Kuzey Amerika'nın En Büyük Cırcır Böceği Çiftliği Haftada 50 Milyon Böceği Nasıl Hasat Ediyor | Big Business: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
1.207 kelime 198 kel/dk

Video özeti: Haber, Entomo Farms'taki cırcır böceklerini yetiştirmeden öğütmeye kadar izliyor; protein verimliliğini, yüksek fiyatı ve tüketici direncini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. figure it out — Deyimsel fiiller: düşünerek veya deneyerek sorunu çözme anlamını kavramak ve hazır talimat yokken ifadeyi kullanmak. 2. To put it in human terms, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: soyut sayıyı tanıdık bir karşılaştırmaya çeviren işareti fark etmek ve ölçeği gözde canlandırmak. 3. secret sauce — Deyimler ve mecazlı ifadeler: başarının belirleyici yöntemi veya etkeni için kullanılan iş dünyası metaforunu tanımak, gerçek sos sanmamak.

Bu derste

There are about 15 million crickets in this room.

0:01

Bu odada yaklaşık 15 milyon cırcır böceği var.

Here, they'll live out their lives freely Öbek fiiller

0:04

Burada ömürlerini özgürce yaşayacaklar

until they're transformed into food.

0:07

ta ki gıdaya dönüştürülene kadar.

Öbek fiiller

live out their lives: bir yaşamı sonuna kadar sürdürmek

live out their lives ifadesindeki live out öbeksi fiili, bir yaşamın veya dönemin tamamını geçirmek anlamına gelir. Buradaki out, sürecin zaman içinde tamamlanmasını vurgular; dışarıda ya da evden uzakta yaşamak anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp live out + zamanla ilgili isim öbeğidir; sıkça one's life veya one's days kullanılır. Nesne dream gibi başka bir sözcük olduğunda live out, live out a dream örneğindeki gibi bir şeyi bütünüyle deneyimlemek ya da gerçekleştirmek anlamına da gelebilir.

Alıştırma

live out ve days ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: After retiring, they hoped to ____ by the sea.

Cevabı göster

live out their days

The purpose of the condos is to give the crickets somewhere to live.

0:10

Bu apartmanların amacı cırcır böceklerine yaşayacak bir yer sağlamak.

And so generally, they are resting inside the condos.

0:13

Bu yüzden genellikle apartmanların içinde dinleniyorlar.

They'll come up, have a drink of water,

0:16

Yukarı çıkıp biraz su içiyor,

have some food, and then go back down to rest again.

0:18

biraz yem yiyor ve sonra dinlenmek için tekrar aşağı iniyorlar.

It's difficult to perceive how many crickets are actually in a room like this

0:21

Böyle bir odada gerçekte kaç cırcır böceği olduğunu anlamak zor,

because of course they were all living inside their happy little condos.

0:25

çünkü elbette hepsi küçük, rahat apartmanlarının içinde yaşıyor.

We just take the condo, give it a bang,

0:31

Apartmanı alıp şöyle bir vuruyoruz,

and all the crickets come out.

0:34

bütün cırcır böcekleri dışarı çıkıyor.

Most of these crickets will be milled into a powder

0:37

Bu cırcır böceklerinin çoğu öğütülerek toz hâline getirilecek

that can be used like flour.

0:39

ve bu toz un gibi kullanılabilecek.

Mm.

0:42

Hım.

It's good.

0:43

Güzel.

You can even taste the cricket.

0:43

Cırcır böceğinin tadını bile alabiliyorsunuz.

Or you can snack on them whole like chips. Kalıp ifadeler

0:46

Ya da patates cipsi gibi bütün hâlde atıştırabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

snack on: rahatça az miktarda yemek

Snack on, belirli bir yiyecekten genellikle öğün aralarında, rahat bir biçimde az miktarda yemek anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Bu cümlede on, yenen şeyi tanıtır; them ise bütün cırcır böceklerini ifade eder. Aktarılabilir kalıp snack on + yiyecektir. Snack, a snack ifadesinde isim de olabilir; ancak burada kiplik fiili can sözcüğünden sonra geldiği için fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

snack on ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: During the hike, we stopped to ____ some almonds.

Cevabı göster

snack on

Mm.

0:49

Hım.

This one is barbecue flavored.

0:50

Bu barbekü aromalı.

Though you may be thinking this is a strange choice for food, Dilbilgisi

0:51

Bunun yemek için tuhaf bir seçim olduğunu düşünebilirsiniz ama

crickets actually contain more protein than beef without any of the environmental damage. Dilbilgisi

0:54

cırcır böcekleri aslında çevreye zarar vermeden sığır etinden daha fazla protein sunuyor.

Dilbilgisi

Though you may be thinking: olası bir itirazı kabul etmek

Though bir ödünleme sunar: Konuşmacı olası bir itirazı arka plan olarak kabul eder, ardından ana cümlede buna karşı çıkan bilgiyi verir. you may be thinking ifadesindeki may, dinleyicinin o anda ne düşündüğüne ilişkin temkinli bir tahmin belirtir; izin anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen Though you may be thinking + yan cümle, ana cümle kalıbı, konuşmacının dinleyicinin sezgisini ona katılmadan kabul etmesini sağlar.

Alıştırma

Dinleyicinin olası düşüncesini temkinli biçimde kabul eden hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: “Though ____ this route is longer, it is much safer at night.”

Cevabı göster

you may be thinking

Dilbilgisi

more protein than beef: miktarları karşılaştırmak

more protein than beef ifadesinde more ... than bir karşılaştırma kurar. Ölçülen şey protein, karşılaştırma ölçütü ise beef sözcüğüdür. Anlamı, cırcır böceklerinin sığır etinin içerdiğinden daha fazla miktarda protein içermesidir. İngilizcede beef sonrasında tekrarlanacak fiil grubu atılır: more protein than beef [contains]. Yapı, cırcır böceklerinin genel olarak sığır etinden “daha fazla” olduğu anlamına gelmez; yalnızca protein miktarını karşılaştırır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tamamlamak için more, fiber ve than sözcüklerini kullanın: “This snack contains ____ the cereal bar.”

Cevabı göster

more fiber than

A lot of manufacturers and entrepreneurs were looking for safer,

0:59

Birçok üretici ve girişimci, ürünlerine eklemek üzere daha güvenli

more sustainable protein sources to add to their product.

1:02

ve daha sürdürülebilir protein kaynakları arıyordu.

And for us, it's been quite a boon to our business as a result. Kalıp ifadeler

1:04

Sonuç olarak bu, işimiz için büyük bir nimet oldu.

Kalıp ifadeler

a boon to our business: bisnisimiz için büyük bir fayda

a boon to our business ifadesinde boon, önemli bir fayda veya olumlu bir gelişme anlamına gelir. Konuşmacı, artan talebin şirket için elverişli bir iş fırsatı yarattığını söylüyor; satışların yalnızca tesadüfen arttığını söylemiyor. Başka durumlara aktarılabilen kalıp a boon to + yararlanan taraftır. to sözcüğünden sonraki isim, fayda gören kuruluşu, grubu veya faaliyeti belirtir.

Alıştırma

Cümleyi resmî a boon kalıbıyla tamamlayın: The new rail link has been ____ local businesses.

Cevabı göster

a boon to

We went inside Canada's Entomo Farms to see how they turn crickets

1:08

Kanada'daki Entomo Farms'a giderek cırcır böceklerini nasıl

from bugs to brunch. Anlatım akışı

1:11

böcekten brunch'a dönüştürdüklerini gördük.

Anlatım akışı

from bugs to brunch: bir dönüşümü çerçevelemek

from X to Y çerçevesi bir süreci iki uç noktaya sıkıştırır: başlangıçtaki kategori veya durum ile ortaya çıkan sonuç. Bu nedenle from bugs to brunch, yetiştirilen cırcır böceklerinin böcekten yiyeceğe dönüştürülmesini anlatan bir hikâyenin habercisidir. Burada brunch, yenebilir bir öğünü anlatan eğlenceli bir kısaltmadır; yiyeceğin belirli bir saatte sunulacağı anlamına gelmez. bugs ve brunch sözcüklerindeki tekrarlanan b sesi aliterasyon oluşturarak belgesel girişini kısa ve akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

Bu belgesel girişinde from bugs to brunch ne işe yarıyor?

  1. Cırcır böceklerinin yalnızca geç kahvaltıda servis edildiğini söyler.
  2. Böceklerin yiyeceğe dönüşmesini akılda kalıcı biçimde özetler.
  3. Haberde ele alınan birbiriyle ilgisiz iki konuyu sıralar.
Cevabı göster

Böceklerin yiyeceğe dönüşmesini akılda kalıcı biçimde özetler.

For most of us, crickets are just the soundtrack of our summer nights. Deyimler

1:16

Çoğumuz için cırcır böcekleri yalnızca yaz gecelerimizin fon müziğidir.

Deyimler

Bir mecaz olarak soundtrack of our summer nights

Burada soundtrack mecaz anlamda kullanılır. Bir film için kaydedilmiş müzik değil, arka planda tekrar tekrar duyulan ve yaz gecelerinin havasını oluşturmaya yardımcı olan cırcır böceği seslerini anlatır. the soundtrack of + bir zaman, yer veya deneyim kalıbı, o bağlamla güçlü biçimde özdeşleşen tanıdık bir sesi anlatabilir.

Alıştırma

Cümlede “the soundtrack of our summer nights” ne anlama gelir?

  1. Yaz gecelerini konu alan bir film için yazılmış müzik
  2. Yaz gecelerinin atmosferini düzenli olarak oluşturan tanıdık cırcır böceği sesleri
  3. Yalnızca tek bir gecede duyulan ani bir ses
  4. Cırcır böceklerinin dinlediği şarkıların listesi
Cevabı göster

Yaz gecelerinin atmosferini düzenli olarak oluşturan tanıdık cırcır böceği sesleri

But Darren Goldin and his brother saw they could be used

1:20

Ancak Darren Goldin ve kardeşi, onların

to create a new source of sustainable and nutritious food.

1:22

sürdürülebilir ve besleyici yeni bir gıda kaynağı yaratmak için kullanılabileceğini gördü.

Just reimagining how we can feed a population of 9 or 10 billion people

1:25

Aşırı kalabalık bir gezegende 9 ya da 10 milyar insanı nasıl besleyebileceğimizi

on an overcrowded planet.

1:30

yeniden düşünüyorlar.

Now, they harvest about 50 million crickets a week,

1:32

Şimdi haftada yaklaşık 50 milyon cırcır böceği hasat ediyorlar

and they're aiming to triple production within the year. Kalıp ifadeler

1:35

ve yıl içinde üretimi üç katına çıkarmayı hedefliyorlar.

Kalıp ifadeler

aiming to triple production: üretimi üç katına çıkarma hedefi

Be aiming to + fiilin yalın hâli, tamamlanmış bir sonucu veya garantiyi değil, gerçekleştirilmesi amaçlanan bir hedefi bildirir. Burada bir yıl içinde ürettikleri miktarı artırma hedefi için çalışıyorlar. Triple, “üç katına çıkarmak” anlamına gelen bir fiildir. Haftada 50 milyon cırcır böceği temel alındığında üretimi üç katına çıkarmak, haftada yaklaşık 150 milyona ulaşmak demektir. Bu, %300 değil, %200 artıştır.

Alıştırma

Hedef cümlesini aim ve triple kullanarak tamamlayın: The factory is ____ production next year.

Cevabı göster

aiming to triple

The trickiest thing is that there's no real manual

1:38

En zor yanı, bu ölçekte ve yoğunlukta üretim için

in terms of this kind of scale and density. Kalıp ifadeler

1:41

gerçek bir kılavuzun bulunmaması.

Kalıp ifadeler

in terms of: bir iddiayı tek bir yönle sınırlamak

Burada in terms of, gerçek bir kılavuz olmadığı iddiasını belirli bir boyutla sınırlar: bu ölçekte ve yoğunlukta faaliyet göstermek. “Bakımından” veya “göz önünde bulundurulduğunda” anlamına gelir; “bir şeyin terminolojisini kullanarak” anlamına gelmez. Bir ifadenin geçerli olduğu yönü, ölçütü veya çerçeveyi belirtmek için isim öbeğinden önce in terms of kullanılır. Bu, geniş kapsamlı bir iddianın sınırsızmış gibi algılanmasını önler.

Alıştırma

Değerlendirmeyi tek bir ölçütle sınırlandıran ifadeyi seçin: “The apartment is excellent (blank) location, although the rooms are small.”

  1. instead of
  2. on behalf of
  3. because of
  4. in terms of
Cevabı göster

in terms of

There's no manual.

1:43

Hiç kılavuz yok.

It's figure it out as you go. Notlar

1:44

İlerledikçe çözüm bulmanız gerekiyor.

Öbek fiiller

figure it out: bir çözüme ulaşmak

Figure it out, düşünerek, araştırarak veya deneme yanılma yoluyla “anlamak” ya da “bir çözüm yolu bulmak” demektir. Burada it, hazır bir kılavuz olmadığında ortaya çıkan uygulamaya dönük sorunları ifade eder. Figure out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamiri fiil ile parçacığın arasına yerleştirin: figure it out. Nesne bir isimse hem figure out the problem hem de figure the problem out kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “düşünerek ve deneyerek çözmek” anlamına gelen ifadeyi seçin: “There was no guide, so we had to (blank) ourselves.”

  1. find it out
  2. look it up
  3. figure it out
  4. point it out
Cevabı göster

figure it out

Kalıp ifadeler

As you go: süreç içinde karar vermek

figure it out as you go ifadesindeki as you go, “faaliyet veya süreç devam ederken” anlamına gelir. Bütün adımlar önceden bilinmez; sorunlar çalışma sırasında çözülür ve kararlar o sırada verilir. Buradaki go, başka bir yere gitmeyi değil, sürecin ilerlemesini ifade eder. as + özne + go/do/work kalıbı, bir eylemin başka bir eylemle birlikte geliştiğini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi üç sözcüklü as + özne + go kalıbıyla tamamlayın: We do not need every detail now; we can decide ____.

Cevabı göster

as we go

Nobody's ever done free-range cricket farming Kelime

1:46

Daha önce hiç kimse serbest dolaşımlı cırcır böceği yetiştiriciliğini

on this kind of a scale before.

1:48

bu ölçekte yapmadı.

Kelime

Free-range cricket farming: yönetim altındaki hareket özgürlüğü

Free-range, yetiştirilen hayvanların çok kısıtlayıcı biçimde kapatılmak yerine yönetilen bir sistem içinde belirli ölçüde hareket özgürlüğüne sahip olduğunu anlatan birleşik bir sıfattır. free-range cricket farming ifadesinde cricket farming sözünü niteler: cırcır böcekleri hareket alanı bulunan kontrollü bir yerde yetiştirilir. Bu etiket, cırcır böceklerinin mutlaka dışarıda, vahşi doğada veya insan denetimi olmadan yaşadığı anlamına gelmez. Bu bağlamda önemli fikir, geniş bir kapalı yetiştirme alanındaki hareket özgürlüğüdür.

Alıştırma

Kontrollü büyük bir bina içindeki free-range cricket farming hakkında bir haberde free-range en büyük olasılıkla neyi belirtir?

  1. Cırcır böcekleri vahşi doğada yakalanmıştır ve hiç yetiştirilmemiştir.
  2. Cırcır böcekleri yönetilen yetiştirme alanı içinde hareket edebilir.
  3. Çiftlikte sınır, izleme veya insan denetimi yoktur.
Cevabı göster

Cırcır böcekleri yönetilen yetiştirme alanı içinde hareket edebilir.

It all starts here where the crew covers boards

1:52

Her şey, ekibin levhaların üzerini

with a mixture of damp soil and peat moss.

1:54

nemli toprak ve torf yosunu karışımıyla kapladığı burada başlıyor.

Making mud pies.

1:56

Çamurdan turtalar yapıyoruz.

And the pregnant females flock to lay their eggs.

1:57

Gebe dişiler de yumurtalarını bırakmak için oraya akın ediyor.

It may look like just dirt and some grains of rice, Anlatım akışı

2:00

Yalnızca toprak ve birkaç pirinç tanesi gibi görünebilir

but actually there's probably thousands and thousands of cricket eggs in there.

2:03

ama aslında içinde binlerce, hatta on binlerce cırcır böceği yumurtası vardır.

Anlatım akışı

It may look like..., but actually...: görünüşten gerçeğe

It may look like X, but actually Y kalıbı önce bir görünüşü veya ilk izlenimi sunar, ardından bunun yerine daha az belirgin olan gerçeği açıklar. Burada malzeme yalnızca toprak ve pirinç taneleri gibi görünürken konuşmacı, içinde büyük olasılıkla çok sayıda cırcır böceği yumurtası bulunduğunu açıklıyor. May, ilk gözlemi kesin bir iddia olmaktan çıkarıp ihtimalli hâle getirir. But actually düzeltmeyi işaret eder ve dinleyicinin bir şeyin nasıl göründüğü ile gerçekte ne olduğu arasındaki karşıtlığı takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Karşıtlığı look içeren hedef kalıpla tamamlayın: It may ____ an empty box, but actually it has a hidden compartment.

Cevabı göster

look like

And in this room, about 15 million eggs.

2:08

Bu odadaysa yaklaşık 15 milyon yumurta var.

Of the 900 different species Darren could choose from,

2:11

Darren'ın seçebileceği 900 farklı tür arasından

he chose the tropical house cricket

2:14

tropikal ev cırcır böceğini seçti,

because of its simple feed requirements.

2:16

çünkü bu türün yem gereksinimleri basit.

It's a cricket that does well in high densities, Kalıp ifadeler

2:18

Bu cırcır böceği yüksek yoğunlukta iyi gelişiyor,

Kalıp ifadeler

does well in high densities: yüksek yoğunlukta iyi gelişmek

Do well in, belirli bir koşul altında gelişmek, başarılı olmak veya etkili biçimde çalışmaya devam etmek anlamına gelir. Burada cırcır böceği türünün, çok sayıda birey aynı alanı paylaştığında yaşayabildiği ve iyi gelişebildiği anlatılıyor. Değerlendirilen kişi, organizma veya şey özne olur; in ise onun ortamını ya da koşulunu tanıtır. Bu kalıp do well in heat, do well in small teams ve do well in crowded conditions gibi ifadelere doğal biçimde aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The tool ____ high-traffic conditions.

Cevabı göster

does well in

grows really fast, and is a super delicious cricket.

2:20

çok hızlı büyüyor ve son derece lezzetli.

Every single part of this cricket is edible.

2:24

Bu cırcır böceğinin her bir parçası yenebilir.

Plus they have nutrients like fiber,

2:26

Üstelik lif,

iron, and calcium.

2:28

demir ve kalsiyum gibi besin öğeleri içeriyorlar.

After roughly 9 days, the eggs hatch

2:29

Yaklaşık 9 gün sonra yumurtalar çatlıyor

and they'll hang in the nursery for about 2 weeks.

2:31

ve yavrular yaklaşık 2 hafta boyunca bakım odasında kalıyor.

Crickets definitely require a nice warm environment,

2:34

Cırcır böceklerinin sıcak ve hoş bir ortama kesinlikle ihtiyacı var,

being cold-blooded animals. Dilbilgisi

2:37

çünkü soğukkanlı hayvanlar.

Dilbilgisi

being cold-blooded animals: kısaltılmış bir neden

Burada being cold-blooded animals, cırcır böceklerinin neden sıcaklığa ihtiyaç duyduğunu açıklayan bir şimdiki zaman ortacı öbeğidir. Anlamca because they are cold-blooded animals ifadesine denktir; being, environment sözcüğünü betimlemez. Öbeğin örtük öznesi ana cümlenin öznesi olan the crickets ifadesidir. Açıklayıcı metinlerde, iki bölümün öznesi aynı olduğunda being + tümleç bir neden cümlesini kısaltabilir ve ana cümleden önce ya da sonra gelebilir.

Alıştırma

Nedeni Being ile başlayan bir ortaç öbeği olarak yeniden yazın: Because Maya was the team captain, she spoke first. ____, Maya spoke first.

Cevabı göster

Being the team captain

Their metabolism's controlled by temperature.

2:39

Metabolizmaları sıcaklık tarafından kontrol ediliyor.

So if you keep them on the warmer end of their preferred temperature,

2:41

Dolayısıyla onları tercih ettikleri sıcaklık aralığının daha sıcak ucunda tutarsanız

they grow faster.

2:45

daha hızlı büyürler.

And then once they're big enough and ready to handle life in the big grow room,

2:46

Yeterince büyüyüp büyük yetiştirme odasındaki hayata hazır olduklarında

then we transfer them from the nursery into the grow room.

2:51

onları bakım odasından yetiştirme odasına aktarıyoruz.

It only takes a crew of five to maintain this colony of millions.

2:55

Milyonlarca böcekten oluşan bu koloniyi sadece beş kişilik bir ekip idare ediyor.

The crickets here eat a mixture of corn, soy, and some flax.

2:59

Buradaki cırcır böcekleri mısır, soya ve biraz keten tohumu karışımı yiyor.

On average, the crickets dine on almost a thousand pounds of feed a day. Kalıp ifadeler

3:03

Cırcır böcekleri günde ortalama yaklaşık 1.000 libre yem tüketiyor.

Kalıp ifadeler

dine on: bir yiyeceği yemeyi yüksek üslupla anlatmak

Dine on something, söz konusu yiyeceği öğün olarak yemek demektir. On'dan sonra yiyecek gelir; dolayısıyla burada cırcır böceklerinin neredeyse bin libre yem tükettiği anlatılır, nerede yedikleri değil. Dine, eat fiilinden daha yüksek ve resmî bir üsluba sahiptir. Bu fiilin cırcır böcekleri için kullanılması, olgusal anlatıma hafifçe mizahi ve görkemli bir ton katar.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: In the playful article, the goats ____ fresh clover as if it were a feast.

Cevabı göster

dine on

That's often staggering for people cuz you think of crickets as such tiny little animals.

3:06

İnsanlar buna sık sık şaşırıyor, çünkü cırcır böceklerini ufacık hayvanlar olarak düşünüyorlar.

But of course, when you got 10 or 15 million of them,

3:10

Ama elbette sayıları 10 ya da 15 milyona ulaşınca

they consume a fair amount of feed. Kalıp ifadeler

3:13

oldukça fazla yem tüketiyorlar.

Kalıp ifadeler

a fair amount of + sayılamayan ad

Bu cümlede a fair amount of, “hatırı sayılır miktarda” anlamına gelir. Fair, toplam miktarın belirgin derecede büyük olduğunu gösterir; burada “adil” veya “hakkaniyetli” demek değildir. Amount kullanılmasının nedeni, feed sözcüğünün sayılamayan bir kütle adı olarak ele alınmasıdır. A lot of ile karşılaştırıldığında bu ifade genellikle biraz daha ölçülü ve kontrollü duyulur; bu yüzden hem konuşmada hem de olgusal açıklamalarda kullanılabilir.

Alıştırma

Sayılamayan bir addan önce hatırı sayılır ama ölçülü bir miktarı belirten hedef ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The repair will require ____ patience.

Cevabı göster

a fair amount of

To put it in human terms, Anlatım akışı

3:15

İnsanlarla kıyaslarsak,

15 million crickets is nearly twice the population of New York City. Dilbilgisi

3:16

15 milyon cırcır böceği, New York kentinin nüfusunun neredeyse iki katıdır.

Anlatım akışı

To put it in human terms, + kolay ilişki kurulabilen karşılaştırma

To put it in human terms bir söylem belirtecidir: konuşmacının soyut veya gözde canlandırılması zor bir olguyu, insanların kolayca hayal edebileceği bir ölçekte yeniden ifade edeceğini bildirir. Burada cırcır böceklerinin toplam sayısı New York şehrinin nüfusuyla karşılaştırılarak yeniden çerçevelenir. İfade, önce ham sayıyı verip ardından kolay ilişki kurulabilen bir benzetme sunarak bilgiyi düzenler. Human terms, özel bir “insan terminolojisi” anlamına gelmez; insan deneyimini temel alan bir referans çerçevesi demektir.

Alıştırma

İnsan ölçekli bir karşılaştırma sunan hedef söylem belirteciyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____, the new battery stores enough power to run a home for three days.

Cevabı göster

To put it in human terms

Dilbilgisi

nearly twice the population of: nüfusunun neredeyse iki katı

nearly twice the population of New York City, New York şehrinin nüfusunun iki katından biraz daha az olan bir sayıyı anlatır. nearly, twice sözcüğünü niteler; dolayısıyla karşılaştırma tam 2'ye 1 oranına yaklaşır ancak bu orana ulaşmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp nearly twice the + miktar adı + of + referanstır. Miktar adı karşılaştırılan ölçüyü belirtir, of sonrasındaki ifade ise karşılaştırma temelini verir.

Alıştırma

Cümleyi nearly ve hedef nüfus karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: The coastal region has ____ the inland region.

Cevabı göster

nearly twice the population of

But growing all these crickets is still more sustainable than farming pigs, poultry, or cattle.

3:20

Yine de tüm bu cırcır böceklerini yetiştirmek domuz, kümes hayvanı veya sığır yetiştirmekten daha sürdürülebilir.

To produce just 1 kg of cow meat takes a staggering 22,000 L of water.

3:25

Yalnızca 1 kg sığır eti üretmek için tam 22.000 L su gerekiyor.

And to produce that same amount of protein from a cricket,

3:30

Aynı miktarda proteini cırcır böceklerinden üretmek içinse

only a few hundred liters.

3:33

sadece birkaç yüz litre gerekiyor.

Growing crickets also has other advantages.

3:36

Cırcır böceği yetiştirmenin başka avantajları da var.

So one of the interesting things about insects is that there's very, very few diseases Dilbilgisi

3:38

Böceklerle ilgili ilginç noktalardan biri, böceklerden insanlara geçebilen hastalıkların

that are transferable from insects to humans,

3:44

yok denecek kadar az olmasıdır.

which is very different from farming mammals or chickens.

3:47

Bu, memeli hayvan veya tavuk yetiştiriciliğinden çok farklı.

Dilbilgisi

one of the interesting things about insects is that: böceklerle ilgili ilginç şeylerden biri şudur

one of the interesting things about insects is that kalıbı, daha geniş bir kümeden bir noktayı seçer ve ardından bunu that ile başlayan tam bir yan cümleyle sunar. Burada that sonrasında verilen olgu, böceklerden insanlara geçen hastalıkların çok az olduğudur. one of the interesting things ifadesinin dil bilgisel merkezi tekil one sözcüğüdür; bu yüzden bağlantı are that değil, is that olur. Yeniden kullanılabilir kalıp one of the + çoğul ad + about X + is that + yan cümledir.

Alıştırma

Düzenleyici kalıbı useful ve doğru tekil bağlantıyla tamamlayın: One of the ____ things about electric buses ____ they are quieter on city streets.

Cevabı göster

useful · is that

And crickets do not have any known viruses,

3:50

Ayrıca cırcır böceklerinde bilinen hiçbir virüs yok,

or the species that we produce has no known viruses that can affect them.

3:53

en azından ürettiğimiz türü etkileyebilecek bilinen hiçbir virüs bulunmuyor.

And of course, certainly no zoonotic viruses or viruses that can cross species. Kelime

3:57

Elbette zoonotik virüsler veya türler arasında geçebilen virüsler de kesinlikle yok.

Kelime

zoonotic viruses: hayvanlar ile insanlar arasında geçebilen virüsler

zoonotic viruses ifadesindeki zoonotic, insan dışındaki hayvanlar ile insanlar arasında, özellikle de hayvanlardan insanlara bulaşabilen virüsleri tanımlar. Yalnızca “hayvanlarda bulunan virüsler” anlamına gelmez. Burada hemen ardından gelen viruses that can cross species, teknik terimi daha sade bir dille yeniden açıklar. Halk sağlığı veya gıda güvenliği haberlerinde zoonotic, asıl konunun hayvanlar ile insanlar arasındaki bulaşma olduğunu gösterir.

Alıştırma

zoonotic viruses ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. İnsanlara bulaşamasa bile hayvanlarda bulunan bütün virüsler
  2. Yalnızca bitkilere bulaşan virüsler
  3. İnsan dışındaki hayvanlar ile insanlar arasında geçebilen virüsler
Cevabı göster

İnsan dışındaki hayvanlar ile insanlar arasında geçebilen virüsler

The three Entomo barns can produce 9,000 lb of protein a week,

4:02

Entomo'nun üç ahırı haftada 9.000 libre protein üretebiliyor;

enough to fill the daily protein requirements of about 80,000 people.

4:06

bu, yaklaşık 80.000 kişinin günlük protein ihtiyacını karşılamaya yeter.

By and large, most of our customers are either Deyimler

4:10

Genel olarak müşterilerimizin çoğu

Deyimler

By and large: istisnalara izin veren genel bir değerlendirme

By and large, “genel olarak”, “büyük ölçüde” veya “durum bir bütün olarak değerlendirildiğinde” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. İstisnalara yer bırakarak genel bir özet sunar. Bu cümlede her müşterinin aynı şekilde davrandığını iddia etmek yerine most of our customers ifadesini ana eğilim olarak çerçeveler. Deyim çoğu zaman cümlenin başında kullanılır ve ardından virgül gelir.

Alıştırma

Örnekte By and large neyi gösteriyor?

  1. Bazı istisnalara izin veren geniş bir genelleme
  2. Fiziksel büyüklük karşılaştırması
  3. Hiçbir olası istisnası olmayan kesin bir ifade
Cevabı göster

Bazı istisnalara izin veren geniş bir genelleme

they're integrating it into a finished good like a dog kibble, Kelime

4:12

bunu köpek kuru maması gibi nihai bir ürüne katıyor,

Kelime

Üretim aşaması olarak 'a finished good'

Bu üretim bağlamında a finished good, gerekli üretim aşamalarını tamamlamış ve nihai ürün olarak satılmaya veya kullanılmaya hazır bir üründür. Finished, ürünün üretim sürecindeki aşamasını belirtir; yalnızca bir faaliyetin sona erdiği anlamına gelmez. Bu ifadede good, ticari İngilizcede ürün veya mal anlamına gelen sayılabilir bir isimdir. Burada köpek maması bitmiş üründür; içine eklenen bileşen ise bir girdidir.

Alıştırma

Üretimi tamamlanmış ve satışa hazır bir ürünü en iyi hangi terim tanımlar?

  1. an intermediate good
  2. a finished good
  3. a raw material
Cevabı göster

a finished good

a dog treat, or selling it as cricket powder under a different brand,

4:15

köpek ödül mamasına ekliyor ya da farklı bir marka altında cırcır böceği tozu olarak satıyor,

or putting it in something like a superfood smoothie mix,

4:20

süper gıdalı smoothie karışımı gibi bir ürüne koyuyor

baking it into other baked goods, and other snacks.

4:23

veya başka unlu mamullerde ve atıştırmalıklarda kullanıyor.

Even their poop is a usable product.

4:26

Dışkıları bile kullanılabilir bir ürün.

And as you can see, the floor is covered with cricket manure.

4:28

Gördüğünüz gibi zemin cırcır böceği gübresiyle kaplı.

It's called frass, and it's a great fertilizer. Kelime

4:32

Buna frass deniyor ve harika bir gübre.

Kelime

Böcek dışkıları ve ilgili kalıntılar için 'frass'

Frass, böcek dışkıları ile böceklerin beslenmesi veya yetiştirilmesiyle ilişkili maddeleri ifade eden teknik bir isimdir; dökülmüş dış iskeletin küçük parçalarını veya yem artıklarını da içerebilir. Bu cümlede böcek yetiştiriciliği yan ürününe kesin bir ad verir ve onu yalnızca istenmeyen atık olarak değil, yararlı bir gübre olarak sunar. Bu kelime özellikle entomoloji, böcek yetiştiriciliği ve gübre tartışmalarında kullanışlıdır. Böceklere özgü anlamı, genel waste kelimesinden daha kesindir.

Alıştırma

Bir böcek yetiştiriciliği yazısında, gübre olarak kullanılabilen böcek dışkılarını ve ilgili kalıntıları tam olarak hangi İngilizce kelime adlandırır?

  1. frass
  2. waste
  3. manure
Cevabı göster

frass

The farm can produce about 6,000 lb of manure per harvest.

4:35

Çiftlik her hasatta yaklaşık 6.000 libre gübre üretebiliyor.

These crickets will live out their full lifespan before they're turned into food.

4:39

Bu cırcır böcekleri gıdaya dönüştürülmeden önce doğal ömürlerini tamamlıyor.

So from the time an egg hatches to harvest is about 6 weeks. Dilbilgisi

4:43

Yumurtanın çatlamasından hasada kadar yaklaşık 6 hafta geçiyor.

Dilbilgisi

From the time ... to ... is: bir sürecin süresini ölçmek

from the time an egg hatches to harvest zaman aralığının tamamı cümlede özne görevi görür. From the time an egg hatches başlangıç olayını, to harvest ise bitiş noktasını belirtir. Buradaki harvest bir yeri değil, hasat aşamasını ifade eder. is fiili bu zaman aralığını about 6 weeks süresine bağlar. Bu kalıpla bir sürecin uzunluğu ölçülebilir: from the time + başlangıç olayı + to + bitiş noktası + is + süre.

Alıştırma

Zaman aralığı kalıbını tamamlayın: ____ the design is approved ____ delivery ____ about three weeks.

Cevabı göster

From the time · to · is

The big difference is that at 6 weeks, a cricket is fully mature,

4:47

En büyük fark şu: Bir cırcır böceği 6 haftalıkken tamamen olgunlaşmış oluyor,

it's lived out its life, it's bred and laid eggs for us,

4:51

ömrünü tamamlıyor, çiftleşiyor ve bizim için yumurta bırakıyor,

and essentially it would be dying within a few days anyway.

4:54

zaten birkaç gün içinde de ölecek oluyor.

And now it's time to see them turned into food.

4:59

Şimdi onların gıdaya dönüştürülmesini görme zamanı.

So this is our raw receiving room.

5:02

Burası ham madde kabul odamız.

All of the crickets come in from the farm.

5:03

Çiftlikteki tüm cırcır böcekleri buraya geliyor.

The insects are rinsed,

5:06

Böcekler durulanıyor,

then sorted to make sure there's no debris from the farm in the mix. Kalıp ifadeler

5:07

ardından karışımda çiftlikten gelen hiçbir kalıntı olmadığından emin olmak için ayıklanıyor.

Kalıp ifadeler

Make sure there's no ...: bir şeyin bulunmadığını doğrulamak

Make sure + yan cümle, yan cümledeki bilginin doğru olup olmadığını kontrol edip doğrulamak anlamına gelir. Burada there's no debris from the farm in the mix, ayıklama işleminin garanti etmesi gereken sonucu, yani hiçbir kalıntının kalmamasını ifade eder. İstenmeyen bir şeyin bulunmadığını doğrulamak için make sure there's no + isim kullanılır. There's, there is ifadesinin kısaltmasıdır; make sure sonucu doğrulamaya yönelik bir talimattır, sözcüğü sözcüğüne kesinlik yaratmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir şeyin bulunmadığını doğrulamak anlamına gelen kalıpla cümleyi tamamlayın: Before you serve the salad, ____ dirt on the lettuce.

Cevabı göster

make sure there's no

Next, they're evenly spread onto trays and slipped into ovens to roast.

5:10

Sonra tepsilere eşit şekilde yayılıp kavrulmak üzere fırınlara sürülüyor.

So in order to make the powder,

5:14

Tozu yapabilmek için

the moisture has to be below a certain percentage.

5:15

nem oranının belirli bir yüzdenin altında olması gerekiyor.

We find that if it's above that percentage,

5:17

Bu oranın üzerinde olduğunda

it's really difficult to grind it.

5:20

öğütmenin gerçekten zorlaştığını görüyoruz.

While some are left whole and sent for seasoning and packaging, Anlatım akışı

5:22

Bazıları bütün bırakılıp çeşnilendirme ve paketleme için gönderilirken

the majority will go into this industrial grinder until they look like coffee.

5:25

çoğu kahve gibi görünene kadar bu endüstriyel öğütücüden geçiriliyor.

Anlatım akışı

Süreç kollarını karşılaştırmak için While some ..., the majority ...

Burada while, bir sürecin iki kolu arasında karşıtlık kurar; işlemlerin mutlaka aynı anda gerçekleştiği anlamına gelmez. While some are left whole önce daha küçük grubu ve bu gruba uygulanan işlemi sunar. Ardından the majority will, dikkati öğelerin çoğuna ne olduğuna yöneltir. Başka durumlara aktarılabilen While some ..., the majority ... kalıbı, ana yolu sunmadan önce bir istisnayı kabul eder.

Alıştırma

Hangi cümle küçük bir istisnayı ve ana yolu düzenlemek için while kullanıyor?

  1. Some applications need manual review, so the majority will be checked automatically.
  2. While some applications need manual review, the majority will be checked automatically.
  3. While the reviewer checks an application, the other staff members wait.
Cevabı göster

While some applications need manual review, the majority will be checked automatically.

We do a 15-second blitz to break it up. Öbek fiiller

5:30

Parçalamak için 15 saniye boyunca yüksek hızda öğütüyoruz.

Öbek fiiller

Malzemeyi daha küçük parçalara ayırmak için break it up

Bu işleme bağlamında break it up, malzemeyi ayırmak veya daha küçük parçalara indirgemek anlamına gelir. Nesne zamiri it öğütülmüş malzemeyi ifade eder; dolayısıyla anlam fizikseldir, bir ilişkiyi bitirmek veya insanları dağıtmak değildir. Break up, nesne aldığında ayrılabilir. Nesne bir zamirse zamir ortaya gelir: break it up denir, break up it denmez. Amaçlanan anlamı belirlemek için çevredeki nesneye ve faaliyete bakın.

Alıştırma

Cümleyi dersteki öbeksi fiille tamamlayın: The mixture has formed one large clump, so pulse the blender to ____.

Cevabı göster

break it up

It's then manually packed into boxes of 25 lb each.

5:35

Ardından her biri 25 librelik kutulara elle dolduruluyor.

Every day they turn 15,000 crickets into 500 lb of powder.

5:38

Her gün 15.000 cırcır böceğini 500 libre toza dönüştürüyorlar.

The secret sauce is really in the metrics. Deyimler

5:43

İşin sırrı gerçekten de ölçümlerde yatıyor.

Deyimler

Secret sauce ifadesinin mecaz anlamı

“Secret sauce” ifadesi, bir şeyin özellikle iyi işlemesini veya başarılı olmasını sağlayan ayırt edici yöntem, özellik ya da etkeni anlatan bir mecazdır. Burada gerçek bir sostan değil, dikkatle kontrol edilen üretim ölçümlerinden söz edilir. “The secret sauce is in X” kalıbı, belirleyici üstünlüğün kaynağının X olduğunu gösterir.

Alıştırma

“The secret sauce is really in the metrics.” cümlesinde “secret sauce” ne anlama gelir?

  1. Sistemin iyi çalışmasını sağlayan ayırt edici etken
  2. Rakiplerden saklanan gerçek bir sos
  3. Çok az etkisi olan küçük bir ayrıntı
Cevabı göster

Sistemin iyi çalışmasını sağlayan ayırt edici etken

It's in exactly how your setup is done,

5:46

Sisteminizin tam olarak nasıl kurulduğu,

your ratio of eggs, surface area, feed,

5:48

yumurta, yüzey alanı ve yem oranlarınız çok önemli.

and it's kind of like a big giant recipe,

5:51

Bu, dev bir tarif gibi

and everything does have to be perfect for it to function the way that we function. Dilbilgisi

5:55

ve bizim yaptığımız gibi işlemesi için her şeyin kusursuz olması gerekiyor.

Dilbilgisi

Does have to be yapısındaki vurgulayıcı does

Bu olumlu cümlede “have” fiilinden önce gelen “does”, vurgulayıcı do işlevindedir. “Everything does have to be perfect”, her şeyin gerçekten veya kesinlikle kusursuz olması gerektiği anlamına gelir; çoğu zaman iddiayı güçlendirmek ya da olası bir kuşkuya yanıt vermek için kullanılır. “Does” sözcüğünden sonra ana fiil yalın hâlde kalır: “does have” doğrudur, “does has” değildir. “Have to be”, gerekli durumda bulunma zorunluluğunu ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “have to be” yapısının vurgulu biçimiyle tamamlayın: “Despite what the label suggests, this medicine ____ kept refrigerated.”

Cevabı göster

does have to be

But there's still room for improvement. Deyimler

5:59

Ama hâlâ geliştirilebilecek noktalar var.

Deyimler

Nazik geri bildirim için room for improvement kullanımı

Bu cümlede room for improvement, bir şeyin hâlâ daha iyi hâle gelebileceğini ve henüz ulaşabileceği en iyi düzeyde olmadığını belirtir. Room burada gerçek bir fiziksel alanı değil, ilerleme olasılığını veya payını anlatan bir mecazdır. there is room for improvement yapısı eleştiriyi dolaylı biçimde sunar. but ve still ile birlikte kullanıldığında mevcut sonucu kabul ederken daha fazla çalışma gerektiğini de belirtir.

Alıştırma

Nazik geri bildirim ifadesini tamamlayın: The presentation was clear, but there is still ____.

Cevabı göster

room for improvement

Right now, the process at Entomo is mostly manual,

6:01

Şu anda Entomo'daki süreç büyük ölçüde elle yürütülüyor

and that needs to change if they want to ramp up production. Öbek fiiller

6:04

ve üretimi artırmak istiyorlarsa bunun değişmesi gerekiyor.

Öbek fiiller

ramp up production: üretim ölçeğini büyütmek

Ramp up production, üretilen miktarı artırmak anlamına gelir ve genellikle tek seferlik küçük bir ayarlama yerine belirli bir süre boyunca faaliyetin ölçeğini büyütmeyi anlatır. Ramp, ramp up öbek fiilinin parçasıdır; gerçek bir eğim veya rampa anlamında değildir. Cümlede çoğunlukla manuel olan sürecin değiştirilmesi, daha büyük ölçekte üretim yapmanın koşulu olarak sunulur. Bir kuruluş sınırlı üretimden daha yüksek kapasiteye geçerken bu ifade sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bir fabrika gelecek iki ay içinde çok daha fazla ürün üretecek. Planlı genişlemeyi en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. The factory will ramp up production over the next two months.
  2. The factory will shut down production over the next two months.
  3. The factory will speed up the assembly line over the next two months.
Cevabı göster

The factory will ramp up production over the next two months.

And so we're looking at more automated solutions,

6:07

Bu yüzden daha otomatik çözümlere bakıyoruz;

which will allow us to actually produce three to four times what we are capable of doing now. Dilbilgisi

6:09

bunlar şu anki kapasitemizin üç ila dört katı üretim yapmamızı sağlayacak.

Dilbilgisi

three to four times what ...: bir yan cümleyi temel miktar olarak kullanmak

Bu cümlede three to four times what we are capable of doing now, şirketin şu anda üretebildiği miktarın üç ila dört katı anlamına gelir. Bu aralık bir çarpanı ifade eder: mevcut kapasite 100 birimse öngörülen üretim 103–104 değil, 300–400 birimdir. a number + times + what + clause yapısında what, üretilen miktar anlamına gelen bir isim cümleciğini başlatır. Bu isim cümleciğinin tamamı çarpılan temel miktarı verir.

Alıştırma

Temel alınan miktarı başlatan tek sözcükle cümleyi tamamlayın: After the upgrade, the plant can produce three times ____ it produced before.

Cevabı göster

what

Entomo Farms hopes this will also help bring costs down and make their products more affordable. Öbek fiiller

6:14

Entomo Farms bunun maliyetleri düşürmeye ve ürünlerini daha uygun fiyatlı hâle getirmeye de yardımcı olmasını umuyor.

Öbek fiiller

bring costs down: bring ... down yapısını ayırmak

Bring costs down, maliyetlerin azalmasını sağlamak anlamına gelir. Down sayısal olarak daha düşük bir düzeyi anlatır; dolayısıyla ifade maliyetleri fiziksel olarak aşağı taşımakla ilgili değildir. Bring down burada ayrılabilen bir öbek fiildir: isim olan nesne bring costs down örneğindeki gibi araya veya bring down costs örneğindeki gibi parçacıktan sonra gelebilir. Zamir mutlaka araya gelir: bring them down denir, bring down them denmez.

Alıştırma

Cümleyi bring ... down yapısının iki parçasıyla tamamlayın: Better route planning helped ____ delivery costs ____.

Cevabı göster

bring · down

Cricket flour sells for roughly $12 for every 4 oz,

6:18

Cırcır böceği unu 4 ons başına yaklaşık 12 dolara satılıyor;

which is 45 times the price of all-purpose flour. Dilbilgisi

6:21

bu, çok amaçlı unun fiyatının 45 katı.

Dilbilgisi

45 times the price of: fiyatın 45 katı olması

number + times the price of + noun kalıbı, ilk ürünün fiyatının karşılaştırılan ürünün fiyatının belirtilen katı olduğunu anlatır. Burada çok amaçlı unun 1 dolarlık miktarına karşılık cırcır böceği unu yaklaşık 45 dolar tutar. Roughly, bu katın yaklaşık bir değer olduğunu gösterir. Bu kalıp, fiyatların aynı miktar veya aynı temel üzerinden ölçüldüğü haberlerde ve veri karşılaştırmalarında özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki fiyat katı ifadesiyle tamamlayın: The express ticket costs $30, and the regular ticket costs $10. The express ticket is ____ the regular ticket.

Cevabı göster

three times the price of

But it's not really the price that's holding back some customers. Notlar

6:24

Ama bazı müşterileri uzak tutan asıl şey fiyat değil.

Dilbilgisi

It's not really X that's ...: asıl neden X değil

It is/was + focused element + that/who + clause bir cleft, yani odaklayıcı ayrık cümle yapısıdır. Bu olumsuz biçimde it, bir şeyi gösteren zamir değil, yapısal bir yer tutucudur. that's holding back some customers yan cümlesi, odaklanan the price ögesi hakkında söylenen şeyi verir. Konuşmacı it's not really the price diyerek beklenen bir açıklamayı düzeltir: müşterilerin cesaretini kıran başlıca etken fiyat değildir. Not really, reddedişi yumuşatır ve dikkat başka bir nedene çevrilmeden önce fiyatın bir miktar etkisi olabileceğine yer bırakır.

Alıştırma

Düzeltmeyi tamamlamak için It's not X that's Y kalıbını kullanın: ____ the fee ____ discouraging applicants; it's the long wait.

Cevabı göster

It's not · that's

Öbek fiiller

holding back: ilerlemeyi veya eylemi engellemek

Burada holding back, bazı müşterilerin satın alma kararına doğru ilerlemesini engellemek veya sınırlamak anlamına gelir. Fiyat olası bir engel olarak sunulur ve kararı aksayabilecek kişiler müşterilerdir; fiziksel olarak tutulmaları söz konusu değildir. Aktarılabilir yapı X holds Y back biçimindedir: X engeldir, Y ise serbestçe ilerleyemeyen kişi, grup veya faaliyettir. Engellenen eylemi belirtmek için hold Y back from + -ing kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi ilerlemeyi engellemek anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: The missing permit is ____ the construction project.

Cevabı göster

holding back

Perception in North America around insect as food is certainly a challenge,

6:27

Kuzey Amerika'da böceklerin gıda olarak algılanış biçimi kesinlikle bir zorluk

and it's one that we are striving to rise up against. Öbek fiiller

6:31

ve biz de bunun üstesinden gelmek için var gücümüzle çalışıyoruz.

Öbek fiiller

rise up against: bir güce veya engele aktif biçimde direnmek

Rise up against, güçlü, adaletsiz veya zorlu görülen birine ya da bir şeye açıkça direnmek veya meydan okumak anlamına gelir. Burada rise up gerçek anlamda ayağa kalkmak değildir; against karşı çıkılan şeyi tanıtır. one zamiri önceki a challenge ifadesine, yani böceklerin yiyecek olarak görülmesine yönelik olumsuz algıya gönderme yapar. Konuşmacı iş bağlamında bu algıyı değiştirmeyi mecazi olarak bir mücadele gibi sunar; böylece tepki, yalnızca zorluğu ele almaktan daha güçlü duyulur.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The citizens decided to ___ the ruler's unjust laws.

  1. hold back
  2. rise up against
  3. rise to the challenge
Cevabı göster

rise up against

In Asia, crickets are already a popular food,

6:35

Asya'da cırcır böcekleri zaten popüler bir yiyecek

and Darren is confident the appetite for crickets is only going to grow. Deyimler

6:37

ve Darren cırcır böceğine yönelik iştahın giderek artacağından emin.

Deyimler

Cırcır böceklerine yönelik büyüyen talep

Bu iş dünyası haberi bağlamında appetite for crickets, tüketicilerin yiyecek olarak cırcır böceklerine yönelik ilgisi veya talebi anlamına gelir. Appetite sözcüğü yiyecek ve iştahla ilgili çağrışımını korur, ancak burada bir kişinin açlığını değil piyasayı anlatır. appetite for crickets, is only going to grow bölümünün öznesidir ve bu talebin artmaya devam edeceğini öngörür. Buradaki only değişimin yönünü vurgular: konuşmacı düşüş değil, büyüme beklemektedir.

Alıştırma

Cümleyi, ilgi veya talep anlamına gelen haber dili üslubundaki ifadeyle tamamlayın: Investors have shown a growing ____ renewable energy.

Cevabı göster

appetite for

Super exciting thing about insect farming is scale-up is super fast.

6:40

Böcek yetiştiriciliğinin en heyecan verici yanı, ölçeğin son derece hızlı büyütülebilmesi.

Each cricket lays 600 eggs or so,

6:45

Her cırcır böceği yaklaşık 600 yumurta bırakıyor,

and so in a crisis event,

6:48

dolayısıyla bir kriz durumunda

if we needed to scale up our production, Dilbilgisi

6:50

üretimimizi artırmamız gerekirse

we can do it really, really fast.

6:52

bunu gerçekten çok ama çok hızlı yapabiliriz.

Dilbilgisi

If we needed ..., we can ... yapısı

if we needed to scale up our production ifadesindeki geçmiş biçimli needed, geçmiş zamana gönderme yapmaz. Kriz nedeniyle ortaya çıkabilecek üretimi artırma gereksinimini varsayımsal veya daha uzak gösterir. Ana cümledeki we can do it, hızlı üretim artışını şirketin şu anda gerçekten sahip olduğuna inandığı bir kapasite olarak sunar. Bu esnek konuşma kalıbı, ders kitaplarındaki ikinci koşul yapısından farklıdır: varsayımsal çerçeve if yan cümlesindeyken can gerçek bir mevcut kapasiteyi öne sürer.

Alıştırma

Konuşmacı “If we needed to scale up our production, we can do it really, really fast” ile ne anlatıyor?

  1. Şirket geçmişte üretimi artırmak zorundaydı ve artık bu kapasiteye sahip değildir.
  2. Krizin doğuracağı ihtiyaç varsayımsaldır, ancak şirket üretimi hızla artırma konusundaki mevcut kapasitesini gerçek olarak görmektedir.
  3. Şirket hem krizi hem de üretimi artırma kapasitesini imkânsız görmektedir.
Cevabı göster

Krizin doğuracağı ihtiyaç varsayımsaldır, ancak şirket üretimi hızla artırma konusundaki mevcut kapasitesini gerçek olarak görmektedir.