Pirinç neden bu kadar popüler? - Carolyn Beans: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
723 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Birbirinden bağımsız olarak farklı bölgelerde evcilleştirilen pirinç, dünya çapında beslenme ve kültürün temel unsurlarından biri hâline geldi. Ancak sürekli su altında tutulan çeltik tarlaları çok büyük miktarda su tüketiyor ve metan üreten mikroorganizmaların çoğalmasını sağlıyor. Video, dönüşümlü ıslatma ve kurutmanın verimi düşürmeden su kullanımını ve emisyonları azaltabileceğini, fakat bunun binlerce yıllık uygulamaları değiştirmeyi gerektirdiğini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. independently domesticated the crop. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: domesticate fiilinin yalnızca “yetiştirmek” değil, yabani bir bitkinin insanlar tarafından ekilebilir bir ürüne dönüştürülmesi anlamına gelen teknik bir terim olduğunu öğrenirsiniz. Böylece ürünlerin kökenini, tarım tarihini ve çiftçiliğin farklı bölgelerde birbirinden bağımsız gelişimini doğru biçimde anlayıp anlatabilirsiniz. 2. pumps out — Öbek fiiller: Bu canlı öbek fiilin bir şeyi büyük miktarda salmak ya da üretmek anlamına geldiğini ve miktarı öne çıkaran eleştirel tonunu fark edersiniz. Çevre ve sanayi haberlerini daha doğru yorumlayabilir; fabrikaların, motorların veya tarım sistemlerinin hızla emisyon, atık ya da ürün çıkarmasını anlatırken kullanabilirsiniz. 3. going against the grain — Deyimler ve mecazlı ifadeler: İfadenin yerleşik alışkanlıklara veya geleneklere karşı çıkmak anlamını kavrarken, pirinç konulu sonuç bölümünde grain sözcüğüyle yapılan bilinçli kelime oyununu da fark edersiniz. Deyimi alışılmadık bir kararı anlatmak için kullanabilir ve konuşmacının ana imgeyi sonuçta yeniden kullanarak son savını nasıl akılda kalıcı kıldığını görebilirsiniz.

Bu derste

If you were to place all the rice consumed each year on one side of a scale Notlar

0:07

Eğer her yıl tüketilen tüm pirinci bir terazinin bir kefesine

and every person in the world on the other,

0:11

ve dünyadaki herkesi diğer kefesine koysaydınız,

the scale would tip heavily towards rice's favor. Deyimler

0:13

terazi ağır bir şekilde pirincin lehine ağır basardı.

Dilbilgisi

If you were to: hayalî bir durum kurmak

If you were to + fiilin yalın biçimi, gerçekten olmuş bir şeyi anlatmak yerine dinleyiciyi bir durumu hayal etmeye çağırır. Bu cümlede pirinç ile insanların teraziye konduğu bir düşünce deneyini başlatır. Sonuç kısmında genellikle would + fiilin yalın biçimi kullanılır. Bu kalıp varsayımsal karşılaştırmalarda, tahminlerde ve hayalî seçimlerle ilgili sorularda kullanışlıdır.

Alıştırma

Were-to varsayım kalıbını tamamlayın: If you ____ design a new park, what would you include?

Cevabı göster

were to

Kalıp ifadeler

on one side ... on the other: iki tarafı eşleştirmek

On one side ... on the other, iki şeyi aynı iki parçalı çerçeveye yerleştirir. Buradaki çerçeve gerçek anlamlıdır: pirinç terazinin bir tarafına, insanlar ise karşı tarafına konur. On the other ifadesinde side of the scale, anlam zaten açık olduğu için söylenmez. Aynı kalıp, ismi tekrarlamadan iki görüşü, grubu veya bilgi kümesini düzenlemek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Eşleşen iki taraf yapısını tamamlayın: Place the red blocks ____ the table and the blue blocks ____.

Cevabı göster

on one side of · on the other

Deyimler

tip heavily towards rice's favor: terazinin bir tarafa eğilmesi benzetmesi

Bu cümlede terazinin eğilmesi bir benzetme olarak kullanılıyor: karşılaştırmanın sonucu açıkça pirinçten yana çıkıyor. Heavily bu anlamı güçlendirir ve ağırlık karşılaştırmasında pirincin büyük bir farkla üstün olduğunu gösterir. Rice's favor, pirincin sevdiği bir şeyi değil, pirinç açısından olumlu bir sonucu ifade eder. Bu ifade iki standart yapıyı birleştiriyor. Doğal ve özenli İngilizcede genellikle the scale tips heavily toward rice veya the scale tips in rice's favor denir. Daha genel olarak terazi ve denge ifadeleri, bir karşılaştırma ya da kararın hangi tarafı desteklediğini gösterebilir.

Alıştırma

Yeni kanıtın kararı Maya'nın lehine çevirdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The new evidence tipped toward Maya's favor.
  2. The new evidence tipped the scales in Maya's favor.
  3. The new evidence tipped Maya's favor toward the scales.
Cevabı göster

The new evidence tipped the scales in Maya's favor.

This beloved crop contributes over 20% of the calories Kalıp ifadeler

0:16

Bu sevilen mahsul, insanların her yıl tükettiği kalorilerin

consumed by humans each year.

0:19

%20'sinden fazlasını sağlamaktadır.

Kalıp ifadeler

contributes over 20% of: toplam içindeki payı belirtmek

Burada contributes over 20% of, toplamın beşte birinden fazlasını sağlamak anlamına gelir. Pirinç, insanların tükettiği kalorilerin bir kaynağıdır; contributes, bu ürünün gönüllü bir bağış yaptığı anlamına gelmez. Yapı özne + contributes + yüzde + of + toplam şeklindedir. Bir kaynağın toplamın ne kadarını sağladığını açıklayan veri anlatımlarında yaygındır.

Alıştırma

Raporu contributes + percentage + of yapısıyla tamamlayın. Yüzdeyi yazıyla thirty percent olarak kullanın. Wind power ____ the city's electricity.

Cevabı göster

contributes thirty percent of

Korean bibimbap,

0:22

Kore bibimbap'ı,

Nigerian jollof,

0:23

Nijerya jollof'u,

Indian biryani,

0:25

Hint biryani'si,

Spanish paella,

0:26

İspanyol paella'sı

and countless other culinary masterpieces

0:27

ve sayısız diğer mutfak şaheserinin

all begin with rice.

0:30

hepsi pirinçle başlar.

So, how did this humble grain end up in so many cuisines? Öbek fiiller

0:32

Peki, bu mütevazı tahıl nasıl oldu da bu kadar çok mutfağa girdi?

Öbek fiiller

end up in: sonunda bir yerde veya durumda bulunmak

End up in, genellikle basit olmayan ya da tamamen planlanmamış bir sürecin ardından sonunda bir yerde, durumda veya ortamda bulunmak anlamına gelir. Burada pirincin zaman içinde yayıldıktan sonra nasıl bu kadar çok mutfağın parçası hâline geldiği soruluyor. End up bir bütün hâlinde öbek fiildir; buradaki up yukarı yönü göstermez. Ardından gelen in + isim öbeği, birinin ya da bir şeyin sonunda vardığı yeri, durumu veya bağlamı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi end up in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We took the wrong train and ____ a different city.

Cevabı göster

ended up in

The roots of rice go back thousands of years Öbek fiiller

0:36

Pirincin kökenleri, Asya, Afrika ve Güney Amerika'daki ilk çiftçilerin

to when early farmers in Asia, Africa, and South America

0:38

her birinin bağımsız olarak bu mahsulü evcilleştirdiği

each independently domesticated the crop. Kelime

0:41

binlerce yıl öncesine dayanmaktadır.

Öbek fiiller

go back thousands of years: bir kökenin izini uzak geçmişe kadar sürmek

Go back thousands of years, bir şeyin tarihinin veya kökeninin binlerce yıl geçmişe uzandığı anlamına gelir. Bu cümlede pirincin kökeninin çok eski olduğu anlatılır; hiçbir şey fiziksel olarak geriye gitmez. Tarih anlatan bu kullanımda özne olarak sıkça roots, a tradition, a history veya a relationship gibi ifadeler gelir. Bir süre ifadesi geçmişte ne kadar geriye uzandığını gösterir; to + bir zaman ya da olay ise başlangıç dönemini belirtebilir. Burada to when ... o eski dönemi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi go back ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This family recipe ____ over a hundred years.

Cevabı göster

goes back

Kelime

independently domesticated the crop: birbirinden ayrı evcilleştirme olayları

domesticated the crop ifadesindeki domesticated, insanların yabani pirinci birçok nesil boyunca seçip yetiştirerek onu insanlara yararlı kalıtsal özelliklere sahip bir tarım bitkisine dönüştürmesi anlamına gelir. Yalnızca bir bitkiyi evin içine getirmek veya onu bir kez yetiştirmek demek değildir. Independently, farklı bölgelerdeki çiftçilerin bu süreci ayrı ayrı gerçekleştirdiğini gösterir. İfade, tek bir olayın her yerde kopyalanması veya yayılması yerine birbirinden ayrı evcilleştirme olaylarına işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümlede domesticated, yabani bir bitkinin uzun bir tarihsel süreçte tarım ürününe dönüşmesini anlatır?

  1. Over many generations, farmers domesticated wild wheat by selecting seeds with useful traits.
  2. Every spring, farmers cultivated wheat in the same field.
  3. After harvest, farmers stored wheat in a dry building.
Cevabı göster

Over many generations, farmers domesticated wild wheat by selecting seeds with useful traits.

First came Asian rice, Anlatım akışı

0:44

İlk olarak, birçok bitki genetikçisinin kökeninin günümüz Çin'i olduğuna inandığı

which many plant geneticists believe originated in what's now China. Kültür

0:46

Asya pirinci ortaya çıktı.

Anlatım akışı

First came Asian rice: ilk aşamayı tanıtma

First came Asian rice, First + came + isim öbeği sırasını kullanır. Asian rice ifadesini fiilden sonra yerleştirmek, onu yeni tanıtılan unsur yapar: bu anlatıda ilk ortaya çıkan şey Asya pirincidir. Bu belirgin söz dizimi, tarihsel bir sırayı düzenlemeye yardımcı olur. Burada came, konuşana doğru hareketi değil, “ortaya çıktı” veya “sıraya girdi” anlamını taşır. Asian rice came first neredeyse aynı temel bilgiyi verir; ancak First came Asian rice, sıra belirtecini başa alır ve daha anlatısal duyulur.

Alıştırma

First came + isim öbeği kullanarak yeniden yazımı tamamlayın. Orijinal: The planning stage came first, and testing followed. Yeniden yazım: ____, followed by testing.

Cevabı göster

First came the planning stage

Kültür

what's now China: geçmişteki bir yeri günümüzdeki adla belirtmek

what's now China ifadesinde what's, what is yapısının kısaltılmış biçimidir. İfade, bugün Çin olarak adlandırılan bölge anlamına gelir ve geçmişteki bir yeri bulmaya yardımcı olmak için günümüzdeki bir adı kullanır. Bu, eski bölgenin bugünkü sınırlarla, yönetimle veya ulusal kimlikle tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Genel olarak in what is now + günümüzdeki yer adı yapısı, geçmişteki bir konumu bugünün okuyucularının bildiği bir adla ilişkilendirir.

Alıştırma

Bir tarih metninde şu cümle ne anlama gelir: The settlement lay in what is now Peru?

  1. Yerleşim, insanların bugün Peru dediği bölgede bulunuyordu.
  2. Yerleşim modern dönemde Peru'ya taşındı.
  3. Peru o zaman da bugünküyle tamamen aynı sınırlara ve yönetime sahipti.
Cevabı göster

Yerleşim, insanların bugün Peru dediği bölgede bulunuyordu.

Over 10,000 years ago,

0:50

10.000 yılı aşkın bir süre önce,

nomadic hunters in the region

0:52

bölgedeki göçebe avcılar

began gathering and eating seeds from a weedy grass.

0:53

yabani bir ottan tohum toplamaya ve yemeye başladılar.

Then, around 9,000 years ago,

0:56

Ardından, yaklaşık 9.000 yıl önce,

they started planting these seeds,

0:59

bu tohumları ekmeye başladılar

prompting nomadic hunters to settle into farming communities. Notlar

1:01

ve göçebe avcıları tarım topluluklarına yerleşmeye teşvik ettiler.

Dilbilgisi

prompting nomadic hunters to: neden ve sonuç göstermek

prompting nomadic hunters to settle ifadesinde prompting, virgülden önceki tüm cümlenin sonucunu belirtir: tohumların ekilmesi avcıların yerleşmesine yol açtı. Burada prompt, birine ipucu vermek değil, bir tepkiye neden olmak veya onu teşvik etmek anlamındadır. Yeniden kullanılabilen kalıp main clause, prompting + person or group + to + base verb şeklindedir. Bu -ing yan cümlesi, açıklayıcı bir metinde yeni bir cümle başlatmadan neden-sonuç zincirini göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Sonuç bildiren yan cümleyi prompt fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The city lowered bus fares, ____ more people to use public transportation.

Cevabı göster

prompting

Öbek fiiller

settle into farming communities: zamanla yerleşme ve uyum sağlama

Settle into, yeni bir duruma veya yaşam biçimine zamanla girip orada yerleşik hâle gelmek anlamına gelir. Bu cümlede avcılar sürekli yer değiştirmeyi bırakır, yerleşir ve tarım topluluklarının üyeleri olarak yaşamaya başlar. Yapı settle into + isim öbeği şeklindedir. İsim; zamanla girilen ve alışılan yeni ortamı, rolü, rutini veya durumu belirtir: settle into a new home, settle into a role ya da settle into a routine. Buradaki settle, settle a dispute ifadesindeki gibi ‘çözmek’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede settle into, yeni bir role zamanla uyum sağlamak anlamında kullanılmıştır?

  1. It took Ava a few weeks to settle into her new role.
  2. Ava settled the bill before beginning her new role.
  3. Ava settled the disagreement about her new role.
Cevabı göster

It took Ava a few weeks to settle into her new role.

With each harvest,

1:04

Her hasatta,

growers selected and replanted seeds from the rice plants that pleased them most,

1:06

yetiştiriciler en çok sevdikleri çeltik bitkilerinden,

like those with bigger and more plentiful grains or aromatic flavors.

1:10

örneğin daha büyük ve daha bol taneli veya aromatik tatları olan tohumları seçip yeniden ektiler.

Over millennia,

1:14

Binlerce yıl boyunca,

thousands of varieties of Asian rice emerged.

1:15

binlerce Asya pirinci çeşidi ortaya çıktı.

A relative of the same weedy grass Kelime

1:18

Aynı yabani otun bir akrabası da

was also domesticated in Africa around 3,000 years ago.

1:20

yaklaşık 3.000 yıl önce Afrika'da evcilleştirildi.

Kelime

A relative of the same weedy grass: biyolojide relative

Biyolojide relative, başka bir canlıyla evrimsel ilişkisi bulunan bir canlıyı veya türü ifade edebilir. Burada A relative of the same weedy grass, bir insanın aile üyesini değil, söz konusu otla akraba olan başka bir bitkiyi anlatır. İsim öbeğinin ana sözcüğü relative sözcüğüdür; of ile başlayan bölüm ise hangi otla akrabalık bulunduğunu belirtir. Weedy, otun yabani ota benzediğini veya yabani biçimde büyüdüğünü anlatır; yabani otlarla kaplı bir tarla anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir biyoloji yazısında a relative of this grass ne anlama gelir?

  1. bu otun yabani ot olarak yetiştiği bir tarla
  2. bu otla evrimsel ilişkisi bulunan başka bir bitki
  3. bu otun sahibi olan bir insanın aile üyesi
Cevabı göster

bu otla evrimsel ilişkisi bulunan başka bir bitki

Today,

1:25

Bugün,

its growth is mostly limited to West Africa. Kalıp ifadeler

1:25

büyümesi çoğunlukla Batı Afrika ile sınırlıdır.

Kalıp ifadeler

growth is mostly limited to: sınırlı bir kapsamı anlatmak

Bu cümlede growth, ürünün yetiştiği veya yetiştirildiği yeri anlatır; is limited to ise bu dağılımın sınırını belirtir: ürün esas olarak Batı Afrika'da bulunur. Limited kaliteyi değil, kapsamı anlatır. Mostly sınırı daha az kesin hâle getirir. Batı Afrika'nın ana bölge olduğunu, ancak tek olası bölge olmak zorunda olmadığını gösterir. be limited to + yer, grup veya etkinlik kalıbı; kapsamın, erişimin ya da kullanım alanının neyle sınırlı olduğunu belirtir.

Alıştırma

be limited to ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: For safety reasons, access to the laboratory ____ trained staff.

Cevabı göster

is limited to

South American growers also domesticated rice around 4,000 years ago,

1:28

Güney Amerikalı yetiştiriciler de yaklaşık 4.000 yıl önce pirinci evcilleştirdi,

though the crop was lost after the arrival of Europeans. Notlar

1:32

ancak bu ürün Avrupalıların gelişinden sonra kayboldu.

Anlatım akışı

though: karşıt bir gerçek eklemek

Though, ikisi de doğru olan ancak farklı yönlere işaret eden iki gerçeği bağlar. Güney Amerikalı yetiştiriciler pirinci gerçekten evcilleştirdi, fakat ürün daha sonra ortadan kayboldu. Bu ilişkiye ödünlemeli karşıtlık denir. Burada though ile başlayan yan cümle, ilk gerçeğe beklenmedik bir sınırlama ekler; bir neden sunmaz. Ana cümle, though + yan cümle kalıbı, aynı cümle içinde karşıt bir gerçek ekler.

Alıştırma

Hangi cümle, karşıt iki gerçeği bağlamak için though sözcüğünü doğru kullanır?

  1. The hike was tiring, however the view was worth it.
  2. The hike was tiring, though the view was worth it.
  3. The hike was tiring, though because the view was worth it.
Cevabı göster

The hike was tiring, though the view was worth it.

Kültür

tarihsel bağlamda the arrival of Europeans

Amerika kıtasının tarihini anlatan metinlerde the arrival of Europeans, temas, fetih, sömürgeleştirme ve bunların ardından gelen toplumsal ve ekolojik değişimleri kapsayan çok daha uzun bir dönemi çoğu zaman tek bir ifadeyle özetler. Burada birkaç gezginin bir yere sıradan biçimde ulaşması gibi tarafsız bir görüntü yoktur. Cümle, bu pirinç ürününün kaybolmasını söz konusu tarihsel dönüm noktasından sonraya yerleştirir. Ancak after yalnızca zaman sırasını gösterir; bu cümle tek başına kaybın doğrudan tek bir nedenini belirlemez.

Alıştırma

Bu cümlede the arrival of Europeans esas olarak neyi ifade ediyor?

  1. Avrupalı gezginlerin sıradan ve kısa bir ziyareti.
  2. Temas ve sömürgeleştirmeyi içeren geniş kapsamlı bir tarihsel dönüm noktası.
  3. Açıkça belirlenmiş tek bir olayın ürünün kaybolmasına doğrudan neden olduğu iddiası.
Cevabı göster

Temas ve sömürgeleştirmeyi içeren geniş kapsamlı bir tarihsel dönüm noktası.

Asian rice, however,

1:36

Asya pirinci ise,

spread widely

1:37

geniş çapta yayıldı

and is now a cornerstone of diet and culture in Asia and beyond. Deyimler

1:38

ve şu anda Asya ve ötesinde diyet ve kültürün temel taşlarından biri.

Deyimler

mecaz olarak a cornerstone of diet and culture

Cornerstone kelimesi gerçek anlamıyla bir binadaki önemli bir taşı ifade eder. a cornerstone of diet and culture içinde ise temel ve kalıcı bir dayanak oluşturan şeyi anlatan bir mecazdır. a cornerstone of + isim kalıbı, daha büyük bir sistemin temel unsurunu vurgular. Burada pirinç yalnızca bir yiyecek olarak değil, günlük beslenmenin ve kültürel yaşamın merkezindeki bir unsur olarak sunulur. Diet, bir kişinin veya topluluğun düzenli olarak yediği yiyecekleri ifade eder; mutlaka kilo verme diyeti anlamına gelmez.

Alıştırma

“Vazgeçilmez bir temel” anlamına gelen bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Reliable evidence is ____ good science.

Cevabı göster

a cornerstone of

In India and Nepal,

1:43

Hindistan ve Nepal'de,

many Hindus mark an infant's transition to solid foods Kalıp ifadeler

1:44

birçok Hindu, bir bebeğin katı yiyeceklere geçişini

with a ceremony known as Annaprashan, Kültür

1:47

bebeğin ilk kez pirinci tattığı,

where the baby tastes rice for the first time.

1:49

Annaprashan olarak bilinen bir törenle kutluyor.

Kalıp ifadeler

mark an infant's transition to solid foods: bebeğin yeni bir beslenme aşamasına geçişini anlamlı kılmak

Bu cümlede mark, “bir şeyin üzerine işaret çizmek veya yazmak” değil, “bir değişimi önemli kabul edip ona özel bir anlam vermek” demektir. Tören, bebeğin yeni bir beslenme aşamasına geçişini anlamlı bir olaya dönüştürür. Kullanılabilir kalıp mark + someone's transition to + yeni bir aşama veya durum biçimindedir. With, bu geçişin hangi etkinlik veya eylemle anıldığını belirtir: mark a transition with a ceremony.

Alıştırma

Bir törenin hayatın yeni bir aşamasına girişi önemli bir değişim olarak kabul ettiğini anlatmak için mark sözcüğünü doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. The ceremony marks them to transition into adulthood.
  2. The ceremony puts a mark on their transition to adulthood.
  3. The ceremony marks their transition to adulthood.
Cevabı göster

The ceremony marks their transition to adulthood.

Kültür

a ceremony known as Annaprashan: Annaprashan olarak bilinen bir tören

Annaprashan, Hindistan ve Nepal'deki bazı Hindu ailelerin gerçekleştirdiği bir törenin adıdır. Bebeğin ilk kez pirinç tatması ve katı gıdalara geçmeye başlamasıyla bağlantılıdır. a ceremony known as Annaprashan ifadesinde known as, “adı verilen” veya “olarak bilinen” demektir. Annaprashan törenin özel adıdır; bir yemek ya da pirinç türü değildir. Geleneğin ayrıntıları bölgeye ve aileye göre değişebilir.

Alıştırma

Cümleye göre Annaprashan nedir?

  1. Bebeğin ilk kez pirinç veya katı gıda tatmasıyla bağlantılı bir törendir.
  2. Yalnızca Nepal'de yetiştirilen özel bir pirinç çeşididir.
  3. Bebeklerin yediği her türlü öğünün İngilizce adıdır.
Cevabı göster

Bebeğin ilk kez pirinç veya katı gıda tatmasıyla bağlantılı bir törendir.

In Japan,

1:52

Japonya'da,

rice is so central to diets Dilbilgisi

1:53

pirinç diyetler için o kadar önemlidir ki

that the word gohan means both cooked rice and meal. Kültür

1:54

gohan kelimesi hem pişmiş pirinç hem de yemek anlamına gelir.

Dilbilgisi

so central to diets that: so ... that sonuç yapısı

so + sıfat + that + yan cümle kalıbı, yüksek bir dereceyi onun sonucu veya kanıtıyla ilişkilendirir. Burada central to diets, pirincin ne kadar önemli olduğunu anlatır; gohan hakkındaki yan cümle ise bunun ardından gelen sonucu veya kanıtı verir. Buradaki that, sonuç yan cümlesini başlatan bir bağlaçtır; “şu şey” anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir. central to something kalıbını da koruyun: central to diets denir, central for diets denmez.

Alıştırma

Cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The suitcase was ____ heavy ____ I could not lift it.

Cevabı göster

so · that

Kültür

gohan means both cooked rice and meal: bir sözcük, ilişkili iki anlam

Gohan, İngilizce bir cümle içinde alıntılanan Japonca bir sözcüktür. Bağlama göre pişmiş pirinci veya daha geniş anlamda bir öğünü ifade edebilir; sıradan bir İngilizce sözcük olarak sunulmaz. both A and B ikili yapısı, birbiriyle ilişkili iki anlamı sıralar. Bu bağlantı, pirincin Japon yemek kültüründeki önemli yerini yansıtır; ancak iki anlamın her kullanımda aynı anda geçerli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki gohan kullanımını en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Bağlama göre pişmiş pirinci veya bir öğünü ifade edebilen Japonca bir sözcüktür.
  2. Yalnızca pişmemiş pirinç anlamına gelen İngilizce bir sözcüktür.
  3. Pişmiş pirinç ile bir öğünün her zaman tamamen aynı şey olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Bağlama göre pişmiş pirinci veya bir öğünü ifade edebilen Japonca bir sözcüktür.

The global expansion of rice cultivation

1:58

Pirinç ekiminin küresel çapta yayılması

was only possible because the plant can grow in many climates, Dilbilgisi

2:00

ancak bitkinin tropikal iklimden ılımana kadar pek çok iklimde

from tropical to temperate.

2:04

yetişebilmesi sayesinde mümkün oldu.

Dilbilgisi

was only possible because: vazgeçilmez bir neden

was only possible because ifadesinde only, possible sözcüğünü niteler. İfade, sonucun yalnızca ardından gelen neden gerekli koşulu oluşturduğu için gerçekleşebildiğini anlatır; bu koşul olmasaydı sonuç mümkün olmazdı. Bir koşulun yalnızca yararlı değil, vazgeçilmez olduğunu göstermek için sonuç + be only possible because + neden yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi was only possible because ile tamamlayın: The outdoor concert ____ the rain stopped before sunset.

Cevabı göster

was only possible because

As a semi-aquatic plant, Kelime

2:06

Yarı sucul bir bitki olan pirinç,

rice happily grows in submerged soils.

2:07

su altındaki topraklarda mutlu bir şekilde büyür.

Kelime

As a semi-aquatic plant: sonucu açıklayan bir özellik

Baştaki As a semi-aquatic plant ifadesi, ana cümleden önce pirincin ilgili bir özelliğini verir. Buradaki as, 'kimliği veya doğası gereği' anlamındadır. Bu özellik devamındaki durumu açıkladığı için ifade burada nedene benzer bir etki de yaratır; 'pirinci bir bitki olarak değerlendirmek' anlamına gelmez. Semi-aquatic, 'kısmen' anlamındaki semi- ile 'suda yaşayan veya yetişen' anlamındaki aquatic sözcüklerini birleştirir. Yarı sucul bir bitkinin yaşamının veya habitatının bir bölümü suyla ilişkilidir, ancak bitki tamamen sucul değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, ana cümleyi açıklayan bir özellik vermek için As + a semi-aquatic animal yapısını doğru kullanır?

  1. As an aquatic animal, the camel is adapted to long journeys in the desert.
  2. As a semi-aquatic animal, the shark lives its entire life underwater.
  3. As a semi-aquatic animal, the otter spends time both in water and on land.
Cevabı göster

As a semi-aquatic animal, the otter spends time both in water and on land.

Many other crops can't survive in standing water Kelime

2:10

Pek çok diğer bitki durgun suda hayatta kalamaz

because their root cells rely on air within soil to access oxygen. Kalıp ifadeler

2:13

çünkü kök hücreleri oksijene ulaşmak için topraktaki havaya ihtiyaç duyar.

Kelime

standing water: bir yerde kalan su

Standing water, akıp gitmek yerine bir yerde kalan su demektir. Bu cümlede, ekinlerin köklerinin çevresinde biriken suyu anlatır. Standing, suyun hareketsiz ya da durgun olduğunu belirtir; suyun kelimenin gerçek anlamıyla ayakta olduğu anlamına gelmez. Bu ifade tarım, çevre bilimi ve halk sağlığı tavsiyelerinde yaygındır. Tarlalarda, yollarda, giderlerde veya kaplarda biriken suyu anlatabilir.

Alıştırma

Bu çevre bağlamında standing water ne anlama gelir?

  1. Bir kanalda hızla hareket eden su
  2. Bulutlardan düşen su
  3. Akıp gitmeden bir yerde kalan su
Cevabı göster

Akıp gitmeden bir yerde kalan su

Kalıp ifadeler

rely on A to do B: işlevsel bağımlılığı göstermek

rely on A to do B kalıbı, A’nın B için gereken desteği veya kaynağı sağladığını anlatır. Burada A air within soil, B ise access oxygen bölümüdür: kök hücreleri oksijeni elde etme yolu olarak topraktaki havaya bağımlıdır. Access burada “elde etmek veya ulaşmak” anlamında bir fiildir; bir hesaba ya da sisteme girme izni değildir. Bu kalıp, bir işlevi o işlevi mümkün kılan şeyle açıkça ilişkilendirdiği için bilimsel ve teknik açıklamalarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The backup pump must ____ electricity to operate.

Cevabı göster

rely on

But rice plants have air channels in their roots

2:17

Ancak çeltik bitkilerinin köklerinde

that allow oxygen to travel from the leaves and stems to the submerged tissues. Dilbilgisi

2:20

oksijenin yapraklardan ve gövdelerden su altındaki dokulara ulaşmasını sağlayan hava kanalları vardır.

Dilbilgisi

allow oxygen to travel: allow + nesne + to-infinitive

allow X to do Y yapısında X, eylemi gerçekleştirebilen ögedir. Burada hava kanalları oksijenin hareket etmesini mümkün kılar; bu nedenle allow, izin vermek değil, olanak sağlamak anlamındadır. Yapı allow + nesne + to-infinitive şeklindedir. Bir yapının, koşulun veya tasarımın bir olay için gerekli olanağı sağladığını gösterdiği için bilimsel ve teknik açıklamalarda kullanışlıdır.

Alıştırma

allow, air ve pass sözcüklerini doğru biçimlerde kullanarak cümleyi allow + nesne + to-infinitive yapısıyla tamamlayın: This filter ____ while blocking dust.

Cevabı göster

allows air to pass

Traditionally, growers plant rice in paddy fields, Kelime

2:25

Geleneksel olarak, yetiştiriciler pirinci,

flat land submerged under as much as 10 cm of water Kalıp ifadeler

2:28

büyüme mevsimi boyunca

throughout the growing season.

2:31

10 cm'ye kadar su altında kalan düz araziler olan çeltik tarlalarına ekerler.

Kelime

paddy fields: pirinç yetiştirmek için su altında bırakılan tarlalar

Paddy field, pirinç yetiştirmek için hazırlanmış ve genellikle büyüme döneminin en az bir bölümünde toprağı suyla kaplı olan tarladır. Bu cümlede paddy fields çoğuldur ve virgülden sonraki sözler bu tarlaların nasıl olduğunu açıklar. Burada küçük harfle yazılan paddy bir tarım terimidir. Büyük harfle başlayan Paddy adlı kişi adı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede paddy fields tarımsal anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The farmers guided water from the canal into the paddy fields before planting rice.
  2. Every dry wheat field is called a paddy field.
  3. The librarian arranged new books in the paddy fields downtown.
Cevabı göster

The farmers guided water from the canal into the paddy fields before planting rice.

Kalıp ifadeler

as much as 10 cm: yüksek bir miktarı vurgulama

Bu cümlede as much as 10 cm, suyun derinliğinin 10 cm'ye ulaşabileceği anlamına gelir. As much as ifadeye vurgu katar: 10 cm, dikkat çekici derecede yüksek bir miktar veya üst sınır olarak sunulur. Anlamı “10 cm'ye kadar” ifadesine yakındır, ancak miktarın büyüklüğünü daha fazla vurgular. Bu, The bucket holds as much water as the tank. gibi bir cümledeki “aynı miktarda” karşılaştırması değildir. Bir ölçü, miktar, maliyet, mesafe veya süre önünde as much as, şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulayabilir.

Alıştırma

Yüksek bir kapasite üst sınırını vurgulamak için much içeren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The tank can hold ____ 500 liters of water.

Cevabı göster

as much as

This practice returns high yields Kalıp ifadeler

2:33

Bu uygulama,

since many competing weeds can't hack it in the aquatic environment. Deyimler

2:35

rekabet eden birçok yabani otun su ortamında yaşayamaması nedeniyle yüksek verim sağlar.

Kalıp ifadeler

returns high yields: bol ürün üretmek

Burada returns high yields, “bol ürün üretir” anlamına gelir. Returns, tarım uygulamasının ortaya çıkardığı sonucu anlatır; bir şeyin geri verildiği anlamına gelmez. Tarımda yield, üretilen ürün miktarını ifade eder; high yields ise yüksek miktarda tarımsal üretim demektir. Bu yapı, bir yöntem veya sistem ürettiği çıktıya göre değerlendirilirken kullanışlıdır.

Alıştırma

“Bol ürün üretir” anlamını vermek için cümleyi returns ve yields ile tamamlayın: The new irrigation method ____ even in dry years.

Cevabı göster

returns high yields

Deyimler

can't hack it: gerekliliklerin üstesinden gelememek

Can't hack it, bir kişinin ya da şeyin bir görevin, baskının veya ortamın üstesinden gelemediğini belirten gündelik bir deyimdir. Bu cümlede yabani otlar sucul ortama dayanıp orada hayatta kalamamaktadır. İfadenin tamamını tek bir bütün olarak anlayın. Burada hack, bir bilgisayar sistemine izinsiz girmek veya bir şeyi kesmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede can't hack it, gerekliliklerin üstesinden gelememek anlamındadır?

  1. The old tablet can't hack it when several apps are open.
  2. The programmer can't hack it because the password system is secure.
  3. The gardener can't hack it because the branch is too thick.
Cevabı göster

The old tablet can't hack it when several apps are open.

But the technique is also water intensive. Kelime

2:39

Ancak bu teknik aynı zamanda su yoğundur.

Kelime

water intensive: büyük miktarda su gerektiren

Water intensive, bir etkinlik, süreç veya ürün için büyük miktarda su gerektiği anlamına gelir. Burada intensive, bir kaynağın yoğun kullanımını belirtir; duygusal olarak güçlü anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen kalıp kaynak + intensive şeklindedir; energy-intensive ve labor-intensive buna örnektir. Bir isimden önce geldiğinde birleşik sıfat normalde kısa çizgiyle yazılır: a water-intensive process. is water intensive örneğinde olduğu gibi bir bağ fiilinden sonra geldiğinde ise genellikle kısa çizgisiz yazılır, ancak yazım kılavuzları farklılık gösterebilir.

Alıştırma

Birleşik sıfatı doğru yazımla tamamlamak için water ve intensive sözcüklerini kullanın: The farm replaced a ____ irrigation method.

Cevabı göster

water-intensive

Rice covers 11% of global cropland,

2:41

Pirinç küresel tarım arazilerinin %11'ini kaplıyor,

but uses over a third of the world's irrigation water. Kalıp ifadeler

2:44

ancak dünyadaki sulama suyunun üçte birinden fazlasını kullanıyor.

Kalıp ifadeler

over a third of: bir bütünün üçte birinden fazlası

“Over a third of”, “üçte birinden fazlası” anlamına gelir. Bu cümlede, dünyadaki sulama suyu üç eşit parçaya bölündüğünde pirinç tarımının bu parçalardan birinden daha fazlasını kullandığını anlatır. Buradaki “over”, bir şeyin üzerindeki konumu değil, miktarın bir sınırı aşmasını belirtir. “over a third of + bütün veya grup” kalıbını kullanın. Örneğin: “over a third of the budget”. Kesin bir yüzde gerekmediğinde yaklaşık bir oranı açıkça ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “üçte birinden fazlası” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The poll found that ____ the students chose Friday for the class trip.

Cevabı göster

over a third of

This form of rice production

2:47

Bu pirinç üretimi biçimi,

also pumps out a surprising amount of greenhouse gas emissions. Öbek fiiller

2:49

aynı zamanda şaşırtıcı miktarda sera gazı emisyonu pompalar.

Öbek fiiller

pumps out: büyük miktarda üretir veya dışarı verir

“Pumps out”, “çoğu zaman sürekli veya tekrarlı biçimde büyük miktarda üretir ya da dışarı verir” anlamına gelen, canlı bir anlatım sağlayan öbek fiildir. Burada pirinç üretimi kaynak, sera gazı emisyonları ise açığa çıkan şeydir. Bu kullanım mecazidir; gerçek bir pompaya ihtiyaç yoktur. Sürecin yalnızca emisyon “ürettiğini” söylemek yerine, çıkan miktarın büyük ve hareketin yoğun olduğu hissini verir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “büyük miktarda üretir” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The factory ____ hundreds of toy cars every hour.

Cevabı göster

pumps out

Flooded fields are the perfect breeding grounds Deyimler

2:52

Su basmış tarlalar,

for microorganisms known as methanogens.

2:54

metanojenler olarak bilinen mikroorganizmalar için mükemmel üreme alanlarıdır.

Deyimler

the perfect breeding grounds: büyüme için son derece elverişli yerler

Bu cümlede the perfect breeding grounds, metanojenlerin üremesi ve büyümesi için özellikle elverişli koşullara sahip ortamları ifade eder. Buradaki grounds, “gerekçeler” değil, “yerler” veya “ortamlar” anlamındadır. A breeding ground for X mecaz anlamda da kullanılabilir: X'in gelişmesine veya yayılmasına yardımcı olan bir ortam. Perfect, koşulların ne kadar elverişli olduğunu vurgular; mutlaka mutlak bir bilimsel kusursuzluk iddiası taşımaz.

Alıştırma

Breeding ground ifadesini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: Warm, damp walls can become ____ mold.

Cevabı göster

a breeding ground for

These microscopic life forms thrive in environments lacking oxygen Kalıp ifadeler

2:58

Bu mikroskobik yaşam formları, Dünya'nın oksijen içermediği bir dönemde evrimleştikleri için

because they evolved when the Earth contained little of this gas.

3:02

oksijensiz ortamlarda gelişirler.

Kalıp ifadeler

thrive in environments lacking oxygen: hayatta kalmaktan daha fazlası

Bu cümlede thrive in environments lacking oxygen, oksijen bulunmayan yerlerde çok iyi büyümek ve işlev görmek anlamına gelir. Thrive, yalnızca hayatta kalmayı değil, başarılı biçimde büyümeyi veya gelişmeyi anlatır. lacking oxygen şeklindeki -ing grubu environments sözcüğünü niteler. environments that lack oxygen ifadesinin kısaltılmış biçimidir; bu nedenle aktarılabilir kalıp thrive in + bir ortam veya koşullar bütünüdür.

Alıştırma

Hangi cümle yalnızca hayatta kalmayı değil, gelişip serpilme durumunu anlatır?

  1. These plants die quickly when the soil becomes dry.
  2. These plants thrive in dry soil and produce flowers all summer.
  3. These plants survive in dry soil but produce no new growth.
Cevabı göster

These plants thrive in dry soil and produce flowers all summer.

Methanogens are the only organisms known to produce methane, Kalıp ifadeler

3:05

Metanojenler, metan ürettiği bilinen tek organizmalardır,

a greenhouse gas 25 times more potent than carbon dioxide Dilbilgisi

3:09

bu da atmosferde ısıyı hapsetmede

at trapping heat in the atmosphere.

3:13

karbondioksitten 25 kat daha güçlü bir sera gazıdır.

Kalıp ifadeler

known to produce methane: kanıtlarla desteklenen bir olguyu bildirmek

Known to produce methane, organisms sözcüğünü niteler. Bu, organisms that are known to produce methane ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. be known to + fiilin yalın hâli kalıbı, mevcut bilgi veya kanıtlarla desteklenen bir davranışı ya da özelliği bildirir. Buradaki known, organizmaların bir şeyi nasıl yapacaklarını bildiği anlamına gelmez. Kanıtlara dayanarak insanların onların metan ürettiğini bildiği anlamına gelir.

Alıştırma

Kanıtlanmış bir davranışı bildiren üç sözcüklü edilgen kalıpla cümleyi tamamlayın: After years of observation, this bird ____ migrate at night.

Cevabı göster

is known to

Dilbilgisi

25 times more potent than: kat karşılaştırması ifade etmek

25 times more potent than carbon dioxide, etki gücünü belirli bir açıdan, yani ısıyı hapsetme bakımından karşılaştırır. Yapı sayı + times + more + sıfat + than + karşılaştırılan öge biçimindedir. Bu cümlede metanın ısıyı hapsetme gücünün karbondioksitinkinin yaklaşık 25 katı olduğu anlatılır; yüzde 25 daha fazla olduğu değil. at sonrasındaki ifade, karşılaştırılan yeteneği tam olarak gösterir.

Alıştırma

Beş katlık bir sonucu anlatan cümleyi times more ... than kalıbıyla tamamlayın: The new filter is five times ____ effective ____ the old one at removing dust.

Cevabı göster

more · than

Cows, for example,

3:15

Örneğin inekler,

are infamous for burping out methane Kelime

3:16

midelerindeki metanojenler nedeniyle

due to methanogens in their stomachs.

3:18

metan geğirmeleriyle ünlüdürler.

Kelime

infamous for burping out methane: geğirerek metan çıkarmasıyla kötü ün salmış

Be infamous for + isim veya -ing biçimi, kötü, utandırıcı ya da hoş karşılanmayan bir şeyle geniş çapta tanınmak anlamına gelir. Burada infamous for, ineklere çevre açısından olumsuz bir ün verir; tarafsız famous for ile aynı değildir. Burping out methane, geğirme yoluyla metan çıkarmak demektir. Burp out canlı ve gündelik bir ifadedir; bu yüzden bilimsel gerçeğe emit methane ifadesinden daha hafif ve biraz mizahi bir ton verir.

Alıştırma

Cümledeki infamous for burping out methane ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. İneklerin metan üreten tek hayvan olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
  2. İnekler, geğirerek metan çıkarmalarıyla olumsuz ama biraz mizahi bir tonda geniş çapta tanınır.
  3. İnekler, midelerinde yararlı metan ürettikleri için takdir edilir.
Cevabı göster

İnekler, geğirerek metan çıkarmalarıyla olumsuz ama biraz mizahi bir tonda geniş çapta tanınır.

In a flooded paddy field,

3:20

Su basmış bir çeltik tarlasında,

methanogens set to work eating away at organic material in the submerged soil Notlar

3:22

metanojenler su altındaki topraktaki organik materyali yemeye başlarlar

Kalıp ifadeler

set to work: işe koyulmak

Set to work, etkin ve kararlı bir biçimde çalışmaya başlamak demektir. Burada metanojenler kişileştirilir: su altında kalan topraktaki organik maddeleri parçalamaya başlarlar. Görevi belirtmek için set to work eating away at... örneğindeki gibi set to work + -ing ya da set to work on + isim kullanın. Bu sabit bir ifadedir; bir şeyi çalışma ayarına getirme yönünde gerçek anlamlı bir talimat değildir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: When the supplies arrived, the volunteers ____ sorting them into boxes.

Cevabı göster

set to work

Öbek fiiller

eat away at: yavaş yavaş aşındırmak, azaltmak veya parçalamak

Eat away at, bir şeyi yavaş yavaş aşındırmak, azaltmak veya parçalamak anlamına gelir. Bu cümlede eating away at, metanojenlerin organik maddeyi yavaş yavaş parçalamasını anlatır; insanlar ya da hayvanlar gibi yemek yedikleri anlamına gelmez. Bu ifade, etkileri azar azar biriken ve devam eden bir sürece odaklanır. Pasın metale zarar vermesi gibi fiziksel hasarlar veya masrafların birikimi azaltması ve endişenin özgüveni zayıflatması gibi soyut kayıplar için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi eat away at ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Constant repair costs are ____ our savings.

Cevabı göster

eating away at

and multiplying rapidly,

3:26

ve hızla çoğalırlar,

all the while releasing copious amounts of methane. Kalıp ifadeler

3:28

bu arada bol miktarda metan salgılarlar.

Kalıp ifadeler

all the while: bir süre boyunca devam eden eş zamanlı eylem

All the while, “o sürenin tamamı boyunca, aynı anda” anlamına gelir. Daha önce sözü edilen bir süreci, onunla birlikte devam eden başka bir eyleme veya sonuca bağlar. Buradaki all the while releasing..., mikropların süren faaliyeti boyunca metanın da salındığını anlatır. -ing grubu eş zamanlı eylemi belirtir; all the while ise bu eylemin yalnızca kısa bir an değil, tüm süre boyunca devam ettiğini vurgular.

Alıştırma

“O sürenin tamamı boyunca, aynı anda” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Mia listened politely, ____ wondering how to correct the mistake.

Cevabı göster

all the while

Kalıp ifadeler

copious amounts of: çok büyük miktarı ifade etmenin resmî bir yolu

Copious amounts of, “çok büyük miktarda” anlamına gelir. Bu cümlede salınan metan miktarının yüksek olduğunu vurgular; copious kesin bir ölçü belirtmez. Bu ifade resmî ve yazılı bir tona sahiptir. copious amounts of + isim kalıbı özellikle methane, water, data ve information gibi sayılamayan isimlerle yaygındır.

Alıştırma

Resmî bir araştırma raporunda bu cümleyi en uygun hangi ifade tamamlar? The sensors collected ___ data overnight.

  1. a small amount of
  2. a lot of
  3. copious amounts of
Cevabı göster

copious amounts of

The result?

3:31

Sonuç mu?

Rice cultivation contributes around 12%

3:31

Pirinç ekimi, her yıl insan kaynaklı metan emisyonlarının

of human-caused methane emissions each year.

3:34

yaklaşık %12'sine katkıda bulunmaktadır.

But there's good news.

3:37

Ancak iyi bir haber var.

Rice doesn't actually need to grow in continuously flooded paddies. Dilbilgisi

3:39

Pirincin aslında sürekli su altında kalan çeltik tarlalarında yetişmesi gerekmiyor.

Dilbilgisi

doesn't actually need to: gereklilik varsayımını düzeltmek

Doesn't actually need to + fiilin yalın hâli, bir şeyin aslında gerekli olmadığı anlamına gelir. Burada actually, pirincin sürekli su altında kalan tarlalarda yetişmesi gerektiği yönündeki muhtemel varsayımı düzeltir. Bir koşul gerekli görünüyorsa veya genellikle gerekli olduğuna inanılıyorsa ancak siz bunun doğru olmadığını açıklamak istiyorsanız bu kalıbı kullanın. Özne he, she veya it dışında bir özneyse don't actually need to kullanın.

Alıştırma

İnsanlar Maya'nın dizüstü bilgisayarını değiştirmesi gerektiğini düşünüyor, ancak mevcut bilgisayarı hâlâ çalışıyor. Düzeltmeyi tamamlayın: Maya ____ buy a new laptop.

Cevabı göster

doesn't actually need to

Researchers and growers are exploring water management strategies Kelime

3:43

Araştırmacılar ve yetiştiriciler, verimi korurken

that can cut the methane while keeping the yield. Dilbilgisi

3:46

metanı azaltabilecek su yönetimi stratejilerini araştırıyorlar.

Kelime

water management strategies: su kullanımını yönetme planları

Water management strategies, suyun nasıl sağlanacağını, kullanılacağını, korunacağını veya tahliye edileceğini kontrol etmeye yönelik planlı yöntemlerdir. Bu cümlede, ürün verimini düşürmeden metanı azaltmak için araştırılan tarımsal yöntemleri anlatır. Buradaki management, bir şirketi veya ekibi değil, su kaynağını yönetmek anlamına gelir. İsim + management strategies kalıbı, bir kaynak veya sorunla sistemli biçimde ilgilenmeye yönelik planları adlandırabilir.

Alıştırma

Su kullanımını kontrol etmeye yönelik planlı yöntemler anlamındaki ifadeyi seçin: The town is testing new ___ before the next drought.

  1. advertising strategies
  2. water management strategies
  3. office management strategies
Cevabı göster

water management strategies

Dilbilgisi

while keeping...: biri değişirken diğer sonucu korumak

while keeping the yield ifadesinde while + -ing, birlikte gerçekleşmesi gereken iki sonucu bağlar: metan azaltılır ve ürün verimi korunur. Burada while, “aynı anda” anlamına gelir; “bir süre sonra” anlamına gelmez. Bu kısaltılmış yapı, -ing eyleminin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı olduğunda kullanılır. Bir hedefe ulaşırken diğerinden ödün verilmediğini kısa ve açık biçimde gösterir.

Alıştırma

Ekranın parlak kalmaya devam ettiğini göstermek için cümleyi while + -ing ile tamamlayın: The update saves battery power ____ the screen bright.

Cevabı göster

while keeping

One promising technique is known as alternate wetting and drying. Kelime

3:49

Umut verici bir teknik dönüşümlü ıslatma ve kurutma olarak bilinir.

Kelime

known as alternate wetting and drying: “dönüşümlü ıslatma ve kurutma” olarak bilinen

be known as + ad yapısı, bir şeyin kabul edilen veya yaygın kullanılan adını tanıtır. Burada tekniğin adı alternate wetting and drying ifadesidir. Bu tarım teriminde alternate, daha ıslak ve daha kuru dönemlerin sırayla gerçekleştiğini belirtir. Çeltik tarlası sürekli su altında kalmak yerine su seviyesinin düştüğü ve ardından yeniden ıslatıldığı döngülerden geçer.

Alıştırma

alternate wetting and drying ifadesini en iyi hangi açıklama tanımlar?

  1. Bir çeltik tarlasını sürekli su altında tutmak.
  2. Pirinci farklı bir ürünle değiştirmek.
  3. Daha ıslak ve daha kuru dönemlerin tekrarlanmasına izin vermek.
Cevabı göster

Daha ıslak ve daha kuru dönemlerin tekrarlanmasına izin vermek.

Growers periodically let the water level drop, Dilbilgisi

3:52

Yetiştiriciler periyodik olarak su seviyesinin düşmesine izin vererek,

which keeps methanogen growth in check. Deyimler

3:55

metanojen büyümesini kontrol altında tutarlar.

Dilbilgisi

let the water level drop: let + nesne + fiilin yalın hâli

Let + nesne + fiilin yalın hâli, bir kişinin veya şeyin hareket etmesine ya da değişmesine izin vermek anlamına gelir. let the water level drop ifadesinde the water level nesnedir ve drop fiilin yalın hâlidir; bu nedenle to kullanılmaz. Burada let, seviyeyi yüksek tutmama yönünde planlı bir yönetim kararını gösterir: yetiştiriciler seviyenin düşmesine bilinçli olarak izin verir. Bu, tarlayı yönetmeyi bıraktıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

let sözcüğünden sonra drop fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The operator let the pressure ____ slowly.

Cevabı göster

drop

Deyimler

keep ... in check: bir şeyi kontrol altında tutmak

keep something in check yapısında keep, “bir şeyi belli bir durumda tutmak”; in check ise “kontrol altında” demektir. Burada keeps methanogen growth in check, su seviyesini düşürmenin metanojenlerin büyümesini sınırlayarak aşırı artmasını önlediğini anlatır. Bu ifade incelemeyi veya tamamen ortadan kaldırmayı değil, kontrol altında tutmayı anlatır. Maliyet, risk, hastalık veya duygular gibi artabilecek ya da kötüleşebilecek şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

keep ... in check ifadesini ve costs ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: A monthly budget can ____.

Cevabı göster

keep costs in check

Alternate wetting and drying

3:57

Dönüşümlü ıslatma ve kurutma,

can cut water use by 30% and methane emissions Kalıp ifadeler

3:58

su kullanımını %30 azaltabilir ve metan emisyonlarını

by 30% to 70% without impacting yield. Dilbilgisi

4:01

verimi etkilemeden %30 ila %70 arasında azaltabilir.

Kalıp ifadeler

cut water use by 30%: azalma miktarını belirtmek

cut water use by 30% ifadesinde cut, “azaltmak” demektir. cut + miktar + by + değişim miktarı yapısı, azalmanın ne kadar olduğunu belirtir. Buna göre su kullanımı başlangıç seviyesinden %30 daha düşük olur. By 30% son seviyeyi göstermez. Su kullanımı 100 birimden başlarsa %30 azaltıldığında 70 birim kalır.

Alıştırma

Bir fabrika önceden 100 birim enerji kullanırken şimdi 80 birim kullanıyor. Değişimi hangi cümle doğru açıklar?

  1. The upgrade cut energy use by 20%.
  2. The upgrade cut energy use to 20%.
  3. The upgrade cut energy use by 80%.
Cevabı göster

The upgrade cut energy use by 20%.

Dilbilgisi

without impacting yield: without + fiil-ing yapısı

Bu cümlede without impacting yield, “üretilen mahsul miktarını etkilemeden” anlamına gelir. Bu ifade, sağlanan yarara önemli bir koşul ekler: Su kullanımı ve emisyonlar azalırken mahsul miktarı değişmeden kalır. Without bir edattır; bu nedenle ardından bir eylem geldiğinde fiil normalde -ing biçimini alır: without + fiil-ing. Bu yapı, bir şeyin istenmeyen başka bir eylem veya sonuç olmadan gerçekleştiğini gösterir. Burada impact, “etkilemek” anlamındadır; fiziksel olarak “çarpmak” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi without ve spend fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The club improved the event ____ more money.

Cevabı göster

without spending

Greenhouse gases come from many, Anlatım akışı

4:05

Sera gazları, pek çok

sometimes unexpected, places.

4:07

ve bazen beklenmedik yerlerden gelir.

Anlatım akışı

come from many, sometimes unexpected, places: belirli bir örnekten genel bir düşünceye

Bu cümle, belirli bir örnekten daha geniş bir düşünceye geçer: Sera gazlarının birçok kaynağı vardır ve bunlardan bazıları bizi şaşırtabilir. Cümle bir özet veya geçiş görevi görerek dinleyicilerin tek bir örneği daha büyük konuyla ilişkilendirmesine yardım eder. Burada places yalnızca coğrafi “yerler” değil, “kaynaklar” anlamına gelir. Araya eklenen sometimes unexpected ifadesi bu kaynakları yorumlar ve hepsinin açık veya öngörülebilir olmadığını belirtir.

Alıştırma

Bir konuşmacı, şaşırtıcı bir plastik atık kaynağını anlattıktan sonra “Pollution can come from many, sometimes unexpected, places.” diyor. Bu cümle konuşmada ne işe yarıyor?

  1. Her kaynağın tam konumunu verir.
  2. Plastiğin nasıl üretildiğini adım adım açıklamaya başlar.
  3. Örneği, çeşitli kaynaklar hakkında genel bir düşünceye genişletir.
Cevabı göster

Örneği, çeşitli kaynaklar hakkında genel bir düşünceye genişletir.

Making rice growing more sustainable Dilbilgisi

4:09

Pirinç yetiştiriciliğini daha sürdürülebilir hale getirmek,

is just one of the many challenges we'll need to face Kalıp ifadeler

4:11

felaket niteliğinde bir ısınmayı önlemek için

to avoid catastrophic warming.

4:13

yüzleşmemiz gereken birçok zorluktan sadece bir tanesidir.

Dilbilgisi

Özne olarak kullanılan Making rice growing more sustainable gerund öbeği

Making rice growing more sustainable, cümlede özne görevinde kullanılan bir gerund öbeğidir. Pirinç yetiştiriciliğini daha sürdürülebilir hâle getirme eyleminin tamamını bir zorluk olarak adlandırır. Making burada sürerlik bildiren bir zaman yapısının parçası değildir. Öbeğin içinde make + nesne + sıfat kalıbı kullanılır: make rice growing more sustainable. Gerund öbeğinin tamamı tek bir etkinlik olarak görüldüğü için tekil fiil is ile kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede gerund öbeği özne olarak doğru kullanılmıştır?

  1. Make school lunches healthier takes careful planning.
  2. Making school lunches healthier takes careful planning.
  3. Making school lunches healthier take careful planning.
Cevabı göster

Making school lunches healthier takes careful planning.

Kalıp ifadeler

challenges we'll need to face: face a challenge kullanımı

face a challenge veya face challenges ifadelerinde face, zor bir durumla yüzleşmek ve onun ele alınması gerektiğini kabul etmek anlamına gelen bir fiildir. Vücuttaki yüzü belirten isim değildir ve zorluğun zaten çözüldüğünü göstermez. challenges we'll need to face ifadesinde we'll need to face, hangi zorluklardan söz edildiğini açıklar. Nesne görevindeki that ilgi zamiri düşürülmüştür; tam yapı challenges that we'll need to face şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede face a challenge doğru kullanılmıştır?

  1. The town must face to the challenge of providing clean water.
  2. The town must face the challenge of providing clean water.
  3. The town must look the challenge of providing clean water.
Cevabı göster

The town must face the challenge of providing clean water.

Today,

4:16

Günümüzde,

many rice growers still flood fields all season long.

4:17

pek çok pirinç yetiştiricisi tüm sezon boyunca tarlaları sular altında bırakmaktadır.

Changing millennia-old practices

4:20

Binlerce yıllık uygulamaları değiştirmek

requires a major mindset shift. Kalıp ifadeler

4:22

büyük bir zihniyet değişimi gerektiriyor.

Kalıp ifadeler

a major mindset shift: düşünce yapısında büyük bir değişim

Mindset shift, insanların bir sorunu anlama ve ne yapacaklarına karar verme biçimindeki köklü bir değişimdir. Bu cümlede a major mindset shift, binlerce yıldır sürdürülen uygulamaları değiştirmek için yeni bir yöntemin yeterli olmadığını; insanların uzun zamandır benimsedikleri varsayımları yeniden düşünmeleri gerektiğini anlatır. Buradaki shift fiziksel bir hareket değil, soyut bir değişimdir. Alışkanlıkların, politikaların veya sistemlerin değişmesi insanların konuya farklı bakmasına bağlı olduğunda a mindset shift yapısı kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, insanların düşünme biçimindeki köklü değişimi anlatan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: Moving from blaming mistakes to learning from them requires a ____.

Cevabı göster

mindset shift

But going against the grain Deyimler

4:24

Ancak akıntıya karşı kürek çekmek,

could be just what we need to keep our planet healthy Notlar

4:26

gezegeni sağlıklı tutmak

and our bowls full.

4:29

ve kaselerimizi dolu tutmak için tam da ihtiyacımız olan şey olabilir.

Deyimler

going against the grain: grain kelime oyunuyla alışılmışın dışına çıkmak

Going against the grain, go against the grain ifadesinin -ing biçimidir. Bu deyim geleneklere, yerleşik uygulamalara veya alışılmış olana aykırı davranmak anlamına gelir. Burada uzun süredir uygulanan tarım yöntemlerine karşı çıkmayı anlatır; asıl anlamı tahılın içinden geçen fiziksel bir yön değildir. İfade aynı zamanda bir kelime oyunu oluşturur. Grain sözcüğü gerçek anlamıyla tahıl demek olabilir; bu nedenle deyimin “alışılmış olanı bozmak” şeklindeki mecaz anlamı videonun pirinç konusuna gönderme yapar. Could be just what we need, alışılmadık davranışın gerekli ve yararlı olabileceğini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan dört kelimelik deyimle tamamlayın: In a company where everyone works late, leaving on time can feel like ____.

Cevabı göster

going against the grain

Dilbilgisi

just what we need to + fiil: tam olarak doğru çözüm

X is just what we need to + fiil kalıbında just, “yalnızca” değil, “tam olarak” anlamına gelir. Bu kalıp, X'in bir amaç için doğru çözüm olabileceğini vurgular. What we need, “ihtiyacımız olan şey veya yaklaşım” demektir; to + fiil ise amacı belirtir. Burada alışılmış yöntemin dışına çıkmak, gezegeni korumak ve gıda arzını sürdürmek için tam olarak gereken yaklaşım şeklinde sunulur.

Alıştırma

“Bir şeyi yapmak için tam olarak gereken” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: A quiet room is ____ finish the recording.

Cevabı göster

just what we need to

Anlatım akışı

keep our planet healthy and our bowls full: paralel bir kapanış

Cümlenin sonu iki amacı keep + nesne + sıfat paralel kalıbıyla yan yana getirir. Keep hem our planet healthy hem de our bowls full bölümlerine bağlanır; böylece tek fiil iki sonucu düzenli biçimde birleştirir ve dengeli bir kapanış oluşturur. Planet healthy çevresel iyiliği anlatır. Bowls full yalnızca kapların dolu olması değil, yeterli yiyeceğe sahip olmanın somut bir imgesidir. Gezegen gibi küresel bir imgeyi gündelik bir kaseyle eşleştirmek, çevre korumasını güvenilir gıda arzına bağlar.

Alıştırma

Bu paralel kapanışın temel işlevi nedir?

  1. Gıda arzını çevre sağlığından daha önemli gösterir.
  2. Gezegen ile kaseleri birbiriyle ilgisiz iki nesne olarak anlatır.
  3. Çevre sağlığını yeterli yiyeceğe sahip olmakla ilişkilendirir.
Cevabı göster

Çevre sağlığını yeterli yiyeceğe sahip olmakla ilişkilendirir.

Want to know what you and your community can do

4:32

Siz ve topluluğunuzun sera gazı emisyonlarını azaltmaya yardımcı olmak için

right now to help cut greenhouse gas emissions?

4:34

şu anda neler yapabileceğini bilmek ister misiniz?

Visit ed.ted.com/earthschool

4:37

Eylem kılavuzumuza göz atmak için

to check out our action guide.

4:40

ed.ted.com/earthschool adresini ziyaret edin.

Find out what role you can play Kalıp ifadeler

4:42

Hangi rolü oynayabileceğinizi öğrenin

Kalıp ifadeler

dolaylı soru olarak what role you can play

What role you can play, hangi görevi üstlenebileceğiniz ya da nasıl katkıda bulunabileceğiniz anlamına gelir. Burada role, bir çalışmadaki işlevi anlatır; mutlaka tiyatrodaki bir karakter demek değildir. İfadenin tamamı find out sonrasında gelen dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorularda düz cümle sırası kullanılır; bu nedenle what role can you play değil, what role you can play denir.

Alıştırma

Dolaylı soruyu tamamlamak için what role, you, can ve play sözcüklerini kullanın: Please think about ____ in the group project.

Cevabı göster

what role you can play

or watch this video

4:44

veya ağaç dikmenin artıları ve eksileri hakkında bilgi edinmek için

to learn about the pros and cons of tree planting. Kalıp ifadeler

4:45

bu videoyu izleyin.

Kalıp ifadeler

pros and cons: olumlu ve olumsuz yönler

Pros and cons, bir şeyin olumlu ve olumsuz yönlerini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada ağaç dikmenin yararları ve sakıncaları kastedilir. Yaygın yapı the pros and cons of + bir isim veya fiilin -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi pros and cons ifadesini kullanarak tamamlayın: We discussed ____ joining the after-school club.

Cevabı göster

the pros and cons of