Gıda israfına karşı birlik - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
961 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Program, gıdanın tedarik zincirinin farklı aşamalarında neden israf edildiğini inceliyor. Yıl boyunca yapılan ithalatı ve süpermarketlerin satın alma uygulamalarını çiftçilerin ürünlerini satmakta yaşadığı zorluklarla ilişkilendiriyor; ardından ihtiyatlı son tüketim tarihlerinin tüketicileri korurken yenmesi güvenli gıdaların atılmasına da yol açtığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. ends up in the rubbish bin. — Phrasal Verbs: end up in kalıbını, olaylar zincirinin ardından ortaya çıkan ve çoğunlukla istenmeyen ya da amaçlanmayan nihai sonucu anlatırken tanıyıp kullanmayı öğrenin. Yiyecek, para ve kaynakların sonunda nereye gittiğini ya da çabaların nasıl sonuçlandığını açıklayabilirsiniz. 2. making it difficult for farmers to choose what to sell and how much to charge — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Participle yapısının önceki durumun sonucunu sunduğunu, what to sell ve how much to charge bölümlerinin ise etkilenen kararları belirttiğini anlayın. Bu kalıpla piyasa koşullarının, kuralların veya politikaların belirli seçimleri insanlar için nasıl zorlaştırdığını açıklayabilirsiniz. 3. blanket apply a shorter date — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: blanket apply ifadesini, farklılıkları hesaba katmadan aynı kuralı bütün durumlara uygulamak olarak anlayın. Burada en kötü ihtimale yönelik temkinli tahmin, son tüketim tarihlerini tek tip biçimde kısaltır; ifade, tüketici güvenliği ile önlenebilir israf arasındaki dengeyi tartışmaya yarar.

Bu derste

6 Minute English from the BBC.

0:01

BBC'den 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:06

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:10

Ben Neil.

And I'm Sam.

0:10

Ve ben Sam.

Does this situation sound familiar to you, Sam? Kalıp ifadeler

0:11

Bu durum sana tanıdık geliyor mu Sam?

Kalıp ifadeler

sound familiar to you: birinin durumu tanıyıp tanımadığını sormak

Burada sound, “bir şey duyulduğunda veya anlatıldığında öyle görünmek” anlamına gelen bir bağ fiilidir. Familiar to you, “kendi deneyiminden tanınır veya bilinir gelmek” demektir. Bu nedenle soru, Sam’in durumu tanıyıp tanımadığını veya benzer bir deneyim yaşayıp yaşamadığını sorar; durumun ses çıkarıp çıkarmadığını sormaz. Bir bilginin dinleyende bıraktığı izlenimi anlatmak için something + sound + adjective + to someone kalıbını kullanabilirsin. Does that sound familiar to you? birini anlatılan şeyi kendi deneyimiyle ilişkilendirmeye davet etmenin doğal bir yoludur.

Alıştırma

Bir şeyin tanıdık gelip gelmediğini sormak için sound + familiar kalıbıyla soruyu tamamla: Does this situation ____ you?

Cevabı göster

sound familiar to

You reach into the kitchen refrigerator looking for something to eat,

0:14

Mutfaktaki buzdolabına yiyecek bir şeyler bulmak için elini uzatıyorsun,

only to find a brown lettuce, Dilbilgisi

0:18

sadece kahverengileşmiş bir marul,

Dilbilgisi

only to find: beklenmedik bir sonuç belirtmek

Only to find ifadesinde only to + fiilin yalın hâli, daha sonra olan şeyi beklenmedik ve çoğu zaman hayal kırıklığı yaratan bir sonuç olarak sunar. Burada kişi yiyecek ararken kahverengileşmiş bir marul bulur. Only burada “tek” anlamına gelmez. Bu, sonuç bildiren bir mastar yapısıdır: ana eylem + only to + fiilin yalın hâli. Birinin beklediği veya istediği şeyle gerçekte olan şey arasında karşıtlık kurar; bu yüzden olayları yalnızca and ile bağlamaktan daha etkili bir anlatım sağlar.

Alıştırma

Beklenmedik bir sonuç göstermek için cümleyi only + find fiiliyle tamamla: We arrived at the pool, ____ that it was closed.

Cevabı göster

only to find

a sad-looking cucumber, Kelime

0:21

üzgün görünümlü bir salatalık,

Kelime

sad-looking cucumber: görünüşü -looking ile anlatma

sad-looking cucumber ifadesinde sad-looking, cucumber sözcüğünün görünüşünü anlatır. Bu, ‘sıfat + -looking’ kalıbıyla kurulan ve ‘sıfatın anlattığı şekilde görünen’ anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Salatalık gerçekten üzgün değildir. Konuşmacı, onun solmuş, ilgisiz bırakılmış veya iştah açmayan görünüşünü anlatmak için insana ait bir duyguyu salatalığa yükler.

Alıştırma

İngilizce cümleyi tired + -looking ile tamamlayın: After the long walk, we saw a ____ dog resting by the gate.

Cevabı göster

tired-looking

and some 2-week old fish all past its use-by date. Kelime

0:23

ve hepsi son kullanma tarihini geçmiş 2 haftalık biraz balık buluyorsun.

Kelime

past its use-by date: gıda güvenliği tarihini geçmiş

past its use-by date ifadesinde past, ‘daha sonra’ veya ‘ötesinde’ anlamına gelir ve edat olarak kullanılır. Its söz konusu yiyeceği gösterir; use-by date ise çabuk bozulan bir ürünün güvenle kullanılabileceği, etikette belirtilen son tarihtir. Balık bu tarihi geçmiştir, bu yüzden ifade artık güvenle yenemeyebileceği konusunda uyarır. Yalnızca yiyeceğin tadının veya tazeliğinin azalmış olabileceğini söylemez.

Alıştırma

A carton of cream is past its use-by date. Bu cümle ne hakkında uyarıyor?

  1. Kremanın tadı bu tarihten sonra en iyi olacaktır.
  2. Krema henüz satışa çıkmamıştır.
  3. Krema artık güvenle tüketilemeyebilir.
Cevabı göster

Krema artık güvenle tüketilemeyebilir.

The date printed on the food containers

0:28

Yiyecek kaplarının üzerine basılan,

showing how long it is safe to eat.

0:30

onun ne kadar süre boyunca güvenle yenebileceğini gösteren tarih.

Oh, I'm guilty of wasting food, Neil. Kalıp ifadeler

0:33

Ah, yemekleri israf ettiğim için suçluluk duyuyorum Neil.

Kalıp ifadeler

I'm guilty of wasting food: kötü bir alışkanlığı kabul etmek

Bu cümlede I'm guilty of wasting food, yiyecek israf ettiğimi kabul ediyorum anlamına gelir. Guilty burada hukuki olmayan günlük anlamıyla kullanılır ve düşünceli bir kabul ya da hafif bir öz eleştiri ifade eder. be guilty of + isim veya fiilin -ing biçimini kullanın: I'm guilty of complaining too much. Of bu kalıbın bir parçasıdır, bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır.

Alıştırma

Kötü bir alışkanlığı kabul eden ifadeyle cümleyi tamamlayın: I'm ____ checking my phone during dinner.

Cevabı göster

guilty of

Me and many others.

0:35

Ben ve diğer birçok kişi.

According to the UN,

0:37

BM'ye göre,

1/3 of the food we grow ends up in the rubbish bin. Öbek fiiller

0:38

yetiştirdiğimiz yiyeceğin 1/3'ü sonunda çöp kutusuna gidiyor.

Öbek fiiller

ends up in the rubbish bin: son sonucu göstermek

Ends up in the rubbish bin, yiyeceğin sonunda çöp kutusuna ulaşıp atılması anlamına gelir. End up, diğer her şey gerçekleştikten sonraki sonuca dikkat çeker; bu cümlede sonuç, istenmeyen bir israftır. end up in + yer veya durum yapısını kullanın: The keys ended up in my bag. Biçim, zaman ve özneye göre ended up in ya da ends up in şeklinde değişir.

Alıştırma

Beklenmeyen son yeri göstermek için cümleyi end up in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several wrong turns, we ____ a quiet village.

Cevabı göster

ended up in

And it's not just food that's wasted.

0:42

Ve israf edilen sadece yiyecek değil.

It's also the resources used to produce that food.

0:45

Aynı zamanda o yiyeceği üretmek için kullanılan kaynaklar da.

Things like water, land, and transport.

0:48

Su, toprak ve nakliye gibi şeyler.

In this program, Anlatım akışı

0:51

Bu programda,

we'll be talking about food waste.

0:52

yiyecek israfı hakkında konuşacağız.

Anlatım akışı

In this program, we'll be talking about...: konuyu önceden belirten açılış kalıbı

In this program, gelecek bilgilerin bu bölümün içeriği olduğunu gösteren çerçeveyi kurar. Ardından we'll be talking about, ana konu olan food waste konusunu tanıtır; böylece dinleyiciler ayrıntılar başlamadan ne bekleyeceklerini bilir. Bu, gündelik bir sohbet vaadi değil, planlanmış bir konu ön izlemesidir. Aynı bilgi düzeni bir dersin, videonun, podcast'in veya sunumun başında kullanılabilir: In this [setting], we'll be talking about [topic].

Alıştırma

Ders açılışını konuyu önceden belirten kalıpla tamamlayın: In this lesson, ____ how bees make honey.

Cevabı göster

we'll be talking about

We'll meet the people trying to stop us from throwing good food away, Öbek fiiller

0:54

Bizi iyi yiyecekleri çöpe atmaktan alıkoymaya çalışan insanlarla tanışacağız,

Öbek fiiller

throwing good food away: ayrılabilen öbek fiil throw away

Throw away, atmak ya da çöpe atmak anlamına gelen bir öbek fiildir. throwing good food away ifadesinde isim nesnesi good food, throw ile away arasına yerleştirilir; away tüm fiilin parçasıdır ve yalnızca yön göstermez. Throw away ayrılabilir olduğu için isim nesnesi ortaya veya öbek fiilden sonraya gelebilir: throw the box away ya da throw away the box. Nesne bir zamirse mutlaka ortaya gelir: throw it away.

Alıştırma

Cümleyi throw away ve it zamirini doğru sıraya koyarak tamamlayın: The bottle can be recycled, so don't ____.

Cevabı göster

throw it away

and as usual, we'll be learning some new vocabulary as well.

0:58

ve her zamanki gibi yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Here in the UK,

1:02

Burada Birleşik Krallık'ta,

big supermarkets import food from abroad for customers to enjoy all year round. Kalıp ifadeler

1:03

büyük süpermarketler müşterilerin tüm yıl boyunca tüketebilmesi için yurt dışından yiyecek ithal ediyor.

Kalıp ifadeler

all year round: yıl boyunca, her mevsim

All year round, “yıl boyunca, her mevsim” anlamına gelen kalıplaşmış bir zaman ifadesidir. Bu cümlede müşterilerin yiyecekleri yılın herhangi bir zamanında tüketebildiğini belirtir. Buradaki round, tam bir yıllık döngüyü anlatır; yuvarlak bir şekli anlatmaz. Bu ifade her mevsim devam eden veya mevcut olan şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “her mevsim boyunca” anlamına gelen kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The indoor pool stays open ____, even in winter.

Cevabı göster

all year round

Summer fruit like strawberries and mangoes are flown in from tropical countries Öbek fiiller

1:08

Çilek ve mango gibi yaz meyveleri tropik ülkelerden uçakla getirtilip

and sold in winter,

1:13

kışın satılıyor,

Öbek fiiller

are flown in: buraya uçakla taşınmak

Are flown in, fly in fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimidir. Burada “ülkeye veya bölgeye uçakla taşınırlar” anlamına gelir. Meyveler kendi başlarına uçmaz; onları insanlar taşır. Kalıp be + flown in biçimindedir ve kaynak yer from ile eklenebilir: are flown in from tropical countries. Flown, fly fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Bu kullanım hem taşınan ürünleri hem de hava yolu taşımacılığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “buraya uçakla taşınmak” anlamındaki fly in fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Fresh flowers ____ from Kenya every week.

Cevabı göster

are flown in

increasing carbon emissions as well as waste. Kelime

1:15

bu da hem israfı hem de karbon emisyonlarını artırıyor.

Kelime

carbon emissions: havaya salınan karbondioksit

Carbon emissions, özellikle yakıt yakıldığında havaya salınan karbondioksit anlamına gelir. Çevre konularında kullanılan standart bir eşdizim, yani sık görülen bir sözcük birleşimidir. Burada increasing carbon emissions, ulaşımın salınan miktarı artırması demektir. Emissions, salınan maddeleri veya bunların miktarını ifade edebilir. Doğal kullanımlar arasında produce carbon emissions, increase carbon emissions, reduce carbon emissions ve cut carbon emissions bulunur.

Alıştırma

Cümleyi “atmosfere salınan karbondioksit” anlamındaki çevre eşdizimiyle tamamlayın: Burning fossil fuels increases ____.

Cevabı göster

carbon emissions

Yes, that's why you hear the phrase eat local, Kültür

1:18

Evet, işte bu yüzden insanları

eat seasonal to encourage people to buy and eat food

1:21

o mevsimde ve yerel bölgelerinde yetiştirilmiş,

which has been grown in their local area

1:24

yiyecekleri satın almaya ve yemeye teşvik etmek için

at that time of year.

1:26

"yerel ye, mevsimsel ye" ifadesini duyuyorsunuz.

Kültür

eat local, eat seasonal: sürdürülebilir beslenme sloganı

Eat local, eat seasonal, sürdürülebilir beslenmeyle ilgili kısa bir slogandır. Yakında üretilen yiyecekleri ve yılın o döneminde doğal olarak yetişen veya hasat edilen yiyecekleri seçmek anlamına gelir. Bu cümledeki düşünce, bu seçimlerin uzun mesafeli taşımayı, fazladan depolamayı ve israfı azaltabilmesidir. Slogan, local ve seasonal sözcüklerini yiyecekler için kısaltılmış etiketler olarak kullanır: local, yerel olarak üretilen yiyecek; seasonal ise mevsiminde olan yiyecek anlamındadır. Birbirine uyan eat ... eat ... emirleri öğüdü kısa ve akılda kalıcı yapar; belirli bir yemeğin adını vermez.

Alıştırma

eat local, eat seasonal insanları ne yapmaya teşvik eder?

  1. Yalnızca eve yakın restoranlarda yemek.
  2. Yıl boyunca aynı ithal yiyecekleri satın almak.
  3. Yakında üretilen ve doğal mevsiminde bulunan yiyecekleri seçmek.
Cevabı göster

Yakında üretilen ve doğal mevsiminde bulunan yiyecekleri seçmek.

So, Sam, my question is,

1:28

Öyleyse Sam, sorum şu:

which of the following foods can be grown in Britain

1:30

Aşağıdaki yiyeceklerden hangisi Britanya'da

throughout the year?

1:33

yıl boyunca yetiştirilebilir?

Is it A, strawberries,

1:35

A çilek mi,

B, kale, or C, rhubarb?

1:37

B lahana mı, yoksa C ravent mi?

Hmm, it's definitely not strawberries

1:40

Hmm, kesinlikle çilek değil

cuz they only grow in summer.

1:42

çünkü onlar sadece yazın yetişir.

So, I'll say B, kale. Ton ve niyet

1:44

Bu yüzden B, lahana diyeceğim.

Ton ve niyet

I'll say B: seçimini sesli olarak belirtmek

Bu yanıtta I'll say, “seçiyorum” veya “cevabım şu” anlamına gelir. Say burada yalnızca bazı sözleri söylemeyi değil, seçilen cevabı vermeyi anlatır. I'll say + cevap veya seçenek kalıbı, seçim yaparken sesli düşünmenin doğal bir yoludur. Genellikle cevabı doğrudan söylemekten biraz daha az kesin duyulur.

Alıştırma

Bir testte cevap seçiyorsunuz ve tamamen emin değilsiniz. Hangi cevap doğaldır?

  1. I'll tell B, the blue whale.
  2. I'll say B, the blue whale.
  3. I'll speak B, the blue whale.
Cevabı göster

I'll say B, the blue whale.

Okay, I'll reveal the answer later.

1:46

Tamam, cevabı daha sonra açıklayacağım.

We've talked about supermarkets in Britain, Anlatım akışı

1:49

Britanya'daki süpermarketlerden bahsettik,

but food waste is happening all over the world.

1:51

ama yiyecek israfı tüm dünyada yaşanıyor.

Anlatım akışı

We've talked about..., but... ile konuyu genişletmek

We've talked about... önce dinleyicilere daha önce ele alınan dar kapsamlı konuyu hatırlatır. Ardından but bir geçişi gösterir: sonraki cümlecik bakış açısını Britanya'daki süpermarketlerden dünya genelindeki gıda israfına genişletir. Burada but ilk ifadeyi reddetmez. Önceki kapsamın sınırlı olduğunu anlatır ve açıklamayı daha küçük bir örnekten daha geniş bir noktaya taşıyarak düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle dar kapsamlı bir konuyu hatırlatıp ardından tartışmayı genişletmek için aynı yapıyı kullanır?

  1. We've talked about city buses because transport problems affect rural areas too.
  2. We've talked about city buses, but city buses run through cities.
  3. We've talked about city buses, but transport problems affect rural areas too.
Cevabı göster

We've talked about city buses, but transport problems affect rural areas too.

In Puerto Rico, too,

1:54

Porto Riko'da da

most people shop in supermarkets,

1:56

çoğu insan süpermarketlerden alışveriş yapıyor,

making it difficult for farmers to choose what to sell Dilbilgisi

1:58

bu da çiftçilerin ne satacaklarını

and how much to charge for their fruit and vegetables.

2:01

ve meyve sebzeleri için ne kadar fiyat biçeceklerini seçmelerini zorlaştırıyor.

Dilbilgisi

making it difficult for farmers to choose...: bir sonucu belirtme

Bu cümlede making ile başlayan -ing yan cümlesi, kendinden önceki cümlenin tamamının sonucunu verir: çoğu kişinin süpermarketlerden alışveriş yapması çiftçiler için bir zorluk yaratır. Making burada başka bir ana fiil değildir. Kalıp make it + adjective + for someone + to do something şeklindedir. It nesne yerini doldurur; to’lu mastar ise neyin zor olduğunu söyler. Virgülden sonra gelen making it difficult for... bir sonucu açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi making it difficult for someone to do something sonuç kalıbıyla tamamlayın: The path was covered in snow, ____ hikers to reach the cabin.

Cevabı göster

making it difficult for

Josefina Arcay is a farmer

2:04

Josefina Arcay,

who wanted to make it easier for customers to buy local food.

2:06

müşterilerin yerel yiyecekleri satın almasını kolaylaştırmak isteyen bir çiftçi.

She started an online shop to connect shoppers with farmers directly, Kalıp ifadeler

2:11

O, müşterileri süpermarketler olmadan doğrudan çiftçilerle buluşturmak için

Kalıp ifadeler

connect shoppers with farmers directly: iki grubu doğrudan birbirine bağlamak

Connect A with B, iki kişi veya grup arasında iletişim kurabilmeleri, birlikte çalışabilmeleri ya da ticaret yapabilmeleri için bağlantı oluşturmak demektir. Burada çevrim içi mağaza alışveriş yapanlarla çiftçileri buluşturur; connect fiziksel nesneleri birbirine bağlama anlamında kullanılmamıştır. Directly, iki tarafın aracı bir kişi veya ek bir aşama olmadan birbirleriyle doğrudan ilişki kurduğunu belirtir. Bu kalıp bir uygulamanın, hizmetin, kuruluşun veya etkinliğin insanlar arasında nasıl bağlantı kurduğunu anlatırken yaygındır.

Alıştırma

Connect A with B kalıbını tamamlayın: The app ____ local growers directly ____ nearby restaurants.

Cevabı göster

connects · with

without the supermarkets.

2:15

çevrimiçi bir mağaza açtı.

Here, Josefina explains her project to Jo Mathys,

2:17

Burada Josefina, projesini BBC World Service'in People Fixing the World programı

reporter for BBC World Service program People Fixing the World.

2:21

muhabiri Jo Mathys'e açıklıyor.

So, Josefina, that's the farmer who we heard earlier

2:25

Yani, Josefina daha önce

growing those giant avocados.

2:28

o dev avokadoları yetiştirdiğini duyduğumuz çiftçi.

She used to have to sell her crops to these kind of middlemen. Dilbilgisi

2:30

Daha önceleri mahsullerini bu tür aracılara satmak zorundaydı.

Dilbilgisi

used to have to sell: geçmişteki düzenli bir zorunluluk

Used to, geçmişte düzenli olan veya geçerli olan fakat artık genellikle değişmiş bir durumu anlatır. Have to ise koşulların yarattığı zorunluluğu ekler. Bu nedenle used to have to sell, yalnızca bir kez satış yapıldığını değil, bu şekilde satış yapmanın geçmişte tekrarlanan bir zorunluluk olduğunu belirtir. Kalıp subject + used to + have to + base verb şeklindedir. Used to sonrasında, özne she olsa bile have fiilinin yalın hâli kullanılır: she used to have to sell doğrudur; she used to had to sell veya she used to has to sell denmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp used to + have to ile tamamlayın: Before the bridge was built, we ____ take the long road to town.

Cevabı göster

used to have to

We had a lot of

2:33

Pek çok,

I don't know how you call carreros...

2:34

siz 'carreros' diye mi adlandırırsınız bilmiyorum...

It's just people that have a big truck,

2:36

Sadece büyük bir kamyonu olan insanlar vardı,

and they will just come by Öbek fiiller

2:39

ve öylece uğrayıp

Öbek fiiller

come by: ziyaret etmek veya kısa süreliğine uğramak

Burada come by, bağlamdan zaten anlaşılan yere gelmek, çoğu zaman da kısa süreli ziyaret etmek anlamındadır. Bu kişilerin satıcının bulunduğu yere gitmesi beklendiği için ifade, bir şeyi elde etmelerini değil oraya gelmelerini anlatır. Herkes nereye gidileceğini zaten biliyorsa hedef yeri söylemek gerekmez. Örneğin They will come by later, onların bu yere daha sonra uğrayacağı anlamına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede come by, bir yeri ziyaret etmek veya bir yere uğramak anlamındadır?

  1. Affordable apartments are hard to come by.
  2. Could you come by my desk before you leave?
  3. She came by the old watch at an auction.
Cevabı göster

Could you come by my desk before you leave?

and they will say, "What do you have?

2:40

ve derler ki: "Neyin var?

Oh, that's too expensive.

2:43

Oh, bu çok pahalı.

Very expensive.

2:45

Çok pahalı.

I want it half that price." Kalıp ifadeler

2:46

Yarı fiyatına istiyorum."

Kalıp ifadeler

half that price: belirlenmiş bir fiyatın yarısı

half that price, daha önce belirtilmiş veya iki tarafça bilinen bir fiyatın tam olarak yarısı demektir. that price herhangi bir fiyatı değil, daha önce sözü edilen miktarı gösterir. I want it half that price cümlesinde konuşan kişi ürünün fiyatının o miktarın yarısı olmasını ister. Pazarlık sırasında bu, yüzde 50'lik bir indirimi tarafsızca belirtmekten çok, büyük bir fiyat indirimi için doğrudan bir taleptir.

Alıştırma

Bir satıcı £60 istiyor. Fiyatı £30'a indirmek istediğinizi açıkça söyleyen cümle hangisidir?

  1. I am willing to pay that price.
  2. I want it half that price.
  3. I would pay twice that price.
Cevabı göster

I want it half that price.

So, I didn't have any way of controlling Kalıp ifadeler

2:48

Yani satış yöntemimi kontrol etmenin

how I was going to sell.

2:51

hiçbir yolu yoktu.

Kalıp ifadeler

didn't have any way of controlling: yöntem veya kontrolün olmaması

didn't have any way of controlling, konuşan kişinin ardından gelen şeyi kontrol edecek pratik bir yöntemi veya yetkisi olmadığı anlamına gelir. Olumsuz bir cümlede any way, hiçbir yol bulunmadığı anlamını güçlendirir. Yeniden kullanılabilir kalıp not have any way of + -ing şeklindedir. of bir edat olduğu için yalın control yerine controlling kullanılır. Burada how I was going to sell, satış sürecinin konuşan kişinin kontrol edemediği yönünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi any way of ve contact fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: We didn't have ____ the driver.

Cevabı göster

any way of contacting

It just depended on these people coming. Dilbilgisi

2:53

Sadece bu insanların gelmesine bağlıydı.

Dilbilgisi

depend on + isim öbeği + -ing

depended on these people coming ifadesinde on sözcüğünün nesnesi, these people coming şeklindeki -ing öbeğinin tamamıdır. these people, coming eylemini kimin yaptığını gösterir; bu yüzden ifade “bu insanların gelip gelmemesine göre belirleniyordu” anlamına gelir. Coming ana cümlenin başka bir temel fiili değildir. Aktarılabilir depend on + isim öbeği + -ing yapısı, bir sonucun ancak o kişi ya da şey eylemi gerçekleştirirse mümkün olduğunu anlatır.

Alıştırma

Konserin ancak yeterli sayıda insan gelirse gerçekleşebileceğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The concert depends enough people coming.
  2. The concert depends on enough people coming.
  3. The concert depends on enough people came.
Cevabı göster

The concert depends on enough people coming.

And a lot of these carreros

2:56

Ve bu 'carreros'ların birçoğu

are kind of commissioned by the supermarkets.

2:57

bir bakıma süpermarketler tarafından görevlendirilmiş durumdaydı.

All this leads to food waste Anlatım akışı

2:59

Tüm bunlar gıda israfına yol açıyor

because it's really hard for farmers like Josefina,

3:01

çünkü Josefina gibi çiftçilerin

to predict which crops they're going to be able to sell.

3:05

hangi mahsulleri satabileceklerini tahmin etmeleri gerçekten çok zor.

Anlatım akışı

All this leads to ...: nedenleri özetleyip sonucu belirtmek

All this, daha önce anlatılan durumun tamamına gönderme yapar; yalnızca tek bir olaya değil. Ardından leads to, sonucu yani food waste ifadesini sunar. All this leads to + isim öbeği kalıbı, daha önceki birkaç olguyu tek bir neden olarak toplar ve açıklamayı bunların ortak sonucuna taşır.

Alıştırma

Bir rapor bozuk buzdolaplarını, geciken teslimatları ve kötü depolama koşullarını az önce anlattı. Hangi cümle bunların ortak sonucunu en iyi özetler?

  1. All this is one of the broken refrigerators.
  2. All this leads to more food being thrown away.
  3. All this leads from more food being thrown away.
Cevabı göster

All this leads to more food being thrown away.

Josefina used to sell her food to carreros or middlemen, Kelime

3:08

Josefina eskiden yiyeceklerini aracı olan 'carreros'lara ya da aracılara (middlemen) satardı,

people who buy food directly from the grower

3:12

bunlar doğrudan yetiştiriciden yiyecek alıp

and make money by selling it on to customers. Öbek fiiller

3:14

müşterilere tekrar satarak para kazanan kişilerdir.

Kelime

carreros or middlemen: ticaret zincirindeki aracı rolü

Bu cümlede middlemen, yerel bir terim olan carreros sözcüğünü açıklar. Middleman, üretici ile son müşteri arasında bulunan, çoğunlukla bir taraftan mal alıp diğer tarafa satarak kâr eden kişi veya işletmedir. Bu sözcük, ticaret zincirindeki bir rolü ifade eder; fiziksel olarak ortada duran bir adamı anlatmaz. Çoğul biçimi middlemen şeklindedir.

Alıştırma

Bir yetiştirici sebzeleri bir middleman kişisine satar, o da bunları mağazalara satar. Middleman hangi rolü üstlenir?

  1. Yetiştirici ile mağazalar arasında yer alan ve yeniden satıştan para kazanan tüccar
  2. Bütün sebzeleri yetiştiren çiftçi
  3. Bir sıranın ortasında duran müşteri
Cevabı göster

Yetiştirici ile mağazalar arasında yer alan ve yeniden satıştan para kazanan tüccar

Öbek fiiller

selling it on to customers: sell ... on to ... kalıbı

Sell something on to someone, daha önce edinilmiş veya satın alınmış bir ürünü yeni bir alıcıya satmak anlamına gelir. Burada it yiyeceği, to customers ise sonraki alıcıları ifade eder. On, sell on fiil grubunun bir parçasıdır; yer bildirmez. Kalıp sell + nesne + on + to + alıcı şeklindedir.

Alıştırma

Yeniden satışı göstermek için cümleyi sell on kalıbıyla tamamlayın: The dealer buys used laptops, repairs them, and then ____ small businesses.

Cevabı göster

sells them on to

Josefine had no control over what to sell, Kalıp ifadeler

3:17

Josefina'nın ne satacağı üzerinde hiçbir kontrolü yoktu

Kalıp ifadeler

have no control over what to sell: ne satacağını belirleyememek

had no control over ifadesinde had, have fiilinin geçmiş zaman biçimidir; control over ise bir şeye karar verme veya onu etkileme gücünü anlatır. Burada Josefine hangi şeyleri satacağına karar veremiyordu. what to sell, “soru sözcüğü + to’lu mastar” biçiminde iç içe geçmiş bir yapıdır. “Ne satılacağı” anlamına gelir ve over edatının tamamlayıcısıdır; doğrudan soru değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp have no control over + isim ya da have no control over + soru sözcüğü + to’lu mastar şeklindedir.

Alıştırma

Çocukların nereye oturacaklarına karar veremediğini hangi cümle doğru biçimde anlatır?

  1. The children had no control over where to sit.
  2. The children had no control over where did they sit.
  3. The children had no control where to sit over.
Cevabı göster

The children had no control over where to sit.

and a lot of her food went to waste. Kalıp ifadeler

3:20

ve yiyeceğinin çoğu israf oluyordu.

Kalıp ifadeler

went to waste: kullanılmadan ziyan oldu

went to waste, sabit bir ifade olan go to waste’in geçmiş zaman biçimidir ve bir şeyin kullanılmadığı, yenmediği veya değerlendirilmediği için ziyan olduğunu anlatır. Burada yiyeceklerin büyük bir kısmı sonuçta kullanılamamıştır. Bu yapıda ziyan olan şey öznedir: food went to waste. Waste, to waste ifadesindeki isimdir; cümlenin ana fiili değildir. Bu kalıp time, money, effort ve opportunities ile de kullanılabilir.

Alıştırma

Notta yer alan ve “ziyan olmak” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: We planned carefully so our time would not ____.

Cevabı göster

go to waste

Usually, middlemen are commissioned. Kelime

3:22

Genellikle aracılar komisyonludur (commissioned).

Kelime

middlemen are commissioned: aracılar komisyona dayalı ücret alır

Bu satış ve ödeme bağlamında middlemen are commissioned, aracıların komisyon aldığı anlamına gelir: ücretleri, yapılmasına yardımcı oldukları satışlara veya anlaşmalara bağlıdır. Yalnızca resmî bir göreve atandıkları anlamına gelmez. Edilgen are commissioned yapısı, aracıların nasıl ücretlendirildiğine odaklanır.

Alıştırma

“Usually, middlemen are commissioned,” cümlesinde are commissioned bu satış bağlamında ne anlama gelir?

  1. Belirli bir sanat eserini yaratmak üzere işe alınırlar.
  2. Yaptıkları satışlara veya anlaşmalara bağlı ücret alırlar.
  3. Resmen askerî subay olarak atanırlar.
Cevabı göster

Yaptıkları satışlara veya anlaşmalara bağlı ücret alırlar.

They received a payment from the supermarkets

3:25

Onlar süpermarketlerden

directly related to the amount they sell.

3:27

doğrudan sattıkları miktarla ilişkili bir ödeme alıyorlardı.

But, with Josefina's online shop,

3:30

Ancak Josefina'nın çevrimiçi mağazasıyla,

farmers get a fair price for their food,

3:32

çiftçiler yiyecekleri için adil bir fiyat alıyor,

customers get high quality fresh vegetables,

3:35

müşteriler yüksek kalitede taze sebze alıyor

and less food is wasted.

3:38

ve daha az yiyecek israf ediliyor.

Another problem is that we throw away food

3:40

Bir diğer sorun da, satın aldıktan sonra

after we've bought it.

3:42

yiyeceği çöpe atmamızdır.

In fact, the UN estimates that 60%

3:44

Nitekim, BM gıda israfının %60'ının

of food waste happens in this way,

3:47

bu şekilde gerçekleştiğini tahmin ediyor,

often because it's past the use-by date

3:49

genellikle son kullanma tarihi (use-by date) geçtiği için

and might not be safe to eat.

3:52

ve yenmesi güvenli olmayabileceği için.

But, according to green designer Solveiga Pakstaite, Kelime

3:54

Fakat yeşil tasarımcı Solveiga Pakstaite'ye göre,

these use-by dates aren't always accurate,

3:57

bu son kullanma tarihleri her zaman doğru değil,

Kelime

green designer: sürdürülebilirliğe odaklanan tasarımcı

Burada green, çevre dostu veya sürdürülebilirliğe önem veren anlamındadır. Bir green designer; atığı, kaynak kullanımını veya çevreye verilen diğer zararları azaltmayı amaçlayan çözümler tasarlar. Sözcük burada bir rengi anlatmaz. Çevreyle ilgili bir konuşmada green; mesleklerin, teknolojinin, enerjinin, ürünlerin veya politikaların önünde yer alıyorsa sürdürülebilirlikle ilgili bu anlamı arayın. Yine de bağlam önemlidir; çünkü green bir rengi ve bazı durumlarda deneyimsizliği de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede green, “çevre dostu” anlamında kullanılmıştır?

  1. The town is switching to green energy to cut pollution.
  2. The painter mixed blue and yellow to make green.
  3. Our newest player is still green and makes basic mistakes.
Cevabı göster

The town is switching to green energy to cut pollution.

something she discussed with BBC World Service's

4:00

bunu BBC World Service'in

People Fixing the World.

4:03

People Fixing the World programında tartışmıştı.

Well, food makers don't know how people will keep their products.

4:04

Şey, gıda üreticileri insanların ürünlerini nasıl saklayacaklarını bilemezler.

So, for instance, they might forget to put their groceries Kalıp ifadeler

4:08

Örneğin, eve vardıklarında aldıkları erzakları

straight in the fridge when they get home.

4:10

doğrudan buzdolabına koymayı unutabilirler.

Kalıp ifadeler

put ... straight in the fridge: gecikmeden buzdolabına koymak

Put their groceries straight in the fridge, yiyecekleri arada başka bir şey yapmadan hemen buzdolabına koymak demektir. Burada straight, düz bir çizgide değil, doğrudan ya da gecikmeden anlamındadır. Tekrar kullanılabilecek kalıp put + nesne + straight + yer şeklindedir: put the milk straight in the fridge. Nesnenin arada durmadan veya bekletilmeden o yere götürüldüğünü vurgular.

Alıştırma

Yönergeyi, derste öğrendiğiniz “doğrudan ve gecikmeden” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: When you get home, put the milk ____.

Cevabı göster

straight in the fridge

So, what they do is they calculate the use-by date Dilbilgisi

4:13

Bu yüzden yaptıkları şey, son kullanma tarihini

using a very cautious estimate. Kelime

4:15

çok temkinli bir tahmine göre hesaplamaktır.

Dilbilgisi

What they do is...: bir süreci açıklamak

What they do is..., önce onların yaptığı şeyi adlandıran, ardından belirli eylemi açıklayan bir ifade kalıbıdır. Bu cümlede açıklanan eylem they calculate the use-by date bölümüdür. What they do, isim gibi işleyen bir yan cümledir ve cümlenin öznesidir; what burada soru başlatmaz. Is sözcüğünden sonra tam bir yan cümle (What they do is they calculate...) veya daha kısa bir fiil öbeği (What they do is calculate...) kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir rutini açıklamak için What we do is... kalıbını bildirme yapısı olarak kullanır?

  1. What do we do? We check every order before sending it.
  2. What we do is we check every order before sending it.
  3. What do we is check every order before sending it.
Cevabı göster

What we do is we check every order before sending it.

Kelime

a very cautious estimate: güvenlik payı bırakan ihtiyatlı bir tahmin

A cautious estimate, belirsizlik veya risk için pay bırakan, bilerek dikkatli yapılmış bir tahmindir. Bu cümlede very, cautious sözcüğünü güçlendirir: kullanılan değer bilerek en iyimser tahmin değildir. Buradaki cautious, tahmin yöntemini anlatır. Korkmuş veya çekingen değil, ihtiyatlı ya da temkinli anlamına gelir.

Alıştırma

Fazladan süre bırakan dikkatli bir tahmini anlatan vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Because delays are possible, we used ____ and added two days to the schedule.

Cevabı göster

a very cautious estimate

Food producers and supermarkets,

4:17

Gıda üreticileri ve süpermarketler,

they kind of have to calculate it to the worst-case scenario Kelime

4:20

bunu bir bakıma en kötü senaryoya (worst-case scenario) göre hesaplamak zorundalar

Kelime

worst-case scenario: gerçekleşmesi mümkün en zararlı sonuç

Worst-case scenario, makul olarak gerçekleşebilecek en zararlı veya en zor sonucu ifade eder. Bu cümlede gıda işletmeleri, ciddi riskler altında da güvenlik planlarının işe yaraması için hesaplarını bu olasılığa göre yapar. Scenario, planlama amacıyla ele alınan olası bir durumdur. Bu ifade tek başına durumun gerçekleştiğini veya en olası sonuç olduğunu söylemez.

Alıştırma

“In the worst-case scenario, the bridge could remain closed for a week,” cümlesinde worst-case scenario ne anlama gelir?

  1. Planlama için ele alınan, gerçekleşmesi mümkün en zararlı sonuç.
  2. En iyi ve gerçekleşme olasılığı en yüksek sonuç.
  3. Gerçekleştiği zaten bilinen bir sonuç.
Cevabı göster

Planlama için ele alınan, gerçekleşmesi mümkün en zararlı sonuç.

because they don't know which product is going to get stored Dilbilgisi

4:24

çünkü hangi ürünün

at the wrong temperature.

4:27

yanlış sıcaklıkta saklanacağını bilemezler.

Dilbilgisi

is going to get stored: gelecekte get edilgeni

Is going to get stored, be going to ile get edilgenini birleştirir. Be going to edilgen olayı geleceğe yerleştirirken get + stored, product sözcüğünün eyleme maruz kaldığını gösterir. Ürünü birisi saklar; ürünü saklama eylemini ürünün kendisi yapmaz. Get edilgeni çoğu zaman öznenin başına gelen bir olayı veya ortaya çıkan sonucu öne çıkarır. Burada bir ürünün sonunda yanlış sıcaklıkta saklanabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi is going to ve store fiilinin get edilgeniyle tamamlayın: If the cold room is full, this carton ____ at room temperature.

Cevabı göster

is going to get stored

So, they have to blanket apply a shorter date Kelime

4:27

Bu yüzden, tüketicileri korumak için

to protect consumers.

4:31

genel olarak (blanket apply) daha kısa bir tarihi uygulamak zorundadırlar.

Kelime

blanket apply a shorter date: aynı sınırı bütün durumlara uygulamak

Blanket apply, her birini ayrı ayrı kontrol etmeden aynı kararı bütün durumlara uygulamak demektir. Bu cümlede, ürünlerin gerçek saklama koşulları bilinmediği için daha kısa bir tarih, genel güvenlik sınırı olarak bütün ürünlere atanır. Buradaki blanket, yatakta kullanılan “battaniye” anlamındaki isim değildir. Apply eylemini niteler ve eksiksiz, genel bir uygulama anlamı katar.

Alıştırma

"The company blanket applies the same fee to every order" cümlesi ne anlama gelir?

  1. Şirket her siparişin içine bir battaniye koyar.
  2. Şirket her sipariş için farklı bir ücret hesaplar.
  3. Şirket, siparişleri tek tek kontrol etmeden her siparişten aynı ücreti alır.
Cevabı göster

Şirket, siparişleri tek tek kontrol etmeden her siparişten aynı ücreti alır.

Supermarkets set cautious use-by dates for the worst-case scenario.

4:32

Süpermarketler en kötü senaryo için temkinli son kullanma tarihleri belirliyor.

The worst case that could possibly happen in a situation,

4:37

Bir durumda olası gerçekleşebilecek en kötü durum,

for example, someone getting sick and dying of food poisoning.

4:41

örneğin, birinin gıda zehirlenmesinden hastalanması ve ölmesi.

In other words, they blanket apply use-by dates. Anlatım akışı

4:45

Başka bir deyişle, son kullanma tarihlerini genelleştirerek uygularlar (blanket apply).

Anlatım akışı

In other words: önceki düşünceyi yeniden ifade etmek

In other words, konuşanın önceki düşünceyi daha açık, kısa veya doğrudan bir şekilde yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada yeni bir konuya değil, önceki açıklamanın yeniden ifade edilmiş hâline giriş yapar. Genellikle yeniden ifade eden cümlenin başında yer alır ve ardından virgül gelir. Yeni ifade, önceki ifadenin ana anlamını korumalıdır.

Alıştırma

İlk cümle şudur: The shop will not open today. Hangi cümle bunu en iyi şekilde yeniden ifade eder?

  1. On the other hand, the shop is closed today.
  2. In other words, the shop is closed today.
  3. For example, the shop is closed today.
Cevabı göster

In other words, the shop is closed today.

Here, blanket is an adverb

4:48

Burada genelleştirerek (blanket),

meaning applied in the same way to everything,

4:50

aralarında farklar olsa bile

even when there are differences between those things.

4:53

her şeye aynı şekilde uygulanması anlamına gelen bir zarftır.

Doing this protects customers from bad food,

4:56

Bunu yapmak müşterileri bozuk gıdadan korur,

but it also means a lot of safe-to-eat food gets thrown away. Kelime

4:59

ama aynı zamanda yenmesi güvenli pek çok gıdanın çöpe atılmasına da neden olur.

Kelime

safe-to-eat food: isimden önce kısa çizgili sıfat

Safe-to-eat, food sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfattır. Yiyeceğin güvenli bir şekilde yenebileceği anlamına gelir. safe-to-eat ifadesinin tamamı food sözcüğünü niteler; tam bir fiil öbeği değildir. safe to eat gibi birden çok sözcükten oluşan bir açıklama isimden önce geldiğinde, sözcüklerin birlikte çalıştığını kısa çizgiler gösterir: safe-to-eat food. be gibi bir bağ fiilinden sonra ise normalde The food is safe to eat biçiminde, kısa çizgi olmadan yazılır.

Alıştırma

Açıklama is sonrasında geldiğinde standart yazımı seçin.

  1. This food is safe to eat.
  2. This food is safe-to-eat.
  3. This is safe to eat-food.
Cevabı göster

This food is safe to eat.

Maybe it's best to stick to local seasonal food after all. Öbek fiiller

5:04

Belki de en iyisi yerel ve mevsimlik yiyeceklere bağlı kalmaktır.

Öbek fiiller

stick to local seasonal food: bir seçime bağlı kalmak

Bu cümlede stick to local seasonal food, başka bir seçeneğe geçmek yerine yerel ve mevsimlik yiyecekleri seçmeye devam etmek demektir. Stick to bir seçime, plana, kurala veya sınıra uymayı sürdürmeyi ifade eder. Buradaki stick, fiziksel olarak bir şeye yapışmak anlamına gelmez. Yapı stick to + isim veya isim öbeğidir. Örneğin stick to the plan, stick to the rules ve stick to a budget denebilir.

Alıştırma

Hangi cümle yürüyüşçülerin işaretli rotayı izlemeye devam etmesi gerektiğini söyler?

  1. We should draw the trail on the map.
  2. We should search for a different trail.
  3. We should stick to the marked trail.
Cevabı göster

We should stick to the marked trail.

Anyway, Neil, what was the answer to your question?

5:08

Neyse Neil, sorunun cevabı neydi?

Right. I asked you which food could be grown in Britain

5:10

Doğru. Sana Britanya'da yıl boyunca

all year round.

5:13

hangi yiyeceğin yetiştirilebileceğini sormuştum.

You said kale,

5:15

Lahana dedin,

which was the correct answer.

5:16

ve bu doğru cevaptı.

Uh-huh.

5:18

Hı-hı.

Unlike strawberries and rhubarb, kale grows in all seasons. Anlatım akışı

5:18

Çilek ve raventin aksine lahana her mevsim yetişir.

Anlatım akışı

Unlike X, Y...: karşılaştırmayı önce vermek

Baştaki Unlike strawberries and rhubarb ifadesi, karşılaştırmada kullanılan şeyleri belirtir. Ana mesaj kale ile başlar: kale grows in all seasons. Bu sıralama karşıtlığı öne alır ve farkın daha kolay görülmesini sağlar. Yapı Unlike + isim öbeği, ana cümle şeklindedir. Unlike burada bir edat gibi çalışır; bu nedenle ardından strawberries and rhubarb gelir, özne ve fiil içeren tam bir yan cümle gelmez.

Alıştırma

“...nın aksine” anlamına gelen edatı yazın: ____ her sister, Maya enjoys waking up early.

Cevabı göster

Unlike

And what's more, it's good for you, too. Anlatım akışı

5:22

Ve dahası, sizin için de faydalıdır.

Anlatım akışı

And what's more: destekleyici bir nokta daha eklemek

What's more, daha önce söylenen düşünceyi destekleyen ek bir noktayı ekleyen bağlayıcı bir ifadedir. Bu cümlede, sağlığa yararlı olmanın daha önce belirtilen olguya eklenen başka bir avantaj olduğunu gösterir. Buradaki more, daha büyük bir miktarı değil, “konuşmadaki bir ek noktayı” anlatır. Baştaki And, eklemeyi özellikle konuşma diline yakın kılar; cümle doğrudan What's more ile de başlayabilir.

Alıştırma

İlk cümle "The app is easy to use." şeklindedir. İkinci bir avantajı en iyi hangi cümle ekler?

  1. What's more, the service is completely free.
  2. However, the service is completely free.
  3. In other words, the service is completely free.
Cevabı göster

What's more, the service is completely free.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned

5:24

Tamam, öğrendiğimiz kelimeleri tekrar gözden geçirelim.

starting with use-by date,

5:27

Yiyeceğin güvenle tüketilebileceği son tarih olan

the date until which food is safe to eat.

5:29

son kullanma tarihi (use-by date) ile başlayalım.

The slogan eat local, eat seasonal

5:31

Yerel ye, mevsimsel ye sloganı,

encourages people to buy food

5:34

insanları bulunduğumuz mevsimde ve

which has been grown locally during the current season.

5:36

yerel olarak yetiştirilmiş yiyecekleri satın almaya teşvik eder.

A middleman buys produce directly from the producer

5:39

Bir aracı (middleman), kar amacıyla müşterilere satmadan önce

before selling it on to customers for a profit.

5:42

doğrudan üreticiden mahsulü satın alır.

If he is commissioned,

5:44

Eğer görevlendirildiyse (commissioned),

he received a payment directly related to the amount he sells.

5:46

doğrudan sattığı miktar ile bağlantılı bir ödeme alır.

The worst-case scenario describes the most serious unpleasant thing

5:49

En kötü senaryo (worst-case scenario), bir durumda olabilecek

that could happen in a situation.

5:53

en ciddi ve nahoş şeyi tanımlar.

And finally, the adverb blanket

5:55

Ve son olarak, zarf olan genelleştirilmiş (blanket)

means applied in the same uniform way to everything,

5:57

aralarında farklar olsa bile

even when there are differences between those things.

6:01

her şeye aynı tekdüze şekilde uygulanması anlamına gelir.

Bye for now.

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Bye-bye.

6:04

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:06

BBC'den 6 Minute English.