Çöpe attığınız plastiğe gerçekten ne oluyor - Emma Bryce: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Bu çevre temalı animasyon, petrol kökenli ham maddeden üretilip atılan üç plastik şişeyi birbirinden çok farklı varış noktalarına kadar izliyor: çöp sahası, atıkların toplandığı bir okyanus girdabı ve geri dönüşüm tesisi. Şişelerin yolları, plastik atıkların uzun vadeli zararlarını ve geri dönüşümün kullanılmış malzemeyi nasıl yeni bir kaynağa dönüştürebildiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. To understand where these bottles end up, we must first explore their origins. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önce açıklanacak sonucu gündeme getirip ardından gerekli geçmiş bilgisine dönme yöntemini öğrenin. Bu yapıyı, güncel bir durumu nasıl başladığını önce inceleyerek açıklayan sunumları veya yazıları düzenlemek için kullanabilirsiniz. 2. mistake the brightly colored plastic bits for food. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bir insanın veya hayvanın bir şeyi başka bir şey sanmasını anlatan mistake A for B kalıbını tanıyıp kullanın. Böylece karışıklık, yanıltıcı görünüş ve yanlış varsayımlardan söz ederken for sözcüğünü atlamadan veya yanlışlıkla as ile değiştirmeden doğru ifade kurabilirsiniz. 3. ready to be reborn as something completely new. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: be reborn as ifadesinin geri dönüştürülen malzemenin yeni bir kimlik ya da işlev kazanmasını mecazen nasıl anlattığını kavrayın. Bu imgeyle gerçek bir doğumu kastetmeden dönüşümü ve yenilenen olasılıkları betimleyebilirsiniz.
Bu derste
This is the story of three plastic bottles, empty and discarded. Anlatım akışı
0:06Bu, boş ve çöpe atılmış üç plastik şişenin hikayesidir.
the story of three plastic bottles: gerçek bir süreci hikâye olarak sunmak
the story of three plastic bottles ifadesinde story, anlatısal bir çerçeve kurar. Şişelerin hayal ürünü olduğunu söylemez; onların gerçek yolculuklarını izleyicinin takip edebileceği bir sıra içinde sunar. Bu tür bir giriş, açıklamayı anlatıya dönüştürür: önce izlenecek konuları tanıtır, sonra onların başına ne geldiğini takip etmeye davet eder.
Alıştırma
Bu cümlede the story of three plastic bottles ifadesinin temel işlevi nedir?
- Şişelerin gerçek yolculuklarını izleyicinin takip edebileceği bir hikâye olarak sunar
- Şişelerin hayal ürünü karakterler olduğunu kanıtlar
- Plastik şişelerin nasıl yapılacağını açıklar
Cevabı göster
Şişelerin gerçek yolculuklarını izleyicinin takip edebileceği bir hikâye olarak sunar
Their journeys are about to diverge with outcomes that impact nothing less than the fate of the planet. Notlar
0:11Yolculukları, gezegenin kaderini doğrudan etkileyecek sonuçlarla birbirinden ayrılmak üzere.
are about to diverge: yaklaşan bir ayrılmayı anlatmak
Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında gerçekleşeceğini belirtir. Are about to diverge ifadesinde çoğul özne their journeys ile are kullanılır ve diverge yalın hâlde kalır. Burada diverge, ayrılmak ve farklı yönlere gitmek anlamındadır. Bu yapı, yolculuklardaki değişimin çok yakın olduğunu haber verir; gelecekle ilgili genel bir tahmin yapmaz.
Alıştırma
Olayın çok yakında gerçekleştiğini göstermek için cümleyi be about to ile tamamlayın: The last train ____ leave.
Cevabı göster
is about to
nothing less than the fate of the planet: son derece önemli bir sonucu vurgulamak
Bu cümlede nothing less than + isim öbeği güçlü bir vurgu kalıbıdır. nothing less than the fate of the planet, sonuçların gezegenin kaderi kadar önemli bir şeyi etkileyebileceğini anlatır. Bu, sayısal bir karşılaştırma değildir. İfade, iddianın ağırlığını artırır ve söz konusu sonucun son derece önemli olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, sonuçların son derece önemli olduğunu vurgulamak için nothing less than ifadesini en doğal biçimde kullanıyor?
- The decision could affect fewer documents than expected.
- The decision could affect at least three scheduled meetings.
- The decision could affect nothing less than the future of the whole community.
Cevabı göster
The decision could affect nothing less than the future of the whole community.
To understand where these bottles end up, Anlatım akışı
0:20Bu şişelerin nereye gittiğini anlamak için
To understand..., we must first...: sonucu açıklamadan önce arka planı vermek
To understand..., we must first... kalıbı bir açıklamayı iki bölüme ayırır. to + fiil ile kurulan baştaki amaç bölümü neyi anlamak istediğimizi belirtir. Ana cümle ise önce gereken adımı veya arka planı verir. Burada dinleyiciyi şişelerin sonunda nereye gittiği sorusundan kökenlerine geri götürür. Bu bağlamda explore, bir yerde yolculuk etmek değil, araştırmak veya incelemek anlamına gelir. Bir sonuç ya da mevcut durum; nedenleri, geçmişi veya başlangıç noktası tanıtıldıktan sonra daha anlaşılır olacaksa bu kalıbı kullanın.
Alıştırma
Cümleyi To understand..., we must first... kalıbıyla tamamlayın: ____ why the machine stopped, we ____ inspect the power supply.
Cevabı göster
To understand · must first
The heroes of our story were conceived in this oil refinery. Kelime
0:25Hikayemizin kahramanları bu petrol rafinerisinde tasarlandı.
were conceived: mecaz yoluyla bir kökeni anlatmak
Burada were conceived, “ilk kez şekillenmek” veya “kökenini almak” anlamına gelir. Şişeler hikâye karakterleri gibi ele alındığı için rafineri, onların maddi varlığının başladığı yer olarak sunulur. Bu, hamileliğe gerçek anlamda gönderme yapan bir ifade değil, mecazdır. Daha genel olarak be conceived; bir fikir, plan, tasarım veya projenin ilk kez düşünüldüğü ya da geliştirilmeye başlandığı en erken aşamayı anlatabilir. Edilgen yapı, dikkati fikri geliştiren kişiden çok kökeni anlatılan şeye verir.
Alıştırma
Yerel öğretmenlerin projenin fikrini ilk geliştirdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The community project was conceived local teachers during a workshop.
- The community project was conceived by local teachers during a workshop.
- The community project was born by local teachers during a workshop.
Cevabı göster
The community project was conceived by local teachers during a workshop.
The plastic in their bodies was formed by chemically bonding oil and gas molecules together to make monomers. Dilbilgisi
0:29Vücutlarındaki plastik, monomerler oluşturmak üzere petrol ve gaz moleküllerinin kimyasal olarak birbirine bağlanmasıyla oluştu.
was formed by chemically bonding: sonuç ve yöntemi göstermek
Was formed, edilgen yapıyı kullanarak sonuç olan plastiği önce verir. Ardından by chemically bonding yöntemi açıklar: by + bonding biçimindeki -ing yapısı, “bağlama işlemi yoluyla” anlamına gelir. Chemically, bonding sözcüğünü niteler ve moleküllerin nasıl birleştirildiğini belirtir. Bu sonuç + edilgen fiil + by + -ing kalıbı, malzemenin ve işlemin işi yapan kişiden daha önemli olduğu bilimsel açıklamalarda ve süreç anlatımlarında yaygındır. Burada by bir yer veya yazar değil, yöntem bildirir.
Alıştırma
Was formed by ve combine fiilinin -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The new material ____ two liquids.
Cevabı göster
was formed by combining
In turn: bir sonucu sonraki aşamaya bağlamak
In turn, bu aşamayı hemen önce ortaya çıkan sonuca bağlar. Önceki süreç monomerleri üretir; bu monomerler de sonraki sürecin başlangıç malzemesi olur. Buradaki anlamı “bağlantılı bir sonraki aşama olarak” veya “bu da sonraki sonuca yol açarak” şeklindedir. Burada turn, sırayla konuşmak ya da bir işi nöbetleşe yapmak anlamına gelmez. İfade, A → B → C biçimindeki bir açıklamayı düzenler ve B’nin hem A’nın sonucu hem de C’nin temeli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede in turn hangi ilişkiyi ifade ediyor? Solar panels lowered electricity costs, which in turn made the project affordable.
- Aralarında bağlantı olduğu belirtilmeden yalnızca daha sonra gerçekleşen bir olay.
- Daha düşük maliyetler karşılığında yapılan bir değiş tokuş veya geri ödeme.
- Bağlantılı bir sonuç: daha düşük maliyetler projenin karşılanabilir olmasına yardımcı oldu.
Cevabı göster
Bağlantılı bir sonuç: daha düşük maliyetler projenin karşılanabilir olmasına yardımcı oldu.
these monomers were bonded into long polymer chains to make plastic Kelime
0:38bu monomerler plastik oluşturmak üzere uzun polimer zincirlerine bağlandı
monomers were bonded into long polymer chains: bir polimer oluşturmak
Monomerler, başka birimlerle birleşebilen küçük moleküler birimlerdir. Polimer zincirleri ise birbirine bağlanmış çok sayıda monomerden oluşan uzun moleküler yapılardır; chains burada metal zincirleri değil, moleküler düzeydeki zincir biçimli düzeni anlatır. Were bonded into edilgen bir yapıdır: bağlama eylemi monomerlere uygulanır. İfadenin tamamı, kimyasal bağların monomerleri birleştirerek plastik yapımında kullanılan uzun polimer zincirlerini oluşturduğunu belirtir.
Alıştırma
Bu cümleyi doğru açıklayan ifade hangisidir? Small monomers were bonded into long polymer chains.
- Uzun metal zincirleri kesilerek birbirinden ayrı küçük moleküllere dönüştürüldü.
- Çok sayıda küçük moleküler birim kimyasal olarak bağlanıp uzun, zincir biçimli moleküller oluşturdu.
- Monomerler bağ oluşturmadan yan yana yerleştirildi.
Cevabı göster
Çok sayıda küçük moleküler birim kimyasal olarak bağlanıp uzun, zincir biçimli moleküller oluşturdu.
in the form of millions of pellets: bir şeyin aldığı biçimi göstermek
In the form of + isim öbeği, bir şeyin belirtilen şekil, format veya türde var olduğunu ya da göründüğünü anlatır. Burada plastik, bu aşamada milyonlarca küçük pelet hâlindedir. Buradaki form, “şekil” veya “format” anlamına gelen bir isimdir. Bu yapı bilginin, paranın veya enerjinin hangi biçimde sunulduğunu da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “... biçiminde sunulan” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The report was shared ____ a short video.
Cevabı göster
in the form of
Those were melted at manufacturing plants and reformed in molds to create the resilient material that makes up the triplets bodies. Öbek fiiller
0:46Bunlar fabrikalarda eritildi ve üçüzlerin vücutlarını oluşturan esnek malzemeyi yaratmak üzere kalıplarda yeniden şekillendirildi.
makes up: bir bileşenin bütünü oluşturması
Burada makes up, “oluşturur” veya “meydana getirir” anlamındadır. The resilient material bileşendir; üç gövde ise onun oluşturduğu bütündür. Yeniden kullanılabilen kalıp, parça veya malzeme + make up + bütün şeklindedir: bileşen özne, bütün ise nesnedir. Burada özne olan material tekil olduğu için makes -s alır. Bu cümlede make up, “uydurmak” veya “makyaj yapmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “oluşturur” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A waterproof fabric ____ the tent's outer layer.
Cevabı göster
makes up
Machines filled the bottles with sweet bubbily liquid and they were then wrapped, Anlatım akışı
0:54Makineler şişeleri tatlı ve köpüklü sıvıyla doldurdu ve daha sonra sarıldılar,
shipped, bought, opened, consumed, and unceremoniously discarded.
0:59nakledildiler, satın alındılar, açıldılar, tüketildiler ve merhametsizce çöpe atıldılar.
were then wrapped, shipped...: süreç zinciri için tek bir edilgen yapı
Altı geçmiş zaman ortacı—wrapped, shipped, bought, opened, consumed ve discarded—başta yalnızca bir kez kullanılan were then kalıbına bağlıdır. Cümle tamamen açılarak yazılsaydı her eylemden önce they were yeniden gelebilirdi, ancak İngilizce bu tekrarı atar. Bu paralel edilgen fiil zinciri, şişelerin bütün yolculuğunu hızlı bir sıraya sıkıştırır. Şişeler konu olarak kalırken her yeni fiil süreci bir adım ilerletir. Unceremoniously ise son adımın özensizce ve önem verilmeden yapıldığı hissini katar.
Alıştırma
Hangi cümle, açık ve paralel bir süreç zinciri oluşturmak için ortak bir edilgen yardımcı fiili yalnızca bir kez kullanıyor?
- The packages were labeled, checked, loaded, and delivered.
- The packages labeled, checked, loaded, and delivered.
- The packages were labeled, checked, loading, and delivered.
Cevabı göster
The packages were labeled, checked, loaded, and delivered.
poised at the edge of the unknown: belirsiz bir sonraki adım için benzetme
Poised, bir şeyin gerçekleşmesine hazır biçimde konumlanmış olmayı anlatır. At the edge of the unknown, belirsiz bir geleceği sınırı olan hayalî bir yere dönüştürür. İfade bir bütün olarak şişelerin bir sonraki bilinmeyen kaderleri başlamadan hemen önceki anda bulunduğunu gösterir. Bu görüntü gerçek bir yer değildir. Merak ve gerilim yaratır; daha önce olanlardan, sırada gelebilecek yollara geçiş sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede poised at the edge of the unknown ne anlama geliyor?
- Sırada ne olacağını şimdiden tam olarak biliyorlar.
- Açıkça işaretlenmiş fiziksel bir sınırın yanında dinleniyorlar.
- Belirsiz bir gelecekten önceki dönüm noktasındalar.
Cevabı göster
Belirsiz bir gelecekten önceki dönüm noktasındalar.
like hundreds of millions of tons of his plastic brethren, Anlatım akışı
1:11yüz milyonlarca ton plastik kardeşi gibi,
like hundreds of millions of tons of his plastic brethren: tek bir örnekten daha geniş bir eğilime
Virgüllerle ayrılan like öbeği, Bottle one'ı çok büyük bir benzer plastik nesneler grubuyla karşılaştırır. Aynı sonucun yaygın olduğunu göstererek anlatımı tek bir şişenin hikâyesinden çok daha büyük bir atık sorununun ölçeğine taşır. His plastic brethren, diğer plastik nesneleri şişeyle aynı grubun üyeleriymiş gibi kişileştirir. Brethren burada gerçek bir aileyi anlatmaz; sözcük hikâye havasını desteklerken miktar da genel ölçeği gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle tek bir örnekten daha geniş bir eğilime doğal biçimde geçer?
- This family farm is larger than many others in the valley.
- This family farm, like many others in the valley, is facing a water shortage.
- Many farms exist in the valley, and this family likes them.
Cevabı göster
This family farm, like many others in the valley, is facing a water shortage.
ends up: sonunda bir yere veya sonuca ulaşmak
End up, bir süreçten sonra nihai bir yere, duruma veya sonuca ulaşmak anlamına gelir. Ends up in a landfill ifadesinde in, son konumu belirtir. Bu ifade çoğu zaman sonucun planlanmadığını veya başlangıçta asıl odak olmadığını düşündürür, ancak sonucun mutlaka şaşırtıcı olması gerekmez. Yaygın yapılar arasında end up in/at + yer, end up + sıfat ve end up + -ing bulunur.
Alıştırma
End up ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: After taking the wrong bus, we ____ at the airport.
Cevabı göster
ended up
as more trash comes in and continues to take up space. Öbek fiiller
1:19daha fazla çöp geldikçe ve yer kaplamaya devam ettikçe.
take up space: sınırlı alan veya depolama kapasitesi kullanmak
Burada take up space, sınırlı bir alanın bir bölümünü kullanmak veya kaplamak demektir. Daha fazla çöp geldikçe çöpler, artık başka bir şey için kullanılamayan araziyi kaplamaya devam eder. Başka durumlara aktarılabilen kalıp something takes up space biçimindedir; fiil, zamana ve özneye göre değişir. Space fiziksel alanı veya dijital depolama kapasitesini anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi take up space ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: That broken chair still ____ in the garage.
Cevabı göster
takes up space
As plastics sit there being compressed amongst layers of other junk,
1:23Plastikler diğer çöp katmanları arasında sıkışarak orada dururken,
rainwater flows through the waste and absorbs the water-soluble compounds it contains. Kelime
1:27yağmur suyu atıkların arasından akar ve içerdiği suda çözünebilen bileşikleri emer.
water-soluble compounds: suda çözünebilen bileşikler
Water-soluble compounds, suda çözünebilen kimyasal maddelerdir. Water-soluble, sudan yapılmış veya su içeren anlamına gelmez. Bu isim grubunda water-soluble, compounds sözcüğünü niteleyen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. -soluble bölümü çözünebilir anlamına gelir; ilk bölüm ise maddenin hangi ortamda çözüldüğünü belirtir. Fat-soluble da aynı yapıyı kullanır.
Alıştırma
Cümleyi “suda çözünebilen” anlamındaki birleşik sıfatla tamamlayın: The lab identified several ____ compounds in the sample.
Cevabı göster
water-soluble
they create a harmful stew called leachate, Kültür
1:37sızıntı suyu adı verilen zararlı bir karışım yaratırlar,
a harmful stew called leachate: benzetme ve bilimsel ad
Burada a harmful stew, birçok kirleticinin karıştığı sıvıyı “zararlı bir türlü” gibi anlatan bir benzetmedir; yiyecekten söz edilmez. Stew sözcüğü, birkaç zararlı maddenin birbirine karıştığını düşündürür. Called leachate bu karışımın bilimsel adını verir. Sızıntı suyu, suyun atıkların içinden geçerken kirleticileri taşımasıyla oluşan kirli bir sıvıdır. a/an + açıklama + called + ad kalıbı önce bir şeyi tarif eder, sonra onun adını söyler.
Alıştırma
Bu cümledeki a harmful stew called leachate ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Toprağın altında depolanan temiz yer altı suyudur.
- Bilimsel adı leachate olan kirli bir sıvı karışımıdır.
- Çöp depolama alanının yakınında yemek olarak sunulan sıcak bir türlüdür.
Cevabı göster
Bilimsel adı leachate olan kirli bir sıvı karışımıdır.
which can move into groundwater, soil, and streams,
1:40bu da yeraltı sularına, toprağa ve derelere karışarak,
poisoning ecosystems and harming wildlife. Dilbilgisi
1:44ekosistemleri zehirleyebilir ve yaban hayatına zarar verebilir.
poisoning ecosystems and harming wildlife: sonuç bildiren -ing öbekleri
Poisoning ecosystems ve harming wildlife, birbirine paralel iki -ing öbeğidir. Yeni ana eylemler başlatmazlar; sızıntı suyu yer altı sularına, toprağa ve akarsulara karıştığında ortaya çıkabilecek zararlı sonucu eklerler. Eylem + virgül + -ing öbeği kalıbı, bir olayı sonucuna bağlayabilir. Burada iki -ing fiilinin de örtük öznesi sızıntı suyudur ve and iki paralel sonucu birbirine bağlar.
Alıştırma
Sonucu göstermek için kill ve damage fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: The chemical entered the river, ____ fish and ____ plants.
Cevabı göster
killing · damaging
It can take bottle one an agonizing 1,000 years to decompose. Dilbilgisi
1:47Birinci şişenin doğada çözünmesi acı verici 1.000 yıl sürebilir.
It can take ... time to do: bir şeyin ne kadar sürebileceğini anlatmak
It can take + kişi veya şey + süre + to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir sürecin ne kadar zaman gerektirebileceğini anlatır. It, belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel öznedir; bottle one süreci yaşayan şeydir, to decompose ise sürecin parçalanma olduğunu belirtir. An agonizing 1,000 years, şaşırtıcı ve acı verecek kadar uzun bir süre demektir. Bu ifade, konuşanın uzun bekleyişe tepkisini gösterir; şişenin acı hissettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki üç kelimelik kalıpla tamamlayın: ____ this old computer several minutes to start.
Cevabı göster
It can take
but unfortunately no happier: daha iyi olmayan bir sonuç
Bu cümlede but, stranger karşılaştırmasından onun ters yönündeki bir değerlendirmeye geçiş yapar. Unfortunately, konuşanın sonucu kötü bulduğunu gösterir. is fiili iki sıfat için de geçerlidir: yolculuk daha tuhaftır fakat daha mutlu değildir. No + karşılaştırma sıfatı, karşılaştırma noktasına göre hiçbir artış olmadığını anlatır. Burada no happier, iki numaralı şişenin yolculuğunun bir numaralınınkinden daha iyi veya daha talihli bir sonuca ulaşmadığı anlamına gelir. Happy, bir kişinin duygusunu değil, hikâyenin sonucunu mecazi biçimde anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle ikinci planın farklı olduğunu fakat birinciden hiç daha güvenli olmadığını söyler?
- The second plan is different, but no safer.
- The second plan is different and much safer.
- The second plan is different, but less safe.
Cevabı göster
The second plan is different, but no safer.
He floats on a trickle that reaches a stream, Anlatım akışı
1:58Dereye ulaşan bir su sızıntısı üzerinde sürüklenir,
a trickle that reaches a stream ... a river that reaches the ocean: bir zincir kurmak
Bu cümle bir güzergâhı zincir hâlinde kurar: ince bir su akıntısı bir dereciğe ulaşır; o derecik sonraki yan cümlenin başlangıç noktası olur; ardından nehir de aynı görevi üstlenir ve güzergâh okyanusta sona erer. Her varış noktasının sonraki yan cümlenin konusu olarak tekrarlanması, adımların sırayla izlenmesini kolaylaştırır. That ile kurulan her yan cümle, bir su kütlesinin daha sonra nereye gittiğini gösterir. Burada reaches, 'ulaşır veya akarak varır' anlamındadır; 'elini uzatıp bir şeyi almaya çalışır' anlamında değildir. Aynı bağlantı düzeni güzergâhları, süreçleri ve neden-sonuç zincirlerini düzenlemek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle bir süreci açıkça göstermek için tekrarlanan bir zincir kullanıyor?
- The team turned an idea into a plan during one meeting.
- An idea can be exciting, a plan needs detail, and projects take time.
- An idea becomes a plan, the plan becomes a project, and the project becomes a new service.
Cevabı göster
An idea becomes a plan, the plan becomes a project, and the project becomes a new service.
lost at sea: denizde kaybolmuş veya sürükleniyor olmak
Lost at sea, bir kişinin ya da nesnenin denizde kaybolduğunu, yolunu bulamadığını veya sürüklendiğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada kafa karışıklığı hissini değil, aylar süren gerçek bir durumu anlatır. After months lost at sea içinde bu ifade, öznenin o aylar boyunca içinde bulunduğu durumu kısaltarak anlatır. Tam anlamı, 'özne aylarca denizde kayıp kaldıktan sonra' şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi 'denizde kayıp veya sürükleniyor olmak' anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: After the storm, the empty fishing boat was ____ for five days before a rescue crew found it.
Cevabı göster
lost at sea
he's slowly drawn into a massive vortex where trash accumulates, Kalıp ifadeler
2:08yavaş yavaş çöplerin biriktiği devasa bir girdaba çekilir,
drawn into a massive vortex: bir gücün etkisiyle içine çekilmek
Be drawn into yapısında drawn, draw fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve is ile birlikte edilgen bir yapı oluşturur. Burada bir gücün onu girdabın içine taşıdığı ya da çektiği anlamına gelir; “resminin çizilmesi” anlamında değildir. Aynı yapı, bir tartışmaya ya da krize sürüklenmek gibi fiziksel olmayan bir katılımı da anlatabilir. Genellikle öznenin bu duruma dahil olmayı tamamen kendi isteğiyle seçmediğini düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümle Noah'nın, muhtemelen tamamen kendi isteğiyle seçmeden, tartışmaya dahil olduğu anlamına gelir?
- Noah was drawn to the debate.
- Noah drew the debate.
- Noah was drawn into the debate.
Cevabı göster
Noah was drawn into the debate.
a place known as the Great Pacific Garbage Patch. Kültür
2:13Büyük Pasifik Çöp Alanı olarak bilinen bir yere.
known as the Great Pacific Garbage Patch: bir adı tanıtmak
Known as, bilinen bir adı veya tanımı tanıtır. Burada a place known as X, a place that is known as X yapısının kısaltılmış biçimidir; dolayısıyla ifade, yerin adının ne olduğunu belirtir. The Great Pacific Garbage Patch, akıntıların yüzen atıkları bir araya topladığı Kuzey Pasifik'teki geniş bir bölgenin yerleşmiş adıdır. Burada patch, bir alan veya bölge anlamındadır; giysi yaması ya da çöpten oluşan katı bir ada değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bölgenin bilinen adını doğru şekilde verir?
- The district is known for Harbor Point.
- The district knows as Harbor Point.
- The district is known as Harbor Point.
Cevabı göster
The district is known as Harbor Point.
Here the ocean's currents have trapped millions of pieces of plastic debris.
2:17Burada okyanus akıntıları milyonlarca parça plastik enkazını hapsetmiştir.
This is one of five plastic-filled gyres in the world's seas, Kültür
2:22Bu, dünya denizlerinde plastikle dolu beş döngüden biridir,
plastic-filled gyres: plastiği biriktiren okyanus akıntısı döngüleri
Gyre, okyanus akıntılarının oluşturduğu büyük ve dairesel bir sistemdir. Hareket eden bir su sistemidir; katı bir ada ya da sıradan bir çöp yığını değildir. Bir gyre zaman içinde yüzen maddeleri yakalayıp belli bir yerde yoğunlaştırabilir. Plastic-filled gyres ifadesinde çoğul isim gyres, bileşik sıfat plastic-filled tarafından nitelenir. Bu sıfat “çok miktarda plastik içeren” anlamına gelir. Bu nedenle ifadenin tamamı, büyük miktarda plastiğin biriktiği okyanus akıntısı döngülerini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede plastic-filled gyres ne anlama geliyor?
- Deniz kenarında plastik geri dönüştürmek için kullanılan kutular.
- Plastiğin biriktiği büyük ve dönen okyanus akıntısı sistemleri.
- Tamamen plastikten yapılmış katı adalar.
Cevabı göster
Plastiğin biriktiği büyük ve dönen okyanus akıntısı sistemleri.
places where the pollutants turn the water into a cloudy plastic soup. Deyimler
2:27kirleticilerin suyu bulanık bir plastik çorbasına dönüştürdüğü yerlerdir.
turn the water into a cloudy plastic soup: değişim ve benzetme
Turn A into B kalıbı “A'nın B olmasına neden olmak” anlamına gelir. Burada the pollutants değişime neden olur, the water A'dır ve a cloudy plastic soup ortaya çıkan sonuç, yani B'dir. Plastic soup, yiyecek anlamına gelmeyen canlı bir benzetmedir. Plastik parçalarıyla dolu bulanık deniz suyunu karışık bir çorbaya benzeterek suyun içinde ne kadar fazla kirlilik bulunduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi turn A into B kalıbıyla tamamlayın: This machine can ____ used bottles ____ roof tiles.
Cevabı göster
turn · into
get entangled in: bir şeye dolanıp kalmak
Get entangled in, bir şeye dolanıp sıkışmak anlamına gelir. Burada get + past participle yapısı pasif bir duruma geçişi anlatır: hayvanlar bir şeyi dolayan taraf değildir; çöp onları yakalayıp sıkıştırır. Bu ifade, bu cümledeki gibi fiziksel ve gerçek bir sıkışmayı ya da zor bir durumun içine çekilmeyi mecazi olarak anlatabilir. Bu cümlede gerçek anlamıyla kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve bir şeye dolanıp sıkışmak anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Loose ribbons can ____ bicycle wheels.
Cevabı göster
get entangled in
They and others mistake the brightly colored plastic bits for food. Kalıp ifadeler
2:35Onlar ve diğerleri parlak renkli plastik parçalarını yiyecek sanırlar.
mistake plastic bits for food: mistake A for B kalıbı
Mistake A for B, A'yı yanlışlıkla B sanmak demektir. A gerçekte var olan şeydir; B ise kişinin ona yanlışlıkla verdiği kimliktir. Burada brightly colored plastic bits A, food ise B'dir. Bu cümlede mistake bir fiildir. A'yı doğrudan mistake'ten sonra getirip B'den önce for kullanın; standart kalıpta as değil, for kullanılır. Bu sıra, yanılgının yönünü açık tutar.
Alıştırma
Mistake A for B kalıbındaki eksik sözcüğü doldurun: In the dark, you might mistake a coat on a chair ____ a person.
Cevabı göster
for
Plastic makes them feel full when they're not, Dilbilgisi
2:41Plastik onları yemedikleri halde tok hissettirir,
makes them feel full ... when they're not: neden olma ve eksiltme
make + nesne + fiilin yalın hâli yapısında make, “bir duruma neden olmak” anlamına gelir. Burada Plastic nedendir, them etkilenen nesnedir ve feel full hayvanların yaşadığı durumu belirtir. make sözcüğünden sonra feel, to almadan yalın hâlde kullanılır. When they're not, “aslında tok olmadıklarında” demektir. İngilizcede hemen önce söylendiği için full sözcüğü tekrar edilmez. Hayvanların hissettiği durum ile gerçek durum karşılaştırılır: Plastik, yanlış bir tokluk hissi yaratır.
Alıştırma
Cümleyi make + him + feel yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The superhero costume ____ brave even when he wasn't.
Cevabı göster
made him feel
and pass the toxins from the plastic up the food chain. Kültür
2:46ve plastikteki toksinleri besin zincirinin üst sıralarına taşırlar.
pass the toxins ... up the food chain: beslenme basamakları arasında aktarım
Bu çevre bağlamında pass the toxins ... up the food chain, zehirli maddelerin kirlenmiş bir avdan onu yiyen avcının vücuduna geçmesi anlamına gelir. Bu avcı da yenirse maddeler daha üst düzey avcılara geçebilir. From the plastic, toksinlerin kaynağının plastik olduğunu belirtir. Up, gerçek bir zincir boyunca hareket etmeyi değil, beslenme basamaklarında yukarı doğru ilerlemeyi anlatır. Burada pass, “aktarmak” anlamındadır. Bu ifade, başlangıçtaki plastiği doğrudan yememiş hayvanlara ve hatta insanlara bile kirliliğin nasıl ulaşabileceğini açıklar.
Alıştırma
Hangi durum toksinlerin besin zincirinde yukarı aktarılmasını en iyi gösterir?
- Bir kuş, plastik bir ambalajı bir yuvadan başka bir yuvaya taşır.
- Bir şahin, zehirli bir kimyasalı emmiş fareyi yer ve kimyasal şahinin vücuduna girer.
- Yağmur, zehirli bir kimyasalı yoldan nehre taşır.
Cevabı göster
Bir şahin, zehirli bir kimyasalı emmiş fareyi yer ve kimyasal şahinin vücuduna girer.
is/are eaten by: kimin kimi yediğini izlemek
Tekrarlanan be + eaten + by kalıbı edilgen çatıdır. Özne, eyleme maruz kalan şeyi ya da canlıyı, yani yenilen tarafı belirtir; by'dan sonraki isim ise yiyen tarafı gösterir. be biçimi özneyle uyumludur: it ile is, çoğul isimlerle are kullanılır. Bu nedenle The squid are eaten by tuna, Tuna eat the squid anlamına gelir. Her yiyen taraf daha sonra bir sonraki cümlenin öznesi olur: lanternfish → squid → tuna → us. Aynı edilgen kalıbın tekrarlanması, dikkati her avın üzerinde tutar ve besin zincirinin yönünü izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Besin zinciriyle ilgili bu genel ifadeyi eat fiilinin geniş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: Small fish ____ larger fish.
Cevabı göster
are eaten by
And most plastics don't biodegrade, Kelime
2:59Ve çoğu plastik doğada biyolojik olarak parçalanamaz,
don't biodegrade: biyolojik olarak parçalanmaz
Biodegrade, bir malzemenin bakteri ve mantar gibi canlı organizmalar tarafından parçalanması anlamına gelir. most plastics don't biodegrade ifadesinde fiil, çoğu plastiğin bu biyolojik süreçlerle parçalanmadığını anlatır. Burada biodegrade geçişsiz kullanılır: This material biodegrades örneğinde olduğu gibi malzemenin kendisi öznedir. bio- ön eki nedenin biyolojik olduğunu belirtir; bu yüzden kelime, bir şeyin yalnızca hasar gördüğünü, zayıfladığını veya küçük parçalara ayrıldığını söylemekten daha özeldir.
Alıştırma
Hangi cümle, biyolojik süreçlerin bir malzemeyi parçalayabildiğini özellikle ifade eder?
- This compostable liner can biodegrade under the right conditions.
- These leaves decompose into dark soil.
- This metal coating can degrade after years in salty air.
Cevabı göster
This compostable liner can biodegrade under the right conditions.
which means they're destined to break down into smaller and smaller pieces Notlar
3:02bu da gittikçe daha küçük parçalara ayrılmaya mahkum oldukları anlamına gelir
destined to: neredeyse kaçınılmaz bir sonuç
Be destined to + fiilin yalın hâli, bir sonucu önceden belirlenmiş veya neredeyse kaçınılmaz olarak gösterir. Burada they’re destined to break down, malzemenin özellikleri nedeniyle sürekli parçalanmanın kaçınılmaz bir sonuç olduğu anlamına gelir; gizemli bir gücün onu kontrol ettiği anlamına gelmez. Be destined to, sıradan will kullanımından daha güçlüdür ve mevcut koşulların ya da uzun vadeli bir eğilimin zaten bu sonuca işaret ettiğini hissettirir.
Alıştırma
Hangi cümle çökmeyi amaçlanan bir işlev veya planlanmış bir olay değil, neredeyse kaçınılmaz bir sonuç olarak gösterir?
- Without major repairs, the old bridge is destined to collapse.
- Without major repairs, the old bridge is designed to collapse.
- Without major repairs, the old bridge is scheduled to collapse.
Cevabı göster
Without major repairs, the old bridge is destined to collapse.
break down into smaller and smaller pieces: giderek daha küçük parçalara ayrılmak
Break down into + isim hem bir süreci hem de sonucunu belirtir: özne ayrışır veya parçalanır, into ise neye dönüştüğünü gösterir. Burada malzeme yok olmak yerine parçalara dönüşür. Smaller and smaller, devam eden bir değişimi göstermek için karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi yapısını kullanır. Her aşamada geriye öncekinden daha küçük parçalar kalır.
Alıştırma
Cümleyi break down ve sonucu gösteren edatla tamamlayın: Organic waste can ____ simpler substances.
Cevabı göster
break down into
smaller and smaller pieces called microplastics: mikroplastik denilen giderek daha küçük parçalar
Called microplastics, pieces sözcüğünü niteler. Bu, pieces that are called microplastics biçimindeki edilgen ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir. Buradaki called, parçaların yaptığı bir eylemi anlatmak yerine onlara verilen adı belirtir. Microplastics, çoğu zaman daha büyük plastik nesnelerin parçalanmasıyla oluşan çok küçük plastik parçacıkları veya kırıntılarıdır. micro- ön eki “çok küçük” anlamına gelir; bir marka ya da özel bir plastik türü değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede called, küçük plastik parçalarına ad vermek için kullanılmıştır?
- Researchers found tiny plastic pieces after calling the lake.
- Researchers called because tiny plastic pieces were in the lake.
- Researchers found tiny plastic pieces called microplastics in the lake.
Cevabı göster
Researchers found tiny plastic pieces called microplastics in the lake.
But bottle three is spared the cruel purgatories of his brothers. Deyimler
3:12Fakat üçüncü şişe kardeşlerinin o acımasız arafından kurtulur.
is spared the cruel purgatories: acı kaderlerden kurtulmak
Spare someone something, birinin hoş olmayan bir şeyi yaşamak zorunda kalmasını önlemek demektir. Edilgen someone is spared something kalıbında korunan taraf bottle three, katlanmak zorunda kalmadığı acı deneyimler ise the cruel purgatories ifadesidir. Purgatory, Katolik inancında başlangıçta ölümden sonraki arınma durumunu adlandırır. Buradaki sıra dışı çoğul purgatories, diğer iki şişenin yaşadığı farklı, uzun ve sefil kaderleri anlatan edebî bir benzetmedir; gerçek dinî yerler değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek cümleyi en doğru biçimde yeniden ifade eder?
- Üçüncü şişe, diğer şişelerle birlikte gerçek bir dinî yere gönderilir.
- Üçüncü şişe, diğer şişelerin yaşadığı acı sonlara yol açar.
- Üçüncü şişe, diğer şişelerin yaşadığı acı sonlardan kurtulur.
Cevabı göster
Üçüncü şişe, diğer şişelerin yaşadığı acı sonlardan kurtulur.
where he and his companions are squeezed flat and compressed into a block. Dilbilgisi
3:18orada arkadaşlarıyla birlikte yassılaştırılıp sıkıştırılarak bir blok haline getirilir.
are squeezed flat and compressed into a block: edilgen işlem ve sonuçlar
Birbirine bağlanan iki fiil öbeği edilgen yapıdadır: he and his companions tesisteki işlemlere maruz kalır; işçiler veya makineler ise belirtilmez. are squeezed flat yapısında flat bir sonuç tümlecidir ve sıkıştırma sonucunda oluşan durumu anlatır. (are) compressed into a block yapısında ortak yardımcı fiil are, compressed için de geçerlidir; into a block ise sıkıştırmayla oluşan biçimi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle işlemi ve iki sonucu anlatmak için edilgen yapıları doğru kullanır?
- The cans are pressed flat and compressed into a cube.
- The cans are pressed flat and compressed from a cube.
- The cans press flat and compress into a cube.
Cevabı göster
The cans are pressed flat and compressed into a cube.
But hang in there: devam etmek için cesaretlendirme
Hang in there, zor bir durum devam ederken “devam et ve pes etme” anlamına gelen konuşma diline özgü bir teşvik deyimidir. Fiziksel olarak bir yerde asılı durmayı anlatmaz. Burada But, moral bozucu bir anlatımdan daha umut verici bir noktaya geçişi gösterir. Konuşmacı izleyiciyi rahatlatır ve bundan sonra olacakları dinlemeye devam etmesini ister.
Alıştırma
Hangi cümle birini zor bir durumda devam etmesi için doğal biçimde cesaretlendirir?
- Please hang up when the call is finished.
- Hang on while I look up the address.
- I know the last mile is hard, but hang in there.
Cevabı göster
I know the last mile is hard, but hang in there.
which are washed and melted so they become the raw materials that can be used again. Dilbilgisi
3:31bunlar yıkanıp eritilir, böylece tekrar kullanılabilecek hammaddeler haline gelirler.
so they become ... that can be used again: sonucu ve kullanım amacını anlatma
Burada so, yıkama ve eritme işlemlerinin sonucunu belirtir: Bu adımlardan sonra parçalar ham maddeye dönüşür. Yapı, eylem + so + sonuç cümleciği şeklindedir. That can be used again ilgi cümleciği raw materials ifadesini niteler. Yeni malzemelerin ne amaçla kullanılabileceğini açıklar; ilk blokların hiç değişmeden yeniden kullanıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Sonuç bildirmek için cümleyi so + özne + become yapısıyla tamamlayın: The glass is melted ____ material that can be used again.
Cevabı göster
so it becomes
As if by magic: dramatik ve mecazlı bir geçiş
As if by magic, “sanki buna sihir sebep olmuş gibi” anlamına gelen mecazlı bir geçiş ifadesidir. Ardından gelen sonucu ani, şaşırtıcı veya inanılmaz derecede kolay gösterir. Bu bağlamda gerçek işlem adımları daha önce açıklanmıştır. İfade yalnızca sonucu daha etkileyici hâle getirir; gerçekten sihir gerçekleştiğini iddia etmez.
Alıştırma
Şaşırtıcı bir değişikliği sihirliymiş gibi gösteren mecazlı geçiş ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, the gray picture suddenly filled with bright colors.
Cevabı göster
As if by magic
bottle three is now ready to be reborn as something completely new. Deyimler
3:39üçüncü şişe şimdi tamamen yeni bir şey olarak yeniden doğmaya hazırdır.
ready to be reborn as something completely new: tamamen yeni bir biçimde yeniden doğmaya hazır
Be ready to, bir şeyin sırada olacaklara hazır olduğunu belirtir. Burada be reborn as, yeni bir biçim veya kimlik kazanmak anlamına gelir; yani plastik tamamen farklı bir nesneye dönüşmeye hazırdır. Reborn normalde yeniden doğmakla ilgilidir, ancak burada mecazdır. Şişeye insana benzer bir hikâye verir: geri dönüşüm sayesinde malzeme yeni bir kullanımla yeni bir hayata başlar.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlamak için ready, reborn ve as sözcüklerini kullanın: After years in storage, the old bus is ____ a mobile library.
Cevabı göster
ready to be reborn as
For this bit of plastic with such humble origins,
3:44Böylesine mütevazı bir kökene sahip bu plastik parçası için,
the sky is the limit: olasılıkların neredeyse sınırı yok
The sky is the limit, başarılabilecek veya mümkün olabilecek şeylerin neredeyse hiç sınırı olmadığını anlatan iyimser bir deyimdir. Gökyüzünün gerçek bir sınır olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, sıradan plastik parçasının artık birçok farklı şeye dönüşebileceğini anlatır. Daha genel olarak büyük potansiyel, gelecekteki birçok seçenek veya iddialı hedefler için kullanılır.
Alıştırma
Gelecekteki olasılıkların çok geniş olduğunu anlatmak için deyimi doğru kullanan cümle hangisidir?
- With enough practice and support, our options are very limited.
- With enough practice and support, the sky is the limit.
- With enough practice and support, we have reached the limit.
Cevabı göster
With enough practice and support, the sky is the limit.