SU.: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Su, “Earth sandwich”i kara ve su yarımkürelerine, Üç Boğaz Barajı'nın dönüşe küçük etkisine, hidrofobik yüzeylere ve kuduza bağlar. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Earth sandwich. - Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Dünya'nın karşıt noktalarına ekmek koyma girişimini ve okyanusların bunu neden zorlaştırdığını anlayın. 2. for all intents and purposes - Deyimler ve mecazlı ifadeler: “pratikte” anlamını öğrenip 0,06 mikrosaniyenin yok değil, ihmal edilebilir olduğunu kavrayın. 3. if left untreated, - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: yapıyı if it is left untreated biçimine açın ve bu kısa edilgen koşulu tıbbi, bilimsel ya da güvenlik açıklamalarında kullanın.
Bu derste
Michael here and I'm in London, right outside Buckingham Palace.
0:00Michael burada; şu anda Londra'da, Buckingham Sarayı'nın hemen önündeyim.
Oh, I'm actually running a little bit late for tea with the Queen. Kalıp ifadeler
0:04Aa, aslında Kraliçe'yle çay içmeye biraz gecikiyorum.
running a little bit late: planlanandan biraz geç kalmak
Running late, planlanan saatten geri kalmak demektir. Buradaki running, koşmak anlamına gelmez. A little bit gecikmenin az olduğunu söyleyerek ifadeyi yumuşatır. Zamanında yetişemeyebileceğin etkinlik veya randevuyu late for + etkinlik ya da randevu kalıbıyla belirtirsin. Örnekler: late for tea, late for class, late for a meeting.
Alıştırma
Saat 3:00'te varmayı planladın, ancak şimdi 3:10'da varacaksın. Dersin ifadesiyle tamamla: Sorry, I'm ____ for our meeting.
Cevabı göster
running a little bit late
she's really into tea: çayı gerçekten çok seviyor
Be into something, birinin bir şeyi sevdiğini veya ona çok ilgi duyduğunu söylemenin günlük bir yoludur. Burada she's really into tea, çayın onun için güçlü bir ilgi alanı olduğu anlamına gelir; into bir yerin içine girmekten söz etmez. Kalıp be + into + isim veya -ing biçimidir. Really ilginin derecesini güçlendirir.
Alıştırma
Leo her gün uzay hakkında okuyor. Dersin ifadesiyle tamamla: Leo ____ space.
Cevabı göster
is really into
But do you know what tea's mainly made out of?
0:08Ama çayın ana maddesinin ne olduğunu biliyor musunuz?
And so today, we're going to talk about... ile konuyu duyurmak
And so today, konuşmayı açılış veya giriş bölümünden ana konuya taşır. And so, yeni konunun önceki anlatımdan çıktığını gösterirken today bunun mevcut ders veya videoda ele alınacağını belirtir. We're going to talk about water, konuşmacının sırada neyi ele almayı planladığını dinleyiciye bildirir. Buradaki be going to yaklaşan bir planı gösterir; bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz.
Alıştırma
"And so today, we're going to talk about water." cümlesi konuşmada ne yapıyor?
- Konuşmacının su bulunan bir yere doğru yürüdüğünü söyler.
- Girişi bitirip konuyu duyurur.
- Daha önce bitmiş bir konuyu özetler.
Cevabı göster
Girişi bitirip konuyu duyurur.
we all know that water is vital for life on Earth to exist
0:14suyun Dünya'daki yaşamın var olması için hayati önem taşıdığını
and that water covers more than 70% of Earth's surface.
0:17ve Dünya yüzeyinin %70'inden fazlasını kapladığını hepimiz biliyoruz.
I want to talk about a culinary treat that occurs when you put a piece of bread on the ground and then,
0:24şöyle bir mutfak lezzetinden bahsetmek istiyorum: yere bir dilim ekmek koyuyorsunuz ve ardından,
you have someone else put another piece of bread. Dilbilgisi
0:38başka birine de bir dilim ekmek koyduruyorsunuz.
have someone else put ifadesindeki have + kişi + fiilin yalın hâli yapısı
Have + kişi + fiilin yalın hâli bir ettirgen yapıdır. Özne, o kişinin eylemi yapmasını ayarlar, ister veya sağlar. have someone else put ifadesinde put eylemini yapan kişi someone else'tir. Kişiden sonraki fiil yalın hâlde kalır; bu yüzden yapı have someone else put biçimindedir. Burada have, sahip olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
have + kişi + fiilin yalın hâli ile yeniden yazın: I will arrange for Mia to stand by the door. I'll ____ by the door.
Cevabı göster
have Mia stand
It's a challenge that was popularized by Ze Frank.
0:44Bu, Ze Frank'in popüler hâle getirdiği bir meydan okuma.
Bir internet meydan okuması olarak “Earth sandwich”
Earth sandwich bir internet meydan okumasıdır: iki kişi, Dünya üzerinde birbirinin tam karşısında bulunan antipod noktalara ekmek dilimleri koyar. Bu eğlenceli hayalde bütün gezegen, iki ekmek diliminin arasındaki malzeme olur. Buradaki “Earth sandwich.” bu meydan okumanın adıdır; yenebilen bir sandviç veya Dünya şeklinde bir sandviç anlamına gelmez. Bu arka plan, basit görünen bir fikrin neden çok zor gerçekleştirilebildiğini açıklar.
Alıştırma
Altyazıda “Earth sandwich” ne anlama geliyor?
- Dünya’nın karşıt iki noktasında ekmek kullanılan bir internet meydan okuması
- Dünya şeklinde yapılmış bir sandviç
- Farklı ülkelerin yiyecekleriyle doldurulmuş sıradan bir sandviç
Cevabı göster
Dünya’nın karşıt iki noktasında ekmek kullanılan bir internet meydan okuması
And it turns out that making an Earth sandwich is incredibly difficult. Kalıp ifadeler
0:46Meğer Dünya sandviçi yapmak inanılmaz derecede zormuş.
Keşfedilen bir sonucu sunmak için “it turns out that”
it turns out that, daha fazla bilgi edinildikten, bir şey kontrol edildikten veya sonraki gelişmeler yaşandıktan sonra açıklığa kavuşan bir gerçeği sunar. Bu cümlede Earth sandwich yapmanın çok zor olduğuna dair beklenmedik keşfi belirtir. Kalıp It turns out that + yan cümle şeklindedir. Baştaki it hazırlayıcı öznedir ve Earth sandwich ifadesine gönderme yapmaz. Asıl sonuç that yan cümlesinde yer alır. Günlük konuşmada that bazen atılabilir: It turns out making an Earth sandwich is very difficult.
Alıştırma
Cümleyi, altyazıda geçen ve sonradan keşfedilen bir sonucu tanıtan üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: I thought the meeting was today, but ____ it is tomorrow.
Cevabı göster
it turns out that
If you take a globe and you look at it so that France is right there in the middle, Dilbilgisi
0:54Bir dünya küresini Fransa tam ortada kalacak şekilde tutup bakarsanız,
so that amaçlanan bir sonucu belirtir
Burada so that, yönergeyle amaçlanan sonucu belirtir: küreyi, Fransa izleyicinin görüş alanının ortasına gelecek biçimde konumlandırmak. so that sonrasındaki yan cümle yalnızca daha sonra olan bir şeyi değil, hedefi anlatır. Bir eylem belirli bir durumu mümkün veya gerçek kılacak biçimde düzenlendiğinde “eylem + so that + hedef yan cümlesi” yapısı kullanılabilir. Hedef yan cümlesinin kendi öznesi ve fiili vardır.
Alıştırma
Cümleyi hedeflenen sonucu belirten iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: Move the chair aside ____ everyone can reach the door.
Cevabı göster
so that
you are looking at almost 90% of Earth's dry land.
1:03Dünya'daki karaların neredeyse %90'ını görürsünüz.
Çerçeve kuran from that perspective
From that perspective, sonraki iddianın hangi bakış açısına dayandığını dinleyiciye bildirir. That, küreye bakmak için az önce belirlenen yönteme gönderme yapar; dolayısıyla karalarla ilgili ifade sınırsız bir gerçek olarak değil, o görsel çerçeveyle sınırlı olarak sunulur. Cümlenin başında kullanılan bu ifade bir çerçeve kurar: önceki bağlama geri bağlanır ve dinleyiciyi sonraki bilgiyi bu çerçeve içinde yorumlamaya yönlendirir.
Alıştırma
Bir ekip iki planı yalnızca ilk yıl maliyetlerine göre değerlendirmeyi kabul etti. Hangi cümle bu ölçüte doğru biçimde gönderme yapıyor?
- From my perspective, Plan A looks cheaper.
- To put it in perspective, Plan A looks cheaper.
- From that perspective, Plan A looks cheaper.
Cevabı göster
From that perspective, Plan A looks cheaper.
the exact other half of the Earth is called the water hemisphere.
1:13yani Dünya'nın tam öteki yarısına su yarım küresi denir.
land hemisphere ... water hemisphere: kara yarımküresi ve su yarımküresi
land hemisphere, karaların olabildiğince büyük bölümünü içine alacak şekilde seçilen Dünya'nın yarısıdır. water hemisphere ise bunun tam karşısındaki, okyanusların baskın olduğu yarıdır. Burada hemisphere yalnızca kürenin bir yarısı anlamına gelir. Bu adlar kara ve suyun nerede yoğunlaştığını anlatır; Kuzey ve Güney Yarımküre anlamına gelmez.
Alıştırma
land hemisphere ve water hemisphere ifadelerini hangi seçenek doğru açıklar?
- Dünya'daki kara ve okyanusların en fazla yoğunlaştığı yerlere göre tanımlanan karşılıklı iki yarıdır.
- Kuzey ve Güney Yarımküre'nin başka adlarıdır.
- Bir yarı tamamen kuru karadan, diğer yarı tamamen sudan oluşur.
Cevabı göster
Dünya'daki kara ve okyanusların en fazla yoğunlaştığı yerlere göre tanımlanan karşılıklı iki yarıdır.
So Earth sandwiches are almost always soggy.
1:19Demek Dünya sandviçleri neredeyse her zaman sırılsıklam oluyor.
you might be saying to yourself: içinden şöyle diyor olabilirsin
You might be saying to yourself, konuşmacının dinleyicinin verebileceğini düşündüğü bir tepkiyi ortaya koyar. Tırnak içindeki sorular, dinleyicinin kesinlikle yüksek sesle söylediği sözler değil, olası bir iç düşüncedir. Might, tahmini yumuşatır ve daha az kesin hâle getirir. Konuşmacı olası itirazı yanıtlamadan önce dile getirerek anlatımı konuşma gibi hissettirir ve dinleyiciyi sonraki noktaya taşır.
Alıştırma
Konuşmacı you might be saying to yourself ifadesiyle ne yapıyor?
- Dinleyicilere sonraki sözleri yüksek sesle tekrar etmelerini söylemek
- Dinleyicilerin kesinlikle yüksek sesle söylediği sözleri aktarmak
- Dinleyicilerin olası bir iç tepkisini hayal etmek
Cevabı göster
Dinleyicilerin olası bir iç tepkisini hayal etmek
Why should I care?: küçümseyici duyulabilen bir karşı çıkış
Bu cümlede “Why should I care?” yalnızca bilgi istemez. Konunun konuşan kişi için neden önemli olduğunu karşı tarafın göstermesini isteyen sorgulayıcı bir karşı çıkıştır. Çoğu zaman “Bu bana önemli görünmüyor” mesajını taşır. Burada hayali bir dinleyicinin itirazını dile getirir ve daha ciddi bir konuya geçiş hazırlar.
Alıştırma
Bir arkadaşın yeni bir kuralı açıklıyor. Birisi “Why should I care?” diye karşılık verirse büyük olasılıkla neyi soruyordur?
- Bununla benim için kim ilgilenecek?
- Bu benim için neden ilgili veya önemli?
- Neden herkes mutlu?
Cevabı göster
Bu benim için neden ilgili veya önemli?
But here's something that you should care about, Anlatım akışı
1:24Ama işte önemsemeniz gereken bir şey:
But here's something that you should care about: konu değişikliğini işaret etmek
“But”, önceki şakadan uzaklaşıldığını gösterir. “Here's something” birazdan verilecek yeni bilgiye işaret eder; “that you should care about” ise bu bilginin dinleyici için önemli olduğunu belirtir. İfade bütünüyle konuşmayı düzenler: önceki soruya cevap verir, daha ciddi bir konuya geçer ve dinleyiciye dikkat etmesini söyler. Burada care about, “önemli görmek” demektir; “bakımını yapmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle küçük bir konudan daha önemli bir konuya en iyi biçimde geçer ve dinleyiciye dikkat etmesini söyler?
- We can talk about the snacks later, and here's someone you should take care of: the bus driver.
- We can talk about the snacks later, but here's something that you should care about: the bus leaves in two minutes.
- We can talk about the snacks later, but I don't know why the bus leaves.
Cevabı göster
We can talk about the snacks later, but here's something that you should care about: the bus leaves in two minutes.
One of the largest hydroelectric dams ever constructed, Dilbilgisi
1:29Şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük hidroelektrik barajlardan biri,
One of the largest ... ever constructed: en üst gruba üyelik yapısı
Burada one of the largest hydroelectric dams, hemen önce adı geçen baraj hakkında ek bilgi verir. Barajın büyüklük bakımından en üst grupta yer aldığını belirtir; onun tek ve mutlak olarak en büyük baraj olduğunu iddia etmez. Kalıp one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilen isim şeklindedir; bu yüzden dams çoğul olmalıdır. Ever constructed, that have ever been constructed anlamındaki kısaltılmış edilgen ilgi cümleciğidir ve karşılaştırmayı o zamana kadar inşa edilmiş bu tür tüm barajlara genişletir.
Alıştırma
Cümleyi one of the ve ardından high sözcüğünün doğru en üstünlük biçimini kullanarak tamamlayın: Mount Everest is ____ mountains in the world.
Cevabı göster
one of the highest
Three Gorges Dam: sabit bir özel ad
Three Gorges Dam, Çin'deki büyük bir hidroelektrik barajın özel adıdır. Three Gorges burada sabit bir yer adıdır; herhangi üç boğaz anlamına gelen serbest bir söz öbeği değildir. Cümle, barajı gerçek bir mühendislik örneği olarak tanıtır. Barajın arkasında tutulan su, Dünya'nın kütlesinin bir bölümünün konumunu değiştirmiştir; bu da daha sonra Dünya'nın dönüşüne olan etkinin açıklanmasına zemin hazırlar.
Alıştırma
Bu cümlede Three Gorges Dam adı neyi ifade ediyor?
- Boğazlarda inşa edilmiş herhangi üç baraj
- Çin'deki belirli bir hidroelektrik baraj
- Birçok ülkede kullanılan genel bir baraj türü
Cevabı göster
Çin'deki belirli bir hidroelektrik baraj
upon completion: resmî bir zaman belirteci
Burada upon completion, “tamamlandığında” veya “tamamlanır tamamlanmaz” demektir. Completion, bitirme olayını adlandıran bir isimdir ve upon + isimden oluşan bütün ifade ana cümlenin zamanını belirler: köklü değişiklik projenin bitişinden sonra gerçekleşmiştir. Bu kısa yapı resmî açıklamalarda yaygındır: upon + olay ismi çoğu zaman when/once + tam bir cümlenin yerini alabilir. Buradaki upon, fiziksel olarak “üstünde” değil, “o olay sırasında veya sonrasında” anlamındadır.
Alıştırma
upon + completion ismini kullanarak resmî proje cümlesini tamamlayın: “____, the bridge will open to traffic.”
Cevabı göster
Upon completion
can slow down their speed by moving their arms out, Öbek fiiller
1:41kollarını açarak dönüş hızını azaltabildiğini bilirsiniz;
by moving some of their body mass away from the middle of their body.
1:44çünkü vücut kütlesinin bir kısmını vücudunun merkezinden uzaklaştırır.
spinning in place: yer değiştirmeden dönmek
spinning in place ifadesinde in place, vücut dönerken aynı noktada kalmak demektir. Patenci buz üzerinde ilerlemek yerine kendi merkezi etrafında döner. Bu yapı spin, jog, march veya run gibi hareket fiillerinden sonra gelerek eylemin yer değiştirmeden yapıldığını gösterir. Burada “doğru yere yerleştirilmiş” ya da “birinin yerine” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Aynı noktadan uzaklaşmadan” anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle talimatı tamamlayın: March ____ until the music stops.
Cevabı göster
in place
slow down: yavaşlamak veya bir şeyi yavaşlatmak
Slow down, “daha yavaş hâle gelmek” veya “birini ya da bir şeyi yavaşlatmak” anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede kolları dışarı açmak, patencinin dönme hızını azaltır. Down, fiilin bütün anlamının bir parçasıdır; herhangi bir şeyin aşağı doğru hareket ettiğini göstermez. Slow down, The bike slowed down örneğindeki gibi nesnesiz veya The steep hill slowed the bike down örneğindeki gibi nesneyle kullanılabilir. Büyüme ya da çalışma gibi süreçler için de kullanılabilir.
Alıştırma
“Daha yavaş hâle gelmek” anlamındaki iki kelimelik İngilizce öbek fiille cümleyi tamamlayın: When the path gets crowded, cyclists need to ____.
Cevabı göster
slow down
You know how ... Well, the same thing can happen ...: benzetme kurmak
“You know how”, dinleyicilerden tanıdık bir düzeni hatırlamalarını ister: patenci vücut kütlesini dışarı doğru taşır ve daha yavaş döner. Bu, konuşma diline özgü bir giriş biçimidir; yönerge istemez. “Well” yeni konuya geçişi belirtir, “the same thing” ise alttaki neden-sonuç düzenini Dünya'ya taşır. Konuşmacı, kütlenin merkezden uzaklaşmasıyla dönüşün değişmesini karşılaştırır; Dünya'nın bir patencinin vücut hareketlerini birebir taklit ettiğini söylemez. Yeniden kullanılabilecek açıklama kalıbı You know how + tanıdık durum? Well, the same thing can happen to + yeni durum biçimindedir. Bu kalıp, tanıdık bir durum yoluyla bilinmeyen bir fikrin anlaşılmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Bir açıklamada “You know how ...? Well, the same thing can happen to ...” kalıbının temel görevi nedir?
- Dinleyiciden adım adım yönerge vermesini ister.
- Tanıdık bir durumla başlar ve onun temel ilkesini yeni bir duruma taşır.
- İki durumun her ayrıntıda aynı olduğunu iddia eder.
Cevabı göster
Tanıdık bir durumla başlar ve onun temel ilkesini yeni bir duruma taşır.
The Three Gorges Dam did exactly what a figure skater does when they move their arms away from their center.
1:51Üç Boğaz Barajı, kollarını merkezinden uzaklaştıran bir artistik buz patencisinin yaptığının aynısını yaptı.
It transferred 39 trillion kilograms of water 175 meters above sea level. Kalıp ifadeler
1:5739 trilyon kilogram suyu deniz seviyesinden 175 metre yukarı taşıdı.
Rakım ifadesi above sea level
“175 meters above sea level” ifadesinde above sea level rakımı belirtir: yükseklik, standart bir referans olan ortalama deniz seviyesinden ölçülür. Bu, suyun doğrudan okyanusun üzerinde olduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp sayı + birim + above sea level biçimindedir ve kıyıdan uzaktaki yerleri veya nesneleri de tanımlayabilir.
Alıştırma
Harita açıklamasını standart rakım ifadesiyle tamamlayın: The village is 900 meters ____.
Cevabı göster
above sea level
NASA calculated that that massive amount of water moved caused Earth's rotation to slow down Dilbilgisi
2:05NASA, bu devasa miktardaki suyun taşınmasının Dünya'nın dönüşünü yavaşlattığını hesapladı
cause + nesne + to-infinitive: caused Earth's rotation to slow down
Vurgulanan sözcükler cause + nesne + to-infinitive yapısını izler. Bu kadar büyük miktarda suyun taşınması neden olarak sunulur, Earth's rotation etkilenen nesnedir ve to slow down ortaya çıkan değişimi belirtir. Bu yapı neden-sonuç zincirini açıkça gösterir: bir şey, bir kişinin veya nesnenin bir eylem yapmasına ya da bir duruma gelmesine neden olur. Burada slow down “daha yavaş dönmek” demektir; “durmak” değildir.
Alıştırma
Neden bildiren yapıyı parantezdeki fiille tamamlayın: The cold weather caused the lake ____. (freeze)
Cevabı göster
to freeze
so that every day of your life since that dam was finished has been longer by 0.06 microseconds. Dilbilgisi
2:13ve bu yüzden barajın tamamlandığı günden beri hayatınızdaki her gün 0,06 mikrosaniye daha uzun sürüyor.
Sonuç bildiren so that: so that every day ... has been longer
Bu cümlede so that, Dünya’nın dönüşünün yavaşlamasıyla gerçekten ortaya çıkan sonucu anlatır: Her gün 0,06 mikrosaniye uzamıştır. Buradaki anlamı “bunun sonucunda”dır; “-mek amacıyla” değildir. Önemli soru, ikinci olayın birinin amacı olup olmadığıdır. Burada bir amaç yoktur; bir fiziksel değişiklik başka bir değişikliğe yol açmıştır.
Alıştırma
“The road flooded, so that the bus had to turn back.” cümlesinde so that neyi anlatır?
- Birinin ulaşmak istediği amacı
- Önce yerine getirilmesi gereken bir koşulu
- Selin gerçek bir sonucunu
Cevabı göster
Selin gerçek bir sonucunu
It's not something that for all intents and purposes you have to worry about. Deyimler
2:21Pratikte endişelenmenizi gerektiren bir şey değil.
for all intents and purposes: pratik açıdan
For all intents and purposes, “pratik açıdan” veya “fiilen” anlamına gelir. Konuşmacı çok küçük bir fiziksel değişimin var olduğunu kabul eder, ancak bunun günlük yaşamda anlamlı bir fark yaratmadığını söyler. Bir şey tamamen veya teknik olarak doğru olmasa bile normal kararlar açısından doğru kabul edilebiliyorsa bu ifadeyi kullanın.
Alıştırma
Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: For all ____, the old printer is unusable because it jams every time.
Cevabı göster
intents and purposes
You're in good company: ortak deneyimle rahatlatmak
You're in good company, pek çok takdir edilen, saygı duyulan veya yakınlık kurulabilen kişinin sizinle aynı durumda olduğu anlamına gelen bir deyimdir. Burada dinleyiciyi, endişelenmenin onu tek başına aptal veya yalnız yapmadığını göstererek rahatlatır. Company burada bir şirket veya mutlaka fiziksel olarak yanında bulunan insanlar anlamına gelmez. İfade, garip ya da hayal kırıklığı yaratan bir deneyimi ortak bir bağa dönüştürür. “Grubun” yararlı malzemeleri de kapsadığı bu örnekte olduğu gibi mizahi de olabilir.
Alıştırma
“Takdir edilen pek çok insan da bu deneyimi paylaşıyor” anlamındaki deyimle rahatlatıcı cümleyi tamamlayın: If you feel nervous on your first day, you're ____.
Cevabı göster
in good company
Hydrophobic materials are resistant to getting wet. Kalıp ifadeler
2:34Hidrofobik malzemeler ıslanmaya karşı dirençlidir.
Hydrophobic: insanlarda su korkusu ve malzemelerde su iticilik
Hydrophobic, neyi nitelediğine göre anlam değiştirir. “you might be hydrophobic” ifadesinde bir kişi için şaka yollu kullanıldığında sudan korkmayı veya sudan güçlü biçimde kaçınmayı düşündürür. Konuşmacı bir endişeyi bilinçli olarak kişisel bir özellik gibi sunar. Malzemeleri nitelediğinde hydrophobic teknik bir sıfattır: yüzeyleri kolayca ıslanmaz, bu nedenle su yayılmak yerine damlacıklar oluşturma eğilimindedir. İnsana ilişkin anlamdan malzeme bilimi anlamına geçiş kelime oyununu yaratır; malzeme gerçekten korku hissetmez.
Alıştırma
“Hydrophobic materials are resistant to getting wet” cümlesinde hydrophobic ne anlama gelir?
- Malzemelerin yüzeyleri suyla ıslanmaya direnir.
- Malzemeler sudan korkar.
- Malzemeler suda hızla çözünür.
Cevabı göster
Malzemelerin yüzeyleri suyla ıslanmaya direnir.
resistant to getting wet: to + isim-fiil
Bu cümlede resistant to getting wet, malzemenin kolayca ıslanmadığı anlamına gelir. Malzemenin suyun etkisine karşı dayanıklılığını anlatır; ancak mutlaka tamamen su geçirmez olduğu anlamına gelmez. Kalıp be resistant to + isim veya isim-fiildir. Buradaki to edattır; bu yüzden get değil getting kullanılır. Getting wet, ıslanmak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi standart yapıyla tamamlayın: This fabric is ____ stains.
Cevabı göster
resistant to
They're usually made out of hydrocarbons that don't form good hydrogen bonds with water molecules. Notlar
2:39Bunlar genellikle su molekülleriyle iyi hidrojen bağları kurmayan hidrokarbonlardan oluşur.
made out of: -den yapılmış
Bu cümlede made out of, be made out of + malzeme şeklindeki edilgen yapıdır. Hidrofobik malzemelerin neyden yapıldığını bildirir ve bu nedenle bileşimlerini açıklar. Made out of, bir şeyi oluşturmak için kullanılan malzemeye odaklanır. Make out ile aynı değildir; make out, tanımak, görmek, duymak veya bir şeyi güçlükle anlamak anlamlarına gelebilen farklı bir fiildir.
Alıştırma
Bir nesnenin malzemesini anlatırken be made out of ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- The lantern is made out bamboo.
- The lantern is made bamboo out of.
- The lantern is made out of bamboo.
- The lantern makes out of bamboo.
Cevabı göster
The lantern is made out of bamboo.
Su molekülleriyle iyi hidrojen bağları oluşturmak
form good hydrogen bonds with water molecules ifadesinde form, oluşturmak anlamına gelen bir fiildir. form + bond(s) + with + madde yapısı bilimsel İngilizcede yaygındır: bir madde başka bir maddeyle kimyasal etkileşimler oluşturur. Burada good, ahlaki açıdan iyi değil, elverişli veya etkili anlamındadır. Cümlenin tamamında don't form dendiği için bu hidrokarbonların suyla bu etkileşimleri kolayca veya güçlü biçimde oluşturmadığı anlatılır.
Alıştırma
Bu cümlede form good hydrogen bonds with water molecules ne anlama gelir?
- Su moleküllerini farklı bir fiziksel şekle sokmak
- Su molekülleriyle elverişli hidrojen bağı etkileşimleri oluşturmak
- Su molekülleri hakkında yazılı bir form doldurmak
Cevabı göster
Su molekülleriyle elverişli hidrojen bağı etkileşimleri oluşturmak
And because it takes more energy for the water to spread out on those surfaces, Dilbilgisi
2:45Suyun bu yüzeylere yayılması daha fazla enerji gerektirdiği için,
Suyun yayılması daha fazla enerji gerektirir
it takes more energy for the water to spread out ifadesinde it biçimsel bir öznedir ve belirli bir nesneyi göstermez. Yapı It takes + gereken miktar + for + isim + to + fiil şeklindedir. Burada gereken şey more energy, yayılan ise the water'dır. Bu yapıyı zaman, para, çaba veya enerji gibi bir gereksinimi öne çıkarmak için kullanın.
Alıştırma
It takes + gereken miktar + for + kişi + to + fiil yapısını oluşturan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: It ____ more effort ____ Mia to lift the heavy box.
Cevabı göster
takes · for
sticks together: yayılmak yerine bir arada kalmak
Burada sticks together, “tek bir kütle hâlinde bir arada kalır” demektir. Su molekülleri birbirine yakın kalır; bu nedenle su yüzeye yayılmak yerine bir damla veya kütle oluşturur. stick together kalıbı, fiziksel olarak birbirine bağlı kalan şeyleri anlatabilir. Birlik içinde kalan insanları da anlatabilir, ancak bu cümlede fiziksel anlam kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi çoğul özneye uyan stick together biçimiyle tamamlayın: The pieces are wet, so they ____.
Cevabı göster
stick together
It coheres to itself and forms nice little spheres.
2:50Kendi içinde birleşip hoş küçük küreler oluşturur.
super-hydrophobia occurs and it looks awesome.
2:55süperhidrofobiklik ortaya çıkar ve harika görünür.
like some big old blob of liquid mercury or something. Notlar
3:04sanki kocaman bir sıvı cıva kütlesiymiş gibi.
Gündelik bir güçlendirici olarak big old
some big old blob ifadesinde big old, big sözcüğünü güçlendiren gündelik bir kullanımdır: Konuşan kişi çok büyük ve dikkat çekici bir kütle hayal eder. Buradaki old, o kütlenin uzun süredir var olduğu anlamına gelmek zorunda değildir. big old + isim kalıbı genellikle canlı ve abartılı bir etki katar. Tam tutum, isme ve konuşanın sesine bağlı olarak eğlenmiş, etkilenmiş, sevecen veya rahatsız olmuş gibi duyulabilir.
Alıştırma
“A big old stain covered the rug,” cümlesinde big old büyük olasılıkla ne yapar?
- Lekenin büyük veya dikkat çekici olduğunu gündelik biçimde vurgular.
- Cümleyi resmî ve teknik gösterir.
- Lekenin uzun yıllardır orada olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
Lekenin büyük veya dikkat çekici olduğunu gündelik biçimde vurgular.
or something ile yaklaşık bir tahmin belirtmek
Or something, bir örnek, adlandırma veya benzetmeden sonra kullanılan gündelik bir belirsizlik ifadesidir. “Ya da buna benzer bir şey; bu yalnızca kabaca yaptığım bir tanım” anlamına gelir ve konuşanın kesinlik iddiasını azaltır. Burada konuşan kişi, yüzen suyu sıvı cıvaya benzetiyor ancak onun cıva olduğunu iddia etmiyor. Bu ifade, benzetmenin gündelik bir tahmin olduğunu gösterir; karşıdaki kişiden eksik bir nesnenin adını söylemesini istemez.
Alıştırma
Konuşanın yalnızca yaklaşık bir tahminde bulunduğunu gösteren iki sözcüklü gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: That animal might be a fox ____, but I cannot see it clearly.
Cevabı göster
or something
It's a very bizarre trick and I have you guys to thank for bringing it to my attention. Kalıp ifadeler
3:07Bu çok tuhaf bir numara ve dikkatimi buna çektiğiniz için sizlere teşekkür etmeliyim.
bringing it to my attention: birinin fark etmesini sağlamak
Bring something to someone’s attention, bir kişinin bir şeyi fark etmesini veya öğrenmesini sağlamak demektir. Şey bring sözcüğünden sonra gelir; kişi ise attention sözcüğünden önce iyelik yapısıyla gösterilir: bring the issue to her attention. Bu cümlede it, tuhaf numarayı anlatır ve izleyiciler konuşanın bundan haberdar olmasını sağlamıştır. Buradaki bring, bir nesneyi fiziksel olarak taşımayı değil, bilgi iletmeyi anlatır.
Alıştırma
“Bunu fark etmemi sağladı” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: I had not seen the mistake in the schedule, so thank you for ____.
Cevabı göster
bringing it to my attention
it was that message that inspired me to do an episode about water in the first place. Notlar
3:12en başta suyla ilgili bir bölüm yapmama ilham veren de o mesajdı.
It was that message that ...: It was X that ... ile odaklama
It was that message that inspired me cümlesinde It was X that ... kalıbı, that message bölümünü odağa yerleştirir. Cümle, ilhamın kaynağının başka bir olay ya da kaynak değil, o mesaj olduğunu belirtir. Buradaki it, bir nesneye gönderme yapan zamir değil, vurgu kalıbının biçimsel bir öğesidir. İkinci that, düşüncenin geri kalanını başlatır. Bu yapı, temel olayı değiştirmeden bir kişiyi, şeyi, zamanı, yeri veya nedeni öne çıkarabilir.
Alıştırma
Planı toplantının değil e-postanın değiştirdiğini vurgulamak için It was X that ... yapısını tamamlayın: ____ the email ____ changed our plan.
Cevabı göster
It was · that
in the first place: asıl nedene dönmek
Bu cümlede in the first place, kararın başlangıcına dönüp bakar: Mesaj, konuşmacının su hakkında bir bölüm yapmaya karar vermesinin asıl nedeniydi. Bu ifade, bir durumun neden başladığını veya en başta neden var olduğunu sormak ya da açıklamak için sıkça kullanılır. Söylem işlevli bir ifadedir; gerçek bir konumu veya listedeki ilk maddeyi belirtmez.
Alıştırma
Asıl nedeni soran dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Why did we sign the contract ____?
Cevabı göster
in the first place
One final note on ... ile son bir ek bilgi sunmak
One final note on ... ana konuşmanın bitmek üzere olduğunu bildirir ve on ifadesinden sonra gelen konu hakkında son bir kısa ek bilgi sunar. Burada on hydrophobia, bu son ek bilginin konusunu belirtir. Bu kullanımda note, yorum veya açıklama anlamına gelir; müzik notası değildir. Bu kalıp kapanış bilgilerini düzenler ve eklenen noktanın ani değil, planlı görünmesini sağlar.
Alıştırma
Son bir kısa yorumu sunan geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Before we finish, ____ lab safety: always label every container.
Cevabı göster
one final note on
And I don't mean being afraid of swimming or not liking the ocean. Anlatım akışı
3:22Yüzmekten korkmayı ya da okyanusu sevmemeyi kastetmiyorum.
I mean an actual psychological aversion to the sight of water. Kelime
3:25Suyu görmeye karşı gerçek bir psikolojik tiksintiden söz ediyorum.
I don't mean X. I mean Y. ile iki aşamalı açıklama
I don't mean X. I mean Y. ikili kalıbı iki aşamalı bir düzeltme yapar. İlk cümle olası bir yorum olan X'i reddeder; ikinci cümle konuşanın amaçladığı yorum olan Y'yi verir. Burada X, sıradan bir yüzme korkusu veya okyanusu sevmeme durumudur; Y ise suyu görmeye karşı gerçek bir psikolojik tiksintidir. Olumsuzluk yalnızca ilk yorumu reddeder; hidrofobinin insanlarda görülebileceği yönündeki daha geniş iddiayı reddetmez. Aynı kalıp bir terimi, iddiayı veya konuşanın tutumunu açıklığa kavuşturabilir.
Alıştırma
Bir tasarımcı light sözcüğünü açıklıyor. İki aşamalı düzeltmeyi tamamlayın: When I say 'light,' ____ low in weight. ____ pale in color.
Cevabı göster
I don't mean · I mean
psychological aversion to the sight of water: suyu görmeye karşı psikolojik tiksinti
Burada psychological aversion to the sight of water, su görüldüğünde ondan kaçınmaya yönelik güçlü ve istemsiz bir dürtü anlamına gelir. Bu ifade sıradan bir hoşlanmamadan daha fazlasını anlatır ve tek başına tehlikeli bir nesneden korkmak anlamına gelmez. Aversion sözcüğünden sonra nesnesini belirtmek için to ile bir isim veya -ing biçimi gelir. The sight of water görsel tetikleyiciyi, yani görme yetisini değil suyu görmeyi belirtir.
Alıştırma
Bir tıbbi notta hastanın iğneleri görünce geri çekildiği ve onlara bakmayı reddettiği, ancak iğnelerin tehlikeli olduğuna inandığının söylenmediği yazıyor. En uygun ifade hangisidir?
- a dislike of the sight of needles
- a fear of the sight of needles
- an aversion to the sight of needles
Cevabı göster
an aversion to the sight of needles
if left untreated: kısaltılmış edilgen koşul
If left untreated, edilgen bir koşul yan cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Buradaki tam biçimi if it is left untreated şeklindedir; it, rabies sözcüğüne gönderme yapar ve left untreated tedavi edilmeden bırakılmak anlamına gelir. İngilizcede if + özne + be + geçmiş zaman ortacı yapısındaki yan cümlelerde, çıkarılan özne ana cümleden açıkça anlaşılıyorsa tekrarlanan özne ve be biçimi atılabilir. Geçmiş zaman ortacı left edilgen anlamını korur; ‘ayrıldı’ veya ‘solda’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Uyarıyı tamamlamak için if it is left untreated ifadesini kısaltın: ____, a minor infection can worsen.
Cevabı göster
If left untreated
lead to severe neurological damage: ciddi nörolojik hasara yol açmak
Burada lead to, “neden olmak” veya “yol açmak” anlamındadır. Kuduz neden, ciddi nörolojik hasar ise sonuçtur. Bu yapıda to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim grubu veya -ing biçimi gelir: lead to damage, lead to problems ya da lead to losing control. Bu ifade fiziksel hareketi değil, neden-sonuç ilişkisini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü neden-sonuç ifadesiyle tamamlayın: Skipping breakfast can ____ low energy at school.
Cevabı göster
lead to
In the late stages of rabies: kuduzun ileri evrelerinde
In the late stages of, “gelişen bir sürecin ileri döneminde” anlamına gelir. Burada stages, kuduzun ilerleyişindeki evreleri belirtir ve ifade belirtileri hastalığın ilerlemiş dönemine yerleştirir. Yapı in the + sıfat + stages of + isim şeklindedir. Sürecin başka bir noktasını belirtmek için sıfatı değiştirebilirsiniz: in the early stages of a project veya in the final stages of recovery.
Alıştırma
Bir bilim insanı, “In the late stages of the experiment, the team repeated every test.” diyor. Ekip tüm testleri ne zaman tekrarladı?
- Deney başlamadan önce.
- Bir tiyatro sahnesinde.
- Deneyin sonuna yakın.
Cevabı göster
Deneyin sonuna yakın.
which means that the body cannot control the fluid in its own mouth
3:43Bu da vücudun kendi ağzındaki sıvıyı kontrol edememesi
This man has contracted rabies and is in the late stages of the disease. Kelime
3:49Bu adam kuduza yakalanmış ve hastalığın ileri evresinde bulunuyor.
contracted rabies: contract fiilinin tıbbi anlamı
contracted rabies ifadesindeki contracted, contract fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve “hastalığa yakalandı” anlamına gelir. Has contracted, present perfect yapısındadır: enfeksiyon daha önce gerçekleşmiştir ve adamın şu anki durumuyla hâlâ ilgilidir. Bu, contract fiilinin tıp ve haber dilindeki resmî anlamıdır. Burada “sözleşme” anlamındaki contract ismi ya da “küçülmek veya kasılmak” anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Tıbbi raporu contract fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Doctors confirm that he ____ after an infected dog bit him.
Cevabı göster
has contracted rabies
as if ... might: hayalî bir karşılaştırma
as if the water might burn him ifadesinde as if, hayalî bir karşılaştırma başlatır. Geri çekilmesi, yanmaya verilen bir tepki gibi görünür; ancak cümle suyun onu gerçekten yaktığını söylemez. Might, karşılaştırmadaki nedeni yalnızca olası ve doğrulanmamış hâlde tutar. as if + özne + might + fiil yapısı, gerçek bir tepki belirli bir nedenden kaynaklanıyor gibi göründüğünde fakat bu nedenin doğru olduğu ileri sürülmediğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Konuşmacı 'as if the water might burn him' derken neyi kastediyor?
- Su onu kesinlikle yaktı.
- Tepkisi yanmaya verilmiş bir tepki gibi görünüyordu, ancak suyun onu yaktığı söylenmiyordu.
- Suyun daha sıcak olmasını istedi.
Cevabı göster
Tepkisi yanmaya verilmiş bir tepki gibi görünüyordu, ancak suyun onu yaktığı söylenmiyordu.
the threat of rabies all over the world has been significantly reduced.
4:01dünya genelinde kuduz tehdidi önemli ölçüde azaldı.
thanks to vaccination efforts: yararlı bir nedeni belirtmek
Thanks to + isim öbeği, iyi veya istenen bir sonucun nedenini belirtir. Bu cümlede vaccination efforts, tehdidin büyük ölçüde azalmasının nedeni olarak sunuluyor. Thanks çoğu zaman teşekkür ifade etse de burada thanks to bir neden bağlantısı kurar. Because of gibi anlaşılabilir, ancak nedene karşı olumlu bir tutum da ekler.
Alıştırma
Cümledeki thanks to vaccination efforts ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Tehdit, aşılama çalışmalarının durmasına neden oldu.
- Aşılama çalışmalarına sözlü olarak teşekkür edildi.
- Aşılama çalışmaları tehdidin azalmasına yardımcı oldu.
Cevabı göster
Aşılama çalışmaları tehdidin azalmasına yardımcı oldu.
but I might save that for another episode. Kalıp ifadeler
4:08ama onları başka bir bölüme saklayabilirim.
save that for another episode: bir konuyu sonraya bırakmak
Save + nesne + for + sonraki bir zaman veya fırsat, bir konuyu, soruyu ya da hikâyeyi daha sonra ele almak üzere saklamak demektir. Burada that, konuşmacının su hakkında söyleyebileceği diğer şeylere gönderme yapar; another episode ise sonraki fırsattır. Bu ifade, bir konuşma veya sunumun kapsamını kontrol etmeye ve doğal biçimde bitirmeye yardımcı olur. Buradaki save, kurtarmak veya bir bilgisayar dosyasını kaydetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir şeyi sonraya bırakma anlamındaki save yapısını ve parantez içindeki sözcükleri (that question / tomorrow) kullanarak cümleyi tamamlayın: We are out of time, so let's ____.
Cevabı göster
save that question for tomorrow