Neden "Fahrenheit 451"i okumalısınız? - Iseult Gillespie: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu inceleme, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 romanında sansürün, kitlesel oyalanmanın ve toplumsal duyarsızlığın bağımsız düşünceyi yok oluşa sürükleyen güçler olarak nasıl işlendiğini açıklar; kitap yakmayı Soğuk Savaş baskıları ve bilgiye yönelik daha eski tarihsel saldırılarla ilişkilendirir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It was a pleasure to burn. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Öncül it ögesinin önce bir değerlendirme sunduğunu, mastarın ise değerlendirilen asıl deneyimi sonradan belirttiğini anlayabilirsiniz. Bu kalıbı bir etkinlik hakkında yargı bildirmek için kullanabilir, romandaki olumlu sözcüklerin açılışta yarattığı karanlık ironiyi fark edebilirsiniz. 2. the Library of Alexandria + the book burning of fascist regimes. — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: İki tarihsel göndermeyi bilginin yok edilmesine ve siyasi baskıya ilişkin ortak hafıza olarak tanıyabilirsiniz. Bu arka plan, Bradbury’nin kitap yakmayı yalnızca mala verilen zarar değil, uygarlığa, kültürel belleğe ve düşünsel özgürlüğe yönelmiş bir tehdit olarak sunmasının nedenini açıklar. 3. complicit in its own combustion. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: complicit in ifadesinin bir kötülüğün sorumluluğunu paylaşmayı ya da ona sessizce izin vermeyi anlattığını, combustion sözcüğünün de romanın ateş imgesini sürdürdüğünü anlayabilirsiniz. Yapıyı, bir toplumun yalnızca masum kurban olmadığını ve kendi yıkımına katkıda bulunduğunu anlatmak için kullanabilirsiniz.
Bu derste
It was a pleasure to burn: biçimsel özne it ve mastar
Burada it biçimsel, yani belirli bir varlığa gönderme yapmayan bir öznedir; bir kitabı ya da başka bir nesneyi göstermez. Asıl değerlendirilen eylem daha sonra gelen to burn mastarıyla belirtilir. It + be + değerlendirme + to-infinitive kalıbı, önce değerlendirmeyi verip ardından eylemi adlandırmayı sağlar. Pleasure normalde olumlu bir değerlendirme bildirir. Ancak burn burada kitapları yakmak anlamına geldiği için sakin ve olumlu ifade, konuşanın yıkımdan duyduğu rahatsız edici zevki ortaya çıkarır ve karanlık bir ironi yaratır.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak It + be + pleasure + to-infinitive kalıbıyla tamamlayın: ____ work with such a thoughtful team.
Cevabı göster
It was a pleasure to
It was a special pleasure to see things eaten, Anlatım akışı
0:08Eşyaların yutulduğunu görmek özel bir zevkti,
to see things ... to see things ...: paralel tekrar
İki to see things ... öbeği birbirine karşılık gelen konumlarda yer alır; böylece cümle iki aşamayı aynı dil bilgisi çerçevesiyle sunar. İlk bölüm şeylerin tüketilmesini, ikinci bölüm ise görülebilen sonuçları, yani kararıp değişmelerini ekler. Bu paralel tekrar cümleye ritim verir ve yıkımın giderek şiddetlendiği hissini yaratır. see things eaten / blackened yapısında see fiilini bir nesne ve past participle izler; yani things bu değişimlere uğrar. Eaten, ateşi şeyleri yutan bir yaratık gibi gösteren mecazlı bir kişileştirmedir; gerçek anlamda yemek yemeyi anlatmaz.
Alıştırma
to see things ... yapısının tekrarlanması cümlede nasıl bir işlev görür?
- Farklı kişilerin sırayla konuştuğunu gösterir.
- Yıkıcı değişimleri paralel biçimde sunar ve görüntünün şiddetini giderek artırır.
- Birinin nesneler kararmadan önce onları gerçekten yediği anlamına gelir.
Cevabı göster
Yıkıcı değişimleri paralel biçimde sunar ve görüntünün şiddetini giderek artırır.
Fahrenheit 451 opens in a blissful blaze, Anlatım akışı
0:14Fahrenheit 451, keyifli bir alevle başlar,
opens in a blissful blaze: açılış sahnesini çerçevelemek
İnceleme ve yorumlarda opens in, bir eserin başlangıcını bir yere, duruma veya atmosfere yerleştirmek için kullanılabilir. Burada opens in, romanın ilk anlarındaki ortamı ve havayı tanıtır; bir nesnenin fiziksel olarak açılmasını anlatmaz. Blissful yoğun bir mutluluğu, blaze ise büyük ve yıkıcı bir ateşi ifade eder. Bu sözcüklerin bir araya gelmesi açılışa ironik bir ton verir: Ateş yıkıcı olmasına rağmen neşe vericiymiş gibi sunulur. Böylece ifade hem ilk görüntüyü hem de okurun ona karşı tutumunu düzenler.
Alıştırma
Açılış ortamını göstermek için incelemeyi opens in ile tamamlayın: The documentary ____ a silent classroom before the students arrive.
Cevabı göster
opens in
and before long we learn what's going up in flames. Deyimler
0:17ve çok geçmeden neyin alevler içinde kaldığını öğreniriz.
go up in flames: yıkım ve tam başarısızlık
Go up in flames, sözcük anlamıyla ateş tarafından tamamen sarılmak veya yok edilmek demektir. Bu cümlede going up in flames gerçek bir yanmayı anlatır; ancak kitapların yakılması bağlamı, bilgi ve düşüncelerin kaybını da anlamın bir parçası hâline getirir. Bu deyim mecaz anlamda da kullanılabilir: Bir plan, umut, kariyer veya anlaşma goes up in flames olduğunda genellikle ani ya da dramatik biçimde tamamen başarısız olur. Yalnızca bir şeylerin ters gittiğini söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi cümlede go up in flames, tamamen başarısız olmak anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?
- The curtains went up in flames after touching the candle.
- The hikers warmed their hands over the flames.
- Their expansion plan went up in flames when the bank rejected the loan.
Cevabı göster
Their expansion plan went up in flames when the bank rejected the loan.
Ray Bradbury's novel imagines a world where books are banned from all areas of life
0:21Ray Bradbury'nin romanı, kitapların hayatın her alanında yasaklandığı bir dünya hayal eder
and possessing, let alone reading them, is forbidden. Kalıp ifadeler
0:28ve kitap okumak bir yana, onlara sahip olmak bile yasaktır.
let alone: daha güçlü bir olumsuz durum eklemek
Bu cümlede let alone, “şöyle dursun” veya “hiç sözünü bile etmeyelim” anlamındadır. Kitaplara sahip olmak zaten yasaktır; onları okumak daha ileri bir eylem olduğu için çok daha kesin biçimde kapsam dışıdır. Bu yapı, ilk olumsuz veya sınırlı ifadeyi daha zor ya da daha güçlü ikinci bir durumla bağlar: X, let alone Y. Y, X'e göre daha düşük olasılıklı, daha zor veya daha kesin biçimde yasaklanmış olmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede let alone doğal biçimde kullanılmıştır?
- He bought a car, let alone a bicycle.
- He can't afford a bicycle, let alone a car.
- He can afford a car, let alone a bicycle.
Cevabı göster
He can't afford a bicycle, let alone a car.
a fireman: Fahrenheit 451'de tersine çevrilen meslek
Günümüz İngilizcesinin olağan kullanımında fireman, yangınlarla mücadele eden kişidir. Ancak Fahrenheit 451'de bu görev bilinçli olarak tersine çevrilmiştir: Montag ve diğer firemen, geriye kalan kitapları yakarak kitap yasağını uygular. Bu nedenle meslek adı, romanın kurgusal düzenine göre yorumlanmalıdır. Buradaki fireman, kazara çıkan yangınları söndüren biri olarak sunulmaz; tanıdık bir sözcüğün tersine çevrilmesi, yıkımın nasıl resmî bir göreve dönüştürüldüğünü gösterir.
Alıştırma
Fahrenheit 451 dünyasında bir a fireman ne yapar?
- İtfaiye araçlarını onaran bir tamirci
- Kitapları yakarak kitap yasağını uygulayan bir görevli
- Kazara çıkan yangınları söndüren bir itfaiyeci
Cevabı göster
Kitapları yakarak kitap yasağını uygulayan bir görevli
responsible for destroying: responsible for + -ing yapısı
Responsible for, bir görevi veya sorumluluk alanını belirtir. Burada a fireman ifadesinden sonra gelerek Montag'ın işinin ondan ne yapmasını istediğini açıklar. for bir edat olduğu için ardından bir eylem geldiğinde fiil -ing biçimini alır: responsible for destroying denir, responsible for to destroy denmez. What remains, “geriye kalan şeyler” demektir. Bu cümlede kalan kitapları veya düşünce izlerini anlatır; bu nedenle destroying what remains, itfaiyeciye verilmiş görevi belirtir.
Alıştırma
update fiilinin doğru biçimini kullanın: Priya is responsible for ____ the weekly schedule.
Cevabı göster
updating
pleasure gives way to doubt: A yerini B'ye bırakır
A gives way to B yapısında A giderek zayıflar, sona erer veya önemini kaybeder ve yerini B alır. Burada pleasure azalırken doubt daha güçlü duygu hâline gelir; kimse fiziksel olarak kenara çekilmez. Bu yapı, yalnızca A'nın B olduğunu söylemek yerine iki durum arasındaki geçişi vurgular. Duygular, hava durumu, eğilimler ve değişen durumlarla doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
“Yerini giderek ... alır” anlamındaki hedef ifadeyi yazın: As the conversation continues, tension ____ trust.
Cevabı göster
gives way to
the story raises critical questions of how to preserve one's mind Notlar
0:39hikaye, insanın zihnini nasıl koruyacağına dair kritik sorular ortaya atar
the story raises critical questions: olay örgüsünden temaya geçiş
Bu cümlede raises critical questions, insanların düşünmesi için önemli meseleler ortaya koymak anlamına gelir. Hikâye fiziksel olarak bir şey kaldırmıyor ve herhangi bir karakterin bu soruları yüksek sesle sorması gerekmiyor. Bu ifade, analizi bir eserin ne söylediğini veya gösterdiğini anlatmaktan, izleyiciyi incelemeye çağırdığı daha büyük meselelere taşır. Burada critical, mutlaka olumsuz veya eleştirel değil, “önemli” ve “ciddi” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kişinin soruyu yüksek sesle sorduğunu iddia etmeden, bir eserin izleyiciyi önemli bir mesele üzerinde düşünmeye yönelttiğini anlatır?
- The documentary raises important questions about privacy.
- The interviewer asks the guest a question about privacy.
- The documentary answers every question about privacy.
Cevabı göster
The documentary raises important questions about privacy.
how to preserve one's mind: konu olarak how to + fiil
How to + fiilin yalın hâli, yöntemle ilgili bir soruyu konu, sorun veya mesele belirtebilen isim işlevli bir yan cümleye dönüştürür. Burada how to preserve one's mind, önemli soruların içeriğidir: bir insanın bağımsız düşünme ve yargılama yetisini nasıl koruyabileceği. One's, “kişinin kendi” anlamına gelen genel bir iyelik biçimidir. Bilinen belirli bir karakteri göstermez. Belirli bir durumda my, your, our veya their gibi ilgili kişiye uyan iyelik biçimi kullanılmalıdır.
Alıştırma
Hangi cümle yöntemle ilgili bir soruyu doğru biçimde konu hâline getirir ve genel olarak insanlar için bir iyelik biçimi kullanır?
- The article explores how can people protect one's privacy online.
- The article explores how to protects one's privacy online.
- The article explores how to protect one's privacy online.
Cevabı göster
The article explores how to protect one's privacy online.
in a society where free will, self-expression, and curiosity are under fire. Deyimler
0:44özgür iradenin, kendini ifade etmenin ve merakın saldırı altında olduğu bir toplumda.
under fire: yoğun saldırı veya baskı altında olmak
Bu cümlede under fire mecaz anlamda kullanılmıştır. Free will, self-expression ve curiosity soyut değerler olduğu için bu ifade onların saldırıya uğradığını, bastırıldığını veya ciddi biçimde tehdit edildiğini anlatır; gerçek anlamda alevlerin ya da silah ateşinin içinde olduklarını anlatmaz. Askerî imge, baskının güçlü ve tehlikeli hissedilmesini sağlar. Eserin genelindeki ateş imgelerini de çağrıştırabilir, ancak başka bağlamlara aktarılabilen temel anlamı yoğun saldırı ya da baskıya maruz kalmaktır.
Alıştırma
Cümleyi yoğun eleştiri aldı anlamındaki deyimle tamamlayın: After the report revealed the error, the agency came ____ for ignoring earlier warnings.
Cevabı göster
under fire
mass media has a monopoly on information, Kelime
0:51kitle iletişim araçlarının bilgi üzerinde tekeli vardır,
have a monopoly on information: bilgiyi tekeline almak
have a monopoly on + isim kalıbı; bir kaynak, pazar, faaliyet ya da erişim kanalı üzerinde özel veya neredeyse özel denetime sahip olmak anlamına gelir. Burada kitle iletişim araçları yalnızca çok sayıda haber dağıtan bir yapı olarak değil, bilgiyi kontrol eden ve rakip kaynakları sınırlayan bir yapı olarak sunulur. Kontrol edilen şeyi belirtmek için on kullanılır: a monopoly on information. a monopoly ifadesinden önce yaygın olarak have veya hold gelir.
Alıştırma
Özel denetim anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: No private company should have ____ public data.
Cevabı göster
a monopoly on
erasing almost all ability for independent thought. Anlatım akışı
0:54bu da bağımsız düşünme yeteneğini neredeyse tamamen ortadan kaldırır.
erasing almost all ability for independent thought: sonuç bildiren bir -ing yan cümleciği
Erasing ... önceki yan cümlede anlatılan eylem veya durumun sonucunu ekleyen -ing biçimli bir ortaç yan cümleciğidir. “Bunun sonucunda bağımsız düşünme yetisinin neredeyse tamamı ortadan kalkar” anlamını verir. Ana cümle + virgül + -ing yan cümleciği yapısı, açıklayıcı bir metnin nedenden sonuca doğrudan ilerlemesini sağlar. Burada erase mecazidir; yazıyı silmek değil, ortadan kaldırmak veya elinden almak demektir.
Alıştırma
Hangi cümle önceki olayın sonucunu eklemek için -ing yan cümleciği kullanıyor?
- Leaving the neighborhood, the storm grew weaker.
- The storm knocked out the power, leaving the whole neighborhood in darkness.
- The storm arrived while the whole neighborhood was sleeping.
Cevabı göster
The storm knocked out the power, leaving the whole neighborhood in darkness.
At home, Montag's wife Mildred listens to the radio around the clock, Deyimler
1:01Evde, Montag'ın karısı Mildred gün boyu radyo dinler,
around the clock: gece gündüz kesintisiz
Around the clock, gece gündüz kesintisiz veya günün 24 saati boyunca anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede Mildred’ın neredeyse hiç durmadan radyo dinlediğini anlatır; bir saatin etrafında hareket etmek anlamına gelmez. Burada ifade, listens fiilini niteleyen bir zarf tümleci olarak kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi hedef deyimle tamamlayın: The hospital's emergency line operates ____, providing help 24 hours a day.
Cevabı göster
around the clock
and three of their parlor walls are plastered with screens. Kelime
1:06ve oturma odalarının üç duvarı ekranlarla kaplıdır.
walls are plastered with screens: be plastered with ile yoğun biçimde kaplanmış yüzeyler
be plastered with + isim yapısında, özne olarak belirtilen yüzey with sözcüğünden sonra gelen şeylerle yoğun biçimde kaplanır. Burada ekranlar oturma odasının duvarlarını doldurur; plastered, inşaat sıvası uygulamak anlamına gelmez. Bu ifade, nötr covered with ifadesinden daha güçlü bir görsel etki yaratır. Genellikle çok sayıda nesnenin görünür yüzeyin büyük bölümünü kapladığını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi yukarıda öğretilen be plastered with biçimiyle tamamlayın: The notice board was ____ campaign posters.
Cevabı göster
plastered with
At work, the smell of kerosene hangs over Montag's colleagues, Deyimler
1:10İş yerinde, Montag'ın meslektaşlarının üzerinde gazyağı kokusu asılıdır,
hangs over Montag's colleagues: hang over ifadesinin mecaz anlamı
Burada hangs over, gazyağı kokusunun Montag'ın iş arkadaşlarının çevresinde kaldığını ve onları sarıyor gibi göründüğünü anlatır. Başlarının üzerinde gerçekten asılı duran bir şey yoktur. something hangs over someone or something yapısında özne bir koku, ruh hâli, tehdit, şüphe veya etkisi süren başka bir unsur olabilir. Bu imge, söz konusu etkinin kalıcı olduğunu ve kişiyi, yeri ya da olayı etkilemeye devam ettiğini düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi yukarıda öğretilen hang over biçimiyle tamamlayın: A sense of uncertainty still ____ the launch.
Cevabı göster
hangs over
who smoke and set their mechanical hound after rats to pass the time. Kalıp ifadeler
1:14onlar vakit geçirmek için sigara içer ve mekanik tazılarını farelerin peşine salarlar.
set their mechanical hound after rats: set X after Y ile X'i Y'nin peşine salmak
set X after Y kalıbında X, Y'yi kovalaması için gönderilen veya harekete geçirilen kişi, hayvan ya da şeydir. Burada mekanik tazı X, fareler ise Y'dir; yani biri mekanik tazının fareleri kovalamasını sağlar. Bu kalıpta after, kovalanan hedefi gösterir. «Daha sonra» anlamına gelmez ve bir zaman sırası anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle güvenlik görevlisinin köpeğe davetsiz misafiri kovalattığı anlamına gelir?
- The guard set the dog beside the intruder.
- The guard set the dog free after the intruder left.
- The guard set the dog after the intruder.
Cevabı göster
The guard set the dog after the intruder.
sometimes to burn whole libraries to the ground. Deyimler
1:23bazen bütün kütüphaneleri yerle bir edene kadar yakarlar.
burn whole libraries to the ground: ateşle tamamen yok etme
Burn X to the ground, X'i ateşle tamamen veya neredeyse tamamen yok etmek demektir. to the ground ifadesi yere doğru bir hareketi değil, yanmanın sonucunu anlatır. Bu ifade özellikle binalar ve büyük yapılar için yaygındır. Bu cümlede whole libraries, içlerindeki birkaç kitabın değil, bütün kütüphane binalarının yok edildiğini belirtir.
Alıştırma
«Ateşle tamamen yok edilmiş» anlamındaki sabit sonuç ifadesini tamamlayın: The wildfire burned the abandoned cabin ____.
Cevabı göster
to the ground
sets tomes ablaze: set + nesne + sonuç tamamlayıcısı
set + nesne + ablaze kalıbı, “nesnenin tutuşmasına neden olmak” demektir. Burada tomes nesnedir; ablaze ise nesne tamamlayıcısı olarak kullanılan bir sıfattır. Kitapların sonuçta ulaştığı yanma durumunu anlatır, bir eylem fiili değildir. Tome büyük, ağır ve çoğu zaman akademik nitelikli bir kitabı ifade eder. Tomes ile set ... ablaze birlikte kullanıldığında, ifade yalnızca burn books demekten daha edebî ve canlı duyulur.
Alıştırma
Hangi cümlede set + nesne + ablaze doğru kullanılmıştır?
- The campers accidentally set the dry grass ablaze.
- The campers accidentally set the dry grass to ablaze.
- The campers accidentally set ablaze to the dry grass.
Cevabı göster
The campers accidentally set the dry grass ablaze.
like black butterflies: güzellik ve yıkımı birleştiren benzetme
Like black butterflies bir benzetmedir: like, yanmış sayfalardan kalan siyah ve havada uçuşan parçaların ya da küllerin kelebeklere benzetildiğini gösterir. Gerçek kelebeklerin bulunduğu anlamına gelmez. Kelebekler genellikle hafif ve zarif hareketleri çağrıştırırken black yanmayı ve külü düşündürür. Bu imgelerin bir araya gelmesi, yıkımı tuhaf biçimde güzel gösterir ve sahneye trajik, huzursuz edici bir hava verir.
Alıştırma
Kitapların yakıldığı bu imgede like black butterflies ne anlama gelir?
- Sahnede gerçek siyah kelebekler uçuyor.
- Yanmış sayfaların koyu renkli parçaları veya küller kelebekler gibi uçuşuyor.
- Kitaplar yeni bir kelebek türüne dönüştü.
Cevabı göster
Yanmış sayfaların koyu renkli parçaları veya küller kelebekler gibi uçuşuyor.
Montag's mind occasionally wanders to the contraband that lies hidden in his home. Kelime
1:31Montag'ın zihni ara sıra evinde saklı duran kaçak mallara kayar.
the contraband: yasak mallar
Contraband, yasa veya resmî kurallar gereği bulundurulması, taşınması, ithal edilmesi ya da ticaretinin yapılması yasak olan malları ifade eder. the contraband ifadesindeki the, bağlamdan bilinen belirli yasak eşyalara işaret eder. Burada bu sözcük, Montag'ın evinde sakladığı kitapları sıradan kişisel eşyalar değil, yasa dışı mallar olarak gösterir. Böylece yakalanma, cezalandırılma veya başka hukuki sonuçlarla karşılaşma riskini de vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede the contraband neyi ifade ediyor?
- evde tutulan sıradan kişisel eşyalar
- bulundurulması yasak olan mallar
- değerli ev süsleri
Cevabı göster
bulundurulması yasak olan mallar
Gradually, he begins to question the basis of his work. Kalıp ifadeler
1:37Yavaş yavaş, yaptığı işin temelini sorgulamaya başlar.
question the basis of his work: işinin temelini sorgulamak
Burada question, bilgi istemek değil, kuşku duymak veya eleştirel biçimde sorgulamak anlamında kullanılan bir fiildir. The basis of his work, yaptığı işin dayandığı ilkeleri, varsayımları veya gerekçeyi ifade eder. Dolayısıyla yaptığı işin geçerli nedenlere dayanıp dayanmadığını düşünmeye başlamaktadır. Aktarılabilir question the basis of + isim yapısı, bir politikanın, inancın, teorinin veya kararın temelini ya da gerekçesini sorgulamak anlamına gelir.
Alıştırma
Bir araştırmacı, eski bir teorinin temel varsayımlarının geçerli olup olmadığından kuşkulanıyor. Bu düşünceyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- The researcher questions the basis of the old theory.
- The researcher asks a question about the title of the old theory.
- The researcher uses the old theory as the basis for a question.
Cevabı göster
The researcher questions the basis of the old theory.
but has lacked the descriptive words to express his feelings Kalıp ifadeler
1:43ancak duygularını ifade edecek tasvir edici kelimelerden yoksundur
has lacked the descriptive words to express his feelings: duygularını ifade edecek sözcüklerden yoksun kalmak
has lacked the descriptive words to express his feelings ifadesindeki present perfect yapı has lacked, geçmişte başlayan ve etkisi şimdi de süren bir eksikliği anlatır. The descriptive words, onun ne hissettiğini anlatmak için gereken belirli sözcüklerdir. Burada tek bir sözcüğü anlık olarak hatırlayamamak anlatılmaz. Yeniden kullanılabilen lack the words to express something kalıbı, bir duygu ya da düşünceyi sözlere dökmek için yeterli ve uygun dile sahip olmamak demektir.
Alıştırma
Hangi cümle, Maya'nın bir duyguyu anladığını ancak onu anlatacak dile sahip olmadığını gösterir?
- Maya understood her grief and described it in precise detail.
- Maya was startled and was lost for words for a moment.
- Maya understood her grief but lacked the words to express it.
Cevabı göster
Maya understood her grief but lacked the words to express it.
once upon a time: geleneksel hikâye başlangıcı
Once upon a time, masalların ve geleneksel hikâyelerin başında kullanılan sabit bir açılış ifadesidir. “Uzun zaman önce” anlamına yakındır ancak belirgin biçimde masal havası verir. Burada bir olayın ne zaman gerçekleştiğini bildiren sıradan bir zaman ifadesi değildir. Bu ifadenin bile ölümcül olabileceğinin söylenmesi, toplumun hikâye anlatımını, kitapları ve hayal gücünü ne kadar tamamen bastırdığını gösterir. Bu kalıbı tanımak, zararsız görünen bu dört sözcüğün neden tehlikeli sayıldığını anlamayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi, İngilizce masalları başlatan dört sözcüklük sabit ifadeyle tamamlayın: ____, a fox lived beside a river.
Cevabı göster
Once upon a time
Fahrenheit 451 depicts a world governed by surveillance, Kalıp ifadeler
1:52Fahrenheit 451, gözetim tarafından yönetilen bir dünyayı tasvir eder,
a world governed by ...: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
Geçmiş zaman ortaç öbeği governed by surveillance, robotics, and virtual reality, a world ifadesini niteler. Bu, a world that is governed by surveillance, robotics, and virtual reality yapısına denk olan kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir. World eylemden etkilenen taraf olduğu için governed edilgen anlam taşır. Burada govern, “bir hükümet tarafından yönetilmek”ten daha geniş bir anlama gelir; “bir şeyin nasıl işlediğini kontrol etmek, şekillendirmek veya belirlemek” demektir. İsim + governed by + güç, kural veya sistem kalıbı; bir toplumu, kurumu ya da süreci neyin kontrol ettiğini kısa ve açık biçimde gösterir.
Alıştırma
Cümleyi govern fiilinin doğru biçimi ve hedef yapıda kullanılan edatla tamamlayın: They live in a society ____ strict traditions.
Cevabı göster
governed by
A vision that proved remarkably prescient, Kelime
1:59Bu son derece öngörülü olduğu kanıtlanmış bir vizyondu,
proved remarkably prescient: sonraki olaylar ileri görüşlülüğü doğruladı
Prove + sıfat yapısında prove, “sonuçta ... olduğu anlaşılmak” veya “sonraki olaylarla ... olduğu ortaya çıkmak” anlamında bir bağ fiilidir. Bu nedenle proved remarkably prescient, daha sonraki gelişmelerin bu vizyonun geleceği olağanüstü bir doğrulukla öngördüğünü gösterdiği anlamına gelir. Proved burada nesne almaz. Prescient; sonraki olayları doğru biçimde öngören bir tahmin, uyarı, fikir veya yaratıcı eser için sık kullanılan resmî bir sıfattır. Remarkably olumlu değerlendirmeyi güçlendirir.
Alıştırma
Proved remarkably prescient ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Vizyon, ilgisiz bir iddianın doğru olduğuna dair resmî kanıt sundu.
- Sonraki olaylar vizyonla çeliştiği için vizyon önemini kaybetti.
- Sonraki olaylar, bu vizyonun önemli gelişmeleri olağanüstü bir doğrulukla öngördüğünü gösterdi.
Cevabı göster
Sonraki olaylar, bu vizyonun önemli gelişmeleri olağanüstü bir doğrulukla öngördüğünü gösterdi.
but also spoke to the concerns of the time.
2:01ama aynı zamanda dönemin endişelerini de yansıtıyordu.
at the height of the Cold War: en yoğun dönem
At the height of ifadesi, bir şeyin en yoğun, en hareketli veya en etkili aşamasında anlamına gelir. Buradaki height mecazidir; fiziksel yüksekliği değil, zaman veya yoğunluk bakımından zirveyi belirtir. Soğuk Savaş, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği merkezinde gelişen uzun süreli jeopolitik rekabetti. Bu cümlede ifade, bağlamdaki olayı Soğuk Savaş geriliminin ve siyasi korkunun özellikle yoğun olduğu bir döneme yerleştirir.
Alıştırma
Burada at the height of the Cold War ne anlama geliyor?
- Soğuk Savaş sırasında fiziksel olarak yüksek bir yerde
- Soğuk Savaş tamamen sona erdikten hemen sonra
- Soğuk Savaş'ın en yoğun döneminde
Cevabı göster
Soğuk Savaş'ın en yoğun döneminde
This era kindled widespread paranoia and fear Deyimler
2:09Bu dönem, Bradbury'nin memleketi Amerika Birleşik Devletleri genelinde
kindled widespread paranoia and fear: ateş metaforu
Kindled sözcüğünün gerçek anlamı ateş yaktı demektir. Burada ise uyandırdı veya harekete geçirdi anlamında bir metafordur. Dönem gerçekten bir şeyi yakmadı; paranoya ve korkunun başlamasına ya da büyümesine neden oldu. Ateş imgesi, bu duyguları tutuşabilen, yayılabilen ve şiddetlenebilen şeyler gibi gösterir. Widespread, paranoya ve korkunun yalnızca birkaç kişiyi değil, toplumu geniş ölçüde etkilediğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede kindled, örnektekiyle aynı mecazi anlamda kullanılmıştır?
- The new evidence finally removed everyone's fear.
- The campers kindled a fire before sunset.
- The false report kindled fear across the city.
Cevabı göster
The false report kindled fear across the city.
throughout Bradbury's home country of the United States,
2:12yaygın bir paranoya ve korkuyu ateşledi,
amplified by the suppression of information and brutal government investigations.
2:16bilginin bastırılması ve acımasız hükümet soruşturmaları ile daha da büyüdü.
In particular, this witch hunt mentality targeted artists and writers Kültür
2:21Özellikle bu cadı avı zihniyeti, sanatçıları ve yazarları hedef aldı
witch hunt mentality: korkunun yönlendirdiği zulüm zihniyeti
Burada witch hunt mecazi anlamdadır. Korku veya siyasi baskıyla yürütülen, çoğu zaman zayıf kanıtlara ya da adaletsiz süreçlere dayanan suçlama, soruşturma veya cezalandırma kampanyasını anlatır. Witch hunt mentality, şüphe duyulan bir grubu tehlikeli ve üyelerini takip edip cezalandırılması gereken kişiler olarak gören zihniyettir. Bu Soğuk Savaş bağlamında, komünizmle bağlantılı olduğu düşünülen kişilerin soruşturulmasına ve zulme uğramasına yol açan ortamı ifade eder. Gerçek anlamda cadı avlamak demek değildir.
Alıştırma
Bu cümlede witch hunt mentality ne anlama geliyor?
- Korkunun yönlendirdiği suçlamaları ve zulmü destekleyen bir zihniyet
- Güçlü kanıtlara dayalı dikkatli bir soruşturma
- Gerçek cadılarla ilgili hikâyelere ilgi
Cevabı göster
Korkunun yönlendirdiği suçlamaları ve zulmü destekleyen bir zihniyet
who were suspected of communist sympathies. Kelime
2:26komünist sempatizanı olmakla şüphelenilenleri.
be suspected of ... sympathies: kanıt değil, şüphe
Be suspected of + isim veya -ing biçimi, başkalarının bir kişinin bir şey yapmış ya da belirli bir bağlantıya sahip olabileceğini düşündüğünü, ancak bunun kanıtlanmadığını anlatır. Edilgen yapı, soruşturan veya suçlamayı yönelten kişiyi belirtmez. Burada communist sympathies, komünist fikir veya hareketlere olumlu yaklaşım ya da destek anlamına gelir. Bu siyasi kullanımda sympathies, kişisel acıma veya başsağlığı değil, ideolojik eğilim ya da destek demektir.
Alıştırma
Were suspected of communist sympathies ifadesinin en doğru yorumu hangisidir?
- Komünist fikirleri destekliyor olabilecekleri düşünülüyordu, ancak bu mutlaka kanıtlanmış değildi.
- Komünizmden zarar gören insanlara teselli sundular.
- Belirli bir komünist suçtan suçlu oldukları kanıtlanmıştı.
Cevabı göster
Komünist fikirleri destekliyor olabilecekleri düşünülüyordu, ancak bu mutlaka kanıtlanmış değildi.
Bradbury was alarmed at this cultural crackdown. Kelime
2:29Bradbury bu kültürel baskıdan alarma geçti.
cultural crackdown: kültürel ifadeye yönelik sert baskı
Bu cümlede cultural crackdown, yetkililerin veya başka bir güçlü kurumun kültürel ifadeyi, üreticileri ya da faaliyetleri kısıtlamak için örgütlü ve sert biçimde harekete geçmesi anlamına gelir. Burada sanatçılara ve yazarlara yöneltilen siyasi sansür ve baskıyı ifade eder. Crackdown, sıradan bir eleştiriden çok daha güçlüdür. Sansür, yasaklar, soruşturmalar veya cezalar gibi koordineli önlemleri çağrıştırır. Bu nedenle Bradbury'nin kaygısı basit bir anlaşmazlık değil, sistemli bir baskıdır.
Alıştırma
Hangi durum en doğru biçimde cultural crackdown olarak tanımlanabilir?
- Bir hükümet tiyatro oyunlarını yasaklar, galerileri kapatır ve kendisini eleştiren yazarları cezalandırır.
- İki arkadaş hangi filmin daha iyi olduğu konusunda anlaşamaz.
- Bir gazete yeni bir roman hakkında tek bir olumsuz eleştiri yayımlar.
Cevabı göster
Bir hükümet tiyatro oyunlarını yasaklar, galerileri kapatır ve kendisini eleştiren yazarları cezalandırır.
He believed it set a dangerous precedent for further censorship, Kalıp ifadeler
2:32Daha fazla sansür için tehlikeli bir emsal oluşturduğuna inanıyordu
set a dangerous precedent for further censorship: daha fazla sansür için tehlikeli bir emsal oluşturmak
To set a precedent for something, daha sonra benzer eylemlere yön verebilecek veya onları haklı göstermek için kullanılabilecek bir örnek oluşturmak demektir. Set a dangerous precedent for further censorship, mevcut eylemin ileride daha fazla sansürün kabul edilmesini, savunulmasını veya tekrarlanmasını kolaylaştırabileceğini anlatır. Bu ifade, daha fazla sansürün zaten tamamen gerçekleştiğini değil, gelecekteki bir riski gösterir. Dangerous, sonraki kararlar için oluşturulan zararlı örneği değerlendirir.
Alıştırma
Set a dangerous precedent for further censorship ifadesi hangi kaygıyı anlatır?
- Eylem, kültür politikasını denetlemek üzere yeni bir başkan atar.
- Eylem, her türlü sansürü çoktan sona erdirmiştir.
- Eylem, gelecekte benzer sansürü teşvik edebilir veya haklı gösterebilir.
Cevabı göster
Eylem, gelecekte benzer sansürü teşvik edebilir veya haklı gösterebilir.
and the book burning of fascist regimes.
2:39ve faşist rejimlerin kitap yakma olaylarını hatırlattı.
İskenderiye Kütüphanesi ... faşist rejimlerin kitap yakması
İskenderiye Kütüphanesi, antik dünyanın ünlü bir bilgi merkeziydi. Daha sonraki kültürel hafızada kütüphanenin yok edilişi, büyük çaplı bilgi kaybını simgeler. Cümleyi anlamak için bütün kütüphanenin tek bir yangında tamamen yok olduğu yönündeki basitleştirilmiş anlatıyı kabul etmek gerekmez. Faşist rejimlerin kitap yakması, bu rejimlerin reddettiği fikirleri bastırmak amacıyla kitapların örgütlü biçimde yok edilmesini ifade eder. İki gönderme yan yana getirilerek bilgi kaybı siyasi sansürle ilişkilendirilir ve kitapların yok edilmesi, birbiriyle ilgisiz iki tarihsel olay olarak değil, kültüre ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak sunulur.
Alıştırma
İki tarihsel gönderme cümleye hangi ortak düşünceyi katıyor?
- Göndermeler, ortak teması olmayan ve birbiriyle ilgisiz tarihsel ayrıntılardır.
- Her iki gönderme de antik kütüphanelerin hasarlı kitapları nasıl onardığını açıklar.
- Her iki gönderme de kitapların yok edilmesini bilgiye ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak sunar.
Cevabı göster
Her iki gönderme de kitapların yok edilmesini bilgiye ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak sunar.
He explored these chilling connections in Fahrenheit 451,
2:41Fahrenheit 451'de bu ürpertici bağlantıları araştırdı,
The accuracy of that temperature has been called into question, Deyimler
2:49Bu sıcaklığın doğruluğu sorgulanmış olabilir,
has been called into question: sorgulanmıştır
Call something into question, bir şeyin doğruluğu, kesinliği, geçerliliği veya güvenilirliği konusunda şüphe yaratmak anlamına gelir. Burada şüphe edilen şey doğruluktur; question, birinin sorduğu soru anlamına gelmez. Has been called into question, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır. İnsanların bu sıcaklık değerinin doğruluğunu zaten sorguladığını ve bu şüphenin mevcut tartışma açısından hâlâ önem taşıdığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi call ... into question ifadesinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The accuracy of the article ____ since several sources contradicted its claims.
Cevabı göster
has been called into question
but that doesn't diminish the novel's standing as a masterpiece of dystopian fiction. Kalıp ifadeler
2:52ancak bu, romanın distopik kurgu başyapıtı olma statüsünü azaltmaz.
romanın başyapıt olarak itibarını azaltmaz
Burada standing, fiziksel olarak ayakta durma eylemini değil, itibar veya kabul görmüş konumu ifade eder. the novel's standing as a masterpiece, romanın bir başyapıt olarak yerleşmiş itibarını anlatır. Diminish something's standing as X, bir kişi ya da şeye X rolünde duyulan saygıyı veya verilen değeri azaltmak demektir. Olumsuz biçim doesn't diminish, az önce sözü edilen sorunun romana ilişkin genel yargıyı değiştirmediğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle hedef kalıbı bir kişinin itibarının güçlü kalmaya devam ettiğini söylemek için kullanıyor?
- The journalist remained standing while the correction was read.
- The newspaper shortened the report after finding the error.
- The reporting error did not diminish her standing as a trusted journalist.
Cevabı göster
The reporting error did not diminish her standing as a trusted journalist.
Dystopian fiction as a genre amplifies troubling features of the world around us Kelime
2:57Bir tür olarak distopik kurgu, etrafımızdaki dünyanın rahatsız edici özelliklerini büyütür
Bir tür olarak distopik kurgu
As a genre, ileri sürülen yargının kapsamını belirler. Dystopian fiction as a genre, belirli bir roman yerine distopik kurgunun bütün bir kategori olarak ele alınması demektir. X as a genre + genel bir yargı kalıbı eleştirilerde yaygındır. Kategorinin genel bir eğilimini sunar; her bir eserin tamamen aynı şekilde davrandığını iddia etmez.
Alıştırma
Animasyonu bütün bir kategori olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Animation, ____, can tell complex stories.
Cevabı göster
as a genre
and imagines the consequences of taking them to an extreme. Kalıp ifadeler
3:03ve onları uç noktalara taşımanın sonuçlarını hayal eder.
take something to an extreme: bir şeyi aşırı bir noktaya taşımak
take something to an extreme ifadesinde take, bir şeyi ileri götürmek veya geliştirmek anlamına gelir; to an extreme ise çok yüksek, aşırı bir dereceyi belirtir. Buradaki them, daha önce sözü edilen gerçek dünyadaki rahatsız edici özelliklere gönderme yapar. İfade, bu özelliklerin büyük ölçüde yoğunlaştırılmış hâlinin hayal edildiğini anlatır. Kalıp take + nesne + to an extreme şeklindedir. Var olan bir fikir, alışkanlık, kural veya eğilim normalden çok daha ileri götürüldüğünde neler olabileceğini açıklamak için kullanışlıdır. Burada extreme fiziksel bir kenarı veya varış noktasını değil, dereceyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için take ... to an extreme ifadesini -ing biçiminde kullanın: The campaign began with a useful idea, but its organizers ended up ____.
Cevabı göster
taking it to an extreme
the government imposes constrictions onto unwilling subjects.
3:09hükümet, isteksiz tebaasına kısıtlamalar dayatır.
Montag learns that it was the apathy of the masses that gave rise to the current regime. Kalıp ifadeler
3:14Montag, mevcut rejimin yükselmesine neden olanın kitlelerin kayıtsızlığı olduğunu öğrenir.
gave rise to the current regime: mevcut rejimin ortaya çıkmasına yol açtı
Give rise to, bir şeyin ortaya çıkmasına, gelişmesine veya başlamasına neden olmak demektir. gave rise to the current regime ifadesinde neden kitlelerin kayıtsızlığı, sonuç ise oluşan rejimdir. Kalıp neden + give rise to + sonuç şeklindedir. Özellikle sorunlar, hareketler, sistemler, tartışmalar veya değişimler gibi soyut sonuçlarla yaygın olarak kullanılır; buradaki rise fiziksel olarak ayağa kalkmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için give rise to ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: A long period of uncertainty ____ widespread public anxiety.
Cevabı göster
gave rise to
The government merely capitalized on short attention spans and the appetite for mindless entertainment, Kalıp ifadeler
3:20Hükümet sadece kısa dikkat sürelerinden ve anlamsız eğlence iştahından faydalanmış,
capitalize on short attention spans: mevcut bir koşuldan avantaj sağlamak
Capitalize on, zaten var olan bir durumdan veya özellikten avantaj sağlamak ya da bir amacı ilerletmek için yararlanmak demektir. Yapı capitalize on + isim öbeği şeklindedir. Burada capitalized on short attention spans, hükûmetin insanların uzun süre odaklanamama özelliğini kullandığını anlatır. Harfleri büyük yazmakla veya finansal kapitalizasyonla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi capitalize on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The bakery ____ the festival crowds by staying open late.
Cevabı göster
capitalized on
reducing the circulation of ideas to ash: ateşle tamamen yok oluş metaforu
reduce + nesne + to + sonuç durumu yapısı, nesneyi o duruma ulaşıncaya kadar değiştirmek veya yok etmek anlamına gelir. Burada ash madde bildiren sayılamayan bir isimdir; bu nedenle to ash, bir yere doğru hareket değil, “yalnızca kül kalıncaya kadar” demektir. Nesne olan the circulation of ideas soyut bir kavramdır ve fikirlerin toplumda yayılmasını ve paylaşılmasını anlatır. Bunu yanıp küle dönüşen bir şey gibi göstermek, küçük bir azalmayı değil, bu fikir alışverişinin tamamen yok edilmesini anlatan bir ateş metaforu oluşturur.
Alıştırma
reducing the circulation of ideas to ash ifadesi temel olarak ne anlatıyor?
- Fikirlerin yayılması ve paylaşılmasının tamamen yok edildiğini betimler.
- Fikirlerin dolaşım sıklığındaki küçük ve geçici bir düşüşü anlatır.
- Fikirlerin Ash adlı bir yere taşındığını söyler.
Cevabı göster
Fikirlerin yayılması ve paylaşılmasının tamamen yok edildiğini betimler.
Even the way people talk is short-circuited, Deyimler
3:33İnsanların konuşma şekli bile kısaltılmıştır,
is short-circuited: bir süreç kesintiye uğrar
Short-circuit gerçek anlamda elektriksel bir arızayı anlatır. Buradaki is short-circuited edilgen yapıda bir mecazdır: Konuşmanın normal ve bağlantılı akışı ile onun arkasındaki düşünce kesilir ya da tam olarak gelişemez. be + short-circuited kalıbı, normal biçimde işlemeden önce kesintiye uğrayan veya atlanan bir süreci anlatabilir. Cümlede gerçek bir elektrik sorunu anlatılmıyor.
Alıştırma
Bu cümlede is short-circuited ne anlama geliyor?
- Konuşma ve düşüncenin normal akışı kesintiye uğruyor.
- İnsanlar bilerek daha az sözcük kullanıyor.
- Odadaki bir elektrik devresi arızalandı.
Cevabı göster
Konuşma ve düşüncenin normal akışı kesintiye uğruyor.
describes the acceleration of mass culture.
3:39kitle kültürünün hızlanışını tarif ettiğinde olduğu gibi.
Speed up: bir şeyi hızlandırmak
Speed up bir şeyi daha hızlı hareket ettirmek, gerçekleştirmek veya oynatmak anlamına gelir. Bu emir cümlesinde you öznesi söylenmemiştir ve the film hızı artırılacak öğedir. Up bir yön değil, phrasal verbün parçasıdır. Aynı phrasal verb nesne olmadan da kullanılabilir: The film sped up, filmin hızının arttığı anlamına gelir.
Alıştırma
“Oynatma hızını artırmak” anlamındaki phrasal verb ile emir cümlesini tamamlayın: ____ the recording so we can finish sooner.
Cevabı göster
Speed up
digest, digest, digest, digest, digest, politics, Anlatım akışı
3:56özet, özet, özet, özet, özet, politika,
digest ... one column ... a headline: biçim, bilginin sıkıştırılmasını yansıtıyor
Digest sözcüğünün beş kez tekrarlanması hızlı ve mekanik bir ritim oluşturur. Ardından gelişmiş bir açıklama yerine politics, one column, two sentences, a headline gibi yalın parçalar gelir. Böylece ifadenin kuruluş biçimi, bilginin giderek daha küçük ve daha hızlı birimlere bölünmesini taklit eder. Tekrarlanan digest, hem bilgiyi zihinsel olarak işleme eylemini hem de “yoğunlaştırılmış özet” anlamındaki digest adını çağrıştırır. Bu nedenle biçim de mesajı taşır: karmaşık kamusal konular, üzerinde uzun süre düşünülmek yerine hızla tüketilmek üzere sıkıştırılır.
Alıştırma
Tekrarlanan sözcük ve kısa parçalardan oluşan dizi esas olarak ne yapıyor?
- Bilginin parçalara sıkıştırılıp hızla tüketilmesini taklit ederler.
- Siyaset hakkında eksiksiz ve dengeli bir açıklama sunarlar.
- Konuşanın haberlerle ilgili hiçbir sözcüğü hatırlayamadığını gösterirler.
Cevabı göster
Bilginin parçalara sıkıştırılıp hızla tüketilmesini taklit ederler.
Montag learns how difficult it is to resist when there's nothing left to hold on to. Öbek fiiller
4:05Montag, tutunacak hiçbir şey kalmadığında direnmenin ne kadar zor olduğunu öğrenir.
nothing left to hold on to: geriye kalan hiçbir dayanak yok
Hold on to kelime anlamıyla bir şeyi sıkıca tutmak demektir. Ayrıca bir umudu, inancı, değeri ya da destek kaynağını korumak veya ona güvenmeye devam etmek anlamına gelebilir. Bu cümlede nothing left to hold on to, zihinsel ya da ahlaki hiçbir dayanağın kalmadığını ve bu nedenle direnmenin zorlaştığını anlatır. nothing to hold on to yapısında nothing, to ilgecinin anlamca nesnesidir: you hold on to something. Nesne daha önce geldiğinde İngilizce to sözcüğünü sonda bırakır; bu nedenle to doğrudan silinemez.
Alıştırma
Cümleyi hold on to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During a difficult year, Lena needed one good memory to ____.
Cevabı göster
hold on to
Altogether, Fahrenheit 451 is a portrait of independent thought on the brink of extinction, Deyimler
4:10Genel olarak Fahrenheit 451, yok olmanın eşiğindeki bağımsız düşüncenin bir portresidir,
on the brink of extinction: yok olmanın eşiğinde
On the brink of, “önemli bir şeyin gerçekleşmesine çok az kalmış olan noktada” demektir. Brink, tehlikeli bir düşüşün kenarını çağrıştırdığı için bu ifade genellikle aciliyet duygusu verir. Burada on the brink of extinction, bağımsız düşüncenin neredeyse ortadan kalktığını ancak henüz tamamen yok olmadığını anlatır. Aktarılabilir kalıp on the brink of + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi, brink sözcüğünü içeren ve “çok yakın” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The peace talks are ____ collapse.
Cevabı göster
on the brink of
and a parable about a society which is complicit in its own combustion. Notlar
4:16ve kendi yanışına suç ortağı olan bir toplum hakkında bir meseldir.
a parable about a society: uyarı taşıyan bir anlatı
Parable, ahlaki bir ders, fikir veya uyarı iletmek için kullanılan bir hikâyedir. Bir esere a parable about a society demek, hikâyedeki toplumun gerçek toplumsal tehlikeler hakkında daha geniş bir ders sunduğu anlamına gelir. Edebiyat eleştirisinde parable, uyarı işlevi taşıyan bir romanı veya filmi de tanımlayabilir; eserin kısa ve geleneksel bir dinî hikâye olması gerekmez. About, meselin ele aldığı konuyu tanıtır.
Alıştırma
Bir eleştirmen bir romana “a parable about unchecked power” diyor. Eleştirmen ne demek istiyor?
- Roman mutlaka konuşan hayvanların olduğu kısa bir hikâye olmalıdır.
- Roman, hikâyesini kullanarak okurları denetlenmeyen güç konusunda uyarıyor.
- Roman, daha geniş bir mesajı olmayan basit bir olay kaydıdır.
Cevabı göster
Roman, hikâyesini kullanarak okurları denetlenmeyen güç konusunda uyarıyor.
complicit in its own combustion: paylaşılan sorumluluk ve öz-yıkım
Be complicit in something, bir şeyin yanlış veya zararlı olduğunu bilerek ona katılmak, onu desteklemek ya da gerçekleşmesini kolaylaştırmak ve böylece sorumluluğu paylaşmak demektir. Burada which is complicit in ... toplumu yalnızca dışarıdan gelen bir gücün mağduru olarak değil, tehlikenin oluşmasına yardım eden bir taraf olarak anlatır. Its own combustion, toplumsal yıkımı toplumun kendisinin de körüklediği bir yangın gibi gösterir. Combustion burada toplumun gerçek anlamda yandığını söylemez; bir mecazdır. İfade, ahlaki sorumluluk ile öz-yıkım düşüncesini birleştirir.
Alıştırma
Cümleyi complicit ve yanlış eylemi tanıtan edatla tamamlayın: The managers knowingly helped hide the fraud, so they were ____ the cover-up.
Cevabı göster
complicit in
Dive into other works of classic literature with our reading series playlist.
4:22Okuma serisi çalma listemizle klasik edebiyatın diğer eserlerine dalın.