Mikrodalgaya neden metal koyamazsınız? - Aaron Slepkov: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
703 kelime 136 kel/dk

Video özeti: Percy Spencer’ın tesadüfi keşfi, İkinci Dünya Savaşı radar teknolojisiyle mikrodalga fırın arasında bağ kuruyor. Video; mikrodalgaların su içeren yiyecekleri moleküler hareket yoluyla nasıl ısıttığını, neden kimyasal bağları bozmadığını ve metalin hangi koşullarda kıvılcım çıkarabileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. would soon have other surprising applications. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: would soon have yapısının geçmişteki bir bakış açısından daha sonra yaşanacak gelişmeyi nasıl önceden haber verdiğini fark edin. Bunu biyografilerde ve bilimsel öykülerde merak uyandırmak, dinleyiciyi radarın ilk kullanımından beklenmedik keşfe taşımak için kullanabilirsiniz. 2. mechanically through friction, / chemically. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: -ly ile biten zarfların karşıtlığının bir etkinin gerçekleşme biçimini nasıl kesinleştirdiğini anlayın. Burada moleküler hareket ve sürtünmeyle oluşan ısı, yiyeceğin kimyasal bileşiminin değişmesinden ayrılır; böylece bilimsel açıklamalardaki iddiaları doğru yorumlayabilirsiniz. 3. as long as it doesn't approach the oven's walls, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir iddianın veya güvenlik değerlendirmesinin geçerli olduğu koşulu belirtmek için as long as kullanın. Bu kalıp, mutlak kurallardan kaçınmanızı ve metal bir nesnenin ancak fırının duvarlarından uzak kaldığında sorunsuz olabileceğini açıklamanızı sağlar.

Bu derste

American engineer Percy Spencer

0:07

Amerikalı mühendis Percy Spencer

developed World War II radar technology

0:09

İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi uçaklarını tespit etmeye yardımcı olan

that helped detect Nazi airplanes,

0:12

radar teknolojisini geliştirdi,

but it would soon have other surprising applications. Anlatım akışı

0:15

ancak bu teknolojinin yakında başka şaşırtıcı uygulamaları olacaktı.

Anlatım akışı

would soon have...: geçmişten bakarak sonraki gelişmeyi haber verme

Geçmişte geçen bu anlatıda would, hikâyedeki daha erken bir noktadan daha sonra gerçekleşen bir olaya bakar. İstek veya gönüllülük bildirmez. It, radar teknolojisini ifade eder; would soon have other surprising applications ise kısa süre sonra yeni kullanım alanlarının ortaya çıktığı anlamına gelir. Bu ifade hikâyeyi düzenleme görevi de görür: sonraki gelişme açıklanmadan önce onu haber verir. Geleceğe bakan bu tür cümleler tarih, biyografi ve bilim yazılarında merak uyandırır.

Alıştırma

Cümlede would sözcüğünün işlevini en iyi açıklayan seçeneği seçin.

  1. Geçmişteki bir bakış açısından daha sonraki bir gelişmeyi haber verir.
  2. Şaşırtıcı kullanım alanlarının o anda zaten var olduğunu söyler.
  3. Teknolojinin yeni kullanım alanları istediğini gösterir.
Cevabı göster

Geçmişteki bir bakış açısından daha sonraki bir gelişmeyi haber verir.

One day in 1945,

0:19

1945'te bir gün,

Spencer was standing near a radar instrument called a magnetron, Dilbilgisi

0:21

Spencer magnetron adı verilen bir radar aletinin yanında duruyordu;

Dilbilgisi

was standing near: geçmişteki arka plan sahnesini kurmak

Was standing near, geçmişte devam eden yapıyı kullanır: was + fiilin -ing biçimi; buradaki near ise konumu belirtir. Spencer'ın belirli bir geçmiş anda zaten o konumda bulunmaya devam ettiğini gösterir. Hikâye anlatımında geçmişte devam eden yapı genellikle arka plan sahnesini kurar. Ardından simple past biçimindeki bir fiil, bu sahnenin içinde gerçekleşen olayı tanıtabilir; örneğin was standing... when someone called.

Alıştırma

Arka planı kurmak için stand fiilini geçmişte devam eden biçimde kullanın: One afternoon, Maya ____ near the window when the lights went out.

Cevabı göster

was standing

a device that produced high intensity microwaves

0:25

bu, yüksek yoğunluklu mikrodalgalar üreten

Dilbilgisi

called a magnetron, a device that...: bir terimi adlandırıp tanımlamak

called a magnetron bölümünde called, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğini başlatır: a radar instrument that was called a magnetron. Böylece yeni bir ana cümle kurmadan aletin adı verilir. Virgülden sonraki a device, magnetron ile aynı şeyi belirtir ve açıklayıcı bir appozisyon görevi görür. that produced high intensity microwaves ilgi cümleciği de cihazın ne yaptığını açıklar. terim, a/an + kategori adı + that... kalıbı, cümleyi sürdürürken yeni bir terimi tanımlamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bilinmeyen bir aletin adını doğru biçimde verir ve ardından onu bir appozisyon ve ilgi cümleciğiyle tanımlar?

  1. The rover uses an instrument called a spectrometer and a device that analyzes light.
  2. The rover uses an instrument called a spectrometer, a device that analyzes light.
  3. The rover uses an instrument called a spectrometer, that a device analyzes light.
Cevabı göster

The rover uses an instrument called a spectrometer, a device that analyzes light.

that could reflect off planes. Kalıp ifadeler

0:29

ve uçaklardan yansıyabilen bir cihazdı.

Kalıp ifadeler

reflect off planes: bir yüzeye çarpıp geri yansımak

reflect off planes ifadesinde mikrodalgalar uçaklara çarpar ve yüzeylerinden geri yansır. Buradaki off, temastan sonra yüzeyden uzaklaşmayı belirtir; kapalı anlamına gelmez. Işık, ses, radyo sinyalleri veya başka dalgalar bir şeye çarptıktan sonra yön değiştirdiğinde reflect off + nesne ya da yüzey yapısı kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle radar dalgalarının büyük metal nesnelere çarptıktan sonra geri yansıdığını doğru biçimde anlatır?

  1. Radar waves can reflect large metal objects off.
  2. Radar waves can reflect off large metal objects.
  3. Radar waves can turn off large metal objects.
Cevabı göster

Radar waves can reflect off large metal objects.

Suddenly, he noticed

0:31

Aniden, cebindeki çikolatanın

that the candy bar in his pocket had melted. Dilbilgisi

0:33

eridiğini fark etti.

Dilbilgisi

had melted: daha önceki geçmiş olayı belirtmek

had melted, past perfect yapısındadır: had + geçmiş zaman ortacı melted. Erimenin, daha sonraki geçmiş eylem olan noticed eyleminden önce tamamlandığını gösterir. Bir anlatıda geçmişteki bir noktadan daha önceki bir olaya dönüp bakarken past perfect kullanılır. Buradaki had yardımcı fiildir; “sahip olmak” anlamındaki ana fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi melt fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time Ava checked her lunch bag, the chocolate ____.

Cevabı göster

had melted

He exposed other things to the magnetron, Kalıp ifadeler

0:36

Magnetrona başka nesneler de yaklaştırdı

Kalıp ifadeler

expose X to Y: X’i Y ile temas ettirmek

exposed other things to the magnetron, expose X to Y kalıbını kullanır: X’i Y ile temas ettirmek veya Y’nin etkisine maruz bırakmak. Burada X other things, Y ise the magnetron olduğundan, nesneleri aygıtın etkileyebileceği bir yere koymuştur. Bilim, tıp ve güvenlik bağlamlarında Y çoğunlukla ışık, radyasyon, ısı, kimyasal madde veya hastalık gibi bir kaynaktır. Bu kalıpta expose, “bir sırrı açığa çıkarmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Örneklerin morötesi ışık altına konduğunu söylemek için expose X to Y kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The researchers exposed the samples to ultraviolet light.
  2. The researchers exposed the samples with ultraviolet light.
  3. The researchers exposed ultraviolet light to the samples.
Cevabı göster

The researchers exposed the samples to ultraviolet light.

and sure enough, popcorn kernels popped, Kalıp ifadeler

0:38

ve beklediği gibi, patlamış mısır taneleri patladı

Kalıp ifadeler

sure enough: beklenen bir sonucu belirtmek

Sure enough, “beklendiği gibi” veya “tam da tahmin edildiği gibi” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Burada daha önceki bir deneme ya da beklentiyi, onu doğrulayan sonuca bağlar: mısır taneleri gerçekten patlamıştır. Bu iki sözcüğü tek bir ifade olarak anlayın. Genellikle sonuçtan önce gelir ve virgüllerle ayrılır. “Yeterince emin” anlamına gelmez.

Alıştırma

Önceki bir işareti doğrulayan sonucu anlatmak için dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The lock looked broken, and ____, the key would not turn.

Cevabı göster

sure enough

and an egg, well, exploded onto a colleague. Ton ve niyet

0:41

ve bir yumurta, şey, bir meslektaşının üzerinde patladı.

Ton ve niyet

well: utandırıcı bir sürprizden önce duraklamak

Buradaki well, parantez içi gibi kullanılan bir söylem belirtecidir; “sağlıklı” anlamındaki sıfat ya da “ustalıkla” anlamındaki zarf değildir. Konuşmacı, yumurtanın patlayıp bir meslektaşın üzerine saçıldığını söylemeden önce ana haberi kısa süreliğine geciktirir. Bu duraklama, sonucun utandırıcı, şaşırtıcı veya doğrudan söylenmesi zor olduğunu gösterir. Hikâye anlatımında açıklanan sonuca hafif bir mizah da katabilir.

Alıştırma

Bu cümlede well ne işe yarıyor? “The team tested the model, and it, well, fell apart immediately.”

  1. Utandırıcı ve şaşırtıcı bir sonuçtan önce duraklama yaratır.
  2. Modelin ustalıkla parçalandığını söyler.
  3. Modelin sağlıklı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Utandırıcı ve şaşırtıcı bir sonuçtan önce duraklama yaratır.

Soon after, the first microwave oven became available,

0:45

Kısa süre sonra, ilk mikrodalga fırın piyasaya çıktı

operating using the very same technology. Kalıp ifadeler

0:49

ve tamamen aynı teknolojiyi kullanarak çalışıyordu.

Kalıp ifadeler

the very same technology: tam olarak aynı olmayı güçlü biçimde vurgulama

the very same technology ifadesinde very, same sözcüğünü güçlendirir. Bu ifade “daha önce sözü edilen teknolojinin tam olarak aynısı” anlamına gelir; “çok benzer bir teknoloji” demek değildir. Burada daha önce radar ve magnetronla bağlantılı olarak anlatılan mikrodalga teknolojisi kastedilir. Tam olarak aynı olma durumu şaşırtıcıysa veya vurgulanmaya değerse the very same + isim kalıbını kullanabilirsin: the very same room, the very same method. Bu kalıpta very, alışılmış “çok” anlamına gelmez; same sözcüğünü vurgular.

Alıştırma

Bir sunucu, iki makinenin yalnızca benzer bir tasarımı değil, daha önce sözü edilen sensör tasarımının tam olarak aynısını kullandığını vurgulamak istiyor. Bunu hangi cümle ifade eder?

  1. Both machines use the same type of sensor.
  2. Both machines use the very same sensor design.
  3. Both machines use similar sensor designs.
Cevabı göster

Both machines use the very same sensor design.

So, how does it work? Anlatım akışı

0:52

Peki, nasıl çalışıyor?

Anlatım akışı

So, how does it work?: açıklamayı başlatan bir soru

Burada it, mikrodalga fırını ifade eder. Soru fırının nasıl çalıştığını sorar, ancak aynı zamanda içeriği icadın öyküsünden fırının arkasındaki bilime geçirir. So, soruyu önceki anlatıma bağlarken sorunun tamamı dinleyicilere sonraki bölümde neyin açıklanacağını gösterir. Önce soru sorup ardından açıklama yapma düzeni bilim videolarında, sunumlarda ve öğretici içeriklerde yaygındır.

Alıştırma

Bir konuşmacı yeni bir su arıtıcısının neler yapabildiğini anlattı ve şimdi çalışma mekanizmasını açıklamaya başlamak istiyor. En uygun geçiş hangisidir?

  1. So, how does it work?
  2. So, who bought it first?
  3. So, when did it arrive?
Cevabı göster

So, how does it work?

All light energy travels in waves

0:54

Tüm ışık enerjisi

of oscillating electric and magnetic fields.

0:56

salınım yapan elektrik ve manyetik alanların dalgaları halinde yayılır.

These oscillations span a range of frequencies Kalıp ifadeler

1:00

Bu salınımlar, elektromanyetik spektrumu oluşturan

comprising the electromagnetic spectrum. Kelime

1:03

bir dizi frekansı kapsar.

Kalıp ifadeler

span a range of frequencies: bir aralığı kapsamak

Bu cümlede span a range of frequencies, “birden çok frekansa uzanmak” veya “bir frekans aralığını kapsamak” anlamına gelir. Span burada aralığın genişliğini anlatan bir fiildir; yalnızca zamanın geçişini ifade etmez. Başka bağlamlarda da kullanılabilen span a range of + çoğul isim kalıbı; farklı değerleri, düzeyleri, yaşları, konuları veya başka kategorileri kapsama durumunu anlatır. Özne, kapsama alanı açıklanan şeydir.

Alıştırma

Cümleyi span a range of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The library collection ____ reading levels, from beginner to advanced.

Cevabı göster

spans a range of

Kelime

comprising the electromagnetic spectrum: kısaltılmış bir oluşum ilişkisi

Comprising the electromagnetic spectrum, önündeki frequencies ismini niteler. Bu, that comprise the electromagnetic spectrum ifadesine eşdeğer bir şimdiki zaman ortaç yan cümlesidir: frekanslar birlikte spektrumu oluşturur. Comprising ifadesinde ayrıca belirtilmiş yeni bir özne olmadığı için, örtük özne nitelediği isimden gelir. Bu kısaltılmış yapı, bilgi yoğun açıklamalarda yaygındır ve yazarın yeni bir cümle başlatmadan tanımlayıcı bir ilişki eklemesini sağlar.

Alıştırma

Panellerin ekranı oluşturduğunu göstermek için comprising sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The panels comprising of the display are easy to replace.
  2. The panels are comprising the display are easy to replace.
  3. The panels comprising the display are easy to replace.
Cevabı göster

The panels comprising the display are easy to replace.

The higher the frequency, the more energetic. Dilbilgisi

1:06

Frekans ne kadar yüksekse, o kadar enerjiktir.

Dilbilgisi

The higher..., the more...: bağlantılı değişimler

The higher..., the more..., the + comparative..., the + comparative... biçimindeki eşleştirilmiş karşılaştırma yapısıdır. Bir miktar değiştikçe başka bir miktarın da onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada daha yüksek frekans, daha fazla enerjiyle ilişkilidir. Bu yapıda iki the de normal belirli artikel değil, dil bilgisel işaretleyicidir. Altyazıdaki kısa ifade, bağlamdan çıkarılabilen sözcükleri atar; daha tam biçimi şöyledir: The higher the frequency is, the more energetic it is.

Alıştırma

Daha fazla pratiğin daha fazla özgüven sağladığını eşleştirilmiş karşılaştırma yapısıyla doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. The more you practice, the more confident you become.
  2. The most you practice, the most confident you become.
  3. More you practice, more confident you become.
Cevabı göster

The more you practice, the more confident you become.

Gamma rays and X-rays have the highest frequencies,

1:09

Gama ışınları ve X ışınları en yüksek frekanslara,

microwaves and radio waves, the lowest.

1:13

mikrodalgalar ve radyo dalgaları ise en düşük frekanslara sahiptir.

Generally, light's oscillating electric field

1:16

Genel olarak, ışığın salınım yapan elektrik alanı

exerts forces on charged particles, Kalıp ifadeler

1:18

bir moleküldeki elektronlar gibi

like the electrons in a molecule.

1:21

yüklü parçacıklara kuvvet uygular.

Kalıp ifadeler

exert forces on: kuvvet uygulamaya yönelik bilimsel eşdizim

exerts forces on charged particles ifadesinde exert, çaba göstermek değil, uygulamak anlamındadır. Kalıp, exert a force/forces on + kuvvetten etkilenen şey biçimindedir. Bu cümlede light's oscillating electric field kuvvetin kaynağı, charged particles ise etkilenen varlıklardır. Bu, bilim ve mühendislikte standart ve kesin bir eşdizimdir. Birden fazla parçacık üzerindeki etkiler genel olarak anlatıldığı için forces çoğulu doğaldır; tek bir nesne üzerindeki tek bir kuvvetten söz ederken a force yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi resmî bilimsel eşdizim exert a force on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A magnet ____ a nearby steel ball.

Cevabı göster

exerts a force on

When light encounters polar molecules, like water,

1:23

Işık, su gibi kutupsal moleküllerle karşılaştığında,

it can make them rotate Dilbilgisi

1:27

bunların pozitif ve negatif bölgeleri

as their positive and negative regions

1:29

farklı yönlere itilip çekildiği için

are pushed and pulled in different directions. Kalıp ifadeler

1:31

onların dönmesini sağlayabilir.

Dilbilgisi

make them rotate: make + nesne + fiilin yalın hâli

Make them rotate, make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindeki ettirgen yapıyı kullanır. Burada them, polar molecules ifadesine gönderme yapar; rotate ise ortaya çıkan hareketi belirtir: ışık moleküllerin dönmesini sağlayabilir. Etken bir ettirgen cümlede nesneden sonraki fiilin önüne to gelmez: make them rotate denir, make them to rotate denmez. Bu yapı, bir kuvvetin, olayın veya koşulun bir kişiye ya da şeye bir hareket yaptırdığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanır?

  1. The magnetic field makes move the needle.
  2. The magnetic field makes the needle move.
  3. The magnetic field makes the needle to move.
Cevabı göster

The magnetic field makes the needle move.

Kalıp ifadeler

pushed and pulled: eşleştirilmiş edilgen eylemler

Are'dan sonra gelen pushed ve pulled, birbirine bağlanmış iki edilgen fiil biçimidir. Pozitif ve negatif bölgeler iki eyleme de maruz kalır; bu nedenle cümle, kuvvetleri neyin uyguladığına değil, bu bölgelere ne olduğuna odaklanır. Push ve pull fiillerini birlikte kullanmak, zıt yönlerde etki eden kuvvetleri vurgular. Burada bu ikili, dönme hareketini açıklamaya yardım eder; birbiriyle ilgisiz iki olayı sıralamaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir ipin zıt yönlerden gelen kuvvetlere maruz kalmasını doğal biçimde anlatır?

  1. The rope pushed and pulled from opposite sides.
  2. The rope was push and pulled from opposite sides.
  3. The rope was pushed and pulled from opposite sides.
Cevabı göster

The rope was pushed and pulled from opposite sides.

The frequency the light is traveling at Dilbilgisi

1:34

Işığın ilerlediği frekans

also determines how it interacts with matter.

1:36

aynı zamanda maddeyle nasıl etkileşime gireceğini de belirler.

Dilbilgisi

The frequency the light is traveling at: düşürülen ilgi sözcüğü ve sondaki at

The frequency the light is traveling at, ana isim frequency ile the light is traveling at ilgi yan cümleciğini birleştirir. Nesne görevindeki that ya da which ilgi sözcüğü düşürülür; temel kalıp the light is traveling at that frequency olduğu için at sonda kalır. Daha resmî biçim the frequency at which the light is traveling şeklindedir. Sondaki at gereksiz değildir; traveling ile frequency arasında bağlantı kurarak ilişkiyi tamamlar.

Alıştırma

Cümleyi run at a speed kalıbının gerektirdiği edatla tamamlayın: This is the speed the motor is running ____.

Cevabı göster

at

Microwaves interact strongly Kalıp ifadeler

1:40

Mikrodalgalar, çoğu gıdada bulunan

with the water molecules found in most foods.

1:42

su molekülleriyle güçlü bir şekilde etkileşime girer.

Kalıp ifadeler

interact strongly with: etkileşimin diğer tarafını belirtmek

Interact with, iki şeyin birbirini etkilediğini belirtir. Strongly bu etkinin derecesini ekler; dolayısıyla interact strongly with, with sözcüğünden sonra belirtilen şeyle güçlü bir etkileşime girmek demektir. Bilimsel açıklamalarda with, diğer malzemeyi, molekülü, alanı veya sistemi tanıtır. İki taraf da zaten birlikte özneyse with gerekmeyebilir: The two chemicals interact strongly.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: This material can ____ sunlight.

Cevabı göster

interact strongly with

Essentially, they make the molecules jostle against each other, Kelime

1:44

Temelde, moleküllerin birbirlerine çarpmasına neden olarak

creating frictional heat.

1:48

sürtünme ısısı yaratırlar.

Kelime

jostle against each other: birbirini itip birbirine çarpmak

Burada jostle against each other, moleküllerin birbirini itip birbirine çarpması anlamına gelir. Jostle, sıkışık ve düzensiz bir teması çağrıştırır; bu yüzden yalnızca move demekten daha canlıdır. Each other, eylemin karşılıklı olduğunu, yani moleküllerin birbirleriyle etkileştiğini gösterir. Against aralarındaki teması vurgular; ifade, bu hareketin cümledeki sürtünme ısısını nasıl oluşturduğunu açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi jostle against each other ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the crowded doorway, the passengers ____ as they tried to enter.

Cevabı göster

jostled against each other

Household microwave ovens are fitted with cavity magnetrons. Kalıp ifadeler

1:52

Ev tipi mikrodalga fırınlar boşluklu magnetronlarla donatılmıştır.

Kalıp ifadeler

be fitted with cavity magnetrons: bileşenleri takılı olmak

Are fitted with cavity magnetrons ifadesinde be fitted with + isim, “o parça veya ekipman takılıdır” anlamına gelir. Fırınlar, takılı magnetronları içeren cihazlardır. Edilgen yapı, dikkati kurulumu yapan kişiden çok cihaza ve cihazın özelliğine yöneltir. Burada fitted, “doğru bedende olmak” anlamına gelmez; fit fiilinin “takmak, donatmak” anlamını kullanır.

Alıştırma

Cümleyi “ekipman takılıdır” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: The new school bus ____ seat belts.

Cevabı göster

is fitted with

When you activate a microwave oven,

1:56

Bir mikrodalga fırını çalıştırdığınızda,

a heated element within the magnetron ejects electrons,

1:58

magnetron içindeki ısıtılmış bir eleman elektron fırlatır

and a strong magnet forces them to spiral outwards. Dilbilgisi

2:02

ve güçlü bir mıknatıs onları dışarıya doğru spiral çizmeye zorlar.

Dilbilgisi

forces them to spiral outwards ifadesinde force + nesne + to'lu mastar

forces them to spiral outwards ifadesinde force bir fiildir. force + nesne + to'lu mastar yapısını izler: them, electrons sözcüğünü karşılar; to spiral outwards ise mıknatısın elektronlara zorunlu olarak yaptırdığı hareketi belirtir. Bu yapı insanlar, nesneler veya süreçler için kullanılabilir. Burada mıknatısın elektronları ikna ettiği anlamına gelmez; elektronların yolunu değiştiren fiziksel bir nedeni anlatır.

Alıştırma

Cümleyi force ve parantez içindeki sözcüklerle tamamlayın. Fiilin doğru biçimini kullanın: The strong current ____ toward the shore. (the swimmer / move)

Cevabı göster

forces the swimmer to move

As they pass over the magnetron's metallic cavities,

2:06

Elektronlar magnetronun metalik boşluklarından geçerken

the electrons induce an oscillating charge, Kelime

2:09

salınımlı bir yük indükleyerek

generating a continuous stream of electromagnetic microwaves. Dilbilgisi

2:12

sürekli bir elektromanyetik mikrodalga akışı üretirler.

Kelime

induce an oscillating charge ifadesinde induce fiilinin bilimsel anlamı

induce an oscillating charge ifadesinde induce, fiziksel bir olgunun ortaya çıkmasına neden olmak anlamına gelir. Elektronlar neden, salınımlı yük ise sonuçtur. Bu, induce fiilinin resmî ve bilimsel bir kullanımıdır. induce a current veya induce a response örneklerinde olduğu gibi, ardından genellikle bir tepkiyi, durumu veya etkiyi adlandıran bir isim gelir. Elektronların yükü ikna ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede induce, örnektekiyle aynı bilimsel anlamda kullanılmıştır?

  1. The changing magnetic field induces an electric current in the wire.
  2. The promise of a reward induced him to confess.
  3. The company produces electric motors.
Cevabı göster

The changing magnetic field induces an electric current in the wire.

Dilbilgisi

generating...: sonucu gösteren bir V-ing öbeği

generating a continuous stream of electromagnetic microwaves ifadesi, önceki cümlenin sonucunu belirtir: salınımlı bir yükün indüklenmesi mikrodalgaların üretilmesine yol açar. Burada generating yaklaşık olarak “böylece üreterek” anlamındadır. Bu, virgülden önceki tamamlanmış cümlenin tümüne bağlı bir present participle, yani V-ing öbeğidir; yeni ve bağımsız bir temel fiil değildir. Tam cümle, V-ing kalıbı bir süreci sonucuna kısa ve doğrudan bağladığı için bilimsel açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

İlk cümlenin sonucunu göstermek için V-ing öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The liquid cooled rapidly, formed crystals on the surface.
  2. The liquid cooled rapidly, to forming crystals on the surface.
  3. The liquid cooled rapidly, forming crystals on the surface.
Cevabı göster

The liquid cooled rapidly, forming crystals on the surface.

A metal pipe directs the microwaves

2:17

Metal bir boru, mikrodalgaları

into the main food compartment,

2:19

ana yiyecek bölmesine yönlendirir;

where they bounce off the metal walls Öbek fiiller

2:21

burada metal duvarlardan sekerek

and penetrate a few centimeters into the food inside. Kalıp ifadeler

2:23

içerideki yiyeceğin birkaç santimetre içine nüfuz ederler.

Öbek fiiller

bounce off: bir yüzeye çarpıp sekmek

Bounce off, bir yüzeye çarptıktan sonra o yüzeyden uzaklaşmak veya yön değiştirmek anlamına gelir. Örnekte mikrodalgalar metal duvarlara çarpar ve yansır. Yaygın kalıp bounce off + surface şeklindedir; bounce off the wall buna bir örnektir. Temel fikir yalnızca uzaklaşmak değil, yüzeye temas ettikten sonra sekmektir.

Alıştırma

Cümleyi bounce off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The tennis ball ____ the back wall and flew toward the net.

Cevabı göster

bounced off

Kalıp ifadeler

penetrate a few centimeters into...: bir maddenin içindeki derinliği belirtmek

Bu cümlede penetrate, “yüzeyi geçip içeri girmek” anlamına gelir. A few centimeters derinliği, into the food inside ise içine girilen maddeyi belirtir. Penetrate + mesafe + into + madde kalıbı, bir şeyin yüzeyin altında ne kadar derine ulaştığını anlatır. Buradaki mesafe, yiyeceğin içindeki derinliktir; bir hedefe doğru gidilen yol değildir.

Alıştırma

Sinyalin betona ne kadar derin girdiğini anlatmak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The signal could ____ the concrete.

Cevabı göster

penetrate ten centimeters into

When the microwaves encounter polar molecules in the food,

2:28

Mikrodalgalar yiyecekteki, su gibi,

like water, they make them vibrate

2:31

kutupsal moleküllerle karşılaştığında

at high frequencies.

2:34

onları yüksek frekanslarda titreştirirler.

This can have interesting effects, depending on the food's composition. Kalıp ifadeler

2:36

Bu, yiyeceğin bileşimine bağlı olarak ilginç etkilere sahip olabilir.

Kalıp ifadeler

depending on the food's composition: sonucu değiştiren bir koşul eklemek

Depending on the food's composition, yiyeceğin malzemeleri ve fiziksel yapısı değiştiğinde etkilerin de değişebileceği anlamına gelir. Bu -ing öbeği, ana cümledeki sonucun değişimini belirleyen koşulu ekler. Önündeki tamamlanmış ifadeye bağlıdır ve tek başına tam bir cümle oluşturmaz.

Alıştırma

Talebin sonucu değiştirebileceğini göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: The delivery time may vary, ____ demand.

Cevabı göster

depending on

Oil and sugar absorb fewer microwaves than water,

2:41

Yağ ve şeker sudan daha az mikrodalga emer,

so if you microwave them alone, not much happens. Kelime

2:45

bu yüzden onları tek başlarına mikrodalgada ısıtırsanız pek bir şey olmaz.

Kelime

microwave them alone: fiil olarak microwave

microwave them ifadesinde microwave, “onları mikrodalga fırında ısıtmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. them zamiri fiilin nesnesidir; bu cümlede yağ ve şekeri ifade eder. Burada alone, “başka bir malzeme olmadan, tek başlarına” anlamına gelir. Hangi şeylerin birlikte ısıtıldığını belirtir; yalnızlık gibi bir duyguyu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede microwave fiil olarak, alone ise “başka yiyecek olmadan” anlamında kullanılmıştır?

  1. The microwave beside the potato is unplugged.
  2. The potato sat alone beside the microwave.
  3. Microwave the potato alone, without the sauce.
Cevabı göster

Microwave the potato alone, without the sauce.

But when microwaves encounter a marshmallow,

2:49

Ancak mikrodalgalar bir marshmallow ile karşılaştığında,

they heat the moisture trapped within its gelatin sugar matrix, Kelime

2:52

jelatin-şeker matrisine hapsolmuş nemi ısıtır,

Kelime

gelatin sugar matrix: malzeme yapısı anlamında matrix

gelatin sugar matrix ifadesindeki matrix, jelatin ve şekerin oluşturduğu kesintisiz malzeme yapısı anlamına gelir. Bu yapı marshmallow’un içindeki nemi çevreleyip tutar; matrix burada tablo veya ızgara anlamında değil, gıda bilimi ve malzeme alanındaki anlamıyla kullanılmıştır. Trapped within its gelatin sugar matrix, moisture sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir yan cümledir; moisture that is trapped within its gelatin sugar matrix anlamına gelir. Bu ifade nemin nerede tutulduğunu belirtir.

Alıştırma

“The medicine is held within a soft gel matrix,” cümlesinde matrix ne anlama gelir?

  1. Başka bir maddeyi içinde tutan malzeme yapısı
  2. Sayıların dikdörtgen biçiminde dizilimi
Cevabı göster

Başka bir maddeyi içinde tutan malzeme yapısı

making the hot air expand and the marshmallow puff. Dilbilgisi

2:56

sıcak havanın genleşmesine ve marshmallow'un şişmesine neden olur.

Dilbilgisi

making the hot air expand ...: sonucu eklemek

making ile başlayan -ing bölümü, daha önceki ısıtma eylemine bağlanır ve bunun sonucunda bir şeyin gerçekleştiğini gösterir. Burada make, üretmek değil, bir şeyin olmasına neden olmak anlamındadır. Bu bölüm bir sonuç ifadesidir; tek başına tam bir cümle değildir. Bu ifadenin içinde make + object + base verb yapısı kullanılır. making ile iki paralel sonuç kurulur: the hot air expand ve the marshmallow puff. Expand ve puff fiilin yalın hâlindedir; bu yüzden önlerine to gelmez.

Alıştırma

making ile sonuç bildiren bölümü ve make + object + base verb yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The heat warmed the jar, making the air expand and the lid pop open.
  2. The heat warmed the jar, making the air expanding and the lid popping open.
  3. The heat warmed the jar, making the air to expand and the lid to pop open.
Cevabı göster

The heat warmed the jar, making the air expand and the lid pop open.

Butter is essentially a suspension of water droplets in fat. Kelime

3:00

Tereyağı esas olarak yağ içindeki su damlacıklarının bir süspansiyonudur.

Kelime

a suspension of water droplets in fat: suspension kelimesinin bilimsel anlamı

Burada konuşmacı suspension kelimesini, küçük damlacıkların veya parçacıkların başka bir madde içinde dağıldığı karışım anlamındaki bilimsel kullanımıyla söylüyor. a suspension of water droplets in fat, su damlacıklarının yağın her tarafına dağılmış olduğunu belirtir. a suspension of A in B kalıbında A dağılan maddeyi, B ise onu çevreleyen ortamı gösterir. Bu bağlamda suspension, geçici durma veya okuldan ya da işten uzaklaştırma gibi bir ceza anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede suspension bilimsel karışım anlamında kullanılmıştır?

  1. The medicine is a suspension of tiny particles in water.
  2. The suspension of the game was caused by rain.
  3. His suspension from the team lasts one week.
Cevabı göster

The medicine is a suspension of tiny particles in water.

When microwaved, the water rapidly vaporizes,

3:05

Mikrodalgada ısıtıldığında, su hızla buharlaşarak

making the butter melt quickly and sometimes a bit violently.

3:08

tereyağının çabucak ve bazen biraz şiddetli bir şekilde erimesini sağlar.

So, microwaves heat food molecules mechanically through friction, Kelime

3:13

Yani, mikrodalgalar yiyecek moleküllerini sürtünme yoluyla mekanik olarak ısıtır,

but they don't alter them chemically.

3:17

ancak onları kimyasal olarak değiştirmezler.

Kelime

mechanically through friction ... chemically: değişimin iki düzeyi

Burada mechanically through friction, ısınmanın moleküller arasındaki fiziksel hareket ve sürtünme yoluyla gerçekleştiğini anlatır. Mechanically süreci açıklar; yalnızca bir makine kullanıldığı anlamına gelmez. But ile başlayan bölüm bunu chemically ile karşı karşıya getirir: fiziksel ısınma gerçekleşirken konuşmacı moleküllerin kimyasal bileşiminin değişmediğini söyler. Bilimsel açıklamalarda bu tür -ly zarfları, bir etkinin düzeyini veya gerçekleşme biçimini belirtir.

Alıştırma

Cümlede mechanically through friction ile chemically nasıl bir karşıtlık ifade ediyor?

  1. Sürtünme moleküllerin hareket etmesini önler, bu nedenle yiyecek ısınmaz.
  2. Yiyeceği önce bir makine, ardından kimyasal maddeler ısıtır.
  3. Yiyecek fiziksel hareket ve sürtünmeyle ısıtılır, ancak kimyasal bileşimi değişmez.
Cevabı göster

Yiyecek fiziksel hareket ve sürtünmeyle ısıtılır, ancak kimyasal bileşimi değişmez.

Soup heated in the microwave is molecularly indistinguishable Kalıp ifadeler

3:20

Mikrodalgada ısıtılmış bir çorba, moleküler olarak

from soup heated using a stove or oven.

3:24

ocak veya fırın kullanılarak ısıtılmış bir çorbadan ayırt edilemez.

Kalıp ifadeler

molecularly indistinguishable from: belirtilen bir düzeyde karşılaştırma

Indistinguishable from, 'ilgili hiçbir farkın tespit edilemeyeceği kadar benzer' anlamına gelir. Yaygın kalıp A is indistinguishable from B şeklindedir ve from karşılaştırılan ikinci unsuru getirir. Molecularly, iddianın kapsamını daraltır: iki çorbanın moleküler düzeyde ayırt edilemez olduğu söylenir. Bu ifade tek başına sıcaklıklarının, tatlarının veya diğer bütün özelliklerinin aynı olması gerektiğini söylemez.

Alıştırma

'Moleküler düzeyde birbirinden ayırt edilmesi imkânsız' anlamındaki tam ve resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Under this test, sample A is ____ sample B.

Cevabı göster

molecularly indistinguishable from

The term microwave radiation can be alarming,

3:26

Mikrodalga radyasyonu terimi endişe verici olabilir,

but in physics, radiation simply describes Kelime

3:30

ancak fizikte radyasyon sadece

any transfer of energy across a gap.

3:33

enerjinin bir boşluktan geçişini tanımlar.

Kelime

Fizikte geniş kapsamlı bir terim olarak radiation

Fizikte radiation, enerjinin uzayda bir yerden başka bir yere taşınmasını anlatan geniş ve tarafsız bir terimdir. Buradaki simply describes, kelimenin fiziksel bir sürece ad verdiğini, otomatik olarak tehlike uyarısı yapmadığını gösterir. Radiation kelimesi tek başına bir şeyin zararlı olup olmadığını söylemez. Bu değerlendirme radyasyonun türüne, enerjisine ve maruz kalma miktarına bağlıdır.

Alıştırma

Hangi ifade bu cümledeki radiation anlamına en uygundur?

  1. Radiation her zaman nükleer maddelerden gelen tehlikeli enerji demektir.
  2. Radiation adı verilen her şey zararsızdır.
  3. Radiation geniş kapsamlı bir terimdir ve her radiation, ionizing radiation değildir.
Cevabı göster

Radiation geniş kapsamlı bir terimdir ve her radiation, ionizing radiation değildir.

High frequency ionizing radiation may be harmful Kelime

3:36

Yüksek frekanslı iyonlaştırıcı radyasyon zararlı olabilir

because it can strip electrons from molecules, including DNA. Kalıp ifadeler

3:40

çünkü DNA dahil moleküllerden elektron koparabilir.

Kelime

High frequency ionizing radiation: yüksek frekanslı iyonlaştırıcı radyasyon

Ana isim radiation sözcüğüdür. Ionizing, anlamı atomlardan veya moleküllerden elektron çıkarabilecek kadar enerjili radyasyonla sınırlar; high frequency ise bu radyasyonun frekansının yüksek olduğunu ayrıca belirtir. Bu nedenle ifadenin tamamı bütün radiation türlerini değil, belirli bir kategoriyi adlandırır. Ardından gelen yan cümle neden zararlı olabileceğini açıklar: elektronların çıkarılması, DNA dâhil molekülleri değiştirebilir.

Alıştırma

Hangi cümle ionizing radiation ifadesini doğru açıklar?

  1. Ionizing radiation atomlardan veya moleküllerden elektron çıkarabilir.
  2. Ionizing radiation her türlü enerji aktarımının zararlı olduğu anlamına gelir.
  3. Ionizing radiation bütün microwave radiation türlerinin başka bir adıdır.
Cevabı göster

Ionizing radiation atomlardan veya moleküllerden elektron çıkarabilir.

Kalıp ifadeler

strip electrons from molecules: strip A from B kalıbı

strip A from B kalıbı, özellikle A daha önce B’nin bir parçasıysa, B’ye bağlıysa veya B’nin içinde bulunuyorsa A’yı B’den çıkarmak anlamına gelir. Burada elektronlar moleküllerden koparılır. including DNA ifadesi, DNA’nın etkilenebilecek moleküllerden biri olduğunu belirtir; DNA çıkarılan başka bir öğe değildir. Bilimsel yazıda strip, ionizing sözcüğünün arkasındaki somut eylemi anlatır: radyasyon bir molekülün elektron kaybetmesine yol açar.

Alıştırma

Bir işlemin sudan tuzu çıkardığını anlatmak için strip A from B kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The process strips salt from the water.
  2. The process strips water from the salt.
Cevabı göster

The process strips salt from the water.

However, microwaves aren't energetic enough to alter chemical bonds, Dilbilgisi

3:45

Bununla birlikte, mikrodalgalar kimyasal bağları değiştirecek kadar enerjik değildir

Dilbilgisi

aren't energetic enough to: not + sıfat + enough to

be + adjective + enough to + fiilin yalın hâli kalıbı, sıfatın belirttiği düzeyin bir eylem için gereken seviyeye ulaştığını anlatır. Olumsuz biçimi olan not + adjective + enough to + fiilin yalın hâli ise gereken seviyeye ulaşılamadığını belirtir. Burada aren't energetic enough to alter, mikrodalgaların kimyasal bağları değiştirecek kadar enerjiye sahip olmadığı anlamına gelir. Energetic, canlı bir kişiliği değil mikrodalgaların enerji seviyesini anlatır. to sonrasındaki mastar, gerçekleşemeyen eylemi belirtir.

Alıştırma

isn't, strong, enough ve to sözcüklerini doğru sıraya koyun: The signal ____ reach the receiver.

Cevabı göster

isn't strong enough to

and microwave ovens are designed to prevent leakage, Kalıp ifadeler

3:50

ve mikrodalga fırınlar, güvenlik ve verimlilik adına

for safety and efficiency's sake. Kalıp ifadeler

3:53

sızıntıyı önleyecek şekilde tasarlanmıştır.

Kalıp ifadeler

be designed to prevent leakage: amaçlanan işlev

Be designed to do something, bir ürünün, sistemin veya özelliğin amaçlanan kullanımını ya da yerleşik işlevini belirtir. Burada mikrodalga fırınların yapısının mikrodalga enerjisinin dışarı sızmasını önleyecek şekilde oluşturulduğu anlatılır. Edilgen yapı, tasarımcının kişisel planına değil fırınlara ve onların işlevine odaklanır. Prevent leakage ifadesinde prevent fiilinden sonra leakage ismi gelir.

Alıştırma

Be designed to ve prevent kullanarak cümleyi tamamlayın: This seal ____ water leakage.

Cevabı göster

is designed to prevent

Kalıp ifadeler

for safety and efficiency's sake: güvenlik ve verimlilik için

For X's sake, “X önemli olduğu için” veya “X'in yararı ya da amacı için” anlamına gelir. Burada sızıntının önlenme nedenini belirtir: güvenlik ve verimlilik. X, safety and efficiency şeklinde and ile bağlanmış bir ifade olduğu için iyelik eki 's yalnızca en sonda görünür: safety and efficiency's sake. Bu ifadede sake neden, amaç veya yarar anlamındadır; Japon içkisini belirtmez.

Alıştırma

Güvenliğin neden olduğunu göstermek için cümleyi for X's sake ile tamamlayın: ____, wear protective glasses.

Cevabı göster

For safety's sake

Nonetheless, to totally limit exposure,

3:56

Yine de maruziyeti tamamen sınırlamak için

experts recommend simply standing a few feet away Dilbilgisi

3:59

uzmanlar, mikrodalga fırın çalışırken

when a microwave oven is on.

4:03

sadece birkaç adım uzakta durmayı önermektedir.

Dilbilgisi

experts recommend simply standing: recommend + -ing yapısı

experts recommend simply standing ifadesinde recommend, uzmanların önerdiği eylemi tanıtır. Standing bir gerund, yani isim görevindeki -ing biçimidir; bu nedenle yeniden kullanılabilecek kalıp recommend + -ing, yani recommend doing something biçimidir. Simply, standing sözcüğünü niteler ve bu basit eylemin yeterli olduğunu belirtir. Burada experts sözcüğü, öneriyi veren öznedir. Uzakta durması gereken kişiler belirtilmediği için standing a few feet away genel bir öneri olarak sunulur.

Alıştırma

recommend fiilinin doğru biçimini ve wait fiilinin -ing biçimini kullanarak geniş zamandaki cümleyi tamamlayın: The guide ____ near the entrance until the group arrives.

Cevabı göster

recommends waiting

Microwaving metal is dangerous, though, right? Ton ve niyet

4:06

Ama metal bir şeyi mikrodalgaya koymak tehlikelidir, değil mi?

Well, it depends.

4:09

Şey, bu duruma bağlı.

Ton ve niyet

though, right? Well, it depends: koşullu bir yanıt

Though, iddianın ardından bir karşıtlık ekler; right? ise ifadeyi karşı tarafın onayını bekleyen bir doğrulamaya dönüştürür. Birlikte yaygın bir varsayımı dile getirirler: Mikrodalgaya metal koymak tehlikelidir, değil mi? Well, basit bir yes yanıtının düzeltilmesi veya sınırlandırılması gerektiğini gösterir. It depends, yanıtın koşullara göre değiştiği anlamına gelir; burada soruyu geçiştirmek yerine hangi durumların önemli olduğuna ilişkin bir açıklamanın geleceğini haber verir. Başka durumlara aktarılabilecek yöntem, olası bir inancı kabul edip ardından yanıtın koşula bağlı olduğunu belirtmektir.

Alıştırma

Bu konuşmada Well, it depends ne işe yarıyor?

  1. Koşulsuz bir evet yanıtı verir ve tartışmayı bitirir.
  2. Yanıtın duruma göre değiştiğini ve koşulların açıklanacağını gösterir.
  3. Konuşanın soruyu görmezden geldiğini gösterir.
Cevabı göster

Yanıtın duruma göre değiştiğini ve koşulların açıklanacağını gösterir.

Metals are conductors,

4:11

Metaller iletkendir,

meaning their electrons are loosely bound to their atoms Kelime

4:13

yani elektronları atomlarına gevşek bir şekilde bağlıdır

and move freely in response to electric fields. Kalıp ifadeler

4:16

ve elektrik alanlarına tepki olarak serbestçe hareket ederler.

Kelime

loosely bound to their atoms: zayıf fiziksel bağ

Burada bound to their atoms fiziksel bir ilişkiyi anlatır: elektronlar atomları tarafından tutulur. Loosely bu tutunmanın nispeten zayıf olduğunu gösterir; bu da elektronların metal içinde neden hareket edebildiğini açıklamaya yardımcı olur. be + adverb + bound to + noun yapısında to, özneyi tutan ya da ona bağlayan şeyi gösterir.

Alıştırma

Cümlede loosely bound to their atoms ne anlama gelir?

  1. Elektronlar kesinlikle atomlarına doğru hareket edecektir.
  2. Elektronlar atomlarının içinde tamamen kapalıdır.
  3. Elektronlar atomları tarafından yalnızca zayıf biçimde tutulur.
Cevabı göster

Elektronlar atomları tarafından yalnızca zayıf biçimde tutulur.

Kalıp ifadeler

in response to electric fields: bir tetikleyiciye tepki verme

Burada in response to electric fields “elektrik alanlarına tepki olarak” anlamına gelir. Elektrik alanları tetikleyicidir; elektronların hareketi ise bunun sonucunda oluşan değişimdir. Response burada sözlü bir yanıtı değil, fiziksel bir tepkiyi ifade eder. Bu ifade bir olayı başka bir olaya tepki olarak sunar ve hem uyarıcının hem de etkinin anlaşılmasını kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi response sözcüğüyle kurulan ve “bir şeye tepki olarak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The automatic doors open ____ movement nearby.

Cevabı göster

in response to

Instead of absorbing microwave radiation, Dilbilgisi

4:19

Mikrodalga radyasyonunu emmek yerine,

the metal's electrons concentrate on the surface,

4:22

metalin elektronları yüzeyde yoğunlaşır;

leading to high voltages at sharp edges, corners, Kalıp ifadeler

4:25

keskin kenarlarda, köşelerde

Dilbilgisi

Instead of absorbing...: instead of + -ing kalıbı

Instead of, yerine başka bir eylem ya da sonuç gerçekleştiği için gerçekleşmeyen bir eylemi tanıtır. Burada metalin elektronları mikrodalga ışınımını soğurmaz; ana cümle bunun yerine ne olduğunu söyler: elektronlar yüzeyde yoğunlaşır. Instead of bir edat öbeğidir. Ardından bir eylem geldiğinde -ing biçimi kullanılır: instead of absorbing; instead of absorb değil. Bu kalıp “A değil, B” karşıtlığını açıkça kurar.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve replace fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the old batteries, we recharged them.

Cevabı göster

Instead of replacing

and small gaps.

4:28

ve küçük boşluklarda yüksek voltajlara yol açar.

Kalıp ifadeler

leading to high voltages: bir sonuç eklemek

Lead to, “neden olmak” veya “bir sonuç ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Burada leading to high voltages, önceki durumun sonucunu verir: elektronlar yüzeyde yoğunlaşır ve bu durum yüksek voltajlar oluşturur. -ing öbeği leading to..., yeni bir cümle başlatmadan bu sonucu ekler. Anlamı which leads to high voltages ifadesine yakındır. Bu kullanımda lead to, birini bir yere götürmek veya yönlendirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Lead to ifadesinden oluşturulan -ing sonuç öbeğini kullanın: The pipe froze, ____ a loss of water pressure.

Cevabı göster

leading to

This includes areas between the creases on a sheet of aluminum foil, Kalıp ifadeler

4:29

Buna alüminyum folyonun kıvrımları arası,

Kalıp ifadeler

a sheet of aluminum foil: sheet of + malzeme kalıbı

a sheet of aluminum foil ifadesinde sheet, yatak çarşafı değil; ince, geniş ve genellikle düz bir malzeme parçası anlamına gelir. a sheet of + material kalıbı, foil, paper veya glass gibi normalde sayılamayan bir malzemeyi tek bir ince tabaka olarak belirtir. Burada kalıp aluminum foil ile kullanılır ve kıvrımlarından söz edilen parçayı belirtir. Malzeme ince ve düz parçalar hâlinde olduğunda aynı kalıbı kullanabilirsin.

Alıştırma

“Bir tabaka alüminyum folyo” anlamını vermek için cümleyi a sheet of + material kalıbıyla tamamla: Please cover the tray with ____.

Cevabı göster

a sheet of aluminum foil

the prongs of a fork, or a metal object Kelime

4:33

bir çatalın uçları veya metal bir nesne

and the microwave oven's metal walls.

4:36

ile mikrodalga fırının metal duvarları arasındaki alanlar dahildir.

Kelime

the prongs of a fork: çatalın sivri dişleri

the prongs of a fork, çatalın yemek yenen ucundaki birbirinden ayrı sivri dişleri ifade eder. Prongs, sap veya çatalın tamamı anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, çataldan dışarı uzanan keskin uçları adlandırır. Daha genel olarak prong, bir nesneden dışarı uzanan birkaç ince parçadan biridir; bazı fişlerdeki metal uçlar buna örnektir.

Alıştırma

the prongs of a fork çatalın hangi kısmını ifade eder?

  1. çatalın tamamı
  2. elde tutulan sap
  3. yemek yenen uçtaki birbirinden ayrı sivri dişler
Cevabı göster

yemek yenen uçtaki birbirinden ayrı sivri dişler

Sometimes, voltages get high enough to strip electrons

4:39

Bazen voltaj, etraftaki hava moleküllerinden

from the surrounding air molecules.

4:42

elektron koparacak kadar yükselir.

This electrically charged gas, or plasma, Kelime

4:45

Elektrik yüklü bu gaz veya plazma,

may then form lightning-like sparks Kelime

4:48

daha sonra şimşek benzeri kıvılcımlar oluşturabilir

Kelime

electrically charged gas, or plasma: “yani” anlamındaki açıklayıcı or

Bu cümlede electrically charged gas önce maddeyi günlük dille açıklar, or plasma ise aynı maddenin bilimsel adını verir. Virgüller arasındaki or plasma açıklayıcı bir yeniden adlandırmadır; bu nedenle or iki madde arasında seçim sunmaz, “yani” veya “başka bir deyişle” anlamına gelir. Bu bilimsel bağlamda plasma, iyonlaşmış ve elektrik yüklü bir gazı ifade eder. Kanın sıvı kısmı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede or plasma ne işe yarıyor?

  1. plasma sözcüğünün kanın sıvı kısmı anlamına geldiğini söyler.
  2. Gazın bilimsel adını verir.
  3. Onun yerine seçilebilecek ikinci bir madde sunar.
Cevabı göster

Gazın bilimsel adını verir.

and grow as it absorbs more microwaves.

4:50

ve daha fazla mikrodalga emdikçe büyüyebilir.

Kelime

lightning-like sparks: benzerlik anlatan isim + -like yapısı

Lightning-like, lightning ismine -like eklenerek oluşturulmuş bir sıfattır. sparks sözcüğünü niteler ve kıvılcımların şimşeğe benzediğini anlatır; bunlar gerçek şimşek değildir. İsim + -like yapısı hızlı bir benzetme oluşturur. Yeni oluşturulan birleşik yapı bir isimden önce kullanıldığında, lightning-like sparks örneğinde olduğu gibi kısa çizgi sözcüklerin tek bir sıfat olarak çalıştığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi lightning + -like kullanarak tamamlayın: The experiment produced ____ sparks.

Cevabı göster

lightning-like

Once the oven is turned off, the plasma dissipates. Notlar

4:53

Fırın kapatıldığında plazma dağılır.

Öbek fiiller

turned off: bir cihazın çalışmasını durdurmak

Turn off, elektrikli bir cihazın veya makinenin çalışmasını genellikle düğmesi ya da kumandalarıyla durdurmak demektir. Cümledeki is turned off edilgen yapıdır: eylemden etkilenen fırındır ve eylemi kimin yaptığı belirtilmez. Fırın, ışık ve bilgisayar gibi cihazlarda turn off elektrik akımını ya da çalışmayı durdurmayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi turn off ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: Before anyone repairs the machine, it must be ____.

Cevabı göster

turned off

Kelime

plasma dissipates: yavaş yavaş yayılıp zayıflamak

plasma dissipates ifadesinde dissipates, plazmanın yavaş yavaş yayıldığını, yoğunluğunu kaybettiğini ve belirgin bir birikim olmaktan çıktığını anlatır. Fiil bunu anlık bir kayboluş değil, bir süreç olarak sunar. Dissipate; sis, duman, ısı, enerji, bulut veya gerginlik gibi yayılan ya da zayıflayan şeyleri sıkça anlatır. Özellikle bilimsel ve daha resmî betimlemelerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dissipate fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: As sunlight warms the field, the mist slowly ____.

Cevabı göster

dissipates

But not all metal objects spark in the microwave, Dilbilgisi

4:58

Ancak mikrodalgadaki her metal nesne kıvılcım çıkarmaz,

though they might make things cook a little unevenly.

5:01

gerçi yiyeceklerin biraz eşitsiz pişmesine neden olabilirler.

Dilbilgisi

not all metal objects spark: kısmi olumsuzluk

not all metal objects spark, “tüm metal nesneler kıvılcım çıkarır” iddiasının doğru olmadığını belirtir. not, all sözcüğünü sınırlar; bu nedenle bu bir kısmi olumsuzluktur: metal nesnelerin en azından bazıları kıvılcım çıkarmaz. Bu, hiçbirinin kıvılcım çıkarmadığı anlamına gelmez. not all + çoğul isim + fiil kalıbı, fazla kesin bir ifadeyi düzeltirken grubun geri kalanı hakkında olasılığı açık bırakmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü kısmi olumsuzluk ifadesiyle tamamlayın: ____ online reviews are reliable.

Cevabı göster

Not all

In fact, a lot of microwavable packaging

5:04

Aslında, mikrodalgaya girebilen birçok ambalaj

takes advantage of this, Kalıp ifadeler

5:07

yiyeceğin yüzeyini çıtırlaştırmak için ince bir metal kaplama kullanarak

using a thin metal coating to crisp the food's surface. Kelime

5:09

bundan faydalanır.

Kalıp ifadeler

takes advantage of this: yararlı bir sonuç için bir özellikten yararlanmak

Takes advantage of this, “yararlı bir sonuç elde etmek için bu özellikten veya durumdan yararlanır” anlamına gelir. Buradaki this, metalin mikrodalgada ısınmayı etkileme biçimine gönderme yapar; ambalaj bu etkiden yararlanarak yiyeceğin yüzeyini çıtır hâle getirir. take advantage of ifadesini tek bir fiil öbeği olarak ele alın. Yaygın yapısı take advantage of + isim veya zamir biçimindedir; take advantage of an opportunity ve take advantage of it buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “iyi şekilde yararlanmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We opened the curtains to ____ the morning light.

Cevabı göster

take advantage of

Kelime

to crisp the food's surface: fiil olarak crisp

Bu cümlede crisp, “dış kısmı sert, kuru ve hoş biçimde çıtır hâle getirmek” anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi, dokusu değişen kısım olan the food's surface ifadesidir. to crisp mastarı amacı belirtir: ince metal kaplama bu dokuyu oluşturmak için kullanılır. Yemek bağlamında bu kullanım crisp + yiyecek veya yiyeceğin bir bölümü kalıbını izler.

Alıştırma

Hangi cümlede crisp, “yüzeyi çıtırlaştırmak” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. The crisp bread is on the plate.
  2. The bread has a crisp surface.
  3. The oven helps crisp the bread's surface.
Cevabı göster

The oven helps crisp the bread's surface.

And overall, as long as it doesn't approach the oven's walls, Dilbilgisi

5:13

Ve genel olarak, fırının duvarlarına yaklaşmadığı sürece,

Dilbilgisi

as long as it doesn't...: bir koşul koyma

Burada as long as bir koşul bildirir ve “şu koşulla ki” ya da “-dığı sürece” anlamına gelir. Konuşmacı, it ile belirtilen nesne fırının duvarlarına yaklaşmazsa sonraki sonucun geçerli olduğunu ifade eder. Bir kural, sınır veya gereklilik belirtmek için as long as + özne + fiil yapısını kullanabilirsin. Bu kullanımda long, fiziksel uzunluk veya süreyle ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğin ve “-dığı sürece” anlamına gelen üç sözcüklü bağlaçla tamamla: ____ you keep the receipt, you can return the item.

Cevabı göster

As long as

leaving a metal spoon in a microwaving bowl of soup

5:16

mikrodalgada ısınan bir çorba kasesinde metal bir kaşık bırakmak

should be a pretty uneventful affair. Kelime

5:19

oldukça olaysız bir durum olmalıdır.

Kelime

a pretty uneventful affair: mizahi bir hafife alma ifadesi

Bu cümlede a pretty uneventful affair, şaşırtıcı, çarpıcı ya da tehlikeli hiçbir şeyin yaşanmasının beklenmediği bir deneyim demektir. Pretty burada “oldukça” anlamına gelen gündelik bir derece zarfıdır; uneventful ise “kayda değer bir olay yaşanmayan” demektir. Affair burada bir durumdan ya da deneyimden söz etmenin biraz resmî bir yoludur; aşk ilişkisi veya skandal anlamına gelmez. Bu resmî isim sakin bir betimlemeyle birlikte kullanıldığında, durum bilinçli olarak hafife alınmış ve hafifçe mizahi bir tonda anlatılmış olur.

Alıştırma

Bu cümlede a pretty uneventful affair ne anlama geliyor?

  1. Birkaç büyük olay yaşanacağı için heyecan verici olacak.
  2. Büyük olasılıkla kamuya açık bir skandala dönüşecek.
  3. Beklenmedik veya tehlikeli bir olay olmadan gerçekleşmesi bekleniyor.
Cevabı göster

Beklenmedik veya tehlikeli bir olay olmadan gerçekleşmesi bekleniyor.

That's just another neat benefit of cooking with radar. Anlatım akışı

5:22

Bu da radarla yemek pişirmenin başka bir harika faydası.

Anlatım akışı

neat benefit of cooking with radar: önceki ifadeye dönerek bitirme

Another neat benefit, az önce açıklanan sonucu bir başka çekici avantaj olarak sunar; dolayısıyla cümle yeni bir konu açmak yerine özet görevi görür. Cooking with radar, mikrodalga teknolojisi ile radar arasındaki bağlantıya dayanarak mikrodalga fırın kullanmayı mizahi biçimde adlandırır. Sonda radar ifadesinin yeniden kullanılması videonun daha önceki anlatım çerçevesine dönerek açıklamaya akılda kalıcı bir kapanış verir; gerçek bir radar cihazıyla yemek pişirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir bilim videosu daha önce mikrodalga fırınlarla radar teknolojisi arasında bağlantı kuruyor. Video neat benefit of cooking with radar ifadesiyle bitiyor. Bu kapanışın temel işlevi nedir?

  1. Konuyu özetler ve videonun daha önce kullandığı radar anlatımına geri döner.
  2. Daha önce konuşulmamış, ilgisiz bir pişirme yöntemini tanıtır.
  3. Radar ekipmanını çalıştırmak için gerçek anlamda talimat verir.
Cevabı göster

Konuyu özetler ve videonun daha önce kullandığı radar anlatımına geri döner.

Learn how another accidental discovery led to X-ray technology

5:28

Başka bir tesadüfi keşfin X-ışını teknolojisine nasıl yol açtığını

and why it makes you see-through with this video.

5:33

ve sizi neden şeffaf gösterdiğini bu videoyla öğrenin.

Or tap into how touchscreens work

5:36

Veya dokunmatik ekranların nasıl çalıştığına

and why they hate your gloves with this one.

5:38

ve neden eldivenlerinizden nefret ettiklerine bu videoyla göz atın.