Evindeki fazlalıklardan kurtulman gerekiyor mu? ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
980 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, evdeki dağınıklığın zihinsel enerjiyi nasıl tüketebildiğini ve toparlanmayı duygusal açıdan zorlaştırabildiğini inceliyor; ardından büyük işi yönetilebilir parçalara ayırarak yavaş yavaş düzenleme yapılmasını öneriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Decluttering — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu temel terimin yalnızca yüzeyleri temizlemek değil, gereksiz eşyalardan kurtulup dağınıklığı azaltmak anlamına geldiğini kavrayacaksınız. Ev düzeni, minimalist alışkanlıklar ve daha sakin bir yaşam alanı oluşturma çabaları hakkında konuşurken sözcüğü doğal biçimde kullanabileceksiniz. 2. have to work overtime — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu ifadenin, karmaşık bir çevreyi işlerken beyni olağandan fazla çalışan bir personel gibi gösterdiğini fark edeceksiniz. Ekstra çaba harcamak şeklindeki mecazlı kullanımı, belirlenen çalışma saatlerinden daha uzun çalışmak anlamındaki gerçek iş hayatı kullanımından da ayırabileceksiniz. 3. break the job down — Öbek fiiller: Bu ayrılabilir öbek fiili, göz korkutan bir işi küçük ve yapılabilir aşamalara bölmeyi anlatmak için kullanabileceksiniz. Her şeyi aynı anda üstlenmeden ev toplama, ders çalışma, planlama veya proje yönetme konusunda uygulanabilir bir yaklaşımı açıklarken özellikle yararlıdır.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Georgie.

0:12

Ve ben Georgie.

Do you live in a neat and tidy home or is there stuff everywhere? Kalıp ifadeler

0:13

Temiz ve düzenli bir evde mi yaşıyorsunuz, yoksa her yerde eşyalar mı var?

Kalıp ifadeler

neat and tidy: düzenli ve derli toplu

Neat and tidy, anlamları birbirine yakın iki sözcükten oluşan yaygın bir kalıptır. Bu cümlede evin düzenli olduğunu ve eşyaların uygun yerlerinde durduğunu anlatır. İki sözcüğün birlikte kullanılması, iyi düzenlenmiş bir alan görüntüsünü güçlendirir. Bu ifade bir evi, odayı, masayı, kıyafetleri ya da birinin genel görünüşünü anlatabilir. Burada neat “düzenli” demektir; “zeki” ya da “çekici” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “düzenli ve dağınık olmayan” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamla: Please keep your desk ____.

Cevabı göster

neat and tidy

If your room is filled with heaps of clothes and piles of books, Kalıp ifadeler

0:17

Eğer odanız kıyafet yığınları ve kitap tepecikleriyle doluysa,

Kalıp ifadeler

filled with heaps of ... and piles of ...: büyük miktarları canlı biçimde anlatmak

Be filled with, bir yerde alanı dolu gösterecek kadar çok şey bulunduğunu anlatır. Cümlede filled, is aracılığıyla room sözcüğüne bağlanır: your room is filled with... Heaps of clothes ve piles of books, many things gibi sade bir düşünceyi büyük miktarda eşyanın kümeler hâlinde durduğu canlı bir görüntüye dönüştürür. Burada heaps ve piles kesin ölçüler değildir; birlikte odayı eşya dolu ve muhtemelen dağınık gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, büyük miktarda dağınık eşyanın doldurduğu bir alanı en açık biçimde gösterir?

  1. The spare room was filled with heaps of old clothes and piles of books.
  2. The spare room was empty except for a small box.
  3. The spare room held one coat and two books on a shelf.
Cevabı göster

The spare room was filled with heaps of old clothes and piles of books.

you may have a problem with clutter. Kalıp ifadeler

0:21

dağınıklık (clutter) ile ilgili bir sorununuz olabilir.

Kalıp ifadeler

have a problem with clutter: dağınıklıkla ilgili sorun yaşamak

Have a problem with + isim ya da -ing biçimi, o şeyin veya etkinliğin size zorluk çıkardığını anlatır. Bu cümlede zorluğun kaynağı clutter, yani dağınık eşyalardır. Kişisel bir güçlükten söz eden bu kalıpta with kullanılır: have a problem with noise, time management veya finding things denebilir. The problem of + isim, the problem of pollution örneğindeki gibi daha çok genel bir sorunu adlandırır; bu nedenle burada with yerine of kullanılamaz.

Alıştırma

Cümleyi dört sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: I ____ noise at night.

Cevabı göster

have a problem with

Things in your home which take up space in an untidy, disorganized way. Öbek fiiller

0:23

Evinizde dağınık ve düzensiz bir şekilde yer kaplayan eşyalar.

Öbek fiiller

take up space: yer kaplamak

Take up space, kullanılabilir alanı işgal etmek veya kullanmak anlamına gelir. Burada take up bir bütün olarak çalışan bir fiil öbeğidir; up yukarı doğru hareket anlamı taşımaz. Aynı kalıp başka sınırlı şeyleri de anlatabilir: bir etkinlik take up time, bir dosya da take up storage space olabilir.

Alıştırma

Cümleyi take up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This large table ____ most of the room.

Cevabı göster

takes up

Clutter is a common problem.

0:28

Dağınıklık yaygın bir sorundur.

In fact, clutter was the topic of a recent episode of BBC Radio 4 program Woman's Hour.

0:30

Aslında, dağınıklık yakın zamanda BBC Radio 4'teki Woman's Hour programının bir bölümünde konu edilmişti.

Here's presenter Nuala McGovern reading a message from one listener.

0:36

İşte sunucu Nuala McGovern bir dinleyiciden gelen mesajı okuyor.

Some of you have been in touch already to share your thoughts and experiences when it comes to clutter. Notlar

0:40

Bazılarınız dağınıklık söz konusu olduğunda düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi paylaşmak için bizimle çoktan iletişime geçti.

Kalıp ifadeler

have been in touch: daha önce iletişim kurulmuş olması

Burada have been in touch, “bizimle iletişime geçtiler” veya “bize mesaj gönderdiler” anlamına gelir. Fiziksel olarak dokunmayı anlatmaz. İletişim yöntemini belirtmek gerekmez. Present perfect yapısındaki have been, daha önce gerçekleşen iletişimi şu anki konuşmaya bağlar. İletişim kurulan kişiyi ya da grubu belirtmek için be in touch with + kişi veya grup kullanılır: We have been in touch with the school.

Alıştırma

Cümleyi be in touch ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The customer ____ with us about the missing parcel.

Cevabı göster

has been in touch

Anlatım akışı

when it comes to + isim veya -ing biçimi: konuyu daraltmak

Bu cümlede when it comes to clutter, insanların düşünce ve deneyimleri gibi geniş bir içeriği tek bir konu olan dağınıklığa indirger. “Dağınıklık söz konusu olduğunda” ya da “dağınıklık konusunda” demektir; bir şeyin bir yere doğru hareket ettiğini anlatmaz. Kalıp when it comes to + isim, zamir veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır; bu yüzden when it comes to cooking denir, when it comes to cook denmez.

Alıştırma

Cümleyi when it comes to ile tamamlayın: ____ solving puzzles, Noah is very patient.

Cevabı göster

When it comes to

Here is one.

0:46

İşte onlardan biri.

The clutter in my house is actually starting to affect my mental health. Dilbilgisi

0:47

Evimdeki dağınıklık aslında akıl sağlığımı etkilemeye başladı.

Dilbilgisi

starting to affect my mental health: ortaya çıkmaya başlayan bir etki

Burada is starting to affect, etkinin şimdi ortaya çıkmaya başladığını anlatır. Dağınıklık artık yalnızca olası bir sorun değildir; ancak cümle, etkinin son ya da en kötü aşamaya ulaştığını da söylemez. be + starting to + fiil kalıbı bir değişimin başlangıcına odaklanır. Affect fiildir ve my mental health etkilenen alandır.

Alıştırma

Hangi cümle bir sorunun etkisinin ortaya çıkmaya başladığını en iyi gösterir?

  1. The late-night noise is starting to affect my sleep.
  2. The late-night noise has stopped affecting my sleep.
  3. The late-night noise used to affect my sleep.
Cevabı göster

The late-night noise is starting to affect my sleep.

I can't think or work anymore.

0:50

Artık düşünemiyor ya da çalışamıyorum.

So much so, it woke me at 4:00 a.m. this morning Anlatım akışı

0:53

O kadar ki, bu sabah saat 4'te beni uyandırdı

Anlatım akışı

So much so: güçlü bir dereceyi sonucuna bağlamak

So much so, hemen önce anlatılan güçlü dereceye gönderme yapar ve durumun ne kadar ileri gittiğini gösteren bir sonucu tanıtır. Buradaki sonuç, kişinin saat 4.00'te uykusundan uyandırılmasıdır. Bilgiyi önce derece, sonra sonuç gelecek şekilde düzenler. “Büyük bir miktar” anlamına gelmez; much önceki durumun derecesini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle selin okulu kapattıracak kadar şiddetli olduğunu en açık biçimde vurgular?

  1. The road was badly flooded, but the school had to close.
  2. The road was badly flooded, so much so that the school had to close.
  3. The road was badly flooded because the school had to close.
Cevabı göster

The road was badly flooded, so much so that the school had to close.

and I felt a strong urge to tidy. Kalıp ifadeler

0:55

ve içimde şiddetli bir toparlama dürtüsü hissettim.

Kalıp ifadeler

felt a strong urge to tidy: ortalığı toplamak için güçlü bir dürtü hissetmek

Feel a strong urge to do something, harekete geçmeye yönelik güçlü bir iç dürtü hissetmek demektir. Yalnızca want to demekten daha güçlüdür ve eylemin kesinlikle yapıldığı anlamına gelmez. Kalıp feel a strong urge to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Felt, feel fiilinin geçmiş zaman biçimidir; tidy ise to sonrasında yalın hâldedir.

Alıştırma

Cümleyi “güçlü bir iç dürtü hissettim” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: When I saw the mess, I ____ tidy it at once.

Cevabı göster

felt a strong urge to

I have given myself a week as I cannot take it anymore. Notlar

0:58

Kendime bir hafta süre verdim çünkü artık dayanamıyorum.

Kalıp ifadeler

have given myself a week: kendime bir haftalık süre sınırı koymak

I have given myself a week cümlesindeki give myself a week, kendim için yedi günlük bir süre belirlemek veya ayırmak anlamına gelir ve çoğu zaman kişisel bir son tarih belirtir. Give burada bir nesneyi teslim etmeyi değil, zaman ayırmayı anlatır. Kullanılabilir kalıp give + myself/yourself + süre şeklindedir ve görevi belirtmek için ardından sık sık to + fiilin yalın hâli gelir. Have given, kararın daha önce verildiğini ve şimdi hâlâ önemli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “kendim için yedi günlük bir süre sınırı belirledim” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: I ____ to clear the garage.

Cevabı göster

have given myself a week

Deyimler

I cannot take it anymore: sabrın sınırına gelmek

Burada I cannot take it anymore, “Bu duruma artık dayanamıyorum” anlamına gelir. Take, dayanmak veya katlanmak demektir; it ise taşınan bir nesneyi değil, daha önce sözü edilen durumu gösterir. Anymore, sorunun konuşanın sabrı tükenene kadar sürdüğünü gösterir. Cümlenin bütünü, yalnızca I don’t like it demekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın gürültüye karşı sabrının tükendiğini doğal biçimde anlatır?

  1. I can put up with this noise for now.
  2. I can't take this noise anymore.
  3. I don't notice this noise anymore.
Cevabı göster

I can't take this noise anymore.

So, Neil, do you have a problem with clutter?

1:01

Peki Neil, senin dağınıklıkla ilgili bir sorunun var mı?

Well, I don't have a problem with clutter,

1:05

Şey, benim dağınıklıkla bir sorunum yok,

but I live with children and there is clutter everywhere

1:07

ama çocuklarla yaşıyorum ve her yerde dağınıklık var

and it drives me mad. Deyimler

1:11

ve bu beni delirtiyor.

Deyimler

it drives me mad: çok sinirlendirmek

It drives me mad ifadesindeki it, her yerde dağınıklık olmasını gösterir. drive + person + mad yapısı, bir şeyin o kişiyi aşırı derecede sinirlendirdiğini veya dayanamayacak hâle getirdiğini anlatır; genellikle ruhsal hastalıkla ilgili gerçek anlamlı bir ifade değildir. Bu yapı çoğunlukla tekrarlanan veya devam eden bir rahatsızlığı anlatır. Bu nedenle it annoys me ifadesinden daha güçlü ve duygusaldır.

Alıştırma

Drive me mad ifadesini tekil özneye uyacak biçime getirip cümleyi tamamlayın: The constant buzzing ____.

Cevabı göster

drives me mad

Ugh, that's so annoying.

1:13

Öf, bu çok sinir bozucu.

How about you?

1:15

Peki ya sen?

Yeah, I don't have a problem with clutter.

1:16

Evet, benim dağınıklıkla ilgili bir sorunum yok.

I would describe myself as a minimalist. Kalıp ifadeler

1:18

Kendimi bir minimalist olarak tanımlardım.

Kalıp ifadeler

would describe myself as...: ölçülü bir öz tanım

I would describe myself as a minimalist cümlesinde would describe myself as, “kendimi böyle tanımlardım” anlamına gelir. Konuşan kişi kişisel bir değerlendirme yapar; gelecekteki bir eylemden söz etmez. Yapı describe + kişi + as + kimliği, türü veya özelliği belirten bir söz şeklindedir. Myself, özne olan I sözcüğüne döner; a minimalist ise kategoriyi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle daha ölçülü bir öz tanım için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. I would describe myself to a patient person.
  2. I would describe as myself a patient person.
  3. I would describe myself as a patient person.
Cevabı göster

I would describe myself as a patient person.

I don't have very much stuff.

1:20

Çok fazla eşyam yok.

Ah, very efficient.

1:22

Ah, çok verimli.

Yes.

1:23

Evet.

So, we don't have a problem with clutter,

1:25

Yani bizim dağınıklıkla bir sorunumuz yok,

but if you do, there's a simple solution. Dilbilgisi

1:26

ancak sizin varsa, basit bir çözümü var.

Dilbilgisi

if you do: önceki fiil öbeğinin yerine kullanılan do

but if you do ifadesindeki do, daha önce geçen have a problem with clutter fiil öbeğinin yerine kullanılır. Açık hâli “but if you have a problem with clutter” anlamındadır ve ardından ana cümle buna verilecek yanıtı sunar. Do sözcüğünün bu kullanımı tekrarı önler. Anlamı yakındaki bağlamdan çıkarılmalıdır; tek başına “bir eylem yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

enjoy cleaning ifadesini tekrarlamaktan kaçınan sözcüğü kullanın: Some people enjoy cleaning. If you ____, this job will be easy.

Cevabı göster

do

Decluttering or throwing away some of the unused stuff filling our homes. Notlar

1:29

Fazlalıklardan kurtulmak (decluttering) veya evlerimizi dolduran kullanılmayan eşyaların bazılarını atmak.

Kelime

Decluttering: gereksiz eşyaları azaltmak

Decluttering, bir alandaki eşyaları gözden geçirip ihtiyacınız olmayanları azaltmak demektir. Eşyaları atabilir, bağışlayabilir ya da daha uygun bir yere koyabilirsiniz; temel fikir yalnızca kiri temizlemek değil, eşya kalabalığını azaltmaktır. Burada Decluttering, bir etkinliğin adı olarak kullanılan -ing biçimidir. Kullanılmayan eşyalarla ne yapılabileceğini anlatmak için throwing away ile birlikte verilir.

Alıştırma

Hangi etkinlik decluttering örneğidir?

  1. Eşyalarla dolu bir kitaplığın tozunu almak
  2. Kirli mutfak zeminini yıkamak
  3. Eski kıyafetleri ayırıp artık giymediklerini bağışlamak
Cevabı göster

Eski kıyafetleri ayırıp artık giymediklerini bağışlamak

Öbek fiiller

throwing away: bir şeyi atmak

Throw away, bir şeyi artık istemediğiniz veya ona ihtiyaç duymadığınız için atmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Away, bu anlamı oluşturmak için throw ile birlikte çalışır; burada bir varış yeri belirtmez. Altyazıdaki throwing away, throw away fiilinin -ing biçimidir ve etkinliğin adını verir. Or, bu ifadeyi Decluttering ile bağlar ve eşya atmayı dağınıklığı azaltmanın bir yolu olarak gösterir.

Alıştırma

Throw away ve it zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: If this broken cup cannot be repaired, please ____.

Cevabı göster

throw it away

But deciding what to keep and what to throw away is not so easy. Dilbilgisi

1:34

Ancak neyi tutacağınıza ve neyi atacağınıza karar vermek o kadar da kolay değildir.

Dilbilgisi

Deciding what to keep and what to throw away ifadesini tek bir özne olarak kullanmak

deciding what to keep and what to throw away ifadesinin tamamı tek bir etkinliği adlandırır ve is not so easy bölümünün öznesi olur. Bu etkinlik tek bir bütün olarak görüldüğü için tekil fiil is kullanılır. Bu öznenin içindeki what to keep ve what to throw away, “hangi şeylerin tutulacağı” ve “hangi şeylerin atılacağı” anlamına gelir. Bunlar seçimleri ifade eden gömülü what + to-infinitive yapılarıdır; doğrudan soru olmadıkları için soru cümlesi dizilişini kullanmazlar.

Alıştırma

Hangi cümlede -ing ile kurulan bir ifade tek bir özne olarak ve gömülü what to... yapısı doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. Deciding what to pack are difficult.
  2. Deciding what should I pack is difficult.
  3. Deciding what to pack is difficult.
Cevabı göster

Deciding what to pack is difficult.

So, in this episode, we'll hear some advice on keeping your life clutter-free Kalıp ifadeler

1:38

İşte bu bölümde, hayatınızı dağınıklıktan uzak tutmaya dair bazı tavsiyeler dinleyeceğiz

Kalıp ifadeler

on keeping your life clutter-free: advice on + -ing ve keep + nesne + sıfat

advice on ifadesindeki on bir edattır; bu nedenle sonraki fiil -ing biçimini alır: advice on keeping.... Bu ifadenin içinde keep + nesne + sıfat, “nesnenin o durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. Your life nesnedir ve clutter-free onun durumunu anlatır. -free son eki “... olmadan” anlamına gelir; bu nedenle clutter-free “dağınıklık olmayan” demektir, “ücretsiz” demek değildir.

Alıştırma

keep kullanarak cümleyi advice on + -ing yapısıyla tamamlayın: A coach gave us ____ our schedule flexible.

Cevabı göster

advice on keeping

along with some useful new words and phrases. Kalıp ifadeler

1:42

ve bazı yararlı yeni kelimeler ve ifadeler öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

along with... ile ek bilgi verme

Burada along with, “ile birlikte” veya “yanı sıra” anlamına gelir. Cümle önce hayatı dağınıklıktan uzak tutmaya yönelik tavsiyeleri sunar, ardından yararlı yeni kelime ve ifadeleri programın ek içeriği olarak belirtir. Ana bir öğeye ek bilgi bağlamak için along with + isim veya isim grubu kullanılır. Basit bir and bağlacından farklı olarak çoğu zaman ilk öğeyi ana odak olarak korur. Bu ifadede along, bir yol boyunca ya da bir şeyin yanında hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi along ile başlayan iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The museum offers guided tours ____ a free map.

Cevabı göster

along with

And remember, you can find all the vocabulary for this program

1:45

Unutmayın, bu programın tüm kelimelerini

along with a quiz and worksheet on our website bbclearningenglish.com.

1:48

ayrıca bir test ve çalışma kağıdını web sitemiz bbclearningenglish.com'da bulabilirsiniz.

But first, I have a question for you, Georgie.

1:53

Fakat önce sana bir sorum var, Georgie.

Decluttering was popularized by Marie Kondo's best-selling 2011 book Notlar

1:56

Fazlalıklardan kurtulma, Marie Kondo'nun 2011 yılında çok satan kitabı

The Life-Changing Magic of Tidying Up.

2:01

Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla ile popülerleşti.

Dilbilgisi

was popularized by: bir şeyi neyin yaygınlaştırdığını belirtme

Was popularized by edilgen bir yapıdır. Decluttering yaygın biçimde tanınır hâle gelen şeydir; by ile başlayan bölüm ise bu değişimin oluşmasına yardım eden kitabı belirtir. Popularize, “bir şeyi popüler veya yaygın biçimde bilinir hâle getirmek” eylemidir; popular ise bir durumu anlatır. Yeniden kullanılabilecek kalıp be + popularized + by + kaynak şeklindedir ve be fiili zamana ve tekil-çoğul durumuna göre değişir.

Alıştırma

Hangi cümle bir televizyon programının tekniği geniş çevrelerce tanınır hâle getirmeye yardım ettiğini ifade eder?

  1. The technique was popular with the television programme's audience.
  2. The television programme was popularized by the technique.
  3. The technique was popularized by a television programme.
Cevabı göster

The technique was popularized by a television programme.

Kültür

Marie Kondo'nun çok satan kitabı ve decluttering kavramının popülerliği

Marie Kondo, nelerin saklanacağını seçmeye ve evi düzenlemeye yönelik yaklaşımıyla tanınan bir yazardır. 2011 tarihli çok satan kitabı The Life-Changing Magic of Tidying Up, düzenlemeyi insanın hayatını iyileştirebilecek bir şey olarak sunar. Kondo'nun ve kitabın adının verilmesi, decluttering kavramının modern dönemde neden popülerleştiğinin başlıca kaynaklarından birini açıklar. Bu bilgi was popularized edilgen ifadesini destekler: kitap, fikrin geniş kitlelerce tanınmasına yardımcı olmuştur; ancak cümle Kondo'nun düzenlemeyi veya decluttering kavramını icat ettiğini söylemez.

Alıştırma

Cümlede neden Marie Kondo'nun ve kitabının adı veriliyor?

  1. Decluttering sözcüğünü bir romanın adı olarak tanıtmak.
  2. Kitabın decluttering kavramını geniş ölçüde bilinen bir yaşam tarzı fikrine dönüştürmeye yardımcı olduğunu göstermek.
  3. Marie Kondo'nun her türlü düzenleme yöntemini icat ettiğini söylemek.
Cevabı göster

Kitabın decluttering kavramını geniş ölçüde bilinen bir yaşam tarzı fikrine dönüştürmeye yardımcı olduğunu göstermek.

And there's still lots of interest today.

2:04

Ve bugün hâlâ büyük bir ilgi görüyor.

So, how many Instagram posts can you currently find under the hashtag declutter? Kültür

2:06

Peki, şu anda Instagram'da #declutter etiketi altında kaç gönderi bulabilirsiniz?

Kültür

under the hashtag declutter: sosyal medyada sınıflandırma

Sosyal medya İngilizcesinde under the hashtag declutter, gönderilerin declutter etiketi altında gruplandığı ve bu etiket açılarak ya da aranarak bulunabileceği anlamına gelir. Declutter etiketin adıdır; bir platformda #declutter şeklinde görünebilir. Buradaki under fiziksel bir konumu değil, sınıflandırmayı gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp find + posts/photos/videos + under the hashtag + etiket adıdır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen üç kelimelik sosyal medya kalıbıyla tamamlayın: You can find these photos ____ #weekendtrips.

Cevabı göster

under the hashtag

Is it A, 2.6 thousand,

2:12

A) 2,6 bin mi,

B, 2.6 million,

2:15

B) 2,6 milyon mu,

or C, 26 million?

2:17

yoksa C) 26 milyon mu?

Mm, I'm going to go in the middle and say B, 2.6 million.

2:19

Mm, ortadakini seçeceğim ve B, 2,6 milyon diyeceğim.

Okay, we'll find out the answer at the end of the program.

2:24

Tamam, cevabı programın sonunda öğreneceğiz.

As well as social media, decluttering has become popular with television shows Anlatım akışı

2:28

Sosyal medyanın yanı sıra, fazlalıklardan kurtulmak televizyon programlarında da popüler hale geldi

Anlatım akışı

As well as social media: ilgili bir konu eklemek

Bu cümlenin başındaki As well as social media, “sosyal medyaya ek olarak” anlamına gelir. Daha önce sözü edilen konuya yeniden bağlanır ve ardından televizyon programlarıyla ilgili yeni ana düşünceye yer açar. As well as + isim öbeği kalıbı bilgiyi şöyle düzenleyebilir: önce ilgili veya bilinen bir öge sunulur, ardından ana cümle yeni bilgiyi verir. Burada social media bilinen çerçevedir; yeni mesajı ana cümle taşır.

Alıştırma

Cümleyi as well as ile tamamlayın: ____ email, you can contact us by phone.

Cevabı göster

As well as

including the BBC's Interior Design Masters.

2:32

ki bunlara BBC'nin Interior Design Masters programı da dahil.

Here, one of the show's judges, Michelle Ogundehin,

2:36

Burada programın jürilerinden biri olan Michelle Ogundehin,

tells BBC Radio 4's Woman's Hour why she thinks clutter is such a problem.

2:39

BBC Radio 4'ün Woman's Hour programında dağınıklığın neden bu kadar büyük bir sorun olduğunu düşündüğünü anlatıyor.

Visual clutter is more exhausting than we realize. Dilbilgisi

2:44

Görsel dağınıklık fark ettiğimizden daha fazla yorucudur.

Dilbilgisi

more exhausting than we realize: insanların düşündüğünden daha fazla

more exhausting than we realize ifadesinde karşılaştırma, bir şeyin gerçekte ne kadar yorucu olduğu ile bizim fark ettiğimiz veya anladığımız daha düşük düzey arasındadır. Yani görsel dağınıklık bizi düşündüğümüzden daha fazla yorar. Karşılaştırma derecesi + than we realize kalıbı, bir etkinin veya sorunun insanların düşündüğünden daha büyük olduğunu anlatır. Burada than, görsel dağınıklığı başka bir kişi veya nesneyle karşılaştırmaz; farkındalığımızın sınırını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle sorunun insanların düşündüğünden daha kötü olduğu anlamına gelir?

  1. The problem is more serious than we realize.
  2. The problem is more serious than the last one.
  3. The problem is as serious as we realize.
Cevabı göster

The problem is more serious than we realize.

It's not just stuff. Anlatım akışı

2:47

Bu sadece eşyalarla ilgili değil.

Anlatım akışı

It's not just stuff: basit bir bakışı yeniden çerçevelemek

Burada It's not just stuff, dağınıklığın yalnızca bir eşya topluluğu olduğu şeklindeki basit düşünceyi reddeder. Just, “yalnızca” veya “sadece” anlamına gelir; bu nedenle not just dikkate alınması gereken başka bir şey olduğunu belirtir. Bu kısa cümle konuyu yeniden çerçeveler ve dinleyiciyi daha derin bir noktaya hazırlar: eşyalar beyni ve duyguları da etkileyebilir. Başka durumlarda da kullanılabilen It's not just X kalıbı, dinleyiciye en belirgin açıklamayla yetinmemesini söyler.

Alıştırma

It's not just stuff cümlesi burada neyi gösteriyor?

  1. Konuşan kişi basit bir bakışı reddedip daha derin bir etkiyi açıklamaya hazırlanır.
  2. Konuşan kişi açıklanacak başka bir şey olmadığı için konuyu bitirir.
  3. Konuşan kişi eşyaların hayal ürünü olduğunu söyler.
Cevabı göster

Konuşan kişi basit bir bakışı reddedip daha derin bir etkiyi açıklamaya hazırlanır.

Our brains are constantly processing our surroundings, Kalıp ifadeler

2:49

Beynimiz çevremizi sürekli olarak işliyor,

so they have to work overtime if they're surrounded by chaos. Notlar

2:52

bu yüzden eğer kaosla çevriliyse fazladan mesai yapmak zorundalar.

Kalıp ifadeler

are constantly processing our surroundings: sürekli zihinsel işlem

Are constantly processing our surroundings ifadesinde process, “bilgiyi almak ve yorumlamak” anlamına gelir. Surroundings; görüntüler, sesler ve diğer sinyaller dâhil olmak üzere çevremizdeki her şeyi anlatır. Beynin odayı fiziksel olarak değiştirdiği anlamına gelmez. Be constantly + verb-ing yapısı, bir etkinliğin sürmeye devam ettiğini vurgular. Burada beynin çalışmasını devam eden bir süreç olarak gösterir ve karmaşanın neden beyni daha fazla çalıştırdığını açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede processing our surroundings ne anlama geliyor?

  1. Beyin çevreden gelen bilgileri sürekli yorumlar.
  2. Beyin yakındaki eşyalardan yemek hazırlar.
  3. Beyin etrafındaki alanı fiziksel olarak yeniden inşa eder.
Cevabı göster

Beyin çevreden gelen bilgileri sürekli yorumlar.

Deyimler

have to work overtime: fazladan zihinsel çaba benzetmesi

Have to gereklilik bildirir: kaotik ortam, they ile belirtilen beyinlere kolay bir seçenek bırakmaz. Work overtime gerçek anlamıyla normal çalışma saatlerinden sonra çalışmaya devam etmek demektir. Burada work overtime bir benzetmedir. Beyinlerin düzensizliği işlemek için normalden daha fazla çaba göstermesi gerektiğini anlatır; gerçek bir çalışma programından veya fazla mesai ücretinden söz etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede work overtime fazladan zihinsel çabayı anlatan bir benzetme olarak kullanılmıştır?

  1. The nurses have to work overtime at the hospital tonight.
  2. The office pays overtime for every extra hour.
  3. My brain has to work overtime when several people speak at once.
Cevabı göster

My brain has to work overtime when several people speak at once.

Kalıp ifadeler

be surrounded by chaos: her yanı düzensizlikle çevrili olmak

They're, they are ifadesinin kısaltmasıdır. Are surrounded by yapısında be ile surrounded, bir kişinin ya da şeyin her yanında insanlar, nesneler veya koşullar bulunduğunu anlatır. Burada chaos, onları çevreleyen ortam veya durum olarak sunulur. Chaos, düzenin ya da kontrolün büyük ölçüde kaybolması demektir. Her zaman tehlike anlamına gelmez; dağınık bir yeri, karışık bir etkinliği veya birçok şeyin ters gittiği bir durumu anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, grubun her yanının düzensizlikle çevrili olduğunu doğru biçimde anlatır?

  1. The group was surrounded by chaos after every plan changed at once.
  2. The group surrounded by chaos after every plan changed at once.
  3. Chaos was surrounded by the group after every plan changed at once.
Cevabı göster

The group was surrounded by chaos after every plan changed at once.

So, if you feel drained or exhausted at home, Kalıp ifadeler

2:55

Dolayısıyla, eğer evinizde tükenmiş veya bitkin hissediyorsanız,

it could be your clutter.

2:58

bunun nedeni dağınıklığınız olabilir.

Kalıp ifadeler

feel drained or exhausted: yoğun yorgunluğu anlatan ifadeler

feel drained or exhausted ifadesinde feel, kişinin durumunu anlatan sıfatları kendisine bağlayan bir fiildir. Bu ifade, birinin çok az enerjisinin kaldığını anlatır. Drained, stresin, bir etkinliğin veya ortamın enerjinizi sanki boşaltılmış gibi tükettiğini düşündürür. Exhausted ise bedensel ya da zihinsel yorgunluğun çok ileri düzeyde olduğunu vurgular. İkisi de tired kelimesinden daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümle, uzun ve stresli bir toplantının Priya'nın enerjisini tükettiğini doğal biçimde anlatır?

  1. Priya felt draining after the long, stressful meeting.
  2. Priya felt drain after the long, stressful meeting.
  3. Priya felt drained after the long, stressful meeting.
Cevabı göster

Priya felt drained after the long, stressful meeting.

I mean, we know that homily, clear space, clear mind. Deyimler

3:00

Yani, o atasözünü biliriz; temiz alan, berrak zihin.

Deyimler

clear space, clear mind: paralel yapılı özlü bir söz

Clear space, clear mind kısa ve atasözüne benzeyen bir ifadedir. Dağınık olmayan fiziksel bir alanla berrak ve sakin bir düşünme biçimini ilişkilendirir; birincinin ikinciyi destekleyebileceğini söyler, bunun kesinlikle gerçekleşeceğini iddia etmez. Sıfat ve isimden oluşan iki öbek aynı yapıyı kullanır ve ritim oluşturmak için clear kelimesini tekrarlar. Clear space içindeki clear, düzenli veya dağınıklıktan arınmış anlamına gelir; clear mind içindeyse dikkat dağıtan düşünceler olmadan net düşünebilmek demektir. Dengeli ifade, düşünceyi akılda kalıcı yapar.

Alıştırma

clear space, clear mind hangi düşünceyi ifade eder?

  1. Boş bir oda kimsenin düşünmediğini kanıtlar.
  2. Düzenli bir ortam daha net düşünmenize yardımcı olabilir.
  3. Şeffaf nesneler bir odayı daha aydınlık yapar.
Cevabı göster

Düzenli bir ortam daha net düşünmenize yardımcı olabilir.

And I promise you that when you clear away the stuff that has no purpose in your life, Öbek fiiller

3:03

Ve size söz veriyorum ki hayatınızda hiçbir amacı olmayan eşyaları ortadan kaldırdığınızda,

Öbek fiiller

clear away: eşyaları bulundukları yerden kaldırmak

Clear away, gereksiz olan veya yolu kapatan şeyleri kaldırıp bulundukları yerden uzaklaştırmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Bu cümlede stuff kişinin hayatından çıkarılır; away, şeylerin önceki yerinden uzaklaştığını vurgular. Nesne bir isimse clear away the toys veya clear the toys away denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: clear them away.

Alıştırma

Clear sözcüğünü, ifadeye “kullanılmış tabakları masadan kaldırmak” anlamını veren sözcükle tamamlayın: After lunch, please ____ the plates.

Cevabı göster

clear away

you will feel better, lighter, uplifted, energized.

3:09

kendinizi daha iyi, daha hafif, daha neşeli ve enerjik hissedeceksiniz.

In a cluttered room, our brains work overtime,

3:14

Dağınık bir odada beyinlerimiz fazladan mesai (work overtime) yapar,

meaning they work extra hard to make sense of the disorder, Kalıp ifadeler

3:17

yani bu düzensizliği anlamlandırmak için fazladan çok çalışırlar

Kalıp ifadeler

make sense of the disorder: kafa karıştıran şeyi anlamak

To make sense of something, kafa karıştırıcı, karmaşık veya düzensiz görünen bir şeyi anlamak demektir. Burada anlaşılmaya çalışılan şey the disorder olduğundan, fark ettikleri bilgiyi düzenlemek için daha çok çalışırlar. Kalıp make sense of + şey biçimindedir. “Anlam üretmek” demek değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın kafa karıştırıcı bir haritayı anlamaya çalıştığını belirtir?

  1. I'm trying to make sense of the confusing map.
  2. The confusing map makes sense to me.
  3. I'm trying to make sense the confusing map.
Cevabı göster

I'm trying to make sense of the confusing map.

leaving us exhausted.

3:20

ve bu da bizi bitkin düşürür.

Work overtime also often means work longer than your set hours.

3:22

Fazladan mesai (work overtime), aynı zamanda genellikle belirlenen saatlerden daha uzun çalışmak anlamına da gelir.

Getting rid of clutter makes us feel uplifted, cheerful, happy, and more positive. Kalıp ifadeler

3:26

Dağınıklıktan kurtulmak bizi canlanmış (uplifted), neşeli, mutlu ve daha pozitif hissettirir.

Kalıp ifadeler

Getting rid of clutter: get rid of kalıbı

Get rid of, istenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak veya artık ona sahip olmamak demektir. Getting rid of clutter, bir alanı dağınık gösteren eşyaları kaldırmak anlamına gelir; bunların çöpe mi atıldığını, bağışlandığını, satıldığını veya geri dönüştürüldüğünü belirtmez. Burada getting, get fiilinin -ing biçimidir. Getting rid of clutter ifadesinin tamamı makes fiilinin öznesidir. get rid of yapısını tek bir kalıp olarak öğrenin: get rid of + isim.

Alıştırma

'İstenmeyen bir şeyi ortadan kaldırmak' anlamındaki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to ____ these duplicate files.

Cevabı göster

get rid of

It sounds simple, doesn't it? Dilbilgisi

3:32

Kulağa basit geliyor, değil mi?

Dilbilgisi

It sounds simple, doesn't it?: uyumlu bir eklenti soru oluşturmak

It sounds simple olumlu bir cümledir. Olumsuz eklenti soru doesn't it?, dinleyiciyi bu değerlendirmeye katılmaya davet eder; burada bir karşıtlık veya zorluk belirtilmeden önce ortak bir görüş oluşturabilir. Eklenti soru, ana cümlenin öznesi ve fiiliyle uyumlu olmalıdır. Sounds, geniş zamanda kullanılan bir ana fiildir; bu yüzden does kullanılır. Ana cümle olumlu olduğu için eklenti soru genellikle olumsuzdur: doesn't it?

Alıştırma

Eklenti soruyu tamamlayın: The new plan sounds reasonable, ____?

Cevabı göster

doesn't it

And there's even an expression in English, clear space, clear mind.

3:33

İngilizcede de şöyle bir ifade var: clear space, clear mind.

So, why do many of us find it hard to throw stuff away, Dilbilgisi

3:38

Peki, neden birçoğumuz eşyaları atmakta zorlanırız,

even things we rarely use?

3:41

nadiren kullandığımız eşyaları bile?

Dilbilgisi

find it hard to: bir eylemi zor bulmak

Find it hard to do something, bir şeyi yapmanın zor olduğunu düşünmek veya hissetmek demektir. Burada find, “keşfetmek” değil, “... olarak görmek veya hissetmek” anlamındadır. Kalıp find + it + sıfat + to-infinitive şeklindedir. It, nesne yerini tutan geçici bir ögedir; cümledeki stuff sözcüğünü göstermez. Zor olarak değerlendirilen asıl eylem daha sonra gelir: to throw stuff away.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için find, it, hard ve to sözcüklerinin her birini bir kez kullanın: I ____ speak in front of the whole class.

Cevabı göster

find it hard to

One reason people put off decluttering is the time it takes. Öbek fiiller

3:43

İnsanların fazlalıklardan kurtulmayı ertelemelerinin bir nedeni, aldığı zamandır.

Öbek fiiller

people put off decluttering: bir faaliyeti ertelemek

Put off, “ertelemek” veya “geciktirmek” demektir. People put off decluttering ifadesinde insanlar eşya ayıklama işini sonraya bırakır; off burada “kapalı” anlamına gelmez. Put off sözcüklerinden sonra bir faaliyet geliyorsa -ing biçimi kullanılır: put off decluttering denir, put off to declutter denmez. Put off the meeting örneğindeki gibi bir isim de alabilir. Nesne bir zamirse iki parçanın arasına gelir: put it off.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için put off ve clean sözcüklerinin doğru biçimlerini kullanın: Leo knew his room needed cleaning, but he kept ____ it.

Cevabı göster

putting off cleaning

Plus, it can be emotionally disturbing deciding what to keep and what to throw away. Kelime

3:47

Ayrıca, neyi saklayıp neyi atacağına karar vermek duygusal olarak rahatsız edici olabilir.

Kelime

emotionally disturbing: duygusal huzursuzluk yaratmak

Bu cümlede emotionally disturbing, kararı vermenin kişide gerçek bir duygusal huzursuzluk yaratabileceği anlamına gelir. Disturbing, kararın yarattığı etkiyi anlatır; birinin sözünü ya da yaptığı işi bölmek anlamına gelmez. Emotionally, etkinin hangi alanda olduğunu gösterir. Bu ifade difficult kelimesinden daha güçlü ve daha özeldir: seçim üzüntüyü, kaygıyı veya acı veren anıları canlandırabilir.

Alıştırma

Güçlü duygusal huzursuzluk yaratan bir şeyi anlatmak için emotionally disturbing ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The documentary includes some emotionally disturbed scenes.
  2. The documentary includes some emotionally disturbing scenes.
  3. The documentary includes some emotional disturb scenes.
Cevabı göster

The documentary includes some emotionally disturbing scenes.

But don't worry,

3:52

Ancak endişelenmeyin,

says professional organizer and host of the Declutter Club podcast, Ingrid Jansen. Kelime

3:53

diyor profesyonel düzenleyici ve Declutter Club podcast'inin sunucusu Ingrid Jansen.

Kelime

professional organizer: profesyonel düzenleme uzmanı

Professional organizer, müşterilerin eşyalarını ayırmasına, odalarını veya çalışma alanlarını düzenlemesine ve kullanışlı depolama sistemleri kurmasına ücret karşılığında yardımcı olan kişidir. Burada bu ifade bir meslek adıdır. Ingrid Jansen'ın neden uzman olarak alıntılandığını gösterir; organizer burada ajanda veya saklama kutusu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede professional organizer ne anlama geliyor?

  1. Randevuları kaydetmek için kullanılan bir defter
  2. Küçük eşyaları saklamak için kullanılan bir kutu
  3. Müşterilerin alanlarını ve eşyalarını düzenlemesine ücret karşılığında yardımcı olan kişi
Cevabı göster

Müşterilerin alanlarını ve eşyalarını düzenlemesine ücret karşılığında yardımcı olan kişi

The answer is to go slow, Anlatım akışı

3:58

Cevap, yavaş ilerlemektir,

Anlatım akışı

The answer is to go slow: çözüm sunmak

“The answer is to...” ifadesi, anlatımı bir sorundan onu çözebilecek eyleme geçirir. Burada answer, bir soruya verilen yanıt değil “çözüm” demektir; ardından gelen to + fiil yapısı önerilen eylemi belirtir. “Go slow”, kontrollü ve adım adım ilerlemek demektir. Yalnızca bedeni yavaş hareket ettirmeyi değil, bir işi ele alış biçimini anlatır.

Alıştırma

go slow kullanarak sorundan çözüme geçen kalıbı tamamlayın: When a big job feels overwhelming, the answer is to ____.

Cevabı göster

go slow

as she explains here to BBC Radio 4's Woman's Hour.

4:00

diye açıklıyor kendisi BBC Radio 4'ün Woman's Hour programında.

You have to do decluttering slowly but surely, Kalıp ifadeler

4:04

Fazlalıklardan kurtulma işini yavaş ama emin adımlarla yapmalısınız,

Kalıp ifadeler

slowly but surely: zaman içinde istikrarlı ilerleme

“Slowly but surely”, ilerlemenin hızlı olmadığını ancak istikrarlı olduğunu ve başarıya ulaşma ihtimalinin yüksek olduğunu anlatır. but ile kurulan karşıtlık, ifadeye olumlu ve cesaretlendirici bir ton verir. Bu kalıplaşmış ifadede surely, ilerlemenin güvenilir olduğunu ve süreceğini belirtir; “elbette” anlamına gelmez. İfadenin tamamı, bir etkinliğin nasıl geliştiğini anlatan bir zarf grubu gibi çalışır.

Alıştırma

“Yavaş ama istikrarlı bir hızla” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle teşvik cümlesini tamamlayın: We're making progress ____.

Cevabı göster

slowly but surely

one drawer, one cupboard at a time. Kalıp ifadeler

4:08

her seferinde bir çekmece, bir dolap gibi.

Kalıp ifadeler

one drawer, one cupboard at a time: büyük bir işi küçük parçalara bölmek

Tekrarlanan one + isim yapısı büyük bir işi küçük parçalara ayırır: önce bir çekmece, sonra bir dolap. At a time, saatteki belirli bir zamanı değil, “her seferinde” veya “birer birer” anlamını taşır. Düzenli ilerlemeyi anlatmak için ismi değiştirebilirsin: one page at a time veya one step at a time.

Alıştırma

Hangi cümle aynı yöntemi, yani büyük bir işi küçük birimlere bölmeyi gösterir?

  1. Read one page at a time.
  2. Choose a time to start reading.
  3. Read every page at once.
Cevabı göster

Read one page at a time.

You can't go in all guns blazing. Deyimler

4:10

Bodoslama dalmamalısınız.

Deyimler

can't go in all guns blazing: saldırgan bir başlangıca karşı uyarı

Go in all guns blazing, bir şeye büyük bir güç, saldırganlık veya enerjiyle başlamayı anlatan gayriresmî bir benzetmedir. Buradaki guns gerçek anlamda değildir; kimsenin silah taşıması gerekmez. Can't ile kullanıldığında konuşan kişi fazla sert başlamama konusunda uyarır. Sakin başlayıp daha küçük adımlarla ilerlemenin daha iyi olabileceğini anlatır.

Alıştırma

Benzetmeli uyarıyı bu deyimle tamamla: Don't go in ____; ask a few questions first.

Cevabı göster

all guns blazing

You can't go in, that's what we hear all the time,

4:12

Öylece içeri dalıp başlayamazsınız, hep duyduğumuz şey budur:

this weekend, I'm going to sort out my whole room of doom. Notlar

4:14

bu hafta sonu tüm felaket odamı toparlayacağım.

Öbek fiiller

sort out: dağınıklığı giderip düzene koymak

Bu cümlede sort out, odadaki dağınıklığı giderip odayı düzenli hâle getirmek demektir. Odanın kendisini kategorilere ayırmak anlamına gelmez. Daha genel olarak sort out + isim, düzensiz, belirsiz veya sorunlu bir şeyi başarıyla ele alıp çözmek anlamına gelir. Yapılacak iş nesneye göre değişir: bir odayı toplamak, bir sorunu çözmek veya planları düzenlemek.

Alıştırma

“sort out my room” ifadesinde sort out ne anlama gelir?

  1. Hangi odanın kullanılacağını seçmek.
  2. Odanın kendisini kategorilere ayırmak.
  3. Dağınıklığı giderip odayı düzene koymak.
Cevabı göster

Dağınıklığı giderip odayı düzene koymak.

Deyimler

room of doom: kafiyeli ve mizahi bir abartı

Bu cümlede room of doom, son derece dağınık ve yüzleşmesi zor görünen bir oda için kullanılan eğlenceli ve abartılı bir lakaptır. Doom normalde felaket veya korkunç bir kader çağrıştırır, ancak burada gerçek bir felaket kastedilmez. Bu ifade standart bir oda türü veya kalıplaşmış bir deyim değildir. Odaya dramatik bir ad vererek sıkıntıyı şakaya dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede room of doom nasıl bir etki yaratır?

  1. Odanın ne kadar kötü ve dağınık göründüğünü mizahi biçimde abartır.
  2. Odada gerçek bir felaket yaşanacağını bildirir.
  3. Özel bir oda türünün resmî adını verir.
Cevabı göster

Odanın ne kadar kötü ve dağınık göründüğünü mizahi biçimde abartır.

And after 2 hours in, they will look around and go,

4:20

Ve 2 saat sonra etraflarına bakıp şöyle derler:

what have I done? Ton ve niyet

4:23

Ben ne yaptım?

Ton ve niyet

Şaşkınlık ve pişmanlık anlatan What have I done?

What have I done? biçim olarak bir sorudur, ancak burada esas olarak duygusal bir tepkidir. Konuşan kişi kötü bir sonuç görür ve yaptığı eylemlerin listesini istemek yerine şaşkınlık, pişmanlık ya da panik ifade eder. Present perfect yapıdaki have done, konuşan kişinin daha önce yaptığı eylemi şu anda görülen sonuca bağlar. Bu tür bir bağlamda soru, “İşleri nasıl bu hâle getirdim?” gibi bir anlama gelir.

Alıştırma

Leo yanlışlıkla bir rafı devirip dağınıklığı gördükten sonra“What have I done?” diyor. Bu söz büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Sakin bir şekilde tamamlanan görevlerin listesini ister.
  2. Başka birine bundan sonra ne yapması gerektiğini sorar.
  3. Şaşkındır ve sonuçtan pişmanlık duyar.
Cevabı göster

Şaşkındır ve sonuçtan pişmanlık duyar.

There's more chaos than there was before because they've bitten off too much that they can chew. Dilbilgisi

4:24

Eskisinden daha fazla kaos var çünkü boylarından büyük bir işe kalkıştılar.

Dilbilgisi

There's more ... than there was before: şimdiki durumla geçmişi karşılaştırmak

There's more chaos than there was before, there is + more + sayılamayan isim + than there was before kalıbını izler. Şu anda var olan bir şeyi ya da durumu, daha önceki aynı şey veya durumla karşılaştırır. Chaos sayılamayan bir isimdir; bu nedenle more chaos doğrudur, many chaos ise yanlıştır. Karşılaştırma yan cümlesindeki there was, there was chaos anlamına gelir; chaos zaten açık olduğu için kullanılmamıştır.

Alıştırma

Karşılaştırmayı tamamlamak için before kullanın ve there be yapısını geçmiş zamanda tekrarlayın: There is more traffic ____.

Cevabı göster

than there was before

When it comes to decluttering your home,

4:30

Evinizi dağınıklıktan arındırmak söz konusu olduğunda,

it's best to do things slowly but surely,

4:32

işleri yavaş ama emin adımlarla (slowly but surely) yapmak en iyisidir,

in a gradual but reliable way which will achieve the results you want.

4:35

istediğiniz sonuçlara ulaşmanızı sağlayacak kademeli ama güvenilir bir yolla.

It's a mistake to try to declutter everything all at once,

4:39

Her şeyi bir kerede toparlamaya çalışmak bir hatadır,

with all guns blazing,

4:43

tüm silahlarla ateş ederek (bodoslama / with all guns blazing),

an idiom meaning to do things dramatically,

4:45

dramatik bir şekilde,

with lots of energy and enthusiasm.

4:47

çok fazla enerji ve coşkuyla bir şeyler yapmak anlamına gelen bir deyimdir.

After an hour or two of this,

4:50

Bunun bir veya iki saatinin ardından,

decluttering becomes physically and emotionally exhausting.

4:51

dağınıklığı gidermek fiziksel ve duygusal olarak yorucu bir hal alır.

You may have bitten off more than you can chew, Deyimler

4:55

Boyunuzdan büyük işe kalkışmış olabilirsiniz (bitten off more than you can chew),

another idiom meaning to try doing something which is too difficult for you.

4:58

sizin için çok zor olan bir şeyi yapmaya çalışmak anlamına gelen başka bir deyimdir.

Deyimler

have bitten off more than you can chew: baş edebileceğinden fazlasını üstlenmek

Bite off more than you can chew deyimi, sahip olduğun zaman, beceri veya enerji için fazla zor ya da büyük bir görevi kabul etmek veya başlatmak anlamına gelir. Burada gerçekten yemek yemekten söz edilmez. Have bitten off more than you can chew yapısında bite, have sonrasında geçmiş zaman ortacı olan bitten biçimine dönüşür. May have ile konuşan kişi, bunun daha önce gerçekleşmiş ve şimdi sorun çıkarıyor olabileceğini temkinli biçimde tahmin eder.

Alıştırma

Hangi durum "She bit off more than she could chew" cümlesiyle en iyi anlatılır?

  1. Baş edebileceğinden daha fazla iş kabul etti.
  2. Zor bir görevi daha küçük parçalara ayırdı.
  3. İşini beklenenden daha erken bitirdi.
Cevabı göster

Baş edebileceğinden daha fazla iş kabul etti.

So, if you want to declutter without stress,

5:02

Yani, eğer stressiz bir şekilde fazlalıklardan kurtulmak istiyorsanız,

remember break the job down and go slow. Öbek fiiller

5:05

işi parçalara bölmeyi ve yavaş ilerlemeyi unutmayın.

Öbek fiiller

break the job down: büyük bir görevi küçük parçalara ayırmak

Break the job down, büyük veya karmaşık bir işi daha küçük ve kolay parçalara ayırmak anlamına gelir. Buradaki down, daha alçak bir yere doğru hareketi değil, bölmeyi anlatır. Bu anlamda break down ayrılabilen bir fiildir. Nesne isimse break the job down veya break down the job denebilir. Nesne zamirse ortaya yerleştirilir: break it down denir, break down it denmez.

Alıştırma

Break down ve it zamirini kullanarak öneriyi tamamlayın: If the task feels too big, ____ into smaller steps.

Cevabı göster

break it down

Right, it's time to reveal the answer to my question, Georgie.

5:08

Evet, sorumun cevabını açıklama zamanı, Georgie.

I asked you how many Instagram posts you can currently find under the hashtag declutter.

5:12

Sana şu anda #declutter hashtag'i altında kaç Instagram gönderisi bulabileceğini sormuştum.

I said B, 2.6 million.

5:17

B, 2,6 milyon dedim.

Well, you were correct.

5:19

Evet, haklıydın.

Well done.

5:20

Tebrikler.

Yay!

5:21

Yaşasın!

Okay, let's recap the vocabulary we've learned in this episode about clutter.

5:22

Tamam, bu bölümde dağınıklık (clutter) hakkında öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım.

Things we buy which fill up our homes in an untidy, disorganized way. Öbek fiiller

5:26

Satın aldığımız ve evlerimizi dağınık, düzensiz bir şekilde dolduran eşyalar.

Öbek fiiller

fill up our homes: kullanılabilir alanı doldurmak

Bu cümlede fill up our homes, satın aldığımız şeylerin gittikçe daha fazla yer kaplayarak evlerimizi tamamen doldurması veya çok sıkışık hâle getirmesi demektir. Fill up sonuca odaklanan bir öbek fiildir: up, kullanılabilir alanın sınırına ulaştığını veya yaklaştığını gösterir; yukarı doğru doldurmak anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, yalnızca bir şeyi bir yere koymak değil, geriye çok az boşluk kalacak kadar fazla alan kullanmaktır.

Alıştırma

Old boxes are starting to fill up our garage ne anlama gelir?

  1. Kutular daha yüksek bir rafa kaldırılıyor.
  2. Kutular garajdaki alanın giderek daha fazlasını kaplıyor.
  3. Kutular garajda düzenli bir şekilde yerleştiriliyor.
Cevabı göster

Kutular garajdaki alanın giderek daha fazlasını kaplıyor.

When something has to work overtime,

5:31

Bir şey fazladan mesai yapmak zorunda (work overtime) kaldığında,

it works extra hard using lots of energy.

5:33

çok fazla enerji kullanarak ekstra sıkı çalışır.

Work overtime also often means work longer than your set hours.

5:36

Fazladan mesai (work overtime) genellikle belirlenen saatlerden daha uzun çalışmak anlamına da gelir.

The adjective uplifted means feeling cheerful, happy, and optimistic. Kelime

5:40

'Uplifted' sıfatı neşeli, mutlu ve iyimser hissetmek anlamına gelir.

Kelime

uplifted: cesaret aldıktan sonra neşeli ve umutlu

Burada uplifted, duygusal bir durumu anlatan sıfattır. Kendini uplifted hisseden biri, bir şey onu cesaretlendirdiği veya ona ilham verdiği için daha neşeli, umutlu ve iyimser hâle gelmiştir. Bu sözcük, ruh hâlini daha düşük veya sıradan bir düzeyden yükselmiş gibi sunar. Bu cümlede anlam duygusaldır; fiziksel olarak yukarı kaldırılmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede uplifted, duygusal olarak cesaretlendirilmiş anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The empty chair felt uplifted and optimistic.
  2. The hopeful speech left everyone feeling uplifted.
  3. The suitcase was uplifted about the holiday.
Cevabı göster

The hopeful speech left everyone feeling uplifted.

If you do something slowly but surely,

5:44

Eğer bir şeyi yavaş ama emin adımlarla (slowly but surely) yaparsanız,

you do it in a gradual but reliable way which will achieve the result you want.

5:47

istediğiniz sonucu elde edeceğiniz kademeli ama güvenilir bir şekilde yaparsınız.

The idiom with all guns blazing describes doing things with lots of energy and enthusiasm.

5:51

'With all guns blazing' deyimi bir şeyleri çok fazla enerji ve coşkuyla yapmayı tanımlar.

And finally, if you bite off more than you can chew,

5:57

Ve son olarak, boyunuzdan büyük bir işe kalkışırsanız (bite off more than you can chew),

you try to do something which is too difficult for you.

6:00

sizin için çok zor olan bir şeyi yapmaya çalışıyorsunuz demektir.

Once again, our 6 minutes are up,

6:03

Bir kez daha 6 dakikamız doldu,

but why not head over to our website bbclearningenglish.com to try the quiz for this episode. Ton ve niyet

6:05

ama neden bu bölümün testini çözmek için bbclearningenglish.com web sitemize gitmiyorsunuz?

Ton ve niyet

why not head over: samimi bir öneride bulunmak

Why not + fiilin yalın hâli, hafif ve samimi bir öneri sunar. Burada why not gerçekten bir neden sormaz; yaklaşık olarak “... yapmaya ne dersin?” anlamına gelir. Head over to, bir yere “gitmek” demektir. Buradaki gibi bir web sitesini veya sayfayı ziyaret etmek için de kullanılabilir. why not head over to our website ifadesinin tamamı, dinleyiciyi emir verir gibi görünmeden bir sonraki adımı atmaya davet eder.

Alıştırma

Samimi öneriyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ to the science museum this weekend?

Cevabı göster

Why not head over

Good luck decluttering and see you again soon.

6:11

Fazlalıklardan kurtulmada iyi şanslar, yakında tekrar görüşmek üzere.

Goodbye.

6:13

Hoşça kalın.

Bye.

6:14

Görüşürüz.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:15

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.