Yunan mitolojisinin en büyük savaşçısı - Iseult Gillespie: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Hikâye, yarı tanrı Akhilleus ile ölümlü yoldaşı Patroklos’u Troya Savaşı boyunca izler; incinen gururun, kaybın, intikamın ve paylaşılan acının kahramanlık tutkusunu nasıl trajediye, sonunda da efsaneye dönüştürdüğünü gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. demigod, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Hem tanrısal hem ölümlü soydan gelen bir varlığı anlatan bu Yunan mitolojisi terimini anlayın. Sözcüğün, bütünüyle ölümlü Patroklos’un karşısında Akhilleus’un ayrıcalıklı konumunu, olağanüstü yetenek beklentisini ve yazgısını nasıl hemen kurduğunu fark edin. 2. wore on — Öbek Fiiller: wear on ifadesinin bir savaşın, bekleyişin veya zorlu dönemin uzun süre yavaşça devam etmesini anlattığını tanıyın. Daha tarafsız continued fiilinden farklı olarak yorgunluk, yıpranma ve giderek ağırlaşan bir yük duygusu da verdiğini kavrayın. 3. even as — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Kahramanların tutkusu acıya dönüşürken hikâyelerinin efsaneleşmesi gibi, aynı anda ilerleyen fakat karşıtlık taşıyan iki gelişmeyi bağlamayı öğrenin. Bu yapıyı tek cümlede ironi, gerilim veya beklenmedik bir karşıtlık kurmak için kullanın.
Bu derste
Achilles was a demigod, destined for greatness. Notlar
0:07Aşil, büyüklük için kaderine yazılmış bir yarı tanrıydı.
demigod: Kısmen İlahi Bir Mitolojik Figür
Mitolojide demigod, kısmen ilahi kısmen insan olan, çoğunlukla bir tanrı ile bir insanın çocuğu olan figürü anlatır. Burada sözcük, Akhilleus'un yalnızca yeteneğini ya da ününü değil, mitolojik statüsünü belirtir. Bir yarı tanrı tam anlamıyla tanrı değildir; insana özgü sınırlara sahip olabilir ve ölümlü olabilir. Bu arka plan, Akhilleus'un neden sıradan bir kahramandan fazlası olarak sunulduğunu anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Mitolojik sınıflandırmayı hedef sözcükle tamamlayın: A hero who is partly divine and partly human can be called a ____.
Cevabı göster
demigod
destined for greatness: Kader Duygusu Taşıyan Bir Öngörü
Destined for greatness, olağanüstü şeyler başarmanın ya da çok önemli biri olmanın kişinin kaderinde olması demektir. be destined for + isim yapısında for, beklenen sonucu getirir; bir yere doğru fiziksel hareketi anlatmaz. Altyazıda virgülden sonraki kısaltılmış ifade Akhilleus'u betimler: O, olağanüstü bir gelecek için seçilmiş gibi görünen bir yarı tanrıydı. Bu ifade yalnızca başarı ihtimalini değil, güçlü ve dramatik bir kader duygusunu yaratır.
Alıştırma
Cümleyi “olağanüstü şeyler başarmaya yazgılı” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Even at sixteen, the violinist seemed ____.
Cevabı göster
destined for greatness
He was born to a sea nymph and a king. Kalıp ifadeler
0:11Bir deniz perisi ve bir kralın oğlu olarak doğdu.
born to: ebeveynleri ve aile kökenini belirtmek
be born to + kişi veya kişiler yapısında to, birinin ebeveynlerini ya da aile kökenini belirtir. Burada a sea nymph and a king onun iki ebeveynini tanımlar. to sözcüğünden sonra kişileri belirten isim öbekleri geldiği için born to, “birinin çocuğu olarak doğmak” anlamındadır; “bir amaç için doğmak” anlamında değildir.
Alıştırma
Ebeveynleri belirten be born yapısıyla cümleyi tamamlayın: Maya was ____ two doctors.
Cevabı göster
born to
And like the legendary Heracles before him, Anlatım akışı
0:14Ve ondan önceki efsanevi Herkül gibi,
he was trained by the centaur Chiron in hunting, music and medicine. Kültür
0:17Sentor Hiron tarafından avcılık, müzik ve tıp alanlarında eğitildi.
like ... before him: birini önceki bir örnekle ilişkilendirmek
Baştaki like the legendary Heracles before him ifadesi, ana cümleden önce bir karşılaştırma kurar. Herakles daha önceki bir örnek olarak sunulur; ardından ana cümle, Akhilleus’un da benzer bir deneyim yaşadığını, yani Kheiron tarafından eğitildiğini gösterir. Burada before him, Akhilleus’tan zaman bakımından önce anlamına gelir; fiziksel olarak onun önünde demek değildir. like + önceki kişi + before + nesne durumundaki zamir kalıbı, günümüzdeki bir kişiyi yerleşmiş bir geleneğin devamı olarak sunmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Baştaki like the legendary Heracles before him ifadesi cümlede ne yapar?
- Akhilleus’u daha önceki bir kahramanla karşılaştırır ve onun eğitimini bir geleneğin parçası olarak sunar.
- Herakles’in Akhilleus’u bizzat eğittiğini söyler.
- Herakles’i fiziksel olarak Akhilleus’un önüne yerleştirir.
Cevabı göster
Akhilleus’u daha önceki bir kahramanla karşılaştırır ve onun eğitimini bir geleneğin parçası olarak sunar.
the centaur Chiron: kahramanların bilge öğretmeni
the centaur Chiron ad öbeğinde centaur, Chiron'ın nasıl bir varlık olduğunu belirtir: yarı insan yarı at olan mitolojik bir yaratık. Chiron bu varlığın özel adıdır; dolayısıyla centaur bir meslek, milliyet ya da sıradan bir hayvan adı değildir. Yunan mitolojisinde Kheiron, tıp dâhil pek çok alanda bilgili, kahramanların bilge öğretmeni olarak tanınır. Burada adının verilmesi, bu kişinin neden avcılık, müzik ve tıp alanlarında kapsamlı eğitim aldığını açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede the centaur Chiron kimi tanımlar?
- Unvanı Kentaur olan insan bir hükümdar
- Kahramanları eğitmesiyle tanınan bilge bir mitolojik kentaur
- Mesleği atlarla ilgilenmek olan bir kişi
Cevabı göster
Kahramanları eğitmesiyle tanınan bilge bir mitolojik kentaur
his closest companion since boyhood was Patroclus,
0:24çocukluğundan beri en yakın arkadaşı Patroklos'tu;
a mortal with no divine parentage or lofty prophecies tied to his name. Notlar
0:27ilahi bir soyu veya ismine bağlı yüce kehanetleri olmayan bir faniydi.
with no divine parentage: bir tanrının soyundan gelmemek
With no divine parentage, bu ölümlünün anne veya babasının bir tanrı olmadığı ve ilahi bir soya sahip olmadığı anlamına gelir. Parentage, kişinin anne babası üzerinden gelen aile kökenini; divine ise bu kökenin bir tanrıyla bağlantılı olduğunu belirtir. Bu ifade, kişinin sıradan bir ölümlü olduğunu vurgular: bir yarı tanrının aksine, miras aldığı ilahi bir konumu yoktur. Anne babasının onu iyi ya da kötü yetiştirdiğini anlatmaz; bu anlam parenting sözcüğüne aittir.
Alıştırma
Bu mitolojik betimlemede with no divine parentage ne anlama gelir?
- Anne babasından yeterli bakım görmemişti.
- Anne babası onu dinden uzak yetiştirmişti.
- Bir tanrının soyundan gelmiyordu.
Cevabı göster
Bir tanrının soyundan gelmiyordu.
Lofty prophecies tied to his name: adıyla bağlantılı görkemli kehanetler
Bu cümlede lofty prophecies, sıra dışı bir kader hakkındaki görkemli kehanetleri anlatır. Tied to his name, bu kehanetlerin onun kimliği ve itibarıyla yakından ilişkilendirildiği anlamına gelir. Buradaki tied to fiziksel bir bağlamayı değil, soyut bir ilişkiyi ifade eder. be tied to someone's name kalıbı başarıları, hikâyeleri, iddiaları veya tartışmaları bir kişinin kamuoyundaki kimliğiyle ilişkilendirebilir.
Alıştırma
Burada tied to Dr. Chen's name ne anlama geliyor? Several major discoveries are tied to Dr. Chen's name.
- Keşifler fiziksel olarak Dr. Chen'ın yazılı adına tutturulmuş.
- Dr. Chen keşifleri gizli tuttu.
- İnsanlar keşifleri Dr. Chen ile güçlü biçimde ilişkilendiriyor.
Cevabı göster
İnsanlar keşifleri Dr. Chen ile güçlü biçimde ilişkilendiriyor.
Ödünleme anlatan Despite + isim öbeği
Despite these differences bir ödünleme girişidir: ana sonucu engellemesi beklenebilecek bir gerçeği kabul eder, ardından ana cümle bununla zıtlık oluşturan sonucu verir. Despite bir edattır; bu nedenle ardından isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir: despite the rain, despite that ya da despite feeling tired. Normal bir tam cümlecik getirmek için although veya even though kullanın ya da despite the fact that yapısını seçin.
Alıştırma
İngilizce cümleyi derste öğrendiğiniz tek sözcüklü edatla tamamlayın: ____ the delay, we arrived on time.
Cevabı göster
Despite
But when Greece declared war on Troy, Kalıp ifadeler
0:38Fakat Yunanistan Truva'ya savaş ilan ettiğinde,
declare war on + hedef: resmen savaş ilan etmek
Declare war on + bir ülke, devlet veya grup, o hedefle savaş durumunun başladığını resmî olarak ilan etmek demektir. Burada Greece ilanı yapan taraftır; on ile gelen Troy ise savaşın yöneldiği hedeftir. Bu ifade özellikle tarih, siyaset ve haber bağlamlarında kullanılır. Declare war on ifadesini kalıp bir yapı olarak öğrenin: özne savaş ilan eder, on sonrasındaki isim de savaşın kime karşı olduğunu gösterir.
Alıştırma
“Resmen karşı savaş başlattı” anlamındaki kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: After peace talks failed, the republic ____ its neighbor.
Cevabı göster
declared war on
Achilles was called upon as a crucial weapon. Öbek fiiller
0:40Aşil çok önemli bir silah olarak göreve çağrıldı.
be called upon: harekete geçmesi resmen istenmek
Call upon someone, bir kişiden yardım etmesini veya bir görevi yerine getirmesini resmî biçimde istemek ya da bunu talep etmek demektir. Edilgen yapı someone is called upon şeklindedir. Burada çağrılan kişi Achilles'tir; as a crucial weapon ise ona verilen askerî rolü veya değeri anlatır. En kullanışlı yapı call upon someone to do something, bunun edilgen biçimi ise someone is called upon to do something yapısıdır. Call upon burada tek bir bütün olarak işlev görür ve “telefon etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Resmî istek yapısını tamamlayın: During the water shortage, residents were ____ to reduce unnecessary use.
Cevabı göster
called upon
had vanished to Troy with Paris, a Trojan prince.
0:45bir Truva prensi olan Paris ile Truva'ya kaçmıştı.
assembled, determined to retrieve: eylemi ve kararlılığı tek cümlede yoğunlaştırmak
“Assembled” ana fiildir: Yunan ordusu toplandı. Virgülden sonraki “determined to retrieve her” ifadesi, ordunun o andaki durumunu anlatır ve kesin hedefini belirtir. “Determined” sözcüğünün örtük öznesi aynı ordudur. Burada “determined”, “başkası tarafından belirlenmiş” değil, “kesin karar vermiş” demektir. Bu geçmiş zaman ortacı ifadesi, eylem ile motivasyonu tek cümlede sıkıştırır; kısa ve yoğun anlatılarda yaygın bir yapıdır.
Alıştırma
Cümleyi “kesin olarak karar vermiş” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Maya entered the final round, ____ stay calm under pressure.
Cevabı göster
determined to
the gods themselves took sides and argued over the mortals' fates. Kalıp ifadeler
0:55tanrıların kendileri bile taraf tuttu ve fanilerin kaderi üzerine tartıştı.
as war loomed: yaklaşan bir tehdidi arka plan olarak sunmak
“As war loomed” cümlenin başına getirilmiş bir zaman yan cümleciğidir. Önce tehditkâr arka planı verir, ardından ana cümle tanrıların ne yaptığını anlatır. Bu bilgi sırası, hikâyeyi yaklaşan bir krizden o krizin çevresinde gerçekleşen tepkilere taşır. Burada “loomed”, “yakın ve tehdit edici görünüyordu” demektir. “As” zaman bildirir; “while” ya da “durum gelişirken” anlamına yakındır ve “because” gibi esas olarak neden bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi “the storm” öznesiyle “as ... loomed” kalıbını kullanarak tamamlayın: ____, residents prepared emergency supplies.
Cevabı göster
As the storm loomed
take sides: bir anlaşmazlıkta taraf tutmak
Take sides, bir anlaşmazlıkta, yarışmada veya çatışmada taraflardan birini desteklemek demektir. Buradaki sides fiziksel yanları değil, karşıt grupları veya görüşleri ifade eder. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Cümle, tanrıları tarafsız kalmak yerine kimi destekleyeceklerini seçen katılımcılar olarak gösterir.
Alıştırma
Cümleyi take sides ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the two groups argued, several friends ____.
Cevabı göster
took sides
argue over something: tartışmalı bir konu üzerine çekişmek
Argue over something, belirli bir konu hakkında anlaşmazlığa düşmek veya tartışmak demektir. Over, anlaşmazlık konusunu tanıtır; burada üstünde anlamına gelmez. Bu cümlede the mortals' fates tartışılan konudur. Mortals, tanrıların aksine ölebilen insanları ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi argue over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The committee ____ how to divide the budget.
Cevabı göster
argued over
Achilles knew the war was written into his destiny. Deyimler
1:00Aşil, savaşın kendi kaderine yazıldığını biliyordu.
written into his destiny: önceden yazılmış bir hikâye olarak kader
Bu cümlede be written into his destiny, kaderi önceden yazılmış bir hikâye gibi gösterir. Savaş, Akhilleus onu seçme veya değiştirme fırsatı bulmadan önce hayatının bir parçasıymış gibi sunulur. İfade mecazidir; gerçek bir yazma eyleminden söz etmez. Başka bağlamlarda da kullanılabilen be written into + daha büyük bir bütün kalıbı, bir şeyin o bütünün sabit ya da kaçınılmaz görünen bir parçası hâline geldiğini belirtir. Destiny ile kullanıldığında güçlü bir kader duygusu yaratır.
Alıştırma
Bu cümlede written into his destiny ne anlama geliyor?
- Savaş, Akhilleus'un kaderinin önceden belirlenmiş bir parçası gibi görünüyordu.
- Akhilleus savaşı sıradan bir programa ekledi.
- Akhilleus savaşı bizzat yazılı olarak kaydetti.
Cevabı göster
Savaş, Akhilleus'un kaderinin önceden belirlenmiş bir parçası gibi görünüyordu.
wrought from: yüksek üslupta “bir şeyden yapılmış veya biçimlendirilmiş”
Burada wrought from, “bir şeyden yapılmış veya biçimlendirilmiş” anlamına gelir. Wrought, work ile bağlantılı eski ve edebî bir biçimdir; kısaltılmış a spear wrought from... ifadesinde mızrağın nasıl yapıldığını anlatır. Bir silah için kullanıldığında sıradan birleştirme yerine ustaca biçimlendirme veya dövme işlemini düşündürebilir. Mitolojik bir betimlemede wrought, silaha ağırbaşlı ve efsanevi bir hava verir. Günümüzün sade İngilizcesinde normalde made from, özellikle metal dövme işlemi kastedildiğinde ise forged from kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede wrought, görkemli ve edebî bir betimlemede doğal biçimde kullanılmıştır?
- I wrought my sandwich from bread and cheese before school.
- The courier wrought the package from the post office.
- The ancient crown was wrought from silver taken from the moon.
Cevabı göster
The ancient crown was wrought from silver taken from the moon.
by his side: sadık bir şekilde yanında olma ve destek
By his side fiziksel yakınlığı anlatabilir, ancak burada daha fazlasını ifade eder: Patroklos'u Akhilleus'un yanında kalan ve onu destekleyen sadık bir yol arkadaşı olarak gösterir. Be/stay/remain by someone's side kalıbı çoğu zaman yalnızca birinin nerede durduğunu değil, önemli veya zor bir zamanda verilen desteği vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin yalnızca yakında bulunmadığını, sadakatle destek vermeyi sürdürdüğünü en açık biçimde anlatır?
- Maya's sister stayed by her side through every setback.
- Maya's sister sat beside her during the ten-minute meeting.
- Maya's sister waited near the hospital entrance.
Cevabı göster
Maya's sister stayed by her side through every setback.
They sailed to Troy along with 1,186 ships Kültür
1:161.186 gemiyle birlikte Truva'ya yelken açtılar
along with 1,186 ships: destansı bir ölçek yaratmak
Along with 1,186 ships ifadesindeki çok büyük ve kesin sayı, yolculuğu sıradan bir seyahat değil, devasa bir askerî sefer gibi gösterir. Troya Savaşı anlatılarında büyük bir filo, sefere destansı bir ölçek kazandırmak için kullanılan temel imgelerden biridir. Along with, “birlikte” veya “eşliğinde” anlamına gelir. Sailed fiilinin dilbilgisel öznesi hâlâ They'dir; gemilerle ilgili ifade, yolculara neyin eşlik ettiğini ekler.
Alıştırma
1.186 gemiden söz edilmesinin temel anlatısal etkisi nedir?
- Gemileri sailed fiilinin dilbilgisel öznesi yapar.
- Troya'ya yalnızca küçük bir grubun gittiğini düşündürür.
- Seferin devasa ve destansı ölçeğini vurgular.
Cevabı göster
Seferin devasa ve destansı ölçeğini vurgular.
surged into battle: güçlü bir dalga gibi savaşa atılmak
Surged into battle ifadesindeki surged, güçlü bir dalgayla taşınıyormuş gibi aniden ve büyük bir kuvvetle ilerlemek anlamına gelir. Askerlerin hareketini hızlı, enerjik ve toplu bir ilerleyiş olarak gösterir. Into battle, girilen şeyin aktif çatışma olduğunu belirtir. Bu ifade, ilerleyişin gücünü ve ivmesini vurguladığı için went into battle ifadesinden daha canlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede surged, surged into battle ifadesindekiyle aynı fiziksel hareket anlamında kullanılmıştır?
- The fans waited quietly beside the closed doors.
- The fans surged through the doors when the stadium opened.
- Ticket prices surged during the week before the final.
Cevabı göster
The fans surged through the doors when the stadium opened.
The Trojans were led by the formidable Prince Hector, Kelime
1:23Truvalılara zorlu Prens Hektor liderlik ediyordu,
formidable: çok güçlü ve karşı koyması zor
Formidable Prince Hector ifadesindeki formidable, Hektor'un olağanüstü güçlü veya yetenekli olduğu ve bu nedenle onunla karşılaşmanın zor olduğu anlamına gelir. Hektor'u ciddi bir tehdit olarak gösterirken yeteneğine duyulan saygıyı da hissettirir. Bu sözcük yalnızca strong anlamına gelmez. Gücün yarattığı etkiye odaklanır: diğer insanlar bu kişiyi veya zorluğu ciddiye almak zorundadır.
Alıştırma
A formidable opponent ifadesindeki formidable sözcüğünü en iyi hangi açıklama karşılar?
- Ciddi saygı gerektirecek kadar güçlü ve karşılaşılması zor
- Tanınmış, ancak mutlaka yetenekli olmayan
- Hoş görünümlü ve yaklaşması kolay
Cevabı göster
Ciddi saygı gerektirecek kadar güçlü ve karşılaşılması zor
be no match for Achilles: Akhilleus'la boy ölçüşememek
Be no match for someone or something, birinden veya bir şeyden güç, beceri ya da etki bakımından çok daha zayıf olup onunla başarılı biçimde rekabet edememek anlamına gelir. Buradaki they, Truvalıları ifade eder: savaşta Akhilleus'la boy ölçüşemiyorlardı. Bu yapıda match, yetenek veya güç bakımından denk bir kişi ya da şey demektir. Planlanmış bir müsabaka veya kibrit anlamına gelmez.
Alıştırma
“Açıkça rekabet edememek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: Despite their effort, the rookies were ____ the experienced team.
Cevabı göster
no match for
who held the upper hand for the Greeks with his striking skill. Deyimler
1:33Aşil, çarpıcı becerisiyle Yunanlılar için üstünlüğü elinde tutuyordu.
hold the upper hand: üstünlüğü elinde tutmak
Hold the upper hand, bir yarışma, çatışma, tartışma veya müzakerede daha güçlü konumda olup gelişmeler üzerinde daha fazla kontrole sahip olmak anlamına gelir. Held, cümlede kullanılan geçmiş zaman biçimidir. Bu ifade mecazidir; herhangi bir el gerçekten daha yukarıda değildir. Burada Akhilleus'un savaş becerisi Yunan tarafına üstünlük sağlamıştır.
Alıştırma
Cümleyi hold the upper hand ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Once the witness confirmed her story, the lawyer ____.
Cevabı göster
held the upper hand
Some said Achilles was invincible because his mother dipped him into the Styx. Kültür
1:37Bazıları Aşil'in annesinin onu Styx nehrine batırdığı için yenilmez olduğunu söylerdi.
dipped him into the Styx: Akhilleus'un mitolojik koruması
the Styx, Yunan mitolojisindeki bir nehirdir. Akhilleus'un öyküsünün bu anlatımında annesi, ona doğaüstü koruma sağlamak için onu nehrin suyuna daldırır. Bu nedenle dipped him into the Styx sıradan bir banyo ya da yüzme eylemi değildir. because ile başlayan yan cümle, Akhilleus'un neden yenilmez sayıldığını açıklar: Bu mitolojik daldırmanın onu zarardan koruduğuna inanılırdı.
Alıştırma
Bu mitte dipped him into the Styx neyi ifade eder?
- Annesi onu sıradan bir hamama götürdü.
- Annesi, ona doğaüstü koruma sağlamak için onu mitolojik bir nehre daldırdı.
- Yüzme öğrenirken yanlışlıkla bir nehre düştü.
Cevabı göster
Annesi, ona doğaüstü koruma sağlamak için onu mitolojik bir nehre daldırdı.
ambrosia, the nectar of immortality: mitolojik anlam ve açıklama
Yunan mitolojisinde ambrosia, tanrılar ve ölümsüzlükle ilişkilendirilen ilahi bir maddedir. Burada the nectar of immortality, ambrosia sözcüğünün ne anlama geldiğini hemen açıklar; nectar sıradan bir içecek ya da çiçek nektarı değildir. Virgül, the nectar of immortality ifadesini açıklayıcı bir eşleme olarak tanıtır. Öykünün bu anlatımı, Akhilleus'un ambrosia ile yıkanmasını olağanüstü korumasının kaynağı olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede the nectar of immortality ifadesinin görevi nedir?
- Akhilleus'a sunulan sıradan bir meyve içeceğinin adını verir.
- Bu mitte ambrosia sözcüğünün ne anlama geldiğini açıklar.
- Akhilleus'u yıkayan ikinci bir kişiyi tanıtır.
Cevabı göster
Bu mitte ambrosia sözcüğünün ne anlama geldiğini açıklar.
Despite his talent: despite + isim öbeği
Despite his talent bir ödünleme ilişkisi kurar: Akhilleus'un üstün yeteneği savaşın çabuk biteceği beklentisini doğurur, ancak ana cümle savaşın dokuz yıl sürmesi gibi beklenmedik bir sonucu verir. Despite bir edattır. Burada ardından his talent isim öbeği gelir; despite sonrasında isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır, doğrudan özne ve fiil içeren tam bir cümlecik kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümlede despite bir isim öbeğinden önce doğru kullanılmıştır?
- Despite it rained heavily, the game continued.
- Although the heavy rain, the game continued.
- Despite the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the game continued.
wore on: uzun ve yorucu biçimde sürmek
Wore on, wear on öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada the war wore on, savaşın uzun süre devam ettiği anlamına gelir. Yalnızca tarafsız bir devamlılığı değil, bu uzun sürenin zor, yorucu veya istenmeyen olduğunu da hissettirir. Devam eden şey the war ifadesidir; wore burada kıyafet giymeyi anlatmaz.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. war sözcüğünden sonraki kelimelere odaklanın.
- The war went on through another winter.
- The war wore on through another winter.
- The war was won before another winter.
Cevabı göster
The war wore on through another winter.
internal conflicts crystallized: iç çatışmaların netleşip belirginleşmesi
Burada crystallized mecaz anlamda kullanılmıştır. İç çatışmalar fiziksel kristallere dönüşmemiştir; belirsiz veya dağınık bir durumdan açık, kesin ve tanınabilir bir biçime gelmiştir. Fiil bu değişimi bir süreç olarak sunar: gerginlikler daha önce de var olmuş olabilir, ancak artık belirgin bir biçim almıştır. Analitik metinlerde crystallize; fikirlerin, planların, anlaşmazlıkların veya sorunların netleşmesini anlatabilir.
Alıştırma
Burada crystallized ne anlama geliyor? After several meetings, the main concerns crystallized.
- Kaygılar açık ve belirgin hâle geldi.
- Kaygılar tamamen ortadan kayboldu.
- Kaygılar fiziksel kristallere dönüştü.
Cevabı göster
Kaygılar açık ve belirgin hâle geldi.
Achilles took a woman named Briseis captive. Kalıp ifadeler
1:56Aşil, Briseis adında bir kadını esir aldı.
take someone captive: birini esir durumuna getirmek
Take someone captive, bir kişiyi yakalayıp veya denetim altına alıp esir durumuna getirmek demektir. took a woman named Briseis captive ifadesinde a woman named Briseis nesnedir; captive ise kişinin eylem sonucunda girdiği durumu anlatır. Yapı take + kişi + captive biçimindedir. Captive, alma eyleminin nasıl gerçekleştiğini anlatan bir zarf değildir; yakalanan kişinin hangi statüye girdiğini gösteren nesne tamamlayıcısıdır.
Alıştırma
take + kişi + captive yapısını tamamlayın: During the raid, the soldiers took two guards ____.
Cevabı göster
captive
had grown jealous of Achilles and seized Briseis for himself. Kalıp ifadeler
2:02Aşil'i kıskanmaya başlamıştı ve Briseis'i kendine aldı.
had grown jealous of: zamanla gelişen kıskançlık
had grown jealous of Achilles ifadesinde grow, “giderek bir hâle gelmek” anlamındaki bir bağ fiilidir. Ardından jealous sıfatı gelir; of ise kıskançlığın yöneldiği kişi veya şeyi belirtir. Bu ifade fiziksel büyümeyi değil, kıskançlığın zaman içinde gelişmesini anlatır. Had grown, past perfect yapıdadır. Duygusal değişimi daha sonraki geçmiş eylem seized’dan önceye yerleştirir; yani zorla alma gerçekleştiğinde kıskançlık çoktan oluşmuştur.
Alıştırma
Cümleyi grow jealous of ifadesinin past perfect biçimiyle tamamlayın: Before the partnership ended, Maya ____ her colleague's success.
Cevabı göster
had grown jealous of
seized Briseis for himself: kendi çıkarı için zorla ele geçirmek
seized Briseis for himself ifadesinde seized, bir kişinin güç veya yetki kullanılarak kontrol altına alındığını belirtir. took fiilinden çok daha güçlüdür ve eylemi uzlaşmaya dayalı değil, zorlayıcı olarak sunar. For himself, eylemi yapan kişinin amaçlanan yararlanıcı ve sahip olduğunu gösterir: Briseis'i başka biri değil, kendisi kontrol etsin diye almıştır. Burada yalnızca bir işi yardım almadan yapmak değil, kişisel çıkar için sahiplenmek anlatılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir hükümdarın kendi çıkarı için toprağı zorla kontrol altına aldığını söyler?
- The ruler guarded the land for its owners.
- The ruler seized the land for himself.
- The ruler bought the land for the public.
Cevabı göster
The ruler seized the land for himself.
Incensed: bir hakaret yüzünden aşırı öfkeli
Incensed, bir kişi hakarete uğradığını, kötü muamele gördüğünü veya kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğünde hissettiği aşırı öfkeyi anlatır. angry sözcüğünden daha güçlü ve daha resmîdir. Cümlenin başındaki Incensed, Achilles'i betimleyen, ana cümleden ayrılmış bir sıfattır. Sonraki eylemin duygusal nedenini verir ve kişiyi yeniden belirtmeden Because he was incensed şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
incensed sözcüğü hangi cümlede en doğal biçimde kullanılmıştır?
- Incensed by the pleasant surprise, Maya smiled with delight.
- Incensed by a tiny delay, Maya felt only mildly annoyed.
- Incensed by the false accusation, Maya demanded a public correction.
Cevabı göster
Incensed by the false accusation, Maya demanded a public correction.
went on strike: protesto için görevini yerine getirmeyi bıraktı
Go on strike, protesto etmek veya baskı kurmak için çalışmayı ya da bir görevi yerine getirmeyi bırakmak demektir. Went, go fiilinin geçmiş zamanıdır; strike kalıplaşmış ifadenin parçasıdır ve burada vurmak anlamına gelmez. İfade çoğunlukla örgütlü çalışanları anlatır. Bu antik savaş hikâyesinde mecazlı ve biraz mizahi kullanılır: Achilles, emeğini geri çeken bir işçi gibi savaşmayı sürdürmeyi reddeder.
Alıştırma
Cümleyi go on strike ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After negotiations failed, the factory workers ____ over unsafe conditions.
Cevabı göster
went on strike
became dire: son derece ciddi bir hâle geldi
“Became dire”, “son derece ciddi ya da tehlikeli bir hâle geldi” demektir. Became durum değişikliğini, dire ise durumun ağır sonuçların muhtemel olduğu bir kriz düzeyine ulaştığını gösterir. Aktarılabilir yapı become + dire kalıbıdır. Become difficult ifadesinden daha güçlüdür ve koşullar büyük bir zarara ya da felakete yol açabilecek kadar kötüleştiğinde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “tehlikeli derecede ciddi bir hâle geldi” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After the hospital's backup generator failed, conditions ____.
Cevabı göster
became dire
Patroclus witnessed the carnage firsthand, Kalıp ifadeler
2:14Patroklos katliama bizzat tanık oldu,
witnessed the carnage firsthand: katliama bizzat tanık oldu
“Witnessed the carnage firsthand”, Patroklos'un geniş çaplı öldürme ve yaralanmaları başka birinden öğrenmek yerine bizzat gördüğü anlamına gelir. Witnessed, saw sözcüğünden daha resmîdir ve tanıklık vurgusu taşır; firsthand ise doğrudan deneyimi öne çıkarır. Carnage, çok sayıda insanın veya hayvanın şiddet sonucu öldürülmesini ya da yaralanmasını anlatan çok güçlü bir isimdir. Bu sözcükler birlikte Patroklos'u ağır bir olayın doğrudan tanığı olarak gösterir.
Alıştırma
Doğrudan gözlemi anlatmak için witness fiilinin geçmiş zamanını ve firsthand sözcüğünü kullanın: Standing beside the runway, the reporter ____ the emergency landing ____.
Cevabı göster
witnessed · firsthand
Panicked at the sight of the Trojans entering the Greek encampment, Kalıp ifadeler
2:20Truvalıların Yunan kampına girdiğini görünce paniğe kapılan
at the sight of: bir şeyi görmek tepkiyi tetikler
at the sight of + isim öbeği, “birisi ... görünce” anlamına gelir ve görülen şeyi bir tepkinin doğrudan tetikleyicisi olarak sunar. Burada Truvalıların kampa girdiğini görmek paniğe yol açar. Bu ifadede sight, bir kişinin görme yetisini değil, görülen manzarayı ifade eder. of'tan sonra basit bir isim ya da the Trojans entering the Greek encampment gibi daha geniş bir isim öbeği gelebilir.
Alıştırma
Yavru köpeği görmenin tepkiye neden olduğunu göstermek için cümleyi at the sight of ile tamamlayın: The child smiled ____ the puppy.
Cevabı göster
at the sight of
Patroclus urged Achilles to lend him his armor. Dilbilgisi
2:24Patroklos, Aşil'e zırhını ona ödünç vermesi için yalvardı.
urged Achilles to lend him his armor: urge someone to do something kalıbı
urge + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı, birini harekete geçmesi için güçlü biçimde teşvik etmek veya sıkıştırmak anlamına gelir. Tarafsız bir ricadan daha güçlü ve acildir. Bu cümlede harekete geçmesi istenen kişi Achilles, Patroclus'un ondan istediği eylem ise to lend'dir. Zamirlerin gönderimi bağlamdan anlaşılır: him Patroclus'u, his ise istenen zırhın sahibi Achilles'u gösterir. Urge harekete geçmeye yönelik güçlü baskı bildirir; ancak kişinin zorlandığı ya da gerçekten söyleneni yaptığı anlamına tek başına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi urge fiilinin basit geçmiş hâliyle tamamlayın ve teşvik edilen kişi için her kullanın: The doctor ____ seek help immediately.
Cevabı göster
urged her to
drive the Trojans back: düşmanı geri çekilmeye zorlamak
Bu savaş bağlamında drive the Trojans back, “Truvalıları geri çekilmeye zorlamak” demektir: onları ilerledikleri konumdan uzaklaştırmak anlamına gelir. Buradaki drive, güç veya baskıyla hareket ettirmeyi anlatır; “araç sürmek” anlamında değildir. Tekrar kullanılabilen yapı drive + someone/something + back şeklindedir. Back, bir taraftan veya çekişmeli bir yerden uzaklaşma yönünü gösterir. Aynı yapı saldırganları, bir kalabalığı veya alevleri geri püskürtmeyi anlatabilir.
provided Patroclus avoid the gates of Troy, Dilbilgisi
2:34ancak Patroklos'un Truva'nın kapılarından uzak durması şartıyla,
provided Patroclus avoid: resmî bir koşul
Burada provided, “şu koşulla” anlamına gelir. Akhilleus'un kabulüne bağlı koşulu tanıtır: kabul, yalnızca Patroklos kapılardan uzak durursa geçerlidir. Burada provided bir bağlaçtır; “verdi veya sağladı” anlamındaki provide fiilinin geçmiş hâli değildir. provided Patroclus avoid yapısında avoid, şimdiki dilek kipinin yalın fiil biçimidir. Koşula resmî ve şart koyan bir ton verir. Tarafsız modern İngilizcede provided (that) Patroclus avoids the gates kullanımı daha yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede provided bir koşulu tanıtmak için kullanılmıştır?
- You may use the studio, provided that you lock the door afterward.
- The studio provided a key for every guest.
- She provided the studio with new lights.
Cevabı göster
You may use the studio, provided that you lock the door afterward.
from which the god Apollo protected the city. Dilbilgisi
2:37çünkü Tanrı Apollon şehri oradan koruyordu.
from which: edatın öne alındığı ilgi yan cümlesi
From which bir ilgi yan cümlesi başlatır. Which, the gates of Troy ifadesine gönderme yaparken from Apollon'un hareket ettiği yeri belirtir: şehri oradan korumuştur. Which, Apollo'ya gönderme yapmaz. Edatın which'in önüne getirilmesine edat öne alma denir. Böylece yer ilişkisi önceki isimle kurulan bağlantının bir parçası olur; bu yapı resmî yazılı anlatımda yaygındır.
Alıştırma
Kulenin vadiyi seyrettikleri yer olduğunu, edatı öne alarak doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?
- They reached the tower, from which they could see the whole valley.
- They reached the tower, from whom they could see the whole valley.
- They reached the tower, which from they could see the whole valley.
Cevabı göster
They reached the tower, from which they could see the whole valley.
Suiting Patroclus in the armor: cümle başında bir -ing ifadesi
Burada Suiting Patroclus in the armor, “Patroklos'a zırhı giydirmek” veya “onu zırhla donatmak” anlamına gelir. Suit, suit someone in something kalıbında geçişli bir fiildir; burada “uygun olmak” anlamına gelmez. -ing ile başlayan bu ifadenin tamamı, ana cümleyle ilişkili bir arka plan eylemini sıkıştırır. Eylemin örtük yapanı ana cümlenin öznesi olmalıdır; tam cümlede bu kişi Achilles'tir. Bu eylem ana eylemle aynı anda ya da hemen öncesinde gerçekleşebilir; burada zırhı giydirme önce olur.
Alıştırma
Kostüm görevlisinin hem oyuncuyu giydirdiğini hem de her tokayı kontrol ettiğini açıkça gösteren cümle hangisidir?
- Suiting the actor in a heavy costume, every clasp was checked by the wardrobe assistant.
- Suiting the actor in a heavy costume, the wardrobe assistant checked every clasp.
- Suiting the actor in a heavy costume, the stage lights came on.
Cevabı göster
Suiting the actor in a heavy costume, the wardrobe assistant checked every clasp.
a swarm of Greeks: hareket eden bir sürü gibi betimlenen insanlar
a swarm of Greeks ifadesinde swarm mecaz olarak kullanılır. Çok sayıda Yunan askerinin arılar ya da böcekler gibi birbirine yakın biçimde hareket ettiğini canlandırır; onların gerçekten böcek olduğunu söylemez. group gibi tarafsız bir sözcükle karşılaştırıldığında swarm harekete, yoğunluğa ve çoğu zaman düzensizlik ya da baskı hissine vurgu katar. Bu görüntü, grubun ilerleyişini canlı ve güçlü kılar.
Alıştırma
Alışveriş yapanları birlikte hareket eden böceklere benzeten üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ shoppers rushed through the doors.
Cevabı göster
A swarm of
the disguised Patroclus drove the Trojans away. Öbek fiiller
2:47kılık değiştirmiş Patroklos Truvalıları uzaklaştırdı.
drove the Trojans away: drive + nesne + away
drove the Trojans away ifadesinde drove, drive fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Drive someone away, birini bir yerden ayrılmaya zorlamak demektir; savaşta karşı tarafı püskürtmek anlamına gelebilir. Kalıp drive + nesne + away şeklindedir. Away, kişinin bulunduğu yerden ayrılmaya zorlanması sonucunu belirtir. Bu nedenle drive burada araç kullanmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi drove, the intruders ve away sözcükleriyle tamamlayın: The guards ____ from the gate.
Cevabı göster
drove the intruders away
he felt as untouchable as Achilles himself. Dilbilgisi
2:54kendini Aşil'in kendisi kadar dokunulmaz hissetti.
as untouchable as Achilles himself: eşitlik karşılaştırması
as + adjective + as kalıbı, iki kişi ya da şeyin bir niteliğe aynı derecede sahip olduğunu anlatır. Burada as untouchable as Achilles himself, onun kendisini Akhilleus kadar zarar verilemez ve yenilmesi güç hissettiği anlamına gelir. Himself vurgu katar: karşılaştırılan kişi doğrudan Akhilleus'un kendisidir. Untouchable, savaşta geçici olarak hissedilen yenilmezliği anlatır; kelimesi kelimesine kimsenin ona dokunamayacağına dair bir kural değildir. Felt ise bunun kanıtlanmış bir gerçek değil, onun algısı olduğunu gösterir.
Alıştırma
“Zarar verilmesi veya yenilmesi aynı ölçüde imkânsız” anlamındaki tam eşitlik karşılaştırması ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After blocking every attack, Mia felt ____ the champion.
Cevabı göster
as untouchable as
He hurtled towards Troy until Apollo struck him down, Notlar
2:58Apollon ona çarpana kadar Truva'ya doğru atıldı,
hurtled towards Troy: hızlı ve güçlü hareket
Hurtled towards Troy, onun Troya'ya doğru çok yüksek hızla ve büyük bir güçle ilerlediği anlamına gelir. Hurtle çoğu zaman tehlikeli bir ivme veya kontrol edilmesi zor bir hareket çağrıştırır; bu yüzden move gibi nötr bir fiilden daha canlıdır. Hurtled, ayrı bir fiil olan hurtle'ın basit geçmiş biçimidir; hurt fiilinin geçmiş biçimi değildir. Hurt fiilinin geçmiş biçimi yine hurt olur. Towards Troy hareketin yönünü belirtir.
Alıştırma
Dehşete kapılmış bir atın tehlikeli ve neredeyse kontrolsüz bir ivmeyle son derece hızlı biçimde çite doğru ilerlemesini en iyi hangi cümle anlatır?
- The terrified horse hurtled toward the fence.
- The terrified horse rushed toward the fence.
- The terrified horse moved toward the fence.
Cevabı göster
The terrified horse hurtled toward the fence.
struck him down: güçlü bir sonuç
Strike someone down, güçlü bir darbe veya kuvvetle birini yere düşürmek, yenmek ya da devam edemeyecek duruma getirmek demektir. Bu cümlede Apollon, Patroklos'u yere düşürerek durdurur; down yalnızca bir yönü değil, eylemin ciddi sonucunu gösterir. Struck, strike fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu öbeksi fiil güçlü ve çoğu zaman dramatik bir ton taşır; başka bağlamlarda ağır bir hastalığın birini aniden güçsüz bırakmasını veya öldürmesini de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi strike fiilinin geçmiş zamanıyla ve down parçacığıyla tamamlayın: A severe infection ____ Maya ____ for two weeks.
Cevabı göster
struck · down
knocking away his armor: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi
Knocking away his armor, önceki ana cümle Apollo struck him down ifadesine bağlanan bir -ing yan cümlesidir. Önceki eylemin doğrudan sonucunu ekler: darbe onun zırhını uzağa savurur. Bağımsız yeni bir ana cümle değildir. Ana cümle, -ing yan cümlesi yapısında eklenen bölüm çoğu zaman özneyi tekrarlamadan yakından bağlantılı bir sonucu gösterir. Anlaşılan eylemci genellikle ana cümlenin öznesiyle aynıdır; bu nedenle burada knocking eylemini yapanın Apollon olduğu anlaşılır.
Alıştırma
Doğrudan bir sonucu göstermek için knock away ifadesinin -ing biçimini kullanın: The wave swept across the deck, ____ two loose boxes.
Cevabı göster
knocking away
seize the opportunity: kısa süreli fırsatı kararlılıkla değerlendirmek
Burada seized the opportunity, kısa sürecek elverişli bir anı fark edip hemen harekete geçmek anlamına gelir. Seized mecazidir; bir şeyi fiziksel olarak elle tutmayı anlatmaz. Bir kişi fırsat kaybolmadan kararlı biçimde harekete geçtiğinde seize the opportunity to do something kalıbını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“Kısa süreli bir fırsat ortaya çıktığında kararlılıkla harekete geçmek” anlamındaki hedef ifadeyi yazın: The internship closes tonight, so I should ____ and apply now.
Cevabı göster
seize the opportunity
claiming Patroclus's life and Achilles's armor. Kalıp ifadeler
3:07Patroklos'un canını ve Aşil'in zırhını aldı.
claim someone's life: ölümü resmî bir dille ifade etmek
claiming Patroclus's life ifadesindeki claim, birinin ölümüne neden olmak ya da canını almak anlamına gelir. Burada bir şeyin doğru olduğunu iddia etmek veya mülkiyet talep etmek anlamında değildir. claim someone's life kalıbı resmî ve dolaylıdır. Öldürme eylemini doğrudan anlatmak yerine ölümle sonuçlanmasına odaklanır.
Alıştırma
claim someone's life hedef kalıbını geçmiş zamanda ve kurbanı belirtmek için the driver ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The accident ____.
Cevabı göster
claimed the driver's life
Overcome by guilt and grief: duyguların altında ezilmek
Overcome by guilt and grief, öznenin bu duyguların etkisine maruz kaldığını gösteren geçmiş zaman sıfat-fiil öbeğidir: suçluluk ve keder onu ezer. Cümlenin başındaki Overcome by ..., Because he was overcome by ... gibi tam bir yan cümleyi kısaltır. Ardından gelen eylem sırasında kişinin duygusal durumunu ve çoğu zaman eylemin nedenini verir. Burada overcome, onun bu duyguları başarıyla aştığı anlamına gelmez.
Alıştırma
“Etkisi altında ezilmiş” anlamındaki iki İngilizce sözcükle cümleyi tamamlayın: ____ relief, Lena burst into tears.
Cevabı göster
Overcome by
Achilles vowed not to bury his beloved until he was avenged. Dilbilgisi
3:14intikamı alınana kadar sevdiğini gömmeyeceğine yemin etti.
vowed not to ... until ...: koşul gerçekleşene kadar eylemi ertelemek
vowed not to bury ... until ..., vow + olumsuz to-infinitive yapısını not ... until ... kalıbıyla birleştirir. Akhilleus ciddi bir yemin ederek until yan cümlesindeki koşul gerçekleşmeden gömünün yapılmayacağını söyler. Olumlu biçimde ifade edersek, sevgilisini ancak bu koşul gerçekleştikten sonra gömecektir. he was avenged ifadesindeki he, ölen sevgiliyi belirtir. Edilgen yapı, bir başkasının onun ölümü için adalet ya da karşılık arayarak intikamını alacağı anlamına gelir; onun kendi başına intikam alacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Yemini not ... until yapısıyla tamamlayın: She vowed ____ to sign the contract ____ her lawyer had read it.
Cevabı göster
not · until
threw himself into battle: kendini bütünüyle savaşa vermek
Throw oneself into something, bir şeye büyük bir enerji ve tam bir bağlılıkla başlamak ya da onu bu şekilde yapmak anlamına gelir. Buradaki threw himself into battle, kişinin bedenini gerçekten fırlattığını anlatmaz; güçlü duyguların etkisiyle savaşa büyük bir şiddet ve kararlılıkla girdiğini gösterir. Yalnızca entered battle demekten daha güçlüdür. Dönüşlü zamir özneye göre değişir: I throw myself, she throws herself ve they throw themselves. into sonrasındaki nesne, bu enerjinin yöneltildiği etkinliği veya amacı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi throw oneself into ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the team approved her idea, she ____ the project.
Cevabı göster
threw herself into
leaving a trail of ... in his wake: geçtiği yerde bir dizi sonuç bırakmak
Leave a trail of ... in one's wake, bir kişi, olay veya güç ilerlerken ya da etkide bulunurken arkasında göze çarpan bir dizi sonuç bırakmasını anlatır. Bu cümlede bodies sözcüğü gerçek anlamda cesetleri belirtir ve kullanılan görüntü, onun geçtiği yol boyunca çok sayıda ölüme neden olduğunu vurgular. A wake aslında hareket eden bir teknenin arkasında bıraktığı çalkantılı su izidir. In one's wake bu görüntüyü genişleterek birinin arkasında veya onun geçişinin ya da eylemlerinin sonucu olarak anlamına gelir. Uykudan uyanmakla ilgisi yoktur.
Alıştırma
Cümleyi in one's wake ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The wildfire swept across the hills, leaving a trail of destruction ____.
Cevabı göster
in its wake
Soon, all Trojans had fled or perished.
3:24Kısa süre sonra tüm Truvalılar ya kaçmış ya da ölmüştü.
All but Hector: Hektor dışında herkes
All but Hector ifadesinde but, except, yani “... hariç” anlamındadır. İfade, ilgili grupta Hector dışındaki herkesi belirtir; tek istisna Hector’dır. Bu altyazı bir cümle parçasıdır, çünkü eylem önceki cümleden anlaşılır. All but Hector fled gibi tam bir cümlede anlam, Hector dışında herkesin kaçtığıdır. Burada all but “neredeyse” anlamına gelmez.
Alıştırma
All but Maya left before sunset? cümlesindeki all but Maya ne anlama gelir?
- Yalnızca Maya ayrıldı.
- Maya dışında herkes ayrıldı.
- Neredeyse herkes ayrıldı, ancak belirli bir istisna belirtilmedi.
Cevabı göster
Maya dışında herkes ayrıldı.
clad in the armor that had failed to protect Patroclus. Kelime
3:29Patroklos'u korumakta başarısız olan zırhı giymiş halde.
clad in the armor: “zırh giymiş” demenin edebî yolu
Clad in the armor, “zırhı giymiş” veya “zırha bürünmüş” anlamına gelir. Burada clad, Hector’ı tanımlayan kısaltılmış bir betimleme ifadesinde sıfat gibi çalışır. Clad in, wearing sözcüğünden daha resmî ve edebîdir. Giysi veya koruyucu donanımı anlatabildiği gibi, a building clad in stone örneğindeki gibi bir yüzeyin malzemeyle kaplı olduğunu da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The guards stood at the gate, ____ ceremonial armor.
Cevabı göster
clad in
And yet, his grief and fury weren't satisfied. Anlatım akışı
3:43Ve yine de kederi ve öfkesi dinmemişti.
And yet: beklentiyi tersine çeviren geçiş
And yet, ardından gelen bilginin önceki bağlamın oluşturduğu beklentiyle çeliştiğini gösterir. Önceki eylemin duygusal bir rahatlama sağlaması beklenebilirken bu cümle odağı çözülememiş keder ve öfkeye çevirir. Burada yet, nevertheless anlamında karşıtlık kuran bir bağlayıcıdır; not yet içindeki zamansal anlamı taşımaz. Cümleye And yet ile başlamak, bu ters dönüşü önceki fikre sıkıca bağlar ve daha vurgulu kılar.
Alıştırma
Hangi seçenek, ilk cümlenin oluşturduğu beklentinin tersine çıkan bir sonucu And yet ile sunuyor?
- The road was icy, so the driver slowed down.
- The road was icy. And yet, the driver lost control.
- The road was icy. And yet, the driver reached the town safely.
Cevabı göster
The road was icy. And yet, the driver reached the town safely.
Denying him burial was a heinous offense, Notlar
3:50Onu gömülmekten mahrum bırakmak iğrenç bir suçtu,
Denying him burial: -ing öbeğinin özne olması
Denying him burial, was fiilinin öznesi olarak görev yapan bir -ing öbeğidir. Eylemin tamamını adlandırarak konuşanın bu eylemi korkunç bir suç olarak değerlendirmesini sağlar. Öbeğin içinde deny someone something, bir kişiye bir şeyi, hakkı veya muameleyi vermeyi reddetmek demektir. Burada him etkilenen kişiyi, burial ise ona verilmeyen şeyi gösterir; deny, bir şeyin doğru olmadığını ileri sürmek anlamında değildir.
Alıştırma
Reddetme eylemini özne yapmak için deny fiilinin -ing biçimini kullanın: ____ patients urgent care is unethical.
Cevabı göster
Denying
heinous offense: son derece güçlü ahlaki kınama
Bu cümlede a heinous offense, son derece kötü ve ahlaken sarsıcı görülen bir eylem demektir. Heinous, kınamayı serious, wrong veya bad sözcüklerinden çok daha güçlü kılar. Burada offense, ahlaki, toplumsal veya hukuki kuralların ağır biçimde ihlal edilmesi anlamındadır. Sporda hücum tarafı anlamına gelmez. Bu ifade, defin hakkının engellenmesini küçük bir hata değil, çok ağır bir ihlal olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede heinous offense uygun düzeyde ahlaki kınama ifade eder?
- I made a heinous offense when I arrived two minutes late.
- The court described the deliberate torture of prisoners as a heinous offense.
- The team practiced its heinous offense before the match.
Cevabı göster
The court described the deliberate torture of prisoners as a heinous offense.
nothing felt sacred anymore: hiçbir sınır artık dokunulmaz görünmüyordu
Nothing felt sacred anymore, hiçbir ilkenin, geleneğin, tabunun veya sınırın artık mutlak saygıya layık görünmediği anlamına gelir. Burada sacred mecazidir: dinin ötesine geçerek dokunulmaz veya ihlal edilemez sayılan şeyleri de kapsar. Felt, karakterin algısının değiştiğini gösterirken nothing ve anymore geçmişten bir kopuşu belirtir. Cümle, kederin neyin kabul edilebilir olduğunu belirleyen eski sınırları yok ettiğini düşündürür.
Alıştırma
Bu cümlede nothing felt sacred anymore neyi düşündürür?
- Karakter artık fiziksel nesneleri hissedemiyordu.
- Artık hiçbir ilke veya sınır dokunulmaz görünmüyordu.
- Her yer dini bir mekâna dönüşmüştü.
Cevabı göster
Artık hiçbir ilke veya sınır dokunulmaz görünmüyordu.
all the while: tüm süre boyunca devam etme
All the while, “bütün o süre boyunca” anlamına gelir. Bu cümlede, daha önce anlatılan diğer eylem veya olaylar dizisi boyunca alay etmenin kesintisiz sürdüğü bilgisini ekler. Burada while, özne ve fiil içeren bir yan cümle başlatmaz. All the while tam bir zarf öbeği olarak çalışır; devam eden bir eylemi, duyguyu veya gerçeği göstermek için çoğu zaman cümle sonunda ya da bir -ing yapısından önce kullanılır.
Alıştırma
“Bütün o süre boyunca” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The children pretended to sleep, ____ listening for the front door to open.
Cevabı göster
all the while
At night, the ghost of Patroclus appeared to Achilles,
4:02Gece, Patroklos'un hayaleti Aşil'e göründü,
his death was imminent: ölümü çok yakındı
his death was imminent ifadesinde imminent, onun ölümünün çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini ve artık çok yakın göründüğünü anlatır. Bir olayın önemini değil, zaman bakımından ne kadar yakın olduğunu belirtir. Imminent, soon sözcüğünden daha resmî ve daha acil bir tona sahiptir. Özellikle uyarılarda, haberlerde ve dramatik anlatılarda tehlike, saldırı, çöküş veya ölüm gibi ciddi olaylarla sık kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede imminent “çok yakında gerçekleşmek üzere olan” anlamında kullanılmıştır?
- Officials reported that the flooding had ended.
- Officials warned that flooding was imminent.
- Officials said that flood preparation was important.
Cevabı göster
Officials warned that flooding was imminent.
and asking that their bones be laid to rest together. Deyimler
4:09ve kemiklerinin birlikte gömülmesini istedi.
laid to rest: “defnedilmek” anlamındaki ciddi bir örtmece
Lay someone to rest, ölmüş birini gömmek anlamına gelen ciddi ve nazik bir örtmecedir. Edilgen their bones be laid to rest ifadesinde laid, lay fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; istek, iki kişinin kalıntılarının birlikte gömülmesidir. Buradaki rest, sıradan bir mola veya uyku değil, ölümden sonraki ebedî istirahat anlamındadır. Bu ifade, defin hakkında daha nazik ve saygılı bir biçimde konuşmayı sağlar.
Alıştırma
“Gömüldü” anlamındaki ciddi örtmeceyle cümleyi tamamlayın: After the memorial, the poet was ____ beside her family.
Cevabı göster
laid to rest
tormented by grief: kayıp sonrası yoğun acı
Be tormented by grief, büyük bir kayıp nedeniyle yoğun duygusal acı çekmek anlamına gelir. Tormented, kederi acı vermeye devam eden bir güç gibi gösterir ve yalnızca üzgün olmaktan çok daha kuvvetlidir. Grief genellikle bir ölümün veya başka ciddi bir kaybın ardından duyulan derin kederi ifade eder. Edilgen be tormented by + neden kalıbı, acıya neyin yol açtığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede tormented by grief doğal ve abartısız biçimde kullanılmıştır?
- After her pencil broke, she was tormented by grief for months.
- After she won the contest, she was tormented by grief for months.
- After her brother died, she was tormented by grief for months.
Cevabı göster
After her brother died, she was tormented by grief for months.
He finally resolved to go to Achilles and ask him for mercy. Kalıp ifadeler
4:24Sonunda Aşil'e gidip ondan merhamet dilemeye karar verdi.
resolve to do something: kesin bir karar vermek
Resolve to do something, çoğu zaman ciddi biçimde düşündükten veya tereddüt ettikten sonra bir eylemi gerçekleştirmeye kesin karar vermek demektir. Cümledeki resolved to go, yolculuğu zor ama artık kesinleşmiş bir seçim olarak sunar. Yapı resolve + to-infinitive şeklindedir. Burada resolve, bir sorunu çözmek değil kesin karar vermek anlamındadır ve decide to ifadesinden daha resmî ve kararlı duyulur.
Alıştırma
Cümleyi resolve to ifadesinin doğru zaman biçimiyle tamamlayın: After months of doubt, Elena ____ apply for the scholarship.
Cevabı göster
resolved to
ask someone for mercy: birinden merhamet dilemek
Ask someone for mercy, sizi bağışlama, affetme ya da ceza veya zararı durdurma gücüne sahip birine yalvarmak demektir. Yapı ask + kişi + for + mercy şeklindedir. Cümledeki him, isteği kabul veya reddedebilecek kişiyi belirtir. Mercy sıradan bir yardım değildir. Daha güçlü konumdaki birinin savunmasız birine gösterdiği merhamettir; bu nedenle ifade aciliyet ve eşit olmayan bir güç ilişkisi taşır.
Alıştırma
Ask someone for mercy hangi cümlede doğal ve gerçek anlamıyla kullanılmıştır?
- The customer asked the server for water.
- The captured spy asked the guards for mercy.
- Nina asked her brother for a charger.
Cevabı göster
The captured spy asked the guards for mercy.
kissed the hands that killed his son: anlatıda eylem ve karşıtlık
Cümle önce somut ve son derece alçakgönüllü bir eylem sunar: he “kissed the hands”. Ardından “that killed his son” ilgi cümleciği, bu ellerin oğlunun ölümünden sorumlu kişiye ait olduğunu belirtir. Anlatı, bu alçakgönüllü davranışı acımasız gerçekle yan yana getirerek duyguları doğrudan adlandırmadan kederi, çaresizliği ve ciddi güç eşitsizliğini gösterir. Bu sıradan bir selamlaşma değil, aşırı bir yakarıştır.
Alıştırma
“kissed the hands that killed his son” hangi temel anlatı etkisini yaratır?
- Aşırı bir alçakgönüllülük eylemini kederinin kaynağıyla yan yana getirir.
- Oğlunun ölümüne kimin neden olduğunu bilmediğini düşündürür.
- Eşit konumdaki kişiler arasında sıradan bir selamlaşma sunar.
Cevabı göster
Aşırı bir alçakgönüllülük eylemini kederinin kaynağıyla yan yana getirir.
with little left to lose: risk almanın bir nedeni
With little left to lose, önemli olan şeylerden kaybetme riski taşıyan çok az şeyin kaldığını anlatır. Buradaki left “kalan” demektir; “ayrıldı” ya da “sol” anlamında değildir. Baştaki with ifadesi, ardından gelen eylemin nedenini veya arka planını verir: kişi zaten çok şey kaybettiği için bir risk daha almak daha kolay gelir. Little, nothing kadar kesin değildir; hâlâ bir şeylerin kalmış olmasına izin verir.
Alıştırma
Riske atılacak neredeyse hiçbir şey kalmadığını belirten hedef ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____, Omar publicly challenged the official who had dismissed him.
Cevabı göster
With little left to lose
just as Patroclus had predicted: gerçekleşen bir kehanet
Burada just as Patroclus had predicted, sonraki olayın Patroklos'un olacağını söylediği şekilde gerçekleştiğini belirtir. Just bu eşleşmeyi güçlendirir; as ise yalnızca zamanı göstermek yerine sonraki olayı önceki tahminle karşılaştırır. Had predicted biçimindeki past perfect, tahminin onu doğrulayan olaydan önce yapıldığını gösterir. Bir anlatıda bu giriş ifadesi önceki bir uyarıya dönerek okuyucuyu onun doğrulanmasına hazırlar.
Alıştırma
Bu cümlede just as Patroclus had predicted ne anlama geliyor?
- Olay, Patroklos'un tahminde bulunduğu anda gerçekleşti.
- Olay tam olarak Patroklos'un olacağını söylediği şekilde gerçekleşti.
- Patroklos yalnızca olay gerçekleştiği için tahminde bulundu.
Cevabı göster
Olay tam olarak Patroklos'un olacağını söylediği şekilde gerçekleşti.
that some say was guided by Apollo.
4:58bazıları bunun Apollon tarafından yönlendirildiğini söyler.
struck his heel with an arrow: Achilles' heel ifadesinin kökeni
Bu cümlede heel gerçek anlamıyla kullanılır: Paris'in oku Aşil'in ayağının arka kısmına isabet eder. Mitin en iyi bilinen geç dönem anlatısında annesi Aşil'i Styx Nehri'ne batırırken onu topuğundan tuttuğu için vücudunun her yeri korunmuş, yalnızca bu nokta savunmasız kalmıştır. Bu hikâye, diğer yönlerden güçlü görünen bir kişinin, planın, kuruluşun veya sistemin tek önemli zayıflığını anlatan modern Achilles' heel mecazının kaynağıdır. Bu nedenle vurgulanan eylem hem hikâyedeki fiziksel yarayı hem de deyimin arkasındaki kültürel imgeyi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “önemli zayıflık” anlamındaki mitolojik deyimle tamamlayın: Although the app is easy to use, weak security is its ____.
Cevabı göster
Achilles' heel
The remains of Achilles and Patroclus were mingled for eternity,
5:02Aşil ve Patroklos'un kalıntıları sonsuza dek birbirine karıştı,
and the Greeks went on to win the war. Öbek fiiller
5:06ve Yunanlılar savaşı kazanmaya devam ettiler.
went on to win: sonraki bir sonuç
Go on to do something, önceki bir olayın veya aşamanın ardından kişinin başka bir şey yaptığını ya da sonraki bir sonuca ulaştığını belirtir. Buradaki went on to win anlatıyı ileri taşır ve Yunanların sonunda savaşı kazandığını bildirir. Bu ifade fiziksel bir hareketi anlatmaz. Önceki durum ile sonrasında yaşananlar arasında anlatısal bir bağ kurar.
Alıştırma
Cümleyi go on to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After working as a nurse for years, Maya ____ a hospital director.
Cevabı göster
went on to become
each side lost some of the greatest heroes of their time,
5:10her iki taraf da zamanlarının en büyük kahramanlarından bazılarını kaybetti,
their zeal turning into heartbreak: duygusal bir tersine dönüş
Zeal, bir davaya veya hedefe yönelik güçlü ve enerjik bağlılıktır; sıradan mutluluktan daha yoğun ve daha amaçlıdır. Their zeal turning into heartbreak, bu tutkulu itici gücün sonunda derin bir duygusal acıya dönüştüğünü anlatır. their zeal ad öbeğinin ardından gelen turning into, ana cümleye eş zamanlı bir sonuç ekler. Duygusal tersine dönüşü, iki tarafın da kahramanlarını kaybettiği geniş anlatının içine yoğunlaştırır ve yalnızca kimin kazandığını değil, insani bedeli vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede their zeal turning into heartbreak ne anlama geliyor?
- Duyguları değişmeden ortadan kayboldu.
- Güçlü bağlılıkları derin bir üzüntüye dönüştü.
- Üzüntüleri daha da güçlü bir bağlılığa ilham verdi.
Cevabı göster
Güçlü bağlılıkları derin bir üzüntüye dönüştü.
even as: aynı anda gerçekleşen karşıt olaylar
Even as, aynı anda gerçekleşen iki süreci birbirine bağlarken aralarındaki gerilime de dikkat çeker. Burada coşku yürek acısına dönüşürken hikâyeler de efsaneye dönüşmektedir. Bu yapı yalnızca tarafsız bir while olarak anlaşılmamalıdır: acı gerçeklik ile görkemli toplumsal hafıza birlikte ama zıt yönlerde gelişir. Aynı anda gerçekleşen fakat şaşırtıcı ya da çelişkili görünen değişimleri anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle kutlamanın karşıt bir olayla aynı anda devam ettiğini en iyi vurgular?
- The town celebrated even as floodwater entered the streets.
- The town celebrated because floodwater entered the streets.
- The town celebrated after the floodwater had drained away.
Cevabı göster
The town celebrated even as floodwater entered the streets.
hardened into legend: hafızanın efsane olarak sabitlenmesi
Burada hardened into legend bir mecazdır. Hikâyeler, başlangıçta yumuşak ya da henüz biçimlenmemiş bir şeymiş gibi düşünülür ve zamanla katılaşıp sabitlenir. Karmaşık deneyimler tekrar tekrar anlatıldıkça kalıcı bir efsane biçimine yerleşir. Hardened, bir kişinin duygusal açıdan soğuk ya da sert hâle geldiğini anlatmaz. Özne their stories olduğundan ifade, kültürel hafızanın zaman içinde nasıl sabitlendiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir hikâyenin kültürel hafızada sabitlenmesini göstermek için bu mecazı doğal biçimde kullanır?
- Over generations, the explorer's story hardened into legend.
- The explorer hardened his voice before giving the order.
- The editor updated the explorer's story with two new dates.
Cevabı göster
Over generations, the explorer's story hardened into legend.
But did ancient Troy ever actually exist? Anlatım akışı
5:21Ancak antik Truva gerçekten var oldu mu?
did ancient Troy ever actually exist?: tarihsel kanıtlara geçiş sağlayan soru
Bu soru bilginin düzenleniş yönünü değiştirir: efsaneyi anlatmaya devam etmek yerine Troya’nın gerçek bir tarihsel temeli olup olmadığını sorar. Bir geçiş noktasında böyle bir soru, kanıtlar veya arkeolojiyle ilgili sonraki bölüme bağlanan bir kanca görevi görür. “Ever actually exist”, “geçmişte herhangi bir zamanda gerçekten var olmuş olmak” demektir. Troya’nın bugün hâlâ var olup olmadığını sormaz. Geçmiş zamanlı soruda zamanı did taşıdığı için exist yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Bir efsaneyi anlatan bölümden sonra “Did ancient Troy ever actually exist?” sorusu ne yapar?
- Efsaneyi anlatmaktan, onu hangi tarihsel kanıtların desteklediğini sormaya geçer.
- Troya’nın günümüzde bir ülkenin başkenti olup olmadığını sorar.
- Başka bir olayı anlatarak efsaneyi sürdürür.
Cevabı göster
Efsaneyi anlatmaktan, onu hangi tarihsel kanıtların desteklediğini sormaya geçer.
no sign of it: gözlemlenebilir hiçbir belirti yok
“No sign of it” ifadesindeki sign, bir tabela değil, gözlemlenebilir bir belirti veya iz anlamına gelir. İfade, söz konusu şeyin var olduğunu, orada bulunduğunu veya gerçekleştiğini gösterecek hiçbir şey bulunmadığını söyler. Bu, o sırada herhangi bir belirti tespit edilmediğini bildirir; tek başına mutlak yokluğu kanıtlamaz. It zamiri, aranan veya araştırılan şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi, sign içeren ve “hiçbir iz olmaması” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We searched the trail, but there was ____ the missing dog.
Cevabı göster
no sign of
Find out what archaeologists finally discovered with this video
5:26Arkeologların sonunda ne keşfettiğini bu videoyla öğrenin