Dünya Gezegenindeki En Ölümcül Varlık – Bakteriyofaj: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Bakteriyofajlar bakterileri öldürür ve savunma ödünleşimlerini kullanarak antibiyotik direncine karşı koyabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. has been raging - Dilbilgisi ve cümle kalıpları: present perfect continuous eski bir çatışmayı bugüne bağlar ve hâlâ sürdüğünü gösterir. 2. like carpet bombing, / like guided missiles - Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: iki benzetme antibiyotiklerin geniş zararını fajların hassas hedeflemesiyle karşılaştırır. 3. catch-22. - Deyimler ve mecazi ifadeler: her bakteri savunmasının bedel taşıdığı ikilemi tanıyın ve sonuçların birbirinin aleyhine işlediği seçimlerde bu deyimi kullanın.
Bu derste
A war has been raging for billions of years, Dilbilgisi
0:01Milyarlarca yıldır devam eden bir savaş var,
killing trillions every single day while we don't even notice.
0:04biz farkına bile varmadan her gün trilyonlarca canlıyı öldürüyor.
has been raging: geçmişten bugüne süren bir eylem
Has been raging, present perfect continuous yapısındadır: has + been + raging şeklindeki -ing biçimi. Eylemin geçmişte başladığını ve şu anda hâlâ sürdüğünü gösterir. Buradaki raging yalnızca gerçekleşmek değil, şiddetli biçimde devam etmek anlamına gelir. Bu yapı savaşı bitmiş bir olay olarak değil, uzun ve yoğun bir süreç olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi rage fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: The wildfire ____ for three days, and firefighters are still working.
Cevabı göster
has been raging
The war is fought by the single deadliest entity on our planet,
0:10Bu savaş, gezegenimizdeki en ölümcül tek varlık tarafından yürütülüyor:
for short: kısaltılmış bir adı tanıtmak
For short, uzun bir adın kısa biçiminden sonra gelir ve “kısaltılmış ad olarak” anlamına gelir. bacteriophage, or phage for short ifadesinde phage yaygın kullanılan kısa biçimdir. Yaygın yapı uzun ad + or + kısa ad + for short şeklindedir. Bir kişinin adıyla “My name is Gabriella—Gabi for short.” da denebilir.
Alıştırma
“Daha kısa bir ad kullanarak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The International Space Station, or ISS ____, circles Earth.
Cevabı göster
for short
not quite alive, not quite dead. Anlatım akışı
0:28tam olarak canlı değil, tam olarak ölü de değil.
not quite alive, not quite dead paralel kalıbı
Tekrarlanan not quite X, not quite Y kalıbı dengeli iki yargı sunar. Burada not quite, “tam olarak değil” demektir: bir faj ne canlı ne de ölü kategorisine tam olarak uyar. Paralel anlatım, özneyi iki karşıt kavramın arasına yerleştirir ve karşıtlığı akılda kalıcı hâle getirir. Bu, genel bir söz sanatı özetidir; kesin bir biyolojik sınıflandırma değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şeyi iki karşıt betimlemenin arasına yerleştirmek için not quite ifadesini tekrarlar?
- The design is not modern, and it is very traditional.
- The design is not quite modern, not quite traditional.
- The design is quite modern and quite practical.
Cevabı göster
The design is not quite modern, not quite traditional.
Also, they look as if someone made them up. Notlar
0:31Ayrıca, sanki birisi onları uydurmuş gibi görünüyorlar.
look sonrasında as if
As if, bir izlenimi anlatan yan cümleyi başlatır. Görünüşleri, onları birinin uydurduğunu düşündürür; ancak konuşan kişi bunun gerçekten olduğunu söylemez. look as if + yan cümle kalıbı, görülebilen kanıtları olası bir açıklamaya bağlar. Bir şeyi gerçek olarak belirtmek yerine nasıl göründüğünü veya hissedildiğini anlatmak istediğinizde aynı fikir sound, seem ya da feel sözcüklerinden sonra da kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle ikinci yan cümleyi bilinen bir gerçek yerine bir izlenim olarak sunar?
- The child looks tired because she stayed up late.
- The child looks as if she has seen a ghost.
- The child says that she has seen a ghost.
Cevabı göster
The child looks as if she has seen a ghost.
made them up: bir şeyi uydurmak
Bu cümlede made them up, birinin onları uydurduğu veya hayal ettiği anlamına gelir. Konuşan kişi, nesnelerin o kadar sıra dışı göründüğünü ve kurgu ürünü gibi durduğunu söylüyor; birinin onları gerçekten birleştirdiğini söylemiyor. Made ... up, make + nesne + up yapısının geçmiş zaman biçimidir. Nesne bir zamirse zamiri ortaya koyun: made them up doğrudur, made up them değildir.
Alıştırma
Cümleyi make up ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın ve zamiri doğru yere yerleştirin: Mia had no source for the claim; she ____.
Cevabı göster
made it up
a sort of dice with 20 faces and 30 edges. Kalıp ifadeler
0:3620 yüzü ve 30 ayrıtı olan bir tür zar gibi.
a sort of: yaklaşık bir kategori belirtmek
Burada a sort of yaklaşık bir kategori sunar: nesne yirmi yüzlü bir zara benzer, ancak bu onun tam adı veya bilimsel sınıflandırması olmayabilir. Tanıdık bir ad, bilinmeyen bir şeyi açıklamaya yardımcı olduğunda a sort of + isim öbeği yapısını kullanın. Bu yapı kesin bir tanımdan çok bir tür ... gibi anlamını verir.
Alıştırma
Etiketin yaklaşık olduğunu göstermek için cümleyi a sort of ile tamamlayın: The blanket and two chairs became ____ tent.
Cevabı göster
a sort of
and often sits on a long tail that has leg-like fibers.
0:43ve genellikle bacağa benzeyen lifleri olan uzun bir kuyruğun üzerinde oturur.
There are more phages on Earth than every other organism combined, Dilbilgisi
0:48Dünya üzerinde, diğer tüm organizmaların toplamından daha fazla faj vardır,
more ... than every other ... combined: diğerlerinin toplamından daha fazla
more A than B combined kalıbı, bir miktarın başka şeylerin toplamından daha büyük olduğunu belirtir. Burada fajların sayısı, diğer tüm organizmaların toplam sayısından fazladır. Combined, karşılaştırmanın diğer tarafındaki every other organism ifadesine aittir; fajları tanımlamaz. Bu kalıbı A has more X than B, C, and D combined şeklinde de kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle bir kütüphanenin, kasabadaki diğer tüm kütüphanelerin toplamından daha fazla kitaba sahip olduğunu söyler?
- One library has more books than every other library in the town combined.
- One library has more books than any other library in the town.
- Every library in the town has the same number of books.
Cevabı göster
One library has more books than every other library in the town combined.
And they are probably everywhere living things exist.
0:54Ve muhtemelen canlıların var olduğu her yerdeler.
since phages are responsible for the majority of deaths on Earth.
1:05çünkü fajlar Dünya üzerindeki ölümlerin çoğunluğundan sorumludur.
commit genocide for breakfast: kara mizah içeren abartı
Bu cümlede commit genocide, normalde insanlara ait ağır bir suçu anlatan sarsıcı bir ifadedir; burada fajların çok büyük sayıda bakteriyi öldürmesini mecazi olarak anlatır. Fajlara insana özgü bir suç yüklemek anlatımı dramatik ve kişileştirilmiş hâle getirir. For breakfast bir öğünü veya günün belli bir saatini anlatmaz. Öldürme eylemini rutin ve zahmetsiz bir iş gibi göstererek abartır ve kara mizah oluşturur.
Alıştırma
Bu cümlede commit genocide for breakfast ne anlatıyor?
- Fajlar bakterileri yalnızca öğleden önce öldürür.
- Fajlar bakterileri, kolay bir günlük işmiş gibi çok büyük ölçekte öldürür ve bu da kara mizah yaratır.
- Fajlar bakterileri sabah öğünü olarak yer.
- Fajlar insanlara ait bir suç işledikten sonra kahvaltı hazırlar.
Cevabı göster
Fajlar bakterileri, kolay bir günlük işmiş gibi çok büyük ölçekte öldürür ve bu da kara mizah yaratır.
Up to 40% of all bacteria in the oceans Kalıp ifadeler
1:16Okyanuslardaki tüm bakterilerin %40'a kadarı
Up to 40%: Bir üst sınırı ifade etmek
Up to + bir sayı, üst sınır belirtir. Bu cümlede %40, ileri sürülen en yüksek orandır; gerçek oran daha düşük olabilir. Bu ifade tam olarak %40 veya en az %40 anlamına gelmez. Miktar değişebiliyor ancak bir üst sınırı bulunuyorsa bu yapıyı kullanın.
Alıştırma
Bir mağaza "Up to 40% off." diye reklam yapıyor. Bu ne anlama gelir?
- İndirim her zaman tam olarak %40'tır.
- İndirim %40'a kadar çıkabilir, ancak daha düşük olabilir.
- İndirim en az %40'tır.
Cevabı göster
İndirim %40'a kadar çıkabilir, ancak daha düşük olabilir.
phages need a host to survive and reproduce. Kelime
1:26fajların da hayatta kalmak ve çoğalmak için bir konağa ihtiyacı vardır.
Host: Bir virüsün bağımlı olduğu hücre veya organizma
Biyolojide host, bir virüsün, parazitin veya başka bir organizmanın bağımlı olduğu canlı organizma ya da hücredir. Buradaki host, bir fajın hayatta kalmak ve daha fazla faj üretmek için ihtiyaç duyduğu bakteri hücresidir. Bu, host sözcüğünün biyolojideki teknik anlamıdır; misafirleri karşılayan veya bir etkinliği sunan kişi anlamına gelmez.
Alıştırma
"A virus needs a host cell to reproduce," cümlesinde host cell ne anlama gelir?
- Ziyaretçileri karşılayan kişi.
- Virüsün kendi kopyalarını üretmek için kullandığı hücre.
- Bir programı sunan kişi.
Cevabı göster
Virüsün kendi kopyalarını üretmek için kullandığı hücre.
They're not much more than genetic material in a hull, Kalıp ifadeler
1:29Onlar bir kılıfın içindeki genetik materyalden çok daha fazlası değillerdir,
not much more than: bir şeyi temel biçimine indirgeme
Bu cümlede not much more than, “yalnızca biraz daha fazlası” veya “bunun ötesinde neredeyse hiçbir şey yok” anlamına gelir. Anlatıcı nesneleri en temel tanıma indirger: bir kılıfın içindeki genetik materyal. Bu, kesin bir eşitlik değil, bilinçli bir yaklaşık anlatımdır. İfade, başka özelliklerin var olabileceğini kabul eder ama onları önemsiz gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede not much more than, bir şeyin temel bir tanımın yalnızca biraz ötesinde olduğunu anlatır?
- The note is nothing more than a reminder.
- The hall holds not more than fifty people.
- The shelter is not much more than a roof on four posts.
Cevabı göster
The shelter is not much more than a roof on four posts.
Usually, a phage has chosen one specific bacteria
1:34Genellikle bir faj belirli bir bakteriyi seçmiştir
or maybe some of its very close relatives.
1:37veya belki onun çok yakın akrabalarından bazılarını.
that only hunts and kills members of one very unlucky family.
1:45sadece çok şanssız bir ailenin üyelerini avlayan ve öldüren.
and uses a sort of syringe to puncture the surface.
1:54ve yüzeyi delmek için bir tür şırınga kullanır.
the phage squeezes its tail and injects its genetic information.
1:58faj kuyruğunu sıkar ve genetik bilgisini enjekte eder.
taken over: başka bir öznenin edilgen biçimde kontrol etmesi
Taken over, take over öbek fiilinin geçmiş zaman ortaç biçimidir. Burada “başka bir öznenin kontrolü altına alınmış” anlamına gelir; fiziksel olarak bir yere götürülmek anlamında değildir. Edilgen be + taken over yapısı, etkilenen şeyi öne çıkarır. Kontrol eden özne zaten belliyse veya önemli değilse söylenmeyebilir; etken yapı bir özne takes over bir şey biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi take over fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: After the malware gained control, the office network was ____.
Cevabı göster
taken over
It's now forced to manufacture all the parts of new phages. Dilbilgisi
2:06Artık yeni fajların tüm parçalarını üretmeye zorlanır.
forced to manufacture: edilgen force ... to kalıbı
be forced to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir kişi ya da şeyin dışarıdan gelen bir güç, durum veya neden yüzünden gerçek bir seçeneği kalmadan bir şey yapmak zorunda olduğunu anlatır. Burada bakteri fajın kontrolündedir, bu yüzden parçaları üretmek zorundadır. Bu, force someone/something to do something yapısının edilgen biçimidir. Baskıya maruz kalan öge özne olur: the bacterium is forced to manufacture.
Alıştırma
Cümleyi force ... to yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: Because the exit was blocked, the hikers were ____ take another path.
Cevabı göster
forced to
They only stop when the bacteria is filled up with brand new phages.
2:10Sadece bakteri yepyeni fajlarla dolduğunda dururlar.
a powerful enzyme that punches a hole in the bacteria.
2:17bu, bakteride delik açan güçlü bir enzimdir.
that the bacteria sort of vomits out all of its insides and dies.
2:23bakteri adeta tüm iç organlarını kusar ve ölür.
so high that: dereceyi bir sonuca bağlamak
so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, bir özelliğin sonuca yol açacak bir dereceye ulaştığını gösterir. so high that ifadesinde so, high sıfatının derecesini güçlendirir; that yan cümlesi ise aşırı yüksek basınç yüzünden ne olduğunu anlatır. Burada so, “bu nedenle” anlamına gelmez. high ile birlikte so high ifadesini oluşturur ve sonuç that sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi so + sıfat + that kalıbıyla tamamlayın: The music was ____ loud ____ we could not hear each other.
Cevabı göster
so · that
bacteriophages have enjoyed the attention of the second deadliest beings on Earth, Kalıp ifadeler
2:33bakteriyofajlar Dünya üzerindeki en ölümcül ikinci varlığın dikkatini çekti:
have enjoyed the attention of: sürekli ilgi görmek
Bu cümlede have enjoyed the attention of, “…den uzun süre ilgi görmek” anlamına gelir. Present perfect, son birkaç yılda başlayan ilgiyi bugüne bağlar. Burada enjoy bilinçli bir haz duyma anlamı taşımaz. İnsan olmayan bir özne de attention, support veya success ile enjoy kullanabilir; bu, o durumu elde etmesi veya yaşaması demektir. İlginin istenip istenmediğini bağlam belirler.
Alıştırma
Örnekteki have enjoyed the attention of ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İnsanlar bakteriyofajlara dikkat etmeyi bıraktı.
- İnsanlar bakteriyofajlara ilgi göstermeye devam etti.
- Bakteriyofajlar izlenmekten bilinçli olarak memnun oldu.
Cevabı göster
İnsanlar bakteriyofajlara ilgi göstermeye devam etti.
we've started looking into injecting millions of them into our bodies Öbek fiiller
2:40bunlardan milyonlarcasını vücudumuza enjekte etmeyi araştırmaya başladık
looking into injecting: olası bir eylemi araştırmak
Look into, araştırmak veya incelemek anlamına gelir. looking into injecting yapısında into phrasal verbün bir parçasıdır; injecting ise araştırılan olası eylemi adlandıran bir gerunddür. We've started looking into, araştırmanın başladığını gösterir; enjeksiyonların başladığını veya onaylandığını göstermez. Bu yapı, hâlâ kanıt, planlama veya değerlendirme gerektiren seçenekler için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “araştırmak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın. Before making a decision, the team is ____ changing the schedule.
Cevabı göster
looking into
"because we're sort of getting desperate" cümlesindeki sort of
Burada sort of, getting desperate ifadesinden önce gelen konuşma diline özgü bir yumuşatıcıdır. Söylenenleri daha az kesin hâle getirir: Konuşan kişi durumun çaresiz bir hâl aldığını kabul eder, ancak bunu mümkün olan en güçlü biçimde ifade etmez. Bu cümlede yumuşatıcı ifade hafifçe kendisiyle dalga geçen bir ton da yaratır. Konuşan kişi gerçek baskıyı kabul ederken anlatımını rahat tutar.
Alıştırma
"The puzzle is sort of tricky" cümlesinde sort of ne yapar?
- Tanımı yumuşatır; bulmacanın bir ölçüde zor olduğunu söyler.
- Konuşanın bulmacayı kusursuz biçimde çözdüğünü söyler.
- Bulmacanın tricky adlı bir kategoriye ait olduğunu söyler.
Cevabı göster
Tanımı yumuşatır; bulmacanın bir ölçüde zor olduğunu söyler.
"We screwed up" cümlesindeki screwed up
Burada screwed up, ciddi bir hata yapmak veya kötü bir sonuca yol açmak anlamındaki günlük ve resmî olmayan bir deyimsel fiildir. We öznesi olanlardan sorumluluk alır; bu, fiziksel bir hasarı anlatmak değil, hatayı doğrudan kabul etmektir. Kısa cümle doğrudan ve konuşma diline özgü duyulur. Bu bağlamda konuşan kişi, zararlı bir hatanın sorumluluğunu ortaklaşa üstlendiklerini kabul eder.
Alıştırma
Biri "I screwed up the poster" derse neyi kabul ediyordur?
- Posteri kusursuz biçimde süslediklerini söylüyorlar.
- Posteri bir sıranın altında bulduklarını söylüyorlar.
- Posterle ilgili önemli bir hata yaptıklarını kabul ediyorlar.
Cevabı göster
Posterle ilgili önemli bir hata yaptıklarını kabul ediyorlar.
a single cut or a sip from the wrong puddle could kill you.
2:50küçük bir kesik veya yanlış su birikintisinden alınan bir yudum sizi öldürebilirdi.
we found fungi that produced a compound that killed bacteria,
3:04bakterileri öldüren bir bileşen üreten mantarlar bulduk:
by accident: planlanmamış bir olay
By accident, bir şeyin istemeden veya planlanmadan gerçekleştiğini belirtir. Burada mantarların bulunmasının, özellikle o bakteri öldürücü bileşiği bulmaya yönelik bilinçli bir aramanın sonucu olmadığını gösterir. Cümleciğin başındaki By accident, tüm olayı plansız bir gelişme olarak çerçeveler. İfade sonda da kullanılabilir: We found it by accident.
Alıştırma
Cümleyi ‘istemeden’ anlamındaki iki sözcüklü sabit ifadeyle tamamlayın: I sent the email to everyone ____.
Cevabı göster
by accident
that we stopped thinking of bacteria as monsters.
3:14bakterileri birer canavar olarak düşünmeyi bıraktık.
Only the old and the weakest among us were killed by them.
3:17Sadece aramızdaki yaşlılar ve en zayıflar onlar tarafından öldürülüyordu.
more and more ... less and less: zıt yönlü aşamalı eğilimler
More and more sürekli bir artışı, less and less ise sürekli bir azalışı gösterir. Karşılaştırma sözcüğünün tekrarlanması, her değişimin aşamalı biçimde sürdüğünü hissettirir. less and less serious ifadesinde less, serious sıfatının derecesini değiştirir: nedenler giderek daha önemsiz hâle gelmiştir. Bu, nedenlerin sayısının azaldığı anlamına gelmez. İki ifade birlikte paralel bir karşıtlık kurar: antibiyotik kullanımı artarken nedenlerin ciddiyeti azalır.
Alıştırma
Cümleyi önce artış, sonra azalış gösteren iki tekrarlı karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: As registration continued, ____ people joined the class, while the room became ____ comfortable.
Cevabı göster
more and more · less and less
they started to become immune against our weapons. Kelime
3:34silahlarımıza karşı bağışıklık kazanmaya başladılar.
become immune against ... daha doğal olan immune to
become immune against ifadesinde become, yavaş yavaş gerçekleşen bir değişimi gösterir: başlangıçta silahlar onları etkiliyordu, fakat daha sonra bu silahlar artık etkili olmamaya başladı. Burada they bakterileri, our weapons ise antibiyotikleri ifade eder. Yani bakteriler tedaviye karşı koyma becerisi geliştirdi; bilinçli bir seçim yaptıkları anlatılmıyor. İngilizcede bu kalıpta daha doğal ifade become immune to şeklindedir. Antibiyotiklerden sağ çıkan bakteriler için bilimsel bağlamda become resistant to genellikle daha kesin bir ifadedir.
Alıştırma
Bir şeyin başka bir şeyden etkilenmez hâle gelmesini genel olarak anlatan olağan kalıp hangisidir?
- become immune against
- become immune to
- become immune from
Cevabı göster
become immune to
until we had created what are called superbugs. Dilbilgisi
3:38ta ki süper böcekler (süper bakteriler) dediğimiz şeyi yaratana kadar.
what are called ... superbugs
what are called superbugs ifadesinde what, “denilen şeyler” anlamını verir ve are called edilgen bir yapıdır. Birlikte bu ifade, insanların bir gruba verdiği adı tanıtır; soru değildir. İfade birden fazla bakteriden oluşan çoğul bir grubu gösterdiği için are kullanılır. Cümle, hikâyede oluşturulan bakterilerin daha sonra superbugs olarak adlandırıldığını, yani birkaç antibiyotiğe direnebilen bakteriler olduğunu söyler.
Alıştırma
Çoğul bir grubun adını tarafsız biçimde tanıtan doğru ifade hangisidir?
- so-called
- what is called
- what are called
Cevabı göster
what are called
Bacteria immune to almost everything we have.
3:42Sahip olduğumuz neredeyse her şeye bağışık olan bakteriler.
This immunity is spreading across the world as we speak. Deyimler
3:46Bu bağışıklık, biz konuşurken bile dünya çapında yayılıyor.
as we speak: tam şu anda gerçekleşmek
As we speak, “tam şu anda, biz konuşurken” anlamına gelir. Bir eylemin konuşma sırasında zaten devam ettiğini gösterir; yalnızca gelecekte olabileceğini söylemez. Bu ifade anlatıma anındalık katar: spreading ... as we speak, yayılmayı hâlen devam eden bir süreç olarak sunar. Konuşmanın eyleme neden olduğu veya eylemin yalnızca cümleyi söylemek için geçen birkaç saniye sürdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “bu söz söylenirken, tam şu anda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The rescue teams are reaching the village ____.
Cevabı göster
as we speak
superbugs could kill more humans a year than cancer.
3:51süper böcekler yılda kanserden daha fazla insan öldürebilir.
or a cough could kill you or your loved ones
3:57veya bir öksürüğün sizi veya sevdiklerinizi öldürebileceği günler
more than 23,000 people die from resistant bacteria each year.
4:02her yıl 23.000'den fazla insan dirençli bakterilerden ölüyor.
turns out that: sonradan ortaya çıkan bir gerçeği açıklamak
it turns out that ... yapısında turns out, daha sonra ortaya çıkan bir gerçeği tanıtır. Özne olan it belirli bir şeyi göstermez; that ise keşfedilen bilgiyi içeren yan cümleyi başlatır. Bu yapı çoğu zaman şaşırtıcı bir sonucu belirtir veya önceki bir beklentiyi düzeltir. Burada virüslerin yalnızca tehlikeli olduğu düşüncesini tersine çevirerek onların yararlı da olabileceğini açıklar.
Alıştırma
Daha önceki bir inancı beklenmedik biçimde düzelten, doğrulanmış bir gerçeği en iyi hangi cümle tanıtır?
- I found out that museums can be interesting.
- It seems that the museum might be open on Mondays.
- It turns out that the museum is open on Mondays.
Cevabı göster
It turns out that the museum is open on Mondays.
We could inject them into our bodies to help cure infections.
4:13Enfeksiyonları iyileştirmeye yardımcı olmak için onları vücudumuza enjekte edebiliriz.
Hold on. ile durup bir fikri sorgulamak
Burada “Hold on”, bir şeyi tutma emri değil, bir söylem belirleyicisidir. “Bir an dur; düşünülmesi gereken bir sorun ya da soru var” anlamına gelir. Açıklamayı kısa süreliğine keser ve ardından gelen sorudan önce konuşmacının kuşkulu tepkisini gösterir. Başka bağlamlarda aynı ifade yalnızca birinden beklemesini isteyebilir; bu yüzden işlevini çevresindeki konuşma belirler.
Alıştırma
“Hold on.” burada, kuşku bildiren bir sorudan hemen önce ne işe yarıyor?
- Açıklamayı durdurur ve konuşmacının bir fikri sorgulamak istediğini gösterir.
- Birine fiziksel bir nesneyi tutmaya devam etmesini söyler.
- Hiçbir şey sormadan konuşmayı kibarca bitirir.
Cevabı göster
Açıklamayı durdurur ve konuşmacının bir fikri sorgulamak istediğini gösterir.
How can injecting millions of viruses into an infection Ton ve niyet
4:19Bir enfeksiyona milyonlarca virüs enjekte etmek
How can ... be a good idea? ile kuşkulu bir retorik soru sormak
“How can ... be a good idea?” biçimi bir açıklama isteği gibi görünür, ancak burada esas olarak inanamamayı ifade eder: konuşmacı teklifin güvensiz veya mantıksız olduğunu düşünür. Bu retorik soru aynı zamanda tartışmayı ilerleten bir işleve sahiptir. İzleyicinin muhtemel itirazını dile getirir ve bu itirazı yanıtlayacak açıklamaya geçiş sağlar. Değerlendirme bildiren “be a good idea” ifadesi, konuşmacının adım adım talimat istemediğini, teklifi sorguladığını gösteren temel ipucudur.
Alıştırma
“How can injecting millions of viruses into an infection be a good idea?” cümlesinde konuşmacı esas olarak ne yapıyor?
- Enjeksiyonun nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntılı talimat istemek.
- Tedavinin kesinlikle iyi bir fikir olduğunu belirtmek.
- İnanamadığını ifade etmek ve açıklamanın yanıtlaması gereken bir itiraz ortaya koymak.
Cevabı göster
İnanamadığını ifade etmek ve açıklamanın yanıtlaması gereken bir itiraz ortaya koymak.
“Too different”: örtük bir sonuçla too + sıfat
too different ifadesindeki too, yalnızca “çok” değil, “bir sonucun gerçekleşmesine izin veren derecenin ötesinde” demektir. Cümle, insanların ve fajların biyolojik olarak o kadar farklı olduğunu, bu yüzden fajların insan hücrelerini enfekte edemediğini ima eder. too + sıfat yapısında, bağlam açıksa engellenen sonuç çoğu zaman söylenmez. Örneğin too small, duruma göre “görülemeyecek kadar küçük” anlamını ima edebilir.
Alıştırma
Ağırlığın taşımayı engellediğini belirten iki kelimelik too + sıfat yapısıyla tamamlayın: I can't carry this suitcase. It is ____.
Cevabı göster
too heavy
Kişileştirme olarak “politely ignore each other”
politely ignore each other ifadesinde konuşmacı, insanları ve fajları etkileşime girmemeyi seçen nazik insanlar gibi anlatarak kişileştirir. Bu hafif ve sosyal benzetme, biyolojik uyumsuzluğu gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Bu ifade gerçek anlamlı değildir; iki taraf da bilinçli bir karar vermez. Fajların insan hücrelerini enfekte edebilmesi için gereken biyolojik uyumun bulunmadığını anlatır.
Alıştırma
“Humans and phages politely ignore each other” cümlesinde anlatılmak istenen nedir?
- İnsanlar ve fajlar birbirlerinden kaçınmadan önce iletişim kurar.
- İnsanlar ve fajlar bilinçli olarak görgülü davranmayı seçer.
- Biyolojik yapılar uyuşmadığı için fajlar genellikle insan hücrelerini enfekte etmez.
Cevabı göster
Biyolojik yapılar uyuşmadığı için fajlar genellikle insan hücrelerini enfekte etmez.
Antibiotics are like carpet bombing, Anlatım akışı
4:40Antibiyotikler ise halı bombardımanı gibidir,
that only attack what they're supposed to. Dilbilgisi
4:51sadece saldırmaları gereken şeye saldırırlar.
halı bombardımanı gibi... güdümlü füzeler gibi
Cümlede iki paralel benzetme kullanılır: antibiyotikler halı bombardımanına, fajlar ise güdümlü füzelere benzetilir. Bu karşılaştırma açıklamayı etki alanı ve hassasiyet üzerinden düzenler. Halı bombardımanı geniş ve ayrım gözetmeyen etkileri, güdümlü füzeler ise seçici hedeflemeyi anlatır. Askerî imgeler gerçek anlamda kullanılmaz. Yalnızca ilgili ortak özellik — geniş etki ile hassas etki arasındaki fark — aktarılır; böylece dinleyen kişi teknik karşıtlığı hızlıca anlayıp hatırlayabilir.
Alıştırma
Bu eşleştirilmiş benzetme dinleyicinin öncelikle neyi anlamasına yardımcı olur?
- Her iki tedavi de gerçek askerî silahlar kullanarak çalışır.
- Antibiyotikler hassastır, fajlar ise yakınlarındaki her şeyi etkiler.
- İki tedavinin etki alanı tamamen aynıdır.
- Antibiyotikler geniş kapsamlı etki gösterirken fajlar hedeflerini daha seçici biçimde belirler.
Cevabı göster
Antibiyotikler geniş kapsamlı etki gösterirken fajlar hedeflerini daha seçici biçimde belirler.
what they're supposed to: to sonrasında atılan attack
Burada what, “olan şey” ya da “olan hedef” anlamını verir. what they're supposed to ifadesinin tamamı ilk attack fiilinin nesnesini, yani fajların saldırması amaçlanan hedefi belirtir. Sondaki to, be supposed to attack mastar ifadesinin bir parçasıdır. attack fiili cümlenin hemen öncesinde geçtiği için İngilizce tekrarı önlemek amacıyla bu fiili atar: only attack what they're supposed to [attack]. Bu nedenle sondaki to, ardından isim gerektiren sıradan bir edat değildir ve cümle tamamlanmıştır.
Alıştırma
Hangi cümle what sonrasında sonda mastar to kullanıp tekrarlanan fiili doğru biçimde atar?
- The scanner flags only what it's supposed to.
- The scanner flags only what it's supposed for.
- The scanner flags only what it's supposed.
Cevabı göster
The scanner flags only what it's supposed to.
won't bacteria develop ways of defending themselves?
4:57bakteriler de kendilerini savunmanın yollarını geliştirmez mi?
more complex than that: durum o kadar basit değil
Bu cümlede more complex than that, önceki açıklamayı fazla basit olduğu için reddeder. That, fiziksel bir nesneye değil, önceki iddiaya gönderme yapar. more + adjective + than that kalıbı, aşırı basitleştirilmiş bir fikri düzeltmeyi ve hâlâ açıklanması gereken başka etkenler ya da adımlar olduğunu belirtmeyi sağlar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız "The team lost only because one player made a mistake." diyor. Bu aşırı basitleştirilmiş açıklamayı nazikçe reddeden yanıt hangisidir?
- That is the only possible reason.
- It's more complex than that.
- It is exactly as simple as that.
Cevabı göster
It's more complex than that.
arms race: tırmanan rekabet döngüsü
Burada arms race, her tarafın diğerinin yaptığına karşılık yeni bir saldırı ya da savunma geliştirdiği uzun süreli bir rekabetin benzetmesidir. Fajlar ve bakteriler gerçek silahlar üreten ülkeler değildir; biyolojik değişimleri birbirlerini sürekli uyum sağlamaya iter. Bu ifade, tek bir karşılaşmayı veya yalnızca iki tarafın rakip olmasını değil, tekrarlanan bir eylem ve karşı eylem döngüsünü vurgular.
Alıştırma
Saldırı ve savunmaların tekrar tekrar tırmanmasını anlatan iki sözcüklü İngilizce benzetmeyle cümleyi tamamlayın: In cybersecurity, there is an ongoing ____ between attackers and defenders.
Cevabı göster
arms race
that are constantly getting better at killing. Kalıp ifadeler
5:15öldürme konusunda sürekli daha iyi hale gelen akıllı silahlar yapıyor.
Getting better at killing: get better at + -ing yapısı
Get better at + isim veya -ing biçimi, bir beceri ya da etkinlikte zamanla gelişmek anlamına gelir. Burada getting better at killing, fajların bakterileri öldürmede giderek daha etkili olduğunu belirtir. Öznenin bilinçli olarak öğrenmesi gerekmez. Buradaki gelişme evrim yoluyla gerçekleşir; bu nedenle yapı bir aracın, sistemin veya organizmanın gelişen performansını da anlatabilir.
Alıştırma
get better at yapısını ve solve fiilini doğru biçimlerde kullanarak cümleyi tamamlayın: With practice, Leo is ____ difficult puzzles.
Cevabı göster
getting better at solving
But even if bacteria were to become immune against our phage, Dilbilgisi
5:19Ancak bakteriler fajlarımıza karşı bağışıklık kazansa bile,
Even if ... were to ... might be able to: ihtiyatlı varsayımsal ödünleme
Even if güçlü bir ödünleme anlamı taşır: Konuşan kişi, olumsuz bir koşul altında bile temel olasılığın devam ettiğini söyler. Were to become koşulu daha uzak veya varsayımsal gösterir; buradaki were geçmiş zamanı belirtmez. Might be able to iki katmanlı bir ihtiyat taşır: might belirsizliği, be able to ise olası bir yeterliliği anlatır. Birlikte, olumsuz koşulda bile başarının hâlâ mümkün olduğunu, ancak garanti olmadığını belirtirler.
Alıştırma
Cümleyi even if ve might be able to ile tamamlayın: ____ the weather were to change, we ____ move the picnic indoors.
Cevabı göster
Even if · might be able to
bacteria have to give up their resistance to antibiotics. Öbek fiiller
5:30bakteriler antibiyotiklere olan dirençlerinden vazgeçmek zorundalar.
give up: mevcut bir yetenekten vazgeçmek
give up their resistance ifadesinde give up, sahip olunan bir avantajı artık korumamak veya kaybetmek demektir. Buradaki resistance, bakterilerin antibiyotiklere rağmen hayatta kalabilme yeteneğidir. Bakteriler bilinçli bir karar vermiyor. Bu ifade, evrimsel bir ödünleşmeyi sanki bakteriler seçim yapıyormuş gibi anlatıyor: Bir tehdide karşı korunmak için antibiyotik direncini feda etmeleri gerekebilir. Daha genel olarak give up + isim, bir alışkanlık, hak, kaynak veya yetenekten isteyerek ya da koşullar zorladığı için vazgeçmek anlamına gelebilir.
Alıştırma
“Feda etmek veya artık korumamak” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: To make the laptop thinner, the designers had to ____ some battery capacity.
Cevabı göster
give up
catch-22: kendi çıkışını engelleyen durum
catch-22, birbirine bağlı ama birbiriyle çelişen kuralların veya koşulların oluşturduğu, kazançlı çıkış yolu bulunmayan bir durumdur. Bir kısmı çözmek, diğer koşulun yerine getirilmesini engeller. We might be able to trap them in a catch-22 cümlesinde trap, bakterileri böyle bir yapının içine zorlamak demektir: Hangi uyumu korurlarsa korusunlar, başka bir yönden savunmasız kalırlar. Genel olarak catch-22 ifadesini yalnızca bir seçim tatsız olduğunda değil, mümkün yollar birbirini engellediğinde kullanın.
Alıştırma
Koşulların birbirini engellediği bir durumu anlatan kısa çizgili isimle cümleyi tamamlayın: I cannot open a bank account without an address, but I cannot rent the apartment without a bank account. It is a ____.
Cevabı göster
catch-22
This has already been successfully tested with a patient
5:39Bu, başka hiçbir umudu kalmamış bir hastada
Bilimsel bir tür adı olarak Pseudomonas aeruginosa
Pseudomonas aeruginosa, iki bölümden oluşan bilimsel bir tür adıdır; bir kişinin veya ilacın adı değildir. Pseudomonas cins adıdır, aeruginosa ise türü belirtir. İlk sözcüğün büyük harfle, ikinci sözcüğün küçük harfle yazılması ikili adlandırma sistemini tanımaya yardımcı olur. Bu cümlede ad, enfeksiyona neden olan bakteri türünü belirtir. Çevredeki çoğul bacteria sözcüğü bu türün bireylerine gönderme yapabilirken iki sözcüklü ad türün kendisini adlandırır.
Alıştırma
Cümlede Pseudomonas aeruginosa neyin adıdır?
- Tedavide kullanılan bir antibiyotik
- Enfeksiyonu keşfeden kişi
- Bir bakteri türü
Cevabı göster
Bir bakteri türü
They are naturally resistant to most antibiotics Kelime
5:53Bunlar çoğu antibiyotiğe doğal olarak dirençlidir
resistant to most antibiotics: be resistant to kalıbı
resistant to most antibiotics ifadesinde resistant, bakterilerin çoğu antibiyotik tarafından kolayca öldürülemediği veya kontrol altına alınamadığı anlamına gelir. Most, iddianın kapsamını sınırlar: bazı antibiyotikler yine de etkili olabilir; dolayısıyla resistant tamamen bağışık demek değildir. Yapı be resistant to + isim veya -ing biçimidir. to edatı, az etki gösteren şeyi ya da birinin karşı çıktığı değişikliği tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi resistant sözcüğünün doğru biçimi ve gereken edatla tamamlayın: The bacteria are ____ most antibiotics.
Cevabı göster
resistant to
and can even survive in alcoholic hand gel.
5:56ve hatta alkollü el jelinde bile hayatta kalabilirler.
a few thousand phages were directly inserted into his chest cavity,
6:01bakterilerin bağışık olduğu antibiyotiklerle birlikte,
together with antibiotics the bacteria were immune to.
6:05birkaç bin faj doğrudan göğüs boşluğuna yerleştirildi.
the infections had completely disappeared. Dilbilgisi
6:10enfeksiyonlar tamamen ortadan kaybolmuştu.
had completely disappeared: geçmişteki bir noktadan önce tamamlanma
had completely disappeared ifadesindeki had + disappeared, past perfect yapısıdır. Kaybolma olayını, geçmişte anlatılan bir hikâyedeki daha sonraki bir noktadan önce tamamlanmış olarak gösterir. Completely sonucu güçlendirir: hiçbir enfeksiyon kalmamıştır. Bu zaman, cümlenin yalnızca After a few weeks ile başlaması nedeniyle değil, anlatının geçmişteki bakış noktasına göre seçilir. Geçmişteki bir değişikliğin başka bir geçmiş gözlem veya olaydan daha önce gerçekleştiğini açıkça belirtmeniz gerektiğinde past perfect kullanılır.
Alıştırma
Leke, Mia o gün daha sonra gömleği kontrol etmeden önce kayboldu. Kaybolmanın o geçmiş kontrolden önce tamamlandığını açıkça belirten cümle hangisidir?
- By the time Mia checked the shirt, the stain had completely disappeared.
- By the time Mia checked the shirt, the stain completely disappears.
- By the time Mia checked the shirt, the stain has completely disappeared.
Cevabı göster
By the time Mia checked the shirt, the stain had completely disappeared.
and pharma companies are still reluctant to invest the necessary billions Kalıp ifadeler
6:16ve ilaç şirketleri gerekli milyarları yatırmak konusunda hala isteksizler.
in a treatment that has no official approval yet. Kelime
6:20henüz resmi bir onayı olmayan bir tedaviye.
reluctant to invest: reddetmeden isteksizlik
Reluctant to invest, yatırım hâlâ mümkün olsa da para yatırmaya istekli veya hevesli olmamak anlamına gelir. Be reluctant to + fiilin yalın hâli, bir eyleme karşı tereddüt veya isteksizlik anlatır; buradaki eylem invest fiilidir. Bu ifade, şirketlerin kesin olarak reddettiği anlamına gelmez. Mevcut tutumlarını temkinli ve isteksiz olarak gösterirken daha sonra yatırım yapmaya karar verebilme olasılığını açık bırakır.
Alıştırma
Bir yönetici planı reddetmemiştir, ancak parayı harcama konusunda huzursuzdur. Duruma en uygun cümle hangisidir?
- The manager is unable to invest in the plan.
- The manager refuses to invest in the plan.
- The manager is reluctant to invest in the plan.
Cevabı göster
The manager is reluctant to invest in the plan.
Resmî izin anlamında “official approval”
Burada “official approval”, tedavinin düzenlemelere tabi sistem içinde kullanılabilmesi için tıbbi düzenleyici kurum gibi karar verme yetkisine sahip bir makamın verdiği resmî izin anlamına gelir. Bir tedavinin henüz resmî onayı olmadığını söylemek, halkın onu sevmediği veya etkisiz olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Gerekli resmî iznin, referans alınan zamanda henüz verilmediği anlamına gelir.
Alıştırma
Bir tıbbi raporda “The treatment has no official approval yet” ne anlama gelir?
- Çoğu insan bu tedaviyi sevmemektedir.
- Testler tedavinin işe yaramadığını kanıtlamıştır.
- Sorumlu makamdan henüz resmî izin almamıştır.
Cevabı göster
Sorumlu makamdan henüz resmî izin almamıştır.
the largest phage clinical trial to date began, Kalıp ifadeler
6:27bugüne kadarki en büyük faj klinik deneyi başladı,
“to date” bir iddiayı referans zamanıyla sınırlar
“To date”, “ilgili referans zamanına kadar” anlamına gelir. Largest üstünlük ifadesinin kapsamını sınırlar: Bu deney, o noktaya kadar bilinen veya yürütülen faj klinik deneyleri arasında en büyüğüydü. Referans zamanı rapor veya anlatım belirler. Bu zaman otomatik olarak okuyucunun içinde bulunduğu güne taşınmaz ve ifade, daha sonra daha büyük bir deney yapılabilmesi ihtimalini açık bırakır.
Alıştırma
“This is the largest study to date” cümlesinde to date ne anlama gelir?
- en yeni bilgiler eklenmiş olarak
- ilgili referans zamanına kadar
- çalışmanın başladığı günde
Cevabı göster
ilgili referans zamanına kadar
because the era in which antibiotics have been our super weapon
6:35çünkü antibiyotiklerin süper silahımız olduğu çağ
better get used to it: uyum sağlama konusunda güçlü tavsiye
Konuşma İngilizcesinde we better, we'd better veya we had better ifadelerinin resmî olmayan kısaltılmış biçimidir. Had better güçlü bir tavsiye verir: konuşan kişi uyum sağlamayı yalnızca iyi bir fikir değil, gerekli bir şey olarak görür. İçinde had bulunsa da geçmiş zamanı anlatmaz. Get used to it, ‘buna zamanla alışmak’ anlamına gelir. Burada yeni bir gerçeğe uyum sağlamayı anlatır. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle arkasından bir eylem gelirse -ing biçimi kullanılır: get used to working late.
Alıştırma
Cümleyi get used to kalıbı ve work fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Since my new shift starts at 6 a.m., I'd better ____ early.
Cevabı göster
get used to working
is drawing to a close: yavaş yavaş sona yaklaşmak
Is drawing to a close, ‘yavaş yavaş sona yaklaşıyor’ anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, antibiyotiklerin ana süper silah olduğu dönemi belirli bir anda durmak yerine giderek kaybolan bir dönem olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp subject + be + drawing to a close biçimindedir. Burada draw ‘-e doğru ilerlemek’ anlamına gelir; close ise ‘son’ anlamındaki isimdir, ‘yakın’ anlamındaki sıfat değildir.
Alıştırma
Cümleyi ‘yavaş yavaş sona yaklaşmak’ anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: After three days of talks, the conference is ____.
Cevabı göster
drawing to a close
by a grant from the Bill and Melinda Gates Foundation.
6:54Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın bağışlarıyla mümkün olmuştur.