İmposter sendromu nedir ve bununla nasıl başa çıkabilirsiniz? - Elizabeth Cox: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
652 kelime 168 kel/dk

Video özeti: Bu video, yetenekli ve başarılı kişilerin neden hâlâ kendilerini sahtekâr gibi hissedebildiğini, dile getirilmeyen öz kuşkuların deneyimi nasıl yalnızmış gibi gösterdiğini ve açık konuşmalarla kişinin yeterliliğini kanıtlayan somut verilerin bu duyguyla baş etmeye nasıl yardımcı olabileceğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Even after — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Bu ödünleyici girişin önce önemli bir başarıyı sunduğunu, ardından beklenmedik bir karşıtlığa geçtiğini öğrenin. Öncesinde yaşanan her şeye rağmen sonraki sonucun geçerli kaldığı durumlarda bu yapıyı tanıyabilir ve kullanabilirsiniz. 2. pluralistic ignorance, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Birçok kişinin aynı kuşkuyu özel olarak taşıdığı, fakat kimse bunu dile getirmediği için herkesin kendisini yalnız sandığı durumu anlatan bu sosyal psikoloji terimini anlayın. Böylece sahtekârlık duygularının neden gizli kaldığını açıklayan savı izleyebilirsiniz. 3. by collecting and revisiting positive feedback. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: by sözcüğünden sonra gelen ulaçların, bir amaca ulaşmanın somut yolunu nasıl gösterdiğine dikkat edin. Bu kalıpla yöntemleri açıkça anlatabilir; yeterliliğinizi gösteren olumlu geri bildirimleri saklayıp yeniden inceleme önerisini doğru anlayabilirsiniz.

Bu derste

Even after writing 11 books and winning several prestigious awards, Anlatım akışı

0:09

11 kitap yazıp çok sayıda prestijli ödül kazandıktan sonra bile,

Maya Angelou couldn't escape the nagging doubt Deyimler

0:13

Maya Angelou içini kemiren o şüpheden kurtulamadı:

that she hadn't really earned her accomplishments. Dilbilgisi

0:15

Başarılarını aslında hak etmediği duygusu.

Anlatım akışı

Even after: beklenmedik bir karşıtlık kurmak

Even after + isim ya da -ing'li bir yan cümle, “bu zaten gerçekleşmiş olmasına rağmen” anlamına gelir. Bu cümlede Angelou’nun kitapları ve ödülleri, normalde kişinin kendinden şüphe etmesini ortadan kaldırması beklenen gerçekler olarak sunulur. Ardından ana cümle şaşırtıcı sonucu verir: şüphe devam etmiştir. Konuşma ve yazılarda bu başlangıç, önce belirli bir sonucu beklemek için güçlü bir neden sunup sonra bunun tersi olan sonucu açıklayarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede Even after neyi gösteriyor?

  1. Şüphe yalnızca kitap yazıp ödül kazandığı için ortaya çıktı.
  2. Cümle sadece başarıların şüpheden önce gerçekleştiğini bildiriyor.
  3. Başarıların şüpheyi ortadan kaldırması bekleniyordu, ancak şüphe devam etti.
Cevabı göster

Başarıların şüpheyi ortadan kaldırması bekleniyordu, ancak şüphe devam etti.

Deyimler

couldn't escape the nagging doubt: geçmeyen öz şüphe

couldn't escape the nagging doubt ifadesinde escape mecazi anlamda kullanılır: Bir yerden ya da tehlikeden kaçmak değil, istenmeyen bir düşünce veya duygudan “kurtulmak” demektir. Şüphe, sanki onu takip eden veya tuzağa düşüren bir şeymiş gibi anlatılır. Nagging, bir şeyin tekrar tekrar geri dönüp kişiyi rahatsız etmeye devam etmesini belirtir. İfade bir bütün olarak, kişinin kendinden şüphe etmesinin onu sürekli rahatsız ettiğini ve bundan kurtulamadığını söyler; kısa süreli bir sorudan çok devam eden bir baskıyı anlatır.

Alıştırma

Hangi durum couldn't escape the nagging doubt ifadesine en iyi uyar?

  1. Priya ödülün tarihine kısaca baktı ve sonra bunu unuttu.
  2. Bir köpek onu kovaladığı için Priya dışarı kaçtı.
  3. Başkaları onu ne kadar överse övsün, Priya ödülü hak edip etmediğini düşünmeye devam etti.
Cevabı göster

Başkaları onu ne kadar överse övsün, Priya ödülü hak edip etmediğini düşünmeye devam etti.

Dilbilgisi

hadn't really earned: geçmişten bakılan daha önceki bir eylem

hadn't really earned yapısında had + geçmiş zaman ortacı earned, past perfect zamanı oluşturur; n't ise yapıyı olumsuz yapar. Bu yapı, başarıları kazanma olayını onun geçmişte şüphe duyduğu ya da bu şüpheyi dile getirdiği andan daha önceye yerleştirir. Burada earn one's accomplishments, başarıları kişinin kendi yeteneği veya çabasıyla elde etmesi ve takdiri hak etmesi demektir. Really, bu takdirin gerçekten ona ait olup olmadığı konusundaki şüpheyi güçlendirir: başarılar vardı, fakat o bütün payeyi kendine mal etmeye hakkı olmadığını hissediyordu.

Alıştırma

Bu cümlede hadn't really earned ne anlatıyor?

  1. Başarılarının var olmadığını iddia ediyordu.
  2. Bütün başarılarını daha sonra kazanacağını düşünüyordu.
  3. Önceki başarılarının gerçek olduğunu, ancak onları gerçekten hak etmediğini hissediyordu.
Cevabı göster

Önceki başarılarının gerçek olduğunu, ancak onları gerçekten hak etmediğini hissediyordu.

Albert Einstein experienced something similar.

0:19

Albert Einstein da benzer bir şey yaşadı.

He described himself as an involuntary swindler Deyimler

0:22

Kendisini, gördüğü ilgiyi hak etmeyen,

whose work didn't deserve as much attention as it had received. Dilbilgisi

0:25

istemsiz bir sahtekar olarak tanımladı.

Deyimler

an involuntary swindler: kendisiyle alay eden bir abartı

Swindler normalde insanları bilerek aldatan kişidir. an involuntary swindler ifadesinde involuntary, beklenen kasıt anlamını tersine çevirir: O, bunu yapmayı seçmediği hâlde insanları bir şekilde yanıltmış olduğunu düşünür. Bu ifade, dolandırıcılık itirafı değil, kişinin kendisiyle alay ederek kullandığı bir benzetmedir. Çalışmalarının hak ettiğinden fazla ilgi gördüğünü düşündüğünü ve övgülerin ona kendisini tesadüfen sahte bir başarı kazanmış biri gibi hissettirdiğini anlatır.

Alıştırma

Bu bağlamda an involuntary swindler ne anlama geliyor?

  1. Başka birinin onu çalışmayı çalmaya zorladığını söyledi.
  2. İnsanları para için bilerek dolandırdığını itiraf etti.
  3. İnsanları istemeden kandırıp çalışmalarını gereğinden fazla övmelerine yol açmış gibi hissediyordu.
Cevabı göster

İnsanları istemeden kandırıp çalışmalarını gereğinden fazla övmelerine yol açmış gibi hissediyordu.

Dilbilgisi

as much attention as: sayılamayan bir miktarı karşılaştırma

as much + sayılamayan isim + as kalıbı bir şeyin miktarını karşılaştırır. Burada çalışmanın hak ettiği ilgi ile gerçekte daha önce gördüğü ilgi karşılaştırılır. Didn't, deserve fiilini olumsuz yaptığı için cümle hak edilen ilgi miktarının alınan miktardan daha az olduğunu söyler; iki miktarın eşit olduğunu söylemez. Attention sayılamayan bir isimdir, bu nedenle many değil much kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: The local story did not receive ____ the national story.

Cevabı göster

as much attention as

Accomplishments at the level of Angelou's or Einstein's are rare, Kalıp ifadeler

0:29

Angelou veya Einstein seviyesindeki başarılar nadirdir,

Kalıp ifadeler

at the level of: bir ölçütle aynı düzeyde olma

At the level of, bir şeyi soyut bir ölçekte aynı veya karşılaştırılabilir bir noktaya yerleştirir. Burada Accomplishments sözcüğünü niteler: önem veya büyüklük bakımından Angelou'nun ya da Einstein'ın başarılarıyla karşılaştırılabilecek başarılar nadirdir. Angelou's ve Einstein's, Angelou's accomplishments ve Einstein's accomplishments ifadelerinin yerine kullanılan iyelik biçimleridir; tekrarlanan isim çıkarılmıştır.

Alıştırma

Cümleyi soyut bir düzeyi belirten hedef ifadeyle tamamlayın: This youth orchestra performs ____ a professional group.

Cevabı göster

at the level of

but their feeling of fraudulence is extremely common. Kelime

0:33

ancak onların hissettiği bu sahtekarlık duygusu son derece yaygındır.

Kelime

feeling of fraudulence: kendini sahtekâr gibi hissetmek

Bu cümlede feeling of fraudulence, kişinin bir şekilde sahte olduğunu ya da başarısını gerçekten hak etmediğini düşünmesine neden olan içsel duyguyu anlatır. Başarıları gerçek olsa bile kişi kendisini böyle görebilir. Feeling of sözcükleri bunun öznel bir deneyim olduğunu gösterir. Fraudulence, bu kişilerin gerçekten dolandırıcılık yaptığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede feeling of fraudulence ne anlama geliyor?

  1. Başarılarının gerçek ya da hak edilmiş olmadığını hissederler.
  2. Para için insanları kandırmaktan hoşlanırlar.
  3. Bu kişiler hukuken dolandırıcılıktan suçlu bulunmuştur.
Cevabı göster

Başarılarının gerçek ya da hak edilmiş olmadığını hissederler.

Why can't so many of us shake feelings that we haven't earned our accomplishments, Kelime

0:36

Neden birçoğumuz başarılarımızı hak etmediğimiz,

or that our ideas and skills aren't worthy of others' attention? Kalıp ifadeler

0:40

veya fikirlerimizin ve yeteneklerimizin başkalarının ilgisine layık olmadığı hissinden kurtulamıyoruz?

Kelime

shake feelings: rahatsız edici duygulardan kurtulmak

Burada shake, bir şeyi ileri geri sallamak değil, ondan kurtulmak anlamındadır. Feelings bu fiilin nesnesidir; dolayısıyla shake feelings, kişiyi rahatsız etmeyi sürdüren duygulardan kurtulmak demektir. Bu mecaz kullanım genellikle olumsuzlukla ya da zorluk bildiren ifadelerle görülür: can't shake a feeling, couldn't shake a doubt veya hard to shake a fear. Düşünce ya da duygunun, onu yok etmek isteseniz bile kalmaya devam ettiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve kurtulmak anlamına gelen fiille tamamlayın: Even after checking my work twice, I couldn't ____ the feeling that I had made a mistake.

Cevabı göster

shake

Kalıp ifadeler

worthy of others' attention: başkalarının ilgisini hak etmek

Be worthy of something, yeterli değere, niteliğe veya öneme sahip olduğu için bir şeyi hak etmek anlamına gelir. Burada worthy of others' attention, fikirlerin ve becerilerin başkalarının ilgisini hak ettiğini belirtir. Worthy bir sıfattır. worthy of attention veya worthy of respect örneklerinde olduğu gibi be worthy of + isim öbeği yapısı kullanılır. Of sonrasındaki öbek, neyin hak edildiğini gösterir.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak worthy of yapısını tamamlayın: The museum's safety plan is worthy ____ careful review.

Cevabı göster

of

Psychologist Pauline Rose Clance was the first to study this unwarranted sense of insecurity. Dilbilgisi

0:45

Psikolog Pauline Rose Clance, bu yersiz güvensizlik duygusunu inceleyen ilk kişiydi.

Dilbilgisi

the first to study: bir eylemi ilk yapan kişi

The first to study, konuyu inceleyen ilk kişi anlamına gelir. Mastar yapısı to study, the first ifadesini niteler ve bu kişinin hangi eylemde ilk olduğunu belirtir. the first/second/last + to + fiilin yalın hâli kalıbı sıralamayı göstermek için kullanılır: the first to arrive, the second to answer veya the last to leave. Buradaki to study, in order to study gibi bir amaç bildirmez.

Alıştırma

the first to do kalıbını tamamlayın: Leo was the first ____ notice the mistake.

Cevabı göster

to

In her work as a therapist,

0:50

Bir terapist olarak yaptığı çalışmalarda,

she noticed many of her undergraduate patients shared a concern.

0:52

lisans hastalarının birçoğunun ortak bir endişeyi paylaştığını fark etti.

Though they had high grades,

0:56

Notları yüksek olmasına rağmen,

they didn't believe they deserved their spots at the university. Kelime

0:58

üniversitedeki yerlerini hak ettiklerine inanmıyorlardı.

Kelime

deserved their spots at the university: üniversitedeki sınırlı yerleri hak etmek

Buradaki spots, kampüsteki lekeleri veya fiziksel konumları değil, bir üniversitede öğrencilere sunulan sınırlı kontenjanları ifade eder. Bir kişinin spot'u, o kişiye ayrılan fırsat veya yerdir. To deserve their spots, bu yerlere sahip olacak kadar başarılı veya yeterli olmak demektir. Bu soyut anlam, yalnızca belirli sayıda kişinin katılabildiği bir sınıf, takım, iş programı veya etkinlik için de kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede spot, bir kişiye sunulan sınırlı bir yer anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya earned a spot on the school debate team.
  2. Maya wiped a muddy spot off the door.
  3. Maya chose a quiet spot under the tree.
Cevabı göster

Maya earned a spot on the school debate team.

Some even believed their acceptance had been an admissions error. Kültür

1:01

Hatta bazıları kabullerinin bir kayıt hatası olduğuna inanıyordu.

Kültür

an admissions error: üniversiteye kabul sürecindeki bir hata

Okul veya üniversite bağlamında admissions, başvuruları inceleme ve kimlerin kayıt yaptırabileceğine karar verme sürecini ifade eder. An admissions error, bu süreçte yapılan bir hatadır. Buradaki their acceptance, onların kabul edilmesini sağlayan olumlu kararı ifade eder. Öğrenciler üniversitenin kendilerini yanlışlıkla kabul ettiğinden korkuyordu; bu ifade, öğrencilerin bir hatayı kabul veya itiraf ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede an admissions error ne anlama gelir?

  1. Üniversite öğrencileri yanlışlıkla kabul etmiş olabilir.
  2. Öğrenciler hayal kırıklığı yaratan bir notu kabullenemediler.
  3. Öğrenciler bir hata yaptıklarını itiraf ettiler.
Cevabı göster

Üniversite öğrencileri yanlışlıkla kabul etmiş olabilir.

While Clance knew these fears were unfounded, Kelime

1:05

Clance bu korkuların asılsız olduğunu bilse de,

Kelime

fears were unfounded: korkuların gerçek bir dayanağı yoktu

Bu cümlede unfounded, gerçekler veya kanıtlarla desteklenmeyen demektir. İnsanlar gerçekten korku hissediyordu, ancak Clance korktukları sonucun gerçek bir dayanağı olmadığını biliyordu. İsim + be + unfounded yapısı bir korkunun, iddianın, söylentinin veya suçlamanın dayanağı olup olmadığını değerlendirir. Burada were, fears sözcüğünü bu yargıya bağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede unfounded, bir korkunun gerçeklere dayanan temeli olmadığını gösterir?

  1. Her fear was private; she did not tell anyone about it.
  2. Her fear was unfounded; the safety check showed there was no danger.
  3. Her fear was sudden; it began when the lights went out.
Cevabı göster

Her fear was unfounded; the safety check showed there was no danger.

she could also remember feeling the exact same way in graduate school.

1:07

yüksek lisans yaparken kendisinin de tamamen aynı hissettiğini hatırlayabiliyordu.

She and her patients experienced something that goes by a number of names: Kalıp ifadeler

1:11

Kendisi ve hastaları çeşitli isimlerle anılan bir şeyi deneyimlemişlerdi:

imposter phenomenon,

1:14

İmposter fenomeni,

imposter experience,

1:16

İmposter deneyimi

and imposter syndrome. Kültür

1:17

ve İmposter sendromu.

Kalıp ifadeler

goes by a number of names: çeşitli adlarla anılır

Burada goes by, “adıyla bilinir” veya “diye anılır” anlamına gelir. A number of, “birkaç” veya “çeşitli” demektir; dolayısıyla something that goes by a number of names, kabul gören birden fazla adı olan bir şeyi anlatır. İki nokta, ardından gelen listenin bu adları verdiğini gösterir. Buradaki go by adlandırmayla ilgilidir; bir yerin yanından geçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Go by ifadesini doğru biçimde kullanın: This regional dish ____ several names.

Cevabı göster

goes by

Kültür

imposter syndrome: yetenekli olduğu hâlde başarıyı hak etmediğini hissetmek

Imposter syndrome, yetenekli veya başarılı bir kişinin başarılarını hak etmediğini hissettiği ve başkalarının sandığı kadar yeterli olmadığının anlaşılmasından korktuğu bir öz güven şüphesi örüntüsünün adıdır. Bu cümlede sözcükler bir deneyimi adlandırır; kişinin gerçekten başka biriymiş gibi davrandığını söylemez. Burada syndrome, yerleşik adın bir parçasıdır; bu deneyimin resmî olarak teşhis edilmiş tıbbi bir rahatsızlık olduğunu kanıtlamaz. Imposter sözcüğü yaygın olarak impostor şeklinde de yazılır.

Alıştırma

Hangi durum imposter syndrome kavramını en iyi gösterir?

  1. Yetenekli bir öğrenci ödül kazanır ancak bunun şans eseri olduğunu düşünür ve herkesin aslında yeterli olmadığını fark etmesinden korkar.
  2. Bir öğrenci her antrenmanı kaçırır ve hazırlıksız olduğunu doğru bir şekilde söyler.
  3. Bir kişi, başka birine ait olduğunu bildiği kimliği kullanarak bir yarışmaya katılır.
Cevabı göster

Yetenekli bir öğrenci ödül kazanır ancak bunun şans eseri olduğunu düşünür ve herkesin aslında yeterli olmadığını fark etmesinden korkar.

Together with colleague Suzanne Imes,

1:19

Meslektaşı Suzanne Imes ile birlikte,

Clance first studied impostorism in female college students and faculty.

1:22

Clance sahtekarlık sendromunu ilk olarak kadın üniversite öğrencileri ve öğretim üyelerinde inceledi.

Their work established pervasive feelings of fraudulence in this group.

1:26

Çalışmaları, bu grupta yaygın sahtekarlık duygularının olduğunu saptadı.

Since that first study,

1:30

O ilk çalışmadan bu yana,

the same thing has been established across gender, race, age, and a huge range of occupations. Kalıp ifadeler

1:32

aynı şey cinsiyet, ırk, yaş ve çok çeşitli mesleklerde de kanıtlandı.

Kalıp ifadeler

across gender, race, age...: birden fazla kategoriyi kapsamak

Burada across, “birçok kategoriyi kapsayan veya içine alan” anlamına gelir. Bulguyla farklı cinsiyet, ırk, yaş ve mesleklerden insanlarda karşılaşılmıştır; across fiziksel bir hareketi anlatmaz. Across + gruplar, kategoriler veya boyutlar yapısı araştırmalarda, raporlarda ve haberlerde yaygındır. Bir sonucun yalnızca tek bir gruba ait olmadığını, geniş bir aralığı kapsadığını gösterir.

Alıştırma

"The policy was supported across age groups and regions," cümlesinde across neyi gösterir?

  1. Destek fiziksel olarak bir yaş grubundan diğerine geçti.
  2. Destek birkaç farklı yaş grubunda ve bölgede görüldü.
  3. Destek bir yaş grubu ve bir bölgeyle sınırlıydı.
Cevabı göster

Destek birkaç farklı yaş grubunda ve bölgede görüldü.

Though it may be more prevalent and disproportionately affect the experiences of underrepresented or disadvantaged groups. Kelime

1:38

Her ne kadar yeterince temsil edilmeyen veya dezavantajlı grupların deneyimlerinde daha yaygın olsa ve onları orantısız bir şekilde etkilese de.

Kelime

disproportionately affect: gruplar arasında eşitsiz etki

Bu cümlede disproportionately affect, grup büyüklüğü, koşullar veya başka bir ilgili ölçütle karşılaştırıldığında etkinin bazı gruplar üzerinde diğerlerinden daha ağır olması demektir. Yalnızca 'çok etkilemek' anlamına gelmez. Disproportionately zarfı affect fiilini niteler ve etkinin eşitsiz dağılımını vurgular. Bu resmî sözcük birleşimi bir riskin, maliyetin, yükün veya sorunun daha büyük bölümünü kimin taşıdığını tartışırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Bir grubun diğerlerinden daha ağır etkilendiği anlamını veren, bu nottaki iki sözcüklü resmî ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Budget cuts can ____ families with fewer resources.

Cevabı göster

disproportionately affect

Kelime

underrepresented or disadvantaged groups: yeterince temsil edilmeyen veya dezavantajlı gruplar

Underrepresented groups, belirli bir alan, kurum, yönetim organı veya veri kümesinde varlığı, katılımı ya da sesi beklenenden düşük olan gruplardır. Disadvantaged groups ise koşulları nedeniyle engellerle karşılaşan veya kaynaklara, fırsatlara ya da güce daha az erişebilen gruplardır. or sözcüğü, cümlenin iki kategoriden herhangi birini kapsadığını gösterir. Kategoriler birbiriyle örtüşebilir, ancak iki terim de üyelerin daha az yetenekli olduğunu söylemez.

Alıştırma

Terimleri doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Underrepresented, bir grubun her ortamda dezavantajlı olduğu anlamına gelir.
  2. Üyeleri daha az yetenekli olmasa bile bir grup şirket yönetiminde underrepresented olabilir.
  3. Disadvantaged, bir grubun her üyesinin daha az yetenekli olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Üyeleri daha az yetenekli olmasa bile bir grup şirket yönetiminde underrepresented olabilir.

To call it a syndrome is to downplay how universal it is. Dilbilgisi

1:45

Buna bir sendrom demek, ne kadar evrensel olduğunu küçümsemektir.

Dilbilgisi

To call X Y is to downplay...: bir etiketin etkisini değerlendirmek

To call X Y is to do Z, X’e Y adını vermenin Z ile anlatılan etkiyi yarattığı anlamına gelir. İlk to-mastar grubu öznedir; ikincisi ise bu eylemin ne anlama geldiğini gösterir. Burada downplay, “bir şeyi olduğundan daha az önemli, ciddi veya yaygın göstermek” demektir. Konuşan kişi, syndrome etiketinin bu deneyimi gerçekte olduğundan daha az evrensel gösterdiğini savunuyor.

Alıştırma

To do X is to do Y kalıbını tamamlayın: To label every mistake a failure ____ make learning harder.

Cevabı göster

is to

It's not a disease or an abnormality,

1:48

Bu bir hastalık veya bir anormallik değildir

and it isn't necessarily tied to depression, anxiety, or self-esteem. Kalıp ifadeler

1:51

ve illa ki depresyon, anksiyete veya özgüvenle bağlantılı da değildir.

Kalıp ifadeler

isn't necessarily tied to: otomatik bir bağlantıyı reddetmek

Burada be tied to, fiziksel olarak bağlanmak değil, “bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Necessarily, “her durumda” veya “kaçınılmaz biçimde” demektir. Not, necessarily sözcüğünün ifade ettiği zorunluluğu olumsuzlar: isn't necessarily tied to, bazı durumlarda bağlantı bulunabileceğini, ancak bu bağlantının otomatik veya her zaman geçerli olmadığını söyler. Hiçbir bağlantı olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The delay isn't necessarily tied to the weather” ne anlama gelir?

  1. Bazı durumlarda hava durumu gecikmeyle ilgili olabilir, ancak bağlantı kesin değildir.
  2. Hava durumunun gecikmeyle hiçbir zaman ilgisi olamaz.
  3. Gecikmeye her zaman hava durumu neden olur.
Cevabı göster

Bazı durumlarda hava durumu gecikmeyle ilgili olabilir, ancak bağlantı kesin değildir.

Where do these feelings of fraudulence come from?

1:56

Peki bu sahtekarlık duyguları nereden geliyor?

People who are highly skilled or accomplished tend to think others are just as skilled.

1:59

Oldukça yetenekli veya başarılı olan kişiler, başkalarının da en az kendileri kadar yetenekli olduğunu düşünme eğilimindedir.

This can spiral into feelings that they don't deserve accolades and opportunities over other people. Deyimler

2:03

Bu, övgüleri ve fırsatları diğer insanlardan daha fazla hak etmedikleri hissine dönüşebilir.

Deyimler

spiral into feelings: olumsuz bir duygu durumuna doğru kötüleşmek

Burada spiral into, bir durumun kötü yönde gelişerek denetlenmesi giderek zor hâle gelmesini anlatan bir mecazdır. This can spiral into feelings, önceki düşüncenin kişinin kendini layık görmediği duygulara dönüşebileceği anlamına gelir; fiziksel bir dönme söz konusu değildir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp A spirals into B şeklindedir. B genellikle anxiety, conflict veya chaos gibi daha ciddi ve olumsuz bir durumdur.

Alıştırma

Dersin “giderek kötüleşip dönüşmek” anlamındaki iki sözcüklü mecazıyla cümleyi tamamlayın: A small misunderstanding can ____ a serious conflict.

Cevabı göster

spiral into

And as Angelou and Einstein experienced,

2:08

Ve Angelou ile Einstein'ın deneyimlediği gibi,

there's often no threshold of accomplishment that puts these feelings to rest. Notlar

2:11

genellikle bu duyguları ortadan kaldıran bir başarı eşiği de yoktur.

Kelime

no threshold of accomplishment: sonucu garanti eden bir başarı düzeyi yok

Threshold sözcüğü gerçek anlamda bir kapının eşiğini belirtebilir. Burada ise soyuttur: bir sonucun veya değişimin gerçekleşmesinden önce ulaşılması gereken düzeydir. No threshold of accomplishment, belirli hiçbir başarı düzeyinin bu duyguları ortadan kaldırmayı garanti etmediği anlamına gelir. Bu kullanım, sınırlar veya yeterlilik düzeyleri anlatılırken sık görülür; an income threshold, a pain threshold ve the threshold for taking action buna örnektir.

Alıştırma

Örnekte no threshold of accomplishment ne anlama geliyor?

  1. Başarıya giden fiziksel bir kapı yoktur.
  2. Hiçbir başarı düzeyi bu duyguların sona ermesini garanti etmez.
  3. Her başarı sabit bir giriş sınavını geçmelidir.
Cevabı göster

Hiçbir başarı düzeyi bu duyguların sona ermesini garanti etmez.

Deyimler

puts these feelings to rest: rahatsız edici duyguları sona erdirmek

Put something to rest; bir şüpheyi, kaygıyı, söylentiyi, anlaşmazlığı veya rahatsız edici duyguyu artık insanları etkilemeyecek şekilde çözmek ya da sona erdirmek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki puts these feelings to rest, kişinin kendisini sahtekâr gibi hissetmesinden doğan bu duyguların artık onu rahatsız etmemesi demektir. puts fiilinin öznesi that'tir ve a threshold of accomplishment ifadesine gönderme yapar. Cümle, daha fazla başarı elde etmenin çoğu zaman bu duyguları ortadan kaldıracak nihai bir nokta sağlamadığını söyler.

Alıştırma

Cümleyi put something to rest kullanarak tamamlayın: The new evidence should ____ these doubts ____.

Cevabı göster

put · to rest

Feelings of impostorism aren't restricted to highly skilled individuals either.

2:15

Sahtekarlık sendromu duyguları sadece son derece yetenekli bireylerle de sınırlı değildir.

Everyone is susceptible to a phenomenon known as pluralistic ignorance, Kültür

2:20

Herkes çoğulcu cehalet olarak bilinen bir fenomene karşı savunmasızdır;

where we each doubt ourselves privately,

2:24

bu, her birimizin içten içe kendimizden şüphe ettiğimiz,

but believe we're alone in thinking that way because no one else voices their doubts. Kelime

2:26

ancak başkaları şüphelerini dile getirmediği için böyle düşünen tek kişinin biz olduğumuza inandığımız durumdur.

Kültür

pluralistic ignorance: özelde paylaşılan görüşleri yalnızca kendine özgü sanmak

Pluralistic ignorance, yani çoğulcu cehalet, grup çapında bir yanlış algıyı anlatan sosyal psikoloji terimidir: Birçok kişi özelde aynı inancı, duyguyu veya kuşkuyu paylaşır, ancak herkes diğer insanların çoğunun bunu paylaşmadığını sanır. Bu cümlede where ile başlayan yan cümle terimi açıklar. İnsanlar içten içe kendilerinden kuşku duyar; kimse bu kuşkuları dile getirmediği için herkes yalnızca kendisinin böyle hissettiğini düşünür. Buradaki pluralistic, çeşitliliğin olumlu anlamını değil, grup genelindeki yanlış algı örüntüsünü belirtir.

Alıştırma

Hangi durum pluralistic ignorance kavramını en iyi örnekler?

  1. Birçok çalışan özelde bir politikadan hoşlanmaz, ancak her biri diğer herkesin bu politikayı desteklediğini düşünür.
  2. Bir çalışan, diğer herkesin aldığı bir bilgiyi alamaz.
  3. Çalışanlar farklı görüşlerini açıkça tartışır.
Cevabı göster

Birçok çalışan özelde bir politikadan hoşlanmaz, ancak her biri diğer herkesin bu politikayı desteklediğini düşünür.

Kelime

voices their doubts: şüphelerini açıkça ifade eder

Burada voices, “açıkça veya net biçimde ifade eder” anlamına gelen bir fiildir. Voices their doubts, insanların içlerindeki şüpheleri başkalarının da öğrenmesi için sözle ifade etmeleri demektir; yalnızca ses çıkarmak anlamına gelmez. Voice burada geçişli bir fiildir: voice + şüphe, kaygı, görüş, itiraz veya destek. Bu cümlede kimse şüphelerini ifade etmediği için herkes bu şüphelere sahip olan tek kişinin kendisi olduğuna yanlışlıkla inanabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede voice “açıkça ifade etmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Leah voiced her concerns about the deadline.
  2. Leah lowered her voice near the sleeping baby.
  3. The actor has a powerful voice.
Cevabı göster

Leah voiced her concerns about the deadline.

Since it's tough to really know how hard our peers work,

2:31

Akranlarımızın ne kadar sıkı çalıştığını,

how difficult they find certain tasks,

2:35

bazı görevleri ne kadar zor bulduklarını

or how much they doubt themselves,

2:37

veya kendilerinden ne kadar şüphe duyduklarını gerçekten bilmek zor olduğu için,

there's no easy way to dismiss feelings that we're less capable than the people around us. Dilbilgisi

2:39

etrafımızdaki insanlardan daha az yetenekli olduğumuz hissini ortadan kaldırmanın kolay bir yolu yoktur.

Dilbilgisi

there's no easy way to dismiss: kolay değil, ama imkânsız da değil

There's no easy way to + fiilin yalın hâli, bir eylemin basit veya hızlı biçimde yapılamayacağını belirtir. Zor, aşamalı ya da kusurlu bir çözüm yine de mümkün olabilir; eylemin imkânsız olduğunu söylemez. Burada dismiss, bu duyguları temelsiz sayarak reddetmek veya bir kenara itmek anlamına gelir. Konuşmacının anlatmak istediği, daha az yetenekli olma hissinin kolayca yok sayılamayacağıdır.

Alıştırma

“There's no easy way to repair all the damage overnight” ne anlama gelir?

  1. Mümkün olabilir, ancak basit veya hızlı olmayacaktır.
  2. Tüm hasar zaten kolayca onarılmıştır.
  3. Her koşulda tamamen imkânsızdır.
Cevabı göster

Mümkün olabilir, ancak basit veya hızlı olmayacaktır.

And intense feelings of impostorism can prevent people from sharing their great ideas Dilbilgisi

2:44

Ve yoğun sahtekarlık duyguları, insanların harika fikirlerini paylaşmalarını

or applying for jobs and programs where they'd excel.

2:49

veya başarılı olabilecekleri işlere ve programlara başvurmalarını engelleyebilir.

Dilbilgisi

prevent people from sharing: prevent someone from doing something yapısı

Prevent someone from doing something, birinin bir şey yapmasını engellemek veya o eylemi imkânsız hâle getirmek demektir. Buradaki prevent people from sharing, yoğun duyguların insanların fikirlerini paylaşmasına engel olabileceğini anlatır. from sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimi gelir. Sonraki or applying ifadesi sharing ile paraleldir; bu yüzden iki eylem de aynı prevent people from yapısına bağlıdır.

Alıştırma

prevent someone from doing yapısını tamamlayın: The safety lock prevents children ____ opening the door.

Cevabı göster

from

At least so far, Anlatım akışı

2:52

En azından şu ana kadar,

the most sure-fire way to combat impostor syndrome is to talk about it. Kalıp ifadeler

2:54

imposter sendromuyla mücadele etmenin en kesin yolu onun hakkında konuşmaktır.

Anlatım akışı

At least so far: bir iddiayı mevcut kanıtlarla sınırlamak

At least so far, ana iddiadan önce kullanılan bir sınırlayıcıdır. Dinleyiciye iddiayı her zaman geçerli bir gerçek olarak değil, şu ana kadar bilinenlere göre değerlendirmesi gerektiğini söyler. At least, “en azından bu kadarı söylenebilir” anlamını eklerken so far zaman sınırını şu ana kadar olarak belirler. Birlikte iddiayı daha temkinli hâle getirir ve ileride yeni kanıtların ya da daha iyi bir yöntemin ortaya çıkmasına yer bırakırlar.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: At least so far, our plan is working. Baştaki ifade neyi gösteriyor?

  1. Plan yalnızca geçmişte işe yaradı ve artık işe yaramıyor.
  2. Şu an bilinenlere göre plan işe yarıyor, ancak bu durum değişebilir.
  3. Plan kesinlikle sonsuza kadar işe yarayacak.
Cevabı göster

Şu an bilinenlere göre plan işe yarıyor, ancak bu durum değişebilir.

Kalıp ifadeler

sure-fire way to combat: bir sorunla mücadele etmenin son derece güvenilir yolu

Sure-fire, başarıya ulaşması çok olası bir şeyi anlatır. a sure-fire way to combat X yapısında sure-fire, way sözcüğünü niteler; to combat X ise yöntemin ele almayı amaçladığı sorunu belirtir. Bu sözcüğün gerçek anlamda ateşle ilgisi yoktur. Burada combat, bir soruna karşı güçlü biçimde harekete geçmek veya sorunun etkilerini azaltmak anlamına gelen geçişli bir fiildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a sure-fire way to combat + sorun şeklindedir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak tavsiyeyi tamamlayın: Checking facts is a ____ misinformation.

Cevabı göster

sure-fire way to combat

Many people suffering from impostor syndrome are afraid that if they ask about their performance, Dilbilgisi

2:58

İmposter sendromundan muzdarip birçok kişi, performansları hakkında soru sorarlarsa

their fears will be confirmed.

3:02

korkularının doğrulanacağından endişe ederler.

Dilbilgisi

if they ask ... their fears will be confirmed: olası bir koşul ve korkulan sonuç

if yan tümcesi gelecekte gerçekleşmesi mümkün bir koşulu belirtir: Performansları hakkında soru sorabilirler. İngilizcede geleceğe yönelik bu tür bir olasılık için if sonrasında genellikle geniş zaman kullanılır. Buradaki sonuç yan tümcesi will + be + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır: if they ask ..., their fears will be confirmed. Bu, sonucun önceden kanıtlanmış bir gerçek olduğunu değil, gerçekleşmesinden korktukları şey olduğunu gösterir. Will be confirmed edilgen yapıdadır. Burada confirm, bir düşüncenin veya korkunun doğru olduğunu göstermek anlamına gelir; randevu ya da program onaylamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Maya kötü bir performans sergilediğinden endişeleniyor. ask ve confirm fiillerinin doğru biçimlerini kullanarak birinci tür koşul cümlesini tamamlayın: If Maya ____ for feedback, her fears ____.

Cevabı göster

asks · will be confirmed

And even when they receive positive feedback,

3:04

Ve olumlu geri bildirim aldıklarında bile,

it often fails to ease feelings of fraudulence. Kalıp ifadeler

3:06

bu genellikle sahtekarlık duygularını hafifletmede başarısız olur.

Kalıp ifadeler

fails to ease feelings of fraudulence: sahtekâr gibi hissetme duygusunu hafifletememek

fail to + fiil, amaçlanan ya da beklenen eylemin başarılamadığını gösterir. Burada fails to ease, “başarıyla azaltamaz” anlamındadır. ease feelings, duyguları daha az yoğun veya daha az sıkıntı verici hâle getirmek demektir. Dolayısıyla ifade, geri bildirimin kişinin kendini sahtekâr gibi hissetmesini çoğu zaman azaltamadığını söyler; geri bildirimin bu duyguyu yarattığı veya kötüleştirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

"The feedback failed to ease the feeling" ne anlama gelir?

  1. Geri bildirim duyguyu daha güçlü hâle getirdi.
  2. Geri bildirim duyguyu tamamen ortadan kaldırdı.
  3. Geri bildirim duyguyu başarıyla azaltamadı.
Cevabı göster

Geri bildirim duyguyu başarıyla azaltamadı.

But on the other hand, Anlatım akışı

3:09

Ancak öte yandan,

hearing that an advisor or mentor has experienced feelings of impostorism can help relieve those feelings.

3:10

bir danışmanın veya mentorun imposter duygularını yaşadığını duymak bu hisleri hafifletmeye yardımcı olabilir.

Anlatım akışı

on the other hand: karşıt bir bakış açısı sunmak

On the other hand, daha önce söylenenlerle karşıtlık oluşturan ikinci bir bakış açısını sunan bir söylem bağlacıdır. Burada önceki nokta, olumlu geri bildirimin bu duyguyu çoğu zaman hafifletememesidir; yeni nokta ise bir mentorun benzer bir deneyim yaşadığını duymanın yardımcı olabileceğidir. Bu ifade, bilginin nasıl düzenlendiğini dinleyiciye gösterir: konuşmacı farklı bir sonuca veya yaklaşıma geçmektedir. Fiziksel bir elden söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümle gerçek bir karşıtlık sunmak için "on the other hand" ifadesini kullanır?

  1. The apartment is spacious. On the other hand, it is far from school.
  2. The apartment is spacious. On the other hand, we visited it on Tuesday.
  3. The apartment is spacious. On the other hand, it has a lot of room.
Cevabı göster

The apartment is spacious. On the other hand, it is far from school.

The same goes for peers. Kalıp ifadeler

3:16

Aynı şey akranlar için de geçerlidir.

Kalıp ifadeler

The same goes for X: önceki düşünceyi yeni bir gruba genişletmek

The same goes for X, az önce sözü edilen bir kuralın, gerçeğin veya sonucun X için de geçerli olduğu anlamına gelir. The same önceki düşünceye gönderme yaparken for X bunun kapsadığı yeni kişiyi veya grubu belirtir. Bu cümlede, mentorlar veya danışmanlar hakkındaki önceki düşünce peers grubuna da genişletilir. Buradaki goes for fiziksel bir hareket değil, «için de geçerli olmak» anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Employees must protect customer data, and ____ contractors.

Cevabı göster

the same goes for

Even simply finding out there's a term for these feelings can be an incredible relief. Öbek fiiller

3:18

Sadece bu duyguların bir adı olduğunu öğrenmek bile inanılmaz bir rahatlama sağlayabilir.

Öbek fiiller

finding out there's ...: yeni bir gerçeği öğrenmek

Find out, daha önce bilmediğiniz bir bilgiyi keşfetmek veya öğrenmek anlamına gelir. Ardından neyin öğrenildiğini belirten tam bir ifade gelebilir; burada there's a term for these feelings öğrenilen bilgidir. Finding, -ing biçimindedir; bu yüzden vurgulanan ifadenin tamamı can be an incredible relief yükleminin öznesi olarak görev yapar. Fiziksel bir nesneyi bulmayı değil, bilmemekten bilmeye geçişi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede find out, birinin yeni bir bilgi öğrendiğini göstermek için kullanılmıştır?

  1. I found out that the science club meets on Fridays.
  2. I know that the science club meets on Fridays.
  3. I found the science club near the library.
Cevabı göster

I found out that the science club meets on Fridays.

Once you're aware of the phenomenon, Dilbilgisi

3:22

Bu fenomenin farkına vardığınızda,

you can combat your own impostor syndrome by collecting and revisiting positive feedback. Dilbilgisi

3:24

olumlu geri bildirimleri toplayıp tekrar gözden geçirerek kendi imposter sendromunuzla mücadele edebilirsiniz.

Dilbilgisi

Once you're aware of: bir koşul ve ilk adım belirtmek

Burada once, “bu gerçekleştiğinde” veya “bu koşul karşılanır karşılanmaz” anlamına gelen bir bağlaçtır. Olgunun farkına varmayı ilk adım olarak sunar; bundan sonra harekete geçilebilir. Burada “bir kez” anlamına gelmez. Gelecekteki ya da genel sonuçlardan söz ederken once yan cümlesinde will yerine present tense kullanılır: Once you're aware of ..., you can .... Yeniden kullanılabilecek yapı Once + present tense yan cümlesi, ana cümle şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle, sorunun farkına varmayı beklenen ilk adım olarak sunuyor ve sonraki eylemin bu adımdan sonra başlayabileceğini belirtiyor?

  1. If you're aware of the problem, you can start solving it.
  2. Because you're aware of the problem, you can start solving it.
  3. Once you're aware of the problem, you can start solving it.
Cevabı göster

Once you're aware of the problem, you can start solving it.

Dilbilgisi

by collecting and revisiting positive feedback: yöntemi anlatmak için by + -ing

Burada by, hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi tanıtır. by collecting and revisiting positive feedback ifadesi “How can you combat impostor syndrome?” sorusuna cevap verir. Eylemi yapan kişiyi belirtmez. Bir yöntemi anlatan by ifadesinden sonra eylem normalde -ing biçiminde yazılır. Collecting ve revisiting, and ile bağlanan paralel -ing biçimleridir ve ikisi de positive feedback nesnesini paylaşır. Yeniden kullanılabilecek yapı sonuç veya hedef + by + fiil-ing şeklindedir.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilleri doğru biçimde kullanın: You can save money by ____ prices and ____ a budget. (compare, follow)

Cevabı göster

comparing · following

One scientist who kept blaming herself for problems in her lab Kalıp ifadeler

3:29

Laboratuvarındaki sorunlar için sürekli kendini suçlayan bir bilim insanı,

started to document the causes every time something went wrong.

3:32

her yanlış giden bir şey olduğunda nedenlerini belgelemeye başladı.

Kalıp ifadeler

kept blaming herself for: bir şey yüzünden sürekli kendini suçlamak

Keep + -ing, bir eylemin sürdüğünü veya tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. Burada kept blaming, geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatır. Blame oneself for something, “bir şey yüzünden kendini suçlamak” demektir. Herself bilim insanının kendisine gönderme yapar; for ise amaç değil, kendini suçlama nedenini belirtir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Even after the coach said it was a team problem, Maya ____ the loss.

Cevabı göster

kept blaming herself for

Eventually,

3:36

Sonuçta,

she realized most of the problems came from equipment failure and came to recognize her own competence. Kalıp ifadeler

3:36

sorunların çoğunun ekipman arızasından kaynaklandığını fark etti ve kendi yetkinliğini kabul etmeye başladı.

Kalıp ifadeler

came to recognize: zamanla farkına varmak

Come to + fiil çoğu zaman zaman veya deneyim sonucunda yeni bir anlayışa, inanca ya da duyguya ulaşmayı anlatır. Came to recognize, bu farkındalığın yavaş yavaş geliştiğini veya sonunda oluştuğunu belirtir. Burada kişinin kendisine bakışındaki değişimi gösterir: kanıtlar kendi yeterliliğini görmesine yardım etmiştir. Bir yere gitmekten söz etmez.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After several weeks, Amir ____ the value of practicing every day.

Cevabı göster

came to recognize

We may never be able to banish these feelings entirely, Dilbilgisi

3:42

Bu duyguları tamamen ortadan kaldırmayı asla başaramayabiliriz,

but we can have open conversations about academic or professional challenges.

3:45

ancak akademik veya profesyonel zorluklar hakkında açıkça konuşabiliriz.

Dilbilgisi

may never be able to banish: tamamen ortadan kaldıramamaya ilişkin belirsiz ve uzun vadeli olasılık

may never be able to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir eylemin süresiz olarak imkânsız kalmasının mümkün olduğunu belirtir. May ifadeyi kesin olmaktan çıkarır, never yetersizliği zamanın tamamına yayar ve be able to sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır. Burada banish, yalnızca azaltmak değil, tamamen uzaklaştırmak veya yok etmek anlamına gelir. feelings ve entirely ile birlikte tamamen ortadan kaldırmayı hedef olarak sunar; cümle, pratik bir çözüme geçmeden önce bu hedefe ulaşılamayabileceğini kabul eder.

Alıştırma

may never be able to banish these feelings entirely ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Bu duyguları kesinlikle biraz hafifleteceğiz.
  2. Bu duygulardan hiçbir zaman tamamen kurtulamamamız mümkündür.
  3. Bu duyguları zaten tamamen ortadan kaldırdık.
Cevabı göster

Bu duygulardan hiçbir zaman tamamen kurtulamamamız mümkündür.

With increasing awareness of how common these experiences are, Dilbilgisi

3:50

Bu deneyimlerin ne kadar yaygın olduğuna dair farkındalığın artmasıyla,

perhaps we can feel freer to be frank about our feelings and build confidence in some simple truths: Kelime

3:53

belki de duygularımız konusunda daha dürüst olmak için daha özgür hissedebilir ve bazı basit gerçeklere olan inancımızı inşa edebiliriz:

Dilbilgisi

With increasing awareness of: değişen bir arka planı sunma

Bir cümlenin başında with + isim öbeği, ana cümlenin arka plan koşulunu veya değişen durumunu sunabilir. With increasing awareness of ... ifadesi as awareness of ... increases anlamına gelir: increasing, awareness sözcüğünü niteler; of ise insanların giderek daha çok farkına vardığı şeyi tanıtır. Bu başlangıç önce arka plandaki değişimi, sonra olası sonucu verir. Burada with, biriyle veya bir şeyle birlikte anlamına gelmez.

Alıştırma

Değişen bir arka planı sunmak için with + isim öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. With grow public interest, the museum extended its opening hours.
  2. With growing public interest, the museum extended its opening hours.
  3. With public interest grows, the museum extended its opening hours.
Cevabı göster

With growing public interest, the museum extended its opening hours.

Kelime

Be frank about our feelings: duygular hakkında açık ve doğrudan konuşmak

be frank about + konu yapısı, rahatsız edici kısımları saklamadan o konu hakkında açık ve doğrudan konuşmak demektir. Buradaki konu our feelings olduğu için ifade, duyguların açıkça ve çekinmeden konuşulmasını önerir. Frank, konuşma biçiminin doğrudan olmasını vurgular. Bu açıklığın yöneltildiği kişiyi belirtmek için be frank with + kişi kullanılır: Be frank with me.

Alıştırma

Hangi cümlede açık ve doğrudan konuşmayı vurgulamak için be frank about kullanılmıştır?

  1. She was frank about the risks in the plan.
  2. She was honest enough to return the lost wallet.
  3. She was quiet about the risks because she did not want anyone to know.
Cevabı göster

She was frank about the risks in the plan.

You have talent, you are capable, and you belong. Anlatım akışı

3:59

Yeteneklisin, beceriklisin ve buraya aitsin.

Anlatım akışı

You have talent, you are capable, and you belong: üç bölümlü paralel bir kapanış

Bu cümle üç kısa yan cümleyi paralel biçimde sıralar: You have..., you are... ve you belong. You sözcüğünün tekrarlanması ve her bölümün kısa tutulması, sona düzenli bir ritim verir; böylece her olumlu ifade ayrı ayrı güçlü duyulur. Fikirler de bilinçli bir sırayla ilerler: yetenek, yeterlilik ve ardından aidiyet. Buradaki you belong, burada haklı bir yeriniz olduğu ve kabul edildiğiniz anlamına gelir; bir insanın başka bir insanın sahibi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle cesaret vermek ve aidiyetle bitirmek için üç paralel yan cümleyi en iyi biçimde kullanır?

  1. You bring good ideas because this team needs courage.
  2. You bring good ideas, you show courage, and you belong on this team.
  3. Your good ideas and courage are useful to this team.
Cevabı göster

You bring good ideas, you show courage, and you belong on this team.

Everyone can use a little extra kick of confidence sometimes. Deyimler

4:03

Bazen herkesin fazladan küçük bir özgüven takviyesine ihtiyacı olabilir.

Deyimler

a little extra kick of confidence: küçük bir ek özgüven desteği

a little extra kick of confidence ifadesinde kick, kısa süreli bir cesaret veya enerji artışını anlatan bir benzetmedir. İfadenin bütünü, kişinin kendine daha çok güvenmesine yardımcı olan küçük bir ek destek anlamına gelir; fiziksel bir tekme değildir. Bu ifade, özgüveni enerjik bir itiş alabilen bir şey gibi gösterir. a little desteğin ölçülü olduğunu, extra ise kişinin zaten sahip olduğu özgüvene eklendiğini belirtir; böylece sıcak ve olumlu bir ton oluşur.

Alıştırma

“The coach's kind words gave Lena a little extra kick of confidence before the race,” cümlesinde a little extra kick of confidence ne anlama gelir?

  1. Kendine daha çok güvenmesine yardımcı olan küçük bir ek destek.
  2. Yarışa başlamasını sağlayan gerçek bir tekme.
  3. Zaten gereğinden fazla özgüvenli olduğunun kanıtı.
Cevabı göster

Kendine daha çok güvenmesine yardımcı olan küçük bir ek destek.

Find out some tips and tricks for boosting yours with this video.

4:06

Bu videoyla özgüveninizi artırmak için bazı ipuçlarını ve püf noktalarını keşfedin.