Bazı Şeyler Neden Sevimlidir?: İngilizce çalışma notları
Vsauce
Video özeti: Video cute sözcüğünün geçmişini, bebeksi özellikleri, beynin ödül sistemini, tasarımı, genç özelliklerin korunmasını ve köpek yetiştiriciliğini bağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. be used as slang for — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir argo sözcüğün neyi anlattığını doğal biçimde söylemeyi ve anlamı kullanım düzeyinden ayırmayı öğrenin. 2. the cuter … the more — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: iki değişimi bağlayan ikili karşılaştırmayı tanıyın ve birinin diğeriyle arttığını anlatın. 3. not that dissimilar from — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bu yumuşatılmış olumsuz karşılaştırmanın “oldukça benzer” demek olduğunu, büyük bir fark belirtmediğini anlayın.
Bu derste
And the Pet Collective offers 24-hour coverage of puppies and kittens. Kelime
0:02Pet Collective da köpek ve kedi yavrularını günün 24 saati ekrana getiriyor.
24-hour coverage: 24 saat kesintisiz medya yayını
Burada 24-hour coverage, hizmetin gece gündüz medya içeriği sunmaya devam etmesi anlamına gelir. Coverage kanalın sürekli sunduğu yayın içeriğini, 24-hour ise hizmetin ne kadar süre devam ettiğini belirtir.
Alıştırma
Gece gündüz erişilebilen medya yayını anlamına gelen tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The wildlife channel provides ____.
Cevabı göster
24-hour coverage
I mean, why do we like soft cuddly things and
0:13Yani yumuşak, kucaklanası şeyleri neden seviyoruz ve
why do cute things have a unique effect on us?
0:16sevimli şeyler üzerimizde neden kendilerine özgü bir etki yaratıyor?
which originally meant keen, shrewd, perceptive.
0:24“acute” başlangıçta keskin zekâlı, kurnaz ve kavrayışlı anlamlarına geliyordu.
a shortening of acute: acute kelimesinin kısaltılmış biçimi
X is a shortening of Y kalıbında X, daha uzun olan Y biçiminin kısaltılmasıyla oluşturulmuş bir kelime biçimidir. Bu ifade, bir kelimenin biçiminin nasıl geliştiğini açıklar. Burada cute, acute kelimesinin kısaltılmış biçimi olarak sunulur. Bu tarihsel bağlantı, cute ve acute kelimelerinin modern İngilizcede aynı anlama geldiğini göstermez.
Alıştırma
Kelime tarihiyle ilgili cümleyi dersteki tam ifadeyle tamamlayın: Blog is ____ weblog.
Cevabı göster
a shortening of
the word cute began to be used as slang for a girl who was pretty. Kalıp ifadeler
0:30“cute” kelimesi güzel bir kızı anlatan argo bir ifade olarak kullanılmaya başlandı.
be used as slang for: argo olarak … anlamında kullanılmak
Bu yapıda be used as slang for, resmî olmayan bir sözcüğün gönderme yaptığı kişiyi, şeyi veya anlamı tanıtır. Burada cute, güzel bir kız için resmî olmayan biçimde kullanılmıştır. Yapı, sözcük veya ifade + be used as slang for + gönderme yapılan şey veya anlam biçimindedir. for’dan sonraki isim, argonun neyi ifade ettiğini gösterir; neden kullanıldığını göstermez.
Alıştırma
Cümleyi, ‘resmî olmayan biçimde … anlamında kullanılmak’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın. In the 1990s, sick began to ____ something impressive.
Cevabı göster
be used as slang for
accrued a new meaning: zamanla yeni bir anlam kazandı
Accrued a new meaning, bir sözcüğün zaman içinde yavaş yavaş ek bir anlam kazandığını belirtir. Accrue, bir dönem boyunca birikmeyi veya gelişmeyi vurgular; dolayısıyla yeni anlamın tek ve kasıtlı bir eylemle verilmiş olması gerekmez. Accrue genellikle faiz, hak veya maliyet gibi sözcüklerle kullanılsa da resmî tarih ya da dilbilim yazılarında meaning gibi soyut bir nesne de alabilir. Burada new, ‘ek’ demektir; eski anlamın ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi kademeli gelişimi vurgulayan resmî hedef ifadeyle tamamlayın. Over several generations, the term ____ and came to refer to digital messages as well.
Cevabı göster
accrued a new meaning
Konrad Lorenz studied cuteness in living things
0:46Konrad Lorenz canlılardaki sevimliliği inceledi
and put together a great specific list of what we consider cute. Öbek fiiller
0:49ve neleri sevimli bulduğumuzu ayrıntılı bir liste hâlinde ortaya koydu.
Put together ile liste hazırlamak
Burada put together, gerekli bilgileri toplayıp düzenleyerek bir şey oluşturmak demektir. Lorenz gözlemlerini topladı ve bunları belirli bir liste hâline getirdi. Hangi anlamın kullanıldığını nesne gösterir. Liste, rapor, plan veya sunumla birlikte put together çoğunlukla hazırlamak ya da derlemek anlamına gelir; fiziksel nesneleri yan yana koymak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu nottaki öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ a guest list before Friday.
Cevabı göster
put together
Small body size with a disproportionately large head,
0:54Orantısız derecede büyük bir başa sahip küçük bir beden,
But why exactly do these characteristics elicit an aw response from us humans? Kalıp ifadeler
1:03Peki bu özellikler biz insanlarda tam olarak neden “Aaa, ne tatlı!” tepkisi uyandırıyor?
Elicit an aw response: “aw” tepkisi uyandırmak
Elicit an aw response ifadesinde elicit, bir tepkiyi ortaya çıkarmak veya doğmasına yol açmak demektir. Sevimli özellikler insanların aw sesiyle tepki vermesine neden olur. Elicit, bir soru, görüntü, olay veya başka bir uyaranın bir tepkiyi, yanıtı, duyguyu ya da bilgiyi ortaya çıkarmasını anlatan resmî bir fiildir. Burada aw, response sözcüğünü niteleyen bir isim gibi çalışır ve tepkinin türünü gösterir.
Alıştırma
Bir resmin tepki uyandırabileceğini resmî İngilizceyle doğru anlatan cümle hangisidir?
- The picture may illicit an emotional response.
- The picture may elicit an emotional response.
Cevabı göster
The picture may elicit an emotional response.
Well, Lorenz pointed out that you can find all of those characteristics in the human baby,
1:11Lorenz, bu özelliklerin hepsinin insan bebeklerinde bulunduğuna dikkat çekti;
If merely looking at our offspring makes us instinctively feel protective and nurturing, Dilbilgisi
1:19Yalnızca kendi çocuklarımıza bakmak bile içgüdüsel olarak onları koruyup büyütme isteği uyandırıyorsa,
looking at our offspring makes us instinctively feel: make + nesne + yalın fiil
looking at our offspring şeklindeki -ing yapısı cümlenin öznesidir: tepkiye neden olan şey, kişinin kendi çocuklarına bakma eylemidir. Bu yapının tamamı tek bir etkinlik olarak değerlendirildiği için tekil fiil makes kullanılır. makes sonrasında us nesnedir ve feel, to almayan yalın fiildir: make + someone + feel. Instinctively, feel fiilini niteler ve koruma ile bakım verme tepkisinin kendiliğinden ortaya çıktığını gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi make fiilinin doğru biçimi, me ve feel ile tamamlayın: Looking at old photos ____ happy.
Cevabı göster
makes me feel
A fun consequence of this is that our experience of cuteness can be triggered by things that aren't human babies. Notlar
1:28Bunun ilginç bir sonucu da insan bebeği olmayan şeylerin bizde sevimlilik hissi uyandırabilmesidir.
A fun consequence of this is that: bir nedeni sonucuna bağlamak
A consequence of this is that kalıbı, neden ile sonucu düzenler. This, az önce açıklanan düşünceye gönderme yapar; that ile başlayan yan cümle ise bundan ne sonuç çıktığını sunar. Böylece dinleyici, konuşmacının önceki bir olgudan onun sonucuna geçtiğini anlar. Fun, hafif ve olumlu bir değerlendirme katar: sonuç ilginçtir veya hoş bir sürpriz yaratır. Bu, sonucun bir eğlence etkinliği olduğu anlamına gelmez; consequence burada yalnızca sonuç demektir ve mutlaka kötü bir şey değildir.
Alıştırma
Bir sınıfın pencerenin yanına çiçek diktiğini açıkladınız. Kelebeklerin gelmeye başlaması sonucunu hangi başlangıç doğru biçimde tanıtır?
- One reason for this is that
- A fun consequence of this is that
- In contrast to this
Cevabı göster
A fun consequence of this is that
can be triggered by: tarafından tetiklenebilir
Can be triggered by, can + be + geçmiş zaman ortacı + by biçimindeki kiplik içeren edilgen bir yapıdır. Bir şeyin bir duyguyu, tepkiyi veya süreci başlatma ihtimali ya da kapasitesi olduğunu anlatır. Bu cümlede ortaya çıkan tepki sevimlilik deneyimimizdir; insan bebeği olmayan şeyler ise olası uyaranlardır. Buradaki trigger nötrdür: “tetiklemek” veya “başlatmak” anlamına gelir ve mutlaka travma ya da olumsuz bir durum ifade etmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için trigger sözcüğünü can ile edilgen bir yapıda kullanın: A fear response ____ a sudden loud noise.
Cevabı göster
can be triggered by
For instance, shells, bunnies, owls, and even a hammer.
1:36Örneğin deniz kabukları, tavşanlar, baykuşlar, hatta bir çekiç.
Take a look at this interactive tool from the Exploratorium.
1:45Exploratorium'un bu etkileşimli aracına bir göz atın.
but if we apply Lorenz's traits and make it really round and really squat,
1:50ama Lorenz'in özelliklerini uygulayıp onu iyice yuvarlak ve bodur yaparsak,
it goes from a utilitarian tool to a cute little tiny hammer. Dilbilgisi
1:56işlevsel bir aletten sevimli, minicik bir çekice dönüşür.
goes from A to B: A’dan B’ye dönüşür
Go from A to B bir değişimi anlatır: A başlangıçtaki durum, kimlik veya değerlendirmedir; B ise ortaya çıkan sonuçtur. Go bu yapıda fiziksel olarak bir yerden başka bir yere gitmeyi anlatmaz. Burada nesnenin algılanış biçimi, kullanışlı bir aletten sevimli ve küçük bir çekice dönüşür. From ve to sözcüklerinden sonraki unsurları mümkün olduğunca paralel tutun; örneğin ad öbeğine karşı ad öbeği veya sıfata karşı sıfat kullanın.
Alıştırma
Cümleyi go from A to B yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: With one update, the interface ____ cluttered ____ clean and simple.
Cevabı göster
went from · to
Bir hammer'ı kişileştiren he/him
Konuşmacı, sıradan bir cansız nesne normalde it ile anılacakken bir çekiç için bilinçli olarak he ve him kullanıyor. Bu zamir seçimi çekici kişileştiriyor: çekiç yalnızca bir alet değil, küçük ve canlı bir karakter gibi sunuluyor. Bu çerçeveleme little ve Don't hurt him ifadelerini de destekliyor. Dinleyicide sevgi ve koruma isteği uyandırılıyor; böylece zamirler betimlemeyi tarafsız bir olgudan çok duygusal bir tepki etrafında düzenliyor.
Alıştırma
Konuşmacı hammer için neden he ve him kullanıyor?
- Gösterilmeyen bir erkeğe gönderimde bulunmak için.
- Çünkü hammer her zaman he/him zamirlerini almak zorundadır.
- hammer sözcüğünü kişileştirip onu küçük ve korunmaya değer göstermek için.
Cevabı göster
hammer sözcüğünü kişileştirip onu küçük ve korunmaya değer göstermek için.
because we gave it qualities that we see in our own offspring.
2:07çünkü ona kendi çocuklarımızda gördüğümüz özellikleri verdik.
Birinin ifadesini aktaran As X puts it
As Daniel Dennett puts it, sonraki sözlerin Daniel Dennett'ın bir fikri ifade etme biçimini sunduğunu gösterir. Bu yapıda put, “bir şeyi bir yere koymak” değil, “sözcüklerle ifade etmek” anlamındadır. Bu giriş ifadesi, ana cümle gelmeden önce sözlerin veya anlatımın kime ait olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp As + kişi/kaynak + puts it biçimindedir; ardından virgül ve alıntılanan ya da başka sözlerle aktarılan fikir gelir.
Alıştırma
Cümleyi Maya'nın sözlerini vurgulayan atıf ifadesiyle tamamlayın: ____, "A calm answer can stop an argument."
Cevabı göster
As Maya puts it
if human babies looked like this instead of that, Dilbilgisi
2:13insan bebekleri şunun yerine bunun gibi görünseydi,
If ... looked ..., we would find ...: varsayımsal bir koşul
if + past simple, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı, hayal edilen bir koşulu ve sonucunu anlatır. Buradaki looked, görünüşü geçmiş zamana yerleştirmez; gerçekliğe karşı varsayımsal bir alternatifi işaretler. instead of that iki olası görünüşü karşılaştırır. Değiştirilen öncül altında konuşmacı vereceğimiz yargıyı tahmin eder: bu görünüşü sevimli bulurduk. Bu kalıp, farklı veya gerçek dışı bir şimdiki zaman koşulunda ne olacağını düşünmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Varsayımsal sonucu tamamlamak için would ve parantez içindeki fiili kullanın: If our apartment had a balcony, we ____ outside more often. (eat)
Cevabı göster
would eat
so we have a pretty good idea about the how and what of cute. Dilbilgisi
2:25artık sevimliliğin ne olduğu ve nasıl işlediği hakkında epey iyi bir fikrimiz var.
The how and what of cute: isim olarak kullanılan soru sözcükleri
Başlarına the getirildiğinde how ve what, isim benzeri kavramlar olarak kullanılır. The how yöntem veya mekanizmayı; the what ise ilgili şeyleri, özellikleri ya da içeriği belirtir. Of cute konuyu, yani sevimliliği gösterir. Bu, doğrudan bir soru değil, kısa ve yoğun bir özettir. Cümlede tüm ifade about edatının nesnesidir ve hem sevimliliğin nasıl işlediğini hem de hangi özelliklerin sevimli sayıldığını anladığımızı belirtir.
Alıştırma
"The guide explains the how and what of the process," cümlesinde "the how and what" neyi belirtir?
- Rehberin yanıtlamayı reddettiği iki soru
- Sürecin zamanı ve yeri
- İlgili yöntem ile içerik veya özellikler
Cevabı göster
İlgili yöntem ile içerik veya özellikler
But where is cute? ifadesini konum bildiren retorik bir soru olarak kullanmak
Burada cute, sanki belirli bir konumu olan bir şeymiş gibi bilinçli olarak ele alınır. Konuşmacı sevimli bir nesnenin nerede olduğunu sormaz; where, beyinde sevimlilik hissini oluşturan fiziksel temelin konumuna işaret eder. Bu kısa ve şaşırtıcı soru merak uyandırır ve konuşmayı sevimli dış özellikleri anlatmaktan beyin etkinliğini açıklamaya geçirir. Bu tür bilinçli olarak sıra dışı bir soru, soyut bir özelliği araştırma problemi olarak sunabilir; ancak anlamı çevresindeki konuya bağlıdır.
Alıştırma
Bir bilim konuşmasında “But where is cute?” sorusu ne işe yarar?
- Hangi bebek fotoğrafının en sevimli olduğunu sormak
- Sevimli bir nesnenin nereye konduğunu sormak
- Beynin hangi bölümünün sevimlilik hissini oluşturduğunu sormak
Cevabı göster
Beynin hangi bölümünün sevimlilik hissini oluşturduğunu sormak
Well, researchers have shown cute baby pictures to subjects while using functional MRI to track activity in the brain. Kalıp ifadeler
2:33Araştırmacılar, fonksiyonel MR ile beyindeki etkinliği izlerken deneklere sevimli bebek fotoğrafları gösterdi.
shown cute baby pictures to subjects: show something to someone kalıbı
have shown present perfect fiil grubunda shown sözcüğünden sonra önce gösterilen şey, yani cute baby pictures, ardından to ve alıcı, yani subjects gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp show something to someone şeklindedir: araştırmacılar deney malzemesini çalışmaya katılan kişilere gösterir. Burada subjects, bir deneyde incelenen kişileri ifade eder. Okul dersleri veya dil bilgisindeki özneler anlamına gelmez.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: The researchers have ____ during the study. (shown / the pictures / to / the subjects)
Cevabı göster
shown the pictures to the subjects
sure enough: doğrulanan beklentiyi gösteren ifade
Sure enough, gerçekleşen veya keşfedilen şeyin daha önceki bir beklenti, tahmin ya da şüpheyle örtüştüğünü belirten, cümlenin tamamını etkileyen bir işarettir. Burada anlatımı hazırlık aşamasından beklenen örüntüyü doğrulayan bulguya taşır. Baştaki And, bu doğrulamayı önceki açıklamaya bağlar. Sure enough, ardından gelen sonucu değerlendirir; konuşanın yeterince emin olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekte sure enough neyi bildiriyor?
- Konuşan yalnızca kısmen emindi.
- Ardından gelen bulgu önceki bir beklentiyi doğruladı.
- Ardından gelen sonuç tamamen beklenmedikti.
Cevabı göster
Ardından gelen bulgu önceki bir beklentiyi doğruladı.
the cuter ... the more ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişimler
the + comparative ..., the + comparative ... kalıbı değişen iki ölçeği birbirine bağlar: ilk bölümdeki derece değiştikçe ikinci bölümdeki derece veya miktar da onunla birlikte değişir. Bu cümlede daha fazla sevimlilik, gösterilen beyin bölgesindeki daha fazla aktivasyonla ilişkilidir. Her iki the de sıradan belirli tanımlık değil, yapıyı işaretleyen öğelerdir. Cuter, baby kelimesini nitelerken more, activation miktarını belirtir. Found, kısaltılmış anlatımdaki geçmiş zaman ortacıdır ve was sözcüğü söylenmemiştir: more activation was found here.
Alıştırma
Eşleşmeli yapıyı tamamlamak için clear ve easy sözcüklerinin karşılaştırma biçimlerini kullanın: ____ the instructions are, ____ the task becomes.
Cevabı göster
The clearer · the easier
It's all part of our internal reward system.
2:55Bütün bunlar içsel ödül sistemimizin bir parçasıdır.
It's the same part of the brain targeted by cocaine and meth.
2:58Kokain ve metamfetaminin hedef aldığı beyin bölgesi de aynıdır.
Cuteness is such a powerful force on the brain, Dilbilgisi
3:03Sevimliliğin beyin üzerindeki etkisi öylesine güçlüdür ki
such a powerful force ... that it can affect: such ... that sonuç kalıbı
such a powerful force ... that it can affect kalıbı, bir derecenin ne kadar yüksek olduğunu ve bunun sonucunu gösterir. Such a powerful force bir ad öbeğidir: such, powerful ile ifade edilen niteliğin derecesini güçlendirirken a force tekil ve sayılabilen ismi sağlar. That ile başlayan yan cümle, bu aşırı gücün sonucunu belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp such + a/an + sıfat + tekil sayılabilen isim + that + sonuç cümlesidir. Buradaki in fact bir ara yorumdur; bu nedenle such ile that arasındaki bağı bozmaz.
Alıştırma
severe sözcüğünü kullanarak cümleyi such ... that kalıbıyla tamamlayın: It was ____ storm ____ all flights were canceled.
Cevabı göster
such a severe · that
what we like, what we buy: paralel what cümlecikleri
What we like ve what we buy, birbirine paralel iki ad cümleciğidir. Her birindeki what, “... olan şey veya şeyler” anlamına gelir; dolayısıyla bu cümlecikler soru sormak yerine davranışın iki alanını, yani tercihleri ve satın alımları adlandırır. Aynı what + özne + fiil yapısının tekrarlanması, bilgiyi dengeli iki ritmik birim hâlinde düzenler. İki cümlecik de daha önce belirtilen etkilenebilen davranışlar düşüncesini tamamladığı için tam bir ana cümleyi tekrarlamadan kısa biçimde sıralanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, ana cümleyi tekrarlamadan etkilenen iki şeyi paralel what cümlecikleriyle sıralar?
- The app changes what we read and we share.
- The app changes what we read and what we share.
- The app changes what do we read and what do we share.
Cevabı göster
The app changes what we read and what we share.
And so it's no coincidence that the creators of cartoon characters like Mickey Mouse or Pikachu Kalıp ifadeler
3:10Bu yüzden Mickey Mouse veya Pikachu gibi çizgi film karakterlerini yaratanların
have drawn them more and more cute over time. Dilbilgisi
3:15onları zamanla giderek daha sevimli çizmesi tesadüf değildir.
It's no coincidence that: anlamlı bir bağlantıya işaret etmek
It's no coincidence that, gözlemlenen bir olguyu tanıtır ve onu daha önce verilen bilgilerle anlamlı biçimde bağlantılı gösterir. Bu cümlede önceki gerekçe, yaratıcıların tasarım seçimlerini tesadüfi değil, bilinçli gösterir. Bu ifade dinleyiciyi bir açıklamaya yönlendirir, ancak tek başına nedenselliği kanıtlamaz. Konuşanın bağlantıyı desteklemek için yine de kanıt veya akıl yürütme sunması gerekir.
Alıştırma
Sonucun tesadüfi olmadığını göstermek için coincidence kullanan bir ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school added shaded benches last month, so it's ____ more students now eat lunch outside.
Cevabı göster
no coincidence that
More and more cute over time: kademeli artışı anlatmak
More and more + sıfat, bir niteliğin derecesinin sürekli arttığını belirtir. more and more cute ifadesinde cute karakterleri tanımlarken, more and more sevimlilik derecesinin devamlı yükseldiğini gösterir. Over time zaman çerçevesini verir: değişim bir anda gerçekleşmek yerine bir dönem boyunca yavaş yavaş gelişir. Bu yapı birlikte kullanıldığında eğilimleri ve aşamalı değişimleri anlatmaya yarar.
Alıştırma
Cümleyi more and more ve parantez içindeki sıfatla tamamlayın: As the team simplified the menus, the app became ____ over time. (intuitive)
Cevabı göster
more and more intuitive
Japonların kawaii kavramı
Kawaii, sevimlilikle ve tatlı, çocuksu ya da hoş tasarımlardan oluşan belirgin bir estetikle ilişkili Japonca bir kavramdır. İngilizce medya, fikir tek bir şeye cute demekten daha geniş ve kültürel açıdan daha özgül olduğunda Japonca sözcüğü korur. Burada bu ifade, kawaii kavramını ölçülecek kültürel örnek olarak tanıtıyor. Bu bir karakterin adı değildir.
Alıştırma
Cümlede neden yalnızca cute yerine kawaii kullanılıyor?
- Bütün Japon tasarımlarının aynı oranlara sahip olduğu anlamına gelir.
- Ölçülen bir karakterin adıdır.
- Japon kültürüne ait bir sevimlilik kavramını ve estetiğini ifade eder.
Cevabı göster
Japon kültürüne ait bir sevimlilik kavramını ve estetiğini ifade eder.
How many ... do you think it would take to ...? yapısı
How many, gereken kafa sayısını sorar. Uzun isim öbeği how many of your own heads stacked on top of each other sorunun başına getirilir. Dinleyicinin tahminini sormak için do you think araya eklenir. Bundan sonra kalan yan cümle düz cümle dizilişini korur: would it take değil, it would take. Buradaki it, it would take X to do Y kalıbındaki biçimsel öznedir.
Alıştırma
it, would ve take sözcüklerini doğal sıraya koyarak soruyu tamamlayın: How many people do you think ____ to move the piano?
Cevabı göster
it would take
stacked on top of each other: dikey düzen
Bu soruda stacked on top of each other, aynı başın hayalî birkaç kopyasının her biri diğerinin üzerinde olacak şekilde dikey olarak yerleştirilmesini anlatır. Bir insanın gerçekten birden fazla başı olduğunu söylemez. X stacked on top of each other kalıbı, X’i dikey bir yığın veya sütun olarak gösterir. Nesneleri anlatmak ve yüksekliğin nasıl ölçüldüğünü açıklamak için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi dikey bir yığını anlatan tam ifadeyle tamamlayın: To save floor space, the boxes were ____ in one tall column.
Cevabı göster
stacked on top of each other
The answer for most of us is around seven and a half.
3:33Çoğumuz için cevap yaklaşık yedi buçuktur.
But illustrations of people that are meant to make them look heroic or noble Dilbilgisi
3:37Ancak insanları kahraman ya da soylu göstermek amacıyla yapılan çizimler,
tend to make the person around eight to eight and a half heads high.
3:41kişiyi genellikle sekiz ila sekiz buçuk kafa boyunda gösterir.
are meant to make them look + sıfat: amaçlanan görünüm
Are meant to, çizimlerin amaçlanan işlevini belirtir: Belirli bir izlenim yaratacak şekilde tasarlanmışlardır. Burada meant, intended yani ‘amaçlanan’ anlamındadır; bir şeyin anlamını belirtmek anlamında değildir. make them look heroic or noble içinde them, resmedilen insanları ifade eder. make + nesne + look + sıfat, birinin belirli bir şekilde görünmesini sağlamak demektir. be meant to make someone look + sıfat yapısı bir bütün olarak, belirli bir görünüm yaratmayı amaçlayan tasarım tercihini anlatır.
Alıştırma
Dersteki iki yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın. The soft lighting ____ the actor ____ calm.
Cevabı göster
is meant to make · look
goes the other way: eğilimin ters yönde olması
Bu cümlede goes the other way, bir güzergâh boyunca hareket etmeyi anlatmaz. Örüntünün veya eğilimin ters yönde olduğu anlamına gelir: kahramansı tasarımlarda daha uzun oranlar, sevimli tasarımlarda ise daha kısa oranlar kullanılır. Bir sonuç veya eğilim, az önce belirtilen yönün tersine geliştiğinde go the other way kullanılabilir. Özne, bu ters örüntüyü izleyen şeyi belirtir; burada Cute, sevimli karakter tasarımını temsil eder.
Alıştırma
“Costs fell last month, but this month they went the other way,” cümlesinde “went the other way” ne anlama gelir?
- Maliyetler başka bir yere taşındı.
- Maliyetler bu ay arttı.
- Maliyetler farklı bir yöntemle hesaplandı.
Cevabı göster
Maliyetler bu ay arttı.
Manga characters tend to only be about five and a half
3:48Manga karakterleri genellikle yalnızca beş buçuk
that cause us to want to instinctively take care of our young.
3:58ve bunlar çocuklarımıza içgüdüsel olarak bakmak istememize neden oluyor.
psychological factors at work: etkin olan etkiler
psychological factors at work ifadesindeki at work, aktif biçimde işlemek veya etkide bulunmak anlamına gelir. İfade, çeşitli zihinsel mekanizmaların yavrularla ilgilenme içgüdümüzü etkilediğini söyler; herhangi birini bir iş yerine yerleştirmez. Bu yapı factors, forces, processes ve mechanisms gibi isimlerden sonra yaygındır. Doğrudan görünmeseler bile nedenleri bir sonuca aktif biçimde katkıda bulunan etkenler olarak sunar.
Alıştırma
“Several forces are at work behind the sudden change” cümlesinde at work ne anlama gelir?
- Durumu aktif biçimde etkiliyorlar.
- Bir ofiste çalışıyorlar.
- Bir şeyi tamir ediyorlar.
Cevabı göster
Durumu aktif biçimde etkiliyorlar.
Bir ödünleme belirteci olarak “to be sure,”
Burada “to be sure,”, “kabul etmek gerekir ki” ya da “doğrusu” anlamına gelir. Konuşmacının kabul ettiği bir gerçeği sunar, ardından ana düşünceye bir sınır getirir. Birinden bir şeyin doğru olup olmadığını kontrol etmesini istemez. Cümlenin başında bu söylem belirteci, ana iddiadan vazgeçmeden bir noktayı kabul ederek savı düzenler.
Alıştırma
“To be sure, the plan is expensive, but it could save money later” cümlesinde “to be sure,” ne işe yarar?
- Planın kesinlikle para tasarrufu sağlayacağını söyler.
- Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından bunu dengeleyen bir nokta sunar.
- Birinden planın ne kadara mal olduğunu kontrol etmesini ister.
Cevabı göster
Planın pahalı olduğunu kabul edip ardından bunu dengeleyen bir nokta sunar.
tend to consider the smell coming from their own child's diaper
4:15kendi çocuklarının bezinden gelen kokuyu
to be the least terrible, Dilbilgisi
4:19en az kötü koku olarak değerlendirme eğiliminde olduklarını buldu;
despite not knowing which diaper belonged to which kid. Dilbilgisi
4:23üstelik hangi bezin hangi çocuğa ait olduğunu bilmedikleri hâlde.
Kısaltılmış edilgen yan cümle “when exposed to”
“When exposed to”, edilgen bir zaman yan cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Buradaki tam biçimi “when they are exposed to” şeklindedir. Atılan özne “they”, “mothers” sözcüğünü gösterir; geçmiş zaman ortacı “exposed” ise annelerin uyarana neden olan değil, uyaranı alan taraf olduğunu belirtir. Bu kalıp, “biri ya da bir şey X ile temas ettirildiğinde veya X'ten etkilendiğinde” anlamına gelir. Öznenin ve “be” fiilinin tekrarını önlediği için araştırmalarda ve resmî açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “when they were exposed to” ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: The volunteers, ____ bright light, wore protective glasses.
Cevabı göster
when exposed to
the least terrible: kötü seçenekler arasında görece en iyisi
the least + sıfat kalıbı bir üstünlük derecesidir: karşılaştırılan bir grupta ilgili niteliğe en düşük derecede sahip olan öğeyi belirtir. Burada terrible olumsuzdur; dolayısıyla the least terrible, “karşılaştırılan diğer tüm bez kokularından daha az berbat” anlamına gelir. Bu, pleasant veya good anlamına gelmez. Yalnızca birkaç kötü seçeneği sıralar ve görece daha iyi olanı seçer.
Alıştırma
Vurgulanan İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Of the three proposals, none is good, but this one is ____.
Cevabı göster
the least terrible
despite not knowing: despite + olumsuz bir -ing öbeği
Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: bilgi eksikliği normalde sonucu daha az beklenir hâle getirir, ancak sonuç yine de gerçekleşir. despite not knowing ifadesinde despite bir edattır ve not knowing olumsuz bir ulaç öbeğidir. Tekrar kullanılabilen kalıp despite + isim veya -ing öbeğidir. Burada not, -ing biçimini olumsuzlamak için knowing sözcüğünden önce gelir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için despite sözcüğünün ardından know fiilinin olumsuz -ing biçimini kullanın: ____ the address, Mia found the café by following the signs.
Cevabı göster
Despite not knowing
When something retains juvenile traits all the way through adulthood, Kalıp ifadeler
4:26Bir canlı gençlik özelliklerini yetişkinliğinde de koruyorsa,
all the way through adulthood: zaman aralığının tamamını vurgulama
All the way through adulthood, bir durumun yetişkinlik evresinin tamamı boyunca ve bu evre bitmeden durmaksızın devam ettiğini belirtir. Bu cümlede gençlik özellikleri kesintisiz biçimde korunur; kaybolup daha sonra yeniden ortaya çıkmaz. all the way through + zaman dönemi yapısı, through sözcüğüne vurgu katar. Bir evrenin veya sürecin hem kesintisizliğini hem de tam kapsamını öne çıkarır.
Alıştırma
Tüm dönemi vurgulayan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The free classes run ____ the summer.
Cevabı göster
all the way through
neoteny: gençlik özelliklerinin yetişkinlikte korunması
Neoteni, bir canlının yetişkinliğe ulaştıktan sonra gençlik dönemine ait fiziksel veya gelişimsel özellikleri korumasıdır. Burada bu sözcük, when yan cümlesinde tarif edilen örüntüye ad verir. Sözcük yalnızca genç olmak, çocukça davranmak veya sevimli görünmek anlamına gelmez. Belirleyici fikir, yaşamın daha önceki bir evresine ait özelliklerin yetişkin biçiminde kalmasıdır.
Alıştırma
Hangi durum neoteniyi en iyi örnekler?
- Yetişkin bir semenderde normalde larvalarla ilişkilendirilen solungaçlar hâlâ bulunur.
- Yetişkin bir köpek yeni bir numara öğrenir.
- Bir köpek yavrusu henüz yetişkinliğe ulaşmamıştır.
Cevabı göster
Yetişkin bir semenderde normalde larvalarla ilişkilendirilen solungaçlar hâlâ bulunur.
especially in animals that we keep as pets.
4:34özellikle de evcil hayvan olarak beslediklerimizde.
to make each generation more and more useful to us.
4:42ve her nesli bizim için giderek daha yararlı hâle getirdik.
selectively bred: istenen özellikler için ebeveyn seçimi
Bu cümlede selectively bred, insanların istenen özelliklere sahip hayvanları üremeleri için bilinçli olarak seçtiği anlamına gelir. Bred, breed fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; selectively ise seçimin belirli özelliklere göre yapıldığını gösterir. Bu süreç birçok nesil boyunca gerçekleşir ve söz konusu özellikler giderek yaygınlaşır. Buradaki breed, kalıtsal özellikler elde etmek için üremeyi kontrol etmek demektir; yalnızca hayvanları beslemek, büyütmek veya onlarla ilgilenmek değildir.
Alıştırma
İstenen özellikleri aktarmak üzere ebeveyn seçmek anlamındaki iki sözcüklü İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: These cattle were ____ for heat tolerance.
Cevabı göster
selectively bred
But the dog may be the animal that we have spent the most time designing, Dilbilgisi
4:46Ama belki de tasarlamaya en çok zaman ayırdığımız hayvan köpektir;
spend the most time designing: üstünlük biçimiyle spend time doing yapısı
Bu ilgi cümleciği spend + süre + -ing yapısını kullanır: we have spent the most time designing [the dog]. The most, bu süreyi diğer hayvanları şekillendirmek için harcanan süreyle karşılaştırır. İlgi cümleciğinde dog, designing fiilinin anlamca nesnesidir. Buradaki designing mecazidir: insanlar köpeği tek seferde planlamadı. İfade, birçok nesil boyunca süren seçici üretimi hayvanın özelliklerini şekillendiren uzun bir süreç olarak sunar.
Alıştırma
İngilizce cümleyi spend the most time answering ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Of all the support agents, Lina ____ customer questions.
Cevabı göster
spent the most time answering
or better at staying cuter for longer.
4:55ya da daha uzun süre sevimli kalacak şekilde yetiştirdik.
to look, grow, and behave in ways that we want,
5:04istediğimiz gibi görünmeleri, büyümeleri ve davranmaları için.
have been designed by us to: present perfect edilgen, eyleyen ve amaç
Have been designed, have + been + geçmiş zaman ortacı yapısındaki present perfect edilgen biçimidir. Seçimi yapan insanları değil köpekleri dil bilgisel özne yapar ve köpeklerin bugünkü özelliklerini önceki nesiller boyunca süren bir sürecin sonucu olarak sunar. By us, bu süreçten sorumlu olan eyleyeni belirtir. Ardından gelen to’lu mastar, belirli biçimlerde görünme, büyüme ve davranma şeklindeki amaçlanan sonucu veya amacı bildirir. Buradaki to, amaç öbeğine aittir; edilgen yapının kendi parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi design fiilinin present perfect edilgen biçimi ve make fiiliyle kurulan amaç mastarıyla tamamlayın: After several updates, the controls ____ by the team ____ the app easier for first-time users.
Cevabı göster
have been designed · to make
not that dissimilar from how we would design, say, a DVD player and its features. Dilbilgisi
5:08Bu, örneğin bir DVD oynatıcıyı ve özelliklerini tasarlamamızdan pek de farklı değil.
not that dissimilar from: yumuşatılmış bir benzerlik ifadesi
not that dissimilar from ifadesinde that, “o kadar” veya “o derece” anlamına gelen bir derece zarfıdır. Olumsuzluk that dissimilar bölümünün tamamını kapsar; dolayısıyla ifade “o kadar farklı değil” demektir ve genellikle iki şeyin oldukça benzer olduğunu ima eder. Bu, ölçülü bir karşılaştırmadır; iki şeyin özdeş olduğu iddiası değildir. Konuşan kişi bazı farklılıkları kabul ederken temel sürecin karşılaştırılabilir olduğunu vurgulayabilir.
Alıştırma
“The new schedule is not that dissimilar from the old one,” cümlesinde konuşan kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- İki program tam olarak özdeş.
- İki program oldukça benzer, ancak mutlaka özdeş değiller.
- Konuşan kişi iki programı karşılaştırmadı.
- İki program tamamen farklı.
Cevabı göster
İki program oldukça benzer, ancak mutlaka özdeş değiller.
or just being a really great hunting companion,
5:16ister yalnızca çok iyi bir av arkadaşı olmak söz konusu olsun,
whether it's A or B: tek bir sonucun kapsadığı seçenekler
whether it's A or B yan cümlesi iki olasılıktan oluşan bir alan açar. Burada A staying cute forever, B ise being a really great hunting companion ifadesidir; ikisi de insanların yetiştirme yoluyla elde etmek isteyebileceği özelliklerdir. Whether burada soru sormaz. Ana yargının hangi olasılık doğru olursa olsun geçerli olduğunu belirtir. Seçenekler dilbilgisi bakımından paralel olmalıdır. Bu cümlede staying ve being sözcüklerinin ikisi de -ing biçimindedir; böylece dinleyen kişi bunları yapıları eşleşen iki olasılık olarak algılar.
Alıştırma
İki etkinliğin aynı sonuca ulaşması için cümleyi whether it's ... or ile tamamlayın: ____ reading quietly ____ discussing the story with friends, Leo learns something new.
Cevabı göster
Whether it's · or
could be considered not so much a consequence of nature Dilbilgisi
5:22doğanın bir sonucu olmaktan ziyade
as much as it is a piece of human technology. Deyimler
5:26insan teknolojisinin bir ürünü sayılabilir.
not so much A as B: vurguyu B'ye kaydırmak
Genişletilmiş not so much A as much as it is B ifadesi, iki tanımın ağırlığını yeniden ayarlar. Yeniden kullanılabilir standart kalıp not so much A as B'dir: A'da bir miktar doğruluk olabilir, ancak B daha doğru ya da daha önemli tanım olarak sunulur. Burada consequence of nature daha az vurgulanan sınıflandırma, piece of human technology ise daha güçlü olan sınıflandırmadır. Kastedilen, doğanın hiçbir rolü olmadığı değildir; insanların bilinçli yetiştirme faaliyetlerinin modern köpeği daha iyi açıkladığıdır.
Alıştırma
Vurguyu yeniden ayarlayan not so much A as B kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The meeting was ____ a debate ____ a careful exchange of ideas.
Cevabı göster
not so much · as
Bir mecaz olarak a piece of human technology
Bu cümlede a piece of human technology, modern köpeği insanların seçici yetiştirme yoluyla bilinçli biçimde şekillendirdiği bir varlık olarak sunan mecazdır. Buradaki technology, yalnızca elektronik cihazlar veya makineler değil, daha geniş anlamıyla insanın pratik tasarımıdır. Bu mecaz, nesiller boyunca süren amaçlı etkiyi vurgular. Köpeğin cansız olduğu veya gerçek anlamda üretildiği söylenmez; köpeklerin birçok özelliği, insanların tekrarlanan seçimlerinin sonucu olarak gösterilir.
Alıştırma
Bu cümlede a piece of human technology, köpek hakkında ne anlatıyor?
- Köpeği doğa değil, yalnızca teknolojik araçlar etkilemiştir.
- Köpek, bir fabrikada üretilmiş gerçek bir elektronik makinedir.
- Köpeğin birçok özelliği, nesiller boyunca insanlar tarafından bilinçli biçimde şekillendirilmiştir.
Cevabı göster
Köpeğin birçok özelliği, nesiller boyunca insanlar tarafından bilinçli biçimde şekillendirilmiştir.
man's best friend ifadesinden man's best invention ifadesine
Man's best friend, köpeği insanlığın sadık yoldaşı olarak sunan tanıdık bir deyiştir. Cümle, dinleyicilerin tanıyacağı ortak bilgi olarak önce bu ifadeyi verir. Ardından man's best bölümünü tekrar eder ve friend yerine invention kullanır. Bu paralel yapı, seçici yetiştirme konusundaki savı kısa ve etkili bir sonuca dönüştürür: Köpeklerin insanlara yakın olmasının bir nedeni, insanların onları şekillendirmeye yardım etmiş olması olabilir. Invention sözcüğü retoriktir; tek bir kişinin köpekleri gerçekten icat ettiği iddiası değildir.
Alıştırma
Son bölümün nasıl düzenlendiğini en iyi hangi açıklama anlatıyor?
- Tanıdık man's best friend ifadesiyle başlar, man's best bölümünü tekrar eder ve akılda kalıcı bir sonuç oluşturmak için friend yerine invention kullanır.
- Köpeklerle ilgili birbiriyle bağlantısız iki tanım verir ve sonra ilkini düzeltir.
- Gerçek anlamlı bilimsel bir iddiada friend ile invention sözcüklerini tam eş anlamlı olarak kullanır.
Cevabı göster
Tanıdık man's best friend ifadesiyle başlar, man's best bölümünü tekrar eder ve akılda kalıcı bir sonuç oluşturmak için friend yerine invention kullanır.