylemi belirtir. Bir impulse bir histir; karar veya harekete geçme sözü değildir. still, önceki düşünme sürecinden sonra bu dürtünün devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Elena has the impulse to leave the meeting.

  1. Elena ayrılmak için kesin bir plan yaptı.
  2. Elena aniden ayrılma dürtüsü hissediyor ama kalabilir.
  3. Elena toplantıdan zaten çıkıyor.
Cevabı göster

Elena aniden ayrılma dürtüsü hissediyor ama kalabilir.

with the chances of subsequent regret lessened Dilbilgisi

4:26

sonradan pişman olma ihtimali azalmış olarak

at least a touch, Ton ve niyet

4:28

en azından bir nebze,

Dilbilgisi

with the chances ... lessened: sonuç durumunu anlatan with yapısı

with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı kalıbı, ana cümleye arka plan oluşturan bir durum ekler. Burada the chances isim öbeğidir; lessened ise bu olasılıkların içinde bulunduğu durumu, yani azaltılmış olduklarını anlatır. lessened burada geçmiş zaman ortacı olduğu için ana cümlenin geçmiş zamanlı yüklemi değildir. Bu ifade ana cümleye bağımlı bir ek bilgidir ve normalde bir ana cümleyle birlikte kullanılır. İsim bir eylemden etkilendiğinde ve ortaya çıkan durum önemli olduğunda bu kısa yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Tamamlanmış bir sonuç durumunu anlatmak için with + isim öbeği + geçmiş zaman ortacı yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. With confirmed the final details, the team moved forward.
  2. With the final details confirming, the team moved forward.
  3. With the final details confirmed, the team moved forward.
Cevabı göster

With the final details confirmed, the team moved forward.

Ton ve niyet

at least a touch: temkinli bir asgari iddia

Burada a touch “çok küçük bir miktar” demektir. lessened ifadesinin derecesini belirttiği için, pişmanlık olasılığının yalnızca biraz azaldığı söylenir. At least, bunu temkinli bir asgari iddiaya dönüştürür: iyileşme bu küçücük miktardan daha az değildir, ancak konuşan kişi büyük bir değişiklik vaat etmez. Bu ifade, yararı abartmaktan özellikle kaçınır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve “çok küçük bir miktarda” anlamına gelen dört sözcüklü temkinli ifadeyle tamamlayın: The second draft is ____ clearer than the first.

Cevabı göster

at least a touch

with a heavy heart and a cautious mind, Anlatım akışı

4:29

ağır bir kalp ve temkinli bir zihinle,

leave.

4:32

gidin.

Anlatım akışı

with a heavy heart and a cautious mind: duygu ile yargıyı dengelemek

“With a heavy heart”, “üzüntüyle veya istemeyerek” anlamına gelen deyimsel bir ifadedir. “A cautious mind” dikkatli bir yargı fikrini ekler. and ile bağlanan iki eş görevli isim öbeği, duyguyu ve aklı yan yana getirir. Bu dengeli with öbeğinin son fiil olan “leave”den önce gelmesi, cümlenin sonucunu sona erteler. Giriş önce konuşanın tutumunu toplar; böylece kısa bitiş ani değil, düşünülmüş ve kararlı duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle, son kararı vermeden önce duygu ile dikkatli yargıyı dengeli bir girişte en iyi biçimde sunar?

  1. With a heavy heart and a cautious mind, I have decided to cancel the festival.
  2. Sadly, I have decided to hold the festival without reviewing the safety plan.
  3. I have decided to cancel the festival because a storm is approaching.
Cevabı göster

With a heavy heart and a cautious mind, I have decided to cancel the festival.