Dağlar Kadar Büyük Atomlar — Nötron Yıldızları Açıklandı: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Büyük bir yıldız nötron yıldızına çöker; ardından yoğunluğu, yapısı, dönüşü ve manyetik alanı incelenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: dominated by, bir etkenin sistemi yönettiğini belirtir ve dominate sözcüğünü yalnız “yenmek” saymadan bilimsel edilgen yapıyı açıklar. 2. Dil bilgisi ve cümle kalıpları: The closer we get to the core, the more neutrons and the fewer protons we see uzaklık ile artış ve azalışı bağıntılı bir karşılaştırmada bağlar. 3. Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: pulsars burada güçlü radyo sinyalleriyle ilişkili nötron yıldızlarının adıdır ve belirli bir astronomik alt türü tanıtır.
Bu derste
Neutron stars are one of the most extreme things in the universe. Dilbilgisi
0:00Nötron yıldızları evrendeki en ekstrem şeylerden biridir.
one of the most extreme + çoğul isim
one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, birini veya bir şeyi bir ölçeğin en üst ucundaki gruba yerleştirir. Onun tek ve eşsiz birinci olduğunu söylemez. Burada one bir türü veya kategoriyi ifade eder. En uç grupta birden fazla şey bulunduğu için things çoğuldur. Cümle, nötron yıldızlarını bu gruptaki bir kategori olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi one of the + üstünlük derecesi yapısıyla tamamlamak için safe kullanın: This is ____ routes in the country.
Cevabı göster
one of the safest
But how can something like this even exist? Anlatım akışı
0:10Peki böyle bir şey nasıl var olabilir?
How can ... even exist? ile şaşkınlık belirtip açıklama başlatmak
How can ... exist? bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini sorar. even eklendiğinde, onun varlığının şaşırtıcı, inanılması güç veya beklentilere aykırı olduğu anlatılır. Burada soru bir giriş kancası olarak çalışır: temel bilmeceyi ortaya koyar ve dinleyiciyi ardından gelecek açıklamaya hazırlar. Asıl amaç izleyiciden hemen cevap istemek değildir.
Alıştırma
Bir sunucu, donma noktasına yakın suda yaşayan bir balığı anlattı. Hangi giriş şaşkınlığı en iyi ifade eder ve bir açıklamaya zemin hazırlar?
- This fish survives in cold water.
- Where does this fish live?
- How can a fish like this even survive?
Cevabı göster
How can a fish like this even survive?
The life of a star is dominated by two forces being in balance. Kalıp ifadeler
0:19Bir yıldızın yaşamına dengede olan iki kuvvet hakimdir.
En güçlü belirleyici etken için dominated by
Burada dominated by, iki kuvvetin bir yıldızın yaşamının nasıl geliştiği üzerinde en güçlü etkiye sahip olduğu anlamına gelir. Bir rakibi yenmekten söz etmez. Edilgen be dominated by + etken kalıbı, bir sistemi veya durumu esas olarak belirleyen kuvveti, koşulu ya da düşünceyi belirtir. Bu cümlede kütle çekimi ve basınç ana kuvvetlerdir; bunların dengesi yıldızın durumunu kontrol eder.
Alıştırma
Hangi cümle, maliyet kaygılarının kararı şekillendiren en güçlü etken olduğunu söylüyor?
- The decision was influenced by cost concerns.
- The decision mentioned cost concerns.
- The decision was dominated by cost concerns.
Cevabı göster
The decision was dominated by cost concerns.
Its own gravity and the radiation pressure of its fusion reaction.
0:24Kendi kütleçekimi ve füzyon reaksiyonunun radyasyon basıncı.
Nükleer füzyon sürecinde fused into
Bu bilimsel cümlede fused into, nükleer füzyon yoluyla birleşip başka bir şeyi oluşturmak anlamına gelir. Hidrojen başlangıç maddesidir, helyum ise sonuçtur; into bir yere doğru hareketi değil, yeni ürünü gösterir. Cümle, edilgen X is fused into Y kalıbını kullanır ve X'e ne olduğuna odaklanır. Bu, sıradan erimeden farklıdır: çekirdekler birleşir ve farklı bir element oluşur.
Alıştırma
Cümleyi, nükleer füzyonla birleşerek oluşturulmak anlamındaki bilimsel ifadeyle tamamlayın: In the reactor, light nuclei are ____ heavier nuclei.
Cevabı göster
fused into
Eventually, the hydrogen in the core is exhausted. Kelime
0:33Sonunda çekirdekteki hidrojen tükenir.
Bir kaynağın tükendiğini anlatan is exhausted
Burada is exhausted, “tüketilmiş veya süreç için artık kullanılamaz durumda” demektir. Özne olan hydrogen bir yakıt ya da kaynaktır; bu yüzden ifade yorgunluk hissini anlatmaz. Kaynaklarla ilgili bu anlam, yakıt, para, malzeme veya seçenekler gibi sınırlı şeyler için kullanılır. be + exhausted kalıbı, kaynağı tükenmiş durumda gösterir.
Alıştırma
"By winter, the town's emergency fuel supply was exhausted." cümlesinde exhausted ne anlama gelir?
- Son derece yorgundu.
- Daha ağır hâle gelmişti.
- Tamamen tüketilmişti.
Cevabı göster
Tamamen tüketilmişti.
massive enough içindeki sıfat + enough yapısı
massive enough ifadesinde massive bir sıfattır ve enough ondan sonra gelir. sıfat + enough kalıbı, “bir sonuç için gereken derecede” anlamına gelir. Bu ifade bir eşik belirler: yıldız gereken miktarda kütleye sahip olduğunda sonraki süreç gerçekleşebilir. Bu kalıp warm enough ve strong enough örneklerinde olduğu gibi birçok sıfatla kullanılabilir.
Alıştırma
thick sıfatını ve enough sözcüğünü doğru sırayla yerleştirin: The ice is ____ to support one person.
Cevabı göster
thick enough
as heavier and heavier atomic nuclei build up at the center. Notlar
0:45çünkü merkezde gittikçe daha ağır atom çekirdekleri birikir.
layered like onions: görsel bir benzetme
Burada like bir benzetme kurar. Çekirdeklerde oluşan katmanlar, soğanın içindeki katmanlara benzetilerek görünmeyen yapı gözde canlandırılır. Bu ifade, gerçekten soğan bulunduğu anlamına gelmez. Bu yapıda layered çekirdekleri niteler, like onions ise karşılaştırmayı ekler. Burada like, “hoşlanmak” değil, “benzer olmak” anlamındadır.
Alıştırma
Bu cümlede layered like onions ne anlama gelir?
- Yıldızların içinde soğanların oluştuğunu söyler.
- Çekirdeklerin çok sayıdaki katmanını soğanın katmanlarına benzetir.
- Yıldızların soğandan hoşlandığını söyler.
Cevabı göster
Çekirdeklerin çok sayıdaki katmanını soğanın katmanlarına benzetir.
heavier and heavier: sürekli değişim
Tekrarlanan comparative + and + comparative kalıbı, bir özelliğin aynı yönde değişmeye devam ettiğini anlatır. Heavier and heavier, süreç ilerledikçe giderek daha ağır atom çekirdeklerinin oluşup biriktiği anlamına gelir; sabit iki grubu karşılaştırmaz. Kısa sıfatlarda faster and faster örneğindeki gibi karşılaştırma biçimi tekrarlanır. Karşılaştırma biçimi more ile kurulan sıfatlarda ise more and more difficult örneğindeki gibi more and more + sıfat yapısı kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, strong sıfatının karşılaştırma biçimini sürekli değişim anlatan tekrarlı kalıpta kullanarak tamamlayın: As the storm approached, the wind grew ____.
Cevabı göster
stronger and stronger
Aşamalı birikme anlamında “build up”
Burada build up, “zamanla birikmek” anlamına gelir. Yıldızın merkezindeki ağır atom çekirdeklerinin sayısı zaman içinde artar; build gerçek anlamda bir şey inşa etmeyi, up ise yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu öbek fiil, miktar veya yoğunluktaki aşamalı artışı vurgular. Aynı anlam ısı, basınç, borç, gerginlik veya duygular için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “aşamalı olarak artmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Without good ventilation, heat can ____ inside the room.
Cevabı göster
build up
Sonuç zinciri kurmak için “which leads to” ifadesini tekrarlamak
Burada which leads to ifadesinin tekrarlanması, üç sonucu tek ve açık bir neden-sonuç zincirine dönüştürür. Karbon neona dönüşür, neon oksijene yol açar, ardından bu aşama silisyuma yol açar. Tekrar, elementlerin yalnızca bir listedeki maddeler olmadığını, her aşamanın bir önceki aşamadan doğduğunu gösterir. Her ilgi cümleciğinde which, hemen önceki sonuca veya sürece gönderme yapar. Bu yapı, çok aşamalı bir açıklamayı düzenler ve dinleyenin her seferinde bir sonucu takip etmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Aynı bağlayıcıyı tekrarlayarak sonuç zincirini tamamlayın: A small leak causes dampness, ____ mold, ____ costly repairs.
Cevabı göster
which leads to · which leads to
When the fusion stops, the radiation pressure drops: düzenli bir neden-sonuç süreci
When, füzyonun durması ile radyasyon basıncının düşmesini birbirine bağlar: ilk olay gerçekleşince ikinci sonuç onu izler. Burada when, füzyonun durmasını yalnızca belirsiz bir olasılık olarak değil, fiziksel süreç içinde beklenen bir tetikleyici olarak sunar. Her iki yan cümlede de geniş zaman kullanılır; çünkü cümle tek seferlik bir planı değil, düzenli bir mekanizmayı açıklar.
Alıştırma
Beklenen bir tetikleyiciye sahip genel bir mekanizmayı doğru anlatan cümle hangisidir?
- When the sensor detects smoke, the alarm sounds.
- If the sensor detected smoke, the alarm sounds.
- When the sensor will detect smoke, the alarm sounds.
Cevabı göster
When the sensor detects smoke, the alarm sounds.
no longer in balance: sona ermiş bir durum
No longer, bir durumun daha önce geçerli olduğunu ancak artık geçerli olmadığını belirtir. Burada yıldız daha önce dengedeydi, fakat bu durum sona erdi. Yapı, no longer + durum açıklaması biçimindedir. no longer in balance ifadesinde in balance edat öbeği yıldızın durumunu açıklar. Bu yapı, değişimin tam olarak ne zaman gerçekleştiğini söylemeden değişikliği vurgular.
Alıştırma
Önceki durumun sona erdiğini belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The account is ____ active.
Cevabı göster
no longer
and if its core mass exceeds about 1.4 solar masses, Dilbilgisi
1:05ve eğer çekirdek kütlesi yaklaşık 1,4 Güneş kütlesini aşarsa,
if ... exceeds ..., ... takes place: eşik mekanizması
if yan cümlesi bir eşik belirler: çekirdek kütlesi yaklaşık 1,4 Güneş kütlesini aşmalıdır. Bir Güneş kütlesi, ölçü birimi olarak kullanılan Güneş'in kütlesidir. Ana cümle, bu eşik aşıldığında ortaya çıkan sonucu belirtir. Her iki cümlecikte de simple present kullanılmasının nedeni, belirsiz ve varsayımsal bir gelecekten değil, bilimsel bir mekanizmadan söz edilmesidir. if + simple present, simple present kalıbı kuralları, eşikleri ve güvenilir neden-sonuç ilişkilerini anlatabilir.
Alıştırma
Bilimsel kuralı reach ve boil fiillerinin simple present biçimleriyle tamamlayın: If water ____ 100 degrees Celsius at sea level, it ____.
Cevabı göster
reaches · boils
takes place: bir olay gerçekleşir
takes place, happens veya occurs gibi «gerçekleşir» ya da «meydana gelir» anlamındadır. Burada olay çöküştür ve bu ifade, çöküşü kütle eşiğinin aşılmasının sonucu olarak aktarır. Take place kalıplaşmış ve geçişsiz bir ifadedir: a collapse takes place örneğinde olduğu gibi olay özne olur. Fiziksel olarak bir yeri almak anlamına gelmez ve normalde doğrudan nesne alamaz.
Alıştırma
Cümleyi «gerçekleşir» anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The annual science fair ____ in May.
Cevabı göster
takes place
The outer part of the core reaches velocities of up to 70,000 km a second Kalıp ifadeler
1:12Çekirdeğin dış kısmı saniyede 70.000 kilometreye varan hızlara ulaşır
saniyede 70.000 km'ye kadar hızlara ulaşır
Bu cümlede reaches velocities of up to 70,000 km a second, saniyede 70.000 kilometrelik en yüksek hıza ulaşabilir anlamına gelir. Hız daha düşük olabilir; cümle çekirdeğin her zaman bu hızda hareket ettiğini söylemez. reach(es) + velocities of up to + bir ölçü yapısı, bir üst sınırı bildiren resmî bir ifadedir. Bilimsel ölçümleri, makine performansını veya başka sınırları anlatırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Saatte 120 kilometrelik mümkün olan en yüksek hızı doğru bildiren cümle hangisidir?
- The drone reaches velocities of exactly 120 kilometers per hour.
- The drone reaches velocities of at least 120 kilometers per hour.
- The drone reaches velocities of up to 120 kilometers per hour.
Cevabı göster
The drone reaches velocities of up to 120 kilometers per hour.
are left to fight the gravitational collapse. Deyimler
1:24yalnızca atomun içindeki temel kuvvetler kalmıştır.
kütleçekimsel çöküşe karşı koymak
Burada fight the gravitational collapse bir mecazdır. Temel kuvvetler, kütleçekimin çekimine direnen rakipler gibi anlatılır. Bu nedenle fight, çöküşe karşı çıkmak veya onunla mücadele etmek anlamına gelir; kelimenin gerçek anlamıyla savaşmak anlamına gelmez. Gravitational collapse, maddenin kütleçekimi nedeniyle içe doğru büzülmesidir. Fight sözcüğünün kullanılması açıklamayı daha canlı ve dramatik yapar, ancak kuvvetlerin çöküşü gerçekten durduracağını göstermez.
Alıştırma
The new coating helps fight rust cümlesinde fight ne anlama gelir?
- pasa direnmek veya paslanmayı yavaşlatmak
- gerçek bir fiziksel savaşta pasa saldırmak
- pasın hiçbir zaman oluşmayacağını garanti etmek
Cevabı göster
pasa direnmek veya paslanmayı yavaşlatmak
The quantum-mechanical repulsion of electrons is overcome,
1:26Elektronların kuantum-mekaniksel itme kuvveti aşılır
and electrons and protons fuse into neutrons packed as densely as an atomic nucleus. Dilbilgisi
1:30ve elektronlarla protonlar birleşerek bir atom çekirdeği kadar yoğun bir şekilde paketlenmiş nötronları oluşturur.
bir atom çekirdeği kadar yoğun biçimde sıkışmış
Packed as densely as an atomic nucleus, nötronların bir atom çekirdeğinin içindeki maddeyle aynı derecede, son derece yüksek bir yoğunlukla sıkıştığı anlamına gelir. Burada packed nötronların durumunu anlatan bir past participle, densely ise ne kadar sıkışık olduklarını anlatan bir zarftır. as + adverb + as yapısı, bir eylemin veya durumun derecesini bir ölçütle karşılaştırır. Bu cümlede karşılaştırılan şey nötronların kendisi değil, ne kadar yoğun biçimde paketlendikleridir.
Alıştırma
Bir şeyin ne kadar yoğun biçimde sıkıştığını eşitlik derecesiyle doğru karşılaştıran ifade hangisidir?
- packed as densely than an atomic nucleus
- packed more densely as an atomic nucleus
- packed as dense as an atomic nucleus
- packed as densely as an atomic nucleus
Cevabı göster
packed as densely as an atomic nucleus
The outer layers of the star are catapulted into space in a violent supernova explosion. Kelime
1:36Yıldızın dış katmanları şiddetli bir süpernova patlamasıyla uzaya fırlatılır.
uzaya fırlatılmak
Catapulted into space, ani ve güçlü bir kuvvetle uzaya fırlatılmak veya gönderilmek anlamına gelir. Catapulted, canlı ve etkili bir edilgen fiildir: yıldızın dış katmanları kuvveti alır, süpernova patlaması ise onları dışarı gönderen kuvvettir. Bu cümlede kelime, hareketin yalnızca moved veya went into space demekten farklı olarak patlayıcı ve son derece hızlı görünmesini sağlar. Gerçek bir sapan ya da mancınık olmasa da yeni bir konuma veya duruma ani ve çarpıcı biçimde geçmeyi mecaz olarak anlatabilir.
Alıştırma
Yeni bir konuma veya duruma ani ve güçlü biçimde geçmeyi en iyi anlatan ifade hangisidir?
- catapulted into the national spotlight
- moved gently into the national spotlight
- drifted into the national spotlight
- stayed outside the national spotlight
Cevabı göster
catapulted into the national spotlight
Sonucu sunan bir geçiş olarak So, now we have
Bu cümlede So önceki olaylar zincirini sonuçlandırırken now sürecin sonunda ulaşılan durumu gösterir. So, now we have birlikte sonucu sunar; ardından açıklama bu sonucu betimlemeye geçer. Buradaki have, konuşanın bir nötron yıldızına şahsen sahip olduğu anlamına gelmez. we, konuşanı ve dinleyiciyi açıklamanın içine birlikte katar; have ise “bu sonuca ulaştık” ya da “bu sonuç ortaya çıktı” anlamındadır.
Alıştırma
Dersteki dört sözcüklü sonuç geçişini kullanarak bu yeni örneği tamamlayın: We mixed the ingredients. ____ a smooth dough.
Cevabı göster
So now we have
but compressed to an object about 25 km wide
1:48ancak yaklaşık 25 km genişliğinde bir nesneye sıkıştırılmıştır
Dünya'nın kütlesinin 500.000 katı
number + times + the + noun + of kalıbı, ölçülebilir bir özelliği bir referansla karşılaştırır. 500,000 times the mass of Earth ifadesinde karşılaştırılan özellik kütledir ve Earth referanstır. Bu ifade, cismin kütlesinin Dünya'nın kütlesinin 500.000 ile çarpımına eşit olduğunu belirtir. times, çarpanı gösteren bölümün parçasıdır; dolayısıyla ifade “Dünya'nın kütlesinin 500.000 kez gerçekleşmesi” anlamına gelmez.
Alıştırma
Eski depo 20 litre, yeni depo ise 60 litre alıyor. capacity kullanarak number + times + the + noun + of kalıbıyla tamamlayın: The new tank has ____ the old tank.
Cevabı göster
three times the capacity of
in this tiny ball that's roughly the diameter of Manhattan.
1:56kabaca Manhattan çapındaki bu küçücük topun içindedir.
It's so dense that 1 cubic centimeter of neutron star Dilbilgisi
2:01O kadar yoğundur ki, nötron yıldızının 1 santimetreküpü,
contains the same mass as an iron cube 700 m across.
2:05700 m genişliğindeki bir demir küple aynı kütleyi içerir.
so dense that: derece ve sonuç
so dense that ... yapısında so, dense sıfatının derecesini aşırı bir düzeye çıkarır; that ise bu derecenin sonucunu veya kanıtını başlatır. Ardından gelen kütle karşılaştırması yoğunluğu ölçülebilir ve canlı hâle getirir. Tekrar kullanılabilen kalıp so + sıfat/zarf + that + yan cümledir. Buradaki so, o kadar anlamındadır; bu yüzden anlamındaki bağımsız bağlaç so değildir.
Alıştırma
bright sözcüğünü ve so + sıfat + that kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The screen was ____ I had to look away.
Cevabı göster
so bright that
as massive as ... in a space the size of ...: ölçek karşıtlığı
Cümle, hayal edilmesi zor tek bir gerçeği yan yana yerleştirilen iki karşılaştırmayla düzenler. as massive as Mount Everest kütleyi, in a space the size of a sugar cube ise hacmi anlatır. Devasa bir kütleyi küçücük bir alanla yan yana getirmek, aşırı yoğunluğu gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Her karşılaştırma farklı bir özelliği anlatır. Cümle, Everest Dağı’nın gerçekten bir küp şekerin içine sığdığını söylemez; benzer miktarda bir kütlenin küp şeker büyüklüğünde bir alana sıkıştırıldığını söyler.
Alıştırma
as massive as Mount Everest in a space the size of a sugar cube ne anlatır?
- Devasa bir kütle, son derece küçük bir hacme sıkıştırılmıştır.
- Bir küp şeker Everest Dağı ile aynı büyüklüktedir.
- Everest Dağı’nın şekli küp şekere benzer.
Cevabı göster
Devasa bir kütle, son derece küçük bir hacme sıkıştırılmıştır.
Neutron star gravity is pretty impressive, too. Kelime
2:18Nötron yıldızının kütleçekimi de oldukça etkileyicidir.
pretty impressive: derece zarfı olarak pretty
pretty impressive ifadesinde pretty, impressive sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir: yer çekimi güçlü bir izlenim bırakır, ancak ifade genellikle extremely impressive kadar güçlü değildir. Bu kullanım, “güzel” anlamındaki pretty sıfatıyla ilgili değildir. pretty bir sıfattan önce geldiğinde çoğu zaman betimlemenin derecesini ayarlar.
Alıştırma
“The science fair display is pretty impressive,” cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- güzel bir şekilde
- yalnızca biraz
- oldukça veya epey
Cevabı göster
oldukça veya epey
If you were to drop an object from 1 m over the surface, Dilbilgisi
2:22Eğer yüzeyin 1 m üzerinden bir nesne bırakacak olsaydınız,
If you were to ... it would ... ile varsayımsal bir sonuç
If you were to drop geçmişte gerçekleşmiş bir eylemi değil, hayal edilen bir eylemi sunar. were to + fiilin yalın hâli, özellikle düşük olasılıklı bir durumda veya düşünce deneyinde koşulu bilinçli bir varsayım olarak gösterir. Buradaki you hayal edilen herhangi bir kişiyi belirtir; gerçek bir talimat değildir. it would hit bu hayalî durumdaki beklenen sonucu bildirir. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: If + özne + were to + fiilin yalın hâli, özne + would + fiilin yalın hâli.
Alıştırma
Bilinçli olarak varsayılan bir durum için cümleyi were to ... would kalıbıyla tamamlayın: If we ____ move the telescope, we ____ lose the clearest view.
Cevabı göster
were to · would
with a superthin atmosphere of hot plasma.
2:36ve sıcak plazmadan oluşan süper ince bir atmosferi vardır.
superflat ve superthin içindeki gündelik super-
superflat ve superthin sözcüklerinde üretken super- ön eki, flat ve thin sıfatlarının derecesini güçlendirir; son derece veya çok yüksek derecede anlamına gelir. Bunlar canlı ve kolay anlaşılan oluşumlardır, özel bilimsel kategorilerin adları değildir. Bu ön ek kesin bir değer değil, genel bir izlenim verir. Burada yakındaki sayısal bilgiler ve madde bilgisi açıklamayı daha belirgin hâle getirir; super-, üstünde veya tepesinde anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümledeki superflat ve superthin için en uygun yorum hangisidir?
- super- gündelik biçimde son derece anlamına gelir; yakındaki ayrıntılar da betimlemeyi daha belirgin yapar.
- super-, sabit tanımları olan iki resmî bilimsel kategoriyi gösterir.
- super-, yüzeyin ve atmosferin fiziksel olarak başka bir şeyin üstünde olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
super- gündelik biçimde son derece anlamına gelir; yakındaki ayrıntılar da betimlemeyi daha belirgin yapar.
The surface temperature is about 1 million Kelvin
2:40Yüzey sıcaklığı yaklaşık 1 milyon Kelvin'dir,
compared to 5,800 Kelvin for our sun.
2:44ki bu da güneşimizin 5.800 Kelvin'lik sıcaklığına kıyasla oldukça yüksektir.
Sunum geçişi olarak Let's look inside
Let's, let us ifadesinin dinleyiciyi de kapsayan öneri biçimidir; bu yüzden Let's look inside, izleyiciyi bir sonraki bölümü konuşmacıyla birlikte incelemeye çağırır. Konuşmacı dikkati yönlendirir; izleyiciye gerçekten bir yere gitmesini emretmez. Bir geçiş ifadesi olarak look inside, açıklamayı bir nesnenin dış özelliklerinden iç yapısına taşır. Let's + fiilin yalın hâli kalıbı, sunucunun sıradaki adımı samimi ve açık biçimde duyurmasını sağlar.
Alıştırma
Bir sunucu robotun dış kabuğunu anlatmayı bitirmiş ve izleyicileri iç parçalara yönlendirmek istiyor. Bu işi en iyi hangi geçiş ifadesi yapar?
- Now let's ask the robot to look inside the box.
- Now let's look inside the robot.
- Now let's look above the robot.
Cevabı göster
Now let's look inside the robot.
and is most likely made of an iron atom nuclei lattice Kalıp ifadeler
2:52ve büyük olasılıkla içinden elektron denizinin aktığı
is most likely made of: ihtiyatlı bir bileşim ifadesi
Is made of bir şeyin hangi malzeme veya yapıdan oluştuğunu belirtir. Burada made of, kabuğu oluşturan malzemeyi ya da yapıyı gösterir. Most likely kesinlik derecesini düşürür: Konuşan kişi doğrulanmış bir gerçek değil, kanıtların desteklediği en iyi açıklamayı sunar. Birlikte is most likely made of, olası bir bileşimi ifade eder ve çıkarımı kesin gözlemden ayırır.
Alıştırma
Hem bileşimi hem de kanıta dayalı, ihtiyatlı bir çıkarımı göstermek için bu cümleyi hangi seçenek en iyi tamamlar? The sample ___ a dense carbon layer.
- is definitely made of
- is most likely made of
- is most likely made from
Cevabı göster
is most likely made of
with a sea of electrons flowing through them. Deyimler
2:55bir demir atomu çekirdeği kafesinden oluşur.
a sea of electrons: bolluk ve akış için canlı bir mecaz
Burada sea mecazi anlamda kullanılmıştır. a sea of + çoğul isim yapısı, çok büyük bir miktarı bir alan boyunca kesintisiz yayılan bir deniz gibi canlandırır. Bu cümlede a sea of electrons, elektronları çok sayıda ve kafesin içinden akıyormuş gibi canlı bir görüntüyle sunar. Bu, elektronların deniz suyundan oluştuğu veya gerçek bir denizin bütün özelliklerine sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle a sea of + çoğul ismi, bir alana yayılmış çok sayıdaki şeyi canlı bir mecazla anlatmak için kullanıyor?
- The lantern fell into the sea.
- One lantern was beside the square.
- A single lantern stood in the square.
- A sea of lanterns filled the square.
Cevabı göster
A sea of lanterns filled the square.
Ne kadar yaklaşırsak... o kadar fazla... ve o kadar az...
the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... yapısı değişimleri birbirine bağlar: ilk durum değiştikçe sonuç da onunla birlikte değişir. Burada çekirdeğe yaklaşmak iki sonuca bağlanır. Sonuç kısmında zıt eğilimler birlikte verilir: the more neutrons artışı, the fewer protons ise azalışı gösterir. Protons çoğul ve sayılabilen bir isim olduğu için fewer kullanılır. Bu yapıda her the, karşılaştırmalı bağlantının bir parçasıdır; belirli bir şeyi gösteren sıradan tanımlık değildir.
Alıştırma
Bir değişimi iki sonuca bağlamak için karşılaştırmalı bağlantı yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The closer we get to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.
- We get the closer to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.
- The closer we get to the city, more traffic we see and fewer open parking spaces we find.
Cevabı göster
The closer we get to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.
until there's just an incredibly dense soup of indistinguishable neutrons. Deyimler
3:02ta ki ayırt edilemeyen nötronlardan oluşan inanılmaz yoğunlukta bir çorbaya gelene kadar.
ayırt edilemeyen nötronlardan oluşan yoğun bir çorba
Burada soup, tek tek parçaları ayırmanın veya birbirinden seçmenin zor olduğu, yoğun biçimde karışmış bir kütle için kullanılan bir benzetmedir. Bu yüzden a soup of neutrons yiyecek değil, sıkışmış ve birbirine karışmış nötron maddesi anlamına gelir. of ile başlayan bölüm, bu “çorbanın” neden oluştuğunu belirtir. Bilim ve teknoloji açıklamalarında a soup of X, çok sayıda X parçacığının veya unsurunun düzensiz ve karışmış hâlini canlı biçimde anlatmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Soup sözcüğü hangi cümlede örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?
- After the collision, the detector recorded a dense soup of particles.
- The chef poured hot soup into three bowls.
- We ordered vegetable soup for lunch.
Cevabı göster
After the collision, the detector recorded a dense soup of particles.
The cores of neutron stars are very, very weird.
3:06Nötron yıldızlarının çekirdekleri çok, ama çok tuhaftır.
We are not sure what their properties are, Anlatım akışı
3:10Özelliklerinin ne olduğundan emin değiliz,
but our closest guess is superfluid neutron degenerate matter
3:12ancak en iyi tahminimiz süperakışkan nötron dejenere maddesi
We are not sure ... but our closest guess is ...: belirsizlikten en iyi tahmine
İlk bölüm mevcut bilginin sınırını gösterir: söz konusu özellikler kesin olarak bilinmemektedir. Ardından but bağlacı ifadeyi mevcut en güçlü çıkarıma yöneltir ve our closest guess is en olası görünen açıklamayı sunar. Bu kalıp, belirsizlik ile geçici bir sonucu açıkça ayırır. Closest guess, şu anda eldeki en iyi tahmin demektir; kanıtlanmış bir sonuç anlamına gelmez.
Alıştırma
Dersin iki parçalı kalıbını aynen kullanarak raporu tamamlayın: ____ why the sensor failed, ____ a loose cable.
Cevabı göster
We are not sure · but our closest guess is
or some kind of ultradense quark matter called quark-gluon plasma. Kalıp ifadeler
3:17veya kuark-gluon plazması adı verilen bir tür aşırı yoğun kuark maddesi olduğudur.
Yaklaşık bir kategori için some kind of
Some kind of, ardından gelen ismin yalnızca geniş veya henüz tam olarak belirlenmemiş bir kategori belirttiğini gösterir. Burada some kind of ultradense quark matter, kesin bir sınıflandırma iddiasında bulunmadan genel madde türünü belirtir. Bu ifade bir yumuşatıcı görevi görür; kesin ad belirsizken iddianın temkinli kalmasını sağlar. Belirtilmemiş bir tür hakkında yapılan bir açıklamadır, hangi tür olduğunu soran bir soru değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede some kind of, kesin kategorinin belirsiz olduğunu göstermek için kullanılmıştır?
- The guide explains what kind of crystal it is.
- The lab found some kind of crystal growing inside the container.
- Quartz is a kind of mineral.
Cevabı göster
The lab found some kind of crystal growing inside the container.
That does not make any sense in the traditional way Kalıp ifadeler
3:22Bu geleneksel anlamda hiçbir mantığa sığmaz
does not make any sense: hiç mantıklı olmamak
does not make any sense ifadesi bir fikrin, açıklamanın veya durumun mantıklı ya da anlaşılır olmadığını belirtir. Burada, öne sürülen durumun alışılmış ve geleneksel biçimde açıklanamayacağını söyler; make burada “yapmak” veya “üretmek” anlamına gelmez. Kalıp özne + do/does not + make sense şeklindedir. any eklenince olumsuzluk güçlenir: durumda anlaşılabilir hiçbir mantık yoktur.
Alıştırma
Cümleyi “tamamen mantıksızdır” anlamındaki beş kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The map sends us in two opposite directions at once. That ____.
Cevabı göster
does not make any sense
and can only exist in such an ultraextreme environment. Dilbilgisi
3:24ve ancak böylesine ultra ekstrem bir ortamda var olabilir.
can only exist: only sözcüğünün can sonrasındaki yeri
can only exist yapısında only, var olmanın mümkün olduğu koşulu sınırlar. İfade “bu koşulda ve başka hiçbir koşulda var olamaz” anlamına gelir; “belki yalnızca vardır” anlamına gelmez. Genel sıralama kiplik fiili + only + ana fiil şeklindedir: can + only + exist. Ardından gelen in such an ultraextreme environment bölümü, mümkün olan tek ortamı belirtir.
Alıştırma
“The organism can only exist in very salty water” cümlesi ne anlama gelir?
- Canlı, çok tuzlu suda var olabilir ve başka hiçbir yerde var olamaz.
- Bu canlı dışında hiçbir canlı çok tuzlu suda var olamaz.
- Canlı bir yerde var olabilir, ancak kimse bundan emin değildir.
Cevabı göster
Canlı, çok tuzlu suda var olabilir ve başka hiçbir yerde var olamaz.
a neutron star is similar to a giant atom core.
3:30bir nötron yıldızı dev bir atom çekirdeğine benzer.
In many ways, ... is similar to ... ile temkinli karşılaştırma
In many ways karşılaştırmayı sınırlar: iki şey birkaç ilgili özelliği paylaşır, ancak konuşan kişi her yönden aynı olduklarını iddia etmez. X is similar to Y, karşılaştırılan iki şeyi belirtir. Birlikte kullanılan In many ways, X is similar to Y, önemli bir farklılığa yer bırakırken temkinli bir benzetme kurar.
Alıştırma
Hangi cümle temkinli bir karşılaştırma yapıyor ve similar sözcüğünü doğru edatla kullanıyor?
- In every way, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.
- In many ways, electric bikes are similar with regular bikes, but their power systems are different.
- In many ways, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.
Cevabı göster
In many ways, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.
is that atom cores are held together by strong interaction Öbek fiiller
3:34atom çekirdeklerinin güçlü etkileşimle bir arada tutulması,
The most important difference is that ... ile temel farkı belirtme
The most important difference is that, karşılaştırmanın benzerliklerden bu açıklamadaki en önemli özelliğe geçtiğini dinleyiciye bildirir. Ardından gelen that yan cümlesi bu özelliği doğrudan belirtir. Most important, bu farkı mevcut tartışma içinde diğerlerinden daha üst sıraya koyar. Bunun tek fark olduğu ya da her olası bağlamda en önemli fark olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Karşılaştırmayı “the most important difference” ile başlayan ve ardından that gelen tam kalıpla tamamlayın: ____ paper maps work without batteries, while phone maps need a charged device.
Cevabı göster
The most important difference is that
held together: parçaları tek bir bütün hâlinde tutmak
“Are held together by” ifadesindeki hold together, “ayrı parçaları tek bir bütün hâlinde bir arada tutmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, odağı atom çekirdeklerine verir ve ardından parçalarının ayrılmasını engelleyen kuvveti belirtir. Cümlenin ikinci yarısında tekrarlanan sözcükler atılmıştır: “neutron stars [are held together] by gravity.” Bu eksilti, aynı dil bilgisel ilişkiyi korurken tekrarı önler.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “tek bir bütün hâlinde tutulmuş” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The loose pages are ____ by a rubber band.
Cevabı göster
held together
As if all this wasn't extreme enough, Anlatım akışı
3:41Sanki tüm bunlar yeterince aşırı değilmiş gibi,
As if all this wasn't extreme enough: ironik bir yükseltme
“As if X wasn't adjective enough” kalıbı, X'in o niteliğe zaten çok yüksek ölçüde sahip olduğunu ironik biçimde söyler. Burada anlatıcı, önceki özelliklerin açıkça aşırı olduğunu kabul eder; gerçekten aşırı olup olmadıklarını sorgulamaz. Bu ifade geçiş yaparken düzeyi bir kez daha yükseltir. Önceki bilgileri zaten etkileyici olarak sunar ve sıradaki özelliklerin daha da şaşırtıcı olacağını bildirir.
Alıştırma
Bu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarıyor: “As if the deadline wasn't stressful enough, the computer crashed”?
- Son teslim tarihinin gerçekten stresli olup olmadığını sorgular.
- Son teslim tarihinin zaten stresli olduğunu söyler ve daha kötü bir olayı anlatır.
- Bilgisayarın çökmesinin son teslim tarihini daha az önemli yaptığını söyler.
Cevabı göster
Son teslim tarihinin zaten stresli olduğunu söyler ve daha kötü bir olayı anlatır.
And if there's a poor star nearby to feed the neutron star, Deyimler
3:50Ve eğer yakınlarda nötron yıldızını besleyecek zavallı bir yıldız varsa,
feed the neutron star ifadesinin anlamı
Burada feed the neutron star, muhtemelen yakındaki bir yıldızdan nötron yıldızına madde sağlamak anlamına gelir. Feed normalde yiyecek vermek için kullanılır; bu cümlede ise madde akışını anlatan bir mecazdır. Bu mecaz, nötron yıldızını beslenebilen canlı bir varlık gibi gösterir. Yıldızın gerçekten yemek yediğini söylemez; madde aktarımını canlı ve kolay canlandırılabilir bir biçimde anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede feed the neutron star ne anlama gelir?
- Nötron yıldızının yakındaki yıldızdan uzaklaşmasını sağlamak
- Nötron yıldızına madde sağlamak
- Nötron yıldızı canlı bir hayvan olduğu için ona yiyecek vermek
Cevabı göster
Nötron yıldızına madde sağlamak
It spins at approximately 252 million km/h.
4:01Yaklaşık olarak saatte 252 milyon km hızla dönmektedir.
pulsars: özel bir astronomi terimi
Pulsars, pulsar sözcüğünün çoğuludur ve güçlü, tekrarlayan sinyallerle, çoğunlukla radyo sinyalleriyle gözlemlenen belirli bir nötron yıldızı türünü ifade eder. Bu cümlede because adın nedenini açıklar: Bu cisimlere pulsars denir, çünkü güçlü bir radyo sinyali yayarlar. Bu sözcük bütün nötron yıldızlarını değil, belirli bir sınıfı adlandırır. Açıklama, daha geniş nötron yıldızı fikrinden, algılanabilir darbeler veya sinyallerle tanımlanan daha özel gruba geçer.
Alıştırma
Aşağıdaki açıklamalardan hangisi pulsars sözcüğüne en iyi uyar?
- Teleskop olmadan görülebilen herhangi bir parlak yıldız
- Bir yıldızın yaşını ölçmek için kullanılan bir araç
- Dünya’ya radyo mesajları gönderen bir gezegen
- Tekrarlayan sinyaller yoluyla tanımlanabilen bir nötron yıldızı türü
Cevabı göster
Tekrarlayan sinyaller yoluyla tanımlanabilen bir nötron yıldızı türü
is roughly 8 trillion times stronger than the magnetic field of Earth. Dilbilgisi
4:18Dünya'nın manyetik alanından kabaca 8 trilyon kat daha güçlüdür.
roughly 8 trillion times stronger than ile yaklaşık karşılaştırma
Bu cümlede roughly 8 trillion times stronger than, iki manyetik alanın gücünü karşılaştırır. Nötron yıldızının alanının, Dünya'nın alanından yaklaşık 8 trilyon kat güçlü olduğu tahmin edilmektedir. Roughly, sayının kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp roughly + sayı + times + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan ögedir. İki şeyin aynı özelliği arasındaki büyük farkı vurgular.
Alıştırma
Roughly, three ve times + karşılaştırma biçimi + than kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The new rope is ____ the old one.
Cevabı göster
roughly three times stronger than
atoms get bent ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı
Atoms get bent ifadesinde get + bent, get ile kurulan edilgen yapıyı oluşturur. Manyetik alan atomlara etki ettiği için atomlar eylemden etkilenen taraftır. Burada get, almak veya elde etmek anlamına gelmez. Bu get edilgeni değişime dikkat çeker: Atomlar alana girdiklerinde bükülür veya şekilleri bozulur. Get + geçmiş zaman ortacı kalıbı, özellikle konuşma dilinde veya gündelik İngilizcede, öznenin başına gelen bir şeyi sıkça anlatır.
Alıştırma
Damage ile konuşma diline uygun get edilgenini kullanarak cümleyi tamamlayın: The package may ____ if it is not wrapped well.
Cevabı göster
get damaged
got the point across: bir fikrin anlaşılmasını sağlamak
Bu cümlede got the point across, “ana fikrin dinleyiciler tarafından anlaşılmasını sağladık” demektir. Point mesajı veya ana fikri belirtir; across ise bu fikri başka insanlara ulaşmış gibi gösterir. Burada fiziksel olarak taşınan bir nesne yoktur. Yapı get + a/iyelik belirleyicisi/the + point + across şeklindedir. Zamana göre get değişir: şimdiki veya geniş zamanda get, geçmiş zamanda got kullanılır. Cümle ayrıca açıklamayı hafif ve kendinden emin bir tonla bitirir: birçok örnekten sonra anlatıcı, dinleyicilerin artık anladığını varsayar.
Alıştırma
Cümleyi get the point across ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I used one clear diagram to ____.
Cevabı göster
get the point across
but also some of the coolest objects in the universe. Deyimler
4:31ama aynı zamanda en havalı nesnelerden bazılarıdır.
but also some of the coolest: övgü ve olası sıcaklık kelime oyunu
But also some of the coolest ifadesinde but also, some of the most extreme sözünden sonra ikinci ve olumlu bir tanım ekler. Coolest burada ağırlıklı olarak “en etkileyici, büyüleyici veya heyecan verici” şeklindeki gündelik değerlendirme anlamındadır. Nötron yıldızlarının en düşük sıcaklığa sahip olduğunu iddia etmez. Önceki bölümde sıcaklıktan da söz edildiği için coolest, cool sözcüğünün sıcaklıkla ilgili gerçek anlamını da çağrıştırır. Bu olası kelime oyunu sonu akılda kalıcı yapar; ancak some of the coolest objects içindeki övgü, esas olarak olumlu bir değerlendirmeye işaret eder.
Alıştırma
“That was one of the coolest demonstrations at the science fair,” cümlesinde coolest en doğal olarak ne anlama gelir?
- Fiziksel sıcaklığı en düşük gösterilerden biri.
- En etkileyici veya ilginç gösterilerden biri.
- En sessiz gösterilerden biri.
Cevabı göster
En etkileyici veya ilginç gösterilerden biri.
we will one day send spaceships to learn more about them
4:36bir gün onlar hakkında daha fazla bilgi edinmek
But we shouldn't get too close: konuyu mizahi bir hafifsemeyle bitirmek
Baştaki But, yıldızın betimlenmesinden son bir uyarıya geçildiğini gösterir ve açıklamayı sona doğru taşır. Cümle, sıradan ve yumuşak bir güvenlik hatırlatması gibi duyulur. Yaklaşmak ölümcül olacağı için shouldn't get too close tehlikeyi bilerek hafife alan bir ifadedir. Yumuşak sözlerle aşırı tehlike arasındaki karşıtlık küçük bir mizah yaratır ve konuyu doğal biçimde kapatır.
Alıştırma
Konuşmacı bir nötron yıldızının ölümcül kütle çekimini, radyasyonunu ve manyetik alanını anlattıktan sonra “But we shouldn't get too close.” cümlesi nasıl bir etki yaratır?
- Nötron yıldızlarının tehlikeli olmadığını söyleyerek konuyu değiştirir.
- Aşırı tehlikenin anlatımını mizahi biçimde bitirmek için yumuşak tonlu bir uyarı kullanır.
- İnsanların güvenli biçimde ne kadar yaklaşabileceğine dair uygulanabilir bir gezi önerisi verir.
Cevabı göster
Aşırı tehlikenin anlatımını mizahi biçimde bitirmek için yumuşak tonlu bir uyarı kullanır.