Bazı Şeyler Neden Sevimlidir?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
790 kelime 146 kel/dk

Video özeti: Video cute sözcüğünün geçmişini, bebeksi özellikleri, beynin ödül sistemini, tasarımı, genç özelliklerin korunmasını ve köpek yetiştiriciliğini bağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. be used as slang for — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir argo sözcüğün neyi anlattığını doğal biçimde söylemeyi ve anlamı kullanım düzeyinden ayırmayı öğrenin. 2. the cuter … the more — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki değişimi bağlayan ikili karşılaştırmayı tanıyın ve birinin diğeriyle arttığını anlatın. 3. not that dissimilar from — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bu yumuşatılmış olumsuz karşılaştırmanın “oldukça benzer” demek olduğunu, büyük bir fark belirtmediğini anlayın.

Bu derste

Hey Vsauce, Michael here.

0:00

Selam Vsauce, ben Michael.

And the Pet Collective offers 24-hour coverage of puppies and kittens. Kelime

0:02

Pet Collective da köpek ve kedi yavrularını günün 24 saati ekrana getiriyor.

Kelime

24-hour coverage: 24 saat kesintisiz medya yayını

Burada 24-hour coverage, hizmetin gece gündüz medya içeriği sunmaya devam etmesi anlamına gelir. Coverage kanalın sürekli sunduğu yayın içeriğini, 24-hour ise hizmetin ne kadar süre devam ettiğini belirtir.

Alıştırma

Gece gündüz erişilebilen medya yayını anlamına gelen tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The wildlife channel provides ____.

Cevabı göster

24-hour coverage

It's really cute.

0:08

Gerçekten çok sevimli.

But what is cute scientifically?

0:10

Peki bilimsel açıdan sevimlilik nedir?

I mean, why do we like soft cuddly things and

0:13

Yani yumuşak, kucaklanası şeyleri neden seviyoruz ve

why do cute things have a unique effect on us?

0:16

sevimli şeyler üzerimizde neden kendilerine özgü bir etki yaratıyor?

Well, the word cute is a shortening of acute, Kelime

0:20

Aslında İngilizcedeki “cute” kelimesi, “acute” kelimesinin kısaltılmış hâlidir,

which originally meant keen, shrewd, perceptive.

0:24

“acute” başlangıçta keskin zekâlı, kurnaz ve kavrayışlı anlamlarına geliyordu.

Kelime

a shortening of acute: acute kelimesinin kısaltılmış biçimi

X is a shortening of Y kalıbında X, daha uzun olan Y biçiminin kısaltılmasıyla oluşturulmuş bir kelime biçimidir. Bu ifade, bir kelimenin biçiminin nasıl geliştiğini açıklar. Burada cute, acute kelimesinin kısaltılmış biçimi olarak sunulur. Bu tarihsel bağlantı, cute ve acute kelimelerinin modern İngilizcede aynı anlama geldiğini göstermez.

Alıştırma

Kelime tarihiyle ilgili cümleyi dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Blog is ____ weblog.

Cevabı göster

a shortening of

About 180 years ago,

0:28

Yaklaşık 180 yıl önce,

the word cute began to be used as slang for a girl who was pretty. Kalıp ifadeler

0:30

“cute” kelimesi güzel bir kızı anlatan argo bir ifade olarak kullanılmaya başlandı.

Kalıp ifadeler

be used as slang for: argo olarak … anlamında kullanılmak

Bu yapıda be used as slang for, resmî olmayan bir sözcüğün gönderme yaptığı kişiyi, şeyi veya anlamı tanıtır. Burada cute, güzel bir kız için resmî olmayan biçimde kullanılmıştır. Yapı, sözcük veya ifade + be used as slang for + gönderme yapılan şey veya anlam biçimindedir. for’dan sonraki isim, argonun neyi ifade ettiğini gösterir; neden kullanıldığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi, ‘resmî olmayan biçimde … anlamında kullanılmak’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. In the 1990s, sick began to ____ something impressive.

Cevabı göster

be used as slang for

And after that,

0:35

Daha sonra da

it accrued a new meaning Kalıp ifadeler

0:36

yeni bir anlam kazandı

and was used to describe

0:37

ve şunları tanımlamak için kullanılmaya başladı:

cuddly, delicate, quaint,

0:39

kucaklanası, narin, hoş ve eski tarz,

precious, youthful traits.

0:42

değerli ve gençliğe özgü nitelikler.

Kalıp ifadeler

accrued a new meaning: zamanla yeni bir anlam kazandı

Accrued a new meaning, bir sözcüğün zaman içinde yavaş yavaş ek bir anlam kazandığını belirtir. Accrue, bir dönem boyunca birikmeyi veya gelişmeyi vurgular; dolayısıyla yeni anlamın tek ve kasıtlı bir eylemle verilmiş olması gerekmez. Accrue genellikle faiz, hak veya maliyet gibi sözcüklerle kullanılsa da resmî tarih ya da dilbilim yazılarında meaning gibi soyut bir nesne de alabilir. Burada new, ‘ek’ demektir; eski anlamın ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi kademeli gelişimi vurgulayan resmî hedef ifadeyle tamamlayın. Over several generations, the term ____ and came to refer to digital messages as well.

Cevabı göster

accrued a new meaning

Konrad Lorenz studied cuteness in living things

0:46

Konrad Lorenz canlılardaki sevimliliği inceledi

and put together a great specific list of what we consider cute. Öbek fiiller

0:49

ve neleri sevimli bulduğumuzu ayrıntılı bir liste hâlinde ortaya koydu.

Öbek fiiller

Put together ile liste hazırlamak

Burada put together, gerekli bilgileri toplayıp düzenleyerek bir şey oluşturmak demektir. Lorenz gözlemlerini topladı ve bunları belirli bir liste hâline getirdi. Hangi anlamın kullanıldığını nesne gösterir. Liste, rapor, plan veya sunumla birlikte put together çoğunlukla hazırlamak ya da derlemek anlamına gelir; fiziksel nesneleri yan yana koymak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu nottaki öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ a guest list before Friday.

Cevabı göster

put together

Small body size with a disproportionately large head,

0:54

Orantısız derecede büyük bir başa sahip küçük bir beden,

large eyes,

0:59

büyük gözler

and round and soft body features.

1:00

ve yuvarlak, yumuşak vücut hatları.

But why exactly do these characteristics elicit an aw response from us humans? Kalıp ifadeler

1:03

Peki bu özellikler biz insanlarda tam olarak neden “Aaa, ne tatlı!” tepkisi uyandırıyor?

Kalıp ifadeler

Elicit an aw response: “aw” tepkisi uyandırmak

Elicit an aw response ifadesinde elicit, bir tepkiyi ortaya çıkarmak veya doğmasına yol açmak demektir. Sevimli özellikler insanların aw sesiyle tepki vermesine neden olur. Elicit, bir soru, görüntü, olay veya başka bir uyaranın bir tepkiyi, yanıtı, duyguyu ya da bilgiyi ortaya çıkarmasını anlatan resmî bir fiildir. Burada aw, response sözcüğünü niteleyen bir isim gibi çalışır ve tepkinin türünü gösterir.

Alıştırma

Bir resmin tepki uyandırabileceğini resmî İngilizceyle doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. The picture may illicit an emotional response.
  2. The picture may elicit an emotional response.
Cevabı göster

The picture may elicit an emotional response.

Well, Lorenz pointed out that you can find all of those characteristics in the human baby,

1:11

Lorenz, bu özelliklerin hepsinin insan bebeklerinde bulunduğuna dikkat çekti;

which makes sense.

1:17

bu da gayet mantıklı.

If merely looking at our offspring makes us instinctively feel protective and nurturing, Dilbilgisi

1:19

Yalnızca kendi çocuklarımıza bakmak bile içgüdüsel olarak onları koruyup büyütme isteği uyandırıyorsa,

well, that's great for all of us.

1:25

bu hepimiz için harika bir şey.

Dilbilgisi

looking at our offspring makes us instinctively feel: make + nesne + yalın fiil

looking at our offspring şeklindeki -ing yapısı cümlenin öznesidir: tepkiye neden olan şey, kişinin kendi çocuklarına bakma eylemidir. Bu yapının tamamı tek bir etkinlik olarak değerlendirildiği için tekil fiil makes kullanılır. makes sonrasında us nesnedir ve feel, to almayan yalın fiildir: make + someone + feel. Instinctively, feel fiilini niteler ve koruma ile bakım verme tepkisinin kendiliğinden ortaya çıktığını gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi make fiilinin doğru biçimi, me ve feel ile tamamlayın: Looking at old photos ____ happy.

Cevabı göster

makes me feel

A fun consequence of this is that our experience of cuteness can be triggered by things that aren't human babies. Notlar

1:28

Bunun ilginç bir sonucu da insan bebeği olmayan şeylerin bizde sevimlilik hissi uyandırabilmesidir.

Anlatım akışı

A fun consequence of this is that: bir nedeni sonucuna bağlamak

A consequence of this is that kalıbı, neden ile sonucu düzenler. This, az önce açıklanan düşünceye gönderme yapar; that ile başlayan yan cümle ise bundan ne sonuç çıktığını sunar. Böylece dinleyici, konuşmacının önceki bir olgudan onun sonucuna geçtiğini anlar. Fun, hafif ve olumlu bir değerlendirme katar: sonuç ilginçtir veya hoş bir sürpriz yaratır. Bu, sonucun bir eğlence etkinliği olduğu anlamına gelmez; consequence burada yalnızca sonuç demektir ve mutlaka kötü bir şey değildir.

Alıştırma

Bir sınıfın pencerenin yanına çiçek diktiğini açıkladınız. Kelebeklerin gelmeye başlaması sonucunu hangi başlangıç doğru biçimde tanıtır?

  1. One reason for this is that
  2. A fun consequence of this is that
  3. In contrast to this
Cevabı göster

A fun consequence of this is that

Kalıp ifadeler

can be triggered by: tarafından tetiklenebilir

Can be triggered by, can + be + geçmiş zaman ortacı + by biçimindeki kiplik içeren edilgen bir yapıdır. Bir şeyin bir duyguyu, tepkiyi veya süreci başlatma ihtimali ya da kapasitesi olduğunu anlatır. Bu cümlede ortaya çıkan tepki sevimlilik deneyimimizdir; insan bebeği olmayan şeyler ise olası uyaranlardır. Buradaki trigger nötrdür: “tetiklemek” veya “başlatmak” anlamına gelir ve mutlaka travma ya da olumsuz bir durum ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için trigger sözcüğünü can ile edilgen bir yapıda kullanın: A fear response ____ a sudden loud noise.

Cevabı göster

can be triggered by

For instance, shells, bunnies, owls, and even a hammer.

1:36

Örneğin deniz kabukları, tavşanlar, baykuşlar, hatta bir çekiç.

A hammer, how can that be?

1:43

Bir çekiç mi? Bu nasıl olabilir?

Take a look at this interactive tool from the Exploratorium.

1:45

Exploratorium'un bu etkileşimli aracına bir göz atın.

A hammer is boring,

1:48

Bir çekiç sıkıcıdır,

but if we apply Lorenz's traits and make it really round and really squat,

1:50

ama Lorenz'in özelliklerini uygulayıp onu iyice yuvarlak ve bodur yaparsak,

it goes from a utilitarian tool to a cute little tiny hammer. Dilbilgisi

1:56

işlevsel bir aletten sevimli, minicik bir çekice dönüşür.

Dilbilgisi

goes from A to B: A’dan B’ye dönüşür

Go from A to B bir değişimi anlatır: A başlangıçtaki durum, kimlik veya değerlendirmedir; B ise ortaya çıkan sonuçtur. Go bu yapıda fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmeyi anlatmaz. Burada nesnenin algılanış biçimi, kullanışlı bir aletten sevimli ve küçük bir çekice dönüşür. From ve to sözcüklerinden sonraki unsurları mümkün olduğunca paralel tutun; örneğin ad öbeğine karşı ad öbeği veya sıfata karşı sıfat kullanın.

Alıştırma

Cümleyi go from A to B yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: With one update, the interface ____ cluttered ____ clean and simple.

Cevabı göster

went from · to

Oh, he's just a little hammer. Anlatım akışı

2:01

Aaa, o sadece minik bir çekiç.

Don't hurt him.

2:02

Canını yakmayın.

Anlatım akışı

Bir hammer'ı kişileştiren he/him

Konuşmacı, sıradan bir cansız nesne normalde it ile anılacakken bir çekiç için bilinçli olarak he ve him kullanıyor. Bu zamir seçimi çekici kişileştiriyor: çekiç yalnızca bir alet değil, küçük ve canlı bir karakter gibi sunuluyor. Bu çerçeveleme little ve Don't hurt him ifadelerini de destekliyor. Dinleyicide sevgi ve koruma isteği uyandırılıyor; böylece zamirler betimlemeyi tarafsız bir olgudan çok duygusal bir tepki etrafında düzenliyor.

Alıştırma

Konuşmacı hammer için neden he ve him kullanıyor?

  1. Gösterilmeyen bir erkeğe gönderimde bulunmak için.
  2. Çünkü hammer her zaman he/him zamirlerini almak zorundadır.
  3. hammer sözcüğünü kişileştirip onu küçük ve korunmaya değer göstermek için.
Cevabı göster

hammer sözcüğünü kişileştirip onu küçük ve korunmaya değer göstermek için.

It is a hammer that has become cute

2:04

Bu, sevimli hâle gelmiş bir çekiç;

because we gave it qualities that we see in our own offspring.

2:07

çünkü ona kendi çocuklarımızda gördüğümüz özellikleri verdik.

As Daniel Dennett puts it, Anlatım akışı

2:12

Daniel Dennett'ın ifadesiyle,

Anlatım akışı

Birinin ifadesini aktaran As X puts it

As Daniel Dennett puts it, sonraki sözlerin Daniel Dennett'ın bir fikri ifade etme biçimini sunduğunu gösterir. Bu yapıda put, “bir şeyi bir yere koymak” değil, “sözcüklerle ifade etmek” anlamındadır. Bu giriş ifadesi, ana cümle gelmeden önce sözlerin veya anlatımın kime ait olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp As + kişi/kaynak + puts it biçimindedir; ardından virgül ve alıntılanan ya da başka sözlerle aktarılan fikir gelir.

Alıştırma

Cümleyi Maya'nın sözlerini vurgulayan atıf ifadesiyle tamamlayın: ____, "A calm answer can stop an argument."

Cevabı göster

As Maya puts it

if human babies looked like this instead of that, Dilbilgisi

2:13

insan bebekleri şunun yerine bunun gibi görünseydi,

we would find this cute.

2:17

bunu sevimli bulurduk.

Dilbilgisi

If ... looked ..., we would find ...: varsayımsal bir koşul

if + past simple, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı, hayal edilen bir koşulu ve sonucunu anlatır. Buradaki looked, görünüşü geçmiş zamana yerleştirmez; gerçekliğe karşı varsayımsal bir alternatifi işaretler. instead of that iki olası görünüşü karşılaştırır. Değiştirilen öncül altında konuşmacı vereceğimiz yargıyı tahmin eder: bu görünüşü sevimli bulurduk. Bu kalıp, farklı veya gerçek dışı bir şimdiki zaman koşulunda ne olacağını düşünmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Varsayımsal sonucu tamamlamak için would ve parantez içindeki fiili kullanın: If our apartment had a balcony, we ____ outside more often. (eat)

Cevabı göster

would eat

And whenever we saw something that looked like it,

2:20

Ve ne zaman ona benzeyen bir şey görsek,

we would want to cuddle and snuggle with it.

2:22

ona sarılıp sokulmak isterdik.

All right,

2:25

Pekâlâ,

so we have a pretty good idea about the how and what of cute. Dilbilgisi

2:25

artık sevimliliğin ne olduğu ve nasıl işlediği hakkında epey iyi bir fikrimiz var.

Dilbilgisi

The how and what of cute: isim olarak kullanılan soru sözcükleri

Başlarına the getirildiğinde how ve what, isim benzeri kavramlar olarak kullanılır. The how yöntem veya mekanizmayı; the what ise ilgili şeyleri, özellikleri ya da içeriği belirtir. Of cute konuyu, yani sevimliliği gösterir. Bu, doğrudan bir soru değil, kısa ve yoğun bir özettir. Cümlede tüm ifade about edatının nesnesidir ve hem sevimliliğin nasıl işlediğini hem de hangi özelliklerin sevimli sayıldığını anladığımızı belirtir.

Alıştırma

"The guide explains the how and what of the process," cümlesinde "the how and what" neyi belirtir?

  1. Rehberin yanıtlamayı reddettiği iki soru
  2. Sürecin zamanı ve yeri
  3. İlgili yöntem ile içerik veya özellikler
Cevabı göster

İlgili yöntem ile içerik veya özellikler

But where is cute? Anlatım akışı

2:29

Peki sevimlilik nerede?

Anlatım akışı

But where is cute? ifadesini konum bildiren retorik bir soru olarak kullanmak

Burada cute, sanki belirli bir konumu olan bir şeymiş gibi bilinçli olarak ele alınır. Konuşmacı sevimli bir nesnenin nerede olduğunu sormaz; where, beyinde sevimlilik hissini oluşturan fiziksel temelin konumuna işaret eder. Bu kısa ve şaşırtıcı soru merak uyandırır ve konuşmayı sevimli dış özellikleri anlatmaktan beyin etkinliğini açıklamaya geçirir. Bu tür bilinçli olarak sıra dışı bir soru, soyut bir özelliği araştırma problemi olarak sunabilir; ancak anlamı çevresindeki konuya bağlıdır.

Alıştırma

Bir bilim konuşmasında “But where is cute?” sorusu ne işe yarar?

  1. Hangi bebek fotoğrafının en sevimli olduğunu sormak
  2. Sevimli bir nesnenin nereye konduğunu sormak
  3. Beynin hangi bölümünün sevimlilik hissini oluşturduğunu sormak
Cevabı göster

Beynin hangi bölümünün sevimlilik hissini oluşturduğunu sormak

Well, researchers have shown cute baby pictures to subjects while using functional MRI to track activity in the brain. Kalıp ifadeler

2:33

Araştırmacılar, fonksiyonel MR ile beyindeki etkinliği izlerken deneklere sevimli bebek fotoğrafları gösterdi.

Kalıp ifadeler

shown cute baby pictures to subjects: show something to someone kalıbı

have shown present perfect fiil grubunda shown sözcüğünden sonra önce gösterilen şey, yani cute baby pictures, ardından to ve alıcı, yani subjects gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp show something to someone şeklindedir: araştırmacılar deney malzemesini çalışmaya katılan kişilere gösterir. Burada subjects, bir deneyde incelenen kişileri ifade eder. Okul dersleri veya dil bilgisindeki özneler anlamına gelmez.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: The researchers have ____ during the study. (shown / the pictures / to / the subjects)

Cevabı göster

shown the pictures to the subjects

And sure enough, Anlatım akışı

2:41

Ve beklendiği gibi,

Anlatım akışı

sure enough: doğrulanan beklentiyi gösteren ifade

Sure enough, gerçekleşen veya keşfedilen şeyin daha önceki bir beklenti, tahmin ya da şüpheyle örtüştüğünü belirten, cümlenin tamamını etkileyen bir işarettir. Burada anlatımı hazırlık aşamasından beklenen örüntüyü doğrulayan bulguya taşır. Baştaki And, bu doğrulamayı önceki açıklamaya bağlar. Sure enough, ardından gelen sonucu değerlendirir; konuşanın yeterince emin olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte sure enough neyi bildiriyor?

  1. Konuşan yalnızca kısmen emindi.
  2. Ardından gelen bulgu önceki bir beklentiyi doğruladı.
  3. Ardından gelen sonuç tamamen beklenmedikti.
Cevabı göster

Ardından gelen bulgu önceki bir beklentiyi doğruladı.

the cuter the baby in the picture, Dilbilgisi

2:42

fotoğraftaki bebek ne kadar sevimliyse,

the more activation found right here,

2:44

tam şurada o kadar fazla etkinleşme görüldü:

Dilbilgisi

the cuter ... the more ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişimler

the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı değişen iki ölçeği birbirine bağlar: ilk bölümdeki derece değiştikçe ikinci bölümdeki derece veya miktar da onunla birlikte değişir. Bu cümlede daha fazla sevimlilik, gösterilen beyin bölgesindeki daha fazla aktivasyonla ilişkilidir. Her iki the de sıradan belirli tanımlık değil, yapıyı işaretleyen öğelerdir. Cuter, baby kelimesini nitelerken more, activation miktarını belirtir. Found, kısaltılmış anlatımdaki geçmiş zaman ortacıdır ve was sözcüğü söylenmemiştir: more activation was found here.

Alıştırma

Eşleşmeli yapıyı tamamlamak için clear ve easy sözcüklerinin karşılaştırma biçimlerini kullanın: ____ the instructions are, ____ the task becomes.

Cevabı göster

The clearer · the easier

the nucleus accumbens,

2:48

nucleus accumbens bölgesinde,

a pleasure center.

2:50

yani bir haz merkezinde.

When activated,

2:51

Burası etkinleştiğinde,

the nucleus accumbens releases dopamine.

2:53

nucleus accumbens dopamin salgılar.

It's all part of our internal reward system.

2:55

Bütün bunlar içsel ödül sistemimizin bir parçasıdır.

It's the same part of the brain targeted by cocaine and meth.

2:58

Kokain ve metamfetaminin hedef aldığı beyin bölgesi de aynıdır.

Cuteness is such a powerful force on the brain, Dilbilgisi

3:03

Sevimliliğin beyin üzerindeki etkisi öylesine güçlüdür ki

in fact, that it can affect our behaviors,

3:05

davranışlarımızı bile etkileyebilir:

Dilbilgisi

such a powerful force ... that it can affect: such ... that sonuç kalıbı

such a powerful force ... that it can affect kalıbı, bir derecenin ne kadar yüksek olduğunu ve bunun sonucunu gösterir. Such a powerful force bir ad öbeğidir: such, powerful ile ifade edilen niteliğin derecesini güçlendirirken a force tekil ve sayılabilen ismi sağlar. That ile başlayan yan cümle, bu aşırı gücün sonucunu belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim + that + sonuç cümlesidir. Buradaki in fact bir ara yorumdur; bu nedenle such ile that arasındaki bağı bozmaz.

Alıştırma

severe sözcüğünü kullanarak cümleyi such ... that kalıbıyla tamamlayın: It was ____ storm ____ all flights were canceled.

Cevabı göster

such a severe · that

what we like, what we buy. Anlatım akışı

3:08

neleri sevdiğimizi, neleri satın aldığımızı.

Anlatım akışı

what we like, what we buy: paralel what cümlecikleri

What we like ve what we buy, birbirine paralel iki ad cümleciğidir. Her birindeki what, “... olan şey veya şeyler” anlamına gelir; dolayısıyla bu cümlecikler soru sormak yerine davranışın iki alanını, yani tercihleri ve satın alımları adlandırır. Aynı what + özne + fiil yapısının tekrarlanması, bilgiyi dengeli iki ritmik birim hâlinde düzenler. İki cümlecik de daha önce belirtilen etkilenebilen davranışlar düşüncesini tamamladığı için tam bir ana cümleyi tekrarlamadan kısa biçimde sıralanabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, ana cümleyi tekrarlamadan etkilenen iki şeyi paralel what cümlecikleriyle sıralar?

  1. The app changes what we read and we share.
  2. The app changes what we read and what we share.
  3. The app changes what do we read and what do we share.
Cevabı göster

The app changes what we read and what we share.

And so it's no coincidence that the creators of cartoon characters like Mickey Mouse or Pikachu Kalıp ifadeler

3:10

Bu yüzden Mickey Mouse veya Pikachu gibi çizgi film karakterlerini yaratanların

have drawn them more and more cute over time. Dilbilgisi

3:15

onları zamanla giderek daha sevimli çizmesi tesadüf değildir.

Kalıp ifadeler

It's no coincidence that: anlamlı bir bağlantıya işaret etmek

It's no coincidence that, gözlemlenen bir olguyu tanıtır ve onu daha önce verilen bilgilerle anlamlı biçimde bağlantılı gösterir. Bu cümlede önceki gerekçe, yaratıcıların tasarım seçimlerini tesadüfi değil, bilinçli gösterir. Bu ifade dinleyiciyi bir açıklamaya yönlendirir, ancak tek başına nedenselliği kanıtlamaz. Konuşanın bağlantıyı desteklemek için yine de kanıt veya akıl yürütme sunması gerekir.

Alıştırma

Sonucun tesadüfi olmadığını göstermek için coincidence kullanan bir ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school added shaded benches last month, so it's ____ more students now eat lunch outside.

Cevabı göster

no coincidence that

Dilbilgisi

More and more cute over time: kademeli artışı anlatmak

More and more + sıfat, bir niteliğin derecesinin sürekli arttığını belirtir. more and more cute ifadesinde cute karakterleri tanımlarken, more and more sevimlilik derecesinin devamlı yükseldiğini gösterir. Over time zaman çerçevesini verir: değişim bir anda gerçekleşmek yerine bir dönem boyunca yavaş yavaş gelişir. Bu yapı birlikte kullanıldığında eğilimleri ve aşamalı değişimleri anlatmaya yarar.

Alıştırma

Cümleyi more and more ve parantez içindeki sıfatla tamamlayın: As the team simplified the menus, the app became ____ over time. (intuitive)

Cevabı göster

more and more intuitive

The Japanese concept of kawaii is a great example of this, Kültür

3:20

Japon kültüründeki “kawaii” kavramı bunun harika bir örneğidir

and it's one that's fun to quantify.

3:24

ve bunu sayısal olarak ölçmek de eğlencelidir.

Kültür

Japonların kawaii kavramı

Kawaii, sevimlilikle ve tatlı, çocuksu ya da hoş tasarımlardan oluşan belirgin bir estetikle ilişkili Japonca bir kavramdır. İngilizce medya, fikir tek bir şeye cute demekten daha geniş ve kültürel açıdan daha özgül olduğunda Japonca sözcüğü korur. Burada bu ifade, kawaii kavramını ölçülecek kültürel örnek olarak tanıtıyor. Bu bir karakterin adı değildir.

Alıştırma

Cümlede neden yalnızca cute yerine kawaii kullanılıyor?

  1. Bütün Japon tasarımlarının aynı oranlara sahip olduğu anlamına gelir.
  2. Ölçülen bir karakterin adıdır.
  3. Japon kültürüne ait bir sevimlilik kavramını ve estetiğini ifade eder.
Cevabı göster

Japon kültürüne ait bir sevimlilik kavramını ve estetiğini ifade eder.

If you're an adult,

3:26

Bir yetişkinseniz,

how many of your own heads stacked on top of each other Notlar

3:27

kendi başınızı ölçü alıp üst üste dizseniz, sizce kaç tanesi

do you think it would take to equal your height?

3:30

boyunuza eşit olurdu?

Dilbilgisi

How many ... do you think it would take to ...? yapısı

How many, gereken kafa sayısını sorar. Uzun isim öbeği how many of your own heads stacked on top of each other sorunun başına getirilir. Dinleyicinin tahminini sormak için do you think araya eklenir. Bundan sonra kalan yan cümle düz cümle dizilişini korur: would it take değil, it would take. Buradaki it, it would take X to do Y kalıbındaki biçimsel öznedir.

Alıştırma

it, would ve take sözcüklerini doğal sıraya koyarak soruyu tamamlayın: How many people do you think ____ to move the piano?

Cevabı göster

it would take

Kalıp ifadeler

stacked on top of each other: dikey düzen

Bu soruda stacked on top of each other, aynı başın hayalî birkaç kopyasının her biri diğerinin üzerinde olacak şekilde dikey olarak yerleştirilmesini anlatır. Bir insanın gerçekten birden fazla başı olduğunu söylemez. X stacked on top of each other kalıbı, X’i dikey bir yığın veya sütun olarak gösterir. Nesneleri anlatmak ve yüksekliğin nasıl ölçüldüğünü açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi dikey bir yığını anlatan tam ifadeyle tamamlayın: To save floor space, the boxes were ____ in one tall column.

Cevabı göster

stacked on top of each other

The answer for most of us is around seven and a half.

3:33

Çoğumuz için cevap yaklaşık yedi buçuktur.

But illustrations of people that are meant to make them look heroic or noble Dilbilgisi

3:37

Ancak insanları kahraman ya da soylu göstermek amacıyla yapılan çizimler,

tend to make the person around eight to eight and a half heads high.

3:41

kişiyi genellikle sekiz ila sekiz buçuk kafa boyunda gösterir.

Dilbilgisi

are meant to make them look + sıfat: amaçlanan görünüm

Are meant to, çizimlerin amaçlanan işlevini belirtir: Belirli bir izlenim yaratacak şekilde tasarlanmışlardır. Burada meant, intended yani ‘amaçlanan’ anlamındadır; bir şeyin anlamını belirtmek anlamında değildir. make them look heroic or noble içinde them, resmedilen insanları ifade eder. make + nesne + look + sıfat, birinin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak demektir. be meant to make someone look + sıfat yapısı bir bütün olarak, belirli bir görünüm yaratmayı amaçlayan tasarım tercihini anlatır.

Alıştırma

Dersteki iki yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın. The soft lighting ____ the actor ____ calm.

Cevabı göster

is meant to make · look

Cute goes the other way. Deyimler

3:46

Sevimlilikte ise tam tersi geçerlidir.

Deyimler

goes the other way: eğilimin ters yönde olması

Bu cümlede goes the other way, bir güzergâh boyunca hareket etmeyi anlatmaz. Örüntünün veya eğilimin ters yönde olduğu anlamına gelir: kahramansı tasarımlarda daha uzun oranlar, sevimli tasarımlarda ise daha kısa oranlar kullanılır. Bir sonuç veya eğilim, az önce belirtilen yönün tersine geliştiğinde go the other way kullanılabilir. Özne, bu ters örüntüyü izleyen şeyi belirtir; burada Cute, sevimli karakter tasarımını temsil eder.

Alıştırma

“Costs fell last month, but this month they went the other way,” cümlesinde “went the other way” ne anlama gelir?

  1. Maliyetler başka bir yere taşındı.
  2. Maliyetler bu ay arttı.
  3. Maliyetler farklı bir yöntemle hesaplandı.
Cevabı göster

Maliyetler bu ay arttı.

Manga characters tend to only be about five and a half

3:48

Manga karakterleri genellikle yalnızca beş buçuk

to six and a half heads tall.

3:51

ila altı buçuk kafa boyundadır.

Back to babies.

3:54

Yeniden bebeklere dönelim.

There are many other psychological factors at work Deyimler

3:56

İşin içinde başka pek çok psikolojik etken de var

that cause us to want to instinctively take care of our young.

3:58

ve bunlar çocuklarımıza içgüdüsel olarak bakmak istememize neden oluyor.

Deyimler

psychological factors at work: etkin olan etkiler

psychological factors at work ifadesindeki at work, aktif biçimde işlemek veya etkide bulunmak anlamına gelir. İfade, çeşitli zihinsel mekanizmaların yavrularla ilgilenme içgüdümüzü etkilediğini söyler; herhangi birini bir iş yerine yerleştirmez. Bu yapı factors, forces, processes ve mechanisms gibi isimlerden sonra yaygındır. Doğrudan görünmeseler bile nedenleri bir sonuca aktif biçimde katkıda bulunan etkenler olarak sunar.

Alıştırma

“Several forces are at work behind the sudden change” cümlesinde at work ne anlama gelir?

  1. Durumu aktif biçimde etkiliyorlar.
  2. Bir ofiste çalışıyorlar.
  3. Bir şeyi tamir ediyorlar.
Cevabı göster

Durumu aktif biçimde etkiliyorlar.

And to be sure, Anlatım akışı

4:03

Şurası kesin ki

some of them are decidedly not cute.

4:04

bunlardan bazıları hiç de sevimli değil.

Anlatım akışı

Bir ödünleme belirteci olarak “to be sure,”

Burada “to be sure,”, “kabul etmek gerekir ki” ya da “doğrusu” anlamına gelir. Konuşmacının kabul ettiği bir gerçeği sunar, ardından ana düşünceye bir sınır getirir. Birinden bir şeyin doğru olup olmadığını kontrol etmesini istemez. Cümlenin başında bu söylem belirteci, ana iddiadan vazgeçmeden bir noktayı kabul ederek savı düzenler.

Alıştırma

“To be sure, the plan is expensive, but it could save money later” cümlesinde “to be sure,” ne işe yarar?

  1. Planın kesinlikle para tasarrufu sağlayacağını söyler.
  2. Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından bunu dengeleyen bir nokta sunar.
  3. Birinden planın ne kadara mal olduğunu kontrol etmesini ister.
Cevabı göster

Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından bunu dengeleyen bir nokta sunar.

For instance, poopy diapers.

4:07

Örneğin kakalı bezler.

Researchers have found that mothers,

4:10

Araştırmacılar, annelerin

when exposed to soiled diapers, Dilbilgisi

4:12

kirli bezlere maruz kaldıklarında,

tend to consider the smell coming from their own child's diaper

4:15

kendi çocuklarının bezinden gelen kokuyu

to be the least terrible, Dilbilgisi

4:19

en az kötü koku olarak değerlendirme eğiliminde olduklarını buldu;

despite not knowing which diaper belonged to which kid. Dilbilgisi

4:23

üstelik hangi bezin hangi çocuğa ait olduğunu bilmedikleri hâlde.

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen yan cümle “when exposed to”

“When exposed to”, edilgen bir zaman yan cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Buradaki tam biçimi “when they are exposed to” şeklindedir. Atılan özne “they”, “mothers” sözcüğünü gösterir; geçmiş zaman ortacı “exposed” ise annelerin uyarana neden olan değil, uyaranı alan taraf olduğunu belirtir. Bu kalıp, “biri ya da bir şey X ile temas ettirildiğinde veya X'ten etkilendiğinde” anlamına gelir. Öznenin ve “be” fiilinin tekrarını önlediği için araştırmalarda ve resmî açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi “when they were exposed to” ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: The volunteers, ____ bright light, wore protective glasses.

Cevabı göster

when exposed to

Dilbilgisi

the least terrible: kötü seçenekler arasında görece en iyisi

the least + sıfat kalıbı bir üstünlük derecesidir: karşılaştırılan bir grupta ilgili niteliğe en düşük derecede sahip olan öğeyi belirtir. Burada terrible olumsuzdur; dolayısıyla the least terrible, “karşılaştırılan diğer tüm bez kokularından daha az berbat” anlamına gelir. Bu, pleasant veya good anlamına gelmez. Yalnızca birkaç kötü seçeneği sıralar ve görece daha iyi olanı seçer.

Alıştırma

Vurgulanan İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Of the three proposals, none is good, but this one is ____.

Cevabı göster

the least terrible

Dilbilgisi

despite not knowing: despite + olumsuz bir -ing öbeği

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: bilgi eksikliği normalde sonucu daha az beklenir hâle getirir, ancak sonuç yine de gerçekleşir. despite not knowing ifadesinde despite bir edattır ve not knowing olumsuz bir ulaç öbeğidir. Tekrar kullanılabilen kalıp despite + isim veya -ing öbeğidir. Burada not, -ing biçimini olumsuzlamak için knowing sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için despite sözcüğünün ardından know fiilinin olumsuz -ing biçimini kullanın: ____ the address, Mia found the café by following the signs.

Cevabı göster

Despite not knowing

When something retains juvenile traits all the way through adulthood, Kalıp ifadeler

4:26

Bir canlı gençlik özelliklerini yetişkinliğinde de koruyorsa,

it is called neoteny, Kelime

4:31

buna neoteni denir

Kalıp ifadeler

all the way through adulthood: zaman aralığının tamamını vurgulama

All the way through adulthood, bir durumun yetişkinlik evresinin tamamı boyunca ve bu evre bitmeden durmaksızın devam ettiğini belirtir. Bu cümlede gençlik özellikleri kesintisiz biçimde korunur; kaybolup daha sonra yeniden ortaya çıkmaz. all the way through + zaman dönemi yapısı, through sözcüğüne vurgu katar. Bir evrenin veya sürecin hem kesintisizliğini hem de tam kapsamını öne çıkarır.

Alıştırma

Tüm dönemi vurgulayan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The free classes run ____ the summer.

Cevabı göster

all the way through

Kelime

neoteny: gençlik özelliklerinin yetişkinlikte korunması

Neoteni, bir canlının yetişkinliğe ulaştıktan sonra gençlik dönemine ait fiziksel veya gelişimsel özellikleri korumasıdır. Burada bu sözcük, when yan cümlesinde tarif edilen örüntüye ad verir. Sözcük yalnızca genç olmak, çocukça davranmak veya sevimli görünmek anlamına gelmez. Belirleyici fikir, yaşamın daha önceki bir evresine ait özelliklerin yetişkin biçiminde kalmasıdır.

Alıştırma

Hangi durum neoteniyi en iyi örnekler?

  1. Yetişkin bir semenderde normalde larvalarla ilişkilendirilen solungaçlar hâlâ bulunur.
  2. Yetişkin bir köpek yeni bir numara öğrenir.
  3. Bir köpek yavrusu henüz yetişkinliğe ulaşmamıştır.
Cevabı göster

Yetişkin bir semenderde normalde larvalarla ilişkilendirilen solungaçlar hâlâ bulunur.

and we love it,

4:33

ve biz bunu çok severiz,

especially in animals that we keep as pets.

4:34

özellikle de evcil hayvan olarak beslediklerimizde.

Of course,

4:38

Elbette,

us humans have selectively bred all kinds of animals Kelime

4:39

biz insanlar her tür hayvanı seçerek çiftleştirdik

to make each generation more and more useful to us.

4:42

ve her nesli bizim için giderek daha yararlı hâle getirdik.

Kelime

selectively bred: istenen özellikler için ebeveyn seçimi

Bu cümlede selectively bred, insanların istenen özelliklere sahip hayvanları üremeleri için bilinçli olarak seçtiği anlamına gelir. Bred, breed fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; selectively ise seçimin belirli özelliklere göre yapıldığını gösterir. Bu süreç birçok nesil boyunca gerçekleşir ve söz konusu özellikler giderek yaygınlaşır. Buradaki breed, kalıtsal özellikler elde etmek için üremeyi kontrol etmek demektir; yalnızca hayvanları beslemek, büyütmek veya onlarla ilgilenmek değildir.

Alıştırma

İstenen özellikleri aktarmak üzere ebeveyn seçmek anlamındaki iki sözcüklü İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: These cattle were ____ for heat tolerance.

Cevabı göster

selectively bred

But the dog may be the animal that we have spent the most time designing, Dilbilgisi

4:46

Ama belki de tasarlamaya en çok zaman ayırdığımız hayvan köpektir;

Dilbilgisi

spend the most time designing: üstünlük biçimiyle spend time doing yapısı

Bu ilgi cümleciği spend + süre + -ing yapısını kullanır: we have spent the most time designing [the dog]. The most, bu süreyi diğer hayvanları şekillendirmek için harcanan süreyle karşılaştırır. İlgi cümleciğinde dog, designing fiilinin anlamca nesnesidir. Buradaki designing mecazidir: insanlar köpeği tek seferde planlamadı. İfade, birçok nesil boyunca süren seçici üretimi hayvanın özelliklerini şekillendiren uzun bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi spend the most time answering ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Of all the support agents, Lina ____ customer questions.

Cevabı göster

spent the most time answering

making each generation better at hunting

4:52

her yeni nesli avcılıkta daha iyi olacak

or better at staying cuter for longer.

4:55

ya da daha uzun süre sevimli kalacak şekilde yetiştirdik.

Dogs like this have been designed by us Dilbilgisi

5:00

Bunun gibi köpekleri biz tasarladık;

to look, grow, and behave in ways that we want,

5:04

istediğimiz gibi görünmeleri, büyümeleri ve davranmaları için.

Dilbilgisi

have been designed by us to: present perfect edilgen, eyleyen ve amaç

Have been designed, have + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect edilgen biçimidir. Seçimi yapan insanları değil köpekleri dil bilgisel özne yapar ve köpeklerin bugünkü özelliklerini önceki nesiller boyunca süren bir sürecin sonucu olarak sunar. By us, bu süreçten sorumlu olan eyleyeni belirtir. Ardından gelen to’lu mastar, belirli biçimlerde görünme, büyüme ve davranma şeklindeki amaçlanan sonucu veya amacı bildirir. Buradaki to, amaç öbeğine aittir; edilgen yapının kendi parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi design fiilinin present perfect edilgen biçimi ve make fiiliyle kurulan amaç mastarıyla tamamlayın: After several updates, the controls ____ by the team ____ the app easier for first-time users.

Cevabı göster

have been designed · to make

not that dissimilar from how we would design, say, a DVD player and its features. Dilbilgisi

5:08

Bu, örneğin bir DVD oynatıcıyı ve özelliklerini tasarlamamızdan pek de farklı değil.

Dilbilgisi

not that dissimilar from: yumuşatılmış bir benzerlik ifadesi

not that dissimilar from ifadesinde that, “o kadar” veya “o derece” anlamına gelen bir derece zarfıdır. Olumsuzluk that dissimilar bölümünün tamamını kapsar; dolayısıyla ifade “o kadar farklı değil” demektir ve genellikle iki şeyin oldukça benzer olduğunu ima eder. Bu, ölçülü bir karşılaştırmadır; iki şeyin özdeş olduğu iddiası değildir. Konuşan kişi bazı farklılıkları kabul ederken temel sürecin karşılaştırılabilir olduğunu vurgulayabilir.

Alıştırma

“The new schedule is not that dissimilar from the old one,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. İki program tam olarak özdeş.
  2. İki program oldukça benzer, ancak mutlaka özdeş değiller.
  3. Konuşan kişi iki programı karşılaştırmadı.
  4. İki program tamamen farklı.
Cevabı göster

İki program oldukça benzer, ancak mutlaka özdeş değiller.

So whether it's staying cute forever Dilbilgisi

5:13

Dolayısıyla ister sonsuza dek sevimli kalmak,

or just being a really great hunting companion,

5:16

ister yalnızca çok iyi bir av arkadaşı olmak söz konusu olsun,

Dilbilgisi

whether it's A or B: tek bir sonucun kapsadığı seçenekler

whether it's A or B yan cümlesi iki olasılıktan oluşan bir alan açar. Burada A staying cute forever, B ise being a really great hunting companion ifadesidir; ikisi de insanların yetiştirme yoluyla elde etmek isteyebileceği özelliklerdir. Whether burada soru sormaz. Ana yargının hangi olasılık doğru olursa olsun geçerli olduğunu belirtir. Seçenekler dilbilgisi bakımından paralel olmalıdır. Bu cümlede staying ve being sözcüklerinin ikisi de -ing biçimindedir; böylece dinleyen kişi bunları yapıları eşleşen iki olasılık olarak algılar.

Alıştırma

İki etkinliğin aynı sonuca ulaşması için cümleyi whether it's ... or ile tamamlayın: ____ reading quietly ____ discussing the story with friends, Leo learns something new.

Cevabı göster

Whether it's · or

the modern dog, more than any other animal,

5:19

modern köpek, diğer bütün hayvanlara kıyasla,

could be considered not so much a consequence of nature Dilbilgisi

5:22

doğanın bir sonucu olmaktan ziyade

as much as it is a piece of human technology. Deyimler

5:26

insan teknolojisinin bir ürünü sayılabilir.

Dilbilgisi

not so much A as B: vurguyu B'ye kaydırmak

Genişletilmiş not so much A as much as it is B ifadesi, iki tanımın ağırlığını yeniden ayarlar. Yeniden kullanılabilir standart kalıp not so much A as B'dir: A'da bir miktar doğruluk olabilir, ancak B daha doğru ya da daha önemli tanım olarak sunulur. Burada consequence of nature daha az vurgulanan sınıflandırma, piece of human technology ise daha güçlü olan sınıflandırmadır. Kastedilen, doğanın hiçbir rolü olmadığı değildir; insanların bilinçli yetiştirme faaliyetlerinin modern köpeği daha iyi açıkladığıdır.

Alıştırma

Vurguyu yeniden ayarlayan not so much A as B kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The meeting was ____ a debate ____ a careful exchange of ideas.

Cevabı göster

not so much · as

Deyimler

Bir mecaz olarak a piece of human technology

Bu cümlede a piece of human technology, modern köpeği insanların seçici yetiştirme yoluyla bilinçli biçimde şekillendirdiği bir varlık olarak sunan mecazdır. Buradaki technology, yalnızca elektronik cihazlar veya makineler değil, daha geniş anlamıyla insanın pratik tasarımıdır. Bu mecaz, nesiller boyunca süren amaçlı etkiyi vurgular. Köpeğin cansız olduğu veya gerçek anlamda üretildiği söylenmez; köpeklerin birçok özelliği, insanların tekrarlanan seçimlerinin sonucu olarak gösterilir.

Alıştırma

Bu cümlede a piece of human technology, köpek hakkında ne anlatıyor?

  1. Köpeği doğa değil, yalnızca teknolojik araçlar etkilemiştir.
  2. Köpek, bir fabrikada üretilmiş gerçek bir elektronik makinedir.
  3. Köpeğin birçok özelliği, nesiller boyunca insanlar tarafından bilinçli biçimde şekillendirilmiştir.
Cevabı göster

Köpeğin birçok özelliği, nesiller boyunca insanlar tarafından bilinçli biçimde şekillendirilmiştir.

As Science Friday puts it,

5:30

Science Friday'in ifadesiyle,

the dog is man's best friend Anlatım akışı

5:32

köpek insanın en iyi dostudur,

because it may be man's best invention.

5:35

çünkü belki de insanın en iyi icadıdır.

Anlatım akışı

man's best friend ifadesinden man's best invention ifadesine

Man's best friend, köpeği insanlığın sadık yoldaşı olarak sunan tanıdık bir deyiştir. Cümle, dinleyicilerin tanıyacağı ortak bilgi olarak önce bu ifadeyi verir. Ardından man's best bölümünü tekrar eder ve friend yerine invention kullanır. Bu paralel yapı, seçici yetiştirme konusundaki savı kısa ve etkili bir sonuca dönüştürür: Köpeklerin insanlara yakın olmasının bir nedeni, insanların onları şekillendirmeye yardım etmiş olması olabilir. Invention sözcüğü retoriktir; tek bir kişinin köpekleri gerçekten icat ettiği iddiası değildir.

Alıştırma

Son bölümün nasıl düzenlendiğini en iyi hangi açıklama anlatıyor?

  1. Tanıdık man's best friend ifadesiyle başlar, man's best bölümünü tekrar eder ve akılda kalıcı bir sonuç oluşturmak için friend yerine invention kullanır.
  2. Köpeklerle ilgili birbiriyle bağlantısız iki tanım verir ve sonra ilkini düzeltir.
  3. Gerçek anlamlı bilimsel bir iddiada friend ile invention sözcüklerini tam eş anlamlı olarak kullanır.
Cevabı göster

Tanıdık man's best friend ifadesiyle başlar, man's best bölümünü tekrar eder ve akılda kalıcı bir sonuç oluşturmak için friend yerine invention kullanır.

So go pet a cute dog today.

5:39

O hâlde bugün sevimli bir köpeği okşayın.

And as always,

5:41

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

5:42

izlediğiniz için teşekkürler.