Otomasyon Ford'un Elektrikli F-150 Lightning'ını Yollara Çıkarmaya Nasıl Yardımcı Oluyor | Otomasyonun Birleşik Devletleri: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Ford'un elektrikli araç fabrikası otomasyonu, özel 5G'yi, makine görüşünü, iş birlikçi robotları ve nitelikli emeği güvenlik, kalite ve verimlilik için birleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “a charge in the air.”, deyimler ve mecazlı ifadeler: elektrik yükü ile heyecan arasındaki oyunu fark edin ve “in the air” ifadesini sezilen bir hava için kullanın. 2. “keep up with”, öbek fiiller: teknoloji robotların hızına yetişmelidir, yanlarında durmak kastedilmez; ifadeyi değişim veya talep için de kullanın. 3. “If I were to” / “it would”, dil bilgisi ve cümle kalıpları: hayal edilen bir güvenlik eylemini olası sonucuna, gerçekleştiğini ileri sürmeden bağlayın.
Bu derste
a charge in the air: atmosfer ve elektrikle ilgili söz oyunu
Bu cümlede a charge in the air, güçlü ve açıkça hissedilen bir heyecan ve beklenti duygusunu anlatır. Önemli bir şey olmak üzereymiş gibi ortam neredeyse elektriklenmiş hissedilir. Sahne bir elektrikli araç fabrikasında geçtiği için charge sözcüğü elektrik yükünü ve şarjı da çağrıştırır. Bu çift anlam, temayı kuran bir söz oyunu yaratır; ancak asıl anlatılan, havada gerçekten elektrik yükü bulunması değil, ortamın havasıdır.
Alıştırma
Bu fabrika tanıtımında a charge in the air ifadesi esas olarak neyi anlatıyor?
- Güçlü bir heyecan hissi vardır ve elektrikle ilgili bir söz oyunu yapılır.
- Herkes soluduğu hava için ücret ödemelidir.
- Bir elektrik arızası bölgeyi tehlikeli akımla doldurmuştur.
Cevabı göster
Güçlü bir heyecan hissi vardır ve elektrikle ilgili bir söz oyunu yapılır.
The new F-150 Lightning pickups are rolling off the line Öbek fiiller
0:05Yeni F-150 Lightning kamyonetler üretim bandından çıkıyor
Üretimde rolling off the line
Rolling off the line, bir ürünün fabrikada tamamlanıp montaj hattından çıkması anlamına gelir. Burada yeni pikaplar üretimin sonuna ulaşıyor ve tamamlanmış araçlar olarak hattan çıkıyor. Roll sözcüğü gerçek anlamda yuvarlanma hareketini vurgulamak zorunda değildir; line ise insan kuyruğunu değil, üretim hattını anlatır. be + rolling off the line yapısı üretim haberlerinde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi “rolling” ile başlayan dört kelimelik üretim ifadesiyle tamamlayın: The first electric buses are ____ at the new factory.
Cevabı göster
rolling off the line
and headed to homes where buyers of the country's best-selling truck
0:10ve ülkenin en çok satan kamyonetini alan müşterilerin evlerine doğru yola koyuluyor;
are plugging into the electrified future of driving. Deyimler
0:14müşteriler de elektrikli sürüşün geleceğine bağlanıyor.
plug into the electrified future: gerçek ve mecaz bağlantı
Bu cümlede plugging into iki düzeyde çalışır. Gerçek anlamda elektrikli pikap sahipleri aracı şarj etmek için bir güç kaynağına bağlar. Mecaz anlamda ise elektrikli sürüşün yeni dönemine bağlanıp bu değişime katılırlar. Yazarlar erişim kazanmayı veya katılmayı anlatmak için sıkça plug into + sistem, ağ, topluluk, kaynak ya da eğilim yapısını kullanır. Burada electrified future, teknik eylemi ulaşımdaki daha geniş değişime bağlar.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz, “bağlanmak ve erişim kazanmak” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The mentoring program helps new designers ____ a professional network.
Cevabı göster
plug into
as we meet the highly specialized workers
0:20Şimdi yüksek düzeyde uzmanlaşmış çalışanlarla tanışacağız.
who have assembled a new vision for automotive manufacturing.
0:23Onlar, otomotiv üretimi için yeni bir vizyonu adeta monte ettiler.
It doesn't get more American than Ford: uç bir örnek
It doesn't get more + sıfat + than + isim öbeği kalıbı, isim öbeğini o niteliğin uç veya özellikle tipik bir örneği olarak sunar. Burada Ford, konuşmacının Amerikalı bulduğu özelliklerin en güçlü örneklerinden biri olarak betimlenir. Buradaki get, normal gerçek anlamıyla “almak” veya “olmak” demek değildir. Kalıbın tamamı retorik bir değerlendirmedir: yaklaşık olarak “Ford'dan daha Amerikalı bir örnek bulamazsınız” anlamına gelir; karşılaştırmayla kanıtlanmış ölçülebilir bir iddia değildir.
Alıştırma
Eksik iki bölümü ekleyerek vurgu kalıbını tamamlayın: It ____ get more refreshing ____ a swim in the sea on a hot day.
Cevabı göster
doesn't · than
And the industry it represents is facing possibly its biggest disruption Dilbilgisi
0:42Ford'un temsil ettiği sektör de muhtemelen en büyük sarsıntısıyla karşı karşıya,
since Henry Ford rolled out the Model T in 1908. Öbek fiiller
0:46hem de Henry Ford'un 1908'de Model T'yi piyasaya sürmesinden bu yana.
its biggest disruption since + tarihsel bir referans noktası
Bu cümlede its biggest disruption since ..., sektörün Model T’nin 1908’de piyasaya sürülmesinden günümüze kadar karşılaştığı en önemli sarsıntı anlamına gelir. Its, the industry ifadesine gönderme yaparken possibly en üstünlük iddiasını yumuşatır ve bunu kesin bir gerçek yerine temkinli bir değerlendirme olarak sunar. “İyelik belirleyicisi + en üstünlük bildiren isim + since + geçmişteki olay veya tarih” kalıbı, güncel durumu tarihsel bir referans noktasından sonraki tüm ilgili durumlarla karşılaştırır. Buradaki since, mevcut disruption’ın o noktada başlayıp o zamandan beri sürdüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Bugünkü olayı 2008 krizinden günümüze kadarki tüm benzer olaylarla karşılaştırmak için cümleyi vurgulanan yapının aynısıyla tamamlayın: Analysts say the sector is facing ____ the 2008 financial crisis.
Cevabı göster
its biggest disruption since
rolled out: resmen tanıtıldı ve kullanıma sunuldu
Burada rolled out, Model T’nin resmen tanıtılıp halka sunulduğu anlamına gelir. Ayrılabilen roll out fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve the Model T nesnesi bu cümlede out parçacığından sonra gelir. Roll out; ürünlerin, hizmetlerin, yazılım özelliklerinin, programların veya politikaların sunulmasını anlatmak için yaygın biçimde kullanılır. Tek bir ürünün imalatının bittiği ana değil, piyasaya sürmeye veya uygulamanın başlamasına odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “resmen tanıtıp kullanıma sunmak” anlamına gelen fiille tamamlayın: The company plans to ____ its new payment app nationwide in June.
Cevabı göster
roll out
Automakers are on pace to invest half a trillion dollars over the next 5 years Kalıp ifadeler
0:52Otomobil üreticileri, önümüzdeki beş yılda 500 milyar dolar yatırım yapma yolunda
to fill garages and driveways with EVs.
0:57ve garajlarla araç yollarını elektrikli araçlarla doldurmaya hazırlanıyor.
be on pace to invest: mevcut hızla yatırım yapacak görünmek
Be on pace to + fiilin yalın hâli, mevcut ilerleme, hız veya eğilimin belirtilen sonucu belli bir süre içinde olası kıldığı anlamına gelir. Buradaki are on pace to invest, sektörün mevcut gidişatına dayanarak otomobil üreticilerinin gelecek beş yılda ne kadar yatırım yapacağını öngörür. Bu ifade, eğilime dayalı bir tahmin bildirir; tamamlanmış bir eylemi veya mutlaka bağlayıcı olan bir planı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi be on pace to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After a strong first quarter, the company ____ sell one million subscriptions this year.
Cevabı göster
is on pace to
That means vehicle factories are in for major upgrades, Kalıp ifadeler
1:00Bu da araç fabrikalarını kapsamlı yenilemelerin beklediği anlamına geliyor;
like the ones Ford has undertaken here at what plant workers call the REVC.
1:04tıpkı Ford'un, fabrika çalışanlarının REVC dediği bu tesiste yaptığı gibi.
be in for major upgrades: büyük yenilemeler yaşamak üzere olmak
Be in for + isim öbeği, bir kişinin veya şeyin yakında bir şey yaşamasının muhtemel olduğu anlamına gelir. Burada etkilenecek olan fabrikalardır; major upgrades ise onların yaşayacağı değişikliklerdir. İfade olumlu, olumsuz veya tarafsız bir şeyi tanıtabilir; tonu ardından gelen isim ve bağlam belirler. Bu cümlede konum veya gönüllü katılım değil, tarafsız bir öngörü anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi be in for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The sky is turning black, so we ____ a severe storm.
Cevabı göster
are in for
Tell us a little bit about the significance of this River Rouge Complex for Ford. Ton ve niyet
1:10Bu River Rouge Kompleksi'nin Ford açısından öneminden biraz söz eder misiniz?
Tell us a little bit about kullanımı
Tell us a little bit about, bir konuyu açıklaması için birini nazikçe konuşmaya davet eden bir ifadedir. Tell us isteği başlatır, a little bit ise tonu yumuşatır; cevabın kesinlikle çok kısa olması gerektiğini söylemez. Bu röportaj sorusunda konuşan kişi, karşısındaki kişiyi kompleks hakkında açıklama yapmaya davet eder ve açık uçlu bir cevap beklediğini gösterir. İfade röportajlarda, toplantılarda ve tartışmalarda işbirlikçi ve doğal duyulur.
Alıştırma
Bir sunucu, konuğun yeni bir müze hakkında açık bir açıklama yapmasını istiyor. Hangi cümle dostça ve doğal duyulur?
- Tell the new museum a little bit about us.
- Tell us a little bit about the new museum.
- Tell a little bit about us the new museum.
- Tell us a little bit the new museum.
Cevabı göster
Tell us a little bit about the new museum.
this new product built on the historic site.
1:17ve bu tarihi sahada yeni ürünün üretilmesi gerçekten muhteşem.
We no longer have the traditional assembly line on the conveyance system. Dilbilgisi
1:20Artık taşıma sistemine bağlı geleneksel bir montaj hattımız yok.
no longer have kullanımı
no longer have, öznenin geçmişte bir şeye sahip olduğunu ancak artık sahip olmadığını belirtir. Bu cümlede we no longer have, fabrikanın geleneksel montaj hattının artık mevcut taşıma sisteminin bir parçası olmadığını söyler. Bu yapı yalnızca şimdiki zamanda bir yokluğu değil, zaman içindeki bir değişikliği gösterir. Konuşan kişi eski üretim yöntemiyle yeni sistemi karşılaştırır.
Alıştırma
Şirket daha önce her faturayı yazdırıyordu, ancak sürecini değiştirdi. Hangi cümle eski uygulamanın sona erdiğini açıkça gösterir?
- We are not printing every invoice today.
- We never print every invoice because the company is new.
- We no longer print every invoice.
- We will print every invoice next month.
Cevabı göster
We no longer print every invoice.
AGV or automatic guided vehicle: kısaltma ve açık biçimi
AGV, automatic guided vehicle ifadesinin baş harflerinden oluşan ve endüstriyel bir ortamda malzeme veya ürün taşımak için bir navigasyon sistemini izleyen aracı belirten bir kısaltmadır. Bu cümlede, her ünitenin üzerinde monte edildiği yönlendirmeli taşıyıcıyı belirtir. "abbreviation or full term" kalıbında or, kısaltamayı açıklayan yeniden adlandırmayı getirir. AGV ile automatic guided vehicle ifadelerini iki ayrı seçenek olarak sunmaz.
Alıştırma
"The package travels on an AGV, or automatic guided vehicle," cümlesinde or ne yapar?
- İki farklı araç seçeneği sunar.
- Kısaltmanın açık biçimini getirir.
- Konuşanın terimden emin olmadığını gösterir.
Cevabı göster
Kısaltmanın açık biçimini getirir.
from an ergo standpoint: ergonomi bakış açısı
from a/an X standpoint kalıbı, "bir şeyi X'in bakış açısından değerlendirirken" anlamına gelir. Burada from an ergo standpoint, esneklik hakkındaki değerlendirmeyi ergonomiyle, yani bir iş yerinin, aracın veya görevin insanların bedenlerine ve hareketlerine ne kadar uygun olduğuyla sınırlar. Bu iş yeri kullanımında ergo, ergonomics sözcüğünün resmî olmayan kısaltmasıdır. "Dolayısıyla" anlamındaki ergo zarfı değildir.
Alıştırma
Bir fabrika müdürü, "From an ergo standpoint, the new station is much better." diyor. Neyi değerlendiriyor?
- Bir sonucun başka bir sonuçtan mantıksal olarak çıkıp çıkmadığı.
- İstasyonu işletmenin ne kadara mal olduğu.
- İstasyonun çalışanların bedenlerine ve hareketlerine ne kadar iyi uyduğu.
Cevabı göster
İstasyonun çalışanların bedenlerine ve hareketlerine ne kadar iyi uyduğu.
for the standpoint of the people to make sure they can build it correctly.
1:32hem de çalışanların aracı doğru biçimde üretebilmesi açısından.
How does the automation make a difference for the customer Kalıp ifadeler
1:36Otomasyon, müşteri açısından nasıl bir fark yaratıyor,
that's going to be buying the F-150 Lightning?
1:39yani F-150 Lightning'i satın alacak müşteri için?
make a difference: somut etkiyi sormak
Bu soruda make a difference, müşterinin deneyimi üzerinde somut bir etki yaratmak anlamına gelir. Görüşmeyi yapan kişi, otomasyon sayesinde tam olarak neyin değiştiğini veya iyileştiğini soruyor. It makes a difference gibi bir ifade çoğu zaman yararlı ya da olumlu bir etkiyi ima eder. Ancak buradaki How does ...? açık uçlu bir sorudur: bir fayda olduğunu baştan kabul etmeden belirli etkinin açıklanmasını ister.
Alıştırma
Görüşmeyi yapan kişi bu cümlede neyi soruyor?
- Otomasyonun satın alma kararını belirleyen tek unsur olup olmayacağı
- Müşterilerin bir kamyonet modelini diğerinden nasıl ayırt edebileceği
- Otomasyonun müşteri deneyimini uygulamada nasıl etkileyeceği
Cevabı göster
Otomasyonun müşteri deneyimini uygulamada nasıl etkileyeceği
It'll do the same thing all day, every day, repeatedly.
1:42Her gün, gün boyu aynı işi tekrar tekrar yapar.
So they're getting a truck with tighter tolerances. Kelime
1:46Böylece müşteriler daha dar toleranslarla üretilmiş bir kamyonet alır.
tighter tolerances: izin verilen daha küçük değişim aralığı
Üretimde tolerance, bir ölçüm veya performans değerinin hedef değerden sapmasına izin verilen miktardır. Tighter tolerances, kabul edilebilir değişim aralığının daha küçük olması demektir. Burada tighter, daha katı veya daha dar sınırlar anlamına gelir. Bu nedenle kamyonetin parçaları daha tutarlı ve hassas biçimde üretilebilir ve birleştirilebilir; parçaların fiziksel olarak daha sıkı çekildiği veya vidalandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu üretim bağlamında tighter tolerances ne anlama gelir?
- Parçaların fiziksel olarak daha sıkı hale getirilmesi
- Hataları kabul etmeye daha istekli olmak
- İzin verilen değişim aralığının daha küçük olması
Cevabı göster
İzin verilen değişim aralığının daha küçük olması
They're getting everything checked more carefully than they would have in the past. Dilbilgisi
1:49Her şeyin geçmişe göre daha titizlikle kontrol edildiğinden emin olabilirler.
“than they would have” sonrasındaki eksiltme
Bu karşılaştırmada would have, “sahip olmak” anlamındaki asıl fiil have değildir; yardımcı fiil grubudur. Daha önce geçen kontrol edilme fikrini devam ettirir. Açık biçimde anlam, şeylerin eski süreçte kontrol edileceğinden daha dikkatli kontrol edilmesidir. İngilizcede than ile kurulan karşılaştırma yan cümlesinde daha önce geçen bir fiil grubu, yardımcı fiilden sonra sıkça düşürülür. Eksik sözler ilk bölümden anlaşılır; bu nedenle would have sonrasında geçmiş zaman ortacı görünmese de yan cümle tamamdır.
Alıştırma
“They're getting everything checked more carefully than they would have in the past.” cümlesinde would have en iyi nasıl anlaşılır?
- Tekrarlanan “would have been checked” fikrinin yerini tutar.
- Karşılaştırmayla ilgisiz ayrı bir koşul başlatır.
- Geçmişte bütün kontrollerin sahibi oldukları anlamına gelir.
Cevabı göster
Tekrarlanan “would have been checked” fikrinin yerini tutar.
How would the workers on the floor embrace the new technologies and the automation? Kelime
1:54Üretim sahasındaki çalışanlar yeni teknolojileri ve otomasyonu nasıl benimsiyor?
Üretim alanı anlamındaki “on the floor”
Burada on the floor, iş ortamında on the shop floor ifadesinin kısaltılmış hâlidir ve fabrikanın üretimin gerçekleştiği bölümünü belirtir. Workers on the floor, üretim sürecinde doğrudan çalışan operatörleri ve diğer ön saftaki çalışanları ifade eder. Bu ifade, üretim alanındaki çalışanları ofis personelinden veya yönetimden ayırmaya yardımcı olur. Bu bağlamda floor bir çalışma alanını belirtir; işçilerin fiziksel olarak zeminde oturduğu veya yattığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “fabrikanın üretim alanında” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The engineers work in the office, but the machine operators are ____.
Cevabı göster
on the floor
“Embrace the new technologies”: değişimi etkin biçimde benimsemek
Burada embrace mecaz anlamda kullanılır. Bir değişimi memnuniyetle karşılamak, olumlu biçimde kabul etmek ve onu kullanmaya ya da desteklemeye istekli olmak demektir. Soru fiziksel bir sarılmayı değil, çalışanların yeni teknolojilere yönelik tutumunu sorar. Tarafsız accept fiiline kıyasla embrace daha etkin bir onay ifade eder. Değişimlerden söz ederken bir fikir, sistem veya yeni çalışma biçimi embrace edilebilir.
Alıştırma
Bir şirket, çalışanların yeni bir sisteme sadece katlanmadığını, onu memnuniyetle karşılayıp değişimi desteklediğini söylemek istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- The employees installed the new system.
- The employees accepted the new system.
- The employees embraced the new system.
Cevabı göster
The employees embraced the new system.
people aren't doing really heavy lifting or really challenging tasks ergonomically anymore.
2:03insanlar artık çok ağır yükler kaldırmıyor veya ergonomik açıdan çok zorlayıcı işler yapmıyor.
we're paperless and everything is more automated to where there's constant communication,
2:15kâğıdı ortadan kaldırdık; her şey daha otomatik ve sürekli iletişim hâlindeyiz,
or even with their supervisor or process coach.
2:23ister çalışanların amiri veya süreç koçuyla olsun.
“Whether it's with ... or even with ...”: kapsanan olasılıkları sıralamak
Whether it's with ... or even with ... iletişime katılabilecek olası kişileri sıralar. Asıl nokta, sıralanan durumların hangisi söz konusu olursa olsun sürekli iletişim kurulmasıdır; whether burada evet veya hayır cevabı isteyen bir soru oluşturmaz. Tam yapı whether it's with A, with B, or even with C biçiminde olabilir. with sözcüğünü tekrarlamak öğeleri paralel tutar; even ise C'nin de kapsandığını gösterir ve daha az beklenen veya özellikle dikkat çekici olabileceği için onu vurgular.
Alıştırma
Tüm durumları kapsayan ve sonuncuyu vurgulayan iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: The school office can help ____ bus schedules, with lunch accounts, ____ registering a new student.
Cevabı göster
whether it's with · or even with
factories of the future don't have seconds to spare. Deyimler
2:28geleceğin fabrikalarının kaybedecek bir saniyesi bile yok.
With all of these moving parts: birbirine bağımlı birçok unsur
Moving parts kelime anlamıyla bir makinenin hareket eden parçalarıdır. Burada ayrıca sürekli değişen ve koordine edilmesi gereken ekipman, veri, süreç ve ekip gibi birbirine bağımlı birçok unsuru anlatan bir mecazdır. Baştaki With all of these moving parts ifadesi ana düşüncenin nedenini hazırlar: sistem karmaşık ve sıkı biçimde bağlantılı olduğu için fabrikalar gecikmeye dayanamaz. Fabrika bağlamı ifadeye bilinçli bir çift anlam kazandırır.
Alıştırma
Bir ürün lansmanı tasarımcılara, tedarikçilere, yazılıma ve sevkiyata bağlıdır. Cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: ____, the launch needs careful coordination.
Cevabı göster
With all of these moving parts
don't have seconds to spare: birkaç saniyelik payı bile olmamak
To have time to spare, gerekenden daha fazla kullanılabilir zamana sahip olmak demektir. Don't have seconds to spare, zaman birimini son derece küçük olan saniyelere indirir: hiç fazladan zaman yoktur, bu nedenle birkaç saniyelik gecikme bile önemlidir. Burada spare, to spare ifadesinin bir parçasıdır ve gerekenden fazla kalan veya kullanılabilen anlamına gelir. Yedek bir nesne demek değildir; olumsuz don't have yapısı aciliyet duygusu yaratır.
Alıştırma
Bir acil durum ekibi hemen yola çıkmalı ve küçücük bir gecikme bile tehlikeli olabilir. Cümleyi vurgulanan zaman ifadesiyle tamamlayın: We ____.
Cevabı göster
don't have seconds to spare
with highly secure next-generation 5G cellular connectivity.
2:38son derece güvenli, yeni nesil 5G hücresel bağlantıyla donatıyor.
outfit a place with something: bir yeri bir şeyle donatmak
Burada outfitting, bir yere belirli bir amaç için gereken ekipmanı, sistemleri veya olanakları sağlamak anlamındaki bir fiildir. Fabrikaya üretimi desteklemesi için güvenli 5G bağlantısı sağlanmaktadır. Kalıp outfit + kişi/yer + with + ekipman veya kaynaklar şeklindedir. Doğrudan nesne, donatılan kişiyi ya da yeri; with sonrasındaki ifade ise sağlanan şeyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi outfit ... with hedef kalıbıyla tamamlayın. Fiilin yalın hâlini kullanın: The university plans to ____ the new lab ____ advanced safety sensors.
Cevabı göster
outfit · with
5G is incredibly important for the future of manufacturing
2:435G, üretimin geleceği açısından son derece önemli.
because as things start to happen a lot quicker,
2:47Çünkü işler çok daha hızlı gerçekleşmeye başladığında,
you want to make sure you have the right technology that can keep up with your robots. Öbek fiiller
2:50robotlarınıza ayak uydurabilecek doğru teknolojiye sahip olduğunuzdan emin olmalısınız.
keep up with: ayak uydurmak veya güncel kalmak
Bu cümlede keep up with, robotların hızına ve gereksinimlerine ayak uydurmaya devam etmek anlamındadır. Robotlar çalışırken teknolojinin de yeterince hızlı işlemesi gerekir; buradaki with birlikte bulunmayı ifade etmez. Daha genel olarak keep up with + kişi/şey/değişim, hedef ilerlerken onunla aynı hızda kalmak veya güncelliği korumak demektir. Fiziksel hız, iş yükü, öğrenme, haberler ya da teknolojik değişim için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir şey gelişmeye devam ederken güncel kalmak anlamına gelen ifadeyi seçin: Mina reads industry news every week so she can ____ new AI tools.
- catch up with
- keep track of
- keep up with
Cevabı göster
keep up with
where you have existing older technology.
2:57özellikle eski teknolojilerin hâlâ kullanıldığı tesisleri.
Bringing in 5G can help offload some of your newer components to the factory Öbek fiiller
2:595G'yi devreye almak, daha yeni bileşenlerinizden bazılarını fabrikaya aktarmanızı sağlayabilir,
without making those incredibly difficult changes.
3:04üstelik son derece zorlu değişiklikler yapmadan.
Bringing in 5G: teknolojiyi mevcut bir faaliyete dâhil etmek
Bringing in 5G ifadesindeki bring in, bir teknolojiyi mevcut bir tesise veya kuruluşa tanıtıp kullanıma sokmak anlamına gelir. Yalnızca ekipmanı fiziksel olarak içeri taşımak anlamında değildir. Bringing in 5G şeklindeki -ing yan cümlesi, can help yapısının öznesidir. Aktarılabilir bring in + teknoloji, kişi veya kaynak kalıbı, bir şeyi faaliyetin parçası hâline gelecek şekilde sisteme katmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi 'bir kuruluşa dâhil etmek' anlamındaki phrasal verb ile tamamlayın: To prepare for the audit, the firm is ____ an outside security expert.
Cevabı göster
bringing in
that gives you an opportunity to set up the most advanced technology and connectivity.
3:09en ileri teknoloji ve bağlantı altyapısını kurma fırsatı bulursunuz.
Greenfield facilities: sıfırdan inşa edilen tesisler
Greenfield facilities, mevcut binalara, ekipmanlara veya eski altyapıya uyum sağlama zorunluluğu olmadan sıfırdan planlanıp inşa edilen yeni tesislerdir. Greenfield, projelerle ilgili teknik bir sıfattır; yeşil tarlaların gerçek anlamlı bir betimlemesi değildir. Bu cümlede terim, tesis sahibinin en gelişmiş teknoloji ve bağlantı altyapısını neden en baştan kurabildiğini açıklar. Aktarılabilir temel fikir, bir greenfield project için geçmişten kalan kısıtların az olmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi terim tamamlar? The company is building a data center from scratch on a new site, with no legacy systems to preserve. It is a ____ project.
- maintenance
- brownfield
- greenfield
Cevabı göster
greenfield
And nothing that you're doing in the factory can happen without connectivity.
3:14Fabrikada yaptığınız hiçbir şey bağlantı olmadan gerçekleşemez.
because any of the data that you generate within the four walls of your facility will stay there. Deyimler
3:22çünkü tesisinizin dört duvarı içinde ürettiğiniz her türlü veri orada kalır.
Özel bir 5G ağı
A private 5G network, tek bir kuruluş veya tesis için kurulan 5G hücresel ağıdır. Çok sayıda müşterinin kullandığı halka açık mobil ağın aksine, hangi kişi ve cihazların bağlanabileceğini o kuruluş kontrol eder. Bu cümlede terim, fabrika verilerinin neden tesiste kalabildiğini açıklamaya yardımcı olur. Private, ağın sınırlı kapsamını ve kontrolünü ifade eder; ağın dış sistemlerle hiçbir bağlantısı olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum a private 5G network ifadesini en iyi açıklar?
- Bir fabrika kendi 5G sistemini işletir ve hangi makinelerin bağlanabileceğini kontrol eder.
- Herhangi bir telefon müşterisi bir mobil operatörün 5G hizmetine bağlanır.
- Bir aile evindeki Wi-Fi yönlendiricisine parola ekler.
Cevabı göster
Bir fabrika kendi 5G sistemini işletir ve hangi makinelerin bağlanabileceğini kontrol eder.
Tesisinizin dört duvarı içinde
Within the four walls of your facility ifadesi kelime anlamıyla binanın içindeki alanı gösterir, ancak burada bina tesisin kurumsal ve ağ sınırlarını temsil eder. İfade, verilerin tesisin kontrollü ortamında kaldığını ve bu sınırın dışına çıkmadığını anlatır. Benzer ifadelerde bir okulun veya şirketin duvarları, belirli bir odayı değil, o yerin ya da grubun sınırlarını temsil edebilir.
Alıştırma
Cümleyi within the four walls of kalıbıyla oluşturulan hedef ifadeyle tamamlayın: The planning details must stay ____. Sınır olarak our company kullanın.
Cevabı göster
within the four walls of our company
any of the data that you collect from your robots on-site
3:28sahadaki robotlarınızdan topladığınız tüm veriler
allowing you to make decisions with that data in near-real-time. Notlar
3:34böylece bu verilerle neredeyse gerçek zamanlı kararlar alabilirsiniz.
allowing you to make decisions: sonuç bildiren -ing yan cümlesi
Virgülden sonra gelen -ing yan cümlesi “allowing you to make decisions”, önceki durumun tamamının doğurduğu sonucu gösterir: veriler sahadaki bir sunucuya ulaşır ve bu da hızlı karar vermeyi mümkün kılar. Buradaki allowing, sunucunun resmî olarak izin verdiği anlamına gelmez. “Ana cümle, allowing + kişi + to-mastar” kalıbı, bir durumu onun oluşturduğu imkân veya sonuçla kısa ve öz biçimde bağlar.
Alıştırma
Cümleyi, allow fiilinin sonuç bildiren -ing biçimiyle tamamlayın: “The dashboard updates automatically, ____ managers to spot problems quickly.”
Cevabı göster
allowing
in near-real-time: biraz gecikmeyle neredeyse anında
In near-real-time, verilerin neredeyse anında işlendiği veya iletildiği, ancak az miktarda gecikmenin yine de mümkün olduğu anlamına gelir. Bu cümlede sahadaki sunucu, robot verilerini olaylardan kısa süre sonra karar vermeyi destekleyecek kadar hızlı kullanıma sunar. Bu terim sıfır gecikme vaadi değil, temkinli bir operasyonel hız tanımıdır. Katı bir gerçek zamanlı sistemle karşılaştırıldığında near-real-time, tek başına her yanıtın garantili bir süre sınırını karşılayacağını iddia etmez.
Alıştırma
Bir sensör gösterge paneli, yeni ölçümleri genellikle sensörler bunları yakaladıktan iki veya üç saniye sonra gösteriyor. En doğru tanım hangisidir?
- It processes readings only in scheduled batches.
- It guarantees a hard real-time deadline.
- It updates in near-real-time.
Cevabı göster
It updates in near-real-time.
We have a robot vision system on it that checks all those connections.
3:45Üzerindeki robotik görüş sistemi bütün bu bağlantıları kontrol ediyor.
it doesn't like ifadesinin kişileştirilmiş anlamı
Bu cümlede it doesn't like bir duyguyu anlatmaz. it zamiri denetim sistemini belirtir; doesn't like ise sistemin beklenene uymayan veya yeniden incelenmesi gereken bir sonuç algıladığı anlamına gelir. Makineyi insan gibi anlatan bu ifade, teknik bir kararı konuşma sırasında açıklamayı kolaylaştırır. Buradaki anything, makinenin rastgele sevmediği bir nesne değil, sistemin şüpheli olarak işaretlediği herhangi bir denetim sonucudur.
Alıştırma
Bu cümlede it doesn't like ne anlama geliyor?
- Sistem aracı kontrol etmeyi bırakmış.
- Makine bir nesneden kişisel olarak hoşlanmıyor.
- Sistem beklenmeyen veya şüpheli bir şey algılıyor.
Cevabı göster
Sistem beklenmeyen veya şüpheli bir şey algılıyor.
but then it's a lot harder to fix after it's fully built.
3:58ama araç tamamen üretildikten sonra sorunu düzeltmek çok daha zor oluyor.
what's really neat about it is ... bildirme kalıbı
What's really neat about it is ... cevap isteyen bir soru değil, bildirme kalıbıdır. What's really neat about it biçimindeki what yan cümlesinin tamamı özne görevindedir; ardından gelen is ise konuşanın vurgulamak istediği özelliği veya açıklamayı tanıtır. Bu kalıp önce bir değerlendirme yapmanızı, onu destekleyen bilgiyi ise daha sonra vermenizi sağlar: What's + adjective + about + topic + is + explanation. Böylece dinleyicinin dikkati is sözcüğünden sonra gelen bilgiye yönelir.
Alıştırma
Yeni cümleyi What's + adjective + about ... kalıbıyla tamamlayın. useful kullanın: '____ this app is that it works without an internet connection.'
Cevabı göster
What's useful about
Üretimde at the end of the line ifadesinin gerçek anlamı
Burada at the end of the line, araç montaj hattının son aşamasını, yani montaj işinin büyük bölümünün tamamlanmış olduğu noktayı ifade eder. Yakındaki checking, fix ve fully built sözcükleri, ifadenin üretimle ilgili anlamını açıkça gösterir. Aynı ifade, artık seçenek ya da ilerleme olanağı kalmadığını anlatan bir deyim olarak da kullanılabilir; ancak burada bu anlamda değildir. Line sözcüğünün gerçek bir üretim sırasını mı yoksa mecazi bir sınırı mı anlattığını belirlemek için çevredeki süreç sözcüklerine bak.
Alıştırma
Hangi cümlede at the end of the line, videodaki cümleyle aynı gerçek üretim anlamında kullanılmıştır?
- The hikers rested at the end of the trail.
- After three failed appeals, he knew he was at the end of the line.
- We test every battery at the end of the production line.
Cevabı göster
We test every battery at the end of the production line.
So we're pushing that technology upstream into the process at various points. Kelime
4:00Bu yüzden bu teknolojiyi sürecin daha erken aşamalarındaki çeşitli noktalara taşıyoruz.
Teknolojiyi süreçte upstream taşımak
Bir süreçte upstream, işin veya bilginin başladığı yere daha yakın olan erken aşamaları gösterir. Pushing the technology upstream, denetim teknolojisini son montajı beklemek yerine daha erken kullanıma sokmak demektir. Buradaki push mecazidir; kimse teknolojiyi fiziksel olarak itmiyor. Tekrar kullanılabilen push something upstream yapısı, sonraki işleri etkileyebilmesi için bir eylemi, aracı veya kararı sürecin daha erken bir aşamasına taşımak anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “daha erken bir aşamaya doğru” anlamına gelen süreç yönü sözcüğüyle tamamla: To catch design mistakes before coding, we should push the design review ____ in the process.
Cevabı göster
upstream
This blue and gray robot is a collaborative robot.
4:06Bu mavi ve gri robot, iş birlikçi bir robottur.
Temas algılama katmanı için bir benzetme olarak sensitive skin
Bu cümlede sensitive skin, robotun teması algılayan dış katmanını anlatmak için insan vücudundaki bir bölümü kullanan bir benzetmedir. Robotun biyolojik bir derisi yoktur; yüzeyindeki veya yüzeyinin altındaki sensörler teması algılar ve güvenlik sisteminin hareketi durdurmasını sağlar. Burada sensitive, küçük fiziksel uyaranları algılayıp bunlara tepki verebilen anlamındadır. Robotun duygusal olarak hassas olduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Robotla ilgili bu açıklamada sensitive skin ne anlama geliyor?
- Eleştirilince kolayca alınır.
- Metal kaplaması biyolojik olarak canlıdır.
- Dış yüzeyindeki teması algılayabilir.
Cevabı göster
Dış yüzeyindeki teması algılayabilir.
If I were to walk up to it and touch it while it's running, Dilbilgisi
4:10Çalışırken yanına gidip dokunsaydım,
Mesafeli bir varsayım için If I were to ... , it would ...
If I were to walk up to it and touch it, eylemi gerçekleşmiş bir olay olarak değil, varsayımsal bir olasılık olarak sunar. Were to + fiilin yalın hâli anlatıma mesafe katar ve önerilen bir testin ihtiyatlı ya da bilinçli biçimde düşünüldüğü izlenimini verir. Sonuç cümleciği it would stop, bu hayalî durumun içinde beklenen sonucu belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp If + özne + were to + fiilin yalın hâli, özne + would + fiilin yalın hâli şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi resmî ve mesafeli varsayım kalıbıyla tamamlayın: If I ____ press the emergency sensor, the machine ____ shut down.
Cevabı göster
were to · would
these are robots there to help humans.
4:20bunlar insanlara yardımcı olmak için tasarlanmış robotlardır.
a cobot versus an actual robot: cobot ile geleneksel robot karşılaştırması
Cobot, collaborative ve robot sözcüklerinin birleşimidir. İnsanlarla birlikte veya insanların yakınında çalışmak üzere tasarlanmış, çoğu zaman onlarla aynı çalışma alanını paylaşmasını sağlayan güvenlik özelliklerine sahip bir robotu anlatır. Burada versus iki kategoriyi karşılaştırır. Konuşmacının actual robot ifadesi, geleneksel ve iş birliğine dayalı olmayan robot için kullanılan gevşek bir ifadedir; cobot'ın sahte veya daha az gerçek bir robot olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a cobot versus an actual robot ne anlama geliyor?
- İş birlikçi bir robot ile geleneksel, iş birlikçi olmayan bir robotun karşılaştırılması
- Uzaktan kumandalı bir oyuncak ile fabrika makinesinin karşılaştırılması
- Bir robot markası ile gerçek bir robotun karşılaştırılması
Cevabı göster
İş birlikçi bir robot ile geleneksel, iş birlikçi olmayan bir robotun karşılaştırılması
You want to make sure that you're keeping your workforce safe.
4:24Çalışanlarınızın güvenliğini sağladığınızdan emin olmalısınız.
And repetitive jobs also cause the most injuries.
4:26En fazla yaralanmaya da tekrarlanan işler yol açar.
the bed of the truck: kamyonetin yük kasası
The bed of the truck, the truck bed anlamına gelir: Kamyonetin sürücü kabininin arkasında alet, kutu ve başka yüklerin taşındığı açık alandır. Buradaki bed, uyumak için kullanılan mobilya değil, bir araç parçasının özel adıdır. İfade, parça-bütün ilişkisini gösteren the X of the Y yapısını kullanır. Günlük Amerikan İngilizcesinde the truck bed aynı anlamdaki daha kısa birleşik isim biçimidir.
Alıştırma
Kamyonet kabininin arkasındaki açık yük alanını anlatan standart iki sözcüklü İngilizce terimle cümleyi tamamlayın: Put the toolbox in the ____ before we leave.
Cevabı göster
truck bed
with a certain percentage of the payload on the truck.
4:36ve kamyonetin taşıma kapasitesinin belirli bir yüzdesine denk gelen bir kuvvet uygulayacak.
that this much displacement in my suspension is equal to this much weight. Dilbilgisi
4:40süspansiyonundaki şu kadar yer değiştirmenin şu kadar ağırlığa denk geldiğini bilecek.
this much displacement ... this much weight: iki belirli miktarı gösterme
Bu cümlede this much + sayılamayan isim, görülen, bilinen veya gösterilmekte olan belirli ve ölçülebilir bir miktarı belirtir. This much displacement burada gösterilen yer değiştirme miktarı, this much weight ise burada gösterilen ağırlık miktarı anlamına gelir. Yapının tekrarlanması iki miktar arasında bir eşleştirme kurar: süspansiyon hareketinin bir ölçümü, bir yük ölçümüyle ilişkilendirilir. Bir miktarın başka bir miktarla ilişkisini gösterirken bu yapıyı yeniden kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle, sayılamayan iki ölçümü bağlamak için this much yapısını doğru kullanır?
- This pressure produces this force.
- This many pumps produce this many pulses.
- This much pressure produces this much force.
Cevabı göster
This much pressure produces this much force.
So it calibrates it for that specific truck. Kalıp ifadeler
4:44Sistem de o kamyonete özel olarak kalibre edilecek.
calibrates it for that specific truck: calibrate X for Y yapısı
Calibrate something, ölçümlerin doğru olması için bir şeyi bilinen değerlere göre ayarlamak veya kontrol etmek anlamına gelir. Buradaki nesne it, kamyonun yük ölçüm ayarını ifade eder. Calibrate X for Y yapısında X kalibre edilen şey, Y ise onun birlikte çalışması gereken belirli cihaz veya durumdur. İfade, ayarın o tek kamyonun gereksinim ve özelliklerine göre kalibre edildiğini anlatır; kamyonun yerine bir iş yapmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Yönergeyi calibrate X for Y yapısıyla tamamlayın: Before collecting data, ____ the sensor ____ this specific machine.
Cevabı göster
calibrate · for
move people from X into Y: insanları X'ten Y'ye yeniden atamak
Burada move people from X into Y, çalışanları bir iş veya görev türünden başka birine yeniden atamak anlamına gelir. Move, mutlaka fiziksel bir yer değişikliğini değil, kurumsal bir değişikliği anlatır. From ile başlayan bölüm başlangıçtaki görevi, into ile başlayan bölüm ise yeni görevi veya iş kategorisini belirtir. Bu kalıp, bir geçişin hem başlangıç noktasını hem de varış noktasını açıkça belirtmek istendiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Başlangıçtaki işi ve yeni işi belirten iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The hospital moved several assistants ____ data entry ____ patient support.
Cevabı göster
from · into
redundant jobs: artık ihtiyaç duyulmayan görevler
Redundant jobs ifadesinde redundant, görevlerin artık gerekli olmadığı anlamına gelir. Bunun nedeni genellikle işin otomatikleştirilebilmesi, başka işlerle tekrarlanması veya başka bir birime aktarılabilmesidir. Bu anlam, işin yalnızca tekrarlı olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Bu sıfat, görevlerin hâlâ var olması gerekip gerekmediğini değerlendirir; çalışanların kendilerinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Britanya iş İngilizcesinde made redundant olan bir kişi, görevi ortadan kaldırıldığı için işini kaybeder.
Alıştırma
Hangi cümle, görevin yalnızca tekrarlanan faaliyetler içermesinden farklı olarak artık gerekli olmayabileceğini söylüyor?
- This role is repetitive, but still essential.
- Automation has made this role redundant.
- This role requires the same steps every hour.
Cevabı göster
Automation has made this role redundant.
it really helps with the small movements that you need to make
4:55yapılması gereken küçük hareketlerde de gerçekten büyük fayda sağlar,
and making sure that you're supervising those activities properly
4:58bu faaliyetlerin doğru biçimde denetlenmesini güvence altına alır
How is automation going to become part of Ford's long-term strategy?
5:07Otomasyon, Ford'un uzun vadeli stratejisinin nasıl bir parçası olacak?
we're always looking for opportunities to improve safety, quality, or efficiency.
5:12güvenliği, kaliteyi veya verimliliği artıracak fırsatları her zaman arıyoruz.
Başlangıç söylem belirteci olarak I mean,
Bu yanıtın başındaki I mean, konuşma diline ait bir söylem belirtecidir. Konuşmacının ana fikri belirli bir çerçevede sunmak üzere olduğunu gösterir: şirket sürekli olarak gelişme yolları aramaktadır. Burada bir sözcüğün tanımını kelimesi kelimesine vermediği gibi belirli bir hatayı da düzeltmez. Doğaçlama konuşmada, konuşmacıya yanıtını düzenlemesi için kısa bir süre de kazandırabilir.
Alıştırma
Örnekte, başlangıçtaki I mean ifadesinin temel işlevi nedir?
- Konuşmacı ana fikri söylemeden önce yanıtı düzenler.
- Daha önce yapılmış belirli bir olgusal hatayı düzeltir.
- Mean sözcüğünün sözlük tanımını verir.
Cevabı göster
Konuşmacı ana fikri söylemeden önce yanıtı düzenler.
and synthesize it with the technology in the plant and work in harmony. Notlar
5:24ve tesisin teknolojisiyle birleştirip uyum içinde çalışmasını sağlamak.
Leverage the product's technology: ürünün teknolojisinden stratejik olarak yararlanmak
Bu iş bağlamında leverage, mevcut bir kaynağı yararlı bir sonuç elde etmek için stratejik biçimde kullanmak anlamına gelen bir fiildir. Buradaki kaynak, ürünün teknolojisi, yani araca önceden yerleştirilmiş teknolojik yeteneklerdir. İfade fiziksel bir kaldıraçtan söz etmez. Bu yeteneklerin fabrika teknolojisiyle birlikte pratik biçimde kullanılmasını anlatır. Leverage amaçlı kullanımı ifade eder, ancak sonucun mutlaka daha iyi olacağını garanti etmez.
Alıştırma
“Mevcut bir kaynağı stratejik biçimde kullanmak” anlamındaki iş dünyası fiiliyle cümleyi tamamlayın: To reduce inspection time, the team plans to ____ its existing sensor data.
Cevabı göster
leverage
onu tesisteki teknolojiyle sentezlemek
Bu cümlede synthesize it with the technology in the plant, araç teknolojisini tesis teknolojisiyle bütünleştirerek tek ve koordineli bir sistem oluşturmak anlamına gelir. It, daha önce sözü edilen araç teknolojisini gösterir; with ise bütünleştirilen diğer teknolojiyi tanıtır. Buradaki synthesize, teknik veya stratejik görüşmelerde kullanılan resmî bir sözcüktür. İki teknolojiyi yalnızca yan yana kullanmayı değil, farklı unsurları yeni ve tutarlı bir bütün hâline getirmeyi anlatır. Bu bağlamda kimyasal sentez veya konuşma sentezi anlamında değildir.
Alıştırma
Koordineli tek bir sistem oluşturma anlamındaki synthesize X with Y kullanımını en iyi hangi cümle gösterir?
- The engineers synthesized the vehicle's sensor data with the factory's control data to create one coordinated operating plan.
- The team used one vehicle app and one factory app at the same time, but the apps did not share information.
- The assistants combined two manuals into one folder without changing either one.
Cevabı göster
The engineers synthesized the vehicle's sensor data with the factory's control data to create one coordinated operating plan.
uyum içinde çalışmak
Work in harmony, her parçanın diğerleriyle çatışmak yerine onları destekleyerek sorunsuz biçimde birlikte çalışması demektir. Bu cümlede araç teknolojisi ile tesis teknolojisinin koordineli tek bir sistem olarak çalışması beklenmektedir. Harmony burada mecazidir. İmge, müzikteki farklı bölümlerin birlikte güzel duyulmasından gelir; ancak ifade insanlar, sistemler ve süreçler için de kullanılır. Work together ile karşılaştırıldığında uyumluluğu, dengeyi ve çatışma bulunmamasını daha fazla vurgular.
Alıştırma
Sorunsuz ve çatışmadan iş birliği yapmak anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: The design team and the safety team ____ to finish each review.
Cevabı göster
work in harmony
this collaboration between highly skilled people and their automated tools
5:33yüksek vasıflı çalışanlar ile kullandıkları otomasyon araçları arasındaki bu iş birliği
accelerate toward the American mainstream: Amerika’da ana akıma doğru hızlanmak
Burada accelerate toward bir mecazdır: elektrikli araçların büyümesi, bir hedefe doğru hızlanan hareket gibi anlatılır. Bu ifade yalnızca otomobillerin fiziksel olarak hızlanmasını değil, benimsenme hızının artmasını anlatır. The American mainstream, elektrikli araçların ABD toplumu ve kitlesel pazarında geniş kabul görmesi ve gündelik kullanıma girmesi demektir. Toward önemlidir; bu kabulü tamamlanmış bir değişim değil, yaklaşılan bir hedef olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede electric vehicles accelerate toward the American mainstream ne anlama geliyor?
- Elektrikli araçlar yalnızca Amerika’nın popüler yollarında fiziksel olarak hızlanabilir.
- Elektrikli araçlar Amerika Birleşik Devletleri’nde geniş kabule doğru daha hızlı ilerliyor.
- Elektrikli araçlar Amerika Birleşik Devletleri’ndeki diğer tüm otomobil türlerinin yerini çoktan aldı.
Cevabı göster
Elektrikli araçlar Amerika Birleşik Devletleri’nde geniş kabule doğru daha hızlı ilerliyor.
is proving more powerful than ever: her zamankinden daha güçlü olduğu ortaya çıkıyor
Prove + sıfat, deneyim veya kanıt geliştikçe bir şeyin belirli bir niteliğe sahip olduğunu göstermesi anlamına gelebilir. Burada is proving more powerful, iş birliğinin daha fazla güce veya etkiye sahip olduğunun giderek ortaya çıktığını anlatır; resmî bir ispat söz konusu değildir. More ... than ever, bugünü önceki tüm zamanlarla geniş ve vurgulu biçimde karşılaştırır. İki yapı birlikte gelişmekte olan bir sonuç verir: güncel sonuçlar, iş birliğinin şimdiye kadarki en güçlü veya en etkili düzeyinde olduğunu göstermektedir.
Alıştırma
Mevcut deneyimin, aracın şimdi önceki tüm zamanlardan daha yararlı olduğunu gösterdiği devam eden süreci en iyi hangi cümle anlatır?
- The tool is as useful as it has always been.
- The tool is proving more useful than ever.
- The tool proved useful during one test last year.
Cevabı göster
The tool is proving more useful than ever.