Tek bir NASA görüntüsü onlarca hikayeyi nasıl anlatıyor: İngilizce çalışma notları

neo

Öğrenme zorluğu
724 kelime 179 kel/dk

Video özeti: Gece uydu görüntüsü; nüfus, savaş, deniz kuralları, siyasi bölünmeler ve tarihin aydınlık ve karanlık desenler oluşturduğunu gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “so bright that” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: güçlü bir dereceyi sonucuna bağlayarak ayrı kentlerin neden tek bir ışık alanı gibi göründüğünü açıklayın. 2. “bringing to light” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gizli bir şeyi açığa çıkarma anlamını ve gerçek ışıklara göndermesini anlayarak benzer söz oyunlarını fark edin. 3. “stand in stark contrast to” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: zıt bölgeleri, koşulları, verileri veya savları güçlü ve resmî biçimde karşılaştırın.

Bu derste

How much can a single picture tell us about ourselves? Anlatım akışı

0:06

Tek bir fotoğraf bize kendimiz hakkında ne kadar şey anlatabilir?

Anlatım akışı

Tek bir resim bize kendimiz hakkında ne kadar şey anlatabilir?

Bu açılış sorusu, tek bir resmin kendimiz hakkında ne kadar bilgi veya ne ölçüde bilgi ortaya çıkarabileceğini sorar. How much, resmin bize bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini değil, miktarı ya da dereceyi sorar. Burada dikkat çeken retorik bir soru işlevi görür. Konuşmacı, açıklamanın yanıtlayacağı ana soruyu ortaya koyar; böylece dinleyiciden hemen bir sayı vermesini istemek yerine onu dinlemeye devam etmeye yönlendirir.

Alıştırma

Bir konuşmacı şu soruyla başlıyor: “How much can a map of city noise tell us about daily life?” Bu sorunun temel işlevi nedir?

  1. Haritanın yararlı bilgi içermediğini kanıtlamak
  2. Dinleyiciden kesin bir sayı istemek
  3. Konuşmacının inceleyeceği bir konuyu tanıtmak
Cevabı göster

Konuşmacının inceleyeceği bir konuyu tanıtmak

This is a composite image of several satellite photos.

0:12

Bu, birkaç uydu fotoğrafından oluşan birleşik bir görüntüdür.

It can help us better understand the current developments and conflicts underway. Kelime

0:16

Mevcut gelişmeleri ve devam eden çatışmaları daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Kelime

Sürmekte olan gelişmeler ve çatışmalar

Underway, “devam eden” veya “başlamış ve hâlen gerçekleşmekte olan” anlamına gelir. developments and conflicts underway ifadesinde, bağlantılı developments ve conflicts isimlerinden sonra gelir ve ikisini de niteler. Buradaki developments, mutlaka inşaat projelerini değil, değişimleri veya gelişmekte olan durumları ifade eder. Bu nedenle ifade, hâlen gelişmekte olan durumlara ve devam eden çatışmalara işaret eder.

Alıştırma

Cümleyi “devam eden” anlamındaki hedef sözcükle tamamlayın: The report describes several negotiations ____.

Cevabı göster

underway

The amount of light pollution is most severe in heavily populated areas,

0:25

Işık kirliliğinin miktarı en çok nüfusun yoğun olduğu bölgelerde

as well as in regions of high prosperity. Kalıp ifadeler

0:30

ve aynı zamanda refah seviyesi yüksek bölgelerde şiddetlidir.

Kalıp ifadeler

Başka bir ilgili öge eklemek için “as well as”

Bu cümlede as well as, ışık kirliliğinin şiddetli olduğu yerleri belirten iki in öbeğini bağlar. “Ve ayrıca” anlamındadır: Yoğun nüfuslu alanlara refah düzeyi yüksek bölgeler de eklenir. Bu ifade çoğu zaman ikinci ögeyi ek bilgi olarak sunarken ilk ögeyi ana başlangıç noktası olarak bırakır. Burada bir şeyi “aynı derecede iyi” yapma karşılaştırması yoktur.

Alıştırma

Videodaki cümlede as well as hangi işlevi görüyor?

  1. Refahın nüfus artışına neden olduğunu gösterir.
  2. Refah düzeyi yüksek bölgeleri başka bir yer türü olarak ekler.
  3. Refah içindeki bölgelerin nüfuslu alanlar kadar iyi olduğunu söyler.
Cevabı göster

Refah düzeyi yüksek bölgeleri başka bir yer türü olarak ekler.

In Europe, the Benelux region and the densely populated Po-Valley

0:33

Avrupa'da Benelüks bölgesi ve yoğun nüfuslu Po Vadisi

are so bright that the individual towns blend into one big sea of light. Notlar

0:37

o kadar parlaktır ki tek tek kasabalar birleşerek büyük bir ışık denizine dönüşür.

Dilbilgisi

Derece ve sonuç bildiren “so bright that”

so + adjective + that kalıbı, bir derecenin sonuç doğuracak kadar güçlü olduğunu gösterir. So bright aşırı parlaklık derecesini verir; that ile başlayan yan cümle ise bunun sonucunda ne olduğunu anlatır. Burada kasabalar o kadar parlaktır ki ayrı ışıkları birleşiyormuş gibi görünür. Bu kalıpta so, “bu nedenle” değil, “o derece” anlamındadır.

Alıştırma

so + adjective + that kalıbını ve bright sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: The screen was ____ I had to look away.

Cevabı göster

so bright that

Öbek fiiller

blend into: ayrı şeylerin tek bir bütün hâline gelmesi

Bu cümlede blend into, farklı kasabaların ışıklarının artık ayrı görünmeyip tek ve kesintisiz bir bütün gibi görünmesi demektir. Into, ortaya çıkan sonucu belirtir: one big sea of light. Kullanışlı kalıp şöyledir: birkaç şey + blend into + tek bir sonuç. Bu kalıp mutlaka fiziksel bir karışımı değil, görünüşte veya algıda meydana gelen bir değişimi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, nottaki “görsel olarak birleşip tek bir sonuç oluşturmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: From far away, the small islands seem to ____ one dark shape.

Cevabı göster

blend into

Deyimler

one big sea of light: geniş bir ışık alanını anlatan benzetme

Sea of light bir benzetmedir. Çok geniş ve kesintisiz bir ışık alanını deniz yüzeyine benzeterek ışıkların ne kadar büyük bir alanı kapladığını ve tek tek ayırt edilmelerinin ne kadar zor olduğunu vurgular. Ortada gerçek bir deniz yoktur. Yeniden kullanılabilen a sea of + isim kalıbı, görüş alanını dolduran çok büyük bir miktar veya sayı anlamına gelir; a sea of faces ve a sea of green örneklerinde olduğu gibi. Buradaki one big, bütün ışıkların tek bir geniş alan gibi göründüğü fikrini güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi notta geçen üç sözcüklü benzetmeyle tamamlayın: When the stage lights came on, the actor saw ____ smiling faces.

Cevabı göster

a sea of

Especially in the Arab world,

0:45

Özellikle Arap dünyasında,

the extraction of oil creates bright lights from the flaring of gas. Kültür

0:46

petrol çıkarımı sırasında gazın yakılmasıyla parlak ışıklar oluşur.

Kültür

petrol çıkarımında flaring of gas

Bu cümlede flaring of gas, petrol çıkarımı sırasında açığa çıkan gazın bilinçli olarak yakılması anlamına gelir. Görüntüdeki parlak ışığı bu alev oluşturur. Bu ifade bir aydınlatma sistemini veya Güneş parlamasını değil, endüstriyel bir işlemi adlandırır. Enerji üretiminde gaz; toplanamadığında, depolanamadığında veya kullanılamadığında çoğu zaman yakılır.

Alıştırma

Bu cümlede "flaring of gas" neyi anlatıyor?

  1. Petrol çıkarımı sırasında fazla gazın yakılması
  2. Sahadaki sıradan lambalara gazla enerji sağlanması
  3. Güneş’ten gelen bir enerji patlaması
Cevabı göster

Petrol çıkarımı sırasında fazla gazın yakılması

And in Africa, you can trace the path of the Nile River, Kalıp ifadeler

0:51

Ve Afrika'da, Nil Nehri'nin izini sürebilirsiniz;

Kalıp ifadeler

trace the path of: ipuçlarından bir rotayı takip etmek

Burada trace the path of, görünür ipuçlarını izleyerek bir şeyin takip ettiği rotayı belirlemek anlamına gelir. Nil boyunca görülen ışıklar, gece görüntüsünde nehrin akış yönünün fark edilmesini sağlar. trace the path of + isim kalıbı, rota doğrudan belirtilmediğinde ancak çizgilerden, görüntülerden, izlerden, kayıtlardan veya başka kanıtlardan çıkarılabildiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “rotayı belirlemek için ipuçlarını takip etmek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Satellite images helped scientists ____ the storm across the ocean.

Cevabı göster

trace the path of

which as the lifeline of Egypt, attracts civilization and is filled with commercial boats. Deyimler

0:54

Mısır'ın can damarı olarak medeniyeti çeken ve ticari teknelerle dolu olan bir nehir.

Deyimler

Mısır'ın can damarı

the lifeline of Egypt ifadesindeki lifeline, bir yerin hayatta kalması ve günlük işleyişi için vazgeçilmez olan bir şeyi anlatan mecazdır. Nil; insanları, medeniyeti ve ticareti desteklediği için bu ifade onun sadece yararlı değil, hayati olduğunu vurgular. the lifeline of Egypt yapısı, Nil ile Mısır arasındaki ilişkiyi adlandırır; gerçek bir çizgiden söz etmez. Bir şeye lifeline demek, onu kaybetmenin yaşamı veya işleyişi ciddi biçimde aksatacağını belirtir.

Alıştırma

the lifeline of Egypt ifadesinde lifeline burada ne anlama geliyor?

  1. Güvenlik veya kurtarma için kullanılan gerçek bir halat
  2. Mısır'daki acil durum telefon hattı
  3. Mısır halkının ve faaliyetlerinin sürmesini sağlayan hayati destek
Cevabı göster

Mısır halkının ve faaliyetlerinin sürmesini sağlayan hayati destek

In the mostly uninhabited regions of Western Australia,

1:02

Batı Avustralya'nın büyük ölçüde ıssız olan bölgelerinde,

the satellites could even capture lights from wildfires that occurred over a span of 22 days. Kalıp ifadeler

1:05

uydular 22 gün boyunca süren orman yangınlarının ışıklarını bile yakalayabilmiştir.

Kalıp ifadeler

22 günlük bir zaman aralığı boyunca

over a span of 22 days, bir şeyin gerçekleştiği, gözlemlendiği veya ölçüldüğü zaman aralığını belirtir. Span, bu dönemin tamamının uzunluğuna odaklanır; bu nedenle ifade, uydu gözlemlerinin 22 günü kapsadığını anlatır. İfade kapsanan dönemi açıklar, ancak tek bir olayın kesintisiz sürdüğünü zorunlu olarak göstermez. Burada orman yangınları bu zaman aralığında meydana gelmiş ve birleştirilmiş görüntüler onların ışıklarını gösterebilmiştir; cümle tek bir yangının 22 gün boyunca yandığını söylemez.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: The satellites could even capture lights from wildfires that occurred over a span of 22 days cümlesindeki ifade, tek bir orman yangınının 22 gün boyunca kesintisiz yandığı anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

And in Asia, the Indian subcontinent is clearly standing out. Öbek fiiller

1:12

Ve Asya'da, Hindistan alt kıtası açıkça göze çarpmaktadır.

Öbek fiiller

standing out: kolayca fark edilmek

Standing out, bir kişinin veya şeyin çevresindekilerden açıkça farklı olduğu için kolayca fark edilmesi demektir. Burada Hint alt kıtası, görüntüdeki diğer bölgelere göre görsel olarak öne çıkıyor. Stand out bir öbek fiildir; kişinin duruşunu anlatmaz. Görünüşü, performansı veya dikkat çeken herhangi bir özelliği anlatabilir.

Alıştırma

“Kolayca fark edilmek” anlamındaki öbek fiilin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: Among the plain gray backpacks, the bright orange one is ____.

Cevabı göster

standing out

Nearly 20% of the planet's population lives here.

1:17

Gezegen nüfusunun neredeyse %20'si burada yaşamaktadır.

And the rapid population and economic growth can be seen Dilbilgisi

1:21

Hızlı nüfus ve ekonomik büyüme,

by comparing the area from how it looked in 2012 and then again in 2016.

1:24

bölgenin 2012'deki görünümü ile 2016'daki halini karşılaştırarak görülebilir.

Dilbilgisi

can be seen by comparing: yöntemi göstermek

can be seen by comparing ifadesinde can be seen, edilgen bir kiplik yapısıdır: can + be + geçmiş zaman ortacı. Özne, gözlem yapan kişi değil, gözlemlenebilir hâle gelen sonuç veya değişimdir. by comparing, bu gözleme ulaşmak için kullanılan yöntemi açıklar. by edatından sonra compare, -ing biçimini alır: by comparing. Bu yapı, rapor ve açıklamalarda kanıt sunmak için kullanışlıdır: X can be seen by doing Y.

Alıştırma

Cümleyi can be seen by comparing edilgen yapısıyla tamamlayın: The change in the river's width ____ the two maps.

Cevabı göster

can be seen by comparing

However, it's just as interesting to look at the regions where there is no light. Anlatım akışı

1:31

Ancak ışığın olmadığı bölgelere bakmak da bir o kadar ilginçtir.

Anlatım akışı

However, it's just as interesting to look at ...: eşit derecede ilgi çekici bir bakış açısına geçmek

However, önceki açıklamayla bir karşıtlık kurar ve dikkati farklı bir bölge grubuna yöneltir. just as interesting to look at kalıbı, bu yeni bakış açısının önceki kadar ilgi çekici olduğunu belirtir. Karşılaştırılan unsur bağlamdan anlaşılır; böylece ifade, iki gözlemi birbirine karşıt ama incelenmeye eşit ölçüde değer olarak düzenler.

Alıştırma

"However, it's just as interesting to look at ..." bölümündeki vurgulanan ifade ne yapıyor?

  1. Önceki konunun konuşulmaya değmediği sonucuna varır.
  2. Işık olmamasının nedenini açıklar.
  3. Karşıt bir konuya geçer ve bu konunun eşit ölçüde dikkate değer olduğunu söyler.
Cevabı göster

Karşıt bir konuya geçer ve bu konunun eşit ölçüde dikkate değer olduğunu söyler.

The Syrian Civil War, which has wiped out hundreds of thousands of lives, Öbek fiiller

1:40

Yüz binlerce insanın hayatını yok eden Suriye İç Savaşı,

has darkened the country.

1:44

ülkeyi karanlığa gömmüştür.

Öbek fiiller

Wiped out: büyük çaplı yıkım veya ölüm

Bu cümlede wiped out, çok büyük sayıda insanın ölümüne neden oldu anlamına gelir. Kaybı küçük bir azalma değil, yıkıcı bir sonuç olarak gösteren çok güçlü bir öbek fiildir. Daha genel olarak wipe out + nesne, hedefin tamamını veya çok büyük bir bölümünü yok etmek anlamına gelir. Nesne bir zamirse zamiri fiille parçacığın arasına yerleştirin: wipe them out.

Alıştırma

wipe out öbek fiilini doğru geçmiş zaman biçiminde kullanın: The sudden heat wave almost ____ the coral colony.

Cevabı göster

wiped out

Due to the ongoing fights, the electrical grid is only partially available, Kelime

1:50

Devam eden çatışmalar nedeniyle elektrik şebekesi sadece kısmen kullanılabiliyor,

and the power supply is poor.

1:54

ve güç kaynağı oldukça zayıf.

Kelime

electrical grid: birbirine bağlı elektrik ağı

Electrical grid, elektriği santrallerden iletim ve dağıtım hatları aracılığıyla kullanıcılara taşıyan bağlantılı sistemi ifade eder. Bu cümlede çatışmalar nedeniyle bu ağın yalnızca bir kısmı çalışabilmektedir. Grid burada kareli bir desen ya da tek bir elektrikli cihaz değil, bir altyapı ağı anlamındadır.

Alıştırma

Bir fırtına bölgedeki trafo merkezlerine ve iletim hatlarına zarar verdi. Birbirine bağlı bu altyapıyı en iyi hangi ifade adlandırır?

  1. electricity bill
  2. power supply
  3. electrical grid
Cevabı göster

electrical grid

Aleppo, the largest city in Syria,

1:57

Suriye'nin en büyük şehri olan Halep,

is considered an important cultural place.

2:00

önemli bir kültürel mekan olarak kabul edilir.

The Old Town has been a UNESCO World Heritage Site since 1986. Kültür

2:03

Eski Şehir, 1986 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir.

Kültür

UNESCO World Heritage Site: resmî bir unvan

UNESCO World Heritage Site, olağanüstü kültürel veya doğal değere sahip olduğu için UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne resmen kaydedilmiş bir yerdir. Bu cümlede bu unvan, Eski Şehir'e resmen tanınmış uluslararası bir statü verir. Yerin yalnızca eski, güzel veya turistler arasında popüler olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Unvanın kullanımını değerlendirin: "This cafe opened last year, so it is a UNESCO World Heritage Site." Bu kullanım doğru mu?

  1. Doğru kullanım
  2. Yanlış kullanım
Cevabı göster

Yanlış kullanım

But the war has almost completely destroyed the historic city.

2:08

Ancak savaş bu tarihi şehri neredeyse tamamen yok etti.

The darkening can also be observed in Raqqa,

2:16

Bu kararma, terörist İslam Devleti'nin uzun süre fiili başkenti olarak hareket eden

which has long acted as the de facto capital of the terrorist Islamic State. Kelime

2:18

Rakka'da da gözlemlenebilir.

Kelime

de facto capital: fiilî başkent

“De facto capital”, herhangi bir yasa veya resmî karar tarafından başkent ilan edilmese bile uygulamada ana güç merkezi olarak işleyen bir yeri ifade eder. Burada ifade, yalnızca büyük veya önemli bir şehri değil, örgütün gerçek komuta merkezini belirtir. Daha genel olarak de facto, fiilî durum ile resmen tanınan durum arasında karşıtlık kurar.

Alıştırma

Resmen belirlenmemiş olmasına rağmen başkent rolünü üstlenen bir yer için kullanılan iki kelimelik İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: “No law names Harbor City as the capital, but the government works there, so it is the ____.”

Cevabı göster

de facto capital

When we see a city darken in these images,

2:23

Bu görüntülerde bir şehrin karardığını gördüğümüzde,

it shows the annihilation of a place and its history

2:26

bu bir yerin ve onun tarihinin yok oluşunu

and ultimately the end of many human lives.

2:29

ve nihayetinde birçok insan hayatının sonunu gösterir.

These black pixels in such an image can say a lot more than the lit ones. Deyimler

2:38

Böyle bir görüntüdeki bu siyah pikseller aydınlık olanlardan çok daha fazlasını anlatabilir.

Deyimler

can say a lot more than ifadesinin mecaz anlamı

pixels özne olduğunda “say” mecaz anlamda kullanılır: “sesli konuşmak” değil, “iletmek, ortaya çıkarmak veya kanıt sunmak” anlamına gelir. İnsanlar görüntülerden, verilerden, gerçeklerden ve ayrıntılardan bilgi çıkarabildiğinde bunların bir şey “say” ettiği söylenebilir. “A lot more than” bir karşılaştırma kurar. Burada siyah alanlar hasarı veya elektrik kaybını gösterebilir; dolayısıyla cümle, bunların aydınlık piksellerden daha fazla yararlı bilgi taşıdığını belirtir.

Alıştırma

“The empty shelves can say a lot more than the store's advertisements,” cümlesinde can say a lot more than ne anlama gelir?

  1. reklamlardaki sözcükleri aynen tekrarlayabilirler
  2. reklamlardan gerçekten daha yüksek sesle konuşabilirler
  3. reklamlardan çok daha fazla bilgi ortaya çıkarabilirler
Cevabı göster

reklamlardan çok daha fazla bilgi ortaya çıkarabilirler

This also applies to the Korean Peninsula. Kalıp ifadeler

2:44

Bu durum Kore Yarımadası için de geçerlidir.

Kalıp ifadeler

This also applies to: önceki bir noktayı yeni bir duruma genişletmek

Bu cümlede This, tek bir nesneye veya ayrıntıya değil, az önce belirtilen gözlemin ya da sonucun tamamına gönderme yapar. İfade, önceki fikri yeniden işaret eder. Also applies to the Korean Peninsula, aynı gözlemin yeni bir durum için de geçerli olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen This also applies to + isim kalıbı, bir kuralı, açıklamayı veya sonucu tekrar etmeden başka bir duruma genişletmeyi sağlar.

Alıştırma

İkinci cümleyi dersteki kalıbın aynısıyla tamamlayın: All visitors must wear a badge. ____ contractors.

Cevabı göster

This also applies to

While South Korea is brightly lit, Dilbilgisi

2:47

Güney Kore ışıl ışılken,

North Korea is almost completely black.

2:49

Kuzey Kore neredeyse tamamen karanlıktır.

Dilbilgisi

While ..., ...: iki durumu karşılaştırmak

Burada While bir durumu tanıtır ve onu ana cümledeki durumla karşılaştırır. ‘Oysa’ veya ‘buna karşılık’ anlamındadır; ‘olduğu sırada’ anlamında değildir. While + yan cümle, ana cümle yapısı birbiriyle eşleşen iki konuyu yan yana koyar: Güney Kore ile Kuzey Kore ve parlak biçimde aydınlatılmış olmak ile neredeyse tamamen karanlık olmak. Bu paralel yapı karşıtlığı kolayca görmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede while zaman yerine karşıtlık ifade eder?

  1. While the blue bag is cheap, the black bag is more durable.
  2. Please wait here while I check the schedule.
  3. While I was packing the bags, the taxi arrived.
Cevabı göster

While the blue bag is cheap, the black bag is more durable.

The metropolitan area around the capital of the South, Seoul,

2:53

Güney'in başkenti Seul çevresindeki metropol bölgesi,

now has more than 25 million inhabitants.

2:56

şu anda 25 milyondan fazla nüfusa sahip.

The population density here is twice that of New York City Dilbilgisi

2:59

Buradaki nüfus yoğunluğu New York'un iki katı

and eight times larger than that of Rome.

3:02

ve Roma'nın sekiz katı büyüklüğündedir.

Dilbilgisi

Karşılaştırmalarda that of

that of ifadesinin iki kullanımında da that, daha önce geçen tekil isim öbeği population density'nin yerini tutar. Bu nedenle twice that of New York City, New York'un nüfus yoğunluğunun iki katı demektir; aynı yapı Rome için de geçerlidir. That şehrin kendisini veya toplam nüfusunu ifade etmez. Bu yapı, population density ifadesini tekrarlamadan karşılaştırmanın iki tarafını paralel tutar. Of yapının bir parçasıdır: that of ifadesinden sonra, özelliği karşılaştırılan diğer yeri, kişiyi veya şeyi belirten bir isim gelir.

Alıştırma

Tekrarlanan tekil isim temperature yerine karşılaştırma ifadesini kullanın: The temperature in Room A is lower than ____ Room B.

Cevabı göster

that of

Also, the waters surrounding Korea are brightly lit from the numerous fishing boats off the coast.

3:06

Ayrıca Kore'yi çevreleyen sular, açık denizdeki sayısız balıkçı teknesinden dolayı parlak bir şekilde aydınlanmıştır.

According to the UN Convention on the Law of the Sea, Kültür

3:12

BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre,

Kültür

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, denizdeki faaliyetleri düzenleyen uluslararası bir antlaşma ve hukuki çerçevedir. Deniz alanları ile ülkelerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin kurallar koyar; deniz kaynaklarını kullanma hakları da buna dahildir. Burada Sözleşme'nin adının verilmesi, daha sonra anlatılan sınırların ve balıkçılık düzenlemelerinin hukuki temelini tanıtır. Bu, genel BM önerileri değil, resmî bir antlaşmadır.

Alıştırma

Burada UN Convention on the Law of the Sea başlığı neyi ifade ediyor?

  1. Parklarda balık tutmayla ilgili yerel bir şehir kuralı
  2. Ülkelerin denizdeki hakları ve faaliyetleri için hukuki kurallar belirleyen uluslararası bir antlaşma
  3. Okyanus yolculuğuna çıkan kişiler için isteğe bağlı gezi tavsiyeleri
Cevabı göster

Ülkelerin denizdeki hakları ve faaliyetleri için hukuki kurallar belirleyen uluslararası bir antlaşma

there are clear rules for how far off the coast a country may exploit its resources. Kelime

3:14

bir ülkenin kaynaklarını kıyıdan ne kadar uzakta kullanabileceğine dair net kurallar vardır.

Kelime

exploit its resources: tarafsız teknik kullanım

Burada exploit, doğal kaynakları pratik veya ekonomik yarar sağlamak için geliştirmek ve kullanmak anlamına gelir. Hukuk, coğrafya ve ekonomi bağlamlarında yaygın olan tarafsız ve teknik bir kullanımdır; birine haksız davranmak anlamına gelmek zorunda değildir. may exploit ifadesi, kuralların bir ülkeye bunu yapma izni verdiğini, ancak bu iznin yalnızca belirlenmiş bir alan içinde geçerli olduğunu anlatır. exploit fiilinin nesnesi anlamı belirlemeye yardım eder: resources ile genellikle kullanma veya geliştirme, people ile ise insanlardan haksız biçimde yararlanma anlamına gelir.

Alıştırma

"A country may exploit its resources," cümlesinde exploit büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Doğal kaynakları geliştirmek ve kullanmak
  2. Kaynakları diğer ülkelerden saklamak
  3. Ülkenin işçilerine haksız davranmak
Cevabı göster

Doğal kaynakları geliştirmek ve kullanmak

Additionally, there are several agreements between countries that regulate fishing.

3:19

Buna ek olarak, ülkeler arasında balıkçılığı düzenleyen çeşitli anlaşmalar bulunmaktadır.

This creates odd shapes and perfectly straight lines,

3:24

Bu durum garip şekiller ve mükemmel düz çizgiler yaratarak,

bringing to light the absurdity of dividing our planet into arbitrary legal zones. Deyimler

3:28

gezegenimizi keyfi yasal bölgelere ayırmanın saçmalığını gün yüzüne çıkarıyor.

Deyimler

bringing to light: gizli olanı ortaya çıkarmak

Bring something to light, gizli olan veya fark edilmesi zor bir gerçeği, sorunu ya da düzeni ortaya çıkarmak anlamına gelir. Buradaki -ing yapısı, şekillerin ve çizgilerin sonucunu açıklar: bunlar saçmalığın görülmesini kolaylaştırır. Yaygın yapı bring + nesne + to light şeklindedir. Nesne uzunsa bringing to light the absurdity... örneğinde olduğu gibi tüm deyimden sonra gelebilir. Görünen ışıklar da sınır desenlerini gerçek anlamda görünür kılar; bu nedenle light hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılır. Deyimin temel anlamı yine de “ortaya çıkarmak”tır.

Alıştırma

Cümleyi “ortaya çıkarmak” anlamındaki deyimin doğru biçimiyle tamamlayın: The investigation is ____ evidence that was previously hidden.

Cevabı göster

bringing to light

All these lights from South Korea and the waters that surround it

3:34

Güney Kore'den ve onu çevreleyen sulardan gelen tüm bu ışıklar

stand in stark contrast to the north, Kalıp ifadeler

3:37

sadece Kuzey Kore'nin başkenti Pyongyang'ın biraz öne çıktığı

Kalıp ifadeler

stand in stark contrast to: çarpıcı bir fark göstermek

Stand in stark contrast to, “bir şeyden çok açık ve dikkat çekici biçimde farklı olmak” demektir. Bu cümlede Güney Kore ve çevresindeki parlak ışıklar, kuzeydeki karanlıkla güçlü bir görsel karşıtlık oluşturur. Stark, contrast sözcüğünü güçlendirir; birinin nasıl ayakta durduğunu anlatmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp A stands in stark contrast to B şeklindedir. Stand, özneye göre stands biçimini alır ve karşılaştırılan öğeden önce to kullanılır.

Alıştırma

stand in stark contrast to kalıbını kullanarak fiili doğru biçime getirin: The calm opening scene ____ the chaotic ending.

Cevabı göster

stands in stark contrast to

where only the North Korean capital Pyongyang stands out a bit.

3:39

kuzeyle tam bir tezat oluşturuyor.

North Korea's energy infrastructure is obsolete,

3:44

Kuzey Kore'nin enerji altyapısı modası geçmiş durumda,

and power shortages are frequent.

3:47

ve elektrik kesintileri çok sık yaşanıyor.

While South Korea is easily accessible,

3:49

Güney Kore'ye kolayca erişilebilirken,

much of what happens in the north remains in the dark. Deyimler

3:51

kuzeyde olan bitenin büyük bir kısmı karanlıkta kalıyor.

Deyimler

remains in the dark: gerçek ve mecaz anlamlar

Burada remains in the dark iki düzeyde işler. Gerçek anlamıyla kuzey, çok az ışık göründüğü için karanlık görünür. Mecaz anlamıyla in the dark, “bilinmeyen veya anlaşılmayan” demektir; dolayısıyla orada olanların çoğu dışarıdakilerden hâlâ gizlidir. Remain, bu durumun devam ettiğini gösterir. Bir kişi bir konu hakkında remain in the dark about durumunda olabilir; bu, o konu hakkında hâlâ bilgi sahibi olmadığı anlamına gelir. Bir gerçek veya olay remain in the dark olabilir; bu da onun hâlâ bilinmediği veya gizli kaldığı anlamına gelir.

Alıştırma

"Although the report was released, residents remain in the dark about the cause," cümlesinde remain in the dark ne anlama gelir?

  1. Gece dışarıda ayakta duruyorlar.
  2. Bütün ışıkları kapattılar.
  3. Nedeni hâlâ bilmiyorlar.
Cevabı göster

Nedeni hâlâ bilmiyorlar.

And the strictly guarded border dividing both nations, the DMZ, Kültür

3:55

İki ülkeyi ayıran sıkı korunan sınır, DMZ (Askerden Arındırılmış Bölge),

is clearly traceable.

3:58

net bir şekilde izlenebiliyor.

Kültür

the DMZ: Kore Askerden Arındırılmış Bölgesi

Burada the DMZ, Kuzey Kore ile Güney Kore'yi ayıran sınır bölgesi olan Kore Askerden Arındırılmış Bölgesi'ni ifade eder. the tanımlığı, belirli ve iyi bilinen bu bölgeden söz edildiğini gösterir. Adında demilitarized geçmesine rağmen bu, bölgede askerî varlık veya güvenlik olmadığı anlamına gelmez. Burası sıkı şekilde korunan bir sınır bölgesidir; bu nedenle sınır çizgisi bu kadar net görünür.

Alıştırma

Bu cümlede the DMZ neyi ifade ediyor?

  1. Kuzey Kore ile Güney Kore'yi ayıran, sıkı korunan askerden arındırılmış bölge
  2. İller arasındaki sıradan bir idari sınır
  3. Güvenlik gücü veya askerî kısıtlama bulunmayan bir alan
Cevabı göster

Kuzey Kore ile Güney Kore'yi ayıran, sıkı korunan askerden arındırılmış bölge

This image may be the most impressive illustration of how big the impact Dilbilgisi

4:04

Bu görüntü, 70 yılı aşkın bir bölünmüşlüğün etkisinin

of more than 70 years of division are.

4:08

ne kadar büyük olduğunun en etkileyici göstergesi olabilir.

Dilbilgisi

how big the impact ... is: impact ile özne-fiil uyumu

Bu yan cümle how + adjective + subject + verb kalıbını kullanır: how big the impact ... is. illustration of ifadesinden sonra cümle içine yerleştirildiği için özne fiilden önce gelir; how big is the impact? şeklindeki soru sırası kullanılmaz. Uyumu belirlemek için özne ad öbeğinin ana sözcüğünü bulun. Ana sözcük tekil isim impact'tir. of more than 70 years of division ifadesi yalnızca impact'i niteler; bu nedenle yakındaki çoğul years fiili çoğul yapmaz. Standart İngilizcede are yerine is kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The report shows how big the impact of five years of drought ____.

Cevabı göster

is

But the map also teaches us the long-lasting impacts such separations can have, Dilbilgisi

4:14

Ancak harita bize aynı zamanda bu tür ayrılıkların,

Dilbilgisi

impacts such separations can have ifadesinde atılan that

impacts such separations can have ifadesinde impacts, such separations can have yan cümleciğinin nitelediği isimdir. Bu yan cümlecikte such separations, can have yapısının öznesidir; have fiilinin anlaşılmakla birlikte söylenmeyen nesnesi ise impacts sözcüğüdür. Tam biçim impacts that such separations can have şeklindedir. that, ilgi cümleciğinde nesne olduğu için atılabilir. İlgi zamiri özne olsaydı normalde atılamazdı.

Alıştırma

impacts such separations can have yapısını doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. impacts ismi, such separations ifadesini doğrudan nesne olarak alır.
  2. Such separations, can have yapısının öznesidir; atılan that ise have fiilinin nesnesidir.
  3. Such separations, impacts sözcüğünün başka bir adıdır.
Cevabı göster

Such separations, can have yapısının öznesidir; atılan that ise have fiilinin nesnesidir.

even those that have already been overcome.

4:18

üstesinden gelinmiş olanların bile, yaratabileceği uzun süreli etkileri öğretiyor.

At the time of the Cold War, Germany was separated into East and West,

4:22

Soğuk Savaş döneminde Almanya Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmıştı,

and the city of Berlin was divided as well.

4:25

ve Berlin şehri de aynı şekilde bölünmüştü.

And as a result of that, its city lights still appear in two different colors. Anlatım akışı

4:28

Ve bunun bir sonucu olarak, şehrin ışıkları hala iki farklı renkte görünüyor.

Anlatım akışı

as a result of that: nedeni sonuca bağlamak

As a result of that, az önce sözü edilen duruma gönderme yapar ve onu neden olarak belirtir. Virgülden sonraki yan cümle sonucu verir: şehrin ışıkları hâlâ iki farklı renkte görünür. Bu ifade, cümleler veya yan cümleler arasında neden-sonuç ilişkisini açıkça düzenler. as a result of + isim veya zamir yapısında of sözcüğünden sonraki bölüm nedeni belirtir; that ise daha önce anlatılan bütün bir olayı veya durumu özetleyebilir.

Alıştırma

Neden bağlayıcısını doğru tamamlayan sözcüğü seçin: The storm damaged the bridge. As a result ___ that, the road was closed.

  1. in
  2. of
  3. from
Cevabı göster

of

The western part of the city was cut off from the rest of West Germany Öbek fiiller

4:33

Şehrin batı kısmı Batı Almanya'nın geri kalanından kopmuştu

Öbek fiiller

cut off from: bağlantının engellenmesi veya kopması

Bu cümlede was cut off from, şehrin batı kısmının Batı Almanya'nın ana topraklarından coğrafi ve siyasi olarak ayrı olduğunu anlatır. From, ayrı kalınan yeri belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen edilgen yapı be cut off from + isim şeklindedir. Erişim, ulaşım, iletişim, tedarik veya temasın engellenmesini ya da kaybolmasını anlatır; bir şeyin fiziksel olarak kesilmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi cut off ile kurulan hedef ifadeyle tamamlayın: After the only phone tower failed, the island was ____ emergency services.

Cevabı göster

cut off from

and relied on gas lamps because it wanted to be independent Öbek fiiller

4:37

ve olası bir elektrik kesintisinden bağımsız olmak istediği için

from a possibly failing power supply.

4:39

gaz lambalarına güveniyordu.

Öbek fiiller

relied on: gerekli bir kaynağa bağımlı olmak

Relied on, bağımlıydı veya güveniyordu anlamına gelir. Burada şehrin batı kısmı, tamamen elektrik kaynağına bağlı kalmak yerine ihtiyaç duyduğu aydınlatma kaynağı olarak gaz lambalarını kullanıyordu. Temel yapı rely on + kişi, şey veya sistem şeklindedir. On zorunludur ve yardım, destek ya da işleyişin sürmesini sağlayan kaynağı belirtir.

Alıştırma

Rely fiilini doğru geçmiş zaman biçimi ve zorunlu edatıyla kullanın: When the electricity failed, the clinic ____ a backup generator.

Cevabı göster

relied on

Although Germany has been reunited since 1990, Dilbilgisi

4:42

Almanya 1990'dan beri birleşmiş olmasına

and this separation has been overcome for more than a quarter of a century,

4:45

ve bu ayrılık çeyrek asırdan fazla bir süre önce aşılmış olmasına rağmen,

it can still be seen from space.

4:49

uzaydan hala görülebiliyor.

Dilbilgisi

Although ... it can still be seen: süren beklenmedik bir sonuç

Although, normalde karşıt sonucu beklememize yol açacak bir arka plan sunar. Burada Almanya'nın yeniden birleşmesi ve ayrılığın aşılmış olması bu beklentiyi oluşturur; ana cümle ise eski bölünmenin izinin görünür kaldığını söyler. Still ana cümleye aittir ve bu değişikliklere rağmen sonucun sürdüğünü vurgular. Yeniden kullanılabilen kalıp Although + yan cümle, özne + still + fiil şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle karşıtlık kurmak için although, beklenmedik ve süren sonucu belirtmek için de still sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Although the museum reopened years ago, but signs of the fire are still visible.
  2. Although the museum reopened years ago, signs of the fire still visible.
  3. Although the museum reopened years ago, signs of the fire are still visible.
Cevabı göster

Although the museum reopened years ago, signs of the fire are still visible.

Dilbilgisi

has been reunited since 1990: edilgen present perfect

Has been reunited, edilgen present perfect yapısıdır: has + been + geçmiş zaman ortacı reunited. Germany eylemi yapan değil, eylemden etkilenen öznedir; bu nedenle ifade, parçaları kimin birleştirdiğinden çok değişmiş duruma odaklanır. Since 1990 başlangıç noktasını verir ve geçmişteki yeniden birleşmeyi ve sonucunu bugüne bağlar. Bu yapı, Almanya'yı 1990'dan konuşma anına kadar yeniden birleşmiş durumda gösterir.

Alıştırma

Cümleyi reunite fiilinin edilgen present perfect biçimiyle tamamlayın: The family ____ since the border reopened.

Cevabı göster

has been reunited

This image points to the global challenges Notlar

4:53

Bu görüntü, istikrarlı bir şekilde artan dünya nüfusunun

posed by the steadily increasing world population.

4:55

yarattığı küresel zorluklara işaret ediyor.

Öbek fiiller

points to: kanıttan bir sonuca işaret etmek

Burada points to, “gösterir” veya “... için kanıt sunar” anlamına gelir. Görsel, küresel zorluklarla ilgili bir sonucu destekleyen bilgi olarak kullanılır; fiziksel olarak parmakla bir yer gösterilmez. Bu yapıda özne çoğu zaman bir kanıt veya belirtidir. Bir görsel, grafik, araştırma, olgu, ipucu ya da eğilim; bir sonucu, nedeni veya çıkarımı göstermek için point to ifadesinin öznesi olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede points to ne anlama geliyor?

  1. Görsel fiziksel olarak bir parmağı dünyaya doğru yöneltiyor.
  2. Görsel, küresel zorluklara ilişkin kanıt sunuyor.
  3. Görsel, nüfus artışının etkilerini gizliyor.
Cevabı göster

Görsel, küresel zorluklara ilişkin kanıt sunuyor.

Dilbilgisi

challenges posed by: kısaltılmış edilgen ilgi yan cümlesi

challenges posed by the steadily increasing world population ifadesinde posed by ..., challenges sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacı grubudur. “... tarafından yaratılan veya ortaya çıkarılan zorluklar” anlamına gelir. Bu, kısaltılmış bir edilgen ilgi yan cümlesidir: challenges posed by X = challenges that are posed by X. Challenges eylemden etkilenen şey olduğu, X ise onu yaratan kaynağı belirttiği için edilgen biçim kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, edilgen bir niteleyici oluşturan ve kaynağı belirten iki sözcüklü pose biçimiyle tamamlayın: The city is planning for the risks ____ rising sea levels.

Cevabı göster

posed by

And while man-made borders cannot be seen during the day,

4:58

İnsan yapımı sınırlar gündüzleri görülemezken,

the lines of political origin become apparent at night, Kalıp ifadeler

5:02

siyasi kökenli çizgiler geceleri belirginleşiyor,

Kalıp ifadeler

become apparent: gizliyken belirgin hâle gelmek

Bu cümlede become apparent, “açıkça görülmeye veya anlaşılmaya başlamak” anlamına gelir. Sınır çizgileri başlangıçta belirgin değildir, ancak gece koşulları onları görünür hâle getirir. become + adjective yapısı bir durum değişikliğini anlatır. Buradaki apparent, “açık veya fark edilebilir” anlamındadır; an apparent contradiction gibi ifadelerdeki “öyle görünse de doğru olmayabilir” anlamında değildir.

Alıştırma

Cümleyi become apparent ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After we cleaned the old photograph, a second face ____.

Cevabı göster

became apparent

but appear all the more absurd and artificial. Kalıp ifadeler

5:04

ama bir o kadar da saçma ve yapay görünüyor.

Kalıp ifadeler

all the more: daha yüksek dereceyi vurgulamak

All the more, “daha da yüksek bir derecede” anlamına gelir ve çoğunlukla nedeni daha önce belirtilmiş ya da bağlamdan anlaşılmıştır. Burada çizgilerin gece görülmesi, onların daha da saçma ve yapay görünmesine neden olur. Bu ifade açık bir than karşılaştırma cümlesi olmadan bir sıfatı veya zarfı niteleyebilir: all the more absurd, all the more surprising, all the more carefully. Karşılaştırmayı bağlam sağlar.

Alıştırma

Yüksek fiyatın kötü manzaranın özellikle hayal kırıklığı yaratmasının nedeni olduğunu en iyi hangi ifade vurgular? The tickets were expensive, so their poor view was ___ disappointing.

  1. all at once
  2. no longer
  3. all the more
  4. even less
Cevabı göster

all the more

When viewed during daylight, the human influence on our planet is less obvious, Dilbilgisi

5:07

Gün ışığında bakıldığında insanın gezegenimiz üzerindeki etkisi daha az belirgindir,

Dilbilgisi

When viewed during daylight: kısaltılmış edilgen zaman yan cümlesi

When viewed during daylight, edilgen bir zaman yan cümlesinin kısaltılmış biçimidir. Tam biçimi when it is viewed during daylight şeklindedir: it öznesi ve be fiilinin is biçimi atılır; geriye when + geçmiş zaman ortacı kalır. Buradaki it, gündüz vakti bakılan ve söz konusu edilen gezegeni veya küresel görüntüyü belirtir. Viewed edilgendir; dolayısıyla ifade, bakan insanları değil, görülen nesneyi anlatır. Atılan özne, ana cümleden veya bağlamdan kolayca anlaşılabilmelidir.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen yan cümleyi tamamlamak için When + view fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanın: ____ from above, the river looks like a silver ribbon.

Cevabı göster

When viewed

but this single image highlights the social divides and political strife Kelime

5:12

ancak bu tek görüntü hem geçmişten hem de günümüzden

from both the past and the present.

5:16

sosyal bölünmeleri ve siyasi çatışmaları vurgulamaktadır.

Kelime

social divides and political strife: toplumsal bölünmeler ve siyasi çatışmalar

Social divides, bir toplumdaki gruplar arasında bulunan ve genellikle servet, kimlik, bölge veya fırsatlara dayanan derin ayrılıkları belirtir. Buradaki divides bir fiil değil, çoğul isimdir. Political strife, siyaset alanındaki ciddi ve çoğu zaman uzun süren çatışmayı belirtir. Bu ifadeler birlikte hem toplumsal ayrılığı hem de siyasi mücadeleyi anlatır; strife, sıradan bir görüş ayrılığından çok daha güçlü ve resmîdir.

Alıştırma

Hangi durum social divides and political strife ifadesiyle en iyi biçimde açıklanır?

  1. İki arkadaş hangi filmi izleyecekleri konusunda kibarca farklı görüş belirtmektedir.
  2. Bir sınıf, fen projesinde birlikte çalışmaktadır.
  3. Bir ülke düşman toplumsal gruplara ayrılmıştır ve siyasi gruplar iktidar için mücadele etmektedir.
Cevabı göster

Bir ülke düşman toplumsal gruplara ayrılmıştır ve siyasi gruplar iktidar için mücadele etmektedir.