Dağlar Kadar Büyük Atomlar — Nötron Yıldızları Açıklandı: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
659 kelime 155 kel/dk

Video özeti: Büyük bir yıldız nötron yıldızına çöker; ardından yoğunluğu, yapısı, dönüşü ve manyetik alanı incelenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: dominated by, bir etkenin sistemi yönettiğini belirtir ve dominate sözcüğünü yalnız “yenmek” saymadan bilimsel edilgen yapıyı açıklar. 2. Dil bilgisi ve cümle kalıpları: The closer we get to the core, the more neutrons and the fewer protons we see uzaklık ile artış ve azalışı bağıntılı bir karşılaştırmada bağlar. 3. Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: pulsars burada güçlü radyo sinyalleriyle ilişkili nötron yıldızlarının adıdır ve belirli bir astronomik alt türü tanıtır.

Bu derste

Neutron stars are one of the most extreme things in the universe. Dilbilgisi

0:00

Nötron yıldızları evrendeki en ekstrem şeylerden biridir.

Dilbilgisi

one of the most extreme + çoğul isim

one of the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısı, birini veya bir şeyi bir ölçeğin en üst ucundaki gruba yerleştirir. Onun tek ve eşsiz birinci olduğunu söylemez. Burada one bir türü veya kategoriyi ifade eder. En uç grupta birden fazla şey bulunduğu için things çoğuldur. Cümle, nötron yıldızlarını bu gruptaki bir kategori olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi one of the + üstünlük derecesi yapısıyla tamamlamak için safe kullanın: This is ____ routes in the country.

Cevabı göster

one of the safest

They're like giant atom cores,

0:04

Dev atom çekirdekleri gibidirler,

kilometers in diameter,

0:06

kilometrelerce çapa sahip,

unbelievably dense and violent.

0:07

inanılmaz derecede yoğun ve şiddetlidirler.

But how can something like this even exist? Anlatım akışı

0:10

Peki böyle bir şey nasıl var olabilir?

Anlatım akışı

How can ... even exist? ile şaşkınlık belirtip açıklama başlatmak

How can ... exist? bir şeyin nasıl mümkün olabildiğini sorar. even eklendiğinde, onun varlığının şaşırtıcı, inanılması güç veya beklentilere aykırı olduğu anlatılır. Burada soru bir giriş kancası olarak çalışır: temel bilmeceyi ortaya koyar ve dinleyiciyi ardından gelecek açıklamaya hazırlar. Asıl amaç izleyiciden hemen cevap istemek değildir.

Alıştırma

Bir sunucu, donma noktasına yakın suda yaşayan bir balığı anlattı. Hangi giriş şaşkınlığı en iyi ifade eder ve bir açıklamaya zemin hazırlar?

  1. This fish survives in cold water.
  2. Where does this fish live?
  3. How can a fish like this even survive?
Cevabı göster

How can a fish like this even survive?

The life of a star is dominated by two forces being in balance. Kalıp ifadeler

0:19

Bir yıldızın yaşamına dengede olan iki kuvvet hakimdir.

Kalıp ifadeler

En güçlü belirleyici etken için dominated by

Burada dominated by, iki kuvvetin bir yıldızın yaşamının nasıl geliştiği üzerinde en güçlü etkiye sahip olduğu anlamına gelir. Bir rakibi yenmekten söz etmez. Edilgen be dominated by + etken kalıbı, bir sistemi veya durumu esas olarak belirleyen kuvveti, koşulu ya da düşünceyi belirtir. Bu cümlede kütle çekimi ve basınç ana kuvvetlerdir; bunların dengesi yıldızın durumunu kontrol eder.

Alıştırma

Hangi cümle, maliyet kaygılarının kararı şekillendiren en güçlü etken olduğunu söylüyor?

  1. The decision was influenced by cost concerns.
  2. The decision mentioned cost concerns.
  3. The decision was dominated by cost concerns.
Cevabı göster

The decision was dominated by cost concerns.

Its own gravity and the radiation pressure of its fusion reaction.

0:24

Kendi kütleçekimi ve füzyon reaksiyonunun radyasyon basıncı.

In the core of stars,

0:29

Yıldızların çekirdeğinde,

hydrogen is fused into helium. Kelime

0:30

hidrojen helyuma dönüşür.

Kelime

Nükleer füzyon sürecinde fused into

Bu bilimsel cümlede fused into, nükleer füzyon yoluyla birleşip başka bir şeyi oluşturmak anlamına gelir. Hidrojen başlangıç maddesidir, helyum ise sonuçtur; into bir yere doğru hareketi değil, yeni ürünü gösterir. Cümle, edilgen X is fused into Y kalıbını kullanır ve X'e ne olduğuna odaklanır. Bu, sıradan erimeden farklıdır: çekirdekler birleşir ve farklı bir element oluşur.

Alıştırma

Cümleyi, nükleer füzyonla birleşerek oluşturulmak anlamındaki bilimsel ifadeyle tamamlayın: In the reactor, light nuclei are ____ heavier nuclei.

Cevabı göster

fused into

Eventually, the hydrogen in the core is exhausted. Kelime

0:33

Sonunda çekirdekteki hidrojen tükenir.

Kelime

Bir kaynağın tükendiğini anlatan is exhausted

Burada is exhausted, “tüketilmiş veya süreç için artık kullanılamaz durumda” demektir. Özne olan hydrogen bir yakıt ya da kaynaktır; bu yüzden ifade yorgunluk hissini anlatmaz. Kaynaklarla ilgili bu anlam, yakıt, para, malzeme veya seçenekler gibi sınırlı şeyler için kullanılır. be + exhausted kalıbı, kaynağı tükenmiş durumda gösterir.

Alıştırma

"By winter, the town's emergency fuel supply was exhausted." cümlesinde exhausted ne anlama gelir?

  1. Son derece yorgundu.
  2. Daha ağır hâle gelmişti.
  3. Tamamen tüketilmişti.
Cevabı göster

Tamamen tüketilmişti.

If the star is massive enough, Dilbilgisi

0:36

Eğer yıldız yeterince kütleliyse,

helium is now fused into carbon.

0:38

helyum artık karbona dönüşür.

Dilbilgisi

massive enough içindeki sıfat + enough yapısı

massive enough ifadesinde massive bir sıfattır ve enough ondan sonra gelir. sıfat + enough kalıbı, “bir sonuç için gereken derecede” anlamına gelir. Bu ifade bir eşik belirler: yıldız gereken miktarda kütleye sahip olduğunda sonraki süreç gerçekleşebilir. Bu kalıp warm enough ve strong enough örneklerinde olduğu gibi birçok sıfatla kullanılabilir.

Alıştırma

thick sıfatını ve enough sözcüğünü doğru sırayla yerleştirin: The ice is ____ to support one person.

Cevabı göster

thick enough

The cores of these massive stars become layered like onions Deyimler

0:41

Bu kütleli yıldızların çekirdekleri soğan gibi katmanlaşır

as heavier and heavier atomic nuclei build up at the center. Notlar

0:45

çünkü merkezde gittikçe daha ağır atom çekirdekleri birikir.

Deyimler

layered like onions: görsel bir benzetme

Burada like bir benzetme kurar. Çekirdeklerde oluşan katmanlar, soğanın içindeki katmanlara benzetilerek görünmeyen yapı gözde canlandırılır. Bu ifade, gerçekten soğan bulunduğu anlamına gelmez. Bu yapıda layered çekirdekleri niteler, like onions ise karşılaştırmayı ekler. Burada like, “hoşlanmak” değil, “benzer olmak” anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede layered like onions ne anlama gelir?

  1. Yıldızların içinde soğanların oluştuğunu söyler.
  2. Çekirdeklerin çok sayıdaki katmanını soğanın katmanlarına benzetir.
  3. Yıldızların soğandan hoşlandığını söyler.
Cevabı göster

Çekirdeklerin çok sayıdaki katmanını soğanın katmanlarına benzetir.

Dilbilgisi

heavier and heavier: sürekli değişim

Tekrarlanan comparative + and + comparative kalıbı, bir özelliğin aynı yönde değişmeye devam ettiğini anlatır. Heavier and heavier, süreç ilerledikçe giderek daha ağır atom çekirdeklerinin oluşup biriktiği anlamına gelir; sabit iki grubu karşılaştırmaz. Kısa sıfatlarda faster and faster örneğindeki gibi karşılaştırma biçimi tekrarlanır. Karşılaştırma biçimi more ile kurulan sıfatlarda ise more and more difficult örneğindeki gibi more and more + sıfat yapısı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, strong sıfatının karşılaştırma biçimini sürekli değişim anlatan tekrarlı kalıpta kullanarak tamamlayın: As the storm approached, the wind grew ____.

Cevabı göster

stronger and stronger

Öbek fiiller

Aşamalı birikme anlamında “build up”

Burada build up, “zamanla birikmek” anlamına gelir. Yıldızın merkezindeki ağır atom çekirdeklerinin sayısı zaman içinde artar; build gerçek anlamda bir şey inşa etmeyi, up ise yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu öbek fiil, miktar veya yoğunluktaki aşamalı artışı vurgular. Aynı anlam ısı, basınç, borç, gerginlik veya duygular için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “aşamalı olarak artmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Without good ventilation, heat can ____ inside the room.

Cevabı göster

build up

Carbon is fused into neon,

0:49

Karbon neona,

which leads to oxygen, Anlatım akışı

0:50

neon oksijene,

which leads to silicon.

0:52

oksijen ise silisyuma dönüşür.

Anlatım akışı

Sonuç zinciri kurmak için “which leads to” ifadesini tekrarlamak

Burada which leads to ifadesinin tekrarlanması, üç sonucu tek ve açık bir neden-sonuç zincirine dönüştürür. Karbon neona dönüşür, neon oksijene yol açar, ardından bu aşama silisyuma yol açar. Tekrar, elementlerin yalnızca bir listedeki maddeler olmadığını, her aşamanın bir önceki aşamadan doğduğunu gösterir. Her ilgi cümleciğinde which, hemen önceki sonuca veya sürece gönderme yapar. Bu yapı, çok aşamalı bir açıklamayı düzenler ve dinleyenin her seferinde bir sonucu takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Aynı bağlayıcıyı tekrarlayarak sonuç zincirini tamamlayın: A small leak causes dampness, ____ mold, ____ costly repairs.

Cevabı göster

which leads to · which leads to

Eventually, the fusion reaction hits iron,

0:54

Sonunda füzyon reaksiyonu demire ulaşır,

which cannot fuse into another element.

0:56

ki bu da başka bir elemente dönüşemez.

When the fusion stops, Dilbilgisi

0:59

Füzyon durduğunda,

the radiation pressure drops rapidly.

1:00

radyasyon basıncı hızla düşer.

Dilbilgisi

When the fusion stops, the radiation pressure drops: düzenli bir neden-sonuç süreci

When, füzyonun durması ile radyasyon basıncının düşmesini birbirine bağlar: ilk olay gerçekleşince ikinci sonuç onu izler. Burada when, füzyonun durmasını yalnızca belirsiz bir olasılık olarak değil, fiziksel süreç içinde beklenen bir tetikleyici olarak sunar. Her iki yan cümlede de geniş zaman kullanılır; çünkü cümle tek seferlik bir planı değil, düzenli bir mekanizmayı açıklar.

Alıştırma

Beklenen bir tetikleyiciye sahip genel bir mekanizmayı doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. When the sensor detects smoke, the alarm sounds.
  2. If the sensor detected smoke, the alarm sounds.
  3. When the sensor will detect smoke, the alarm sounds.
Cevabı göster

When the sensor detects smoke, the alarm sounds.

The star is no longer in balance, Kalıp ifadeler

1:03

Yıldız artık dengede değildir

Kalıp ifadeler

no longer in balance: sona ermiş bir durum

No longer, bir durumun daha önce geçerli olduğunu ancak artık geçerli olmadığını belirtir. Burada yıldız daha önce dengedeydi, fakat bu durum sona erdi. Yapı, no longer + durum açıklaması biçimindedir. no longer in balance ifadesinde in balance edat öbeği yıldızın durumunu açıklar. Bu yapı, değişimin tam olarak ne zaman gerçekleştiğini söylemeden değişikliği vurgular.

Alıştırma

Önceki durumun sona erdiğini belirten iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The account is ____ active.

Cevabı göster

no longer

and if its core mass exceeds about 1.4 solar masses, Dilbilgisi

1:05

ve eğer çekirdek kütlesi yaklaşık 1,4 Güneş kütlesini aşarsa,

a catastrophic collapse takes place. Kalıp ifadeler

1:09

felaketvari bir çöküş gerçekleşir.

Dilbilgisi

if ... exceeds ..., ... takes place: eşik mekanizması

if yan cümlesi bir eşik belirler: çekirdek kütlesi yaklaşık 1,4 Güneş kütlesini aşmalıdır. Bir Güneş kütlesi, ölçü birimi olarak kullanılan Güneş'in kütlesidir. Ana cümle, bu eşik aşıldığında ortaya çıkan sonucu belirtir. Her iki cümlecikte de simple present kullanılmasının nedeni, belirsiz ve varsayımsal bir gelecekten değil, bilimsel bir mekanizmadan söz edilmesidir. if + simple present, simple present kalıbı kuralları, eşikleri ve güvenilir neden-sonuç ilişkilerini anlatabilir.

Alıştırma

Bilimsel kuralı reach ve boil fiillerinin simple present biçimleriyle tamamlayın: If water ____ 100 degrees Celsius at sea level, it ____.

Cevabı göster

reaches · boils

Kalıp ifadeler

takes place: bir olay gerçekleşir

takes place, happens veya occurs gibi «gerçekleşir» ya da «meydana gelir» anlamındadır. Burada olay çöküştür ve bu ifade, çöküşü kütle eşiğinin aşılmasının sonucu olarak aktarır. Take place kalıplaşmış ve geçişsiz bir ifadedir: a collapse takes place örneğinde olduğu gibi olay özne olur. Fiziksel olarak bir yeri almak anlamına gelmez ve normalde doğrudan nesne alamaz.

Alıştırma

Cümleyi «gerçekleşir» anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The annual science fair ____ in May.

Cevabı göster

takes place

The outer part of the core reaches velocities of up to 70,000 km a second Kalıp ifadeler

1:12

Çekirdeğin dış kısmı saniyede 70.000 kilometreye varan hızlara ulaşır

Kalıp ifadeler

saniyede 70.000 km'ye kadar hızlara ulaşır

Bu cümlede reaches velocities of up to 70,000 km a second, saniyede 70.000 kilometrelik en yüksek hıza ulaşabilir anlamına gelir. Hız daha düşük olabilir; cümle çekirdeğin her zaman bu hızda hareket ettiğini söylemez. reach(es) + velocities of up to + bir ölçü yapısı, bir üst sınırı bildiren resmî bir ifadedir. Bilimsel ölçümleri, makine performansını veya başka sınırları anlatırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Saatte 120 kilometrelik mümkün olan en yüksek hızı doğru bildiren cümle hangisidir?

  1. The drone reaches velocities of exactly 120 kilometers per hour.
  2. The drone reaches velocities of at least 120 kilometers per hour.
  3. The drone reaches velocities of up to 120 kilometers per hour.
Cevabı göster

The drone reaches velocities of up to 120 kilometers per hour.

as it collapses towards the center of the star.

1:17

ve yıldızın merkezine doğru çöker.

Now, only the fundamental forces inside an atom

1:20

Artık kütleçekimsel çöküşe karşı koymak için

are left to fight the gravitational collapse. Deyimler

1:24

yalnızca atomun içindeki temel kuvvetler kalmıştır.

Deyimler

kütleçekimsel çöküşe karşı koymak

Burada fight the gravitational collapse bir mecazdır. Temel kuvvetler, kütleçekimin çekimine direnen rakipler gibi anlatılır. Bu nedenle fight, çöküşe karşı çıkmak veya onunla mücadele etmek anlamına gelir; kelimenin gerçek anlamıyla savaşmak anlamına gelmez. Gravitational collapse, maddenin kütleçekimi nedeniyle içe doğru büzülmesidir. Fight sözcüğünün kullanılması açıklamayı daha canlı ve dramatik yapar, ancak kuvvetlerin çöküşü gerçekten durduracağını göstermez.

Alıştırma

The new coating helps fight rust cümlesinde fight ne anlama gelir?

  1. pasa direnmek veya paslanmayı yavaşlatmak
  2. gerçek bir fiziksel savaşta pasa saldırmak
  3. pasın hiçbir zaman oluşmayacağını garanti etmek
Cevabı göster

pasa direnmek veya paslanmayı yavaşlatmak

The quantum-mechanical repulsion of electrons is overcome,

1:26

Elektronların kuantum-mekaniksel itme kuvveti aşılır

and electrons and protons fuse into neutrons packed as densely as an atomic nucleus. Dilbilgisi

1:30

ve elektronlarla protonlar birleşerek bir atom çekirdeği kadar yoğun bir şekilde paketlenmiş nötronları oluşturur.

Dilbilgisi

bir atom çekirdeği kadar yoğun biçimde sıkışmış

Packed as densely as an atomic nucleus, nötronların bir atom çekirdeğinin içindeki maddeyle aynı derecede, son derece yüksek bir yoğunlukla sıkıştığı anlamına gelir. Burada packed nötronların durumunu anlatan bir past participle, densely ise ne kadar sıkışık olduklarını anlatan bir zarftır. as + adverb + as yapısı, bir eylemin veya durumun derecesini bir ölçütle karşılaştırır. Bu cümlede karşılaştırılan şey nötronların kendisi değil, ne kadar yoğun biçimde paketlendikleridir.

Alıştırma

Bir şeyin ne kadar yoğun biçimde sıkıştığını eşitlik derecesiyle doğru karşılaştıran ifade hangisidir?

  1. packed as densely than an atomic nucleus
  2. packed more densely as an atomic nucleus
  3. packed as dense as an atomic nucleus
  4. packed as densely as an atomic nucleus
Cevabı göster

packed as densely as an atomic nucleus

The outer layers of the star are catapulted into space in a violent supernova explosion. Kelime

1:36

Yıldızın dış katmanları şiddetli bir süpernova patlamasıyla uzaya fırlatılır.

Kelime

uzaya fırlatılmak

Catapulted into space, ani ve güçlü bir kuvvetle uzaya fırlatılmak veya gönderilmek anlamına gelir. Catapulted, canlı ve etkili bir edilgen fiildir: yıldızın dış katmanları kuvveti alır, süpernova patlaması ise onları dışarı gönderen kuvvettir. Bu cümlede kelime, hareketin yalnızca moved veya went into space demekten farklı olarak patlayıcı ve son derece hızlı görünmesini sağlar. Gerçek bir sapan ya da mancınık olmasa da yeni bir konuma veya duruma ani ve çarpıcı biçimde geçmeyi mecaz olarak anlatabilir.

Alıştırma

Yeni bir konuma veya duruma ani ve güçlü biçimde geçmeyi en iyi anlatan ifade hangisidir?

  1. catapulted into the national spotlight
  2. moved gently into the national spotlight
  3. drifted into the national spotlight
  4. stayed outside the national spotlight
Cevabı göster

catapulted into the national spotlight

So, now we have a neutron star. Anlatım akışı

1:43

Ve işte, artık bir nötron yıldızımız var.

Anlatım akışı

Sonucu sunan bir geçiş olarak So, now we have

Bu cümlede So önceki olaylar zincirini sonuçlandırırken now sürecin sonunda ulaşılan durumu gösterir. So, now we have birlikte sonucu sunar; ardından açıklama bu sonucu betimlemeye geçer. Buradaki have, konuşanın bir nötron yıldızına şahsen sahip olduğu anlamına gelmez. we, konuşanı ve dinleyiciyi açıklamanın içine birlikte katar; have ise “bu sonuca ulaştık” ya da “bu sonuç ortaya çıktı” anlamındadır.

Alıştırma

Dersteki dört sözcüklü sonuç geçişini kullanarak bu yeni örneği tamamlayın: We mixed the ingredients. ____ a smooth dough.

Cevabı göster

So now we have

Its mass is between one and three suns,

1:45

Kütlesi bir ile üç güneş arasındadır,

but compressed to an object about 25 km wide

1:48

ancak yaklaşık 25 km genişliğinde bir nesneye sıkıştırılmıştır

and 500,000 times the mass of Earth Dilbilgisi

1:53

ve Dünya kütlesinin 500.000 katı,

Dilbilgisi

Dünya'nın kütlesinin 500.000 katı

number + times + the + noun + of kalıbı, ölçülebilir bir özelliği bir referansla karşılaştırır. 500,000 times the mass of Earth ifadesinde karşılaştırılan özellik kütledir ve Earth referanstır. Bu ifade, cismin kütlesinin Dünya'nın kütlesinin 500.000 ile çarpımına eşit olduğunu belirtir. times, çarpanı gösteren bölümün parçasıdır; dolayısıyla ifade “Dünya'nın kütlesinin 500.000 kez gerçekleşmesi” anlamına gelmez.

Alıştırma

Eski depo 20 litre, yeni depo ise 60 litre alıyor. capacity kullanarak number + times + the + noun + of kalıbıyla tamamlayın: The new tank has ____ the old tank.

Cevabı göster

three times the capacity of

in this tiny ball that's roughly the diameter of Manhattan.

1:56

kabaca Manhattan çapındaki bu küçücük topun içindedir.

It's so dense that 1 cubic centimeter of neutron star Dilbilgisi

2:01

O kadar yoğundur ki, nötron yıldızının 1 santimetreküpü,

contains the same mass as an iron cube 700 m across.

2:05

700 m genişliğindeki bir demir küple aynı kütleyi içerir.

Dilbilgisi

so dense that: derece ve sonuç

so dense that ... yapısında so, dense sıfatının derecesini aşırı bir düzeye çıkarır; that ise bu derecenin sonucunu veya kanıtını başlatır. Ardından gelen kütle karşılaştırması yoğunluğu ölçülebilir ve canlı hâle getirir. Tekrar kullanılabilen kalıp so + sıfat/zarf + that + yan cümledir. Buradaki so, o kadar anlamındadır; bu yüzden anlamındaki bağımsız bağlaç so değildir.

Alıştırma

bright sözcüğünü ve so + sıfat + that kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The screen was ____ I had to look away.

Cevabı göster

so bright that

That's roughly 1 billion tons,

2:11

Bu da kabaca 1 milyar tondur,

as massive as Mount Everest Anlatım akışı

2:13

yani Everest Dağı kadar devasa bir kütle,

in a space the size of a sugar cube.

2:15

bir kesme şeker büyüklüğündeki bir alana sığdırılmıştır.

Anlatım akışı

as massive as ... in a space the size of ...: ölçek karşıtlığı

Cümle, hayal edilmesi zor tek bir gerçeği yan yana yerleştirilen iki karşılaştırmayla düzenler. as massive as Mount Everest kütleyi, in a space the size of a sugar cube ise hacmi anlatır. Devasa bir kütleyi küçücük bir alanla yan yana getirmek, aşırı yoğunluğu gözde canlandırmayı kolaylaştırır. Her karşılaştırma farklı bir özelliği anlatır. Cümle, Everest Dağı’nın gerçekten bir küp şekerin içine sığdığını söylemez; benzer miktarda bir kütlenin küp şeker büyüklüğünde bir alana sıkıştırıldığını söyler.

Alıştırma

as massive as Mount Everest in a space the size of a sugar cube ne anlatır?

  1. Devasa bir kütle, son derece küçük bir hacme sıkıştırılmıştır.
  2. Bir küp şeker Everest Dağı ile aynı büyüklüktedir.
  3. Everest Dağı’nın şekli küp şekere benzer.
Cevabı göster

Devasa bir kütle, son derece küçük bir hacme sıkıştırılmıştır.

Neutron star gravity is pretty impressive, too. Kelime

2:18

Nötron yıldızının kütleçekimi de oldukça etkileyicidir.

Kelime

pretty impressive: derece zarfı olarak pretty

pretty impressive ifadesinde pretty, impressive sıfatını niteleyen bir derece zarfıdır. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir: yer çekimi güçlü bir izlenim bırakır, ancak ifade genellikle extremely impressive kadar güçlü değildir. Bu kullanım, “güzel” anlamındaki pretty sıfatıyla ilgili değildir. pretty bir sıfattan önce geldiğinde çoğu zaman betimlemenin derecesini ayarlar.

Alıştırma

“The science fair display is pretty impressive,” cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. güzel bir şekilde
  2. yalnızca biraz
  3. oldukça veya epey
Cevabı göster

oldukça veya epey

If you were to drop an object from 1 m over the surface, Dilbilgisi

2:22

Eğer yüzeyin 1 m üzerinden bir nesne bırakacak olsaydınız,

it would hit the star in 1 microsecond

2:25

1 mikrosaniyede yıldıza çarpar

Dilbilgisi

If you were to ... it would ... ile varsayımsal bir sonuç

If you were to drop geçmişte gerçekleşmiş bir eylemi değil, hayal edilen bir eylemi sunar. were to + fiilin yalın hâli, özellikle düşük olasılıklı bir durumda veya düşünce deneyinde koşulu bilinçli bir varsayım olarak gösterir. Buradaki you hayal edilen herhangi bir kişiyi belirtir; gerçek bir talimat değildir. it would hit bu hayalî durumdaki beklenen sonucu bildirir. Yeniden kullanılabilen kalıp şöyledir: If + özne + were to + fiilin yalın hâli, özne + would + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Bilinçli olarak varsayılan bir durum için cümleyi were to ... would kalıbıyla tamamlayın: If we ____ move the telescope, we ____ lose the clearest view.

Cevabı göster

were to · would

and accelerate up to 7.2 million km per hour.

2:28

ve saatte 7,2 milyon km hıza ulaşırdı.

The surface is superflat, Kelime

2:32

Yüzeyi süper düzdür,

with irregularities of 5 mm maximum

2:34

en fazla 5 mm'lik pürüzlere sahiptir

with a superthin atmosphere of hot plasma.

2:36

ve sıcak plazmadan oluşan süper ince bir atmosferi vardır.

Kelime

superflat ve superthin içindeki gündelik super-

superflat ve superthin sözcüklerinde üretken super- ön eki, flat ve thin sıfatlarının derecesini güçlendirir; son derece veya çok yüksek derecede anlamına gelir. Bunlar canlı ve kolay anlaşılan oluşumlardır, özel bilimsel kategorilerin adları değildir. Bu ön ek kesin bir değer değil, genel bir izlenim verir. Burada yakındaki sayısal bilgiler ve madde bilgisi açıklamayı daha belirgin hâle getirir; super-, üstünde veya tepesinde anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki superflat ve superthin için en uygun yorum hangisidir?

  1. super- gündelik biçimde son derece anlamına gelir; yakındaki ayrıntılar da betimlemeyi daha belirgin yapar.
  2. super-, sabit tanımları olan iki resmî bilimsel kategoriyi gösterir.
  3. super-, yüzeyin ve atmosferin fiziksel olarak başka bir şeyin üstünde olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

super- gündelik biçimde son derece anlamına gelir; yakındaki ayrıntılar da betimlemeyi daha belirgin yapar.

The surface temperature is about 1 million Kelvin

2:40

Yüzey sıcaklığı yaklaşık 1 milyon Kelvin'dir,

compared to 5,800 Kelvin for our sun.

2:44

ki bu da güneşimizin 5.800 Kelvin'lik sıcaklığına kıyasla oldukça yüksektir.

Let's look inside the neutron star. Anlatım akışı

2:48

Nötron yıldızının içine bakalım.

Anlatım akışı

Sunum geçişi olarak Let's look inside

Let's, let us ifadesinin dinleyiciyi de kapsayan öneri biçimidir; bu yüzden Let's look inside, izleyiciyi bir sonraki bölümü konuşmacıyla birlikte incelemeye çağırır. Konuşmacı dikkati yönlendirir; izleyiciye gerçekten bir yere gitmesini emretmez. Bir geçiş ifadesi olarak look inside, açıklamayı bir nesnenin dış özelliklerinden iç yapısına taşır. Let's + fiilin yalın hâli kalıbı, sunucunun sıradaki adımı samimi ve açık biçimde duyurmasını sağlar.

Alıştırma

Bir sunucu robotun dış kabuğunu anlatmayı bitirmiş ve izleyicileri iç parçalara yönlendirmek istiyor. Bu işi en iyi hangi geçiş ifadesi yapar?

  1. Now let's ask the robot to look inside the box.
  2. Now let's look inside the robot.
  3. Now let's look above the robot.
Cevabı göster

Now let's look inside the robot.

The crust is extremely hard

2:50

Kabuk son derece serttir

and is most likely made of an iron atom nuclei lattice Kalıp ifadeler

2:52

ve büyük olasılıkla içinden elektron denizinin aktığı

Kalıp ifadeler

is most likely made of: ihtiyatlı bir bileşim ifadesi

Is made of bir şeyin hangi malzeme veya yapıdan oluştuğunu belirtir. Burada made of, kabuğu oluşturan malzemeyi ya da yapıyı gösterir. Most likely kesinlik derecesini düşürür: Konuşan kişi doğrulanmış bir gerçek değil, kanıtların desteklediği en iyi açıklamayı sunar. Birlikte is most likely made of, olası bir bileşimi ifade eder ve çıkarımı kesin gözlemden ayırır.

Alıştırma

Hem bileşimi hem de kanıta dayalı, ihtiyatlı bir çıkarımı göstermek için bu cümleyi hangi seçenek en iyi tamamlar? The sample ___ a dense carbon layer.

  1. is definitely made of
  2. is most likely made of
  3. is most likely made from
Cevabı göster

is most likely made of

with a sea of electrons flowing through them. Deyimler

2:55

bir demir atomu çekirdeği kafesinden oluşur.

Deyimler

a sea of electrons: bolluk ve akış için canlı bir mecaz

Burada sea mecazi anlamda kullanılmıştır. a sea of + çoğul isim yapısı, çok büyük bir miktarı bir alan boyunca kesintisiz yayılan bir deniz gibi canlandırır. Bu cümlede a sea of electrons, elektronları çok sayıda ve kafesin içinden akıyormuş gibi canlı bir görüntüyle sunar. Bu, elektronların deniz suyundan oluştuğu veya gerçek bir denizin bütün özelliklerine sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle a sea of + çoğul ismi, bir alana yayılmış çok sayıdaki şeyi canlı bir mecazla anlatmak için kullanıyor?

  1. The lantern fell into the sea.
  2. One lantern was beside the square.
  3. A single lantern stood in the square.
  4. A sea of lanterns filled the square.
Cevabı göster

A sea of lanterns filled the square.

The closer we get to the core, Dilbilgisi

2:57

Çekirdeğe yaklaştıkça,

the more neutrons and the fewer protons we see

2:59

daha fazla nötron ve daha az proton görürüz,

Dilbilgisi

Ne kadar yaklaşırsak... o kadar fazla... ve o kadar az...

the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... yapısı değişimleri birbirine bağlar: ilk durum değiştikçe sonuç da onunla birlikte değişir. Burada çekirdeğe yaklaşmak iki sonuca bağlanır. Sonuç kısmında zıt eğilimler birlikte verilir: the more neutrons artışı, the fewer protons ise azalışı gösterir. Protons çoğul ve sayılabilen bir isim olduğu için fewer kullanılır. Bu yapıda her the, karşılaştırmalı bağlantının bir parçasıdır; belirli bir şeyi gösteren sıradan tanımlık değildir.

Alıştırma

Bir değişimi iki sonuca bağlamak için karşılaştırmalı bağlantı yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The closer we get to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.
  2. We get the closer to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.
  3. The closer we get to the city, more traffic we see and fewer open parking spaces we find.
Cevabı göster

The closer we get to the city, the more traffic we see and the fewer open parking spaces we find.

until there's just an incredibly dense soup of indistinguishable neutrons. Deyimler

3:02

ta ki ayırt edilemeyen nötronlardan oluşan inanılmaz yoğunlukta bir çorbaya gelene kadar.

Deyimler

ayırt edilemeyen nötronlardan oluşan yoğun bir çorba

Burada soup, tek tek parçaları ayırmanın veya birbirinden seçmenin zor olduğu, yoğun biçimde karışmış bir kütle için kullanılan bir benzetmedir. Bu yüzden a soup of neutrons yiyecek değil, sıkışmış ve birbirine karışmış nötron maddesi anlamına gelir. of ile başlayan bölüm, bu “çorbanın” neden oluştuğunu belirtir. Bilim ve teknoloji açıklamalarında a soup of X, çok sayıda X parçacığının veya unsurunun düzensiz ve karışmış hâlini canlı biçimde anlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Soup sözcüğü hangi cümlede örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. After the collision, the detector recorded a dense soup of particles.
  2. The chef poured hot soup into three bowls.
  3. We ordered vegetable soup for lunch.
Cevabı göster

After the collision, the detector recorded a dense soup of particles.

The cores of neutron stars are very, very weird.

3:06

Nötron yıldızlarının çekirdekleri çok, ama çok tuhaftır.

We are not sure what their properties are, Anlatım akışı

3:10

Özelliklerinin ne olduğundan emin değiliz,

but our closest guess is superfluid neutron degenerate matter

3:12

ancak en iyi tahminimiz süperakışkan nötron dejenere maddesi

Anlatım akışı

We are not sure ... but our closest guess is ...: belirsizlikten en iyi tahmine

İlk bölüm mevcut bilginin sınırını gösterir: söz konusu özellikler kesin olarak bilinmemektedir. Ardından but bağlacı ifadeyi mevcut en güçlü çıkarıma yöneltir ve our closest guess is en olası görünen açıklamayı sunar. Bu kalıp, belirsizlik ile geçici bir sonucu açıkça ayırır. Closest guess, şu anda eldeki en iyi tahmin demektir; kanıtlanmış bir sonuç anlamına gelmez.

Alıştırma

Dersin iki parçalı kalıbını aynen kullanarak raporu tamamlayın: ____ why the sensor failed, ____ a loose cable.

Cevabı göster

We are not sure · but our closest guess is

or some kind of ultradense quark matter called quark-gluon plasma. Kalıp ifadeler

3:17

veya kuark-gluon plazması adı verilen bir tür aşırı yoğun kuark maddesi olduğudur.

Kalıp ifadeler

Yaklaşık bir kategori için some kind of

Some kind of, ardından gelen ismin yalnızca geniş veya henüz tam olarak belirlenmemiş bir kategori belirttiğini gösterir. Burada some kind of ultradense quark matter, kesin bir sınıflandırma iddiasında bulunmadan genel madde türünü belirtir. Bu ifade bir yumuşatıcı görevi görür; kesin ad belirsizken iddianın temkinli kalmasını sağlar. Belirtilmemiş bir tür hakkında yapılan bir açıklamadır, hangi tür olduğunu soran bir soru değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede some kind of, kesin kategorinin belirsiz olduğunu göstermek için kullanılmıştır?

  1. The guide explains what kind of crystal it is.
  2. The lab found some kind of crystal growing inside the container.
  3. Quartz is a kind of mineral.
Cevabı göster

The lab found some kind of crystal growing inside the container.

That does not make any sense in the traditional way Kalıp ifadeler

3:22

Bu geleneksel anlamda hiçbir mantığa sığmaz

Kalıp ifadeler

does not make any sense: hiç mantıklı olmamak

does not make any sense ifadesi bir fikrin, açıklamanın veya durumun mantıklı ya da anlaşılır olmadığını belirtir. Burada, öne sürülen durumun alışılmış ve geleneksel biçimde açıklanamayacağını söyler; make burada “yapmak” veya “üretmek” anlamına gelmez. Kalıp özne + do/does not + make sense şeklindedir. any eklenince olumsuzluk güçlenir: durumda anlaşılabilir hiçbir mantık yoktur.

Alıştırma

Cümleyi “tamamen mantıksızdır” anlamındaki beş kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The map sends us in two opposite directions at once. That ____.

Cevabı göster

does not make any sense

and can only exist in such an ultraextreme environment. Dilbilgisi

3:24

ve ancak böylesine ultra ekstrem bir ortamda var olabilir.

Dilbilgisi

can only exist: only sözcüğünün can sonrasındaki yeri

can only exist yapısında only, var olmanın mümkün olduğu koşulu sınırlar. İfade “bu koşulda ve başka hiçbir koşulda var olamaz” anlamına gelir; “belki yalnızca vardır” anlamına gelmez. Genel sıralama kiplik fiili + only + ana fiil şeklindedir: can + only + exist. Ardından gelen in such an ultraextreme environment bölümü, mümkün olan tek ortamı belirtir.

Alıştırma

“The organism can only exist in very salty water” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Canlı, çok tuzlu suda var olabilir ve başka hiçbir yerde var olamaz.
  2. Bu canlı dışında hiçbir canlı çok tuzlu suda var olamaz.
  3. Canlı bir yerde var olabilir, ancak kimse bundan emin değildir.
Cevabı göster

Canlı, çok tuzlu suda var olabilir ve başka hiçbir yerde var olamaz.

In many ways, Kalıp ifadeler

3:29

Birçok yönden,

a neutron star is similar to a giant atom core.

3:30

bir nötron yıldızı dev bir atom çekirdeğine benzer.

Kalıp ifadeler

In many ways, ... is similar to ... ile temkinli karşılaştırma

In many ways karşılaştırmayı sınırlar: iki şey birkaç ilgili özelliği paylaşır, ancak konuşan kişi her yönden aynı olduklarını iddia etmez. X is similar to Y, karşılaştırılan iki şeyi belirtir. Birlikte kullanılan In many ways, X is similar to Y, önemli bir farklılığa yer bırakırken temkinli bir benzetme kurar.

Alıştırma

Hangi cümle temkinli bir karşılaştırma yapıyor ve similar sözcüğünü doğru edatla kullanıyor?

  1. In every way, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.
  2. In many ways, electric bikes are similar with regular bikes, but their power systems are different.
  3. In many ways, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.
Cevabı göster

In many ways, electric bikes are similar to regular bikes, but their power systems are different.

The most important difference Anlatım akışı

3:33

En önemli fark ise,

is that atom cores are held together by strong interaction Öbek fiiller

3:34

atom çekirdeklerinin güçlü etkileşimle bir arada tutulması,

and neutron stars by gravity.

3:38

nötron yıldızlarının ise kütleçekimi ile bir arada tutulmasıdır.

Anlatım akışı

The most important difference is that ... ile temel farkı belirtme

The most important difference is that, karşılaştırmanın benzerliklerden bu açıklamadaki en önemli özelliğe geçtiğini dinleyiciye bildirir. Ardından gelen that yan cümlesi bu özelliği doğrudan belirtir. Most important, bu farkı mevcut tartışma içinde diğerlerinden daha üst sıraya koyar. Bunun tek fark olduğu ya da her olası bağlamda en önemli fark olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı “the most important difference” ile başlayan ve ardından that gelen tam kalıpla tamamlayın: ____ paper maps work without batteries, while phone maps need a charged device.

Cevabı göster

The most important difference is that

Öbek fiiller

held together: parçaları tek bir bütün hâlinde tutmak

“Are held together by” ifadesindeki hold together, “ayrı parçaları tek bir bütün hâlinde bir arada tutmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, odağı atom çekirdeklerine verir ve ardından parçalarının ayrılmasını engelleyen kuvveti belirtir. Cümlenin ikinci yarısında tekrarlanan sözcükler atılmıştır: “neutron stars [are held together] by gravity.” Bu eksilti, aynı dil bilgisel ilişkiyi korurken tekrarı önler.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tek bir bütün hâlinde tutulmuş” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The loose pages are ____ by a rubber band.

Cevabı göster

held together

As if all this wasn't extreme enough, Anlatım akışı

3:41

Sanki tüm bunlar yeterince aşırı değilmiş gibi,

let's take a look at a few other properties.

3:42

birkaç başka özelliğe daha göz atalım.

Anlatım akışı

As if all this wasn't extreme enough: ironik bir yükseltme

“As if X wasn't adjective enough” kalıbı, X'in o niteliğe zaten çok yüksek ölçüde sahip olduğunu ironik biçimde söyler. Burada anlatıcı, önceki özelliklerin açıkça aşırı olduğunu kabul eder; gerçekten aşırı olup olmadıklarını sorgulamaz. Bu ifade geçiş yaparken düzeyi bir kez daha yükseltir. Önceki bilgileri zaten etkileyici olarak sunar ve sıradaki özelliklerin daha da şaşırtıcı olacağını bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarıyor: “As if the deadline wasn't stressful enough, the computer crashed”?

  1. Son teslim tarihinin gerçekten stresli olup olmadığını sorgular.
  2. Son teslim tarihinin zaten stresli olduğunu söyler ve daha kötü bir olayı anlatır.
  3. Bilgisayarın çökmesinin son teslim tarihini daha az önemli yaptığını söyler.
Cevabı göster

Son teslim tarihinin zaten stresli olduğunu söyler ve daha kötü bir olayı anlatır.

Neutron stars spin very, very fast.

3:45

Nötron yıldızları çok ama çok hızlı dönerler.

Young ones several times per second.

3:48

Genç olanlar saniyede birkaç kez dönebilir.

And if there's a poor star nearby to feed the neutron star, Deyimler

3:50

Ve eğer yakınlarda nötron yıldızını besleyecek zavallı bir yıldız varsa,

Deyimler

feed the neutron star ifadesinin anlamı

Burada feed the neutron star, muhtemelen yakındaki bir yıldızdan nötron yıldızına madde sağlamak anlamına gelir. Feed normalde yiyecek vermek için kullanılır; bu cümlede ise madde akışını anlatan bir mecazdır. Bu mecaz, nötron yıldızını beslenebilen canlı bir varlık gibi gösterir. Yıldızın gerçekten yemek yediğini söylemez; madde aktarımını canlı ve kolay canlandırılabilir bir biçimde anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede feed the neutron star ne anlama gelir?

  1. Nötron yıldızının yakındaki yıldızdan uzaklaşmasını sağlamak
  2. Nötron yıldızına madde sağlamak
  3. Nötron yıldızı canlı bir hayvan olduğu için ona yiyecek vermek
Cevabı göster

Nötron yıldızına madde sağlamak

it can rotate up to several hundred times per second.

3:53

saniyede yüzlerce kez dönebilir.

Like the object PSRJ1748-2446ad.

3:56

PSRJ1748-2446ad adlı nesne gibi.

It spins at approximately 252 million km/h.

4:01

Yaklaşık olarak saatte 252 milyon km hızla dönmektedir.

This is so fast

4:07

Bu o kadar hızlıdır ki,

that the star has a rather strange shape.

4:08

yıldız oldukça tuhaf bir şekle bürünür.

We call these objects pulsars Kültür

4:12

Biz bu nesnelere atarca (pulsar) diyoruz

because they emit a strong radio signal.

4:13

çünkü güçlü bir radyo sinyali yayarlar.

Kültür

pulsars: özel bir astronomi terimi

Pulsars, pulsar sözcüğünün çoğuludur ve güçlü, tekrarlayan sinyallerle, çoğunlukla radyo sinyalleriyle gözlemlenen belirli bir nötron yıldızı türünü ifade eder. Bu cümlede because adın nedenini açıklar: Bu cisimlere pulsars denir, çünkü güçlü bir radyo sinyali yayarlar. Bu sözcük bütün nötron yıldızlarını değil, belirli bir sınıfı adlandırır. Açıklama, daha geniş nötron yıldızı fikrinden, algılanabilir darbeler veya sinyallerle tanımlanan daha özel gruba geçer.

Alıştırma

Aşağıdaki açıklamalardan hangisi pulsars sözcüğüne en iyi uyar?

  1. Teleskop olmadan görülebilen herhangi bir parlak yıldız
  2. Bir yıldızın yaşını ölçmek için kullanılan bir araç
  3. Dünya’ya radyo mesajları gönderen bir gezegen
  4. Tekrarlayan sinyaller yoluyla tanımlanabilen bir nötron yıldızı türü
Cevabı göster

Tekrarlayan sinyaller yoluyla tanımlanabilen bir nötron yıldızı türü

And the magnetic field of a neutron star

4:16

Ve bir nötron yıldızının manyetik alanı

is roughly 8 trillion times stronger than the magnetic field of Earth. Dilbilgisi

4:18

Dünya'nın manyetik alanından kabaca 8 trilyon kat daha güçlüdür.

Dilbilgisi

roughly 8 trillion times stronger than ile yaklaşık karşılaştırma

Bu cümlede roughly 8 trillion times stronger than, iki manyetik alanın gücünü karşılaştırır. Nötron yıldızının alanının, Dünya'nın alanından yaklaşık 8 trilyon kat güçlü olduğu tahmin edilmektedir. Roughly, sayının kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp roughly + sayı + times + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan ögedir. İki şeyin aynı özelliği arasındaki büyük farkı vurgular.

Alıştırma

Roughly, three ve times + karşılaştırma biçimi + than kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The new rope is ____ the old one.

Cevabı göster

roughly three times stronger than

So strong that atoms get bent Dilbilgisi

4:22

O kadar güçlüdür ki atomlar,

when they enter its influence.

4:24

bu etki alanına girdiklerinde bükülürler.

Dilbilgisi

atoms get bent ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı

Atoms get bent ifadesinde get + bent, get ile kurulan edilgen yapıyı oluşturur. Manyetik alan atomlara etki ettiği için atomlar eylemden etkilenen taraftır. Burada get, almak veya elde etmek anlamına gelmez. Bu get edilgeni değişime dikkat çeker: Atomlar alana girdiklerinde bükülür veya şekilleri bozulur. Get + geçmiş zaman ortacı kalıbı, özellikle konuşma dilinde veya gündelik İngilizcede, öznenin başına gelen bir şeyi sıkça anlatır.

Alıştırma

Damage ile konuşma diline uygun get edilgenini kullanarak cümleyi tamamlayın: The package may ____ if it is not wrapped well.

Cevabı göster

get damaged

Okay,

4:26

Pekâlâ,

I think we got the point across. Deyimler

4:27

sanırım konuyu anladık.

Deyimler

got the point across: bir fikrin anlaşılmasını sağlamak

Bu cümlede got the point across, “ana fikrin dinleyiciler tarafından anlaşılmasını sağladık” demektir. Point mesajı veya ana fikri belirtir; across ise bu fikri başka insanlara ulaşmış gibi gösterir. Burada fiziksel olarak taşınan bir nesne yoktur. Yapı get + a/iyelik belirleyicisi/the + point + across şeklindedir. Zamana göre get değişir: şimdiki veya geniş zamanda get, geçmiş zamanda got kullanılır. Cümle ayrıca açıklamayı hafif ve kendinden emin bir tonla bitirir: birçok örnekten sonra anlatıcı, dinleyicilerin artık anladığını varsayar.

Alıştırma

Cümleyi get the point across ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I used one clear diagram to ____.

Cevabı göster

get the point across

Neutron stars are some of the most extreme,

4:29

Nötron yıldızları evrendeki en ekstrem,

but also some of the coolest objects in the universe. Deyimler

4:31

ama aynı zamanda en havalı nesnelerden bazılarıdır.

Deyimler

but also some of the coolest: övgü ve olası sıcaklık kelime oyunu

But also some of the coolest ifadesinde but also, some of the most extreme sözünden sonra ikinci ve olumlu bir tanım ekler. Coolest burada ağırlıklı olarak “en etkileyici, büyüleyici veya heyecan verici” şeklindeki gündelik değerlendirme anlamındadır. Nötron yıldızlarının en düşük sıcaklığa sahip olduğunu iddia etmez. Önceki bölümde sıcaklıktan da söz edildiği için coolest, cool sözcüğünün sıcaklıkla ilgili gerçek anlamını da çağrıştırır. Bu olası kelime oyunu sonu akılda kalıcı yapar; ancak some of the coolest objects içindeki övgü, esas olarak olumlu bir değerlendirmeye işaret eder.

Alıştırma

“That was one of the coolest demonstrations at the science fair,” cümlesinde coolest en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Fiziksel sıcaklığı en düşük gösterilerden biri.
  2. En etkileyici veya ilginç gösterilerden biri.
  3. En sessiz gösterilerden biri.
Cevabı göster

En etkileyici veya ilginç gösterilerden biri.

Hopefully,

4:35

Umarım,

we will one day send spaceships to learn more about them

4:36

bir gün onlar hakkında daha fazla bilgi edinmek

and take some neat pictures.

4:38

ve birkaç harika fotoğraf çekmek için uzay gemileri göndeririz.

But we shouldn't get too close. Anlatım akışı

4:40

Yine de fazla yaklaşmasak iyi olur.

Anlatım akışı

But we shouldn't get too close: konuyu mizahi bir hafifsemeyle bitirmek

Baştaki But, yıldızın betimlenmesinden son bir uyarıya geçildiğini gösterir ve açıklamayı sona doğru taşır. Cümle, sıradan ve yumuşak bir güvenlik hatırlatması gibi duyulur. Yaklaşmak ölümcül olacağı için shouldn't get too close tehlikeyi bilerek hafife alan bir ifadedir. Yumuşak sözlerle aşırı tehlike arasındaki karşıtlık küçük bir mizah yaratır ve konuyu doğal biçimde kapatır.

Alıştırma

Konuşmacı bir nötron yıldızının ölümcül kütle çekimini, radyasyonunu ve manyetik alanını anlattıktan sonra “But we shouldn't get too close.” cümlesi nasıl bir etki yaratır?

  1. Nötron yıldızlarının tehlikeli olmadığını söyleyerek konuyu değiştirir.
  2. Aşırı tehlikenin anlatımını mizahi biçimde bitirmek için yumuşak tonlu bir uyarı kullanır.
  3. İnsanların güvenli biçimde ne kadar yaklaşabileceğine dair uygulanabilir bir gezi önerisi verir.
Cevabı göster

Aşırı tehlikenin anlatımını mizahi biçimde bitirmek için yumuşak tonlu bir uyarı kullanır.