Havuz | Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Baba gerekli ve kullanışlı malzemeleri getirmeyi unutunca ailenin havuz gezisi giderek aksar. Anne eksik eşyalarla geldiğinde ise sıkıcı görünen hazırlıkların neden önemli olduğu açıkça ortaya çıkar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. got it covered. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadeyi, bir şeyin üzerini fiziksel olarak örtmek şeklinde değil, bir işin ya da durumun kontrol altında olduğuna dair kendinden emin bir güvence olarak anlayabilirsiniz. Bir hatırlatmaya cevap verirken karşı tarafa endişelenmesine gerek olmadığını doğal biçimde söylemek için kullanabilirsiniz. 2. morning tea time. — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Bu Avustralya ifadesinin, mutlaka çay içilmese bile sabahın ortasında atıştırmalık veya içecek için verilen geleneksel arayı anlattığını fark edebilirsiniz. Böylece ailenin günlük düzenini takip eder ve çocukların havuzda neden yiyecek beklediğini anlarsınız. 3. you left behind. — Öbek Fiiller: leave behind ifadesinin, birinin unuttuğu veya yanında getirmediği eşyaları anlattığını öğrenebilirsiniz. Bir eşyanın neden eksik olduğunu açıklarken kullanabilir; bu hikâyede annenin unutulan yüzme malzemelerini getirerek sorunu nasıl çözdüğünü de doğru yorumlayabilirsiniz.
Bu derste
until you've cleaned: önce tamamlanması gereken koşul
Bu cümlede until yalnızca bir zaman bitişini değil, bir koşulu belirtir. Nothing, koşul yerine getirilmeden hiçbir etkinliğe izin verilmediğini anlatır: önce dişlerin fırçalanması bitmelidir. You've cleaned, you have cleaned ifadesinin kısaltmasıdır. Present perfect, izin değişmeden önce fırçalama işinin tamamlanmış olması gerektiğini gösterir; geçmişte yaşanmış bir deneyimi anlatmaz.
Alıştırma
“No games until you've finished your homework,” kuralında önce ne yapılmalıdır?
- Ödev tamamlanmalıdır.
- Oyunlar tamamlanmalıdır.
- Ödev daha sonra herhangi bir zamanda yapılabilir.
Cevabı göster
Ödev tamamlanmalıdır.
Boring things are still important: sonraki olayları yönlendiren ana fikir cümlesi
Bu cümle hikâyenin ana fikrini belirtir: Bir şey sıkıcı gelebilir ama yine de önemli olabilir. Still, sıkıcı etkinliklerin değersiz olduğu beklentisine rağmen önemlerinin devam ettiğini gösterir. Hikâyenin başlarında kullanılan bir tema cümlesi olarak izleyiciye sonraki olayları yorumlayacağı bir bakış açısı verir. Daha sonraki sonuçlar bu düşünceyi destekleyebilir veya yeniden hatırlatabilir; böylece cümle yalnızca bir anı betimlemek yerine olayların nasıl anlaşılacağını düzenler.
Alıştırma
“Boring things are still important.” cümlesinin bir hikâyedeki temel bilgi düzenleme işlevi nedir?
- Sonraki olayların destekleyebileceği bir ana fikir sunar.
- Sonraki olayların eksiksiz bir listesini verir.
- Herhangi bir düşünce ileri sürmeden yeni bir karakter tanıtır.
Cevabı göster
Sonraki olayların destekleyebileceği bir ana fikir sunar.
Uncle Stripe said we could use his pool while he's in Bali.
0:52Stripe Amca, Bali'deyken onun havuzunu kullanabileceğimizi söyledi.
Let's get out of here: birlikte ayrılmak için samimi bir öneri
Let's + fiilin yalın hâli, konuşan kişi ile dinleyicinin birlikte yapacağı bir eylemi önerir. Burada get out of here, “bu yerden ayrılmak” anlamına gelir; dolayısıyla cümlenin tamamı günlük dilde “Hadi gidelim” demektir. Get out of here, durum veya ses tonu acilse aceleci duyulabilir; ancak tek başına “kaçmak” anlamına gelmez. Bu sahnede neşeli bir şekilde yola çıkmaya çağırır.
Alıştırma
Siz ve arkadaşlarınız kafedeki işinizi bitirdiniz ve birlikte ayrılmak istiyorsunuz. Hangi samimi cümle uygundur?
- You can stay here without me.
- Let's get out of here.
- Could you leave so I can stay?
Cevabı göster
Let's get out of here.
Make sure you take all the swimming stuff. Ton ve niyet
1:00Tüm yüzme eşyalarınızı aldığınızdan emin olun.
Make sure you take: gelecekteki bir eylem için güçlü bir hatırlatma
Make sure + özne + fiil emir yapısında konuşan kişi, bir eylemin gerçekleşmesini sağlamasını karşı taraftan ister. Make sure you take... yalnızca isteğe bağlı bir öneri değil, güçlü bir hatırlatmadır. Burada take, sıradaki eylemi, yani yüzme eşyalarını yanında götürmeyi ifade eder. Cümle, eşyaların unutulmasını önlemeyi amaçlar; daha önce alınıp alınmadığını kontrol etmez.
Alıştırma
Hatırlatmayı make sure + özne + fiil yapısıyla tamamlayın: ____ your lunch with you.
Cevabı göster
Make sure you take
got it covered: sorumluluğu üstlenip işi halletmek
we got it covered ifadesinde covered, bir işin ele alındığını veya kontrol altında olduğunu belirtir. Konuşan kişiler sorumluluğu üstlendiklerini ve işi halledebileceklerini söylüyorlar; fiziksel olarak bir şeyin üzerini örtmekten söz etmiyorlar. Yeah, yeah tekrarlandığında güven veren yanıt gündelik bir tona bürünür ve bu bağlamda biraz sabırsız duyulur. Konuşanın artık hatırlatmaya gerek olmadığını düşündüğünü gösterir.
Alıştırma
Ekibinizin konuyu ele aldığını belirten ifadeyle yanıtı tamamlayın: A: Do you need help with the travel plans? B: No, thanks. We've ____.
Cevabı göster
got it covered
I mean: kastedilen göndermeyi açıklığa kavuşturmak
Burada I mean kısa bir açıklama işaretidir. Konuşanın daha kesin olarak kastettiği şeyi, yani the bag of stuff ifadesini tanıtır. Konuşmada I mean, az önce söylenen bir şeyi değiştirerek, kapsamını daraltarak veya açıklığa kavuşturarak bilgiyi düzenleyebilir. Ardından uzun bir açıklama gelmek zorunda değildir; kısa bir isim öbeği de gelebilir.
Alıştırma
“Please wait by the entrance—I mean the side entrance,” cümlesinde I mean ne işe yarar?
- Girişin konuşana ait olduğunu gösterir.
- Konumu daha belirgin hâle getirir.
- Konuşmayı ilgisiz bir konuya yöneltir.
Cevabı göster
Konumu daha belirgin hâle getirir.
such a fusspot: küçük ayrıntıları fazla dert eden biri
Fusspot, küçük ayrıntılar için gereğinden fazla endişelenen, şikâyet eden veya bunları büyüten bir kişiyi anlatan, gündelik ve hafif eleştirel bir isimdir. Such a değerlendirmeyi güçlendirir; dolayısıyla such a fusspot, konuşanın o kişiyi çok belirgin veya tipik bir fusspot olarak gördüğünü anlatır. Bu aile konuşmasında kelime ciddi bir hakaretten çok hafif bir yakınma veya takılma gibi duyulur. Küçük şeyleri dert etme alışkanlığını anlatır; yalnızca sorun çıkaran herhangi bir kişi anlamına gelmez.
Alıştırma
Fusspot sözcüğü aşağıdaki kişilerden hangisini en iyi tanımlar?
- Bütün kuralları ve uyarıları görmezden gelen biri.
- Partilerde komik hikâyeler anlatan biri.
- Her küçük ayrıntı için sürekli endişelenen biri.
Cevabı göster
Her küçük ayrıntı için sürekli endişelenen biri.
isn't she?: onay isteyen bir soru eklentisi
Isn't she?, olumlu Mum is... ifadesine eklenen olumsuz bir soru eklentisidir. Eklenti, be fiilini olumsuz biçimde tekrarlar ve Mum yerine she zamirini kullanır: olumlu ifade + olumsuz soru eklentisi. Burada konuşan kişi asıl olarak bilmediği bir bilgiyi sormaz. Bu eklenti, Wouldn't you agree? gibi, dinleyiciyi değerlendirmeye katılmaya çağırır. Aynı yapı başka bağlamlarda bilgiyi doğrulamak için de kullanılabilir; tonlama ise konuşanın ne kadar emin olduğunu gösterir.
Alıştırma
Soru eklentisini tamamlayın: Your sister is ready, ____?
Cevabı göster
isn't she
Mum always makes us do so many boring things. Dilbilgisi
1:25Anne her zaman bize çok sıkıcı şeyler yaptırıyor.
makes us do: make + nesne + fiilin yalın hâli
make + kişi + fiilin yalın hâli yapısı, birinin başka bir kişiye bir eylemi yaptırdığını veya o eylemi yapmasını zorunlu tuttuğunu anlatır. makes us do içinde eylemi yapan kişi us ile gösterilir ve do, önünde to olmadan yalın hâlde kalır. Burada makes, asks sözcüğünden daha güçlüdür. Çocuklar bu işleri basit birer rica değil, yerine getirilmesi gereken zorunluluklar olarak anlatır.
Alıştırma
run fiilinin doğru biçimini kullanın: The coach made us ____ five laps.
Cevabı göster
run
way more fun: karşılaştırmayı güçlendirme
way sözcüğü, karşılaştırma ifadesi more fun ifadesinin hemen önüne gelir ve çok ya da büyük ölçüde anlamını taşır. Dad yalnızca daha eğlenceli değildir; konuşan kişi aradaki farkın büyük olduğunu düşünür. Bu yapıda way, “yol” anlamındaki isim değil, gündelik bir derece zarfıdır. Bu kalıp way + karşılaştırma biçimidir; way better veya way more interesting gibi başka ifadelerde de kullanılabilir.
Alıştırma
Güçlü bir karşılaştırma oluşturmak için way ve useful sıfatını kullanın: This app is ____ than the old one.
Cevabı göster
way more useful
Dad, what does a a a a a b b b u... k k k k k j j k k k spell?
1:33Baba, a a a a a b b b u... k k k k k j j k k k ne demek oluyor?
stick your thongs on: Avustralya İngilizcesinde “parmak arası terliklerini giy”
Bu Avustralya bağlamında thongs, havuz gibi yerlerde sıkça giyilen açık ve düz ayakkabılar olan “parmak arası terlikler” anlamına gelir. Burada iç çamaşırı anlamında kullanılmaz. Giysi veya ayakkabılarla kullanılan stick + eşya + on kalıbı, “o eşyayı giymek” demenin gayriresmî bir yoludur ve genellikle hızlı, rahat bir his verir. Bu nedenle stick your thongs on, birine parmak arası terliklerini giymesini söyler.
Alıştırma
Bu Avustralya havuz bağlamında “Stick your thongs on” ne anlama gelir?
- İç çamaşırını giy.
- Parmak arası terliklerini giy.
- Resmî ayakkabılarını giy.
Cevabı göster
Parmak arası terliklerini giy.
How are we going to do this?: uygulanabilir bir plana yönelmek
How bir yöntem sorar, be going to grubun bundan sonra yapmayı beklediği eylemi gösterir ve this, bağlamdan zaten anlaşılan göreve veya zorluğa gönderme yapar. Soru bir bütün olarak konuşmayı bir sorunu fark etmekten uygulanabilir bir plan geliştirmeye taşır. Genel bir yöntemi soyut biçimde sormak yerine fikir, planlama veya iş birliği çağrısında bulunabilir.
Alıştırma
Bir ekip asansörün bozuk olduğunu fark ediyor, ancak yine de bir piyanoyu üst kata taşıması gerekiyor. “How are we going to do this?” konuşmada esas olarak ne yapar?
- Sorunun zaten çözüldüğünü duyurur.
- Piyanonun geçmişte ne zaman taşındığını sorar.
- Grubu uygulanabilir bir plan geliştirmeye davet eder.
Cevabı göster
Grubu uygulanabilir bir plan geliştirmeye davet eder.
What's going on up there?: ne olduğunu sormak
What's going on? günlük konuşmada sık kullanılan ve “Ne oluyor?” anlamına gelen bir sorudur. Bağlama göre, yaptığı şey anlaşılmayan birine ne yaptığını sormak için de kullanılabilir. Up there yalnızca yeri belirtir: konuşanın bulunduğu yerden daha yukarıda ve uzakta bir nokta. going on ifadesinin parçası değildir ve temel anlamını değiştirmez.
Alıştırma
Soruyu what's going on ve yer bildiren in there ifadesiyle tamamlayın: Yan odadan bir çarpma sesi duyuyorsunuz. '____?'
Cevabı göster
What's going on in there
rashie: Avustralya İngilizcesinde yüzme üstlüğü
Rashie, yüzerken veya sörf yaparken giyilen, vücuda oturan bir üst için kullanılan samimi bir Avustralya İngilizcesi sözcüğüdür. Genellikle cildi güneşten ve sürtünmeden korumaya yardımcı olur. Buna rash vest veya rash guard da denir. Burada rashie bir giysinin adıdır. rash, tahriş olmuş bir cilt bölgesi ya da döküntü anlamına gelebilse de bu cümlede bir cilt sorunu veya ilaç istenmiyor.
Alıştırma
Avustralya İngilizcesinde bu cümledeki rashie ne anlama gelir: 'Can I have my rashie?'
- Islak havluları taşımak için kullanılan bir çanta.
- Yüzerken veya sörf yaparken giyilen koruyucu bir üst.
- İlaç gerektiren bir cilt döküntüsü.
Cevabı göster
Yüzerken veya sörf yaparken giyilen koruyucu bir üst.
Then no.: doğrudan olumsuz bir sonuca varmak
Then no. ifadesinde then, “öyleyse” veya “durum buysa” anlamındadır; “ondan sonra” anlamında değildir. Önceki No. yanıtını olumsuz bir sonuca bağlar. No, reddedilen eylemi veya isteği söylemeden bırakır, çünkü iki konuşmacı da neyin kastedildiğini bilir. Bu kısa biçim kararlı duyulur: Önceki gerçek, sonucu belirlemek için yeterli kabul edilir.
Alıştırma
Şu diyaloğu okuyun: 'Can we enter through this door?' 'Do you have a staff pass?' 'No.' 'Then no.' Son yanıt ne anlama geliyor?
- Yanıt daha önce hayırdı, ancak şimdi evet olabilir.
- Personel kartınız olmadığı için bu kapıdan giremezsiniz.
- Şimdi girebilir ve personel kartını daha sonra gösterebilirsiniz.
Cevabı göster
Personel kartınız olmadığı için bu kapıdan giremezsiniz.
We'll just have to: uygulanabilir tek seçeneği kabul etmek
We'll just have to + fiilin yalın hâli, koşulların gruba uygulanabilir tek bir hareket yolu bıraktığını anlatır. Have to zorunluluğu ifade ederken just seçimi “geriye bu kaldı” anlamına indirger; burada just, “kısa süre önce” anlamına gelmez. Bu ifade genellikle ideal olmayan ama uygulanabilir bir yedek planı sunar. Hafif bir kabulleniş duygusu taşıyabilir, ancak aynı zamanda konuşmayı eyleme doğru ilerletir.
Alıştırma
we will ifadesinin kısaltmasını ve ardından just have to sözlerini kullanın: The road is closed, so ____ take the train.
Cevabı göster
we'll just have to
the shady bit: gölgede kalan küçük bir alan
Bu cümlede the shady bit, “alanın doğrudan güneş ışığı almayan küçük bölümü” anlamına gelir. Bit, “parça” veya “bölüm” anlamındaki sayılabilir bir isimdir; bu nedenle yalnızca küçük bir miktarı değil, bir mekânın parçasını da gösterebilir. Burada shady, gölgeli bir yeri tanımlar. Bir kişiyi, işi veya eylemi tanımlarken sıkça taşıdığı “şüpheli” anlamında değildir.
Alıştırma
“Let's sit in the shady bit beside the wall,” cümlesinde the shady bit ne anlama gelir?
- Çok az miktarda güneş ışığı
- Doğrudan güneş ışığı almayan küçük alan
- Dürüst görünmeyen bir kişi
Cevabı göster
Doğrudan güneş ışığı almayan küçük alan
put our hats on: ayrılabilen put on öbek fiili
Put something on, giyilebilir bir şeyi giymek veya vücudunuza takmak anlamına gelir. Bazı dillerde başa takılan şeyler için özel bir fiil bulunsa da İngilizcede hats ile put on kullanılır. Put on ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim nesnesi put our hats on örneğindeki gibi put ile on arasına veya put on our hats örneğindeki gibi on sonrasına gelebilir. Zamir nesnesi ise ortada olmalıdır: put them on denir, put on them denmez.
Alıştırma
Put on kullanarak ve them zamirini doğru konuma getirerek cümleyi tamamlayın: Your gloves are dry now. Please ____ before we go outside.
Cevabı göster
put them on
check it out: birini bakmaya davet etmek
Burada check it out, birinden bir şeye bakmasını veya konuşanın göstermek üzere olduğu şeye dikkat etmesini isteyen gündelik bir ifadedir. Hata arama isteğinden çok “Şuna bak!” anlamına gelir. it zamiri gösterilen şeyi, hareketi veya sonucu belirtir. Bu kullanımda check out ayrılabilir olduğu için zamir araya girer: check it out denir, check out it denmez.
Alıştırma
Bir maketi yeni bitirdiniz ve arkadaşınızın ona bakmasını istiyorsunuz. En doğal cümle hangisidir?
- Check it for mistakes—I built it myself.
- Check it out—I built it myself.
- Check out it—I built it myself.
Cevabı göster
Check it out—I built it myself.
take that out: bir nesneyi fiziksel olarak çıkarmak
Burada take that out, görünen nesneyi bulunduğu yerden fiziksel olarak çıkarmak anlamına gelir. That nesneyi belirtir, out ise içeriden dışarıya doğru yönü gösterir; tam olarak nereden çıkarıldığı durumdan anlaşılır. Bu sahnede başlangıç noktası sudur. Nesne bir zamirse onu take ile out arasına yerleştirin: take that out, take it out veya take them out. Başlangıç yeri açık değilse out of içeren bir ifade ekleyin: take it out of the box.
Alıştırma
take ... out ifadesini kullanıp zamiri doğru yere yerleştirin: The batteries are dead. Please ____ before recycling the toy.
Cevabı göster
take them out
keep the pool clean: keep + nesne + sıfat
Keep + nesne + sıfat, nesnenin o durumda kalmasını sağlamak demektir. keeps the pool clean ifadesinde the pool nesnedir; clean ise devam eden durumu anlatır. Sıfat ikinci bir eylem değil, nesne tamamlayıcısıdır. Bu yapı keep the door open, keep the food warm veya keep the room quiet gibi birçok durumu anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi keep fiilinin doğru biçimi ve warm sıfatıyla tamamlayın: This lid ____ the soup ____.
Cevabı göster
keeps · warm
floaties: çocuklar için şişirilebilir yüzme yardımcılarının gündelik adı
Floaties, bir çocuğun su üstünde kalmasına yardımcı olan şişirilebilir eşyalar, özellikle de yüzme kollukları veya benzer yardımcılar için kullanılan gündelik ve çoğul bir isimdir. Havuzdaki bu istekte my floaties, çocuğun kendi yüzme yardımcılarını anlatır. Kelime float fiiliyle bağlantılıdır, ancak burada eşyaların adıdır. Tam olarak hangi ürünü anlattığı bağlama göre değişebilir; bu yüzden her zaman can yeleği anlamına gelmez.
Alıştırma
Can I have my floaties? cümlesinde floaties büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Birine su üstünde kalmaya başlamasını söyleyen komut
- Çocuğun su üstünde kalmasına yardımcı olan şişirilebilir araçlar
- Batmak üzere yapılmış ağır oyuncaklar
Cevabı göster
Çocuğun su üstünde kalmasına yardımcı olan şişirilebilir araçlar
you'll have to stay on the shallow steps, Bin. Kalıp ifadeler
3:03sığ basamaklarda kalman gerekecek Bin.
stay on the shallow steps: belirli bir yerde kalmak
Stay on + bir yer, “o yüzeyde, rotada veya sınırlı alanda kalmak ve oradan ayrılmamak” anlamına gelir. Buradaki yer the shallow steps, yani havuzun suyun sığ olduğu kısmındaki basamaklardır. Bu nedenle ifade, güvenli bölgeyi açıkça sınırlar. Bu yapıda on, kişinin nerede kalması gerektiğini gösterir. Bir şeyin açık olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade stay on ile tamamlayın: During the tour, please ____ the viewing platform.
Cevabı göster
stay on
But I won't be able to swim away from the crawly thing. Notlar
3:07Ama o sürünen şeyden yüzerek uzaklaşamayacağım.
won't be able to + fiilin yalın hâli: gelecekte yapamama
Won't be able to, will not be able to yapısının kısaltılmış biçimidir. Bir kişinin gelecekteki bir durumda bir şeyi yapacak yeteneğe, fırsata veya koşullara sahip olmayacağını anlatır. Yapı özne + won't be able to + fiilin yalın hâli şeklindedir; burada yalın fiil swim'dir. Bu biçim, kısıtlamayı açıkça geleceğe yerleştirir. Sorun kişinin yeteneğinden veya dışarıdaki bir koşuldan kaynaklanabilir.
Alıştırma
Cümleyi be able to yapısının kısaltılmış gelecek biçimiyle tamamlayın: The lift will be closed tomorrow, so we ____ use it.
Cevabı göster
won't be able to
swim away from: yüzerek uzaklaşmak
Swim away from, suda hareket ederek bir kişiyle veya nesneyle aradaki mesafeyi artırmak demektir. Swim hareket etme biçimini, away from ise yönü ve geride bırakılan şeyi belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı hareket fiili + away from + nesne şeklindedir. Örneğin run away from the fire, koşarak ateşten uzaklaşmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi swim + away from kullanarak tamamlayın: When the seal saw the boat, it had to ____ it.
Cevabı göster
swim away from
the crawly thing: çocuksu ve betimleyici bir ad
The crawly thing, tam adı bilinmeyen veya kullanılmayan bir şey için kullanılan gayriresmî ve çocuksu bir adlandırmadır. Crawly, şeyin sürünüyormuş gibi göründüğünü anlatır ve ürkütücü ya da hoş olmayan bir his de katabilir; thing ise daha kesin bir ismin yerini tutar. Bir hayvanın veya makinenin sabit adı değildir. Bu sahnede çocuk, havuz temizleme aygıtını sürünen bir şey gibi hayal ederek bu ifadeyi kullanır.
Alıştırma
Örnekteki the crawly thing ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- sürünen bir hayvana yönelik bilimsel bir terim
- bir tür havuz makinesinin resmî adı
- sürünüyor gibi görünen bir nesne için kullanılan gayriresmî ve çocuksu bir ad
Cevabı göster
sürünüyor gibi görünen bir nesne için kullanılan gayriresmî ve çocuksu bir ad
Dad, do you think I can swim from this side to that side Dilbilgisi
3:12Baba, sence buradan diğer tarafa kadar
from this side to that side: başlangıç ve bitiş noktasını belirtmek
from ... to ... bir hareketin, dönemin veya aralığın nerede başladığını ve nerede bittiğini gösterir. Burada from this side başlangıç noktasını, to that side ise varış noktasını belirtir; dolayısıyla bütün ifade havuzun bir tarafından diğer tarafına geçmeyi anlatır. this ve that sözcüklerinin tam olarak neyi gösterdiği, konuşanların paylaştığı duruma bağlıdır. this side konuşanın yakın veya bulunduğu taraf olarak belirlediği tarafı, that side ise işaret edilen diğer tarafı anlatır. Aynı kalıp belirli yerler veya zamanlarla da kullanılabilir.
Alıştırma
Okul şenliğinin onda başlayıp ikide bittiğini göstermek için from ... to ... kalıbını kullanın: The school fair runs ____.
Cevabı göster
from ten to two
all by myself: bir şeyi yardım almadan yapmak
by myself, yalnız olmayı veya bir şeyi kimseden yardım almadan yapmayı ifade edebilir. Burada yüzerek karşıya geçmek bir meydan okumadır; bu nedenle all by myself, “babamdan yardım almadan, tamamen kendi başıma” demektir. Buradaki by, “yanında” anlamına gelmez. all sözcüğü vurgu ekleyerek bağımsızlığı özellikle önemli hâle getirir. Dönüşlülük zamiri kişiye göre değişir: all by yourself, all by herself, all by himself ve all by ourselves. İfade, eylemi yapan kişiyle uyumlu olmalıdır.
Alıştırma
Leo'nun yardım almadığını göstermek için all by + doğru dönüşlülük zamirini kullanın: Leo made the card ____.
Cevabı göster
all by himself
No, you have to pretend that you don't think I could. Dilbilgisi
3:18Hayır, yüzemeyeceğimi düşünüyormuş gibi yapmalısın.
have to pretend that + yan cümle: …mış gibi davranmak zorunda olmak
Bu cümlede have to, dinleyenin oyuna uyması gerektiğini belirtir. Pretend that, dinleyenin inanıyormuş gibi davranması gereken gerçek dışı düşünceyi açıklayan tam bir yan cümleyi başlatır. Burada konuşan kişi, dinleyenin daha önce sözü edilen bir eylemi kendisinin yapamayacağını düşünüyormuş gibi davranmasını ister. Could daha önce bahsedilen bu beceriye gönderme yapar; nazik bir rica değildir.
Alıştırma
Cümleyi have to + pretend + that ile tamamlayın: For the game, we ____ the carpet is the ocean.
Cevabı göster
have to pretend that
no way: güçlü ve gündelik bir ret veya inanamama tepkisi
No way, bir fikri güçlü biçimde reddeden veya bir şeyin imkânsız göründüğünü belirten kalıplaşmış ve gündelik bir tepkidir. Bu cümlede konuşan kişi, rol yapma oyununa uymak için inanmadığını bilerek abartır; bu nedenle ifade sıradan bir no sözünden daha güçlüdür. Farklı bir bağlam ve tonlamayla No way!, inanamıyorum! anlamında şaşkınlık da gösterebilir. Kelimenin gerçek anlamıyla bir yol veya güzergâhtan söz etmez.
Alıştırma
“İnanamıyorum!” anlamındaki iki kelimelik gündelik tepkiyle tamamlayın: ____! You finished the whole puzzle in two minutes?
Cevabı göster
No way
Sorry, not into ...: kısaltılmış bir yasak ifadesi
Burada Sorry, not into the sunny bit. konuşmada kısaltılmış bir yönergedir. Tam anlamı Sorry, you can't go into the sunny bit. cümlesine yakındır. Hareket zaten gerçekleştiği için konuşan kişi özneyi ve fiili söylemez. Sorry ise yasağı daha yumuşak duyurur. Into bir alanın içine doğru hareketi belirtir. Günlük Britanya İngilizcesinde the sunny bit, güneş alan kısım veya bölge demektir. Bu, bir şeyi sevmek veya onunla ilgilenmek anlamındaki be into kalıbı değildir.
Alıştırma
Konuşan kişi bu cümleyle ne yapıyor?
- Birinin güneşli alana girmesini engelliyor.
- Güneşli yerlerin hoş olmadığını söylüyor.
- Birini güneşli alana girmeye davet ediyor.
Cevabı göster
Birinin güneşli alana girmesini engelliyor.
have got ... on: giyilmiş, takılmış veya sürülmüş bir şey
have got + nesne + on kalıbı, nesnenin o anda birinin üzerinde olduğunu belirtir. Giyilen kıyafetleri ve aksesuarları ya da güneş kremi gibi cilde sürülen ürünleri anlatabilir. no sunscreen kullanıldığı için cümle, kişinin cildinde güneş kremi olmadığı anlamına gelir. Sondaki on önemlidir: burada yalnızca güneş kremine sahip olup olmamaktan değil, o anda giyilmiş, takılmış veya sürülmüş olma durumundan söz edilir.
Alıştırma
Mia'nın gözlüğünü taktığını söylemek için cümleyi have got ... on kalıbıyla tamamlayın: Mia's ____.
Cevabı göster
got her glasses on
Avustralya İngilizcesinde samimi bir güven verme sözü olarak You'll be right
Bu cümlede You'll be right, samimi bir şekilde güven verme ifadesidir; “İyi olacaksın” veya “Her şey yoluna girecek” anlamına gelir. Buradaki right, kişinin ya da durumun sonunda iyi olacağını anlatır; bir cevap veya görüşün doğru olduğu anlamına gelmez. Konuşan kişi sorunu üstesinden gelinebilir bir şey olarak görür ve karşısındakini sakinleştirmeye çalışır. Bu kullanım özellikle günlük Avustralya İngilizcesinde yaygındır.
Alıştırma
“You'll be right” hangi durumda en doğal şekilde “İyi olacaksın” anlamına gelir?
- Biri hangi tarafın sağ taraf olduğunu soruyor.
- Bir arkadaşınız küçük bir sıyrık için endişeleniyor ve siz onu sakince rahatlatıyorsunuz.
- Bir sınıf arkadaşınız cevabının doğru olup olmadığını soruyor.
Cevabı göster
Bir arkadaşınız küçük bir sıyrık için endişeleniyor ve siz onu sakince rahatlatıyorsunuz.
Eğlenceli bir kelime oyunu olarak chill some beans
Bu cümlede chill some beans, eğlence amacıyla uydurulmuş bir söyleyiştir; standart bir İngilizce deyim değildir. Chill sözcüğünü “rahatlamak” anlamında kullanır ve cool beans gibi ifadelerin neşeli, komik havasını çağrıştırır. Bu nedenle verilmek istenen mesaj yaklaşık olarak “hadi rahatlayıp eğlenelim”dir. Şaka, chill sözcüğünün gerçek anlamıyla “bir şeyi soğutmak” anlamına da gelebilmesi ve beans sözcüğünün beklenmedik bir nesne olmasıyla güçlenir. Konuşan kişi dille oynuyor; fasulyelerle ilgili gerçek bir talimat vermiyor.
Alıştırma
Konuşan kişi bu cümlede “chill some beans” ifadesiyle ne yapıyor?
- Rahatlayıp eğlenmek için şakacı bir öneride bulunuyor.
- Bir etkinliği bitirmek için resmî bir ifade kullanıyor.
- Pişmiş fasulyeleri soğutmak için standart bir talimat veriyor.
Cevabı göster
Rahatlayıp eğlenmek için şakacı bir öneride bulunuyor.
making my eyes stingy: make + nesne + sıfat
making my eyes stingy ifadesinde making, make + nesne + sıfat kalıbını izler: my eyes nesne öbeğidir, stingy ise ortaya çıkan durumu belirtir. Bu sahnede çocuk, suyun gözlerinde rahatsız edici bir yanma veya batma hissi oluşturduğunu anlatır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp make + kişi ya da şey + sıfat biçimindedir; make my eyes sore buna bir örnektir. Buradaki stingy, çocuğun sting sözcüğünden oluşturduğu bir betimlemedir. Standart İngilizcede stingy genellikle “para harcamak ya da bir şey vermek istemeyen, cimri” demektir. Gözlerle ilgili olağan ifade ise make my eyes sting biçimindedir ve burada sting yalın fiildir.
Alıştırma
Hangi cümle, sebep olunan bir durumu anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğal biçimde kullanır?
- The bright light is making my eyes soreness.
- The bright light is making sore my eyes.
- The bright light is making my eyes sore.
Cevabı göster
The bright light is making my eyes sore.
Well, we'll just have to play above the water games, kid. Kalıp ifadeler
3:56Şey, sadece suyun üzerinde oynanan oyunları oynamak zorunda kalacağız çocuğum.
play above the water games: geçici etiket olarak yer ifadesi
play above the water games ifadesinde above the water, oynayabilecekleri oyun türünü belirtir: dalmayı veya suyun altına girmeyi gerektirmeyen oyunlar. Burada above gerçek, mekânsal anlamındadır; “derece ya da kalite bakımından daha yüksek” demek değildir. İngilizcede bağlam açıksa, geçici bir kategori oluşturmak için bir yer ifadesi ismin önüne getirilebilir. Özenli yazıda bunun gibi çok sözcüklü bir öniteleyici genellikle above-the-water games biçiminde kısa çizgilerle bağlanır. Günlük dilde daha açık bir alternatif games we can play without going underwater ifadesidir.
Alıştırma
Bu cümlede above the water games ne tür oyunlardır?
- Havuz tabanının altında oynanan oyunlar.
- Suyun altına girmeden oynanan oyunlar.
- Sudan daha yüksek puanı olan oyunlar.
Cevabı göster
Suyun altına girmeden oynanan oyunlar.
But I want to dive down to get the sinkies. Notlar
3:59Ama dalış oyuncaklarını almak için dalmak istiyorum.
dive down: su altında dibe doğru dalmak
Burada dive down, suyun içinde aşağıya, dibe doğru hareket etmek anlamına gelir. Bu yüzme bağlamında dive su altındaki dalma hareketini, down ise hareketin yönünü açıkça belirtir. Down, yön bildiren bir parçacıktır; gereksiz bir kelime değildir. İzlenen yol zaten belliyse dive tek başına kullanılabilir, ancak dive down daha alçak bir noktaya doğru hareketi daha net canlandırır.
Alıştırma
“Suyun içinde aşağıya hareket etmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The watch is on the pool floor, so I need to ____ to reach it.
Cevabı göster
dive down
sinkies: batmak üzere yapılmış havuz oyuncakları
Burada sinkies, çocukların dalıp çıkarabilmesi için batacak şekilde tasarlanmış küçük havuz oyuncaklarını belirten gayriresmî, çoğul bir isimdir. Eğlenceli ve çocuklara özgü bu ad, sink fiiline dayanır. Bu cümlede oyuncaklara ad verir; sink fiilinin bir çekimi değildir. Çocukların havuz oyunları dışındaki bağlamlarda bazı kişiler bu kelimeyi bilmeyebilir, bu nedenle çevresindeki bağlam önemlidir.
Alıştırma
Bu havuz bağlamında sinkies ne anlama gelir?
- çocukların çıkarması için batacak şekilde tasarlanmış küçük havuz oyuncakları
- çocukların su üstünde kalmasına yardım eden şişme araçlar
- yanlışlıkla havuzun dibine düşen herhangi bir nesne
Cevabı göster
çocukların çıkarması için batacak şekilde tasarlanmış küçük havuz oyuncakları
that solves that, then: yeni bir bilgiyle meseleyi kapatmak
That solves that, yeni bir bilginin meseleyi sonuca bağladığını ve artık bir şey yapmaya ya da konuyu tartışmaya gerek kalmadığını anlatır. İlk that yeni bilgiyi, ikinci that ise konuşulan meseleyi gösterir. Bu ifade her zaman ideal bir çözüm bulunduğu anlamına gelmez. Bu cümlede bir engel, istenen etkinliği imkânsız hâle getirir ve konuşan kişi ifadeyi meseleyi kapatmak için kullanır. Sondaki then, “durum buysa sonuç da budur” anlamını ekler.
Alıştırma
“Well, that solves that, then.” yanıtı hangi durumda doğal olur?
- Etkinlik iptal edildiği için artık bir mekân seçmeye gerek yok.
- Organizatörlerin etkinliğin yapılıp yapılmayacağına hâlâ karar vermesi gerekiyor.
- Etkinlik yarın yapılacak, ancak henüz kimse bir mekân bulamadı.
Cevabı göster
Etkinlik iptal edildiği için artık bir mekân seçmeye gerek yok.
Dad, is the shady bit going to get bigger or smaller? Dilbilgisi
4:13Baba, gölgeli kısım büyüyecek mi yoksa küçülecek mi?
get bigger or smaller: değişimi get + karşılaştırma biçimiyle anlatmak
Get + bir sıfatın karşılaştırma biçimi, durumdaki değişimi anlatır. Get bigger “daha büyük hâle gelmek”, get smaller ise “daha küçük hâle gelmek” demektir. Or sözcüğü değişimin iki olası yönünü sunar. Burada get, “almak” ya da “elde etmek” değil, “hâle gelmek” anlamındadır. Günlük konuşmada yaygın olan bu yapı get colder, get easier ve get more expensive gibi başka değişimlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi get ve cold sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: As evening comes, the air will ____.
Cevabı göster
get colder
for sure: kesinlik belirtme
For sure, “kesinlikle” veya “şüphesiz” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. bigger, for sure sözünde, bigger karşılaştırmasına konuşanın güçlü eminlik duygusunu ekler; sure burada bir bağ fiilinden sonra gelen sıfat görevinde değildir. Genellikle az önce söyleneni doğrulayan ek bir yorum olarak ifadenin sonunda yer alır. İddia daha sonra yanlış çıksa bile konuşan kişi kendinden emin duyulabilir: bu ifade gerçeği değil, eminlik derecesini bildirir.
Alıştırma
“The new screen is easier to read, for sure.” cümlesinde for sure ne anlama gelir?
- Konuşan kişi yeni ekranın daha kolay okunup okunmadığını soruyor.
- Konuşan kişi yeni ekranın daha zor okunabileceğini düşünüyor.
- Konuşan kişi yeni ekranın daha kolay okunduğundan emindir.
Cevabı göster
Konuşan kişi yeni ekranın daha kolay okunduğundan emindir.
I'm bored ... Hi, Bored: bir sıfatı isim gibi kullanmak
I'm bored ifadesinde bored, konuşanın nasıl hissettiğini anlatan bir sıfattır. Hi, Bored cevabı ise Bored sözcüğünü bilerek konuşanın adıymış gibi ele alır ve I'm bored bir kendini tanıtma cümlesiymiş gibi karşılık verir. I'm X kalıbı, I'm bored örneğindeki gibi bir durumu anlatabilir ya da I'm Sam örneğindeki gibi konuşanın kimliğini bildirebilir. Büyük harfler seste duyulmadığı için cevap bu yapıyı kasıtlı olarak kullanır. Sonraki Hungry kullanımı aynı baba şakası kalıbını tekrarlar; Bored ve Hungry normal hitap biçimleri değildir.
Alıştırma
“I'm bored. Hi, Bored.” neden bir şakadır?
- Cevap veren kişi konuşandan neden her şeyin sıkıcı olduğunu açıklamasını istiyor.
- Cevap veren kişi konuşanın bored telaffuzunu düzeltiyor.
- Cevap veren kişi Bored sözcüğünün konuşanın adı olduğunu varsayıyormuş gibi yapıyor.
Cevabı göster
Cevap veren kişi Bored sözcüğünün konuşanın adı olduğunu varsayıyormuş gibi yapıyor.
tough crowd: espri tutmayınca kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir söz
Tough crowd komedi ve gösteri dünyasından gelen bir ifadedir. A tough crowd, güldürmesi ya da memnun etmesi zor bir seyirci kitlesidir. Burada dinleyenler espriye gülmez. Konuşan kişi onları şakayla karışık tepkisiz bir seyirci gibi gösterir ve başarısız esprisi üzerinden kendisiyle dalga geçer. Crowd, ortamda yalnızca birkaç kişi olsa bile dinleyenleri genel olarak anlatabilir.
Alıştırma
Biri bir espri yapıyor, ancak kimse gülmüyor. “Tough crowd” burada ne anlama gelir?
- Dinleyicileri eğlendirmek kolay değildi.
- Dinleyiciler konuşanın daha yüksek sesle konuşmasını istiyordu.
- Oda fiziksel olarak güçlü insanlarla doluydu.
Cevabı göster
Dinleyicileri eğlendirmek kolay değildi.
morning tea time: sabah ortası mola ve atıştırma zamanı
Avustralya ve Yeni Zelanda’da morning tea genellikle insanların bir şey içtiği veya atıştırdığı, sabah ortasındaki kısa bir mola anlamına gelir. Çay içmek şart değildir ve bu resmî bir çay töreni değildir. Bu nedenle morning tea time, bu mola veya atıştırma zamanının geldiğini anlatır. Burada tea kelimesini bire bir çevirmektense bölgesel alışkanlığı anlamak daha yararlıdır.
Alıştırma
Avustralya’daki bir okulda öğretmen “It's morning tea time.” diyor. Birazdan büyük olasılıkla ne olacak?
- Sınıf dersler başlamadan önce kahvaltı yapacak.
- Sınıf resmî bir çay törenine katılacak.
- Sınıf sabah ortasında mola verecek ve bir şeyler atıştırabilir.
Cevabı göster
Sınıf sabah ortasında mola verecek ve bir şeyler atıştırabilir.
I think we might be done: bitirme kararını yumuşatmak
I think ve might, etkinliğin sona erdiği sonucunu birlikte yumuşatır. Konuşan kişi doğrudan We're done demek yerine bunu kişisel ve temkinli bir değerlendirme gibi sunar. Burada might esas olarak bir gerçek konusunda gerçekten kararsız olmayı göstermez. Bu tür bir kararda ifadeyi daha az ani hâle getirir; be done ise etkinliğin bittiğini ya da artık durması gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda konuşan kişi “I think we might be done” diyerek esas olarak ne yapıyor?
- Etkinliğin bitmesi gerektiğini nazikçe önermek.
- Çocukların bir görevi bitirip bitirmediğini sormak.
- Etkinliğin devam edeceğine söz vermek.
Cevabı göster
Etkinliğin bitmesi gerektiğini nazikçe önermek.
grab your towel: bir şeyi almak için verilen samimi talimat
Grab your towel, “havlunu şimdi al ya da getir” anlamına gelen samimi bir talimattır. Günlük konuşmada grab genellikle hızlı ve kolay bir hareket hissi verir; mutlaka bir şeyi sertçe kavramak anlamına gelmez. grab + nesne yapısında konuşanlar çoğu zaman havlu, mont, çanta veya atıştırmalık gibi hemen ihtiyaç duydukları bir şeyi almayı kasteder.
Alıştırma
Hangi cümlede grab, aynı samimi “ihtiyaç duyduğun bir şeyi hızlıca almak ya da getirmek” anlamında kullanılıyor?
- Grab your coat before we leave.
- The police grabbed the thief at the station.
- The baby grabbed my finger tightly.
Cevabı göster
Grab your coat before we leave.
Haven't learned how to ... yet: şu ana kadar öğrenilmemiş bir beceri
haven't learned how to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir becerinin şu ana kadar öğrenilmediğini belirtir. Present perfect, önceki öğrenme sürecini şimdiki sonuçla ilişkilendirir: konuşan kişi bunu hâlâ yapamıyordur. How to shake, öğrenilmemiş beceriyi belirtir. Olumsuz cümlenin sonundaki yet, şu ana kadar anlamını güçlendirir ve çoğu zaman ileride öğrenme ihtimalini açık bırakır. Bu sahnede shake, tokalaşmak değil, suyu atmak için vücudu sallamak anlamındadır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi haven't learned how to ... yet ve swim kullanarak tamamlayın: I ____.
Cevabı göster
haven't learned how to swim yet
Give us a hand: resmî olmayan bir yardım isteği
Give someone a hand, birine bir işte yardım etmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada give us a hand, Bluey'den kız kardeşi konusunda yardım etmesini ister; birine gerçekten bir vücut parçası vermek anlamına gelmez. Us normalde konuşan kişiyi ve en az bir kişiyi daha kapsar. Ancak bazı resmî olmayan Britanya ve Avustralya İngilizcesi kullanımlarında tek bir konuşmacı, genellikle me denecek yerde us diyebilir. Us sözcüğünün grubu mu yoksa yalnızca konuşmacıyı mı belirttiği bağlamdan anlaşılır. With your sister, yardımın neyle ilgili olduğunu gösterir.
Alıştırma
İsteği give someone a hand ve us zamirini kullanarak tamamlayın: We cannot lift this table alone. Could you ____ with it?
Cevabı göster
give us a hand
never getting out of this: bir durumun içinde sıkışıp kalmak
Bu cümlede get out of this, “bu durumdan kaçmak veya kurtulmak” demektir. this, mutlaka fiziksel bir yer ya da kap değil; kafa karıştırıcı ve başa çıkması zor durumun tamamıdır. I'm never getting out of this cümlesinde never, gündelik bir abartı olarak kullanılır. Konuşan kişi kendini sıkışmış hisseder ve durum hiç bitmeyecekmiş gibi yakınır; bu genellikle durumun gerçekten sonsuza kadar süreceği anlamına gelmez.
Alıştırma
“I'm never getting out of this.” cümlesindeki this büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- Konuşan kişinin bulamadığı bir kapı.
- Dışarısı.
- Konuşan kişinin kendini içinde sıkışmış hissettiği zor bir durum.
Cevabı göster
Konuşan kişinin kendini içinde sıkışmış hissettiği zor bir durum.
freezing ... starving: gündelik dilde güçlü abartı
Gündelik konuşmada I'm freezing çoğu zaman “çok üşüyorum”, I'm starving ise “çok açım” demektir. Bu ifadeler hissi I'm cold ve I'm hungry ifadelerinden daha güçlü gösterir. Burada freezing ve starving, be fiilinden sonra sıfat gibi kullanılan -ing biçimleridir. Bunların sıradan bir abartı mı yoksa gerçek bir betimleme mi olduğunu bağlam gösterir; yalnızca bu yakınmalar birinin gerçekten tehlikede olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
İki gündelik yakınmayı “çok üşümek” ve “çok aç olmak” anlamındaki güçlü sözcüklerle tamamlayın: After waiting outside, I was ____; after missing lunch, I was ____.
Cevabı göster
freezing · starving
stop saying Dad: bir eylemi bitiren stop + -ing
stop saying Dad ifadesinde stop fiilinden sonra say fiilinin -ing biçimi olan saying gelir. -ing öbeği, konuşanın herkesin sona erdirmesini istediği eylemi, yani tekrar tekrar “Dad” demeyi ya da böyle seslenmeyi belirtir. Bir eylem hâlihazırda sürüyorsa veya tekrarlanıyorsa ve bitmesini istiyorsanız stop doing something kullanın. Bu yapı, başka bir şey yapmak için mevcut eylemi durdurmaktan farklıdır.
Alıştırma
İsteği tamamlamak için talk fiilini doğru biçimde kullanın: Please stop ____ while I am explaining the rules.
Cevabı göster
talking
that's nice to hear: iyi bir habere karşılık vermek
That's nice to hear ifadesindeki that, az önce söylenen bilgiyi belirtir. Konuşan kişi sesin kendisinin hoş olduğunu değil, “Bunu duyduğuma sevindim” demek ister. Bu ifadeyi iyi, rahatlatıcı veya memnuniyet verici bir haberi sıcak ama ölçülü biçimde karşılamak için kullanın.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız “The customer is happy with the new design.” diyor. Habere sevindiğinizi en doğal biçimde hangi yanıt gösterir?
- That sounds nice.
- I hear a nice sound.
- That's nice to hear.
Cevabı göster
That's nice to hear.
I brought all the swim stuff you left behind. Öbek fiiller
5:41Arkanızda bıraktığınız tüm yüzme eşyalarını getirdim.
you left behind: götürülmeyen bir eşya için leave something behind
you left behind bölümünde left behind, dinleyenin yüzme eşyalarını yanına almadan gittiğini belirtir. Behind burada yalnızca eşyanın konumunu anlatmaz; left ile birlikte bu anlamı oluşturur. left fiilinin söylenmeyen nesnesi all the swim stuff ifadesidir. all the swim stuff (that) you left behind yapısında nesne görevindeki ilgi zamiri that atılabilir; bu yan cümle hangi eşyaların alınmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi left behind ile tamamlayın: The hotel mailed me the charger I had ____ in my room.
Cevabı göster
left behind
So, boring things are important sometimes, then? Anlatım akışı
5:55Yani sıkıcı şeyler de bazen önemlidir, öyle mi?
So ..., then?: sonuç çıkarma ve sonucu doğrulatma
Baştaki So, konuşanın önceki olayları veya bilgileri bir sonuca dönüştürdüğünü gösterir: sıkıcı şeyler bazen önemli olabilir. Sondaki then, “bu durumda” veya “öyleyse” anlamına gelir. Bu sorunun sonunda, dinleyiciden sonucu doğrulamasını istemeye yardımcı olur. Burada “ondan sonra” anlamında değildir.
Alıştırma
So ..., then? bu kullanımda ne yapar?
- Önceki bilgilerden bir sonuç çıkarır ve bunun doğrulanmasını ister.
- Bir olay dizisinde daha sonra ne olduğunu bildirir.
- Tamamen ilgisiz bir konu açar.
Cevabı göster
Önceki bilgilerden bir sonuç çıkarır ve bunun doğrulanmasını ister.
What was I saying?: kesintiden sonra konuya dönmek
What was I saying?, bir kesinti veya dikkat dağınıklığı yüzünden kendi konuşmanızın akışını kaybettiğinizde kullanılan bir konuşma ifadesidir. “Nerede kalmıştım?” anlamına gelir ve yarım kalan konuya dönmenizi sağlar. was saying biçimi, kesinti olduğunda önceki konuşmanın hâlâ devam etmekte olduğunu gösterir. Bu soru, birinden kısa bir hatırlatma istemek için kullanılabilir; ancak hatırlamaya çalışırken kişi kendi kendine de söyleyebilir. Genellikle söylenenlerin kelimesi kelimesine tekrarlanmasını istemez.
Alıştırma
Bir telefon görüşmesi sizi böldü. Görüşme bittiğinde, yarım kalan konuya dönmenizi en doğal şekilde sağlayan soru hangisidir?
- What am I saying?
- What did I say?
- What was I saying?
Cevabı göster
What was I saying?