Su Altında Tabanca Ateşleme Ağır Çekim Videosu - Smarter Every Day 19: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Destin su altında tabanca ateşlenmesini yüksek hızlı kamerayla kaydediyor, bir revolver ile yarı otomatik tabancanın gazı kullanma biçimini karşılaştırıyor ve namlu önündeki hareketin neden küre değil halka oluşturduğunu açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. try to figure something out — Öbek fiil: bu kısa ifadenin cevapsız bir soruyu araştırma, akıl yürütme veya deney yoluyla çözülecek bir mesele olarak nasıl sunduğunu anlayın ve bir neden ya da yanıt bulmaya çalışırken kullanın. 2. To my knowledge, — Söylem ve retorik: konuşmacının güçlü bir iddiayı o anda bildiği kanıtlarla nasıl sınırladığını fark edin ve bu temkinli kalıbı gerekçeli bir değerlendirmeyi mutlak kesinlikten ayırmak için kullanın. 3. toroidal vortex. — Gerçek dünya teknik bağlamı: uzmanlık terimini görüntüdeki halka biçimli dolaşımla ilişkilendirerek gazın şeklini, akış yönünü ve gözlenen patlama dalgası düzenini doğru biçimde anlayıp açıklayın.
Bu derste
Today we're going to try to figure something out that I've always wondered. Notlar
0:02Bugün hep merak ettiğim bir şeyi anlamaya çalışacağız.
try to figure something out: bir şeyi anlamaya veya çözmeye çalışmak
Burada try to figure something out, düşünerek, deneyerek veya araştırarak bir şeyi anlamaya ya da çözmeye çalışmak demektir. Figure out bir öbek fiildir; out, figure ile birlikte tek bir anlam oluşturur. Bu nedenle figure burada sayı veya şekille ilgili yaygın anlamlarında kullanılmaz. Nesne bir zamirse iki parçanın arasına gelir: figure it out denir, figure out it denmez. İsim olan bir nesne iki konumda da kullanılabilir: figure out the problem veya figure the problem out.
Alıştırma
Lena birkaç farklı düzeni deneyerek kilidin şifresini çözdü. Hangi cümle onun problem çözme sürecini en iyi vurgular?
- She figured it out.
- She looked at it.
- She found out about it.
Cevabı göster
She figured it out.
I've always wondered: bunu hep merak etmişimdir
I've always wondered, geçmişten şimdiye kadar uzun süredir bu konuyu merak ettiğim anlamına gelir. I've, I have ifadesinin kısaltmasıdır ve have wondered present perfect yapısındadır. Always, merakın uzun bir zaman dilimine yayıldığını gösterir. Bu cümlede hâlâ yanıtlanmamış veya şu anda hâlâ önemli olan bir soruyu tanıtır; merakı geçmişte kalmış tek bir ana yerleştirmez.
Alıştırma
Eski saatin neden öğlen durduğunu hâlâ bilmiyorsunuz ve şimdi bu soruyu dile getiriyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?
- I had always wondered why it stopped at noon before I learned the answer.
- I've always wondered why it stops at noon.
- I wondered why it stopped at noon yesterday.
Cevabı göster
I've always wondered why it stops at noon.
What happens when you shoot a pistol underwater? Dilbilgisi
0:06Su altında tabanca ateşlediğinizde ne olur?
Genel sonuçları sormak için What happens when ...?
What happens when ...? kalıbı, belirli bir koşul altında normalde hangi sonucun ortaya çıktığını sorar. Bu cümlede konuşmacı, tamamlanmış tek bir olayı anlatmıyor; genel bir fiziksel etkiyi soruyor. Süreçler, deneyler ve tekrarlanabilir neden-sonuç ilişkileri için What happens when + özne + geniş zaman fiili? yapısını kullanın. When yan cümlesi normalde geniş zamanda kalır; deney daha sonra yapılabilir diye bu yan cümlenin içinde will kullanmayın.
Alıştırma
Buzu ısıtmanın olağan sonucunu doğal biçimde soran cümle hangisidir?
- What happens when you heat ice?
- What happens when you will heat ice?
- What happened when you heat ice?
Cevabı göster
What happens when you heat ice?
Yeah, I think revolvers are going to act a little different Dilbilgisi
0:08Evet, sanırım altıpatlarlar, yarı otomatik tabancalardan
act a little different than: yumuşatılmış bir karşılaştırma
Burada act; davranmak, performans göstermek veya çalışmak anlamına gelir. A little karşılaştırmayı yumuşatır; bu nedenle konuşmacı büyük bir farktan ziyade küçük veya kesin olmayan bir fark öngörür. Gündelik Amerikan İngilizcesinde act a little different than doğal bir konuşma kalıbıdır. Different, revolverlerin nasıl davranacağını veya çalışacağını anlatır; than ise karşılaştırılan şeyi tanıtır. Daha resmî ve dikkatle düzenlenmiş İngilizcede genellikle act a little differently from tercih edilir.
Alıştırma
İki cihazın performansını temkinli biçimde karşılaştırmak için doğal ve gündelik Amerikan İngilizcesi olan cümle hangisidir?
- This model is completely different from the older one.
- This model acts a little different than the older one.
- This model looks a little different from the older one.
Cevabı göster
This model acts a little different than the older one.
Tamamlanmayı veya başarıyı belirten There you go.
Bu cümlede “There you go.” küçük bir işin başarıyla tamamlandığını, yani düzeneğin artık hazır olduğunu belirtir. Bir yere gitmeye yönelik gerçek anlamlı bir talimat değildir. Bu ifade bir şeyi uzatırken veya birinin bir şeyi doğru yaptığını onaylarken de kullanılabilir. Kesin etkisi duruma bağlıdır, ancak genellikle dinleyici için sonucun hazır olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınızın mikrofonunu ayarlamayı yeni bitirdiniz. Hangi cümle mikrofonun hazır olduğunu doğal biçimde söyler?
- There you go—the microphone is ready now.
- See you later—the microphone is ready now.
- Go there—the microphone is ready now.
Cevabı göster
There you go—the microphone is ready now.
in the field: gerçek çalışma sahasında
Burada “in the field”, deneyin gerçekten yürütüldüğü yerde, kapalı bir laboratuvardan veya başka bir kontrollü merkezden uzakta olmak anlamına gelir. Bu sahnede söz konusu yer dışarıdadır, ancak ifade her zaman “açık havada” demek değildir. Bu edat öbeği ekibin nerede çalıştığını belirtir. Daha genel olarak “field”, gerçek anlamda tarla veya akademik alan yerine, sahada yürütülen uygulamalı çalışmayı ifade edebilir.
Alıştırma
Mühendisler ağı müşterilerin binalarında test etmek için laboratuvardan ayrıldı. Hangi cümle bu saha testini anlatır?
- They crossed a field beside the building.
- They tested the network in the field.
- They work in the field of network engineering.
Cevabı göster
They tested the network in the field.
İsim olarak setup ve fiil olarak set up
Bu cümlede setup, tekil ve sayılabilen bir isimdir. Gösteri için kullanılan ekipmanın tamamını ve parçaların nasıl yerleştirilip bağlandığını ifade eder. Tek kelime olarak yazılan bu isim, konuşanın parçaları tek tek açıklamadan önce bütün düzeneği adlandırmasını sağlar. Setup; kamera ve ışıklar gibi fiziksel bir düzenin yanı sıra bir iş için kullanılan araçların, yazılımın veya koşulların yapılandırmasını da anlatabilir.
Alıştırma
Setup sözcüğünü ekipman düzeni anlamında isim olarak kullanan cümleyi seçin.
- Please setting up the lights before filming.
- Please set up the lights before filming.
- Please check the lighting setup before filming.
Cevabı göster
Please check the lighting setup before filming.
in an aquarium that we've made out of plate glass and silicone. Öbek fiiller
1:12cam levha ve silikondan yaptığımız bir akvaryumun içinde.
be made out of + malzeme
Burada that we've made out of plate glass and silicone bölümü aquarium sözcüğünü açıklar. Tam yapı make + object + out of + material biçimindedir: we've made the aquarium out of plate glass and silicone. İlgi cümleciğinde that, aquarium sözcüğünün yerini tutar. Bu yapı, bir şeyi yapmak için kullanılan malzemeyi belirtir. Edilgen biçimi be made out of + material şeklindedir. Made out of; malzemelerin birleştirildiği, yeniden şekillendirildiği veya yeniden kullanıldığı nesneleri konuşma dilinde anlatırken yaygındır. Buradaki out of, malzeme ifadesinin bir parçasıdır; içeriden dışarıya doğru hareket anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle eski kutuların düzenleyiciyi yapmak için malzeme olarak kullanıldığını anlatır?
- The organizer was taken out of an old box.
- The organizer was made out of old boxes.
- The organizer was placed outside the old boxes.
Cevabı göster
The organizer was made out of old boxes.
with this Phantom V10 camera made by Vision Research.
1:18Vision Research tarafından yapılan bu Phantom V10 kamerayla filme alacağız.
We're going to film it at 2,200 frames per second. Kültür
1:21Saniyede 2.200 kare hızında filme alacağız.
frames per second: her saniye kaydedilen görüntü sayısı
Burada frame, kameranın yakaladığı ayrı bir görüntüdür. Frames per second, bir saniyede bu görüntülerden kaç tanesinin kaydedildiğini belirtir; 2,200 frames per second, her saniye 2.200 görüntü yakalandığı anlamına gelir. Çok yüksek bir kare hızı, hızlı bir olayın zaman açısından birbirine çok yakın çok sayıda görüntüsünü sağlar. Bu görüntüler daha yavaş oynatıldığında kısa süren olay ağır çekimde incelenebilir.
Alıştırma
“The camera records at 2,200 frames per second,” cümlesinde “frames per second” neyi ölçer?
- Kameranın her saniye kaç ayrı görüntü kaydettiği.
- Her bir görüntünün ne kadar süreyle ışığa maruz kaldığı.
- Tamamlanmış videonun kaç saniye sürdüğü.
Cevabı göster
Kameranın her saniye kaç ayrı görüntü kaydettiği.
We've got about a 40 microsecond exposure time. Kültür
1:24Yaklaşık 40 mikrosaniyelik bir pozlama süremiz var.
microsecond exposure time: her karenin ışık topladığı süre
Pozlama süresi, kamera sensörünün bir kare için ışık topladığı süredir. Bir mikrosaniye, saniyenin milyonda biridir; dolayısıyla 40 mikrosaniyelik pozlama süresi, her kare için 0,000040 saniye demektir. Bu kadar kısa bir pozlama, çok hızlı hareketleri dondurmaya ve hareket bulanıklığını azaltmaya yardımcı olur. Sensörün ışık toplamak için çok az zamanı olduğundan güçlü aydınlatma gerekebilir.
Alıştırma
A camera uses a 40-microsecond exposure time. Bu ayar neyi açıklar?
- Sensörün her kare için ne kadar süre ışık topladığı.
- Kameranın saniyede kaç kare kaydettiği.
- Tüm kaydın ne kadar sürdüğü.
Cevabı göster
Sensörün her kare için ne kadar süre ışık topladığı.
in order to: amacı açıkça belirtmek
in order to + fiilin yalın hâli, bir eylemin amacını belirtir. Burada in order to get, “hangi amaçla?” sorusunu yanıtlar ve sonraki eylemi gerekli kılan hedefi, yani yeterli ışık elde etmeyi tanıtır. İfade başta yer aldığı için ana eylemden önce hedefi sunar. get fiilinin örtük öznesi, ana eylemi yapan özneyle aynıdır. Yalnızca to ile kullanılan mastar yapısı çoğu zaman aynı amacı daha kısa biçimde anlatabilir; in order to ise amaç bağlantısını açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi amacı açıkça tanıtan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We raised the blinds ____ let in more sunlight.
Cevabı göster
in order to
15 million candle power spotlight: ışık şiddeti değeri
15 million candle power ifadesi, projektörün ışık şiddetini, yani ışınının belirli bir yönde ne kadar güçlü olduğunu belirten ürün tarzı bir değerdir. Candle power, candlepower sözcüğünün iki ayrı kelime hâlinde yazılan eski biçimidir; modern teknik özelliklerde genellikle SI birimi kandela kullanılır. Bu cümlede sayı ve birimden oluşan ifadenin tamamı spotlight sözcüğünü niteler ve lambanın neden olağanüstü parlak olduğunu açıklar. Buradaki power, elektrik tüketimi anlamına gelmez; dolayısıyla bu değer watt cinsinden güç değildir ve gerçek mum sayısını da belirtmez.
Alıştırma
15 million candle power spotlight açıklamasında 15 million candle power neyi belirtir?
- Projektörün elektrik enerjisi tüketimi
- Projektörün ışın şiddeti
- Projektörü çalıştırmak için gereken mum sayısı
Cevabı göster
Projektörün ışın şiddeti
But the intent here is we're going to fill this up with water Notlar
1:33Ancak buradaki niyetimiz bunu tabancanın üzerine kadar
the intent here is: bir adımın amacını belirtmek
“The intent here is” ifadesi dikkati bir sonraki eylemin nedenine yöneltir. Bu cümlede anlatımı ekipmanı tanıtmaktan kabı suyla doldurma planını belirtmeye geçirir. Bu, bilgiyi düzenleyen bir kalıptır ve dinleyiciye “bu adımla neyin amaçlandığını şimdi açıklıyorum” mesajını verir. Belirli plan, ardından bir yan cümleyle veya mastar yapısıyla gelebilir.
Alıştırma
Bu cümlede “the intent here is” ne işe yarıyor?
- Kabın içindeki malzemeyi belirtir.
- Bir sonraki adımın amacını tanıtır.
- Konuşmacının planı reddettiğini gösterir.
Cevabı göster
Bir sonraki adımın amacını tanıtır.
fill this up with: bir kabı bir şeyle tamamen doldurmak
“Fill this up with water”, fill + nesne + up + with + içerik yapısını izler. Kabın içine tamamen dolana kadar su koymak anlamına gelir. Örnekte this nesnedir ve kabı belirtir; with water ise içine konan maddeyi söyler. Aynı yapı başka kaplar ve içeriklerle de kullanılabilir.
Alıştırma
fill ... up with yapısını ve it zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: The tank is empty, so ____ clean water.
Cevabı göster
fill it up with
over the pistol and we're going to see if we can capture Dilbilgisi
1:36suyla doldurmak ve gaz baloncuğunun
see if we can: neyin mümkün olduğunu deneyerek öğrenmek
see if we can + fiilin yalın hâli yapısında see, yalnızca “bakmak” değil, “deneyerek öğrenmek” anlamına gelir. Bu ifade, sonucu henüz belli olmayan bir denemeyi başlatır. Burada konuşmacı olayı görüntülemeyi denemeyi ve kameranın bunu yapıp yapamayacağını öğrenmeyi planlıyor. Bu kalıp, planı bir sözden çok olasılığı araştıran bir deneme gibi gösterir.
Alıştırma
Sonucu belirsiz bir grup denemesini başlatan, dersteki dört sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: Let's ____ solve the puzzle without a hint.
Cevabı göster
see if we can
that gas bubble as it comes between the revolver and the barrel.
1:39altıpatlar silindiri ile namlu arasından çıkışını yakalayıp yakalayamayacağımızı görmek.
blow up: basınç altında patlamak veya parçalanmak
Bu cümlede blow up, “patlamak veya şiddetle parçalanmak” anlamına gelir. Korkulan sonuç, basınç ya da darbenin kabın veya düzeneğin aniden bozulmasına yol açmasıdır. The tank blew up örneğinde olduğu gibi özne bir nesneyse bu öbek fiil, o nesnenin patlamasını anlatır. Genleşme ve hasarla ilgili çevredeki sözcükler, resmin büyütülmesi gibi diğer anlamları değil, bu fiziksel anlamı seçer.
Alıştırma
Bu cümlede blow up ne anlama geliyor? A damaged battery could blow up in the heat.
- Batarya havayla doldurulabilir.
- Batarya patlayabilir.
- Bataryanın görüntüsü büyütülebilir.
Cevabı göster
Batarya patlayabilir.
we're going to compress it into a pretty small format Kalıp ifadeler
1:49onu oldukça küçük bir formata sıkıştıracağız
compress it into ile bir biçime sıkıştırmak
Burada compress, videonun daha az depolama alanı kullanması için dijital veri miktarını azaltmak anlamına gelir. Videoyu fiziksel olarak sıkıştırmak anlamına gelmez. compress + nesne + into + biçim kalıbı, işlenen veriyi ve ortaya çıkan biçimi belirtir. compress it into a pretty small format bunun bir örneğidir. Dosya veya medya iş akışlarını anlatırken kullanışlıdır.
Alıştırma
Vurgulanan üç kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: Before uploading the huge video, ____ a smaller format.
Cevabı göster
compress it into
and then we're going to beam it via this satellite dish straight to the '80s Notlar
1:52ve sonra büyükbabamın görebilmesi için bu uydu çanağı aracılığıyla doğrudan 80'lere yayınlayacağız
beam it via ile iletim kanalını belirtmek
Burada beam, elektronik bilgiyi radyo veya uydu sinyali olarak göndermek anlamına gelen bir fiildir. beam it via this satellite dish ifadesinde it videoyu, via ise iletimde kullanılan yolu veya aracı belirtir. Straight to the '80s, teknik görünen bir iletim açıklamasını şakaya dönüştürür: bir dönem, varış noktası gibi ele alınır. Aktarılabilir kalıp beam + içerik + via + iletim kanalıdır.
Alıştırma
Vurgulanan üç kelimelik kalıpla ikinci cümleyi tamamlayın: The team has a digital map. They will ____ the satellite network.
Cevabı göster
beam it via
straight to the '80s: doğrudan 80'lere
Burada straight to, hedefi doğrudan ve hemen ulaşılacakmış gibi gösterir: sinyal, arada hiç durmadan 1980'lere gidiyormuş gibi şaka yollu sunulur. İngilizcede on yıllık dönemler genellikle the belirli tanımlığını alır: the '80s, 1980'ler anlamına gelir ve kesme işareti atılan 19'u gösterir. Bu cümlede to, bir zaman dönemini hayalî bir hedefe dönüştürerek zaman yolculuğu tarzında bir abartı yaratır.
Alıştırma
Cümleyi straight to ve 1980'lerin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: This song takes me ____.
Cevabı göster
straight to the '80s
I'm just kidding. (Sadece şaka yapıyorum.)
I'm just kidding. dinleyiciye önceki sözü kelimesi kelimesine anlamaması gerektiğini söyler. Konuşan kişi bu sözü şaka olarak niteleyerek geri çeker veya yumuşatır. Burada just, “az önce” değil, “yalnızca” ya da “sadece” anlamındadır. Düzeltmenin daha hafif ve konuşma diline uygun duyulmasını sağlar.
Alıştırma
"I'm just kidding," cümlesinde just ne anlama gelir?
- “Yalnızca” veya “sadece”; önceki söz şaka amaçlıydı.
- “Az önce”; şaka çok kısa süre önce gerçekleşti.
- “Tam olarak”; önceki söz kelimesi kelimesine anlaşılmalıdır.
Cevabı göster
“Yalnızca” veya “sadece”; önceki söz şaka amaçlıydı.
as sad as I feel: as + sıfat + as kalıbı
as + sıfat + as kalıbı iki düzeyi karşılaştırır ve eşit olduklarını belirtir; soru cümlesinde ise eşit olup olmadıklarını sorar. Buradaki sıfat sad sözcüğüdür. as sad as I feel ifadesinde ilk as, sad sözcüğünün derecesini gösterir; ikinci as ise karşılaştırma ölçütünü, yani konuşanın hissettiği üzüntünün derecesini getirir. Konuşan, dışarıdan görünen üzüntüsünün içindeki üzüntü kadar güçlü olup olmadığını sorar.
Alıştırma
heavy sıfatını kullanarak eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: “The two boxes have the same weight. This box is ____ that box.”
Cevabı göster
as heavy as
because I don't have money to buy it again if it does. Dilbilgisi
2:37çünkü patlarsa yenisini alacak param yok.
if it does: tekrarı önlemek için does kullanımı
Burada does, daha önce geçen blow up fiil öbeğinin yerini tutan bir yardımcı fiildir. Bu nedenle if it does, if it blows up anlamına gelir. Böylece aynı eylem tekrar edilmez. does biçimi, geniş zaman kullanılan if yan cümlesindeki üçüncü tekil kişi öznesi it ile uyumludur. “Bir şey yapmak” anlamına gelmez ve cihazı yeniden satın alma eylemini de belirtmez.
Alıştırma
“The printer sometimes jams, and if it does, I turn it off,” cümlesinde “if it does” ne anlama gelir?
- Yazıcı normal çalışır.
- Yazıcıyı kapatırım.
- Yazıcı sıkışır.
Cevabı göster
Yazıcı sıkışır.
you don't have to blow your pistol up. Dilbilgisi
2:44tabancanızı havaya uçurmak zorunda kalmayın diye.
you don't have to: zorunluluk yok, yasak değil
"You don't have to", bir eylemi yapmanın gerekli olmadığını belirtir. Bu cümlede konuşmacı, izleyicinin kendi tabancasına zarar vermeden sonucu öğrenebilmesi için riski kendisi üstleniyor. Yapı özne + do/does not have to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Eylem isteğe bağlıdır; yasak olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
"You don't have to bring a jacket" cümlesinde konuşmacı ne söylüyor?
- Ceket getirmek yasaktır.
- Ceket getirmek isteğe bağlıdır.
- Ceket getirmek zorunludur.
Cevabı göster
Ceket getirmek isteğe bağlıdır.
this is the first time handguns have been studied like this. Dilbilgisi
3:42tabancalar ilk defa bu şekilde inceleniyor.
To my knowledge: iddiayı bilinen bilgilerle sınırlamak
"To my knowledge", cümlenin başında kullanılan ve "şu anda bildiklerime dayanarak" anlamına gelen bir tutum ifadesidir. Ardından gelen iddiayı konuşmacının sahip olduğu bilgilerle sınırlar. Bu sayede konuşmacı, "bu ilk kez oluyor" gibi güçlü bir iddiada bulunabilir ama bunu kesin ve tamamen doğrulanmış bir gerçek olarak sunmaz. Cümle başındaki bu ifadenin ardından normalde virgül gelir.
Alıştırma
"To my knowledge, this is the only copy" cümlesinde başlangıçtaki ifade ne anlatıyor?
- Konuşmacı iddiayı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamıştır.
- Konuşmacı iddiayı dinleyiciden öğrenmiştir.
- İddia, konuşmacının şu anda bildikleriyle sınırlıdır.
Cevabı göster
İddia, konuşmacının şu anda bildikleriyle sınırlıdır.
This is the first time ... have been studied: ilk kez incelenmiş olma yapısı
This is the first time + özne + present perfect kalıbı, aynı olayın daha önce gerçekleşmediğini ve şimdi ilk kez gerçekleştiğini ya da tamamlandığını belirtir. is biçiminin şimdiki zamanda olması, bu ilk kez değerlendirmesini mevcut kayıt veya durumla ilişkilendirir. have been studied içinde have been + past participle, present perfect passive yapısını oluşturur. Handguns, inceleme eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan şeyleri belirtir; çoğul olduğu için has değil have gerekir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için perform fiilini present perfect passive yapısında kullanın: This is the first time the school play ____ outdoors.
Cevabı göster
has been performed
but I'll focus on three things that are pretty simple. Anlatım akışı
3:47ama ben oldukça basit olan üç şeye odaklanacağım.
focus on three things ile anlatımın kapsamını daraltmak
Burada focus on, bir kamera merceğini ayarlamak değil, bir şeye özel dikkat vermek anlamına gelir. Three things, konuşmacının ele alacağı sınırlı üç konuyu belirtir. Bu ifade geniş bir konuyu net bir plana dönüştürür: öğrenilecek daha çok şey vardır, ancak dinleyici üç ana nokta beklemelidir. Sunum ve açıklamalarda focus on + seçilmiş konu, kapsamı daraltır ve sırada ne olduğunu önceden gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle geniş bir sunumu planlanmış üç noktaya en iyi şekilde sınırlar?
- I'll focus on three practical solutions.
- I'll mention every detail I can remember.
- Three practical solutions were difficult.
Cevabı göster
I'll focus on three practical solutions.
as soon as: … olur olmaz
As soon as, ana cümledeki olayın hemen gerçekleştiği zaman noktasını belirleyen olayı tanıtır. Burada önce horoz ateşleme iğnesine vurdu ve hemen ardından gaz çıkışı görüldü. İki olayın zaman bakımından birbirine çok yakın olduğunu vurgular. Olay dizisi aynı zamanda nedensel olabilir, ancak ifadenin kendi anlamı “olur olmaz”dır; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki “olur olmaz” anlamına gelen üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: ____ the alarm sounded, everyone left the building.
Cevabı göster
As soon as
horoz… ateşleme iğnesi… kapsül
Bu üç ad, aynı ateşleme zincirindeki farklı parçaları belirtir: horoz ateşleme iğnesine ilk mekanik darbeyi verir, ateşleme iğnesi de bu darbeyi kapsüle aktarır. Kapsül, mühimmatta darbeye duyarlı olan ve ateşlemeyi başlatan parçadır. Bu cümlede primer, boya astarı veya başlangıç kitabı anlamına gelmez; zinciri izlemek gaz çıkışının hangi aşamadan sonra görüldiğini belirlemeyi sağlar.
Alıştırma
Örnekte açıklanan parça sırasını hangi cümle doğru verir?
- The firing pin strikes the primer, and the primer strikes the hammer.
- The hammer strikes the firing pin, and the firing pin strikes the primer.
- The primer strikes the firing pin, and the firing pin strikes the hammer.
Cevabı göster
The hammer strikes the firing pin, and the firing pin strikes the primer.
outgassing: bir malzeme veya contadan gaz salınması
Burada outgassing, gazın bir malzemeden, contadan veya kapalı parçadan salınması anlamına gelir. Bu gaz çoğu zaman orada hapsolmuş veya malzeme tarafından emilmiş durumdadır. Görülen kabarcık, gazın çevredeki sıvıya veya boşluğa kaçtığını gösterir. Bu terim özellikle malzemeler, vakum sistemleri ve havacılık-uzay ekipmanları bağlamında gaz salınması sürecini adlandırır. Tek başına gazın ne olduğunu veya salımın neden gerçekleştiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Kapalı bir polimer numunesi vakum altında hapsolmuş gazı salıyor ve küçük kabarcıklar oluşuyor. Bu süreci en iyi hangi terim adlandırır?
- Boiling
- Exhaust
- Outgassing
Cevabı göster
Outgassing
My assumption is that that's the seal around the primer Anlatım akışı
4:00Varsayımım, kapsülün etrafındaki contanın
breaking down and causing a little outgassing. Öbek fiiller
4:02bozulması ve küçük bir gaz çıkışına neden olması.
My assumption is that: bir açıklamanın geçici bir varsayım olduğunu belirtmek
My assumption is that, dinleyiciye sonraki yan cümleyi nasıl değerlendirmesi gerektiğini söyler: bu, konuşmacının şu anki en iyi açıklamasıdır; doğrulanmış bir gerçek değildir. Bu kalıp gözlemi yorumdan ayırır. Analiz sırasında konuşmacının elindeki kanıtların sınırını açıkça gösterir.
Alıştırma
Açıklamanın henüz doğrulanmadığını belirten hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the leak began when the valve seal failed.
Cevabı göster
My assumption is that
Breaking down: yapı veya işlev kaybı
Burada breaking down, contanın fiziksel bütünlüğünü kaybetmesi ve artık gazı gerektiği gibi içeride tutamaması demektir. Birinin contayı bilerek parçalara ayırmasını değil, contanın işlevini yitirmesini anlatır. Bu kullanımda öbek fiil geçişsizdir: bozulan şey cümlenin öznesidir. Aynı yapı, düzgün çalışmayı bırakan ya da yapısal bütünlüğünü kaybeden makineleri, sistemleri, malzemeleri veya süreçleri anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, yapısını kaybetmek anlamındaki break down fiilinin şimdiki zamanın sürekli biçimiyle tamamlayın: The rubber seal is ____ after years of heat exposure.
Cevabı göster
breaking down
The second thing that we learned is it appears that the semi-automatic pistol is more efficient Notlar
4:07Öğrendiğimiz ikinci şey, merminin arkasında, kovan tarafından üretilen gazları uygulamada
It appears that: ihtiyatlı bir sonucu belirtme
It appears that yapısında it yer tutucu bir öznedir; asıl yargıyı that ile başlayan yan cümle taşır. Bu ifade, konuşanın kanıta dayalı değerlendirmesini yargının önüne koyar ve dinleyiciyi devamındaki bilgiyi geçici bir sonuç olarak yorumlamaya yönlendirir. Burada appears görünür hâle gelir değil, öyle görünüyor anlamındadır. Bu kullanım, sonraki kanıtların sonucu değiştirmesine pay bırakır; bu nedenle yargıyı doğrudan söylemekten daha az kesinlik taşır.
Alıştırma
It appears that the battery is overheating cümlesinde it appears that ne işe yarar?
- Nihai bir gerçeği tam kesinlikle ifade eder.
- Mevcut kanıtlara dayanan ihtiyatlı bir sonuç sunar.
- Bir şeyin görünür hâle geldiğini bildirir.
Cevabı göster
Mevcut kanıtlara dayanan ihtiyatlı bir sonuç sunar.
at applying the gases generated by the cartridge to the back of the bullet, Dilbilgisi
4:11yarı otomatik tabancanın daha verimli göründüğü
more efficient at applying: more + efficient at + -ing biçimi
More efficient, yarı otomatik tabancayı başka bir mekanizmayla karşılaştırır ve fişek gazlarını daha az kayıpla veya daha etkili kullandığını belirtir. efficient sözcüğünden sonra at, değerlendirilen eylemi tanıtan bir edattır; bu nedenle ardından -ing biçimi gelir: efficient at applying. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be more/less efficient at + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Bir makinenin bir eylemi gerçekleştirmedeki verimliliğini hangi cümle doğru değerlendirir?
- The new pump is more efficient to moving water uphill.
- The new pump is more efficient at moving water uphill.
- The new pump is more efficient at move water uphill.
Cevabı göster
The new pump is more efficient at moving water uphill.
gases generated by the cartridge: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği
Generated by the cartridge, gases sözcüğünü niteler. Eyleme maruz kalan gazlardır: onları fişek oluşturur. Bu, gases that are generated by the cartridge yapısına eşdeğer, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir. Bir ismin maruz kaldığı eylem o ismi tanımlamak için kullanıldığında İngilizce that are ifadesini atıp geçmiş zaman ortacını koruyabilir; bu kalıp teknik yazılarda yaygındır.
Alıştırma
'that were tested' ifadesini tek sözcüğe indirip cümleyi tamamlayın: The samples ____ in the lab were stored at low temperatures.
Cevabı göster
tested
there was this large blast wave that came out from between the revolver cylinder and the barrel. Kültür
4:20altıpatlar silindiri ile namlu arasından çıkan o büyük patlama dalgasını fark ettiniz.
blast wave: hızla genleşen gazın oluşturduğu basınç bozulması
Blast wave, bir patlama ya da hızla genleşen yüksek basınçlı gaz çevredeki ortamı ittiğinde oluşup dışarıya doğru yayılan ani bir basınç bozulmasıdır. Gazın veya alevin kendisi değil, bir ortam içinde hareket eden enerjidir. Burada, toplu tabancanın tamburu ile namlusu arasındaki boşluktan kaçan gaz suda gözle görülür bir bozulma oluşturur. Bu terim, yana doğru oluşan bu etkinin mermiyi itmeyen bir enerji kaybını temsil ettiğini açıklar.
Alıştırma
Bu cümlede blast wave ne anlama geliyor?
- Namlunun ucunda görünen bir alev
- Su yüzeyinde ilerleyen sıradan bir dalga
- Hızla genleşen gazın oluşturduğu ve dışarıya doğru yayılan basınç bozulması
Cevabı göster
Hızla genleşen gazın oluşturduğu ve dışarıya doğru yayılan basınç bozulması
that could be applied to increasing the velocity of the round, Dilbilgisi
4:26ki merminin hızını artırmak için uygulanabilirdi,
could be applied to increasing: kiplik edilgen yapı + ulaç
Could be applied to increasing, bir şeyin artırma amacıyla yönlendirilebileceği veya kullanılabileceği anlamına gelir. Uygulanan şey enerjidir, bu nedenle ifade edilgendir. Bu bağlamda could, enerji boşa harcandığı için gerçekleşmemiş olası bir kullanımı gösterir. Apply something to an activity yapısında to bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: apply the energy to increasing the round's velocity. Aynı yapı para, çaba, yöntem ve becerilerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Applied to ifadesinden sonra improve fiilinin doğru -ing biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The extra funding could be applied to ____ bus safety.
Cevabı göster
improving
the next thing that we learned is when the weapon is fired,
4:32öğrendiğimiz bir sonraki şey silah ateşlendiğinde,
you see this large blast wave come out the front of the weapon.
4:36silahın önünden çıkan bu büyük patlama dalgasını görmeniz.
or at least the assumption I made to begin with Anlatım akışı
4:41veya en azından başlangıçta yaptığım varsayım,
to begin with: daha sonra düzeltilen ilk görüş
Bu cümlede to begin with, “başlangıçta” veya “ilk başta” anlamına gelir. Dinleyiciyi, sonraki kanıtlar bu düşünceyi değiştirmeden önce konuşmacının sahip olduğu ilk varsayıma götürür. Burada anlayıştaki değişimi düzenler: önce ilk düşünce, ardından düzeltme gelir. Bir listedeki ilk maddeyi tanıtmaz.
Alıştırma
“Başlangıçta” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I expected the repair to be easy ____, but the hidden damage changed the plan.
Cevabı göster
to begin with
more like: bir düşünceyi daha yakın bir karşılaştırmayla düzeltmek
More like önceki görüntüyü düzeltir ve onun yerine daha yakın bir karşılaştırma getirir. Konuşmacı, şok dalgasının küresel olmadığını; bagel veya donut şeklinin daha iyi bir zihinsel model sunduğunu anlatır. Like özdeşliği değil, benzerliği belirtir. Burada nesnenin tamamı değil, yalnızca ortasında boşluk bulunan halka biçimi karşılaştırılır.
Alıştırma
Düzeltmeyi dersteki ifadeyle tamamlayın: The mark isn't a perfect circle; it's ____ a spiral.
Cevabı göster
more like
toroidal vortex: donut biçimli dönen bir akış
Toroidal vortex ya da toroidal girdap, bir akışkanın —burada gazın— dairesel bir çekirdeğin çevresinde döndüğü halka biçimli bir bölgedir. Toroidal, donut benzeri şekli; vortex ise akışkanın dönerek hareket ettiğini belirtir. Bu cümlede terim, hareket eden gazın oluşturduğu yapıyı akışkanlar dinamiğinde bilinen bir olgu olarak tanımlar. Bu yapı yalnızca hareketsiz bir halka ya da tam bir küresel kabuk değildir.
Alıştırma
Hangi açıklama toroidal vortex ifadesine en iyi uyar?
- Hareketsiz duran ve hareketli akışkan içermeyen katı bir halka.
- Dairesel bir çekirdeğin çevresinde dönen, donut biçimli bir akışkan bölgesi.
- Her yöne eşit biçimde genişleyen küresel bir dalga.
Cevabı göster
Dairesel bir çekirdeğin çevresinde dönen, donut biçimli bir akışkan bölgesi.
if you were to take: temkinli bir varsayım kurma
if you were to + fiilin yalın hâli kalıbı, eylemi mevcut bir gerçek olarak sunmak yerine dinleyiciden olası bir eylemi hayal etmesini ister. if you were to take içinde were, varsayımsal bir yapının parçasıdır; geçmiş zamanı anlatmaz ve to take edilgen değil etkendir. Bu temkinli biçim, bir gösterimi adım adım açıklarken, bir olasılığı değerlendirirken veya öneride bulunurken yaygındır. Sonuç cümleciğinde çoğu zaman would, could ya da might kullanılır.
Alıştırma
Temkinli varsayım cümlesini eksik iki kelimelik kalıpla tamamlayın: If you ____ take the battery out, you could inspect the contacts.
Cevabı göster
were to
Yaklaşık bir açıklama için kind of
Bu cümlede kind of açıklamanın kesinliğini azaltır: çizim, olanları tam ve eksiksiz biçimde değil, kabaca gösterir. Burada kind of, what's happening ifadesinden önce kullanılan konuşma diline özgü bir yumuşatıcıdır. Konuşmacının kusursuz doğruluk iddia etmeden basitleştirilmiş bir açıklama sunmasını sağlar. Burada “bir tür” anlamına gelmez.
Alıştırma
'The sketch is kind of what I remember,' cümlesinde kind of ne yapar?
- Belirli bir eskiz kategorisi tanıtır.
- Açıklamanın kesin değil, yaklaşık olduğunu gösterir.
- Konuşmacının her ayrıntıyı tamamen doğruladığını söyler.
Cevabı göster
Açıklamanın kesin değil, yaklaşık olduğunu gösterir.
and they're going in a loop around the outside of the bullet. Kalıp ifadeler
5:08ve merminin dışı etrafında bir döngü halinde gidiyorlar.
going in a loop around: halka biçimli bir yol
Going in a loop around hareketin şeklini ve yönünü anlatır. Gazlar dümdüz ilerlemek yerine merminin dış kısmının çevresinde kıvrılan bir yol izler. Yapı go + in a loop + around + nesne şeklindedir. Bir yolu tarif etmek için kullanılır: in a loop yolun şeklini, around ise yolun neyin çevresinden geçtiğini belirtir. Buradaki loop fiziksel bir yoldur, programlama komutu değildir.
Alıştırma
Halka biçimli rotayı vurgulayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The trail leaves the gate, circles the pond, and returns to the gate. It goes ____ the pond.
Cevabı göster
in a loop around
what's going on: mevcut durumu anlatmak
what's going on ifadesindeki go on, ‘olmak’ veya ‘gerçekleşmekte olmak’ anlamına gelir. Bu nedenle what's going on, ‘neler olduğu’ ya da ‘gelişmekte olan durum’ demektir; başka bir yere hareket etmeyi anlatmaz. Burada That's what's going on, az önce verilen açıklamanın gözlemlenen etkinin nedeni olduğunu belirtir. Aynı yan cümle açıklama istemek için (What's going on?) ya da daha büyük bir cümle içinde durumu adlandırmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Alarm çalıyor ve insanlar binadan çıkıyor. Hangi ifade mevcut durumu sorar?
- what went on
- what's going to happen
- what's going on
Cevabı göster
what's going on
a whole lot to learn: keşfedilecek daha çok şey olması
A whole lot, ‘çok büyük bir miktar’ veya bağlama göre ‘birçok şey’ anlamına gelir. Whole, lot sözcüğünü güçlendirir; bilgilerin eksiksiz ve bölünmez tek bir bütün oluşturduğu anlamına gelmez. Mastar olan to learn, bu büyük miktarın neyden oluştuğunu belirtir: hâlâ öğrenilebilecek veya araştırılabilecek içerik. a whole lot to + fiil kalıbı, yapılması, anlaşılması ya da keşfedilmesi gerekenlerin ne kadar çok olduğunu vurgulayan gündelik bir yapıdır.
Alıştırma
Öğrenilecek ne kadar çok şey kaldığını vurgulamak için whole kullanan tam gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: I know the basic rules, but I still have ____.
Cevabı göster
a whole lot to learn