Bir Atom Ne Kadar Küçüktür? Sürprizbozan: Çok Küçük.: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Saç, pirinç dolu odalar ve bir gökdelen atom ölçeğini gösterir; ardından parçacıklar, boş uzay, elektronlar, elementler ve değişen modeller açıklanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. as thick as — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir boyutu as + sıfat + as ile karşılaştırın; thick sözcüğünün yoğunluk değil kalınlık anlattığını kavrayın. 2. just empty space, except that it isn't. — Söylem, anlatı ve retorik: kesin görünen bir sonucun, basitleştirmeyi düzeltip daha hassas açıklamaya geçmek için tersine çevrilişini fark edin. 3. make up — Phrasal verb: parça-bütün ilişkisinde “oluşturmak” anlamını kavrayın ve bunu “uydurmak”, “barışmak”, “makyaj yapmak” anlamlarından ayırın.
Bu derste
A single human hair is about as thick as 500,000 carbon atoms stacked over each other. Dilbilgisi
0:04Tek bir insan saçı, üst üste dizilmiş yaklaşık 500.000 karbon atomu kadar kalındır.
as thick as: eşit kalınlık karşılaştırması
as + adjective + as kalıbı, iki şeyi belirli bir özellik bakımından eşit gösterir. Bu cümlede about, eşitliğin yaklaşık olduğunu belirtir. Thick, saçın gür olmasını değil, tek bir saç telinin fiziksel kalınlığını anlatır. İki as arasında sıfatın yalın biçimini kullanın: as thick as, as fast as, as difficult as. İkinci as ifadesinden sonra gelen sözler karşılaştırma ölçütünü verir.
Alıştırma
as + adjective + as kullanarak eşit kalınlık karşılaştırmasını tamamlayın: This notebook is ____ that textbook.
Cevabı göster
as thick as
It contains trillions and trillions of atoms. Kalıp ifadeler
0:11İçinde trilyonlarca ve trilyonlarca atom var.
trillions and trillions of: çok büyük bir miktarı vurgulama
Trillions and trillions of, vurgu yapmak için miktar bildiren sözcüğü tekrarlar. Son derece büyük sayıda atom anlamına gelir; and, ayrı ayrı sayılmış iki miktarı birbirine bağlamaz. Trillions sözcüğünün tekrarı ölçeği daha da büyük hissettirir. Of dâhil tüm ifade, kaç atom olduğunu belirtir.
Alıştırma
“The archive contains trillions and trillions of records,” cümlesinde tekrarlanan ifade temel olarak ne yapar?
- Son derece büyük fakat kesin olmayan bir miktarı güçlü biçimde vurgular.
- Toplanması gereken iki kesin miktar verir.
- Her kaydın iki parçaya bölündüğünü söyler.
Cevabı göster
Son derece büyük fakat kesin olmayan bir miktarı güçlü biçimde vurgular.
If one atom in it were about as big as a marble, Dilbilgisi
0:15Eğer içindeki bir atom bir misket kadar büyük olsaydı,
Varsayımsal If ... were ..., how big would ... be? kalıbı
Bu varsayımsal koşulda were, gerçeklikle araya mesafe koyan bir geçmiş zaman biçimidir. Konuşan kişi atomun gerçekten misket büyüklüğünde olduğunu söylemez; bu ölçeği geçici olarak hayal eder. Buradaki it, daha önce konuşulan yumruğu gösterir. if yan cümlesi hayal edilen koşulu kurar: If one atom ... were .... Sonuç, would ile oluşturulan bir sorudur: how big would your fist be?. if + geçmiş biçim, would kalıbı; gerçek olmayan bir şimdiki zaman veya düşük olasılıklı bir gelecek hakkındaki düşünce deneylerinde kullanışlıdır.
Alıştırma
be ve will fiillerinin varsayımsal biçimleriyle tamamlayın: If the model ____ ten times larger, how much space ____ it need?
Cevabı göster
were · would
Yumuşak bir geçiş olarak Let's try something different
Let's, let us ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve değişikliği ortak bir öneriye dönüştürür. Try something different, farklı bir yöntem veya yaklaşım denemek anlamına gelir; durum neyin kastedildiğini açıkladığı için belirli isim söylenmez. Bu cümle bir geçiş ifadesi olarak, önceki denemenin kötü olduğunu doğrudan söylemeden açıklamayı yeni bir yöne taşır. Bir gösteri, ders veya tartışmada yöntemi yeniden ayarlamak gerektiğinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Sınıftaki bir gösteri yardımcı olmuyor. Hangi cümle kimseyi doğrudan suçlamadan yeni bir yaklaşımı yumuşak biçimde önerir?
- Let's try something different.
- Try something different.
- We need to try something different.
Cevabı göster
Let's try something different.
Imagine that its tip is as big as the room you're sitting in right now.
0:34Ucunun şu anda oturduğunuz oda kadar büyük olduğunu hayal edin.
fill the room with grains of rice: fill A with B yapısı
fill A with B yapısında A, dolacak kap veya alandır; B ise içine konan maddedir. Bu cümlede the room A'dır, grains of rice ise B'dir. Sıralamayı fill + A + with + B olarak koruyun. Fiil, B'nin yalnızca hareket ettirilmesine değil, A'nın dolmasına odaklanır.
Alıştırma
Talimatı fill A with B yapısıyla tamamlayın: ____ the bottle ____ clean water.
Cevabı göster
Fill · with
One rice corn represents one cell of your fingertip.
0:40Bir pirinç tanesi, parmak ucunuzdaki bir hücreyi temsil ediyor.
zoom in on: hedefi belirtmek
Zoom in, bir görüntüyü daha yakın veya daha büyük göstermek demektir. Kameranın neyi daha yakından göstermesi gerektiğini belirtmek için on + hedef eklenir. Bu cümlede the rice corn hedeftir. zoom in on, genişletilmiş anlamıyla bir tartışma veya analizde belirli bir ayrıntıya dikkat yöneltmek için de kullanılabilir. Yeniden kullanılabilen kalıp zoom in on + isim veya isim öbeğidir.
Alıştırma
Hangi cümle kameranın daha yakından göstereceği hedefi doğal biçimde belirtir?
- Let's zoom in the tiny label.
- Let's zoom on the tiny label.
- Let's zoom in on the tiny label.
Cevabı göster
Let's zoom in on the tiny label.
one cell is as big as the room you're in right now.
0:47bir hücre, şu anda içinde bulunduğunuz oda kadar büyük.
about the size of: yaklaşık boyut karşılaştırması
Bu cümlede about the size of, yaklaşık olarak aynı büyüklükte anlamına gelir. about sözcüğü, karşılaştırmanın kesin bir ölçüm değil, tahmin olduğunu gösterir. be + about the size of + isim yapısı, bir şeyin genel boyutlarını bir referansla karşılaştırır. Burada about, hakkında değil, yaklaşık anlamındadır.
Alıştırma
Yaklaşık boyut karşılaştırması yapan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The sensor is ____ a grain of rice.
Cevabı göster
about the size of
And now, let us fill all the empty spaces between the rice corns
0:55Ve şimdi, pirinç taneleri arasındaki tüm boşlukları
What is ... made of?: bileşimi sormak
What is + isim + made of? yapısı, bir şeyin hangi malzemeden veya tanımlanabilir parçalardan oluştuğunu sorar. Bu cümlede atomu oluşturan parçalar sorulur. what sözcüğü, eksik olan malzemenin veya parçaların yerini tutar. Bu nedenle günlük bir İngilizce soruda of doğal olarak sonda kalır.
Alıştırma
Malzemeyi sormaya yarayan hedef ifadeyle soruyu tamamlayın: What is this toy ____?
Cevabı göster
made of
An atom consists of three elementary particles: Kalıp ifadeler
1:12Bir atom üç temel parçacıktan oluşur:
consists of: bir bütünü parçalarıyla açıklamak
Consists of, bir bütünü onu oluşturan parçalara bağlar. Burada bütün bir atomdur ve iki nokta, sırada üç parçacık türünün listeleneceğini gösterir. Yapı whole + consist(s) of + parts biçimindedir. Bilgi veren bir açıklamada cümleye açık ve resmî bir ton katar.
Alıştırma
consist fiilini doğru biçimiyle ve gerektirdiği edatla kullanın: A water molecule ____ two hydrogen atoms and one oxygen atom.
Cevabı göster
consists of
Protons and neutrons bind together and form the atom core,
1:18Protonlar ve nötronlar birbirine bağlanarak atom çekirdeğini oluştururlar,
one of the four fundamental forces in the universe.
1:25güçlü etkileşim sayesinde bir arada tutulurlar.
güçlü etkileşim, dört temel kuvvetten biri
Strong interaction, fizikteki bir kuvvetin teknik adıdır. Strong bu adın bir parçasıdır; interaction burada insanlar arasındaki iletişim anlamına gelmez. Bu cümlede atom çekirdeğindeki parçacıkları bir arada tutmaya yardımcı olan kuvveti belirtir. Virgülden sonraki one of the four fundamental forces ifadesi açıklayıcı bir eşlemedir: strong interaction için bir sınıflandırma ekler. One of, onun dört öğeden oluşan bir gruba ait olduğunu belirtir; dört kuvvetin hepsinin aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu cümlede bize ne anlatıyor?
- Özellikle güçlü hissedilen herhangi bir etkileşim anlamına gelir.
- Fizikteki bir kuvveti adlandırır ve onu dört temel kuvvetten biri olarak sınıflandırır.
- Dört farklı kuvvetin birleşip tek bir sosyal etkileşim oluşturduğunu söyler.
Cevabı göster
Fizikteki bir kuvveti adlandırır ve onu dört temel kuvvetten biri olarak sınıflandırır.
They are made from quarks and held together by gluons.
1:28Kuarklardan oluşurlar ve gluonlar tarafından bir arada tutulurlar.
Nobody knows exactly how small quarks are. Dilbilgisi
1:32Kimse kuarkların tam olarak ne kadar küçük olduğunu bilmiyor.
how small quarks are: gömülü soruda söz dizimi
how small quarks are yapısında how dereceyi sorar: bilinmeyen bilgi, kuarkların ne ölçüde küçük olduğudur; bir şeyin nasıl gerçekleştiği değildir. Bu yan tümce, nobody knows ifadesinin bilmediği içeriği veren gömülü bir sorudur. Bir bildirme cümlesinin içine gömüldüğü için düz cümle söz dizimini kullanır: how small + özne quarks + fiil are. Burada doğrudan soru söz dizimi olan how small are quarks kullanılmaz.
Alıştırma
Nobody knows exactly ifadesinden sonra gömülü soruyu doğru kullanan cümle hangisidir?
- Nobody knows exactly how small quarks are.
- Nobody knows exactly how small are quarks.
Cevabı göster
Nobody knows exactly how small quarks are.
points, like in geometry: point sözcüğünün matematik anlamı
Bu cümlede points, geometrideki ideal noktalar, yani uzunluğu, genişliği veya derinliği olmayan kesin konumlar anlamına gelir. like in geometry ifadesi, yaygın point sözcüğünün teknik matematik anlamını seçer. Bu nedenle cümle kuarkları boyutsuz konumlara benzetir. Tanıdık bir sözcük in geometry gibi bir alan etiketiyle birlikte kullanıldığında, alana özgü anlamı seçmek için bu etiketi kullanın.
Alıştırma
We think they might literally be points, like in geometry cümlesinde points ne anlama gelir?
- Bir oyunun skoruna eklenen birimler
- Uzunluğu, genişliği veya derinliği olmayan kesin konumlar
- Bir tartışmadaki fikirler veya savlar
Cevabı göster
Uzunluğu, genişliği veya derinliği olmayan kesin konumlar
Try to imagine them as being zero-dimensional.
1:38Onları sıfır boyutlu olarak hayal etmeye çalışın.
We suspect that quarks and electrons are the most fundamental components of matter in the universe.
1:41Kuarkların ve elektronların evrendeki maddenin en temel bileşenleri olduğundan şüpheleniyoruz.
fast enough to get around the Earth in just over 18 seconds. Dilbilgisi
1:53Dünya'nın etrafını 18 saniyeden biraz uzun bir sürede dolaşacak kadar hızlıdırlar.
“fast enough to get around the Earth” ifadesindeki sıfat + enough + to yapısı
Fast enough to get around the Earth, sıfat + enough + to mastarı yapısını kullanır. Enough, fast sözcüğünden sonra gelir ve bir eşiğe ulaşıldığını gösterir: hız, to ile verilen sonucu mümkün kılacak düzeye ulaşmıştır. Doğru sıra fast enough şeklindedir; enough fast denmez. Burada get around the Earth, Dünya’nın çevresini tamamen dolaşmak anlamındadır. Aynı yapı hız, boyut, güç veya yaş gibi bir özelliğin belirli bir sonuç için yeterli olup olmadığını gösterebilir.
Alıştırma
Cümleyi sıfat + enough + to yapısıyla tamamlayın: The rope is long ____ reach the ground.
Cevabı göster
enough to
we think electrons are fundamental particles.
1:58elektronların da temel parçacıklar olduğunu düşünüyoruz.
99.99999999999% of an atom's volume is just empty space, Anlatım akışı
2:01Bir atomun hacminin %99,99999999999'u sadece boşluktur,
“except that it isn't” ifadesindeki öz düzeltme
Konuşmacı önce just empty space sözünü basit ve kesin bir sonuç gibi sunar. Ardından except that it isn't diyerek bu sonucu hemen geri alır. it, yüzdelik değeri değil, hacmin yalnızca boş olduğu iddiasını gösterir. Önce sonuç verip sonra onu tersine çeviren bu düzen şaşkınlık yaratır ve daha doğru bir açıklamanın geleceğini bildirir. Buradaki except that it isn't, önceki iddiaya küçük bir istisna eklemek yerine, bilinçli olarak konuşma dilinde yapılmış bir öz düzeltmedir.
Alıştırma
Bu cümlenin son bölümü söylemde hangi görevi yapar? "The box looks completely empty—except that it isn't."
- Basit iddiayı geri alır ve daha doğru bir açıklamanın geleceğini bildirir.
- İstisna olarak kabul edilen tek nesnenin adını verir.
- Basit iddiayı doğrular ve konuyu kapatır.
Cevabı göster
Basit iddiayı geri alır ve daha doğru bir açıklamanın geleceğini bildirir.
What we perceive as emptiness is actually a space filled by quantum fluctuations, Notlar
2:13Boşluk olarak algıladığımız şey aslında kuantum dalgalanmalarıyla dolu bir alandır,
Boşluk olarak algıladığımız şey
Burada what soru sözcüğü değildir; “... olan şey” anlamına gelir. What we perceive as emptiness parçasının tamamı is fiilinin öznesidir; bu yapıya serbest ilgi yan tümcesi denir. Bu yapının içindeki perceive X as Y, “X'i Y olarak algılamak veya yorumlamak” demektir. Yapı, bir şeyi bize nasıl göründüğüne göre adlandırır ve cümlenin bu görünüşü gerçekle karşılaştırmasını sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede What we perceive as emptiness parçasının görevi nedir?
- Neyi boşluk olarak algıladığımızı doğrudan sorar.
- “Boşluk olarak algıladığımız şey” anlamına gelir ve özne görevindedir.
- as “eşit biçimde” anlamına geldiği için algımızı boşlukla karşılaştırır.
Cevabı göster
“Boşluk olarak algıladığımız şey” anlamına gelir ve özne görevindedir.
Kuantum dalgalanmaları
quantum fluctuations ifadesi, kuantum alanlarındaki kendiliğinden oluşan değişimleri anlatan bir fizik terimidir. Bu değişimler boşlukta bile bulunabilir; bu nedenle emptiness burada hiçbir şeyin olmadığı, tamamen hareketsiz bir uzay anlamına gelmez. Quantum, ilgili fizik kuramını belirtir; yalnızca “çok küçük” demek değildir. Fluctuations, alan değerlerindeki değişimleri anlatır; ruh hâli değişimlerini veya sıradan fiyat dalgalanmalarını değil.
Alıştırma
Bu cümlede quantum fluctuations ne anlama gelir?
- Kuantum bilgisayarlarının fiyatındaki küçük değişimler
- Boş gibi görünen uzayda bile bulunabilen, kuantum alanlarındaki kendiliğinden oluşan değişimler
- Fizik hakkında düşünmenin neden olduğu ruh hâli değişimleri
Cevabı göster
Boş gibi görünen uzayda bile bulunabilen, kuantum alanlarındaki kendiliğinden oluşan değişimler
fields that have potential energy and build and dissolve spontaneously.
2:19potansiyel enerjisi olan ve kendiliğinden oluşup kaybolan alanlar.
These fluctuations have a fundamental impact on how charged particles interact, Kalıp ifadeler
2:23Bu dalgalanmaların, yüklü parçacıkların nasıl etkileşime girdiği üzerinde temel bir etkisi vardır,
have a fundamental impact on(üzerinde temel bir etkiye sahip olmak)
have a fundamental impact on ifadesinde impact, have an impact on kalıbında kullanılan tekil bir isimdir; bu nedenle önünde a bulunur. İfade “derinden etkilemek veya şekillendirmek” anlamına gelir. Fundamental, etkinin yalnızca fark edilir olmadığını, temel veya öz bir düzeye ulaştığını belirtir. Burada on, etkilenen şeyi getirir. Ardından bir isim öbeği veya altyazıdaki gibi how ile başlayan bir yan cümle gelebilir: how charged particles interact.
Alıştırma
Cümleyi have a fundamental impact on ile tamamlayın: Small design choices ____ how easy an app is to use.
Cevabı göster
have a fundamental impact on
a topic for another video(başka bir videonun konusu)
a topic for another video, içeriğin sınırını belirleyen bir ifadedir. Konuşmacı ilgili bir düşünceyi kabul eder, ardından bu yan konuyu kapatarak mevcut açıklamanın ana çizgide devam etmesini sağlar. another video, ayrı ve hangisi olduğu belirtilmemiş bir video demektir. Böyle bir videonun mutlaka yapılacağına dair bir söz değildir.
Alıştırma
Bir sunucu "That's a topic for another video." diyor. Temel olarak ne yapıyor?
- Mevcut açıklamanın ana çizgide kalması için konuyu bir kenara bırakmak
- İzleyicileri sonraki konuyu seçmeye davet etmek
- Hemen sıradaki videonun konuyu açıklayacağına söz vermek
- Konunun mevcut başlıkla hiçbir bağlantısı olmadığını söylemek
Cevabı göster
Mevcut açıklamanın ana çizgide kalması için konuyu bir kenara bırakmak
How much space do the core and electrons actually fill?
2:30Çekirdek ve elektronlar gerçekte ne kadar boşluk doldurur?
Ölçek referansı olarak Empire State Building
Empire State Building, New York şehrinde bulunan ünlü bir gökdelen ve simge yapıdır. “Empire State”, binanın değişmez özel adının bir parçasıdır; genel olarak bir imparatorluğa veya eyalet yönetimine ait bir bina anlamına gelmez. Cümle, düşünce deneyinde bu çok büyük ve tanınmış binayı ölçek referansı olarak kullanır. Binanın yaklaşık bir pirinç tanesi boyutuna küçüldüğünü düşünmek, atomların içinde ne kadar büyük bir boşluk bulunduğunu somutlaştırır; burada gerçek bir inşaat projesi anlatılmaz.
Alıştırma
Empire State Building bu cümlede hangi görevi görüyor?
- Ölçek referansı olarak kullanılan, tanıdık ve büyük bir simge yapıdır.
- Herhangi bir eyalet yönetimi binasının genel adıdır.
- Atomlardan boşluk çıkaran gerçek bir projenin yürütüldüğü yerdir.
Cevabı göster
Ölçek referansı olarak kullanılan, tanıdık ve büyük bir simge yapıdır.
All the atoms of humanity would fit in a teaspoon.
2:41İnsanlığın tüm atomları bir çay kaşığına sığardı.
There are extreme objects where states like this actually exist.
2:45Bu tür durumların gerçekten var olduğu uçuk nesneler vardır.
atom cores are compacted so densely Dilbilgisi
2:50atom çekirdekleri o kadar yoğun bir şekilde sıkıştırılmıştır ki
that the mass of three suns fits into an object only a few kilometers wide.
2:52üç güneşin kütlesi sadece birkaç kilometre genişliğindeki bir nesneye sığar.
Aşırı yoğunluk örneği olarak nötron yıldızı
Nötron yıldızı, büyük kütleli bir yıldızın çöken çekirdeğinden oluşan, son derece yoğun bir gök cismidir. Bu iki sözcük birlikte sabit bir astronomi terimi oluşturur; yalnızca bir nötrondan yapılmış bir yıldız anlamına gelmez. Burada nötron yıldızı, maddenin atom çekirdekleri arasında olağanüstü az boşluk kalacak şekilde sıkıştırılabildiğini gösteren gerçek bir kozmik örnektir. Bu bilgi sayesinde, üç Güneş’in kütlesinin yalnızca birkaç kilometre genişliğindeki bir cisme sığması karşılaştırması aşırı yoğunluğun bir göstergesi olarak anlaşılır.
Alıştırma
Bu cümledeki nötron yıldızını en iyi hangi açıklama tanımlar?
- İçinde yalnızca bir nötron bulunan normal bir yıldız.
- Gökdelenleri sıkıştıran hayali bir makine.
- Sıkıca paketlenmiş maddeye gerçek bir örnek olarak kullanılan, son derece yoğun bir gök cismi.
Cevabı göster
Sıkıca paketlenmiş maddeye gerçek bir örnek olarak kullanılan, son derece yoğun bir gök cismi.
so densely that: dereceyi sonuca bağlamak
so densely that ifadesinde so, atom çekirdeklerinin nasıl sıkıştırıldığını anlatan densely zarfının derecesini güçlendirir. Kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç şeklindedir. that ile başlayan yan cümle, bu aşırı derecenin sonucunu verir: yoğunluk, üç güneşin kütlesinin çok küçük bir nesneye sığmasına yetecek kadar yüksektir. Buradaki so, “bu kadar yüksek bir derecede” anlamına gelir; “bu nedenle” anlamına gelmez.
Alıştırma
Yeni cümleyi aynı derece-sonuç ifadesiyle tamamlayın: The trees grew ____ almost no sunlight reached the ground.
Cevabı göster
so densely that
By the way: ilgili bir yan konu başlatmak
By the way, ilgili fakat yeni bir noktaya hafif bir geçiş yapıldığını gösteren bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye, konuşmacının mevcut açıklama çizgisinden kısa süreliğine ayrılıp atomların neye benzediğini soracağını bildirir. Genellikle cümlenin başında yer alır ve konuşmada ardından bir duraklama, yazıda ise virgül gelir. Bunu yol veya güzergâha yapılan gerçek bir gönderme olarak değil, bilgiyi düzenleyen bir ifade olarak anlayın.
Alıştırma
İlgili bir yan soru başlatmak için örnekteki üç sözcüklü söylem belirtecini kullanın: ____, did you finish the science poster?
Cevabı göster
By the way
kind of like: yaklaşık bir karşılaştırma yapmak
kind of like ifadesinde like bir karşılaştırma başlatır, kind of ise bu karşılaştırmayı yumuşatır. İfade bütünüyle “biraz benzer” veya “kabaca ... gibi” anlamına gelir; “tam olarak aynısı” demek değildir. Burada konuşmacı, modeli kusursuz bir resim olarak değil, yaklaşık bir gösterim olarak sunar. Karşılaştırma yararlı ama tamamen kesin olmadığında bu ifadeyi kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle yumuşatılmış, yaklaşık bir karşılaştırma yapıyor?
- The model is a kind of map.
- The model is kind of like a map: useful, but not exact.
- The model is just like a map in every detail.
Cevabı göster
The model is kind of like a map: useful, but not exact.
Electrons are like a wave function and a particle at the same time. Kelime
3:03Elektronlar aynı anda hem dalga fonksiyonu hem de parçacık gibidir.
a wave function: kuantum fiziği terimi
Wave function, kuantum fiziğinde tek bir birim oluşturan teknik bir isim öbeğidir. Bir kuantum sisteminin matematiksel açıklamasıdır ve fizikçilerin, bir parçacığın nerede bulunabileceği gibi olası ölçüm sonuçlarının olasılıklarını hesaplamasını sağlar. Bu basitleştirilmiş karşılaştırmada ifade, açıklamanın dalgaya benzer yönünü destekler ve a particle ile karşıtlık kurar. Buradaki function, gündelik “amaç” veya “özellik” anlamında değil, matematiksel anlamdadır; wave function tek bir terim olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bir kuantum fiziği metninde wave function neyi ifade eder?
- Elektronik bir cihazın amacı veya özelliği
- Herhangi bir sıradan su dalgasının görünür biçimi
- Bir kuantum sistemine ait olasılıkları hesaplamak için kullanılan matematiksel bir açıklama
Cevabı göster
Bir kuantum sistemine ait olasılıkları hesaplamak için kullanılan matematiksel bir açıklama
We can calculate where an electron might be at any given moment in time. Kalıp ifadeler
3:07Bir elektronun belirli bir anda nerede olabileceğini hesaplayabiliriz.
At any given moment: herhangi bir anda
At any given moment, mümkün olan tüm zamanlar arasından seçilen herhangi bir tek anda demektir. Buradaki given, verme eylemini değil, incelenmek üzere belirtilmiş veya seçilmiş olmayı anlatır. Any, hangi an seçilirse seçilsin hesaplamanın yapılabileceğini gösterir. İfade tek bir zaman kesitine odaklanır; her anı veya elektronun mümkün olan her yerde bulunduğunu anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “seçilen herhangi bir tek anda” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The dashboard shows how many trains are moving ____.
Cevabı göster
at any given moment
are where electrons might be with a certainty of 95%.
3:14elektronların %95 kesinlikle bulunabileceği yerlerdir.
Orbital adı verilen bu olasılık bulutları
Clouds of probability fiziksel bulutları anlatmaz; görsel bir benzetmedir. Elektronların olası konumlarının küçük ve sabit bir yol üzerinde değil, bir bölgeye yayılmış olmasını anlatır. Virgüllerle ayrılan called orbitals ifadesi bu olasılık bulutlarının teknik adını verir. Hemen önündeki isim grubuna bağlanır; dolayısıyla orbital olarak adlandırılanlar bulutlardır, elektronların kendisi değildir.
Alıştırma
Cümlede called orbitals ifadesi neyi adlandırıyor?
- %95 kesinlik
- Olasılık bulutları
- Elektronlar
Cevabı göster
Olasılık bulutları
The probability of finding an electron approaches zero the further we get away from the atom core, Dilbilgisi
3:18Bir elektron bulma olasılığı, atom çekirdeğinden uzaklaştıkça sıfıra yaklaşır,
approaches zero ... the further we get away: iki değişimi ilişkilendirme
Bu cümlede the further we get away from the atom core değişen ölçeği belirtir: atom çekirdeğine olan mesafe artar. Ana cümle buna bağlı değişimi verir: olasılık giderek sıfıra yaklaşır. Sonucun önce verildiği bu sıralama, iki kademeli değişimi ilişkilendirir. Bir niceliğin diğeriyle birlikte nasıl değiştiğini anlatır; tek başına bir değişimin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
"The road gets quieter the further we walk from town," cümlesindeki yapı nasıl bir ilişki anlatır?
- Yol yalnızca kasabaya döndükten sonra daha sessiz olur.
- Daha uzağa yürümek, yolun birdenbire tamamen sessiz olması demektir.
- Kasabadan uzaklaştıkça yol daha sessiz olur.
Cevabı göster
Kasabadan uzaklaştıkça yol daha sessiz olur.
the electron of an atom could be on the other side of the universe.
3:27bir atomun elektronunun evrenin diğer ucunda olabileceği anlamına gelir.
in theory: mantıksal olasılık, gerçek sonuç değil
In theory, bir iddianın ele alınan fikir, kural veya varsayımlara göre mümkün olduğunu belirtir. Burada model, elektronun evrenin diğer tarafında olmasına izin verir; ancak bu ifade bunun yaygın, olası veya gözlemlenebilir olduğunu söylemez. Bir modelin izin verdiği şeylerle gerçek hayatta genellikle olanları ayırmak için in theory kullanın.
Alıştırma
Hangi cümlede in theory, gerçeklikten farklı olabilecek mantıksal bir olasılığı belirtmek için kullanılmıştır?
- In theory, I dropped my pencil five minutes ago.
- In theory, the bridge can carry the load, but engineers still need to test it.
- In theory, please hand me the pencil.
Cevabı göster
In theory, the bridge can carry the load, but engineers still need to test it.
Okay, wait a second: tepki vermek ve yeniden düşünmek için kısa bir duraklama
Burada Okay yalnızca onaylama anlamına gelmez. wait a second ile birlikte, konuşmacının şaşırtıcı bir şey duyduğu ve yeniden düşünmeye ihtiyaç duyduğu için konuşmanın akışını kısa süreliğine durdurur. Wait a second genellikle “kısa bir an dur” demektir; “tam olarak bir saniye bekle” anlamına gelmez. Tüm cümleyi bir soru, düzeltme veya düşünce değişikliğinden önce nazikçe söz kesmek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
"Okay, wait a second" hangi durumda en doğal kullanımdır?
- Şaşırtıcı bir iddia duydunuz ve soru sormadan önce kısa bir ara vermek istiyorsunuz.
- Tamamen katılıyorsunuz ve diğer kişinin durmadan devam etmesini istiyorsunuz.
- Bir deneyde birinin ölçülmüş tam bir saniye beklemesine ihtiyacınız var.
Cevabı göster
Şaşırtıcı bir iddia duydunuz ve soru sormadan önce kısa bir ara vermek istiyorsunuz.
These strange thingies make up all the matter in the universe. Notlar
3:32Bu tuhaf şeyler evrendeki tüm maddeyi oluşturuyor.
thingies: şakacı ve belirsiz bir çoğul ifade
Thingies, thingy sözcüğünün çok gündelik ve hafif şakacı çoğuludur. Kesin adlar bilinmediğinde, önemli olmadığında veya o an için fazla karmaşık olduğunda birkaç nesnenin ya da öğenin adı yerine kullanılır. Bu cümlede, daha önce konuşulan küçük varlıklara genel olarak gönderme yapar. Bu gündelik adlandırma zor bir bilimsel açıklamayı daha hafif gösterir; resmî bir bilimsel kategori değildir.
Alıştırma
Thingies hangi durumda en doğal sözcük seçimidir?
- Her maddeyi kesin olarak tanımlaması gereken resmî bir laboratuvar raporu
- Teknik kategorileri tanımlayan resmî bir güvenlik kılavuzu
- Küçük bir nesnenin kesin adının önemli olmadığı gündelik bir konuşma
Cevabı göster
Küçük bir nesnenin kesin adının önemli olmadığı gündelik bir konuşma
“oluşturmak” anlamındaki make up
Burada make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamındadır. Garip şeycikler parçaları, evrendeki tüm madde ise bütünü ifade eder. Etken parts make up a whole yapısında özne bileşenleri, nesne ise bu bileşenlerin birlikte oluşturduğu bütünü belirtir. Bu anlam bilimsel açıklamalarda, betimlemelerde ve istatistiklerde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “oluşturmak” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: Twenty students ____ the school choir.
Cevabı göster
make up
you don't need many dozens of elementary particles,
3:38düzinelerce temel parçacığa ihtiyacınız yok,
Take X, and you have Y yapısı
Take one proton and one electron biçim olarak bir emir cümlesidir; ancak buradaki Take, bir şeyi fiziksel olarak elinize almak değil, açıklama amacıyla “seçmek” veya “ele almak” anlamındadır. Take X, and you have Y yapısı, koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı hızlıca gösterir: X seçildiğinde veya birleştirildiğinde sonuç Y olur. If you take X, you get Y yapısının kısa bir alternatifidir.
Alıştırma
Take X sonuç yapısını derste geçen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Take a ruler and a pencil, ____ the basic tools for drawing a straight line.
Cevabı göster
and you have
The hydrogen in your body is exactly the same as the hydrogen in the sun.
4:03Vücudunuzdaki hidrojen ile güneşteki hidrojen tamamen aynıdır.
We certainly do: do yardımcı fiiliyle fiil grubunun yerine geçme
We certainly do yanıtında do, geniş zamandaki feel confused fiil grubunun yerini tutar. Açık biçimi We certainly feel confused şeklindedir; ancak İngilizcede bütün fiil grubunu tekrarlamamak için uygun yardımcı fiil kullanılır. Certainly olumlu yanıtı güçlendirir: Konuşanlar kendilerinin de kesinlikle kafasının karışık olduğunu açıkça kabul eder. Sunucular kendilerini de bu karışıklığa katarak samimi ve hafifçe kendileriyle alay eden bir etki oluşturur.
Alıştırma
Fiil grubunu tekrarlamadan yanıtı uygun yardımcı fiille tamamlayın: 'Do you feel nervous before presentations?' 'I certainly ____.'
Cevabı göster
do
Nothing on this scale of the universe makes any sense in our world, Kalıp ifadeler
4:11Evrenin bu ölçeğindeki hiçbir şeyin bizim dünyamızda bir mantığı yoktur,
Olumsuz özne Nothing sonrasında makes any sense
Make sense, “anlaşılır olmak” veya “mantıklı görünmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada Nothing zaten olumsuz anlam taşır; bu nedenle makes any sense, bu ölçekteki hiçbir şeyin insanların gündelik anlayışına uymadığını belirtir. Make gerçek anlamıyla kullanılmaz. Nothing dil bilgisi bakımından tekildir, bu yüzden geniş zamanda make, makes olur. Nothing cümleyi olumsuzluk kapsamına aldığı için any doğal bir seçimdir; ayrıca doesn't eklemeyin: Nothing makes any sense zaten olumsuzdur.
Alıştırma
Hiçbir bölümün anlaşılır olmadığını belirtmek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Nothing in this explanation ____ to me.
Cevabı göster
makes any sense
and we've not even begun talking about quantum mechanics or the particle zoo, Notlar
4:14ve daha da tuhaf olan kuantum mekaniği veya parçacık hayvanat bahçesi hakkında konuşmaya başlamadık bile,
We've not even begun talking about...: henüz hiç ele alınmamış bir konu
“We’ve not even begun talking about X” ifadesi, geçmişten şu ana kadar X hakkında konuşmanın başlamadığını belirtmek için present perfect yapısındaki “have not begun”ı kullanır. “Even” vurguyu güçlendirir: Pek çok konu ele alınmış olsa bile bu konuya hâlâ hiç dokunulmamıştır. “Begun”dan sonra gelen “talking about,” konuşma eylemini ve konuşulan konuyu belirtir. Bu kalıp, bir sunumu ya da ilerleme açıklamasını düzenlemek ve önemli konuların hâlâ kaldığını göstermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste vurgulanan altı kelimelik ifadeyle tamamlayın: We have chosen the games, but ____ the food.
Cevabı göster
we've not even begun talking about
The particle zoo: çok sayıdaki parçacığı anlatan bir benzetme
“The particle zoo,” özellikle çok sayıda yeni parçacığın keşfedildiği dönemde, büyük, çeşitli ve düzenlenmesi zor atom altı parçacık topluluğunu anlatan gayriresmî bir parçacık fiziği benzetmesidir. “Zoo,” çok sayıda farklı üyenin bir araya toplandığı ve sınıflandırılmasının zor olduğu bir görüntü yaratır. Burada kuantum mekaniğinin yanında bir bilim konusunun adıdır; gerçek bir yer ya da parçacıkların tutulduğu bir hayvanat bahçesi değildir. Benzetmeyi anlamak, konuşmacının bu alanı daha da çeşitli ve karmaşık gösterdiğini kavramanızı sağlar.
Alıştırma
Bir bilim makalesinde “the particle zoo” en doğal olarak neyi anlatır?
- Parçacıkların sergilendiği bir hayvanat bahçesi
- Büyük ve düzenlenmesi zor bir atom altı parçacık topluluğu
- Parçacıkları yakalamak için kullanılan bir makine
Cevabı göster
Büyük ve düzenlenmesi zor bir atom altı parçacık topluluğu
Our model of atoms has changed a number of times since we first conceived it, Dilbilgisi
4:20Atom modelimiz onu ilk tasarladığımızdan beri defalarca değişti,
has changed ... since we first conceived it yapısındaki zaman kullanımı
Ana cümledeki has changed a number of times, geçmişteki bir noktadan bugüne kadar tekrarlanan değişiklikleri kapsamak için present perfect kullanır. Geçmişte belirli bir anda tamamlanmış tek bir değişikliği değil, gelişmeye devam eden bir süreci anlatır. since yan cümlesi başlangıç noktasını verir; bu nedenle first conceived simple past kullanır. Burada since “……dığı zamandan beri” anlamındadır, “çünkü” anlamında değildir. conceived it, modelin ilk kez oluşturulmasını ifade eder ve it, model sözcüğünü karşılar.
Alıştırma
İlk boşlukta revise, ikinci boşlukta adopt fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The school ____ its policy several times since the board first ____ it in 2020.
Cevabı göster
has revised · adopted
and the current one will certainly not be the last.
4:24ve mevcut olan kesinlikle sonuncusu olmayacak.
So, let us support scientists and research
4:27Bu yüzden, bilim insanlarını ve araştırmaları destekleyelim
and wait for the next wave of mind-boggling new information Notlar
4:30ve akıl almaz yeni bilgilerin bir sonraki dalgasını bekleyelim
the next wave of ... information mecazı
The next wave of ... information ifadesi, önceki keşiflerden sonra gelecek başka bir keşif grubu ya da akışı için wave sözcüğünü mecaz olarak kullanır. Belirgin bir hacim ve geliş gücü çağrıştırır; gerçek bir su dalgasını veya fizikteki bir dalgayı anlatmaz. Mind-boggling, son derece şaşırtıcı ya da hayal edilmesi veya anlaşılması zor demektir. new information ifadesine güçlü vurgu katar; böylece tüm ifade şaşırtıcı olacak yeni bir keşif grubunu öngörür.
Alıştırma
“Analysts are preparing for the next wave of new data,” cümlesinde the next wave ne anlama gelir?
- Laboratuvarda ilerleyen fiziksel bir dalga
- Zaten gelmiş olan tek ve bağımsız bir bilgi
- Gelmesi beklenen yeni bir grup ya da akış
Cevabı göster
Gelmesi beklenen yeni bir grup ya da akış
mind-boggling: kavraması olağanüstü derecede zor
Mind-boggling, insanın zihninde kavramakta zorlanacağı kadar şaşırtıcı, büyük veya karmaşık bir şeyi anlatan canlı ve gündelik bir sıfattır. Burada gelecek yeni bilgilerin izleyiciyi şaşırtıp anlama gücünü zorlayacağını anlatır. Bu imge mecazidir; zihinde fiziksel bir değişiklik olmaz. Bu sözcüğü başka bir bağlamda gördüğünüzde sıradan bir kafa karışıklığı değil, güçlü bir zihinsel şaşkınlık ve bunalmışlık olarak anlayın.
Alıştırma
Hangi cümle mind-boggling sözcüğünü en doğal ve doğru güçte kullanıyor?
- I gave a mind-boggling greeting to my neighbor.
- The telescope revealed a mind-boggling number of distant galaxies.
- The tea was mind-boggling because it was a little warm.
Cevabı göster
The telescope revealed a mind-boggling number of distant galaxies.