Hitler'e karşı gizli öğrenci direnişi - Iseult Gillespie: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
781 kelime 156 kel/dk

Video özeti: Video, Nazi ideolojik eğitimi altında yaşayan Hans ve Sophie Scholl’un Beyaz Gül’e katılmasına, gizlice Nazi karşıtı bildiriler dağıtmasına ve direnişlerinin başkalarını uyandıracağı umuduyla idamla yüzleşmesine uzanan süreci anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. raining tens of thousands of leaflets on people below. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Öğrenci, rain fiilinin yalnızca hava durumunu değil, çok büyük miktarda nesnenin yağmur gibi düşmesini de mecazen anlatabildiğini kavrar. Böylece Müttefik uçaklarının Alman yerleşimlerini bildirilerle kapladığı sahneyi canlı biçimde zihninde canlandırır ve ifadeyi gerçek yağmurla karıştırmaz. 2. but it was not until she discovered evidence in Hans's room that — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Öğrenci, it was not until ... that ... yapısının gecikmiş bir farkına varışı vurguladığını tanır. Bu kalıbı bir keşfin, kararın ya da değişimin ancak belirli bir olaydan sonra gerçekleştiğini öne çıkarmak için kullanabilir. 3. are awakened and stirred to action?" — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Öğrenci, stir someone to action ifadesini ahlaki veya siyasi harekete geçirme dili olarak yorumlar. awakened and stirred to action edilgen birleşimini kullanarak bir mesajın insanlara sorunu fark ettirip onları somut bir karşılık vermeye yönelttiğini anlatabilir.

Bu derste

In 1943, Allied aircraft swooped over Nazi Germany,

0:06

1943'te, Müttefik uçakları Nazi Almanyası'nın üzerinde süzüldü

raining tens of thousands of leaflets on people below. Deyimler

0:10

ve aşağıdaki insanların üzerine on binlerce bildiri yağdırdı.

Deyimler

Yağmur mecazı olarak raining tens of thousands of leaflets on people below

Burada rain, geçişli bir fiil olarak mecazi anlamda kullanılmıştır. On binlerce broşürü yağmur damlaları gibi yukarıdan düşerken canlandırır; miktarı, aşağı yönlü hareketi ve geniş alana yayılmayı vurgular. Hava durumunu anlatmaz. rain + nesne + on + hedef kalıbı, nesnelerin veya saldırıların büyük miktarda yukarıdan bir kişinin ya da yerin üzerine gelmesini anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede raining tens of thousands of leaflets on people below ne anlama geliyor?

  1. Uçaklar insanların üzerinde şiddetli yağmurun içinden uçuyordu.
  2. Uçaklar aşağıdaki insanların üzerine çok büyük miktarda broşür bırakıyordu.
  3. Broşürler insanları yağmur yağacağı konusunda uyarıyordu.
Cevabı göster

Uçaklar aşağıdaki insanların üzerine çok büyük miktarda broşür bırakıyordu.

Written by anonymous Germans, the leaflets urged readers to renounce Hitler, Notlar

0:14

İsimsiz Almanlar tarafından yazılan bildiriler, okuyucuları Hitler'i reddetmeye,

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen yan cümle olarak Written by anonymous Germans

Written by anonymous Germans, the leaflets ifadesini niteleyen bir geçmiş zaman ortacı yan cümlesidir. Edilgen anlam taşır ve which were written by anonymous Germans biçiminde genişletilebilir. Ana fiil değildir. Ana cümle the leaflets urged readers... şeklindedir ve fiili urged'dür. Kısaltılmış yan cümlenin başta kullanılması, ana ifadeden önce broşürlerin kaynağını kısa bir arka plan bilgisi olarak verir.

Alıştırma

Kısaltılmış edilgen yan cümleyi design fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: ____ by local engineers, the bridge can withstand strong winds.

Cevabı göster

Designed

to fight furiously for the future, and to never give up hope. Kalıp ifadeler

0:18

gelecek için öfkeyle savaşmaya ve umutlarından asla vazgeçmemeye çağırıyordu.

Kalıp ifadeler

urged readers to renounce: urge + kişi + to + fiilin yalın hâli kalıbı

Urge someone to do something, bir kişiyi harekete geçmesi için güçlü biçimde teşvik etmek ya da ona baskı yapmak anlamına gelir. Burada bildiriler okuyucuları renounce Hitler eylemine çağırır; bu, Hitler'i reddetmek ve ona verilen desteği çekmek demektir. Kalıp urge + kişi + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Readers teşvik edilen kişileri, to renounce ise istenen eylemi belirtir.

Alıştırma

Yetkililerin kampçılara ayrılmaları için güçlü biçimde çağrıda bulunduğunu urge fiilinin geçmiş zamanıyla ifade edin: Because of the wildfire, officials ____ immediately.

Cevabı göster

urged the campers to leave

Kalıp ifadeler

to never give up hope: give up hope sabit ifadesi

Give up hope, iyi bir sonucun hâlâ mümkün olduğuna inanmayı bırakmak anlamına gelir. To never give up hope içinde never bütün ifadeyi olumsuzlar; dolayısıyla mesaj, çok zor bir durumda bile inanmaya devam etmektir. Bu ifadede give up, bir şeye tutunmayı veya onun peşinden gitmeyi bırakmak anlamındaki bir öbek fiildir. Başka bir kişiye umut vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi give up hope sabit ifadesiyle tamamlayın: Even after weeks of setbacks, the team refused to ____.

Cevabı göster

give up hope

Their call to action rippled through homes and businesses, Notlar

0:22

Onların eylem çağrısı evlerde ve iş yerlerinde dalga dalga yayıldı,

Kalıp ifadeler

call to action: harekete geçmeye yönelten mesaj

Call to action, hedef kitleyi belirli bir şey yapmaya yönelten mesaj ya da ifadedir. Buradaki call, telefon araması değil, “çağrı” anlamındadır. Bu cümlede isim öbeği, yayılmakta olan mesaja ad verir. Aktarılabilir temel fikir amaçtır: İnsanları yalnızca dinlemekten veya okumaktan çıkarıp harekete geçirmek üzere tasarlanan bilgi bir call to action olur.

Alıştırma

Cümleyi hedef kitleyi harekete geçmeye yönelten mesajı belirten kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The final paragraph includes a clear ____: contact your representative today.

Cevabı göster

call to action

Deyimler

rippled through: dalgalar gibi dışa yayılmak

Rippled through, su üzerindeki dalgaların yayılma görüntüsünü mecaz olarak kullanır. Burada eylem çağrısının evlere ve iş yerlerine ulaşarak bir bölümü diğerinin ardından etkilediğini anlatır; gerçek anlamda sudan söz edilmez. something ripples through a place, group, or system kalıbı; haberleri, duyguları, kararları ya da sonuçları dışa doğru yayılan ve çoğu zaman bir dizi tepki doğuran şeyler olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi “dalgalar gibi dışa doğru yayılmak” anlamındaki mecaz ifadeyle tamamlayın: News that the local hospital would close ____ the town.

Cevabı göster

rippled through

and news of their message even reached concentration camps and prisons.

0:25

ve mesajlarının haberleri toplama kamplarına ve hapishanelere bile ulaştı.

It was only after the war had ended Dilbilgisi

0:29

Ancak savaş bittikten sonradır ki

that the authors' identities, stories,

0:31

yazarların kimlikleri, hikayeleri,

and tragic fate would come to light. Deyimler

0:34

ve trajik kaderleri gün yüzüne çıkacaktı.

Dilbilgisi

It was only after ... that ... ile gecikmiş zamanı vurgulama

It was only after ... that ... bir it-cleft vurgu yapısıdır ve only after the war had ended zaman öbeğini odağa taşır. Bilgilerin daha önce değil, savaş sona erdikten sonra ortaya çıktığını anlatır. Burada It was ... that vurgu çerçevesidir. That, “şu şey” anlamına gelmez; the authors' identities, stories, and tragic fate would come to light biçimindeki asıl mesajı başlatır. Daha az vurgulu sıra The authors' identities, stories, and tragic fate would come to light only after the war had ended. olur.

Alıştırma

It was only after ... that ... hedef yapısını tamamlayın: ____ the audit had finished ____ the team understood the error.

Cevabı göster

It was only after · that

Deyimler

would come to light: gizli bilginin ortaya çıkması

Come to light, gizli, bilinmeyen veya fark edilmemiş bir bilginin sonradan bilinmesi ya da keşfedilmesi demektir. Bu cümlede yazarların kimlikleri, hikâyeleri ve trajik kaderleri daha sonra bilinir hâle gelecek bilgilerdir; hiçbir şey gerçek anlamda ışığın içine hareket etmez. Would, bu keşfi geçmişteki bir anlatım noktasından bakıldığında daha sonra gerçekleşecek bir olay olarak sunar: after the war, the information would come to light. Yeniden kullanılabilir kalıp information/facts/evidence + come to light biçimindedir.

Alıştırma

Daha önce gizli olan kanıtın kendisinin bilinir hâle geldiğini, ancak onu neyin ortaya çıkardığını belirtmediğini anlatan cümle hangisidir?

  1. The review shed light on the new evidence.
  2. The review brought new evidence to light.
  3. New evidence came to light during the review.
Cevabı göster

New evidence came to light during the review.

When Hitler seized power 10 years earlier, Kalıp ifadeler

0:38

Hitler 10 yıl önce iktidarı ele geçirdiğinde,

Kalıp ifadeler

seize power: siyasi denetimi zorla ele geçirmek

Seize power ifadesindeki seize, siyasi denetimi aniden veya zorla ele geçirmek anlamına gelir. Buradaki power, fiziksel güç ya da elektrik değil, yönetme yetkisidir. Bu ifade, değişimi olağan bir yetki devrinden çok saldırgan bir iktidar ele geçirme olarak sunar. Bu cümlede Hitler'in Almanya'nın denetimini kazanmasındaki zorlayıcı niteliği vurgular.

Alıştırma

Cümleyi siyasi denetimi zorla ele geçirmek anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: During the coup, the generals ____.

Cevabı göster

seized power

Hans and Sophie Scholl were teenagers in the town of Forchtenberg.

0:40

Hans ve Sophie Scholl, Forchtenberg kasabasında yaşayan ergenlik çağında iki gençti.

At that time,

0:44

O dönemde,

fear, propaganda, and surveillance

0:45

korku, propaganda ve gözetim

kept all aspects of life for the Scholl family Dilbilgisi

0:47

Scholl ailesinin hayatının her yönünü

and millions of other Germans under Nazi control.

0:50

ve diğer milyonlarca Alman'ı Nazi kontrolü altında tutuyordu.

Dilbilgisi

kept ... under Nazi control: keep + nesne + durum tümleci

Burada kept, keep + nesne + durum tümleci kalıbını izler. Tam nesne all aspects of life for the Scholl family and millions of other Germans, tümleç ise under Nazi control bölümüdür. Bu kalıpta keep, yalnızca sahip olmak değil, bir durumda kalmasını sağlamak anlamına gelir. Nesne uzun olsa da tek bir birimdir. Böyle bir cümleyi okurken önce keep sonrasındaki tam nesneyi belirleyin, ardından devam eden durumu adlandıran ifadeyi nesnenin ilerisinde arayın.

Alıştırma

Cümleyi keep + nesne + under control kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: A calm leader ____ the situation ____ during the emergency.

Cevabı göster

kept · under control

The government specifically targeted young people,

0:53

Hükümet özellikle gençleri hedef aldı,

setting up institutions to regulate their behavior and police their thoughts. Notlar

0:56

davranışlarını düzenlemek ve düşüncelerini denetlemek için kurumlar kurdu.

Öbek fiiller

setting up institutions: “kurmak” anlamındaki set up

Burada set up, “bir şeyi çalışabilir duruma gelecek şekilde kurmak veya oluşturmak” anlamındadır. Nesnesi institutions olduğu için ifade, bir şeyi fiziksel olarak daha yüksek bir yere koymayı değil, kuruluşlar oluşturmayı anlatır. Setting up institutions, -ing biçiminde bir ortaç yan cümlesidir. Hükûmetin gençleri hedef alma sürecinde ne yaptığını ekler: onları düzenleyip denetleyecek kurumlar oluşturmuştur.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “kurmak” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: The town plans to ____ an independent youth council next year.

Cevabı göster

set up

Kelime

police their thoughts: fiil olarak police

Bu cümlede police, “kuralları uygulayarak izlemek ve kontrol etmek” anlamında bir fiildir. Police their thoughts, insanların ne düşünebileceğini kontrol etmeye çalışmak demektir; burada police, polis memurlarını belirten bir isim değildir. Police fiilini thoughts gibi soyut bir nesneyle kullanmak, düzeni sağlama fikrini kişinin iç dünyasına kadar genişletir. Bu nedenle ifade güçlü bir eleştiri taşır ve müdahaleci, baskıcı bir denetime işaret eder.

Alıştırma

Özgün cümlede police their thoughts ifadesindeki police fiili ne anlama gelir?

  1. insanların fikirlerini polis memurlarına bildirmek
  2. insanların düşüncelerini fiziksel tehlikeden korumak
  3. insanların ne düşünebileceğini izlemek ve kontrol etmek
Cevabı göster

insanların ne düşünebileceğini izlemek ve kontrol etmek

As teenagers,

1:00

Gençlik yıllarında,

Hans was a member of the Hitler Youth, Kültür

1:01

Hans, Hitler Gençliği'nin bir üyesiydi,

and Sophie joined the League of German Girls. Kültür

1:03

ve Sophie Alman Kız Birliği'ne katıldı.

Kültür

Hitler Youth: bir Nazi gençlik örgütü

Hitler Youth, Nazi rejimi tarafından yönetilen ve özellikle erkek çocuklara yönelik olan bir gençlik örgütünün standart İngilizce adıdır. a member of the Hitler Youth ifadesinde büyük harfle yazılan sözcükler, genel olarak gençleri değil, belirli bir kurumu adlandırır. Bu özel adı tanımak, Hans'ın gençlik deneyiminin sıradan bir gençlik kulübünden ziyade rejim kontrolündeki bir örgüte resmî üyelik içerdiğini gösterir.

Alıştırma

Bu tarihî cümlede Hitler Youth neyi ifade ediyor?

  1. Tesadüfen Hitler'i destekleyen gençler
  2. Özellikle erkek çocuklara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
  3. Sıradan bir okul gençlik kulübü
Cevabı göster

Özellikle erkek çocuklara yönelik bir Nazi gençlik örgütü

Kültür

League of German Girls: kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü

League of German Girls, kızlara yönelik Nazi gençlik örgütünün standart İngilizce adıdır. Sophie joined the League of German Girls cümlesinde tamamı büyük harflerle başlayan bu ifade, Alman kızları genel biçimde tanımlamak yerine belirli bir kurumun adını verir. Hitler Youth ile yan yana kullanılması, Sophie'nin gençlik deneyiminin de rejim kontrolündeki bir gençlik yapısıyla bağlantılı olduğunu gösterir. Bu, sıradan bir kız kulübü değildi.

Alıştırma

Bu cümlede League of German Girls ne anlama geliyor?

  1. Almanya'daki tüm kızlar için kullanılan genel bir ifade
  2. Alman kız öğrencilerin kurduğu gayriresmî bir kulüp
  3. Kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü
Cevabı göster

Kızlara yönelik bir Nazi gençlik örgütü

Hans rose through the ranks Deyimler

1:07

Hans rütbe atladı

and oversaw the training and indoctrination of other young people. Kelime

1:08

ve diğer gençlerin eğitimi ve beyinlerinin yıkanmasını denetledi.

Deyimler

rose through the ranks: bir kuruluşta kademeli olarak yükselmek

Rose through the ranks, rise through the ranks ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Hiyerarşik bir kuruluşta alt konumlardan daha yüksek konumlara kademeli olarak yükselmek anlamına gelir. Burada ranks, insan sıralarını değil, hiyerarşideki düzeyleri veya konumları anlatır. İfade, tek seferlik bir atamadan çok adım adım yükselme sürecini vurgular.

Alıştırma

Bir kuruluşta kademeli olarak yükselme anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Starting as a junior analyst, Elena ____ and eventually became a vice president.

Cevabı göster

rose through the ranks

Kelime

training and indoctrination: beceri geliştirme ile ideolojik kontrol arasındaki fark

Training and indoctrination ifadesindeki iki isim, gençler üzerinde iki farklı etki türünü anlatır. Training beceri veya davranış geliştirirken indoctrination, bir inanç ya da ideolojinin sorgulanmadan kabul edilmesini dayatır. Bu iki sözcüğün birlikte kullanılması, faaliyetin hem uygulamalı hazırlığı hem de insanların düşünme biçimini şekillendirmeyi içerdiğini gösterir. Indoctrination, training'den farklı olarak genellikle olumsuz bir yargı taşır.

Alıştırma

Hangi durum sıradan training yerine en iyi indoctrination olarak tanımlanır?

  1. Bir örgüt, yeni üyelerin kendi ideolojisini sorgulamadan kabul etmesini ister.
  2. Bir antrenör sporculara yeni ekipmanı güvenli biçimde kullanmayı öğretir.
  3. Bir teknisyen çalışanlara yeni bir yazılımı nasıl kullanacaklarını gösterir.
Cevabı göster

Bir örgüt, yeni üyelerin kendi ideolojisini sorgulamadan kabul etmesini ister.

In 1936,

1:12

1936'da,

he was chosen to carry the flag at a national rally.

1:13

ulusal bir mitingde bayrağı taşımak üzere seçildi.

But when he witnessed the zeal of Nazi rhetoric,

1:17

Ancak Nazi söyleminin fanatizmine tanık olduğunda,

he began to question it for the first time. Kelime

1:19

bunu ilk defa sorgulamaya başladı.

Kelime

question it: question fiilini şüphe etmek veya sorgulamak anlamında kullanmak

question it ifadesinde question, bir şeyin doğru, makul ya da haklı olup olmadığından şüphe etmek veya onu sorgulamak anlamına gelen bir fiildir. Ona soru sormak anlamına gelmez. Buradaki it, daha önce sözü edilen Nazi söylemine gönderme yapar. question + isim veya zamir yapısı, bir fikri kabul etmekten onu eleştirel biçimde incelemeye geçişi sık sık gösterir.

Alıştırma

He began to question it cümlesinde question ne anlama gelir?

  1. ondan bilgi vermesini istemek
  2. onu soru biçiminde tekrarlamak
  3. ondan şüphe etmek veya onu sorgulamak
Cevabı göster

ondan şüphe etmek veya onu sorgulamak

Meanwhile,

1:22

Bu sırada,

Sophie was also starting to doubt the information she was being fed. Deyimler

1:23

Sophie de kendisine verilen bilgilerden şüphe duymaya başlamıştı.

Deyimler

information she was being fed: bilginin pasif biçimde alınmasını anlatan mecaz

information she was being fed ifadesinde fed mecazidir. Bilgi almak, kendisine yiyecek verilmesine benzetilir: bilgiyi başkaları sağlarken o bunu alan pasif konumdadır. she was being fed ilgi cümleciği information sözcüğünü niteler. Was being fed geçmişte devam eden edilgen bir yapıdır ve bilgi sağlama eylemini o sırada sürmekte olan bir süreç olarak gösterir. Propaganda veya yanlış bilgi bağlamlarında bu mecaz, kaynağın onun aldığı bilgileri seçtiğini ya da kontrol ettiğini de düşündürebilir.

Alıştırma

Bilgiyi yiyeceğe benzeten mecazla cümleyi tamamlayın: The investigators discovered that they had been ____ false data.

Cevabı göster

fed

Their parents, Robert and Magdalena,

1:27

Çocuklarını Nazi ideolojisine kaptırmaktan korkan

who had feared they were losing their children to Nazi ideology, Deyimler

1:29

ebeveynleri Robert ve Magdalena,

encouraged these misgivings. Kelime

1:32

bu şüpheleri teşvik ettiler.

Deyimler

losing their children to Nazi ideology: güçlü bir etkiye birini kaptırmak

Bu cümlede losing their children to Nazi ideology, Nazi inançlarının çocukları ailenin değerlerinden ve etkisinden uzaklaştırmasından korkmak anlamına gelir. Çocukların fiziksel olarak kaybolması kastedilmez. lose + someone + to + bir güç veya neden yapısı, o gücü kişiyi alıp götüren unsur olarak gösterir. Buradaki kayıp ilişki veya düşünce düzeyindedir; başka bağlamlarda aynı yapı ölüm anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Özgün cümlede losing their children to Nazi ideology ne anlama geliyor?

  1. Çocuklarının siyasi bir toplantıda gerçekten kaybolduğundan korkuyorlardı.
  2. Çocuklarının Nazi ideolojisini daha yakından incelemesini istiyorlardı.
  3. Nazi inançlarının çocuklarını eski değerlerinden uzaklaştırmasından korkuyorlardı.
Cevabı göster

Nazi inançlarının çocuklarını eski değerlerinden uzaklaştırmasından korkuyorlardı.

Kelime

encouraged these misgivings: kaygılı kuşkuları desteklemek

Misgivings, bir şeyin yanlış olabileceğini düşündüren huzursuz edici kuşku veya kaygılardır. Buradaki these, çocukların Nazi fikirleri hakkındaki kuşkularını belirtir. Encouraged these misgivings, ebeveynlerin çocukların kaygılarını bastırmak yerine bu fikirleri sorgulamayı sürdürmelerini desteklediği anlamına gelir. Burada encourage zaten var olan kuşkular üzerinde etkilidir; ifadenin bir şeyi yanlış biçimde vermekle ilgisi yoktur.

Alıştırma

Hangi cümle, bir karar hakkındaki kaygılı kuşkuları anlatmak için misgivings sözcüğünü doğal biçimde kullanıyor?

  1. She had serious misgivings about signing the agreement.
  2. She had serious misgivings to sign the agreement.
  3. She was misgivings about signing the agreement.
Cevabı göster

She had serious misgivings about signing the agreement.

At home,

1:34

Evde,

Robert and Magdalena listened to foreign radio stations Dilbilgisi

1:35

Robert ve Magdalena, hükümetin önce caydırdığı ve daha sonra yasakladığı

the government first discouraged and later banned.

1:38

yabancı radyo istasyonlarını dinlerlerdi.

Dilbilgisi

foreign radio stations the government ... banned: atılmış nesne görevli ilgi zamiri

foreign radio stations ifadesinden sonra gelen the government first discouraged and later banned, stations sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir. Tam biçimde that ya da which bulunabilir: foreign radio stations that/which the government first discouraged and later banned. İlgi zamiri, discouraged ve banned fiillerinin ortak nesnesidir; bu nedenle atılabilir. The government ilgi yan cümlesinin öznesidir, yeni bir ana cümlenin başlangıcı değildir. “İsim + özne + fiil” dizilimi gördüğünüzde ikinci kısmın önceki ismi belirleyip belirlemediğine bakın.

Alıştırma

Cümlede “the government first discouraged and later banned” hangi bölümü niteler?

  1. the government
  2. Robert and Magdalena
  3. foreign radio stations
Cevabı göster

foreign radio stations

While the government churned out national broadcasts Öbek fiiller

1:42

Hükümet Nazi zulmünü inkar eden

which denied Nazi atrocities, Kelime

1:44

ulusal yayınları seri halde üretirken,

the Scholls learned shocking truths.

1:47

Scholl ailesi şok edici gerçekleri öğrendi.

Öbek fiiller

churned out national broadcasts: büyük ölçekli, mekanik üretim

churned out national broadcasts ifadesinde churned out, yayınların hızlı, tekrar tekrar ve büyük miktarlarda üretilip yayımlandığını belirtir. Bu öbek fiil, özenli bir üretimden çok montaj hattını andıran bir süreci çağrıştırır. Burada hükümetin propaganda üretimine eleştirel bir ton katar. Churn fiilinin gerçek anlamındaki çalkalama eylemini anlatmaz ve yalnızca bir yayını yayınlamak ya da dinlemekten daha fazlasını ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede churn out, “hızla büyük miktarda üretmek” şeklindeki yaygın eleştirel anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The editor carefully develops one major article each year.
  2. The website churns out dozens of low-quality articles every day.
  3. The audience listens to a weekly radio program.
Cevabı göster

The website churns out dozens of low-quality articles every day.

Kelime

denied Nazi atrocities: ağır vahşetin yaşandığını inkâr etmek

denied Nazi atrocities ifadesinde deny, birinin doğru olmadığını öne sürdüğü olayı ya da gerçeği adlandıran bir isim öbeği alır. Yayınlar Nazi vahşetini sanki hiç yaşanmamış veya gerçek değilmiş gibi gösteriyordu; deny burada bir şeyi yapmayı reddetmek anlamına gelmez. Atrocities, özellikle savaş, kitlesel zulüm veya ağır insan hakları ihlalleri bağlamındaki son derece acımasız eylemleri anlatır. Resmî ve güçlü biçimde kınayıcıdır; bu yüzden bad things ifadesinden çok daha güçlüdür ve geniş anlamlı violence sözcüğüne göre vahşetin ağırlığını daha açık belirtir.

Alıştırma

Cümlede denied Nazi atrocities ne anlama geliyor?

  1. Nazi vahşeti işlemeyi reddediyorlardı
  2. Nazi vahşetinin yaşanmadığını veya gerçek olmadığını söylüyorlardı
  3. Nazi vahşetinin ayrıntılarını bildiriyorlardı
Cevabı göster

Nazi vahşetinin yaşanmadığını veya gerçek olmadığını söylüyorlardı

And yet they were still subject to the rules of life in Hitler's Germany. Notlar

1:49

Yine de, Hitler Almanyası'ndaki hayatın kurallarına hala tabiydiler.

Anlatım akışı

And yet: beklenmedik bir karşıtlık sunmak

And yet, dinleyiciye sıradaki gerçeğin önceki gerçeğin normalde oluşturacağı beklentiyle çeliştiğini anlatır. And anlatıyı sürdürürken yet dönüşü işaretler; bütün ifade buna rağmen veya yine de anlamına yakındır. Burada sarsıcı gerçekleri öğrenmeleri, Scholl kardeşlerin özgürce hareket edebileceğini veya sistemden kaçabileceğini düşündürebilir. And yet, onların kurallara bağlı kalmaya devam etmesini şaşırtıcı bir karşıtlık olarak anlamamızı sağlayacak biçimde bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Karşıtlığı en iyi tamamlayan bağlacı seçin: The team prepared carefully. ____, the plan still failed.

  1. And so
  2. And yet
  3. For example
Cevabı göster

And yet

Kelime

still subject to the rules: uygulanmaya devam eden kurallar

Be subject to + bir kural, yasa veya koşul, bunun bir kişiye uygulandığını ve kişinin yapabileceklerini sınırladığını ya da düzenlediğini belirtir. Burada were subject to the rules, onlara bir defalık bir eylem uygulanmasını değil, bu kuralların altında devam eden durumlarını anlatır. Still, dinleyicinin aksini beklemesine yol açabilecek durumlara rağmen bunun değişmeden kaldığını vurgular. Bu ifadede subject bir sıfattır; okul dersi veya konuşma konusu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Even temporary workers are ____ the same safety rules.

Cevabı göster

subject to

After the outbreak of war,

1:53

Savaşın patlak vermesinden sonra,

Sophie reluctantly worked for the national effort,

1:55

Sophie isteksizce ulusal çaba için çalıştı,

and Hans had to take on army duties Öbek fiiller

1:58

ve Hans, Münih'te tıp fakültesine devam ederken

while attending medical school in Munich. Dilbilgisi

2:00

askeri görevler üstlenmek zorunda kaldı.

Öbek fiiller

had to take on army duties: gerekli sorumlulukları üstlenmek zorunda olmak

Take on duties, görevleri kabul etmek veya bu görevlerin sorumluluğunu üstlenmeye başlamak demektir. Bu cümlede army görevlerin türünü belirtir; had to ise bu sorumluluğun özgür bir seçim değil, bir zorunluluk olduğunu gösterir. Burada take on bir öbek fiildir; take sözcüğü fiziksel olarak bir şeyi alma anlamında değildir. Bu kalıp take on responsibilities, extra work, a task ve a role ile de doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki öbek fiille tamamlayın: When two coworkers left, Sam had to ____ extra duties.

Cevabı göster

take on

Dilbilgisi

“while attending medical school”: kısaltılmış while zaman cümleciği

“while attending medical school” ifadesinde while bir zaman yan cümleciği başlatır. Bu, “while he was attending medical school” biçiminin kısaltılmış hâlidir: eylemin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle, yani Hans’la aynı olduğu için özne ve was çıkarılır. while + -ing yapısı, bir eylemi ana eylemle aynı anda gerçekleşen arka plan eylemi olarak sunar. Eksik görünen özne ana cümleden anlaşılır; dolayısıyla bu ifade yanlışlıkla eksik bırakılmış değildir.

Alıştırma

attend fiilini kısaltılmış while yan cümleciği biçiminde kullanın: While ____ medical school, Maya worked at a clinic.

Cevabı göster

attending

That was where Hans met Christoph Probst,

2:02

Hans, Christoph Probst,

Willi Graf, and Alexander Schmorell.

2:05

Willi Graf ve Alexander Schmorell ile orada tanıştı.

Day by day,

2:09

Günden güne,

each grew more sickened by Nazi ideology. Dilbilgisi

2:09

her biri Nazi ideolojisinden daha fazla iğrenmeye başladı.

Dilbilgisi

“grew more sickened by”: duygusal durumun giderek değişmesi

“grew more sickened by” ifadesindeki grew, fiziksel olarak büyümek değil, “giderek ... hâle gelmek” anlamında bir bağ fiilidir. Each sözcüğünü değişen durum olan more sickened ile bağlar. Sickened by, bir şey yüzünden güçlü bir tiksinti veya ahlaki tepki hissetmek demektir; more ise bu duygunun şiddetlendiğini gösterir. Each, gruptaki her kişinin bu değişimi ayrı ayrı yaşadığını belirtir.

Alıştırma

Bu bağlamda “each grew more sickened by Nazi ideology” ne anlama gelir?

  1. Her kişi Nazi ideolojisi yüzünden fiziksel olarak büyüdü.
  2. Her kişi Nazi ideolojisinden bir hastalık kaptı.
  3. Her kişi Nazi ideolojisine karşı giderek daha güçlü bir tiksinti hissetti.
Cevabı göster

Her kişi Nazi ideolojisine karşı giderek daha güçlü bir tiksinti hissetti.

They longed to share their views,

2:12

Görüşlerini paylaşmayı arzuladılar,

but how could they spread them Anlatım akışı

2:14

ama kime güveneceklerini bilmek imkansızken

when it was impossible to know who to trust?

2:15

bunları nasıl yayabilirlerdi?

Anlatım akışı

How could they ... when ...?: retorik soruyla bir engeli sunmak

Burada how could they spread them when ...? basitçe bir yöntem soran soru değil, retorik bir sorudur. Bir çatışmayı ortaya koyar: Görüşlerini paylaşmak istiyorlardı, ancak kime güveneceklerini bilmemeleri bunu güvensiz veya neredeyse imkânsız gösteriyordu. How could someone do X when Y? kalıbında when yan cümlesi, X’i düşünmeyi zorlaştıran engeli verir. Burada them, their views ifadesine gönderme yapar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan sorunun temel işlevi nedir?

  1. Nasıl yayın yapılacağına ilişkin adım adım talimat ister.
  2. Görüşlerini zaten güvenli bir şekilde paylaştıklarını söyler.
  3. Kime güvenileceğini bilmemeyi, görüşleri yaymanın önündeki engel olarak sunar.
Cevabı göster

Kime güvenileceğini bilmemeyi, görüşleri yaymanın önündeki engel olarak sunar.

And so, Anlatım akışı

2:18

Ve böylece,

the friends decided to rebel anonymously.

2:19

arkadaşlar isimsiz olarak isyan etmeye karar verdiler.

Anlatım akışı

And so: nedenden sonuca geçiş

Cümlenin başında And so, “bunun sonucunda” veya “bu nedenle” anlamına gelir. Arkadaşların kararının hemen önce anlatılan sorundan kaynaklandığını dinleyiciye bildirir. Bu bağlayıcı, hikâyeyi neden → sonuç şeklinde düzenler: Önceki durum bir sonraki eylemi açıklar. And önceki cümleden geçişi akıcı hâle getirirken so sonucu işaretler.

Alıştırma

Okulun kapanmasını açıkça bir sonuç olarak sunan bağlayıcıyı seçin: The roads were flooded. ____, the school closed for the day.

  1. And so
  2. Meanwhile
  3. And then
Cevabı göster

And so

They pooled their money and bought printing materials. Kalıp ifadeler

2:22

Paralarını birleştirip baskı malzemeleri aldılar.

Kalıp ifadeler

They pooled their money: ortak bir amaç için fonları bir araya getirmek

They pooled their money ifadesinde pool, birkaç kişinin sahip olduğu parayı ortak bir amaç için kullanmak üzere bir araya getirmesi anlamına gelen bir fiildir. İfade, ortak katkıyı ve birlikte hareket etmeyi vurgular. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp pool + kaynak biçimindedir. pool money, pool funds, pool resources, pool data ve pool knowledge yaygın kullanımlardır.

Alıştırma

Cümleyi pool their money ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The club members ____ to rent a bus.

Cevabı göster

pooled their money

An acquaintance let them use a cellar under his studio. Dilbilgisi

2:25

Bir tanıdıkları, stüdyosunun altındaki bir mahzeni kullanmalarına izin verdi.

Dilbilgisi

let them use: let + nesne + fiilin yalın hâli

let them use ifadesinde let, onlara izin verildiği anlamına gelir. Them, izin alan kişileri gösteren nesnedir; use ise fiilin yalın hâlidir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp let + nesne + fiilin yalın hâli, yani let someone do something biçimindedir. let sonrasında fiilden önce to kullanılmaz.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The coach let us ____ the field after practice. (use)

Cevabı göster

use

In secret,

2:27

Gizlice,

they began drafting their message.

2:28

mesajlarını tasarlamaya başladılar.

In June 1942,

2:31

Haziran 1942'de,

mysterious anti-Nazi leaflets began appearing all over Munich.

2:33

gizemli anti-Nazi bildirileri Münih'in her yerinde ortaya çıkmaya başladı.

They were signed, "The White Rose." Kültür

2:37

Bildiriler "Beyaz Gül" olarak imzalanmıştı.

Kültür

Bildirilerdeki imza olarak “The White Rose”

Bu tarihsel bağlamda The White Rose, sıradan bir çiçeği değil, Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan adı ifade eder. Bu ad aynı zamanda bildirilerin arkasındaki direniş grubunu da tanımlar. Bu nedenle daha sonraki the White Rose ifadeleri bu gruba ve grubun eylemlerine gönderme yapar.

Alıştırma

Bu cümlede "The White Rose" neyi ifade ediyor?

  1. Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan ad
  2. Bildirileri süslemek için kullanılan bir çiçek
  3. Bir devlet radyo istasyonunun adı
Cevabı göster

Nazi karşıtı bildirileri imzalamak için kullanılan ad

The first leaflet denounced Hitler

2:40

İlk bildiri Hitler'i kınadı

and called for Germans to sabotage the war effort. Kalıp ifadeler

2:42

ve Almanları savaş çabalarını sabote etmeye çağırdı.

Kalıp ifadeler

called for Germans to sabotage...: call for someone to do something kalıbı

Call for someone to do something, bir kişi ya da grubu bir eylemde bulunmaya açıkça çağırmak veya bunu talep etmek demektir. Burada bildiri, Almanları savaş çabasını sabote etmeye açıkça çağırıyor. Kalıp call for + kişi ya da grup + to-infinitive şeklindedir. Germans çağrının yöneltildiği kişileri, to sabotage ise istenen eylemi belirtir.

Alıştırma

Kamuya açık çağrı bildiren call for someone to do something kalıbını tamamlayın: The petition called ____ local officials ____ protect the river.

Cevabı göster

for · to

"Adopt passive resistance. Kelime

2:45

"Pasif direnişi benimseyin.

Kelime

Adopt passive resistance: şiddet içermeyen iş birliği reddini seçmek

Passive resistance, doğrudan şiddet kullanmadan bilinçli biçimde karşı koymaktır. İnsanlar iş birliğini reddederek, emirlere uymayarak, boykot veya grev yaparak ya da bir sistemin işlemesini başka yollarla zorlaştırarak direnir; passive hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Burada adopt, bir stratejiyi seçip uygulamaya başlamak demektir. Adopt passive resistance emir cümlesi, insanları direniş yöntemi olarak şiddet içermeyen iş birliği reddini kullanmaya çağırır.

Alıştırma

Adopt passive resistance insanları ne yapmaya çağırır?

  1. Bilinçli ve şiddet içermeyen iş birliği reddiyle bir sisteme karşı koymak
  2. Hareketsiz kalıp her kararı kabul etmek
  3. Rakiplere karşı doğrudan fiziksel şiddet kullanmak
Cevabı göster

Bilinçli ve şiddet içermeyen iş birliği reddiyle bir sisteme karşı koymak

Block the functioning of this atheistic war machine Deyimler

2:47

Bu ateist savaş makinesinin işleyişini engelleyin

Deyimler

this atheistic war machine: sistemi eleştiren bir mecaz

War machine, savaşı başlatan veya sürdüren birbiriyle bağlantılı kurumlar, insanlar, endüstriler, kaynaklar ve süreçler için kullanılan siyasi bir mecazdır. Bu sisteme machine denmesi, sistemin eş güdümlü ve gayrişahsi biçimde işleyişini vurgular; gerçek bir aygıttan söz edilmez. Atheistic nitelemesi, sistemi tanrısız olarak göstererek konuşanın dinî ve ahlaki kınamasını ekler. Bu cümlede block the functioning, söz konusu geniş sistemi bozarak çalışmaya devam etmesini engellemek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede this atheistic war machine neyi ifade eder?

  1. Savaşı desteklemek ve sürdürmek için örgütlenmiş geniş bir sistem
  2. Elektrikle çalışan tek bir mekanik silah
  3. Dinî inançları sınamak için kullanılan bir makine
Cevabı göster

Savaşı desteklemek ve sürdürmek için örgütlenmiş geniş bir sistem

before it is too late, Anlatım akışı

2:49

çok geç olmadan,

before the last city is a heap of rubble,

2:51

son şehir bir moloz yığını olmadan,

before the last youth of our nation bleeds to death.

2:54

ulusumuzun son genci kan kaybından ölmeden önce.

Anlatım akışı

before ..., before ..., before ...: tekrarın yarattığı aciliyet

Üç before yan cümlesi paralel bir dizi oluşturur. Her biri, eylemin kendisinden önce gerçekleşmesi gereken bir sınır noktası belirtir; sonuçlar çok geç kalmaktan bir şehrin yıkılmasına ve ulusun son gencinin kan kaybından ölmesine doğru ağırlaşır. Bu tekrar, olayların zamanını belirtmekten fazlasını yapar. Ritimli bir geri sayım oluşturur ve zarar geri döndürülemez hâle gelmeden önce dinleyicileri hemen harekete geçmeye zorlar.

Alıştırma

Bu bölümde before sözcüğünün tekrarlanmasının temel retorik etkisi nedir?

  1. Birbiriyle ilgisiz üç zamanı tarafsız biçimde sıralar.
  2. Konuşmacının başka bir bağlaç seçemediğini gösterir.
  3. Tekrarlanan sınırlar koyup sonuçları giderek ağırlaştırarak aciliyet yaratır.
Cevabı göster

Tekrarlanan sınırlar koyup sonuçları giderek ağırlaştırarak aciliyet yaratır.

Don't forget that each people gets the government it deserves." Deyimler

2:57

Unutmayın ki her halk hak ettiği hükümeti bulur."

Deyimler

each people gets the government it deserves: “ulus” anlamında people

Burada people, bir ulus veya ayrı bir topluluk anlamına gelen sayılabilir bir topluluk adıdır; dolayısıyla each people, her ulus veya topluluk demektir. Tek tek her birey anlamına gelmez. Each özneyi tekil yaptığı için cümlede gets kullanılır ve topluluğa it ile gönderme yapılır. Cümle bir özdeyiş biçiminde kurulmuştur: Bir toplumun yönetimi, o toplumun seçimleri, eylemleri veya kabullenişi sonucunda hak ettiği şeyle eşleşiyormuş gibi sunulur. Deserves tarafsız bir açıklama değil, ahlaki ve siyasi bir yargı taşır.

Alıştırma

Bu cümlede each people ne anlama gelir?

  1. Tek bir bütün olarak her ulus veya halk
  2. Ayrı ayrı her birey
  3. Birbiriyle ilgisiz yabancılardan oluşan bir kalabalık
Cevabı göster

Tek bir bütün olarak her ulus veya halk

At a time when a sarcastic remark could constitute treason, Notlar

3:02

Alaycı bir sözün bile vatana ihanet sayılabileceği bir dönemde,

this language was unprecedented.

3:05

bu dilin bir benzeri görülmemişti.

Anlatım akışı

At a time when ...: tarihsel arka plan çerçevesi

At a time when ... cümlenin başında bir arka plan çerçevesi kurar. when yan cümlesi bir dönemin koşullarını belirtir; burada alaycılığın bile vatana ihanet sayılabildiği bir dönemden söz edilir. Bu çerçeve, ana iddianın nasıl yorumlanacağını gösterir. Eleştirel konuşmanın tehlikeli olduğu koşullarda ortaya çıktığı için this language was unprecedented değerlendirmesi daha güçlü hâle gelir.

Alıştırma

Baştaki At a time when ... yan cümlesi bu cümlede ne işe yarar?

  1. Bu dilin kullanıldığı yeri belirtir.
  2. Ana cümledeki değerlendirmeyi daha anlamlı kılan tarihsel koşulları verir.
  3. Ana cümleyle ilgisi olmayan ikinci bir olgu sunar.
Cevabı göster

Ana cümledeki değerlendirmeyi daha anlamlı kılan tarihsel koşulları verir.

Kelime

could constitute treason: resmî bir değerlendirme

could constitute treason ifadesinde constitute, “sayılmak” veya “tanımına uymak” anlamına gelir. Bu resmî ifade, bir sözün hukuken ya da siyasi açıdan vatana ihanet eylemi olarak değerlendirilebileceğini belirtir. could kesinlik değil, olasılık bildirir. Cümle, o dönemdeki ölçütün ne kadar sert olduğunu gösterir: Alaycı bir söz bile vatana ihanet olarak sınıflandırılabilirdi.

Alıştırma

That act could constitute treason ifadesinde constitute ne anlama gelir?

  1. resmî bir değerlendirmeye göre sayılmak
  2. bir anayasaya yazılmak
  3. birkaç parçadan oluşmak
Cevabı göster

resmî bir değerlendirmeye göre sayılmak

It was written mostly by Hans Scholl.

3:07

Çoğunlukla Hans Scholl tarafından yazılmıştı.

In 1942,

3:10

1942'de,

Sophie came to Munich

3:12

Sophie, erkek kardeşinin faaliyetlerinden

knowing nothing of her brother's activities. Dilbilgisi

3:13

habersiz bir şekilde Münih'e geldi.

Dilbilgisi

knowing nothing of ...: Durumu ek bir -ing yan cümlesiyle anlatma

Knowing nothing of her brother's activities, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Sophie'nin Münih'e geldiği andaki durumunu anlatır: O sırada erkek kardeşinin ne yaptığını hiç bilmiyordu. Bu yan cümlenin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle, yani Sophie ile aynıdır. came to Munich ifadesine arka plan bilgisi ekler; bağımsız bir cümle ya da daha sonra gerçekleşen bir eylem değildir.

Alıştırma

Maya'nın içeri girdiği andaki durumunu göstermek için know fiilinin -ing biçimini kullanın: Maya walked into the interview ____ nothing about the schedule change.

Cevabı göster

knowing

She soon encountered the leaflets at school,

3:15

Kısa süre sonra okulda bildirilerle karşılaştı,

but it was not until she discovered evidence in Hans's room Dilbilgisi

3:18

ama Hans'ın odasında kanıtlar bulana kadar

that she realized who'd written them.

3:21

bunları kimin yazdığını fark etmedi.

Dilbilgisi

It was not until ... that ...: Gecikmiş bir fark edişi vurgulama

it was not until X that Y kalıbı, Y'nin ancak X gerçekleştiğinde olduğunu ve daha önce olmadığını vurgular. Burada X, onun kanıt bulması; Y ise bildirileri kimin yazdığını anlamasıdır. Gecikmiş sonucu bulmak için that ile başlayan yan cümleye kadar okumak gerekir. not until bölümü zaman sınırını belirler, ancak tek başına mesajı tamamlamaz.

Alıştırma

Standart vurgu kalıbını tamamlayın: It was not ____ I checked the receipt ____ I noticed the extra charge.

Cevabı göster

until · that

Her shock soon gave way to resolve. Deyimler

3:23

Şoku yerini kısa sürede kararlılığa bıraktı.

Deyimler

Her shock soon gave way to resolve: A yerini B'ye bırakır

Bu cümlede gave way to, “yerini başka bir şeye bıraktı” veya “başka bir şeye dönüştü” anlamındadır. İlk hissettiği duygu shock idi; bu duygu azaldı ve resolve, yani güçlü kararlılık, daha baskın hâle geldi. Başka durumlarda da kullanılabilecek yapı A gives/gave way to B biçimindedir. Genellikle bir duygu, durum, atmosfer veya güç sona ererken başka birinin onun yerini almasını anlatır. Buradaki anlam mecazidir; fiziksel olarak kenara çekilmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir durumun yerini başka bir durumun aldığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the team solved the first problem, their uncertainty ____ confidence.

Cevabı göster

gave way to

She wanted in. Kelime

3:26

Katılmak istiyordu.

Kelime

She wanted in: Katılmak istediğini samimi biçimde söylemek

Burada wanted in, konuşulan eyleme katılmak veya onun bir parçası olmak istediği anlamına gelir. In, bir odanın içine doğru hareket etmeyi değil, katılımı veya gruba dâhil olmayı gösterir. Want in genellikle dinleyici söz konusu planı, grubu, anlaşmayı veya etkinliği zaten biliyorsa kullanılır. Neye katılmak istendiği söylenmeden bırakılabilir: I want in; She wanted in; Do you want in?

Alıştırma

Arkadaşlarınız kısa film planlıyor ve siz de katılmak istiyorsunuz. En doğal samimi cevap hangisidir?

  1. I want to enter the building.
  2. I want in.
  3. I want inside the room.
Cevabı göster

I want in.

For both siblings,

3:28

Her iki kardeş için de,

it was time to escalate the fury Kalıp ifadeler

3:29

yıllardır demlenmekte olan öfkeyi

that had been brewing for years. Deyimler

3:31

tırmandırmanın zamanı gelmişti.

Kalıp ifadeler

it was time to escalate the fury: zamanın geldiğini anlatmak

It was time to + fiilin yalın hâli, geçmişteki bir anda bir eylem için doğru veya gerekli zamanın geldiğini anlatır. Buradaki eylem escalate the fury ifadesidir: zaten var olan öfkeyi güçlendirmek veya daha yoğun bir aşamaya taşımak. Bu nedenle time saat üzerindeki zamanı değil, hazır olma durumunu veya gerekliliği anlatır. Aynı kalıp, sıradaki adımı artık yapılması gereken bir iş olarak sunabilir: It was time to respond.

Alıştırma

Doğru zamanın geldiğini belirten kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: After several warnings, ____ escalate the complaint to a manager.

Cevabı göster

it was time to

Deyimler

that had been brewing for years: daha sonraki bir geçmiş andan önce aşamalı birikim

That, fury sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğini başlatır. Brew burada mecazidir: öfke aniden ortaya çıkmak yerine uzun süredir yüzeyin altında gelişip birikiyordu. Had been brewing, past perfect progressive yapısıdır. Öfkeyi tırmandırma zamanının geldiği daha sonraki geçmiş andan geriye bakar; for years ise bu devam eden birikimin süresini verir.

Alıştırma

Geçmiş bir olaydan önceki aşamalı birikimi göstermek için İngilizce cümleyi brew fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: By the time the talks failed, tension had been ____ for months.

Cevabı göster

brewing

From June 1942 to February 1943,

3:33

Haziran 1942'den Şubat 1943'e kadar,

the group worked feverishly.

3:37

grup hararetli bir şekilde çalıştı.

While the Gestapo searched for leads,

3:40

Gestapo ipuçları ararken,

the White Rose were constantly on guard. Kalıp ifadeler

3:42

Beyaz Gül sürekli tetikteydi.

Kalıp ifadeler

be constantly on guard: tehlikeye karşı sürekli tetikte olmak

Be on guard içindeki on guard, olası bir tehlikeye karşı tetikte ve karşılık vermeye hazır olmak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada were on guard, Beyaz Gül'ün dikkatli kalmasını anlatır; guard bir kişiyi değil, hazırlıklı olma durumunu belirtir. Constantly, bu tetikte olma hâlinin zaman içinde sürdüğünü vurgular. Başka durumlara aktarılabilen yapı be, stay veya remain on guard biçimindedir; belirli bir tehdidi belirtmek için ardından sıkça against gelir.

Alıştırma

“Tehlikeye karşı tetikte” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After the threat, the team remained ____ guard.

Cevabı göster

on

The war raged on.

3:45

Savaş şiddetle devam ediyordu.

Regulations tightened,

3:47

Düzenlemeler sıkılaştırıldı,

and Munich suffered air raids,

3:48

ve Münih hava saldırılarına maruz kaldı,

but the White Rose ventured deeper into conspiracy. Deyimler

3:50

ama Beyaz Gül komplonun daha da derinlerine indi.

Deyimler

ventured deeper into conspiracy: riske rağmen daha fazla dâhil olmak

Venture into, belirsizlik veya tehlikeye rağmen bir şeye girmek ya da dâhil olmak anlamına gelir. Deeper, dâhil olma derecesini artırır. Bu cümlede grup, durum daha tehlikeli hâle gelirken bile gizli direniş planlarını daha ileri götürdü. İfade, fiziksel hareketi mecaz olarak kullanır: conspiracy soyut bir faaliyettir, bir yer değildir. Venture deeper into + soyut alan yapısı, artan katılımı riskli bir bölgeye doğru ilerleme şeklinde sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede ventured deeper into, riskli ve soyut bir faaliyete giderek daha fazla dâhil olmayı anlatır?

  1. The reporter ventured deeper into the corruption network despite repeated threats.
  2. The reporter entered the press room for a routine briefing.
  3. The reporter ventured deeper into the cave after checking her lamp.
Cevabı göster

The reporter ventured deeper into the corruption network despite repeated threats.

They graffitied buildings

3:53

Binalara yazılar yazdılar

and braved trains swarming with Gestapo. Kelime

3:55

ve Gestapo kaynayan trenlere cesaretle bindiler.

Kelime

braved ... swarming with ...: tehlikeyi göze almak ... ile dolup taşmak

Burada braved, brave fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve riske rağmen tehlikeli bir şeyle yüzleşmek anlamına gelir. Nesnesi trains sözcüğüdür: O trenlerle yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar; trenlerin cesur olduğu anlamına gelmez. Swarming with, trains sözcüğünü niteler ve trenlerin tıklım tıklım dolu olduğunu belirtir. Sürü hâlinde hareket etme imgesi, Gestapo varlığını her yere yayılmış ve tehditkâr gösterir. İki ifade birlikte, tren yolculuğunu ciddi risk altında bilinçli olarak yapılan bir eylem şeklinde sunar.

Alıştırma

“They braved trains swarming with Gestapo,” cümlesinde braved neyi gösterir?

  1. Trenleri kullanmadan önce onardılar.
  2. Trenlerin cesur olmasını sağladılar.
  3. Trenlerde yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar.
Cevabı göster

Trenlerde yolculuk etmenin tehlikesini bilerek göze aldılar.

In the winter of 1942,

3:58

1942 kışında,

Hans made a treacherous journey to the Czechoslovakian border

4:00

Hans, anti-Nazi isyancılarla buluşmak üzere

to meet anti-Nazi rebels.

4:04

Çekoslovak sınırına tehlikeli bir yolculuk yaptı.

On February 18th, 1943,

4:06

18 Şubat 1943'te,

Sophie and Hans brought a suitcase of leaflets to their university.

4:09

Sophie ve Hans üniversitelerine bir bavul dolusu bildiri getirdiler.

A custodian noticed what they were doing

4:13

Bir görevli ne yaptıklarını fark etti

and reported them to the Gestapo. Kalıp ifadeler

4:15

ve onları Gestapo'ya ihbar etti.

Kalıp ifadeler

reported them to the Gestapo: birini yetkili makama ihbar etmek

Yapı report + kişi + to + yetkili makam şeklindedir. Bir kişi hakkında harekete geçme yetkisi olan başka bir kişiye veya kuruma bilgi vermek anlamına gelir; bunun sonucunda ihbar edilen kişi soruşturulabilir ya da cezalandırılabilir. Burada them ihbar edilen kişileri, the Gestapo ise bilgiyi alan makamı ifade eder. Bu cümlede report, bilgi vermek veya ihbar etmek anlamında bir fiildir; rapor yazmak anlamına gelmez.

Alıştırma

report someone to an authority yapısını tamamlayın: After witnessing the scam, Elena reported the caller ____ the police.

Cevabı göster

to

Both calmly denied any involvement Kalıp ifadeler

4:17

Her ikisi de herhangi bir ilgileri olduğunu sakince reddetti

until the police gathered all the leaflets

4:20

ta ki polis tüm bildirileri toplayıp

and placed them back in the empty case,

4:22

tam olarak sığdıkları o boş bavula

where they fit perfectly.

4:24

geri koyana kadar.

Kalıp ifadeler

denied any involvement: katılımı veya sorumluluğu reddetmek

Bu cümlede denied any involvement, faaliyete hiç katılmadıklarını ve olayla bağlantılarının ya da sorumluluklarının olmadığını söyledikleri anlamına gelir. Involvement yalnızca fiziksel olarak orada bulunmayı değil, katılımı veya sorumluluğu anlatır. Any, inkârı tam hâle getirir: hiçbir şekilde karışmadıklarını ileri sürerler. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp deny any involvement in + olay veya faaliyettir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: During the inquiry, the director ____ in the cover-up.

Cevabı göster

denied any involvement

When Hans and Sophie confessed,

4:27

Hans ve Sophie itiraf ettiklerinde,

they were immediately led to court

4:29

derhal mahkemeye çıkarıldılar

and sentenced to death by guillotine. Kelime

4:31

ve giyotinle ölüm cezasına çarptırıldılar.

Kelime

be sentenced to death by guillotine: hüküm ve infaz yöntemi

Burada were ... sentenced, bir mahkemenin resmî olarak ceza vermesi anlamındaki hukuk fiili sentence sözcüğünün edilgen biçimidir. Sentenced to death, “ölüm cezasına çarptırılmak” demektir; sentence burada sözcüklerden oluşan “cümle” anlamına gelmez. By guillotine infaz yöntemini belirtir. Kararı veren makamı göstermez. Başka durumlara aktarılabilecek yapı sentence someone to + ceza veya be sentenced to + ceza şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki hukuk fiiliyle tamamlayın: After the trial, the defendant was ____ to twelve years in prison.

Cevabı göster

sentenced

Despite a grueling interrogation, Dilbilgisi

4:33

Zorlu bir sorgulamaya rağmen,

the two refused to betray their co-conspirators. Kalıp ifadeler

4:36

ikisi de işbirlikçilerine ihanet etmeyi reddetti.

Dilbilgisi

Ödünleme anlatan Despite + isim öbeği

Despite a grueling interrogation, sorgunun gerçekten gerçekleştiğini ve son derece zor olduğunu, ancak beklenen sonucu doğurmadığını belirten bir edat öbeğidir. Önce engeli kabul eder, ardından ana cümlede beklentiye aykırı sonucu verir. Aktarılabilir yapı despite + isim öbeği veya -ing biçimi, ardından da bir ana cümledir. Although ile kurulan yan cümleyle aynı temel karşıtlığı daha kısa bir yapıyla ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi despite kullanarak tamamlayın: ____ the heavy rain, the outdoor concert continued.

Cevabı göster

Despite

Kalıp ifadeler

refused to betray their co-conspirators: suç ortaklarını ele vermeyi reddetmek

Refused to betray, başkalarını açığa çıkarmamayı, ele vermemeyi veya teslim etmemeyi bilinçli olarak seçmek demektir. Refuse to + fiilin yalın hâli, bir eylemin yalnızca gerçekleşmediğini değil, açıkça reddedildiğini anlatır. Burada betray, başkaları hakkında bilgi vererek sadakatsizce davranmak anlamındadır. Co-conspirators ise genellikle yasa dışı veya zararlı görülen aynı gizli plana birlikte katılan kişilerdir. İfade, bu reddedişi baskı altında gösterilen sadakat olarak sunar.

Alıştırma

Bir soruşturma bağlamında "She refused to betray her contacts" cümlesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bağlantılarını açıklamayı veya teslim etmeyi reddetti.
  2. Onlarla nasıl iletişime geçeceğini hatırlayamadı.
  3. Bağlantılarından arkadaşlıklarını bitirmelerini istedi.
Cevabı göster

Bağlantılarını açıklamayı veya teslim etmeyi reddetti.

Before her execution,

4:39

İdamından önce,

Sophie declared her fury at the state of her country, Kelime

4:41

Sophie ülkesinin durumu karşısındaki öfkesini dile getirdi,

Kelime

the state of her country: state “durum” anlamında

the state of her country ifadesinde state, ülkenin mevcut durumunu veya koşullarını anlatır. Genel olarak işlerin nasıl gittiğini belirtir; siyasi bir bölge olan “eyalet” ya da hükûmetin kendisi anlamına gelmez. Kamusal tartışmalarda concern, anger, or criticism about the state of something gibi yapılar yaygındır. Bu yapı bir ülkenin, kurumun, hizmetin veya projenin genel durumunu değerlendirmek için kullanılır.

Alıştırma

“Residents are worried about the state of the local hospital,” cümlesinde state ne anlama gelir?

  1. Hastanenin mevcut durumu
  2. Federal bir ülkenin bir bölgesi
  3. Ulusal hükûmet
Cevabı göster

Hastanenin mevcut durumu

but she also spoke to a more hopeful future. Öbek fiiller

4:44

ama aynı zamanda daha umutlu bir gelecekten de bahsetti.

Öbek fiiller

spoke to a more hopeful future: speak to ifadesinin soyut kullanımı

spoke to a more hopeful future ifadesinde spoke to yapısının nesnesi bir kişi değil, bir fikirdir. İfade, sözlerinin daha iyi bir gelecek olasılığını ele aldığını, çağrıştırdığını veya buna işaret ettiğini anlatır; gelecekle konuştuğu anlamına gelmez. concern, need, problem veya possibility gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında speak to çoğu zaman bir konuyu ele almak, onunla ilgili olmak ya da onun hakkında bir şey göstermek anlamına gelir. Kesin açıklama nesneye ve bağlama göre değişir.

Alıştırma

Hangi cümlede speak to soyut bir meseleyi ele almak veya onunla ilgili bir şey göstermek anlamına gelir?

  1. She spoke to her neighbor at the gate.
  2. I need to speak to the manager after lunch.
  3. The findings speak to a larger problem in the hiring process.
Cevabı göster

The findings speak to a larger problem in the hiring process.

"How can we expect righteousness to prevail Anlatım akışı

4:48

"Kendini haklı bir dava için bireysel olarak feda etmeye istekli neredeyse hiç kimse yokken

when there is hardly anyone willing to give himself up individually to a righteous cause? Notlar

4:50

doğruluğun galip gelmesini nasıl bekleyebiliriz?

Anlatım akışı

Retorik bir sorgulama olarak How can we expect X when Y?

How can we expect righteousness to prevail ...? bir yöntem sorusu değil, retorik bir sorudur. Ardından belirtilen koşul altında adaletin kazanmasını beklemenin makul olmadığını anlatır. How can we expect X when Y? kalıbı önce umulan X sonucunu sunar, ardından when Y ile bu beklentiyi savunmayı zorlaştıran gerçeği gösterir. Burada soru bir argüman işlevi görür ve dinleyicilere harekete geçmeleri için ahlaki baskı yapar.

Alıştırma

Bu cümlede How can we expect righteousness to prevail ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Adaletin üstün gelmesini sağlamaya yönelik pratik talimatlar ister.
  2. İnsanlar fedakârlık yapmadan adaletin üstün geleceği beklentisini sorgular.
  3. Adaletin kesinlikle üstün geleceğini öngörür.
Cevabı göster

İnsanlar fedakârlık yapmadan adaletin üstün geleceği beklentisini sorgular.

Dilbilgisi

there is hardly anyone: olumsuza yakın bir miktar

There is hardly anyone, ardından gelen tanıma uyan neredeyse hiç kimsenin var olmadığı veya orada bulunmadığı anlamına gelir. Buradaki hardly olumsuza yakın bir anlam taşır; “büyük çabayla” demek değildir. Yine de çok az sayıda kişinin var olma ihtimalini açık bırakır. there is hardly anyone willing ... yapısında willing ... ifadesi anyone sözcüğünü niteler ve neredeyse hiç bulunmayan grubun kimlerden oluştuğunu gösterir.

Alıştırma

“There is hardly anyone willing to help” ne anlama gelir?

  1. İnsanlar yalnızca iş zorsa yardım etmeye isteklidir.
  2. Yardım etmeye istekli neredeyse hiç kimse yoktur.
  3. Yardım etmeye istekli tek bir kişi bile yoktur.
Cevabı göster

Yardım etmeye istekli neredeyse hiç kimse yoktur.

Kalıp ifadeler

willing to give himself up ... to a righteous cause: doğru bir davaya tamamen adanmak

Be willing to, bir şeyi yapmayı seçmek veya yapmaya hazır olmak anlamına gelir. Temel yapı give himself up to a righteous cause ifadesidir; individually, her kişinin bu bağlılığı bizzat üstlenmesi gerektiğini vurgulamak için araya girer. Burada give himself up to a cause, ağır bir kişisel fedakârlığı kabul etme ihtimaliyle birlikte kendini bir davaya tamamen adamak demektir. Davadan vazgeçmek anlamına gelmez; cause tamamlayıcısı da bu ifadeyi polise teslim olmaktan ayırır.

Alıştırma

Bu cümlede “willing to give himself up ... to a righteous cause” ne anlama geliyor?

  1. Doğru bir davadan vazgeçmeye hazır
  2. Davayı polise teslim etmeyi planlıyor
  3. Doğru bir dava uğruna kendini adamaya veya feda etmeye hazır
Cevabı göster

Doğru bir dava uğruna kendini adamaya veya feda etmeye hazır

Such a fine sunny day,

4:56

Böylesine güzel, güneşli bir günde,

and I have to go.

4:58

gitmek zorundayım.

But what does my death matter Anlatım akışı

5:00

Ama benim ölümümün ne önemi var

if through us

5:02

eğer bizim aracılığımızla

thousands of people are awakened and stirred to action?" Kalıp ifadeler

5:03

binlerce insan uyanır ve harekete geçirilirse?"

Anlatım akışı

What does my death matter?: kişisel ölümü önemsizleştiren retorik soru

But bir karşıtlık kurar ve What does my death matter? gerçek bir bilgi talebi değil, retorik bir sorudur. Matter burada önemli olmak anlamında kullanılan bir fiildir; dolayısıyla örtük cevap, konuşanın ölümünün pek önemli olmadığıdır. Ardından gelen if yan cümlesi daha büyük sonucu sunar: binlerce kişi uyanıp harekete geçebilir. What does X matter if Y? kalıbı X'i arka plana iter ve Y'yi temel değer iddiası hâline getirir.

Alıştırma

Konuşan “But what does my death matter” sözüyle hangi tutumu ifade ediyor?

  1. Konuşan, birçok insanı uyandırıp harekete geçirmenin yanında bireysel ölümün daha az önemli olduğunu düşünüyor.
  2. Konuşan ölümün tıbbi bir açıklamasını istiyor.
  3. Konuşan hiç kimsenin harekete geçirilemeyeceğine inanıyor.
Cevabı göster

Konuşan, birçok insanı uyandırıp harekete geçirmenin yanında bireysel ölümün daha az önemli olduğunu düşünüyor.

Kalıp ifadeler

are awakened and stirred to action: bilinçlenmek ve harekete geçmeye teşvik edilmek

Bu cümlede awakened, uykudan uyanmak değil, önemli bir gerçeğin ya da davanın farkına varmanın sağlanması demektir. Stirred to action ise yalnızca kaygı duymak yerine bir şey yapmaya güçlü biçimde yönlendirilmek veya motive edilmek anlamına gelir. Are yardımcı fiili hem awakened hem de stirred için geçerlidir: binlerce insan bu etkiyi alan taraftır. İki ifade birlikte, yeni bir farkındalıktan eyleme geçişi gösterir.

Alıştırma

“The report awakened the public and stirred them to action.” cümlesindeki temel ifade ne anlama gelir?

  1. Halk duygulandı ama tepki verme isteği hiç oluşmadı.
  2. Halk sorunu fark etti ve harekete geçmek için motive oldu.
  3. Halk uykudan uyandı ve kısa süreliğine şaşırdı.
Cevabı göster

Halk sorunu fark etti ve harekete geçmek için motive oldu.

Ever wondered how Hitler rose to power

5:08

Hitler'in en başta iktidara nasıl geldiğini

in the first place?

5:10

hiç merak ettiniz mi?

Find out with this video.

5:11

Bu videoyla öğrenin.

Or,

5:13

Veya,

for more gut-wrenching bravery and subterfuge,

5:14

daha fazla yürek burkan cesaret ve gizli işler için,

check out this lesson on Harriet Tubman,

5:16

köleleştirilmiş halkların kurtarıcısı

liberator of enslaved peoples,

5:19

ve Birlik Ordusu'ndaki gizli general

and secret general in the Union Army.

5:21

Harriet Tubman hakkındaki bu derse göz atın.