Tatiller ve seyahat hakkında nasıl konuşulur - bir English for Life dersi: İngilizce çalışma notları

British Council | English

Öğrenme zorluğu
425 kelime 220 kel/dk

Video özeti: Video, Tokyo tatilini örnek alarak belirsiz bir cevabın; yemekleri, yapılan etkinlikleri, insanları ve gidilen yerin atmosferini kapsayan düzenli bir gezi anlatısına nasıl dönüştürülebileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. talk about the food, the people, the things you did, or the environment. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Bu dört içerik alanını seyahatler ve başka deneyimler hakkındaki cevapları genişletmek için tekrar kullanılabilen bir çerçeve olarak öğrenin. Böylece yalnızca her şeyin iyi olduğunu söyleyen genel bir değerlendirmeyle kalmaz, ayrıntıları dinleyicinin kolayca izleyebileceği şekilde düzenleyebilirsiniz. 2. checked out — Phrasal verb’ler: Bu doğal seyahat ifadesinin bir yeri ya da etkinliği görmeye gitmek, keşfetmek veya deneyimlemek anlamına geldiğini kavrayın. Gezilecek yerleri, mağazaları, gösterileri veya yerel etkinlikleri anlatırken yalnızca visit fiiline bağlı kalmadan konuşma dilinde kullanabilirsiniz. 3. chill vibe — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu samimi ifadenin kelimesi kelimesine soğukluğu değil, rahat ve huzurlu bir atmosferi anlattığını ayırt edin. Bir kafenin, restoranın, odanın, mahallenin veya etkinliğin havasını gündelik konuşmada uygun biçimde değerlendirmek için kullanın.

Bu derste

So Saq, how was your holiday?

0:00

Peki Saq, tatilin nasıldı?

It was good.

0:02

İyiydi.

It was fine.

0:03

Güzeldi.

This can be a really easy answer when somebody asks you,

0:04

Biri size şu soruyu sorduğunda bu çok kolay bir cevap olabilir:

"How was your trip?" Ton ve niyet

0:06

"Yolculuğun nasıldı?"

Ton ve niyet

How was your trip?: Yolculuğun geneli hakkındaki izlenimi sormak

How was your trip? tamamlanmış bir yolculukla ilgili genel izlenimi sorar. Buradaki how yalnızca “Yolculuk sorunsuz geçti mi?” değil, “Deneyim nasıldı?” anlamına gelir. Kısa bir genel değerlendirme soruyu yanıtlayabilir; ancak soru, etkinlikler, yemekler veya unutulmaz anlar hakkında ayrıntı eklemeye de imkân verir.

Alıştırma

Hangi yanıt How was your trip? sorusuna en uygun şekilde cevap verip sohbeti sürdürür?

  1. It starts at three o'clock.
  2. It was great. We went swimming every day.
  3. I usually travel by train.
Cevabı göster

It was great. We went swimming every day.

This is fine if you're just making small talk, Kalıp ifadeler

0:13

Sadece havadan sudan konuşuyorsanız bu sorun değildir,

Kalıp ifadeler

making small talk: Hafif ve nazik bir sohbet etmek

Making small talk, kalıplaşmış make small talk ifadesinin -ing biçimidir. Arkadaşça davranmak, ilk gerginliği azaltmak veya sessiz bir anı doldurmak amacıyla hafif ve nazik bir sohbet etmek anlamına gelir. Buradaki small, konuların hafif olduğunu ve fazla kişisel ya da ciddi olmadığını belirtir. Sohbetin küçücük veya değersiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için make small talk ifadesini geçmiş zamanda kullanın: We ____ while we waited for the bus.

Cevabı göster

made small talk

but if you really want to bring your story to life, Deyimler

0:15

ancak hikayenize gerçekten hayat vermek istiyorsanız,

Deyimler

bring your story to life: hikâyeni canlandırmak

Burada bring your story to life, hikâyeni canlı, ilgi çekici ve gözünde canlandırması kolay hâle getirmek demektir. Görüntüler, sesler, insanlar ve eylemlerle ilgili somut ayrıntılar bu etkiyi yaratabilir; bu, hikâyenin gerçekten canlı bir varlığa dönüştüğü anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilecek yapı bring + something + to life şeklindedir. Canlandırılan story, character, lesson veya idea, bring ile to life arasına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede bring ... to life, bir hikâyeyi canlı ve ilgi çekici hâle getirmek anlamında kullanılmıştır?

  1. Read your story from the first page to the last.
  2. Bring your story to class tomorrow.
  3. Add specific sights and sounds to bring your story to life.
Cevabı göster

Add specific sights and sounds to bring your story to life.

you can talk about the food, Anlatım akışı

0:17

yemeklerden,

the people,

0:19

insanlardan,

the things you did,

0:20

yaptığınız şeylerden

or the environment.

0:21

veya çevreden bahsedebilirsiniz.

Anlatım akışı

food, people, things you did, environment: ayrıntıları düzenlemek

food, people, things you did ve environment listesi bilgiyi dört yararlı bölüme ayırır. Bir gezi hakkında yalnızca genel bir görüş belirtmek yerine bu bölümlerden birini veya birkaçını seçip somut ayrıntılar ekleyebilirsin. Burada things you did, yüzmek veya bir müzeyi ziyaret etmek gibi etkinlikleri ya da deneyimleri ifade eder; yaptığın nesneleri ifade etmez. Environment, yeri ve çevresini anlatır. Dört bölümün hepsinden söz etmek gerekmez; açık ayrıntılar içeren bir ya da iki bölüm bile cevabı daha dolu hâle getirebilir.

Alıştırma

Hangi cevap, bir geziyi somut biçimde anlatmak için farklı yönleri en iyi şekilde kullanıyor?

  1. I packed my bag on Tuesday.
  2. It was nice.
  3. The food was spicy, the guides were kind, and we went kayaking on a quiet river.
Cevabı göster

The food was spicy, the guides were kind, and we went kayaking on a quiet river.

So, let's give that another go. Kalıp ifadeler

0:22

Öyleyse, bunu bir daha deneyelim.

Kalıp ifadeler

give that another go: bir kez daha denemek

Give something another go, bir şeyi bir kez daha denemek anlamına gelir. Bu cümlede that, az önce denenmiş olan cevaba gönderme yapar. Burada go, bir deneme anlamındaki sayılabilen bir isimdir; hareket bildiren fiil değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp give + something + another go şeklindedir ve aynı etkinliği tekrar denemeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi give ... another go ile tamamlayın: The paper plane did not fly far, so let's ____.

Cevabı göster

give it another go

So Saq, how was your holiday?

0:24

Peki Saq, tatilin nasıldı?

My trip to Tokyo was amazing. Kalıp ifadeler

0:25

Tokyo seyahatim inanılmazdı.

Kalıp ifadeler

trip to Tokyo: varış yerini to ile belirtmek

Trip to + place, seyahatin varış yerini, yani gidilen yeri belirtir. trip to Tokyo ifadesinde Tokyo seyahatin gittiği yerdir. Yer değiştirilebilir; örneğin a trip to London veya our trip to the museum denebilir. Yerin önündeki sözcük yine to olur.

Alıştırma

Hangi cümle adanın varış yeri olduğunu söylüyor?

  1. The class is taking a trip around the island.
  2. The class is taking a trip to the island.
  3. The class is taking a trip from the island.
Cevabı göster

The class is taking a trip to the island.

I love the food in Japan.

0:28

Japonya'daki yemeklere bayılıyorum.

They have such a large variety of dishes Kalıp ifadeler

0:29

O kadar büyük bir yemek çeşitlilikleri var ki

Kalıp ifadeler

such a large variety of dishes: çok sayıda farklı türü vurgulamak

Such a large variety of dishes, çok farklı türde yemeğin mevcut olduğu anlamına gelir. Variety, tek bir yemeğin büyüklüğüne değil, seçeneklerin kapsamına ve çeşitliliğine odaklanır. Kalıp şöyledir: such + a + sıfat + tekil sayılabilen isim + of + çoğul isim: such a large variety of dishes. Such, isim grubunun tamamını güçlendirir ve çeşitliliğin etkileyici derecede geniş olduğunu gösterir.

Alıştırma

Etkileyici derecede geniş bir çeşitliliği vurgulayan tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The science museum has ____ exhibits.

Cevabı göster

such a large variety of

and everything tasted so fresh and flavorful. Kalıp ifadeler

0:32

ve her şeyin tadı çok taze ve lezzetliydi.

Kalıp ifadeler

tasted so fresh and flavorful: taste + sıfatlar

Burada tasted, yiyeceğin yenildiğinde nasıl algılandığını belirten bağlayıcı bir fiildir. Yiyecek öznedir; fresh ve flavorful sıfatları onun tadını ve niteliğini anlatır. Tasted, her şeyin aktif olarak başka bir şeyi tattığı anlamına gelmez. So, birbirine bağlanan iki sıfatı da güçlendirir. Flavorful, hoş ve belirgin bir tada sahip olmak demektir; bu yüzden yalnızca yemeğin good olduğunu söylemekten daha ayrıntılıdır.

Alıştırma

Hangi cümle çorbanın yenildiğinde nasıl algılandığını doğal biçimde anlatır?

  1. The soup tasted richly and flavorfully.
  2. I tasted fresh the soup.
  3. The soup tasted rich and flavorful.
Cevabı göster

The soup tasted rich and flavorful.

All the street food looked really inviting as well. Kelime

0:35

Tüm sokak yemekleri de gerçekten davetkar görünüyordu.

Kelime

looked really inviting as well: ayrıca çok çekici görünüyordu

Burada inviting, bir şeyi denemek isteyecek kadar çekici ve hoş anlamına gelen bir sıfattır. Yiyecekler kelimenin gerçek anlamıyla davet göndermiyor; looked really inviting, görünüşlerinin onları yemeyi isteyecek kadar cazip gösterdiğini anlatır. look + sıfat kalıbı bir izlenimi anlatır: looked inviting. Really, inviting sözcüğünü güçlendirir; cümle sonundaki as well ise “de/da” anlamına gelir ve bu izlenimi daha önce söylenenlere ekler.

Alıştırma

Hangi cümlede inviting, “insanda içeri girme isteği uyandıracak kadar çekici” anlamında kullanılmıştır?

  1. The warm, bright bakery looked invited.
  2. The warm, bright bakery sent us an invitation.
  3. The warm, bright bakery looked inviting.
Cevabı göster

The warm, bright bakery looked inviting.

Everything we tried was super-appetizing and delicious.

0:37

Denediğimiz her şey son derece iştah açıcı ve nefisti.

Next, you can talk about the things you did. Anlatım akışı

0:40

Ardından, yaptığınız şeylerden bahsedebilirsiniz.

Anlatım akışı

Next: konuşmanın sonraki bölümünü tanıtmak

Burada Next bir söylem belirtecidir: Dinleyiciye açıklamanın bir bölümünün bittiğini ve yeni bir noktanın başladığını bildirir. Bir olayın ne zaman gerçekleştiğini değil, konuşmadaki fikirlerin sırasını gösterir. Cümlenin başında kullanıldığında ardından genellikle virgül gelir: Next, we will discuss the results.

Alıştırma

Hangi cümlede Next, konuşmanın yeni bir bölümünü tanıtmak için kullanılmıştır?

  1. We missed the bus, and the next one arrived at noon.
  2. Next, let's look at three ways to save water.
  3. Put the lid on next.
Cevabı göster

Next, let's look at three ways to save water.

We did a lot in Tokyo.

0:42

Tokyo'da pek çok şey yaptık.

We were looking forward to going to the arcades Dilbilgisi

0:44

Atari salonlarına gitmeyi dört gözle bekliyorduk

Dilbilgisi

looking forward to going to: edat olan to + -ing biçimi

Look forward to, gelecekte olacak bir şey için mutlu ve heyecanlı hissetmek anlamına gelir. Bu ifadede to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim, zamir veya fiilin -ing biçimi gelir. Bu nedenle looking forward to going denir, looking forward to go denmez. İkinci to, go to + yer yapısına aittir: going to the arcades. İki yapı looking forward to going to the arcades ifadesinde birleşir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için meet fiilinin doğru biçimini kullanın: I'm looking forward to ____ you at the science fair.

Cevabı göster

meeting

because people always told us they're amazing

0:46

çünkü insanlar bize her zaman buraların harika olduğunu söylüyordu

and surely enough, they were. Anlatım akışı

0:48

ve kesinlikle öyleydiler.

Anlatım akışı

surely enough: beklentiyi sonucuna bağlamak

Bu cümlede surely enough, “beklendiği gibi” veya “insanların söylediği gibi” anlamına gelir. Önceki bir açıklamaya gönderme yapar ve sonraki deneyimin bu açıklamayı doğruladığını gösterir. Bu ifade, hikâyeyi önceki bir iddia veya beklenti ve ardından onunla uyuşan bir sonuç şeklinde düzenler. Burada enough, “yeterli miktar” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede surely enough neyi gösteriyor? People had said the playground was amazing, and surely enough, it was.

  1. Sonraki deneyim önceki iddiayla çelişti.
  2. Bir şeyden yeterli miktarda olduğunu söylüyor.
  3. Sonraki deneyim önceki iddiayı doğruladı.
Cevabı göster

Sonraki deneyim önceki iddiayı doğruladı.

When we got there,

0:50

Oraya vardığımızda,

we were overwhelmed by the sights and the sounds. Kelime

0:51

gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında büyülendik.

Kelime

overwhelmed by the sights and the sounds: güçlü duyusal etki

Be overwhelmed by, bir şey çok güçlü ya da çok fazla olduğu için kişinin hepsini bir anda algılamakta zorlandığını anlatır. by edatı bu duygunun nedenini gösterir. Burada görülen ve duyulan çok sayıdaki şey yoğun bir duyusal etki yaratır. overwhelmed yalnızca üzgün veya paniklemiş olmak demek değildir; heyecan verici yeni bir yerde şaşkınlık, heyecan ve aşırı uyarılmanın karışımını da anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, algılanması zor gelecek kadar güçlü duyusal uyaranları doğal biçimde anlatır?

  1. I was overwhelming by the noise and flashing lights.
  2. I was overwhelmed by the noise and flashing lights.
  3. I overwhelmed by the noise and flashing lights.
Cevabı göster

I was overwhelmed by the noise and flashing lights.

It was packed with people playing all kinds of different games. Kalıp ifadeler

0:54

Her türlü farklı oyunu oynayan insanlarla dolup taşıyordu.

Kalıp ifadeler

packed with: insanlarla veya şeylerle tıklım tıklım dolu

Be packed with, bir yerin veya kabın insanlarla ya da nesnelerle son derece dolu olduğunu anlatır. Burada her tarafta insanlar vardır ve birçok farklı türde oyun oynamaktadırlar. Yapı, yer veya kap + be packed with + içini dolduran kişiler ya da şeyler şeklindedir. Buradaki packed, bir şeyin torbaya veya kutuya konduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle salonun taraftarlarla son derece dolu olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The hall packed with excited fans.
  2. The hall was packed with excited fans.
  3. The hall was packed of excited fans.
Cevabı göster

The hall was packed with excited fans.

Kalıp ifadeler

all kinds of different games: çeşitliliği vurgulamak

All kinds of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Burada games sözcüğünü niteler ve different çeşitliliği daha da vurgular. Odak noktası yalnızca çok sayıda oyun olması değil, çok çeşitli oyunların bulunmasıdır. Kalıp all kinds of + çoğul sayılabilen isim veya sayılamayan isim şeklindedir. Örneğin all kinds of toys ve all kinds of music denebilir. Bu ifadede kinds, “türler” anlamındaki çoğul isimdir; “nazik” anlamındaki kind sıfatı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede all kinds of different + çoğul isim yapısı doğru kullanılmıştır?

  1. The club offers all kind of different activities.
  2. The club offers all kinds of different activities.
  3. The club offers all kinds different activities.
Cevabı göster

The club offers all kinds of different activities.

Every time we went there, Dilbilgisi

0:56

Oraya her gittiğimizde,

we always lost track of time. Deyimler

0:57

her zaman zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.

Dilbilgisi

Every time + yan cümle: tekrarlanan durumlar

Every time, “her ... olduğunda” veya “her seferinde” anlamına gelen bir zaman yan cümlesi başlatır. Tekrar tekrar gerçekleşen bir durumu sunar; ana cümle de bu durumların her birinde ortaya çıkan sonucu verir. Kalıp Every time + özne + fiil, ana cümle şeklindedir: Every time I call, she is busy. Altyazıdaki always, sonucun tekrarlandığını daha güçlü biçimde vurgular; ancak every time zaten tekrar anlamı taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede Every time tekrar eden bir durumu başlatmak için doğru kullanılmıştır?

  1. At every time I take the bus, I sit by the window.
  2. Every time I take the bus, I sit by the window.
  3. Everytime I take the bus, I sit by the window.
Cevabı göster

Every time I take the bus, I sit by the window.

Deyimler

lost track of time: zamanın geçtiğini fark etmemek

Lost track of time, lose track of time ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir şeye çok dalmak, çok meşgul olmak veya dikkatin dağılması yüzünden ne kadar zaman geçtiğini fark etmemek anlamına gelir. Buradaki track, demir yolu ya da patika anlamına gelmez. Zamanın nereye gittiğini takip edebilme hissini anlatır; bu nedenle ifade, eğlenceli bir etkinliğin zamanı sanki yok olmuş gibi hissettirdiğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi lose track of time ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The puzzle was so absorbing that we ____ and missed dinner.

Cevabı göster

lost track of time

We also checked out the sumo wrestling. Notlar

0:59

Ayrıca sumo güreşine de gittik.

Öbek fiiller

checked out: gidip görmek veya deneyimlemek

Bu seyahat bağlamında checked out, ilginç göründüğü için bir şeyi gidip görmek, keşfetmek veya deneyimlemek anlamına gelir. We also checked out the sumo wrestling, sumo etkinliğini ya da karşılaşmasını izlemeye de gittiklerini anlatır. Check out ifadesinden sonra gelen sözler ve durum, hangi anlamın kastedildiğini gösterir. Ardından bir yer, gösteri veya etkinlik geldiğinde check out çoğunlukla incelemek değil, rahat bir şekilde gidip görmek anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi, «gidip görmek veya deneyimlemek» anlamında check out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During our trip, we ____ a night market near the river.

Cevabı göster

checked out

Kültür

sumo wrestling: geleneksel bir Japon sporu

Sumo wrestling, Japonya'nın geleneksel güreş biçimidir. İki güreşçi yükseltilmiş bir ringde mücadele eder; bir güreşçi genellikle ringin dışına çıkarılırsa veya ayak tabanları dışında vücudunun herhangi bir yeri yere değerse kaybeder. Bu gezi anlatısında sumo wrestling ifadesinin kullanılması, konuşan kişilerin o yere özgü kültürel bir etkinlik seçtiğini gösterir. Bu ifade genel olarak bütün güreş türlerini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi ifade sumo wrestling kavramını doğru açıklar?

  1. Sumo wrestling, Japonya'da oynanan bir futbol türüdür.
  2. Sumo wrestling, geleneksel bir Japon sporudur.
  3. Sumo wrestling, her tür güreşin genel adıdır.
Cevabı göster

Sumo wrestling, geleneksel bir Japon sporudur.

It was really hard to get tickets for this, Dilbilgisi

1:01

Bunun için bilet bulmak gerçekten çok zordu,

Dilbilgisi

hard to get tickets for + bir etkinlik: bilet bulmak zor

Hard to get tickets for + bir etkinlik, o etkinliğin biletlerini almanın zor olduğu anlamına gelir. Örnekteki this, hemen önce bahsedilen sumo etkinliğini ifade eder. Tam kalıp It + be + hard + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. for this sözleri biletlerin hangi etkinlik için olduğunu belirtir; for, biletleri almanın neden zor olduğunu açıklamaz.

Alıştırma

Biletleri almanın zor olduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: "It was ____ the final match."

Cevabı göster

hard to get tickets for

but we waited in line for like 2 hours Notlar

1:03

ama yaklaşık 2 saat sırada bekledik

Kalıp ifadeler

waited in line: sıranın gelmesini beklemek

Wait in line, sıran gelene kadar kuyrukta beklemek demektir. Buradaki line, çizilmiş bir çizgiyi değil, bekleyen insanlardan oluşan sırayı ifade eder; waited ise eylemin geçmişte olduğunu gösterir. Wait in line; bilet almak, bir mekâna girmek veya hizmet bankosuna ulaşmak gibi durumlarda kullanılır. Süre, wait in line for two hours örneğindeki gibi for ile eklenebilir. Bu ifade özellikle Amerikan İngilizcesinde yaygındır; Britanya İngilizcesinde queue ve wait in a queue da sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi wait in line ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ for forty minutes before the museum opened.

Cevabı göster

waited in line

Kelime

like 2 hours: like ile gündelik bir yaklaşık değer belirtmek

Gündelik konuşmada like, sayının yalnızca bir tahmin olduğunu göstermek için bir sayı veya miktardan önce gelebilir. Like 2 hours, about two hours, yani yaklaşık iki saat demektir. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamındaki fiil değildir ve bir şeyin başka bir şeye benzediğini de ifade etmez. Yalnızca miktarı daha az kesin hâle getirir.

Alıştırma

"The game lasted like forty minutes," cümlesinde like ne anlama gelir?

  1. …ile aynı şekilde
  2. hoşlandı
  3. yaklaşık
Cevabı göster

yaklaşık

and managed to get in. Kalıp ifadeler

1:05

ve girmeyi başardık.

Kalıp ifadeler

managed to get in: zorluktan sonra içeri girmeyi başarmak

Managed to + fiilin yalın hâli, bir kişinin çaba gerektiren veya sonucu belirsiz olan bir şeyi yapmayı başardığını anlatır. Managed, manage fiilinin geçmiş zaman biçimidir; get in ise bir yere veya etkinliğe girmek demektir. Bu cümlede managed to get in, içeri girmeyi sıradan bir olay değil, elde edilmiş bir başarı olarak sunar. Aynı yapı zorluktan sonra ulaşılan başka sonuçları da anlatabilir: manage to finish, manage to find veya manage to arrive.

Alıştırma

Cümleyi manage to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After waiting outside for an hour, we finally ____ enter the museum.

Cevabı göster

managed to

When we finally got in,

1:06

Nihayet içeri girdiğimizde,

it was worth the wait. Kalıp ifadeler

1:07

beklediğimize değdi.

Kalıp ifadeler

worth the wait: sonucun beklemeyi haklı çıkardığını söylemek

Worth the wait, sonucun veya deneyimin bekleyerek geçirilen zamanı haklı çıkaracak kadar iyi olduğunu anlatır. Burada, bekleyiş bittikten sonra olumlu bir değerlendirme yapılır. Yapı be + worth + isim öbeği şeklindedir. Worth the wait ifadesindeki the wait, söz konusu belirli bekleme süresini anlatan isim öbeğidir.

Alıştırma

Hangi cümle, yemeğin beklemeyi haklı çıkaracak kadar iyi olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. The meal was worth wait.
  2. The meal was worth the wait.
  3. The meal was worth to wait.
Cevabı göster

The meal was worth the wait.

It was different to anything we'd experienced before. Kalıp ifadeler

1:08

Daha önce deneyimlediğimiz hiçbir şeye benzemiyordu.

Kalıp ifadeler

Britanya İngilizcesinde different to anything

Bu cümlede different to, karşılaştırılan şeyi tanıtır. anything we'd experienced before ifadesi önceki bütün deneyimleri anlatır; dolayısıyla karşılaştırmanın tamamı bu deneyimin hepsinden farklı olduğunu söyler. Bu, Britanya İngilizcesinde doğal bir kalıptır: different to + isim öbeği. we'd experienced before yan cümlesi, anything sözünü konuşan kişilerin geçmişteki kendi deneyimleriyle sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: The boat ride was ____ Mia had done before.

Cevabı göster

different to anything

What else can you talk about? Anlatım akışı

1:10

Başka nelerden bahsedebilirsiniz?

Anlatım akışı

Geçiş ifadesi olarak What else can you talk about?

Burada What else can you talk about? bir geçiş sorusudur. Else ek bir yönü sorar ve bu soru, açıklamanın bir bölümünün bittiğini ve yeni bir bölümün başlamak üzere olduğunu gösterir. Konuşmacı dinleyicilerden mutlaka cevap beklemiyor olabilir. Soruyu hemen ardından kendisi cevaplayarak bilgiyi düzenler ve konu değişikliğinin kolayca takip edilmesini sağlar.

Alıştırma

Bir sunumda konuşmacı şöyle diyor: We've discussed the activities. What else can you talk about? The people you met are another useful topic. Soru ne işe yarıyor?

  1. Konuşmacının sonraki noktasını tanıtır.
  2. Sunumun bittiğini gösterir.
  3. Dinleyicilerden kesin sayılar vermelerini ister.
Cevabı göster

Konuşmacının sonraki noktasını tanıtır.

Well, you can talk about the people.

1:12

Şey, insanlardan bahsedebilirsiniz.

The people in Japan were so polite and welcoming.

1:13

Japonya'daki insanlar çok kibar ve misafirperverdi.

If you ever got lost, Dilbilgisi

1:16

Eğer bir gün kaybolursanız,

strangers were more than happy to help you. Kalıp ifadeler

1:17

yabancılar size yardım etmekten büyük mutluluk duyuyordu.

Dilbilgisi

If you ever got lost: geçmiş bir durumda her an geçerli olabilecek koşul

Burada If you ever got lost, geçmişteki deneyim sırasında herhangi bir anda yaşanabilecek olası bir durumu ortaya koyar. Ever, koşulu “herhangi bir zamanda” anlamına genişletir; gerçekten belirli bir kez kaybolduğunuzu söylemez. Cümle geçmişe baktığı için if'li yan cümlede got, sonuç bölümünde were kullanılır. Get lost, “yolunu kaybetmek” demektir. Aktarılabilir kalıp, herhangi bir zamanda ortaya çıkabilecek bir koşul için if + özne + ever + fiil biçimidir.

Alıştırma

“Bu herhangi bir zamanda olursa” anlamını vermek için if ve ever kullanarak cümleyi üç kelimeyle tamamlayın: ____ get lost, call this number.

Cevabı göster

If you ever

Kalıp ifadeler

more than happy to help you: yardım etmeye çok istekli olmak

More than happy to help you, “size yardım etmeye çok istekli ve bundan memnun olmak” anlamına gelir. Burada more than, happy sözcüğünün derecesini güçlendirir; insanların mutluluğunu karşılaştırmaz. Aktarılabilir yapı be more than happy to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Cümlede were, çoğul özne strangers ve geçmiş zamanla uyumludur.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak sıcak ve hevesli yanıtı tamamlayın: Bir iş arkadaşınız yardım istiyor. "I'd ____ explain the form."

Cevabı göster

be more than happy to

And the people were surprisingly honest.

1:19

Ve insanlar şaşırtıcı derecede dürüsttü.

For example, my wife dropped her purse in the shop. Anlatım akışı

1:21

Örneğin, karım cüzdanını dükkanda düşürdü.

Anlatım akışı

For example: genel bir düşünceyi destekleyen belirli bir örnek sunma

For example, genel bir ifade veya görüşten sonra belirli bir örneğin geleceğini gösterir. Burada cüzdanla ilgili olay önceki düşünceyi destekleyen bir kanıttır; ilgisiz yeni bir konu başlatmaz. Bu ifadeyi okuduğunuzda veya duyduğunuzda, sonraki ayrıntının önceki sözün ne anlama geldiğini ya da neden inandırıcı olduğunu göstermesini beklersiniz.

Alıştırma

Boşluk için en uygun bağlayıcıyı seçin: The town has many beautiful parks. ___ Riverside Park has a huge playground.

  1. For example,
  2. As a result,
  3. However,
Cevabı göster

For example,

We were really worried that we'd lost everything. Dilbilgisi

1:23

Her şeyi kaybettiğimiz için gerçekten çok endişelendik.

Dilbilgisi

worried that we'd lost everything: daha önceki bir olayla ilgili endişeyi belirtme

Be worried that + yan cümle, endişeye neden olan durumu açıklar. Burada that we'd lost everything endişenin içeriğidir; really ise duygunun şiddetini artırır. Burada we'd, we would değil we had anlamındadır. Had lost past perfect yapısıdır: Geçmişte endişelendikleri andan bakıldığında, kaybın daha önce gerçekleşmiş olmasından korkuyorlardı.

Alıştırma

We were really worried that we'd lost everything cümlesindeki we'd ne anlama gelir?

  1. we had
  2. we did
  3. we would
Cevabı göster

we had

But when we went back the next day, Kalıp ifadeler

1:25

Ancak ertesi gün geri döndüğümüzde,

Kalıp ifadeler

went back the next day: geçmiş bir anlatıda ertesi gün geri dönmek

Went back, daha önce ziyaret edilmiş veya ayrılınmış bir yere geri dönüldüğü anlamına gelir. Buradaki back, hikâyenin önceki bölümünde geçen yeri gösterir. The next day, hikâyedeki o olaydan sonraki gün demektir; mutlaka bugünden sonraki gün anlamına gelmez. Went back the next day birlikte kullanıldığında hikâyeyi daha sonraki geri dönüş anına taşır.

Alıştırma

Geçen yıl yaptığınız bir geziyi anlatıyorsunuz. İlk ziyaretinizden sonraki gün geri döndüğünüzü doğal biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. We will go back to the gallery tomorrow.
  2. We left the gallery the next day.
  3. We went back to the gallery the next day.
Cevabı göster

We went back to the gallery the next day.

somebody had actually handed it in. Öbek fiiller

1:27

biri onu gerçekten teslim etmişti.

Öbek fiiller

handed it in: anlamı ve zamirin konumu

Hand in, bir şeyi onu teslim almakla sorumlu kişiye veya yere vermek anlamına gelir. Bu cümlede biri kayıp eşyayı bulup personele ya da kayıp eşya birimine vermiştir; it o eşyayı gösterir. Hand in ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it veya them gibi bir zamirse hand ile in arasına gelir: handed it in denir, handed in it denmez.

Alıştırma

Cümleyi hand in fiilinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Zamiri doğru yere koyun: A customer found my phone and ____ at reception.

Cevabı göster

handed it in

How often does that happen? Ton ve niyet

1:29

Bu ne sıklıkla olur ki?

Ton ve niyet

How often does that happen?: retorik bir soruyla şaşkınlık ifade etmek

How often does that happen? ifadesi kelime anlamıyla bir olayın ne sıklıkta olduğunu sorar. Ancak burada retorik bir yorum işlevi görür: konuşan kişi böyle bir olayın nadir ve şaşırtıcı olduğunu anlatır; birinden sayı vermesini istemez. Soru biçimi, konuşanın That hardly ever happens. (Böyle bir şey neredeyse hiç olmaz.) demeden olağan dışı bir olaya tepki göstermesini sağlar.

Alıştırma

Kaybolan bir cüzdanın ertesi gün geri verildiğini duyan biri How often does that happen? diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Bu her gün olur ve tamamen sıradandır.
  2. Böyle olaylar nadir ve şaşırtıcıdır.
  3. Bunun her hafta tam olarak kaç kez olduğunu söyleyin.
Cevabı göster

Böyle olaylar nadir ve şaşırtıcıdır.

And at this point, Anlatım akışı

1:30

Ve bu noktada,

Anlatım akışı

at this point: bir hikâyenin veya sürecin mevcut aşamasını belirtmek

At this point, bir hikâyenin, açıklamanın veya sürecin ulaştığı aşamayı belirtir. And at this point, ifadesinde dinleyiciyi mevcut aşamaya taşır ve sonraki yorumun o ana kadar söylenen her şeye dayandığını gösterir. Burada point, bir görüş veya sav değil, bir dizideki konum ya da aşama anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede at this point bir sürecin ulaştığı aşamayı belirtmek için kullanılmıştır?

  1. Her point about the poster was helpful.
  2. He pointed at the poster on the wall.
  3. At this point, we have drawn the poster but have not added the title.
Cevabı göster

At this point, we have drawn the poster but have not added the title.

if your friend is still listening,

1:31

arkadaşınız hala sizi dinliyorsa,

well, firstly, Anlatım akışı

1:32

şey, öncelikle,

they're a really good friend.

1:33

o gerçekten iyi bir arkadaştır.

But secondly, you can talk about the environment.

1:34

İkinci olarak da çevreden bahsedebilirsiniz.

Anlatım akışı

firstly ... secondly: açıklamadaki noktaları numaralandırma

Firstly ve secondly, konuşmacının sıraladığı noktalara numara verir: firstly birinci noktayı, secondly ise ikinci noktayı tanıtır. Burada olayların gerçekleşme zamanını değil, fikirlerin sunuluş sırasını gösterirler. Bu işaret sözcükleri, konuşmacı kısa bir şaka ya da yan yorum yaptıktan sonra bir sonraki noktaya dönse bile dinleyenin çok bölümlü bir açıklamayı takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Numaralandırılmış iki nedeni firstly ve secondly ile tamamlayın: ____, the park is nearby. ____, it has a safe play area.

Cevabı göster

Firstly · Secondly

Tokyo is a bustling city. Kelime

1:37

Tokyo hareketli bir şehir.

Kelime

bustling city: canlı ve hareketli bir şehir

Bu cümlede a bustling city, insanlarla, hareketle ve etkinlikle dolu bir şehir demektir. Bustling canlı bir görüntü oluşturur; şehre yalnızca busy demekten daha fazlasını anlatır. Burada sözcüğün çağrışımı genellikle nötr ya da olumludur. Tokyo enerjik ve hareketli görünür; bu, mutlaka stresli ya da kaotik olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede bustling canlı bir yeri anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The market was bustling with shoppers.
  2. Leo was bustling with homework all evening.
  3. The empty park was bustling with no people or activity.
Cevabı göster

The market was bustling with shoppers.

It's crowded and hectic, Kelime

1:39

Kalabalık ve telaşlı,

Kelime

crowded and hectic: insan sayısı ve tempo

Burada crowded insan sayısını anlatır: o kadar çok insan vardır ki mekân dolu hissedilir. Hectic ise tempoyu anlatır: birçok şey hızla gerçekleşir ve biraz karmaşa ya da stres vardır. crowded and hectic birlikte iki farklı baskı türünü gösterir. Bir yer crowded olduğu hâlde hectic olmayabilir; bir gün de crowded bir yerde geçmediği hâlde hectic olabilir.

Alıştırma

En uygun sözcüğü seçin: I had a ___ morning with five meetings one after another.

  1. peaceful
  2. crowded
  3. hectic
Cevabı göster

hectic

but at the same time, Anlatım akışı

1:40

ama aynı zamanda,

it can be peaceful and tranquil. Kelime

1:41

huzurlu ve sakin de olabiliyor.

Anlatım akışı

at the same time: iki yönün de doğru olduğunu göstermek

At the same time, yine doğru olan başka bir yön ekleyerek açıklamayı düzenler. But ile birlikte kullanıldığında karşıtlık bildirir: yer bir bakımdan yoğun, başka bir bakımdan huzurlu olabilir. Buradaki same time, iki özelliğin tam olarak aynı saniyede görülmesini gerektirmez. Her iki özelliğin de dengeli bir genel açıklamanın parçası olabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

İki açıklamanın da doğru olduğunu gösteren dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town is lively, but ____, it feels safe and calm.

Cevabı göster

at the same time

Kelime

peaceful and tranquil: sakinliği güçlendirmek için iki kelimeyi eşleştirme

Peaceful ve tranquil, sakin bir ortamı anlatır. Peaceful yaygın ve geniş anlamlıdır; tranquil ise daha betimleyici ve biraz daha resmîdir. Bu iki benzer kelime birlikte kullanıldığında iki ayrı özellik sayılmaz; aynı düşünce güçlendirilir. Ortamın özellikle sakin, dinlendirici ve rahatsız edilmemiş olduğu hissini verir.

Alıştırma

Hangi cümle sakin ve rahatsız edilmeyen bir ortamı anlatmak için peaceful and tranquil ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. The lake was peaceful and tranquil after the boats left.
  2. The market was peaceful and tranquil while hundreds of people shouted.
  3. The alarm was peaceful and tranquil because it was extremely loud.
Cevabı göster

The lake was peaceful and tranquil after the boats left.

All the buildings were so stylish

1:43

Tüm binalar çok tarz sahibiydi

and the architecture was so elegant.

1:45

ve mimarisi çok zarifti.

The restaurants and cafes had such a chill vibe Kelime

1:46

Restoranların ve kafelerin çok rahatlatıcı bir atmosferi vardı

Kelime

chill vibe: rahat bir atmosferi anlatan gayriresmî ifade

Burada chill vibe, rahat ve konforlu bir atmosfer anlamına gelir. Chill düşük sıcaklığı değil, rahat hissi anlatır; vibe ise bir yerin verdiği genel his demektir. a place has a chill vibe kalıbı, bir yerde bulunmanın rahat ve baskısız hissettirdiğini söylemenin olumlu ve samimi bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi “rahat ve konforlu bir atmosfer” anlamındaki iki kelimelik gayriresmî ifadeyle tamamlayın: The cafe had a ____.

Cevabı göster

chill vibe

and all the decor was so minimalist. Kelime

1:49

ve tüm dekorasyonlar çok minimalistti.

Kelime

minimalist: bilinçli olarak sade tutulan tasarım tarzı

Burada minimalist, was fiilinden sonra kullanılan bir sıfattır. Bilerek az sayıda öğe, temiz çizgiler ve az görsel karmaşa kullanılan bir dekoru anlatır. Bu sözcük bilinçli bir tasarım tarzını ifade eder; ucuz, özensiz veya yalnızca boş demek değildir. İç mekânları, mimariyi, giysileri ve görsel tasarımı da anlatabilir.

Alıştırma

Bir odada bilinçli olarak çok az mobilya, temiz çizgiler ve gereksiz hiçbir süsleme kullanılmıyor. İngilizce cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar: The room has a ___ interior?

  1. minimalist
  2. simple
  3. minimal
Cevabı göster

minimalist

The next time someone asks you, Dilbilgisi

1:51

Bir dahaki sefere biri size sorduğunda,

"How was your trip?"

1:52

"Yolculuğun nasıldı?"

Dilbilgisi

The next time someone asks you, ...: gelecekteki bir sonraki durumu kurmak

The next time someone asks you, “bir dahaki sefere biri sana sorduğunda” anlamına gelen ve gelecekteki bir zamanı belirten yan cümledir. Önce durumu kurar; ana cümle ise genellikle bir öneri, hatırlatma veya yapılacak eylemi bildirir. Söz konusu zaman gelecekte olsa da İngilizcede bu zaman yan cümlesinde genellikle geniş zaman biçimi asks kullanılır. Yeniden kullanılabilecek kalıp The next time + özne + geniş zaman, + ana cümle şeklindedir.

Alıştırma

Gelecekteki bir durumu doğru biçimde kurup ardından hatırlatma yapan cümleyi seçin.

  1. The next time you ride your bike, wear your helmet.
  2. The next time you will ride your bike, wear your helmet.
  3. At the next time you ride your bike, wear your helmet.
Cevabı göster

The next time you ride your bike, wear your helmet.

Here are a few more things you can talk about. Anlatım akışı

1:54

İşte hakkında konuşabileceğiniz birkaç şey daha.

Anlatım akışı

Here are a few more things: ek bir listeyi sunmak

Here are, konuşmacının birazdan söyleyeceği bir grup öğeyi dinleyiciye sunar. Bu cümlede dinleyiciyi sıradaki listeye yönlendirir; asıl işlevi nesnelerin nerede olduğunu söylemek değildir. A few more things, daha önce söylenenlere ek olarak “birkaç konu daha” anlamına gelir. Here are + çoğul isim kalıbıyla bir grup maddeyi, öneriyi veya örneği ekleyip sunabilirsiniz.

Alıştırma

Bir sunumun başında cümleyi Here is veya Here are ile tamamlayın: ____ three simple ways to save water.

Cevabı göster

Here are

The food,

1:56

Yemek,

what you did,

1:56

ne yaptığınız,

the people,

1:58

insanlar,

and the environment.

1:59

ve çevre.

So, you have no excuse to be lazy and say, Ton ve niyet

2:00

Yani tembellik edip şöyle demek için hiçbir mazeretiniz yok,

"It was fine."

2:02

"Güzeldi."

Ton ve niyet

have no excuse to be: kabul edilebilir bir neden olmadığını söylemek

have no excuse to be + sıfat, konuşmacının birinin o durumda kalması veya o şekilde davranması için kabul edilebilir bir neden görmediğini belirtir. Burada lazy, be fiilinden sonra gelir ve konuşmacı, dinleyiciyi yalnızca "It was fine." demek yerine daha ayrıntılı bir cevap vermeye yönlendirir. no excuse kullanıldığında konuşmacı yalnızca bir neden bulunmadığını söylemez; olası gerekçeleri kabul etmediğini de belirtir. Bu rahat sınıf ortamında söz, şakacı ama kararlı bir baskıdır; ancak aynı kalıp başka bir yerde çok daha eleştirel duyulabilir.

Alıştırma

Antrenörün kararlı hatırlatmasını have no excuse to be kalıbıyla tamamlayın: The start time is clear, so you ____ late.

Cevabı göster

have no excuse to be

Have fun in Tokyo. Ton ve niyet

2:03

Tokyo'da iyi eğlenceler.

Ton ve niyet

Have fun in Tokyo: samimi bir seyahat dileği

Have fun in Tokyo, birinin o şehirde güzel vakit geçirmesini dilemenin rahat ve samimi bir yoludur. Have ile başladığı için emir gibi görünür; ancak burada emir değil, iyi bir dilektir. Biri oraya gitmek üzereyken veya orayı zaten ziyaret ediyorken Have fun in + şehir, ülke ya da bölge kalıbını kullanabilirsin.

Alıştırma

Arkadaşın Paris'e gitmek üzere. Dersteki ifadeyle samimi dileği tamamla: "____ in Paris!"

Cevabı göster

Have fun