Hitler'e karşı gizli öğrenci direnişi - Iseult Gillespie: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Nazi ideolojik eğitimi altında yaşayan Hans ve Sophie Scholl’un Beyaz Gül’e katılmasına, gizlice Nazi karşıtı bildiriler dağıtmasına ve direnişlerinin başkalarını uyandıracağı umuduyla idamla yüzleşmesine uzanan süreci anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. raining tens of thousands of leaflets on people below. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Öğrenci, rain fiilinin yalnızca hava durumunu değil, çok büyük miktarda nesnenin yağmur gibi düşmesini de mecazen anlatabildiğini kavrar. Böylece Müttefik uçaklarının Alman yerleşimlerini bildirilerle kapladığı sahneyi canlı biçimde zihninde canlandırır ve ifadeyi gerçek yağmurla karıştırmaz. 2. but it was not until she discovered evidence in Hans's room that — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Öğrenci, it was not until ... that ... yapısının gecikmiş bir farkına varışı vurguladığını tanır. Bu kalıbı bir keşfin, kararın ya da değişimin ancak belirli bir olaydan sonra gerçekleştiğini öne çıkarmak için kullanabilir. 3. are awakened and stirred to action?" — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Öğrenci, stir someone to action ifadesini ahlaki veya siyasi harekete geçirme dili olarak yorumlar. awakened and stirred to action edilgen birleşimini kullanarak bir mesajın insanlara sorunu fark ettirip onları somut bir karşılık vermeye yönelttiğini anlatabilir.
Bu derste
In 1943, Allied aircraft swooped over Nazi Germany,
0:061943'te, Müttefik uçakları Nazi Almanyası'nın üzerinde süzüldü
raining tens of thousands of leaflets on people below. Deyimler
0:10ve aşağıdaki insanların üzerine on binlerce bildiri yağdırdı.
Yağmur mecazı olarak raining tens of thousands of leaflets on people below
Burada rain, geçişli bir fiil olarak mecazi anlamda kullanılmıştır. On binlerce broşürü yağmur damlaları gibi yukarıdan düşerken canlandırır; miktarı, aşağı yönlü hareketi ve geniş alana yayılmayı vurgular. Hava durumunu anlatmaz. rain + nesne + on + hedef kalıbı, nesnelerin veya saldırıların büyük miktarda yukarıdan bir kişinin ya da yerin üzerine gelmesini anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede raining tens of thousands of leaflets on people below ne anlama geliyor?
- Uçaklar insanların üzerinde şiddetli yağmurun içinden uçuyordu.
- Uçaklar aşağıdaki insanların üzerine çok büyük miktarda broşür bırakıyordu.
- Broşürler insanları yağmur yağacağı konusunda uyarıyordu.
Cevabı göster
Uçaklar aşağıdaki insanların üzerine çok büyük miktarda broşür bırakıyordu.
Written by anonymous Germans, the leaflets urged readers to renounce Hitler, Notlar
0:14İsimsiz Almanlar tarafından yazılan bildiriler, okuyucuları Hitler'i reddetmeye,
Kısaltılmış edilgen yan cümle olarak Written by anonymous Germans
Written by anonymous Germans, the leaflets ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacı yan cümlesidir. Edilgen anlam taşır ve which were written by anonymous Germans biçiminde genişletilebilir. Ana fiil değildir. Ana cümle the leaflets urged readers... şeklindedir ve fiili urged'dür. Kısaltılmış yan cümlenin başta kullanılması, ana ifadeden önce broşürlerin kaynağını kısa bir arka plan bilgisi olarak verir.
Alıştırma
Kısaltılmış edilgen yan cümleyi design fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: ____ by local engineers, the bridge can withstand strong winds.
Cevabı göster
Designed
to fight furiously for the future, and to never give up hope. Kalıp ifadeler
0:18gelecek için öfkeyle savaşmaya ve umutlarından asla vazgeçmemeye çağırıyordu.
urged readers to renounce: urge + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı
Urge someone to do something, bir kişiyi harekete geçmesi için güçlü biçimde teşvik etmek ya da ona baskı yapmak anlamına gelir. Burada bildiriler okuyucuları renounce Hitler eylemine çağırır; bu, Hitler'i reddetmek ve ona verilen desteği çekmek demektir. Kalıp urge + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Readers teşvik edilen kişileri, to renounce ise istenen eylemi belirtir.
Alıştırma
Yetkililerin kampçılara ayrılmaları için güçlü biçimde çağrıda bulunduğunu urge fiilinin geçmiş zamanıyla ifade edin: Because of the wildfire, officials ____ immediately.
Cevabı göster
urged the campers to leave
to never give up hope: give up hope sabit ifadesi
Give up hope, iyi bir sonucun hâlâ mümkün olduğuna inanmayı bırakmak anlamına gelir. To never give up hope içinde never bütün ifadeyi olumsuzlar; dolayısıyla mesaj, çok zor bir durumda bile inanmaya devam etmektir. Bu ifadede give up, bir şeye tutunmayı veya onun peşinden gitmeyi bırakmak anlamındaki bir öbek fiildir. Başka bir kişiye umut vermek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi give up hope sabit ifadesiyle tamamlayın: Even after weeks of setbacks, the team refused to ____.
Cevabı göster
give up hope
Their call to action rippled through homes and businesses, Notlar
0:22Onların eylem çağrısı evlerde ve iş yerlerinde dalga dalga yayıldı,
call to action: harekete geçmeye yönelten mesaj
Call to action, hedef kitleyi belirli bir şey yapmaya yönelten mesaj ya da ifadedir. Buradaki call, telefon araması değil, “çağrı” anlamındadır. Bu cümlede isim öbeği, yayılmakta olan mesaja ad verir. Aktarılabilir temel fikir amaçtır: İnsanları yalnızca dinlemekten veya okumaktan çıkarıp harekete geçirmek üzere tasarlanan bilgi bir call to action olur.
Alıştırma
Cümleyi hedef kitleyi harekete geçmeye yönelten mesajı belirten kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The final paragraph includes a clear ____: contact your representative today.
Cevabı göster
call to action
rippled through: dalgalar gibi dışa yayılmak
Rippled through, su üzerindeki dalgaların yayılma görüntüsünü mecaz olarak kullanır. Burada eylem çağrısının evlere ve iş yerlerine ulaşarak bir bölümü diğerinin ardından etkilediğini anlatır; gerçek anlamda sudan söz edilmez. something ripples through a place, group, or system kalıbı; haberleri, duyguları, kararları ya da sonuçları dışa doğru yayılan ve çoğu zaman bir dizi tepki doğuran şeyler olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “dalgalar gibi dışa doğru yayılmak” anlamındaki mecaz ifadeyle tamamlayın: News that the local hospital would close ____ the town.
Cevabı göster
rippled through
and news of their message even reached concentration camps and prisons.
0:25ve mesajlarının haberleri toplama kamplarına ve hapishanelere bile ulaştı.
It was only after ... that ... ile gecikmiş zamanı vurgulama
It was only after ... that ... bir it-cleft vurgu yapısıdır ve only after the war had ended zaman öbeğini odağa taşır. Bilgilerin daha önce değil, savaş sona erdikten sonra ortaya çıktığını anlatır. Burada It was ... that vurgu çerçevesidir. That, “şu şey” anlamına gelmez; the authors' identities, stories, and tragic fate would come to light biçimindeki asıl mesajı başlatır. Daha az vurgulu sıra The authors' identities, stories, and tragic fate would come to light only after the war had ended. olur.
Alıştırma
It was only after ... that ... hedef yapısını tamamlayın: ____ the audit had finished ____ the team understood the error.
Cevabı göster
It was only after · that
would come to light: gizli bilginin ortaya çıkması
Come to light, gizli, bilinmeyen veya fark edilmemiş bir bilginin sonradan bilinmesi ya da keşfedilmesi demektir. Bu cümlede yazarların kimlikleri, hikâyeleri ve trajik kaderleri daha sonra bilinir hâle gelecek bilgilerdir; hiçbir şey gerçek anlamda ışığın içine hareket etmez. Would, bu keşfi geçmişteki bir anlatım noktasından bakıldığında daha sonra gerçekleşecek bir olay olarak sunar: after the war, the information would come to light. Yeniden kullanılabilir kalıp information/facts/evidence + come to light biçimindedir.
Alıştırma
Daha önce gizli olan kanıtın kendisinin bilinir hâle geldiğini, ancak onu neyin ortaya çıkardığını belirtmediğini anlatan cümle hangisidir?
- The review shed light on the new evidence.
- The review brought new evidence to light.
- New evidence came to light during the review.
Cevabı göster
New evidence came to light during the review.
When Hitler seized power 10 years earlier, Kalıp ifadeler
0:38Hitler 10 yıl önce iktidarı ele geçirdiğinde,
seize power: siyasi denetimi zorla ele geçirmek
Seize power ifadesindeki seize, siyasi denetimi aniden veya zorla ele geçirmek anlamına gelir. Buradaki power, fiziksel güç ya da elektrik değil, yönetme yetkisidir. Bu ifade, değişimi olağan bir yetki devrinden çok saldırgan bir iktidar ele geçirme olarak sunar. Bu cümlede Hitler'in Almanya'nın denetimini kazanmasındaki zorlayıcı niteliği vurgular.
Alıştırma
Cümleyi siyasi denetimi zorla ele geçirmek anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the coup, the generals ____.
Cevabı göster
seized power
Hans and Sophie Scholl were teenagers in the town of Forchtenberg.
0:40Hans ve Sophie Scholl, Forchtenberg kasabasında yaşayan ergenlik çağında iki gençti.
kept all aspects of life for the Scholl family Dilbilgisi
0:47Scholl ailesinin hayatının her yönünü
and millions of other Germans under Nazi control.
0:50ve diğer milyonlarca Alman'ı Nazi kontrolü altında tutuyordu.
kept ... under Nazi control: keep + nesne + durum tümleci
Burada kept, keep + nesne + durum tümleci kalıbını izler. Tam nesne all aspects of life for the Scholl family and millions of other Germans, tümleç ise under Nazi control bölümüdür. Bu kalıpta keep, yalnızca sahip olmak değil, bir durumda kalmasını sağlamak anlamına gelir. Nesne uzun olsa da tek bir birimdir. Böyle bir cümleyi okurken önce keep sonrasındaki tam nesneyi belirleyin, ardından devam eden durumu adlandıran ifadeyi nesnenin ilerisinde arayın.
Alıştırma
Cümleyi keep + nesne + under control kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: A calm leader ____ the situation ____ during the emergency.
Cevabı göster
kept · under control
setting up institutions to regulate their behavior and police their thoughts. Notlar
0:56davranışlarını düzenlemek ve düşüncelerini denetlemek için kurumlar kurdu.
setting up institutions: “kurmak” anlamındaki set up
Burada set up, “bir şeyi çalışabilir duruma gelecek şekilde kurmak veya oluşturmak” anlamındadır. Nesnesi institutions olduğu için ifade, bir şeyi fiziksel olarak daha yüksek bir yere koymayı değil, kuruluşlar oluşturmayı anlatır. Setting up institutions, -ing biçiminde bir ortaç yan cümlesidir. Hükûmetin gençleri hedef alma sürecinde ne yaptığını ekler: onları düzenleyip denetleyecek kurumlar oluşturmuştur.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “kurmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The town plans to ____ an independent youth council next year.
Cevabı göster
set up
police their thoughts: fiil olarak police
Bu cümlede police, “kuralları uygulayarak izlemek ve kontrol etmek” anlamında bir fiildir. Police their thoughts, insanların ne düşünebileceğini kontrol etmeye çalışmak demektir; burada police, polis memurlarını belirten bir isim değildir. Police fiilini thoughts gibi soyut bir nesneyle kullanmak, düzeni sağlama fikrini kişinin iç dünyasına kadar genişletir. Bu nedenle ifade güçlü bir eleştiri taşır ve müdahaleci, baskıcı bir denetime işaret eder.
Alıştırma
Özgün cümlede police their thoughts ifadesindeki police fiili ne anlama gelir?
- insanların fikirlerini polis memurlarına bildirmek
- insanların düşüncelerini fiziksel tehlikeden korumak
- insanların ne düşünebileceğini izlemek ve kontrol etmek
Cevabı göster
insanların ne düşünebileceğini izlemek ve kontrol etmek
Hitler Youth: bir Nazi gençlik örgütü
Hitler Youth, Nazi rejimi tarafından yönetilen ve özellikle erkek çocuklara yönelik olan bir gençlik örgütünün standart İngilizce adıdır. a member of the Hitler Youth ifadesinde büyük harfle yazılan sözcükler, genel olarak gençleri değil, belirli bir kurumu adlandırır. Bu özel adı tanımak, Hans'ın gençlik deneyiminin sıradan bir gençlik kulübünden ziyade rejim kontrolündeki bir örgüte resmî üyelik içerdiğini gösterir.
Alıştırma
Bu tarihî cümlede Hitler Youth neyi ifade ediyor?
- Tesadüfen Hitler'i destekleyen gençler
- Özellikle erkek çocuklara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
- Sıradan bir okul gençlik kulübü
Cevabı göster
Özellikle erkek çocuklara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
League of German Girls: kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
League of German Girls, kızlara yönelik Nazi gençlik örgütünün standart İngilizce adıdır. Sophie joined the League of German Girls cümlesinde tamamı büyük harflerle başlayan bu ifade, Alman kızları genel biçimde tanımlamak yerine belirli bir kurumun adını verir. Hitler Youth ile yan yana kullanılması, Sophie'nin gençlik deneyiminin de rejim kontrolündeki bir gençlik yapısıyla bağlantılı olduğunu gösterir. Bu, sıradan bir kız kulübü değildi.
Alıştırma
Bu cümlede League of German Girls ne anlama geliyor?
- Almanya'daki tüm kızlar için kullanılan genel bir ifade
- Alman kız öğrencilerin kurduğu gayriresmî bir kulüp
- Kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
Cevabı göster
Kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
and oversaw the training and indoctrination of other young people. Kelime
1:08ve diğer gençlerin eğitimi ve beyinlerinin yıkanmasını denetledi.
rose through the ranks: bir kuruluşta kademeli olarak yükselmek
Rose through the ranks, rise through the ranks ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Hiyerarşik bir kuruluşta alt konumlardan daha yüksek konumlara kademeli olarak yükselmek anlamına gelir. Burada ranks, insan sıralarını değil, hiyerarşideki düzeyleri veya konumları anlatır. İfade, tek seferlik bir atamadan çok adım adım yükselme sürecini vurgular.
Alıştırma
Bir kuruluşta kademeli olarak yükselme anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Starting as a junior analyst, Elena ____ and eventually became a vice president.
Cevabı göster
rose through the ranks
training and indoctrination: beceri geliştirme ile ideolojik kontrol arasındaki fark
Training and indoctrination ifadesindeki iki isim, gençler üzerinde iki farklı etki türünü anlatır. Training beceri veya davranış geliştirirken indoctrination, bir inanç ya da ideolojinin sorgulanmadan kabul edilmesini dayatır. Bu iki sözcüğün birlikte kullanılması, faaliyetin hem uygulamalı hazırlığı hem de insanların düşünme biçimini şekillendirmeyi içerdiğini gösterir. Indoctrination, training'den farklı olarak genellikle olumsuz bir yargı taşır.
Alıştırma
Hangi durum sıradan training yerine en iyi indoctrination olarak tanımlanır?
- Bir örgüt, yeni üyelerin kendi ideolojisini sorgulamadan kabul etmesini ister.
- Bir antrenör sporculara yeni ekipmanı güvenli biçimde kullanmayı öğretir.
- Bir teknisyen çalışanlara yeni bir yazılımı nasıl kullanacaklarını gösterir.
Cevabı göster
Bir örgüt, yeni üyelerin kendi ideolojisini sorgulamadan kabul etmesini ister.
he was chosen to carry the flag at a national rally.
1:13ulusal bir mitingde bayrağı taşımak üzere seçildi.
But when he witnessed the zeal of Nazi rhetoric,
1:17Ancak Nazi söyleminin fanatizmine tanık olduğunda,
question it: question fiilini şüphe etmek veya sorgulamak anlamında kullanmak
question it ifadesinde question, bir şeyin doğru, makul ya da haklı olup olmadığından şüphe etmek veya onu sorgulamak anlamına gelen bir fiildir. Ona soru sormak anlamına gelmez. Buradaki it, daha önce sözü edilen Nazi söylemine gönderme yapar. question + isim veya zamir yapısı, bir fikri kabul etmekten onu eleştirel biçimde incelemeye geçişi sık sık gösterir.
Alıştırma
He began to question it cümlesinde question ne anlama gelir?
- ondan bilgi vermesini istemek
- onu soru biçiminde tekrarlamak
- ondan şüphe etmek veya onu sorgulamak
Cevabı göster
ondan şüphe etmek veya onu sorgulamak
Sophie was also starting to doubt the information she was being fed. Deyimler
1:23Sophie de kendisine verilen bilgilerden şüphe duymaya başlamıştı.
information she was being fed: bilginin pasif biçimde alınmasını anlatan mecaz
information she was being fed ifadesinde fed mecazidir. Bilgi almak, kendisine yiyecek verilmesine benzetilir: bilgiyi başkaları sağlarken o bunu alan pasif konumdadır. she was being fed ilgi cümleciği information sözcüğünü niteler. Was being fed geçmişte devam eden edilgen bir yapıdır ve bilgi sağlama eylemini o sırada sürmekte olan bir süreç olarak gösterir. Propaganda veya yanlış bilgi bağlamlarında bu mecaz, kaynağın onun aldığı bilgileri seçtiğini ya da kontrol ettiğini de düşündürebilir.
Alıştırma
Bilgiyi yiyeceğe benzeten mecazla cümleyi tamamlayın: The investigators discovered that they had been ____ false data.
Cevabı göster
fed
losing their children to Nazi ideology: güçlü bir etkiye birini kaptırmak
Bu cümlede losing their children to Nazi ideology, Nazi inançlarının çocukları ailenin değerlerinden ve etkisinden uzaklaştırmasından korkmak anlamına gelir. Çocukların fiziksel olarak kaybolması kastedilmez. lose + someone + to + bir güç veya neden yapısı, o gücü kişiyi alıp götüren unsur olarak gösterir. Buradaki kayıp ilişki veya düşünce düzeyindedir; başka bağlamlarda aynı yapı ölüm anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Özgün cümlede losing their children to Nazi ideology ne anlama geliyor?
- Çocuklarının siyasi bir toplantıda gerçekten kaybolduğundan korkuyorlardı.
- Çocuklarının Nazi ideolojisini daha yakından incelemesini istiyorlardı.
- Nazi inançlarının çocuklarını eski değerlerinden uzaklaştırmasından korkuyorlardı.
Cevabı göster
Nazi inançlarının çocuklarını eski değerlerinden uzaklaştırmasından korkuyorlardı.
encouraged these misgivings: kaygılı kuşkuları desteklemek
Misgivings, bir şeyin yanlış olabileceğini düşündüren huzursuz edici kuşku veya kaygılardır. Buradaki these, çocukların Nazi fikirleri hakkındaki kuşkularını belirtir. Encouraged these misgivings, ebeveynlerin çocukların kaygılarını bastırmak yerine bu fikirleri sorgulamayı sürdürmelerini desteklediği anlamına gelir. Burada encourage zaten var olan kuşkular üzerinde etkilidir; ifadenin bir şeyi yanlış biçimde vermekle ilgisi yoktur.
Alıştırma
Hangi cümle, bir karar hakkındaki kaygılı kuşkuları anlatmak için misgivings sözcüğünü doğal biçimde kullanıyor?
- She had serious misgivings about signing the agreement.
- She had serious misgivings to sign the agreement.
- She was misgivings about signing the agreement.
Cevabı göster
She had serious misgivings about signing the agreement.
Robert and Magdalena listened to foreign radio stations Dilbilgisi
1:35Robert ve Magdalena, hükümetin önce caydırdığı ve daha sonra yasakladığı
foreign radio stations the government ... banned: atılmış nesne görevli ilgi zamiri
foreign radio stations ifadesinden sonra gelen the government first discouraged and later banned, stations sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Tam biçimde that ya da which bulunabilir: foreign radio stations that/which the government first discouraged and later banned. İlgi zamiri, discouraged ve banned fiillerinin ortak nesnesidir; bu nedenle atılabilir. The government ilgi yan cümlesinin öznesidir, yeni bir ana cümlenin başlangıcı değildir. “İsim + özne + fiil” dizilimi gördüğünüzde ikinci kısmın önceki ismi belirleyip belirlemediğine bakın.
Alıştırma
Cümlede “the government first discouraged and later banned” hangi bölümü niteler?
- the government
- Robert and Magdalena
- foreign radio stations
Cevabı göster
foreign radio stations
While the government churned out national broadcasts Öbek fiiller
1:42Hükümet Nazi zulmünü inkar eden
churned out national broadcasts: büyük ölçekli, mekanik üretim
churned out national broadcasts ifadesinde churned out, yayınların hızlı, tekrar tekrar ve büyük miktarlarda üretilip yayımlandığını belirtir. Bu öbek fiil, özenli bir üretimden çok montaj hattını andıran bir süreci çağrıştırır. Burada hükümetin propaganda üretimine eleştirel bir ton katar. Churn fiilinin gerçek anlamındaki çalkalama eylemini anlatmaz ve yalnızca bir yayını yayınlamak ya da dinlemekten daha fazlasını ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümlede churn out, “hızla büyük miktarda üretmek” şeklindeki yaygın eleştirel anlamıyla kullanılmıştır?
- The editor carefully develops one major article each year.
- The website churns out dozens of low-quality articles every day.
- The audience listens to a weekly radio program.
Cevabı göster
The website churns out dozens of low-quality articles every day.
denied Nazi atrocities: ağır vahşetin yaşandığını inkâr etmek
denied Nazi atrocities ifadesinde deny, birinin doğru olmadığını öne sürdüğü olayı ya da gerçeği adlandıran bir isim öbeği alır. Yayınlar Nazi vahşetini sanki hiç yaşanmamış veya gerçek değilmiş gibi gösteriyordu; deny burada bir şeyi yapmayı reddetmek anlamına gelmez. Atrocities, özellikle savaş, kitlesel zulüm veya ağır insan hakları ihlalleri bağlamındaki son derece acımasız eylemleri anlatır. Resmî ve güçlü biçimde kınayıcıdır; bu yüzden bad things ifadesinden çok daha güçlüdür ve geniş anlamlı violence sözcüğüne göre vahşetin ağırlığını daha açık belirtir.
Alıştırma
Cümlede denied Nazi atrocities ne anlama geliyor?
- Nazi vahşeti işlemeyi reddediyorlardı
- Nazi vahşetinin yaşanmadığını veya gerçek olmadığını söylüyorlardı
- Nazi vahşetinin ayrıntılarını bildiriyorlardı
Cevabı göster
Nazi vahşetinin yaşanmadığını veya gerçek olmadığını söylüyorlardı
And yet they were still subject to the rules of life in Hitler's Germany. Notlar
1:49Yine de, Hitler Almanyası'ndaki hayatın kurallarına hala tabiydiler.
And yet: beklenmedik bir karşıtlık sunmak
And yet, dinleyiciye sıradaki gerçeğin önceki gerçeğin normalde oluşturacağı beklentiyle çeliştiğini anlatır. And anlatıyı sürdürürken yet dönüşü işaretler; bütün ifade buna rağmen veya yine de anlamına yakındır. Burada sarsıcı gerçekleri öğrenmeleri, Scholl kardeşlerin özgürce hareket edebileceğini veya sistemden kaçabileceğini düşündürebilir. And yet, onların kurallara bağlı kalmaya devam etmesini şaşırtıcı bir karşıtlık olarak anlamamızı sağlayacak biçimde bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Karşıtlığı en iyi tamamlayan bağlacı seçin: The team prepared carefully. ____, the plan still failed.
- And so
- And yet
- For example
Cevabı göster
And yet
still subject to the rules: uygulanmaya devam eden kurallar
Be subject to + bir kural, yasa veya koşul, bunun bir kişiye uygulandığını ve kişinin yapabileceklerini sınırladığını ya da düzenlediğini belirtir. Burada were subject to the rules, onlara bir defalık bir eylem uygulanmasını değil, bu kuralların altında devam eden durumlarını anlatır. Still, dinleyicinin aksini beklemesine yol açabilecek durumlara rağmen bunun değişmeden kaldığını vurgular. Bu ifadede subject bir sıfattır; okul dersi veya konuşma konusu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Even temporary workers are ____ the same safety rules.
Cevabı göster
subject to
and Hans had to take on army duties Öbek fiiller
1:58ve Hans, Münih'te tıp fakültesine devam ederken
had to take on army duties: gerekli sorumlulukları üstlenmek zorunda olmak
Take on duties, görevleri kabul etmek veya bu görevlerin sorumluluğunu üstlenmeye başlamak demektir. Bu cümlede army görevlerin türünü belirtir; had to ise bu sorumluluğun özgür bir seçim değil, bir zorunluluk olduğunu gösterir. Burada take on bir öbek fiildir; take sözcüğü fiziksel olarak bir şeyi alma anlamında değildir. Bu kalıp take on responsibilities, extra work, a task ve a role ile de doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki öbek fiille tamamlayın: When two coworkers left, Sam had to ____ extra duties.
Cevabı göster
take on
“while attending medical school”: kısaltılmış while zaman cümleciği
“while attending medical school” ifadesinde while bir zaman yan cümleciği başlatır. Bu, “while he was attending medical school” biçiminin kısaltılmış hâlidir: eylemin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle, yani Hans’la aynı olduğu için özne ve was çıkarılır. while + -ing yapısı, bir eylemi ana eylemle aynı anda gerçekleşen arka plan eylemi olarak sunar. Eksik görünen özne ana cümleden anlaşılır; dolayısıyla bu ifade yanlışlıkla eksik bırakılmış değildir.
Alıştırma
attend fiilini kısaltılmış while yan cümleciği biçiminde kullanın: While ____ medical school, Maya worked at a clinic.
Cevabı göster
attending
each grew more sickened by Nazi ideology. Dilbilgisi
2:09her biri Nazi ideolojisinden daha fazla iğrenmeye başladı.
“grew more sickened by”: duygusal durumun giderek değişmesi
“grew more sickened by” ifadesindeki grew, fiziksel olarak büyümek değil, “giderek ... hâle gelmek” anlamında bir bağ fiilidir. Each sözcüğünü değişen durum olan more sickened ile bağlar. Sickened by, bir şey yüzünden güçlü bir tiksinti veya ahlaki tepki hissetmek demektir; more ise bu duygunun şiddetlendiğini gösterir. Each, gruptaki her kişinin bu değişimi ayrı ayrı yaşadığını belirtir.
Alıştırma
Bu bağlamda “each grew more sickened by Nazi ideology” ne anlama gelir?
- Her kişi Nazi ideolojisi yüzünden fiziksel olarak büyüdü.
- Her kişi Nazi ideolojisinden bir hastalık kaptı.
- Her kişi Nazi ideolojisine karşı giderek daha güçlü bir tiksinti hissetti.
Cevabı göster
Her kişi Nazi ideolojisine karşı giderek daha güçlü bir tiksinti hissetti.
How could they ... when ...?: retorik soruyla bir engeli sunmak
Burada how could they spread them when ...? basitçe bir yöntem soran soru değil, retorik bir sorudur. Bir çatışmayı ortaya koyar: Görüşlerini paylaşmak istiyorlardı, ancak kime güveneceklerini bilmemeleri bunu güvensiz veya neredeyse imkânsız gösteriyordu. How could someone do X when Y? kalıbında when yan cümlesi, X’i düşünmeyi zorlaştıran engeli verir. Burada them, their views ifadesine gönderme yapar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan sorunun temel işlevi nedir?
- Nasıl yayın yapılacağına ilişkin adım adım talimat ister.
- Görüşlerini zaten güvenli bir şekilde paylaştıklarını söyler.
- Kime güvenileceğini bilmemeyi, görüşleri yaymanın önündeki engel olarak sunar.
Cevabı göster
Kime güvenileceğini bilmemeyi, görüşleri yaymanın önündeki engel olarak sunar.
the friends decided to rebel anonymously.
2:19arkadaşlar isimsiz olarak isyan etmeye karar verdiler.
And so: nedenden sonuca geçiş
Cümlenin başında And so, “bunun sonucunda” veya “bu nedenle” anlamına gelir. Arkadaşların kararının hemen önce anlatılan sorundan kaynaklandığını dinleyiciye bildirir. Bu bağlayıcı, hikâyeyi neden → sonuç şeklinde düzenler: Önceki durum bir sonraki eylemi açıklar. And önceki cümleden geçişi akıcı hâle getirirken so sonucu işaretler.
Alıştırma
Okulun kapanmasını açıkça bir sonuç olarak sunan bağlayıcıyı seçin: The roads were flooded. ____, the school closed for the day.
- And so
- Meanwhile
- And then
Cevabı göster
And so
They pooled their money and bought printing materials. Kalıp ifadeler
2:22Paralarını birleştirip baskı malzemeleri aldılar.
They pooled their money: ortak bir amaç için fonları bir araya getirmek
They pooled their money ifadesinde pool, birkaç kişinin sahip olduğu parayı ortak bir amaç için kullanmak üzere bir araya getirmesi anlamına gelen bir fiildir. İfade, ortak katkıyı ve birlikte hareket etmeyi vurgular. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp pool + kaynak biçimindedir. pool money, pool funds, pool resources, pool data ve pool knowledge yaygın kullanımlardır.
Alıştırma
Cümleyi pool their money ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The club members ____ to rent a bus.
Cevabı göster
pooled their money
An acquaintance let them use a cellar under his studio. Dilbilgisi
2:25Bir tanıdıkları, stüdyosunun altındaki bir mahzeni kullanmalarına izin verdi.
let them use: let + nesne + fiilin yalın hâli
let them use ifadesinde let, onlara izin verildiği anlamına gelir. Them, izin alan kişileri gösteren nesnedir; use ise fiilin yalın hâlidir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp let + nesne + fiilin yalın hâli, yani let someone do something biçimindedir. let sonrasında fiilden önce to kullanılmaz.
Alıştırma
Parantez içindeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The coach let us ____ the field after practice. (use)
Cevabı göster
use
mysterious anti-Nazi leaflets began appearing all over Munich.
2:33gizemli anti-Nazi bildirileri Münih'in her yerinde ortaya çıkmaya başladı.
Bildirilerdeki imza olarak “The White Rose”
Bu tarihsel bağlamda The White Rose, sıradan bir çiçeği değil, Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan adı ifade eder. Bu ad aynı zamanda bildirilerin arkasındaki direniş grubunu da tanımlar. Bu nedenle daha sonraki the White Rose ifadeleri bu gruba ve grubun eylemlerine gönderme yapar.
Alıştırma
Bu cümlede "The White Rose" neyi ifade ediyor?
- Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan ad
- Bildirileri süslemek için kullanılan bir çiçek
- Bir devlet radyo istasyonunun adı
Cevabı göster
Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan ad
and called for Germans to sabotage the war effort. Kalıp ifadeler
2:42ve Almanları savaş çabalarını sabote etmeye çağırdı.
called for Germans to sabotage...: call for someone to do something kalıbı
Call for someone to do something, bir kişi ya da grubu bir eylemde bulunmaya açıkça çağırmak veya bunu talep etmek demektir. Burada bildiri, Almanları savaş çabasını sabote etmeye açıkça çağırıyor. Kalıp call for + kişi ya da grup + to-infinitive şeklindedir. Germans çağrının yöneltildiği kişileri, to sabotage ise istenen eylemi belirtir.
Alıştırma
Kamuya açık çağrı bildiren call for someone to do something kalıbını tamamlayın: The petition called ____ local officials ____ protect the river.
Cevabı göster
for · to
Adopt passive resistance: şiddet içermeyen iş birliği reddini seçmek
Passive resistance, doğrudan şiddet kullanmadan bilinçli biçimde karşı koymaktır. İnsanlar iş birliğini reddederek, emirlere uymayarak, boykot veya grev yaparak ya da bir sistemin işlemesini başka yollarla zorlaştırarak direnir; passive hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Burada adopt, bir stratejiyi seçip uygulamaya başlamak demektir. Adopt passive resistance emir cümlesi, insanları direniş yöntemi olarak şiddet içermeyen iş birliği reddini kullanmaya çağırır.
Alıştırma
Adopt passive resistance insanları ne yapmaya çağırır?
- Bilinçli ve şiddet içermeyen iş birliği reddiyle bir sisteme karşı koymak
- Hareketsiz kalıp her kararı kabul etmek
- Rakiplere karşı doğrudan fiziksel şiddet kullanmak
Cevabı göster
Bilinçli ve şiddet içermeyen iş birliği reddiyle bir sisteme karşı koymak
Block the functioning of this atheistic war machine Deyimler
2:47Bu ateist savaş makinesinin işleyişini engelleyin
this atheistic war machine: sistemi eleştiren bir mecaz
War machine, savaşı başlatan veya sürdüren birbiriyle bağlantılı kurumlar, insanlar, endüstriler, kaynaklar ve süreçler için kullanılan siyasi bir mecazdır. Bu sisteme machine denmesi, sistemin eş güdümlü ve gayrişahsi biçimde işleyişini vurgular; gerçek bir aygıttan söz edilmez. Atheistic nitelemesi, sistemi tanrısız olarak göstererek konuşanın dinî ve ahlaki kınamasını ekler. Bu cümlede block the functioning, söz konusu geniş sistemi bozarak çalışmaya devam etmesini engellemek anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede this atheistic war machine neyi ifade eder?
- Savaşı desteklemek ve sürdürmek için örgütlenmiş geniş bir sistem
- Elektrikle çalışan tek bir mekanik silah
- Dinî inançları sınamak için kullanılan bir makine
Cevabı göster
Savaşı desteklemek ve sürdürmek için örgütlenmiş geniş bir sistem
before the last youth of our nation bleeds to death.
2:54ulusumuzun son genci kan kaybından ölmeden önce.
before ..., before ..., before ...: tekrarın yarattığı aciliyet
Üç before yan cümlesi paralel bir dizi oluşturur. Her biri, eylemin kendisinden önce gerçekleşmesi gereken bir sınır noktası belirtir; sonuçlar çok geç kalmaktan bir şehrin yıkılmasına ve ulusun son gencinin kan kaybından ölmesine doğru ağırlaşır. Bu tekrar, olayların zamanını belirtmekten fazlasını yapar. Ritimli bir geri sayım oluşturur ve zarar geri döndürülemez hâle gelmeden önce dinleyicileri hemen harekete geçmeye zorlar.
Alıştırma
Bu bölümde before sözcüğünün tekrarlanmasının temel retorik etkisi nedir?
- Birbiriyle ilgisiz üç zamanı tarafsız biçimde sıralar.
- Konuşmacının başka bir bağlaç seçemediğini gösterir.
- Tekrarlanan sınırlar koyup sonuçları giderek ağırlaştırarak aciliyet yaratır.
Cevabı göster
Tekrarlanan sınırlar koyup sonuçları giderek ağırlaştırarak aciliyet yaratır.
Don't forget that each people gets the government it deserves." Deyimler
2:57Unutmayın ki her halk hak ettiği hükümeti bulur."
each people gets the government it deserves: “ulus” anlamında people
Burada people, bir ulus veya ayrı bir topluluk anlamına gelen sayılabilir bir topluluk adıdır; dolayısıyla each people, her ulus veya topluluk demektir. Tek tek her birey anlamına gelmez. Each özneyi tekil yaptığı için cümlede gets kullanılır ve topluluğa it ile gönderme yapılır. Cümle bir özdeyiş biçiminde kurulmuştur: Bir toplumun yönetimi, o toplumun seçimleri, eylemleri veya kabullenişi sonucunda hak ettiği şeyle eşleşiyormuş gibi sunulur. Deserves tarafsız bir açıklama değil, ahlaki ve siyasi bir yargı taşır.
Alıştırma
Bu cümlede each people ne anlama gelir?
- Tek bir bütün olarak her ulus veya halk
- Ayrı ayrı her birey
- Birbiriyle ilgisiz yabancılardan oluşan bir kalabalık
Cevabı göster
Tek bir bütün olarak her ulus veya halk
At a time when ...: tarihsel arka plan çerçevesi
At a time when ... cümlenin başında bir arka plan çerçevesi kurar. when yan cümlesi bir dönemin koşullarını belirtir; burada alaycılığın bile vatana ihanet sayılabildiği bir dönemden söz edilir. Bu çerçeve, ana iddianın nasıl yorumlanacağını gösterir. Eleştirel konuşmanın tehlikeli olduğu koşullarda ortaya çıktığı için this language was unprecedented değerlendirmesi daha güçlü hâle gelir.
Alıştırma
Baştaki At a time when ... yan cümlesi bu cümlede ne işe yarar?
- Bu dilin kullanıldığı yeri belirtir.
- Ana cümledeki değerlendirmeyi daha anlamlı kılan tarihsel koşulları verir.
- Ana cümleyle ilgisi olmayan ikinci bir olgu sunar.
Cevabı göster
Ana cümledeki değerlendirmeyi daha anlamlı kılan tarihsel koşulları verir.
could constitute treason: resmî bir değerlendirme
could constitute treason ifadesinde constitute, “sayılmak” veya “tanımına uymak” anlamına gelir. Bu resmî ifade, bir sözün hukuken ya da siyasi açıdan vatana ihanet eylemi olarak değerlendirilebileceğini belirtir. could kesinlik değil, olasılık bildirir. Cümle, o dönemdeki ölçütün ne kadar sert olduğunu gösterir: Alaycı bir söz bile vatana ihanet olarak sınıflandırılabilirdi.
Alıştırma
That act could constitute treason ifadesinde constitute ne anlama gelir?
- resmî bir değerlendirmeye göre sayılmak
- bir anayasaya yazılmak
- birkaç parçadan oluşmak
Cevabı göster
resmî bir değerlendirmeye göre sayılmak
knowing nothing of ...: Durumu ek bir -ing yan cümlesiyle anlatma
Knowing nothing of her brother's activities, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Sophie'nin Münih'e geldiği andaki durumunu anlatır: O sırada erkek kardeşinin ne yaptığını hiç bilmiyordu. Bu yan cümlenin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle, yani Sophie ile aynıdır. came to Munich ifadesine arka plan bilgisi ekler; bağımsız bir cümle ya da daha sonra gerçekleşen bir eylem değildir.
Alıştırma
Maya'nın içeri girdiği andaki durumunu göstermek için know fiilinin -ing biçimini kullanın: Maya walked into the interview ____ nothing about the schedule change.
Cevabı göster
knowing
but it was not until she discovered evidence in Hans's room Dilbilgisi
3:18ama Hans'ın odasında kanıtlar bulana kadar
It was not until ... that ...: Gecikmiş bir fark edişi vurgulama
it was not until X that Y kalıbı, Y'nin ancak X gerçekleştiğinde olduğunu ve daha önce olmadığını vurgular. Burada X, onun kanıt bulması; Y ise bildirileri kimin yazdığını anlamasıdır. Gecikmiş sonucu bulmak için that ile başlayan yan cümleye kadar okumak gerekir. not until bölümü zaman sınırını belirler, ancak tek başına mesajı tamamlamaz.
Alıştırma
Standart vurgu kalıbını tamamlayın: It was not ____ I checked the receipt ____ I noticed the extra charge.
Cevabı göster
until · that
Her shock soon gave way to resolve: A yerini B'ye bırakır
Bu cümlede gave way to, “yerini başka bir şeye bıraktı” veya “başka bir şeye dönüştü” anlamındadır. İlk hissettiği duygu shock idi; bu duygu azaldı ve resolve, yani güçlü kararlılık, daha baskın hâle geldi. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı A gives/gave way to B biçimindedir. Genellikle bir duygu, durum, atmosfer veya güç sona ererken başka birinin onun yerini almasını anlatır. Buradaki anlam mecazidir; fiziksel olarak kenara çekilmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir durumun yerini başka bir durumun aldığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the team solved the first problem, their uncertainty ____ confidence.
Cevabı göster
gave way to
She wanted in: Katılmak istediğini samimi biçimde söylemek
Burada wanted in, konuşulan eyleme katılmak veya onun bir parçası olmak istediği anlamına gelir. In, bir odanın içine doğru hareket etmeyi değil, katılımı veya gruba dâhil olmayı gösterir. Want in genellikle dinleyici söz konusu planı, grubu, anlaşmayı veya etkinliği zaten biliyorsa kullanılır. Neye katılmak istendiği söylenmeden bırakılabilir: I want in; She wanted in; Do you want in?
Alıştırma
Arkadaşlarınız kısa film planlıyor ve siz de katılmak istiyorsunuz. En doğal samimi cevap hangisidir?
- I want to enter the building.
- I want in.
- I want inside the room.
Cevabı göster
I want in.
it was time to escalate the fury: zamanın geldiğini anlatmak
It was time to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir anda bir eylem için doğru veya gerekli zamanın geldiğini anlatır. Buradaki eylem escalate the fury ifadesidir: zaten var olan öfkeyi güçlendirmek veya daha yoğun bir aşamaya taşımak. Bu nedenle time saat üzerindeki zamanı değil, hazır olma durumunu veya gerekliliği anlatır. Aynı kalıp, sıradaki adımı artık yapılması gereken bir iş olarak sunabilir: It was time to respond.
Alıştırma
Doğru zamanın geldiğini belirten kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: After several warnings, ____ escalate the complaint to a manager.
Cevabı göster
it was time to
that had been brewing for years: daha sonraki bir geçmiş andan önce aşamalı birikim
That, fury sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Brew burada mecazidir: öfke aniden ortaya çıkmak yerine uzun süredir yüzeyin altında gelişip birikiyordu. Had been brewing, past perfect progressive yapısıdır. Öfkeyi tırmandırma zamanının geldiği daha sonraki geçmiş andan geriye bakar; for years ise bu devam eden birikimin süresini verir.
Alıştırma
Geçmiş bir olaydan önceki aşamalı birikimi göstermek için İngilizce cümleyi brew fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: By the time the talks failed, tension had been ____ for months.
Cevabı göster
brewing
be constantly on guard: tehlikeye karşı sürekli tetikte olmak
Be on guard içindeki on guard, olası bir tehlikeye karşı tetikte ve karşılık vermeye hazır olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada were on guard, Beyaz Gül'ün dikkatli kalmasını anlatır; guard bir kişiyi değil, hazırlıklı olma durumunu belirtir. Constantly, bu tetikte olma hâlinin zaman içinde sürdüğünü vurgular. Başka durumlara aktarılabilen yapı be, stay veya remain on guard biçimindedir; belirli bir tehdidi belirtmek için ardından sıkça against gelir.
Alıştırma
“Tehlikeye karşı tetikte” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After the threat, the team remained ____ guard.
Cevabı göster
on
but the White Rose ventured deeper into conspiracy. Deyimler
3:50ama Beyaz Gül komplonun daha da derinlerine indi.
ventured deeper into conspiracy: riske rağmen daha fazla dâhil olmak
Venture into, belirsizlik veya tehlikeye rağmen bir şeye girmek ya da dâhil olmak anlamına gelir. Deeper, dâhil olma derecesini artırır. Bu cümlede grup, durum daha tehlikeli hâle gelirken bile gizli direniş planlarını daha ileri götürdü. İfade, fiziksel hareketi mecaz olarak kullanır: conspiracy soyut bir faaliyettir, bir yer değildir. Venture deeper into + soyut alan yapısı, artan katılımı riskli bir bölgeye doğru ilerleme şeklinde sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede ventured deeper into, riskli ve soyut bir faaliyete giderek daha fazla dâhil olmayı anlatır?
- The reporter ventured deeper into the corruption network despite repeated threats.
- The reporter entered the press room for a routine briefing.
- The reporter ventured deeper into the cave after checking her lamp.
Cevabı göster
The reporter ventured deeper into the corruption network despite repeated threats.
and braved trains swarming with Gestapo. Kelime
3:55ve Gestapo kaynayan trenlere cesaretle bindiler.
braved ... swarming with ...: tehlikeyi göze almak ... ile dolup taşmak
Burada braved, brave fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve riske rağmen tehlikeli bir şeyle yüzleşmek anlamına gelir. Nesnesi trains sözcüğüdür: O trenlerle yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar; trenlerin cesur olduğu anlamına gelmez. Swarming with, trains sözcüğünü niteler ve trenlerin tıklım tıklım dolu olduğunu belirtir. Sürü hâlinde hareket etme imgesi, Gestapo varlığını her yere yayılmış ve tehditkâr gösterir. İki ifade birlikte, tren yolculuğunu ciddi risk altında bilinçli olarak yapılan bir eylem şeklinde sunar.
Alıştırma
“They braved trains swarming with Gestapo,” cümlesinde braved neyi gösterir?
- Trenleri kullanmadan önce onardılar.
- Trenlerin cesur olmasını sağladılar.
- Trenlerde yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar.
Cevabı göster
Trenlerde yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar.
Hans made a treacherous journey to the Czechoslovakian border
4:00Hans, anti-Nazi isyancılarla buluşmak üzere
Sophie and Hans brought a suitcase of leaflets to their university.
4:09Sophie ve Hans üniversitelerine bir bavul dolusu bildiri getirdiler.
reported them to the Gestapo: birini yetkili makama ihbar etmek
Yapı report + kişi + to + yetkili makam şeklindedir. Bir kişi hakkında harekete geçme yetkisi olan başka bir kişiye veya kuruma bilgi vermek anlamına gelir; bunun sonucunda ihbar edilen kişi soruşturulabilir ya da cezalandırılabilir. Burada them ihbar edilen kişileri, the Gestapo ise bilgiyi alan makamı ifade eder. Bu cümlede report, bilgi vermek veya ihbar etmek anlamında bir fiildir; rapor yazmak anlamına gelmez.
Alıştırma
report someone to an authority yapısını tamamlayın: After witnessing the scam, Elena reported the caller ____ the police.
Cevabı göster
to
Both calmly denied any involvement Kalıp ifadeler
4:17Her ikisi de herhangi bir ilgileri olduğunu sakince reddetti
denied any involvement: katılımı veya sorumluluğu reddetmek
Bu cümlede denied any involvement, faaliyete hiç katılmadıklarını ve olayla bağlantılarının ya da sorumluluklarının olmadığını söyledikleri anlamına gelir. Involvement yalnızca fiziksel olarak orada bulunmayı değil, katılımı veya sorumluluğu anlatır. Any, inkârı tam hâle getirir: hiçbir şekilde karışmadıklarını ileri sürerler. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp deny any involvement in + olay veya faaliyettir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: During the inquiry, the director ____ in the cover-up.
Cevabı göster
denied any involvement
be sentenced to death by guillotine: hüküm ve infaz yöntemi
Burada were ... sentenced, bir mahkemenin resmî olarak ceza vermesi anlamındaki hukuk fiili sentence sözcüğünün edilgen biçimidir. Sentenced to death, “ölüm cezasına çarptırılmak” demektir; sentence burada sözcüklerden oluşan “cümle” anlamına gelmez. By guillotine infaz yöntemini belirtir. Kararı veren makamı göstermez. Başka durumlara aktarılabilecek yapı sentence someone to + ceza veya be sentenced to + ceza şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki hukuk fiiliyle tamamlayın: After the trial, the defendant was ____ to twelve years in prison.
Cevabı göster
sentenced
the two refused to betray their co-conspirators. Kalıp ifadeler
4:36ikisi de işbirlikçilerine ihanet etmeyi reddetti.
Ödünleme anlatan Despite + isim öbeği
Despite a grueling interrogation, sorgunun gerçekten gerçekleştiğini ve son derece zor olduğunu, ancak beklenen sonucu doğurmadığını belirten bir edat öbeğidir. Önce engeli kabul eder, ardından ana cümlede beklentiye aykırı sonucu verir. Aktarılabilir yapı despite + isim öbeği veya -ing biçimi, ardından da bir ana cümledir. Although ile kurulan yan cümleyle aynı temel karşıtlığı daha kısa bir yapıyla ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi despite kullanarak tamamlayın: ____ the heavy rain, the outdoor concert continued.
Cevabı göster
Despite
refused to betray their co-conspirators: suç ortaklarını ele vermeyi reddetmek
Refused to betray, başkalarını açığa çıkarmamayı, ele vermemeyi veya teslim etmemeyi bilinçli olarak seçmek demektir. Refuse to + fiilin yalın hâli, bir eylemin yalnızca gerçekleşmediğini değil, açıkça reddedildiğini anlatır. Burada betray, başkaları hakkında bilgi vererek sadakatsizce davranmak anlamındadır. Co-conspirators ise genellikle yasa dışı veya zararlı görülen aynı gizli plana birlikte katılan kişilerdir. İfade, bu reddedişi baskı altında gösterilen sadakat olarak sunar.
Alıştırma
Bir soruşturma bağlamında "She refused to betray her contacts" cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bağlantılarını açıklamayı veya teslim etmeyi reddetti.
- Onlarla nasıl iletişime geçeceğini hatırlayamadı.
- Bağlantılarından arkadaşlıklarını bitirmelerini istedi.
Cevabı göster
Bağlantılarını açıklamayı veya teslim etmeyi reddetti.
Sophie declared her fury at the state of her country, Kelime
4:41Sophie ülkesinin durumu karşısındaki öfkesini dile getirdi,
the state of her country: state “durum” anlamında
the state of her country ifadesinde state, ülkenin mevcut durumunu veya koşullarını anlatır. Genel olarak işlerin nasıl gittiğini belirtir; siyasi bir bölge olan “eyalet” ya da hükûmetin kendisi anlamına gelmez. Kamusal tartışmalarda concern, anger, or criticism about the state of something gibi yapılar yaygındır. Bu yapı bir ülkenin, kurumun, hizmetin veya projenin genel durumunu değerlendirmek için kullanılır.
Alıştırma
“Residents are worried about the state of the local hospital,” cümlesinde state ne anlama gelir?
- Hastanenin mevcut durumu
- Federal bir ülkenin bir bölgesi
- Ulusal hükûmet
Cevabı göster
Hastanenin mevcut durumu
but she also spoke to a more hopeful future. Öbek fiiller
4:44ama aynı zamanda daha umutlu bir gelecekten de bahsetti.
spoke to a more hopeful future: speak to ifadesinin soyut kullanımı
spoke to a more hopeful future ifadesinde spoke to yapısının nesnesi bir kişi değil, bir fikirdir. İfade, sözlerinin daha iyi bir gelecek olasılığını ele aldığını, çağrıştırdığını veya buna işaret ettiğini anlatır; gelecekle konuştuğu anlamına gelmez. concern, need, problem veya possibility gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında speak to çoğu zaman bir konuyu ele almak, onunla ilgili olmak ya da onun hakkında bir şey göstermek anlamına gelir. Kesin açıklama nesneye ve bağlama göre değişir.
Alıştırma
Hangi cümlede speak to soyut bir meseleyi ele almak veya onunla ilgili bir şey göstermek anlamına gelir?
- She spoke to her neighbor at the gate.
- I need to speak to the manager after lunch.
- The findings speak to a larger problem in the hiring process.
Cevabı göster
The findings speak to a larger problem in the hiring process.
"How can we expect righteousness to prevail Anlatım akışı
4:48"Kendini haklı bir dava için bireysel olarak feda etmeye istekli neredeyse hiç kimse yokken
when there is hardly anyone willing to give himself up individually to a righteous cause? Notlar
4:50doğruluğun galip gelmesini nasıl bekleyebiliriz?
Retorik bir sorgulama olarak How can we expect X when Y?
How can we expect righteousness to prevail ...? bir yöntem sorusu değil, retorik bir sorudur. Ardından belirtilen koşul altında adaletin kazanmasını beklemenin makul olmadığını anlatır. How can we expect X when Y? kalıbı önce umulan X sonucunu sunar, ardından when Y ile bu beklentiyi savunmayı zorlaştıran gerçeği gösterir. Burada soru bir argüman işlevi görür ve dinleyicilere harekete geçmeleri için ahlaki baskı yapar.
Alıştırma
Bu cümlede How can we expect righteousness to prevail ifadesinin temel işlevi nedir?
- Adaletin üstün gelmesini sağlamaya yönelik pratik talimatlar ister.
- İnsanlar fedakârlık yapmadan adaletin üstün geleceği beklentisini sorgular.
- Adaletin kesinlikle üstün geleceğini öngörür.
Cevabı göster
İnsanlar fedakârlık yapmadan adaletin üstün geleceği beklentisini sorgular.
there is hardly anyone: olumsuza yakın bir miktar
There is hardly anyone, ardından gelen tanıma uyan neredeyse hiç kimsenin var olmadığı veya orada bulunmadığı anlamına gelir. Buradaki hardly olumsuza yakın bir anlam taşır; “büyük çabayla” demek değildir. Yine de çok az sayıda kişinin var olma ihtimalini açık bırakır. there is hardly anyone willing ... yapısında willing ... ifadesi anyone sözcüğünü niteler ve neredeyse hiç bulunmayan grubun kimlerden oluştuğunu gösterir.
Alıştırma
“There is hardly anyone willing to help” ne anlama gelir?
- İnsanlar yalnızca iş zorsa yardım etmeye isteklidir.
- Yardım etmeye istekli neredeyse hiç kimse yoktur.
- Yardım etmeye istekli tek bir kişi bile yoktur.
Cevabı göster
Yardım etmeye istekli neredeyse hiç kimse yoktur.
willing to give himself up ... to a righteous cause: doğru bir davaya tamamen adanmak
Be willing to, bir şeyi yapmayı seçmek veya yapmaya hazır olmak anlamına gelir. Temel yapı give himself up to a righteous cause ifadesidir; individually, her kişinin bu bağlılığı bizzat üstlenmesi gerektiğini vurgulamak için araya girer. Burada give himself up to a cause, ağır bir kişisel fedakârlığı kabul etme ihtimaliyle birlikte kendini bir davaya tamamen adamak demektir. Davadan vazgeçmek anlamına gelmez; cause tamamlayıcısı da bu ifadeyi polise teslim olmaktan ayırır.
Alıştırma
Bu cümlede “willing to give himself up ... to a righteous cause” ne anlama geliyor?
- Doğru bir davadan vazgeçmeye hazır
- Davayı polise teslim etmeyi planlıyor
- Doğru bir dava uğruna kendini adamaya veya feda etmeye hazır
Cevabı göster
Doğru bir dava uğruna kendini adamaya veya feda etmeye hazır
thousands of people are awakened and stirred to action?" Kalıp ifadeler
5:03binlerce insan uyanır ve harekete geçirilirse?"
What does my death matter?: kişisel ölümü önemsizleştiren retorik soru
But bir karşıtlık kurar ve What does my death matter? gerçek bir bilgi talebi değil, retorik bir sorudur. Matter burada önemli olmak anlamında kullanılan bir fiildir; dolayısıyla örtük cevap, konuşanın ölümünün pek önemli olmadığıdır. Ardından gelen if yan cümlesi daha büyük sonucu sunar: binlerce kişi uyanıp harekete geçebilir. What does X matter if Y? kalıbı X'i arka plana iter ve Y'yi temel değer iddiası hâline getirir.
Alıştırma
Konuşan “But what does my death matter” sözüyle hangi tutumu ifade ediyor?
- Konuşan, birçok insanı uyandırıp harekete geçirmenin yanında bireysel ölümün daha az önemli olduğunu düşünüyor.
- Konuşan ölümün tıbbi bir açıklamasını istiyor.
- Konuşan hiç kimsenin harekete geçirilemeyeceğine inanıyor.
Cevabı göster
Konuşan, birçok insanı uyandırıp harekete geçirmenin yanında bireysel ölümün daha az önemli olduğunu düşünüyor.
are awakened and stirred to action: bilinçlenmek ve harekete geçmeye teşvik edilmek
Bu cümlede awakened, uykudan uyanmak değil, önemli bir gerçeğin ya da davanın farkına varmanın sağlanması demektir. Stirred to action ise yalnızca kaygı duymak yerine bir şey yapmaya güçlü biçimde yönlendirilmek veya motive edilmek anlamına gelir. Are yardımcı fiili hem awakened hem de stirred için geçerlidir: binlerce insan bu etkiyi alan taraftır. İki ifade birlikte, yeni bir farkındalıktan eyleme geçişi gösterir.
Alıştırma
“The report awakened the public and stirred them to action.” cümlesindeki temel ifade ne anlama gelir?
- Halk duygulandı ama tepki verme isteği hiç oluşmadı.
- Halk sorunu fark etti ve harekete geçmek için motive oldu.
- Halk uykudan uyandı ve kısa süreliğine şaşırdı.
Cevabı göster
Halk sorunu fark etti ve harekete geçmek için motive oldu.
for more gut-wrenching bravery and subterfuge,
5:14daha fazla yürek burkan cesaret ve gizli işler için,