Kaç tane evren var? - Chris Anderson: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
654 kelime 179 kel/dk

Video özeti: Konuşmacı Dünya’nın, Güneş’in, yıldızların ve galaksilerin boyutlarından başlayıp çoklu evren ve paralel evren kuramlarına geçiyor. Bilim insanlarıyla filozoflar bir uzlaşmaya varmaktan çok uzak; öne sürülen yanıtlar hiçbir evren olmamasından sonsuz sayıda evrene kadar uzanıyor. Bu durum, fiziğin gerçekliği anlama biçimimizde büyük bir dönüşüme girebileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. get my head around — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bunun fiziksel bir hareketi değil, zor bir konuyu kavramak için zihinsel çaba göstermeyi anlattığını anlayabilirsiniz. Bir kuramı, sayıyı, sistemi veya buradaki evren ölçeği gibi devasa bir büyüklüğü ilk anda anlamak zor olduğunda kullanılabilir. 2. one followed by 500 zeros. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Matematiksel bir gösterimin, uzman olmayan dinleyicinin soyut bir sayıyı gözünde canlandırabilmesi için gündelik sözlerle nasıl yeniden açıklandığını fark edebilirsiniz. Böylece yalnızca formülü tekrarlamak yerine teknik nicelikleri anlaşılır biçimde aktarabilirsiniz. 3. not even close. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu kısa eklemenin yalnızca bir cevabın yanlış olduğunu değil, görüşlerin uzlaşmaya hiç yaklaşmadığını güçlü biçimde vurguladığını görebilirsiniz. Bir tahminin, karşılaştırmanın veya iddianın gerçekten çok uzak olduğunu samimi bir üslupla belirtmek için kullanılabilir.

Bu derste

Sometimes when I'm on a long plane flight, Notlar

0:17

Bazen uzun bir uçak yolculuğundayken,

Dilbilgisi

Sometimes when ...: ara sıra gerçekleşen bir zaman durumunu tanıtmak

Sometimes, durumun her seferinde değil, bazı zamanlarda gerçekleştiğini gösterir. When ise sonraki eylemin gerçekleştiği zaman durumunu tanıtır. Sometimes when ... birlikte kullanıldığında ana cümleden önce arka planı kurar. Virgül, düşüncenin henüz tamamlanmadığını gösterir; dinleyen kişi, konuşanın bu durumda ne yaptığını veya ne olduğunu duymayı bekler.

Alıştırma

“Bazı zamanlarda, ... olduğunda” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ I work late, I order dinner.

Cevabı göster

Sometimes when

Kalıp ifadeler

on a long plane flight: seyahat deneyimi için on kullanımı

on a long plane flight ifadesinde on, uçuşu kişinin katıldığı bir yolculuk veya seyahat deneyimi olarak sunar. İngilizcede flight ile yaygın olarak on kullanılır: on a flight, on the flight home. Long, uçuşun süresini anlatır. Plane bunun bir uçak uçuşu olduğunu açıkça belirtir; ancak hava yolculuğu bağlamı zaten belliyse on a long flight da yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle, belirli bir uçuşta yolculuk etmeye en doğal biçimde odaklanır?

  1. Lina read a book at the flight to Rome.
  2. Lina read a book in the flight to Rome.
  3. Lina read a book on the flight to Rome.
Cevabı göster

Lina read a book on the flight to Rome.

I gaze out at all those mountains and deserts Kalıp ifadeler

0:20

dağlara ve çöllere dalıp gidiyorum

Kalıp ifadeler

gaze out at: dışarıdaki bir şeye uzun süre bakmak

Bu cümlede gaze out at, dağlara ve çöllere doğru dışarı bakıp onları bir süre dikkatle seyretmek anlamına gelir. Gaze, nötr look fiiline göre daha uzun süren ve daha düşünceli bir bakışı anlatır. Out, konuşanın bulunduğu yerden dışarıya doğru olan yönü gösterir; at ise bakılan şeyi tanıtır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp gaze out at + isim öbeğidir ve genellikle pencereden dışarı veya açık bir manzaraya bakarken kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi gaze out at ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the quiet ride, Maya ____ the snowy fields through the train window.

Cevabı göster

gazed out at

and try to get my head around how vast our Earth is. Notlar

0:23

ve Dünyamızın ne kadar devasa olduğunu kavramaya çalışıyorum.

Deyimler

get my head around: zor bir fikri anlamak

Get my head around, zor, karmaşık veya hayal edilmesi güç bir şeyi anlamak ya da zihinde kavramak anlamına gelen bir deyimdir. Burada konuşan kişi Dünya'nın muazzam büyüklüğünü kavramaya çalışır; başın fiziksel bir hareketi anlatılmaz. Kalıp get + iyelik sözcüğü + head around + isim veya yan cümle şeklindedir. İyelik sözcüğü, anlayan kişiye uyar: I get my head around it, ancak she gets her head around it.

Alıştırma

Cümleyi get one's head around ile tamamlayın ve one's sözcüğünü I öznesine uyacak şekilde değiştirin: I still can't ____ the new reporting system.

Cevabı göster

get my head around

Dilbilgisi

how vast our Earth is: iç içe bir how yan cümlesinde düz cümle dizilişi

Burada how vast our Earth is, konuşanın anlamaya çalıştığı şeyi belirtir. How, vast sıfatını niteler; dolayısıyla yan cümle Dünya’nın ne derece engin olduğunu ifade eder. How içeren bir soru get my head around, know veya realize gibi bir ifadenin ardından daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiğinde düz cümle dizilişi kullanır: how vast + özne + be. is our Earth değil, our Earth is denir.

Alıştırma

İç içe how yan cümlesinde doğru sözcük dizilişini kullanan cümle hangisidir?

  1. I never realized how was large the building.
  2. I never realized how large the building was.
  3. I never realized how large was the building.
Cevabı göster

I never realized how large the building was.

And then I remember that there's an object we see every day

0:26

Ve sonra her gün gördüğümüz bir cismi hatırlıyorum,

that would literally fit 1 million Earths inside it. Dilbilgisi

0:29

kelimenin tam anlamıyla içine 1 milyon Dünya sığabilecek bir cismi.

Dilbilgisi

would literally fit ... inside it: varsayımsal bir boyut karşılaştırmasının sonucu

Bu ilgi yan cümlesinde would fit, hayali bir boyut testinin sonucunu anlatır: çok sayıda Dünya bu nesnenin içine yerleştirilebilseydi, nesnenin hacmi bunlardan bir milyonunu almaya yeterdi. Would bu varsayımsal karşılaştırmayı belirtir; geçmişte tekrarlanan bir eylemi anlatmaz. Fit burada geçişli kullanılır ve bir şey için yeterli yeri olmak veya onu içine almak anlamına gelir. 1 million Earths bunun nesnesidir; inside it ifadesindeki it ise büyük nesneyi gösterir. Literally, karşılaştırmanın yalnızca mecazi bir abartı değil, hacim bakımından gerçek olduğunun amaçlandığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle hayali bir kapasite karşılaştırmasının sonucunu would ile verir?

  1. The giant hangar would fit three passenger planes inside it.
  2. The model plane fits inside the giant hangar.
  3. The giant hangar once held three passenger planes.
Cevabı göster

The giant hangar would fit three passenger planes inside it.

The Sun seems impossibly big, Dilbilgisi

0:33

Güneş imkânsız derecede büyük görünüyor,

Dilbilgisi

seems impossibly big: seem + zarf + sıfat

Burada seem bir bağ fiili olarak kullanılır. The Sun öznesini impossibly big sıfat öbeğine bağlar: seem + zarf + sıfat. Impossibly, big sıfatının derecesini güçlendirir ve “hayal edilmesi zor olacak kadar büyük” anlamına gelir; mutlaka “fiziksel olarak imkânsız” demek değildir. Seem fiilinin seems biçimi, büyüklüğü doğrudan ölçülmüş bir gerçek olarak değil, gözlemcinin izlenimi olarak sunar. Aynı yapı bir şeyin nasıl göründüğünü, kulağa nasıl geldiğini veya nasıl hissettirdiğini anlatabilir: seem + sıfat.

Alıştırma

Bir izlenimi anlatmak için seem + zarf + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. From the ground, the tower seems like impossibly tall.
  2. From the ground, the tower seems impossibly tall.
  3. From the ground, the tower seems impossibly height.
Cevabı göster

From the ground, the tower seems impossibly tall.

but in the great scheme of things Deyimler

0:35

ama evrenin devasa düzeni içinde

Deyimler

in the great scheme of things: daha geniş bir bakış açısı kullanmak

In the great scheme of things, “bir şey çok daha büyük bir durumun, zaman aralığının veya ölçeğin parçası olarak düşünüldüğünde” anlamına gelir. Karşılaştırma çerçevesini değiştirir; böylece ilk başta büyük ya da önemli görünen bir şey, bütüne kıyasla küçük görünebilir. Bu ifade bakış açısını belirler. Dinleyiciye geri çekilip büyük resme bakmasını ve devamındaki sözleri bu çerçevede yorumlamasını söyler.

Alıştırma

Cümleyi, ifadenin grand kullanan standart biçimiyle tamamlayın: ____, one missed practice session will not ruin your progress.

Cevabı göster

In the grand scheme of things

it's a pinprick, Deyimler

0:37

o sadece bir iğne ucu,

Deyimler

a pinprick: son derece küçük bir şey imgesi

Pinprick sözcüğü gerçek anlamıyla bir iğnenin oluşturduğu küçücük iz veya deliktir. Burada a pinprick bir metafordur: konuşmacı, Güneş'i devasa bir ölçekte bakıldığında iğne ucu kadar görünen bir nokta olarak anlatır. Konuşmacı Güneş'in gerçekten delindiğini söylemiyor. Bu somut imge, büyüklük karşılaştırmasını gözde canlandırmayı kolaylaştırır ve Güneş'in ne kadar küçük göründüğünü vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle a pinprick ifadesini son derece küçük görünen bir şey için metafor olarak kullanıyor?

  1. The nurse cleaned the pinprick on his finger.
  2. The bright stadium filled the whole view.
  3. From the plane, the campfire was only a pinprick of light.
Cevabı göster

From the plane, the campfire was only a pinprick of light.

one of about 400 billion stars in the Milky Way Galaxy, Dilbilgisi

0:39

Samanyolu Galaksisi'ndeki yaklaşık 400 milyar yıldızdan biri,

Dilbilgisi

one of about 400 billion stars: devasa bir grubun tek bir üyesi

One of about 400 billion stars, yaklaşık 400 milyar yıldızlık bir grubun içindeki tek bir yıldız anlamına gelir. About, bu devasa sayının kesin bir sayım değil, tahmin olduğunu gösterir. Temel kalıp one of + bir grubu adlandıran söz öbeğidir. Bu grupta çok sayıda üye bulunduğu için grup söz öbeğindeki sayılabilen isim stars çoğuldur; one ise bunlardan tek birini seçer. Burada bu yapı, Güneş'in devasa bir kümenin yalnızca bir üyesi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı one of ile tamamlayın: Mars is ____ the eight planets in our solar system.

Cevabı göster

one of

which you can see on a clear night

0:43

ki onu açık bir gecede

as a pale white mist stretched across the sky. Kalıp ifadeler

0:44

gökyüzüne uzanan soluk beyaz bir sis olarak görebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

stretched across the sky: geniş bir alan boyunca uzanmak

Bu cümlede stretched across the sky, soluk renkli sisin gökyüzünde geniş bir alan boyunca uzandığını anlatır. stretch across + yer kalıbı, bir şeyin bir alanın bir tarafından diğer tarafına doğru uzandığını gösterir. Buradaki stretched görsel ve gerçek anlamlı olmayan bir betimlemedir; kimse sisi fiziksel olarak çekip uzatmamıştır. Bu kalıp bulutlar, köprüler, gölgeler ve çatlaklar gibi uzun, şerit biçimli veya geniş bir alana yayılmış şeylerle doğal kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, geniş bir alan boyunca uzanan bir şeyi anlatmak için stretched across ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. A rainbow stretched across the valley.
  2. A rainbow stretched the valley across.
  3. A rainbow stretched at the valley.
Cevabı göster

A rainbow stretched across the valley.

And it gets worse. Anlatım akışı

0:48

Ve işler daha da karmaşıklaşıyor.

Anlatım akışı

it gets worse: durumun daha da ağırlaşacağını belirtmek

And it gets worse burada bir sonraki bilgiyi düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Dinleyiciye, ardından gelecek bilginin mevcut durumu daha ciddi, olumsuz veya uç göstereceğini bildirir. it, daha önce konuşulmakta olan durumu belirtir; gets ise durum değişimini gösterir. Worse konuşanın değerlendirmesini ifade eder. Dramatik bir açıklamada ahlaken daha kötü bir şeyi değil, daha da şaşırtıcı bir bilgiyi de tanıtabilir.

Alıştırma

Bir konuşmada And it gets worse. genellikle neyin işaretidir?

  1. Konuşan kişi daha önce söylediği her şeyi düzeltiyordur.
  2. Konuşan kişi tartışmayı bitiriyordur.
  3. Sıradaki bilgi mevcut durumu daha ciddi veya daha uç hâle getirir.
Cevabı göster

Sıradaki bilgi mevcut durumu daha ciddi veya daha uç hâle getirir.

There may be a hundred billion galaxies detectable by our telescopes. Notlar

0:49

Teleskoplarımızla tespit edilebilen yüz milyar galaksi olabilir.

Dilbilgisi

There may be: belirsiz bir varlığı ifade etme

There may be, varlık bildiren there be yapısını may yardımcı fiiliyle birleştirir. Yapı there + may + be + ad öbeği şeklindedir ve bir şeyin var olmasının ya da bulunmasının mümkün olduğunu anlatır. Buradaki may, tahmini belirsiz bırakır. There are ifadesinden farklı olarak cümle, galaksilerin sayısını veya varlığını doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz.

Alıştırma

Belirsiz bir varlığı ifade etmek için bu dersteki iki kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: Based on the early forecast, there ____ heavy rain tonight.

Cevabı göster

may be

Kelime

detectable by our telescopes: araçların tespit edebildiği şeyleri anlatma

Detectable, detect sözcüğüne -able son eki eklenerek oluşturulur. Bu kullanımda -able edilgen bir anlam verir: detectable olan bir şey tespit edilebilir; gözlemi yapan değil, gözlemlenen şeydir. by our telescopes ifadesi, tespiti mümkün kılan araçları belirtir. galaxies sözcüğünden sonra gelen detectable by our telescopes, tahmine hangi galaksilerin dâhil olduğunu açıklar.

Alıştırma

“... tarafından tespit edilebilir” anlamındaki bu derse ait iki kelimelik sıfat ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The leak is ____ our sensors.

Cevabı göster

detectable by

So if each star was the size of a single grain of sand, Dilbilgisi

0:54

Yani her yıldız tek bir kum tanesi büyüklüğünde olsaydı,

Dilbilgisi

if each star was the size of ...: varsayımsal bir ölçek modeli

If yan tümcesi, dinleyiciden gerçek bir olasılığı değil, ölçeği değiştirilmiş varsayımsal bir modeli hayal etmesini ister: her yıldız yalnızca bir kum tanesi büyüklüğündeymiş gibi düşünülür. Böylece çok büyük bir sayıyı gözde canlandırmak kolaylaşır. be the size of + isim yapısında isim, karşılaştırmada kullanılacak büyüklüğü belirtir. Each sözcüğünden sonra tekil sayılabilen bir isim gelir; bu yüzden each star denir. Yan tümce hayal edilen koşulu kurar, ardından gelen ana tümce ise bu modeldeki sonucu verir.

Alıştırma

Varsayımsal ölçek karşılaştırmasını was ve ‘aynı büyüklükte’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: If each planet ____ a marble, the model would fit on one shelf.

Cevabı göster

was the size of

just the Milky Way has enough stars to fill a 30-foot by 30-foot stretch of beach Notlar

0:58

sadece Samanyolu 9 metreye 9 metrelik bir sahil şeridini dolduracak kadar yıldıza sahip olurdu,

3 ft deep with sand.

1:03

hem de 1 metre derinliğinde kumla.

Dilbilgisi

enough stars to fill: enough + isim + to mastarı

Yıldızların kum taneleri olarak düşünüldüğü hayalî modelde enough stars to fill, yıldız sayısının anlatılan alanı doldurmak için gereken kum tanesi sayısına ulaştığını belirtir. Enough, stars isminden önce gelir; to fill ise bu miktarın mümkün kıldığı eylemi ifade eder. Tekrar kullanılabilen kalıp enough + isim + to + fiilin yalın hâlidir. İsim elde bulunan şeyi belirtir, to mastarı ise bu miktarın ne yapmaya yettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi enough + isim + to + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlayın. Chairs ve seat sözcüklerini kullanın: We have ____ everyone in the hall.

Cevabı göster

enough chairs to seat

Kelime

30-foot by 30-foot stretch of beach: ölçü niteleyicisi

Bu cümlede 30-foot by 30-foot, stretch sözcüğünden önce gelir ve alanın iki boyutunu belirtir: 30 feet by 30 feet. by sözcüğü iki ölçüyü birbirinden ayırır. Sayı ve birimden oluşan bir ölçü, isimden önce niteleyici olarak kullanıldığında birim tekil kalır ve sayıya kısa çizgiyle bağlanır: 30-foot denir, 30-feet denmez. Ana isim stretch'tir; of beach ise bunun ne tür bir alan olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “20 fit x 10 fit” anlamındaki bir ölçü niteleyicisiyle tamamlayın: They built a ____ platform.

Cevabı göster

20-foot by 10-foot

And the entire Earth doesn't have enough beaches to represent Dilbilgisi

1:06

Ve tüm Dünya, temsil etmeye yetecek kadar plaja sahip değil

the stars in the overall universe.

1:09

evrendeki toplam yıldızları.

Dilbilgisi

doesn't have enough ... to ...: bir amaç için yetersiz miktar

doesn't have enough beaches, mevcut plaj sayısının gereken sayıdan az olduğu anlamına gelir; Dünya'da hiç plaj olmadığı anlamına gelmez. not have enough + isim + to + fiil yapısı, yetersiz bir kaynak veya miktar ile bu nedenle ulaşılamayan amacı birbirine bağlar. Burada to represent, plajların yerine getirmesi gereken işlevi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi doesn't have enough ... to ... yapısı ve seat fiiliyle tamamlayın: The hall ____ chairs ____ every guest.

Cevabı göster

doesn't have enough · to seat

And such a beach would continue for literally hundreds of millions of miles. Dilbilgisi

1:11

Ve böyle bir plaj kelimenin tam anlamıyla yüz milyonlarca mil boyunca uzanırdı.

Dilbilgisi

Varsayımsal bir sonuç için would continue for ... miles

Bu cümlede would continue, hayalî bir ölçek modelinin içindeki sonucu anlatır: Böyle bir kumsal var olsaydı uzanmaya devam ederdi. Would, kumsalın geçmişte düzenli olarak yaptığı bir şeyi değil, varsayımsal bir sonucu gösterir. Continue for + mesafe, bir şeyin ne kadar uzağa uzandığını belirtir. Burada literally, hundreds of millions of miles ifadesinin yalnızca çok uzak demenin abartılı bir yolu olmadığını, modelin verdiği mesafe olduğunu gösterir.

Alıştırma

Varsayımsal sonucu tamamlamak için would ve continue ile mesafeyi başlatan edatı kullanın: In this scale model, the road ____ thousands of miles.

Cevabı göster

would continue for

Holy Stephen Hawking, Kültür

1:15

Yüce Stephen Hawking aşkına,

Kültür

Eğlenceli bir bilim ünlemi olarak Holy Stephen Hawking

Holy Stephen Hawking, yaklaşık olarak Wow! ya da That is astonishing! anlamına gelen, eğlenceli ve o anda uydurulmuş bir ünlemdir. Şaşkınlık belirtmek için holy + bir ad veya isim yapısını kullanır. Stephen Hawking, popüler kültürde uzay, kara delikler ve kozmolojiyle ilişkilendirilen, yaygın biçimde tanınan bir teorik fizikçiydi. Holy sonrasındaki daha sıradan bir sözcük yerine onun adının kullanılması, şakayı bilim konusuna bağlar. Bu ifade Hawking'in gerçekten kutsal olduğunu veya dinî bir kişi olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bilim temalı bu bağlamda Holy Stephen Hawking ne işe yarıyor?

  1. Mesafeyi Stephen Hawking'in bizzat hesapladığını söyler.
  2. Ünlü bir fizikçiye gönderme yaparak güçlü şaşkınlığı eğlenceli biçimde ifade eder.
  3. Stephen Hawking'e resmî bir dinî unvan verir.
Cevabı göster

Ünlü bir fizikçiye gönderme yaparak güçlü şaşkınlığı eğlenceli biçimde ifade eder.

that is a lot of stars. Ton ve niyet

1:17

bu gerçekten çok fazla yıldız demek.

Ton ve niyet

«that is a lot of stars.»: şaşkınlığı hafif bir ifadeyle anlatmak

Bu bağlamda that is a lot of stars, son derece büyük bir sayıdan sonra gelir. a lot of sıradan bir miktar ifadesidir ve sayının gerçek büyüklüğünden çok daha hafiftir; bu nedenle sakin yorum, durumu bilerek olduğundan daha hafif anlatır. Konuşmacı aslında şaşkınlığını ifade eder ve hafif bir mizah katar. Genel olarak, çevredeki gerçekler açıkça aşırı olduğunda sade ve hafif bir yorum daha güçlü bir anlam taşıyabilir.

Alıştırma

Bir astronom az önce son derece büyük bir yıldız sayısı açıkladı. Ardından biri "That is a lot of stars." diyor. En olası etki nedir?

  1. Konuşmacı şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgulamak için hafif bir yorum kullanıyor.
  2. Konuşmacı sayının küçük olduğunu söylüyor.
  3. Konuşmacı olgusal bir hatayı düzeltiyor.
Cevabı göster

Konuşmacı şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgulamak için hafif bir yorum kullanıyor.

But he and other physicists now believe in a reality Kalıp ifadeler

1:20

Ancak o ve diğer fizikçiler artık öyle bir gerçekliğe inanıyorlar ki,

that is unimaginably bigger still. Kelime

1:23

bu hayal edilemeyecek kadar daha büyük.

Kalıp ifadeler

«physicists now believe in»: believe in + isim

physicists now believe in a reality ifadesinde believe in sözünden sonra a reality isim öbeği gelir. Bu, fizikçilerin böyle bir gerçekliğin var olduğunu veya gerçek olduğunu kabul ettikleri anlamına gelir; “gerçekliğin” söylediği sözlere güvendikleri anlamına gelmez. Bir kişinin, şeyin veya düşüncenin varlığını, değerini, yeteneğini ya da güvenilirliğini kabul ettiğinizde believe in + isim veya zamir kullanın. Bir kişinin doğru söylediğini belirtmek için believe + kişi; tam bir iddiayı belirtmek için believe (that) + yan cümle kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle Leo’nun hayaletlerin varlığını kabul ettiğini anlatır?

  1. Leo believes that the story is true.
  2. Leo believes his sister.
  3. Leo believes in ghosts.
Cevabı göster

Leo believes in ghosts.

Kelime

bigger still: karşılaştırma biçiminden sonra still

bigger still ifadesinde still, karşılaştırma biçimi olan bigger’dan sonra gelir ve “daha da” ya da “çok daha yüksek bir derecede” anlamını verir. İfade, bir şeyin yalnızca daha büyük değil, şaşırtıcı ölçüde bir adım daha büyük olduğunu söyler. Kalıp comparative + still biçimindedir: harder still, more surprising still. Burada still karşılaştırmayı güçlendirir; “büyük olmaya devam etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Still’i karşılaştırma biçiminden sonra getirerek “daha da büyük” anlamını veren bu dersteki iki kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: The old arena was huge, but the new arena is ____.

Cevabı göster

bigger still

I mean,

1:26

Yani,

first of all, Anlatım akışı

1:26

her şeyden önce,

Anlatım akışı

first of all: ilk noktayı tanıtmak

First of all, konuşmacının ilk noktaya, gerekçeye veya adıma başladığını dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Buradaki temel görevi açıklamayı düzenlemektir; bir hikâyede zaman bakımından en önce gerçekleşen olayı belirtmek değildir. Ayrıca daha fazla bilginin gelmesinin muhtemel olduğunu gösterir. Ancak sonraki belirtecin second of all olması gerekmez; konuşmacılar çoğunlukla second, next, also veya another reason ile devam eder.

Alıştırma

İlk noktayı tanıtan bu dersteki üç kelimelik söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, we need to check the weather forecast.

Cevabı göster

First of all

the hundred billion galaxies within range of our telescopes Kalıp ifadeler

1:27

teleskoplarımızın menzilindeki yüz milyar galaksi

Kalıp ifadeler

within range of our telescopes: teleskoplarımızın gözlem menzili içinde

Within range of our telescopes, bir şeyin teleskoplarımızla gözlemlenebilecek kadar yakın veya algılanabilir olması demektir. Buradaki range, bir listeyi ya da çeşitliliği değil, aracın ulaşabildiği veya algılayabildiği sınırı belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı within range of + isim biçimindedir. Bir şeyin bir cihazın, kişinin veya gücün erişim, kapsama ya da etki alanı içinde olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi within ile başlayan ve “kumandanın iletişim kurabileceği kadar yakın” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The drone stayed ____ the controller.

Cevabı göster

within range of

are probably a minuscule fraction of the total. Kelime

1:29

muhtemelen toplamın çok küçücük bir kısmı.

Kelime

a minuscule fraction of the total: toplamın son derece küçük bir kısmı

A minuscule fraction of the total, bütünün son derece küçük bir payı anlamına gelir. Fraction, bir şeyi daha büyük bir miktarın parçası olarak gösterir; minuscule ise bu parçanın çok küçük, hatta çoğu zaman toplamı neredeyse hiç etkilemeyecek kadar küçük olduğunu vurgular. Başka durumlara aktarılabilen a minuscule fraction of + isim yapısı; veri, para, zaman, nüfus veya başka bir bütünün çok küçük bir bölümünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi minuscule kullanan ve “bir şeyin son derece küçük bir bölümü” anlamına gelen dört kelimelik yapıyla tamamlayın: Although the archive has millions of files, damage affected only ____ them.

Cevabı göster

a minuscule fraction of

Space itself is expanding at an accelerating pace. Notlar

1:32

Uzayın kendisi giderek artan bir hızla genişliyor.

Dilbilgisi

Space itself: itself ile vurgu yapma

Space itself ifadesinde itself, vurguladığı ismin hemen arkasına gelen pekiştirici bir dönüşlülük zamiridir. Cümle, yalnızca galaksilere veya uzayın içindeki başka şeylere değil, genişleyen şey olarak uzayın kendisine odaklanır. Buradaki itself fiilin nesnesi değildir ve uzayın kendi üzerinde bir eylem gerçekleştirdiği anlamına gelmez. Itself çıkarılırsa cümle dil bilgisi açısından doğru kalır, ancak karşılaştırmalı vurgu kaybolur.

Alıştırma

Özneyi vurgulayan dönüşlülük zamiriyle cümleyi tamamlayın: The building ____ was undamaged, though the furniture inside was ruined.

Cevabı göster

itself

Kalıp ifadeler

at an accelerating pace: giderek hızlanan bir tempoda

At an accelerating pace, giderek daha hızlı hâle gelen bir tempoda demektir. Pace bir şeyin gerçekleşme hızıdır; accelerating ise bu hızın hâlâ arttığını gösterir. Bu ifade büyüme, değişim, gelişme veya hareketteki bir eğilimi anlatır. Rapidly sözcüğünden daha fazla bilgi verir: süreç zaten hızlı olabilir, ancak temel fikir hızının artmaya devam etmesidir.

Alıştırma

Hangi cümle büyüme hızının kendisinin artmaya devam ettiğini ifade eder?

  1. Online sales are rising at a steady pace.
  2. Online sales are rising at an accelerated pace.
  3. Online sales are rising at an accelerating pace.
Cevabı göster

Online sales are rising at an accelerating pace.

The vast majority of the galaxies

1:36

Galaksilerin büyük bir çoğunluğu

are separating from us so fast Dilbilgisi

1:39

bizden o kadar hızlı uzaklaşıyor ki

that light from them may never reach us.

1:40

onlardan gelen ışık bize asla ulaşmayabilir.

Dilbilgisi

so fast that ... may never reach us: derece, sonuç ve olasılık

so + sıfat veya zarf + that yapısı, aşırı bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so fast that, galaksilerin that ile başlayan yan cümledeki sonucu doğuracak kadar yüksek bir hızla uzaklaştığını anlatır. may never reach us ifadesinde may, sonucu kesin bir gerçek değil bir olasılık olarak sunar; never ise ışığın gelecekte bize ulaşacağı hiçbir zaman olmayabileceğini belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı so + sıfat/zarf + that + sonuç biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümle aşırı bir hızı olası bir sonuca doğru biçimde bağlıyor?

  1. The spacecraft is moving so fast because its signal may never reach Earth.
  2. The spacecraft is moving such fast that its signal may never reach Earth.
  3. The spacecraft is moving so fast that its signal may never reach Earth.
Cevabı göster

The spacecraft is moving so fast that its signal may never reach Earth.

Still, Anlatım akışı

1:43

Yine de,

Anlatım akışı

Cümle başında karşıtlık bildiren Still,

Yeni bir cümlenin başında kullanılan Still, “buna rağmen” veya “yine de” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Biraz önce belirtilen sınırlamayı ya da sorunu kabul eder ve ardından gelen düşüncenin hâlâ geçerli olduğunu bildirir. Bu kullanım bilgiyi düzenler: önce bir engel ya da karşıt gerçek gelir; Still, sonrasında ise konuşanın korumak istediği ana düşünce yer alır.

Alıştırma

“The road is dangerous. Still, we need to continue.” cümlesinde Still, nasıl bir işlev görür?

  1. Yolun zaman içinde tehlikeli olmaya devam ettiğini söyler.
  2. Önceki konuyla tamamen ilgisiz bir konu başlatır.
  3. Önceki zorluğu kabul eder ve hâlâ geçerli olan bir düşünceyi sunar.
Cevabı göster

Önceki zorluğu kabul eder ve hâlâ geçerli olan bir düşünceyi sunar.

our physical reality here on Earth

1:44

Dünya'daki fiziksel gerçekliğimiz

is intimately connected to those distant invisible galaxies. Kalıp ifadeler

1:46

o uzak ve görünmez galaksilerle yakından bağlantılıdır.

Kalıp ifadeler

is intimately connected to: derin ve sıkı bir ilişki

Bu cümlede is intimately connected to, “bir şeyle çok yakın ve önemli bir ilişkisi olmak” anlamına gelir. Intimately zarfı connected sözcüğünü güçlendirir: ilişki zayıf ya da rastlantısal değil, derindir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp A is intimately connected to B şeklindedir. A ile B arasındaki ilişkinin ne kadar sıkı olduğuna odaklanır; bir şeyin başka bir şeye fiziksel olarak bağlandığını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “derin ve sıkı bir ilişkisi var” anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: Access to clean water ____ public health.

Cevabı göster

is intimately connected to

We can think of them as part of our universe. Kalıp ifadeler

1:50

Onları evrenimizin bir parçası olarak düşünebiliriz.

Kalıp ifadeler

think of them as: A’yı B olarak görmek

think of + nesne + as + kimlik, kategori veya tanım yapısı, “nesneyi o şekilde görmek ya da anlamak” demektir. Bu cümlede them nesnedir, part of our universe ise ona verilen kategoridir. A’yı sınıflandırmak, açıklamak veya farklı bir açıdan yeniden ele almak için yararlı bir yol sunarken think of A as B kullanılır. Bu yapı, A’yı anlama biçimini anlatır; A’nın gerçekten B’ye dönüştüğünü söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle diyagramı sınıflandırmak için think of A as B yapısını kullanıyor?

  1. Think of this diagram as a map of the process.
  2. Think about this diagram before the meeting.
  3. Think of a map while you study the process.
Cevabı göster

Think of this diagram as a map of the process.

They make up a single giant edifice Öbek fiiller

1:52

Onlar devasa tek bir yapıyı oluşturuyorlar,

Öbek fiiller

make up a single giant edifice: parçaların bir bütün oluşturması

Burada make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamındadır. They zamiri ayrı parçaları, a single giant edifice ise bu parçaların oluşturduğu bütünü belirtir. Bu, farklı durumlarda da kullanılabilen parts + make up + whole kalıbıdır. Edifice genellikle büyük ve görkemli bir bina demektir; ayrıca büyük ve düzenli bir yapıyı betimlemek için de kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede make up, “bir bütünü oluşturmak” anlamına gelir?

  1. Five neighborhood teams make up the city league.
  2. The reporter made up a story.
  3. The friends made up after the argument.
Cevabı göster

Five neighborhood teams make up the city league.

obeying the same physical laws Kalıp ifadeler

1:55

aynı fiziksel yasalara uyan

Kalıp ifadeler

obeying the same physical laws: fizik kurallarına uymak

Burada obeying the same physical laws, “aynı fizik kurallarına uygun davranmak” anlamına gelir. Bilimsel İngilizcede nesneler, parçacıklar ve sistemler gibi insan olmayan şeyler de obey a law ifadesinin öznesi olabilir. Buradaki laws, bir hükûmetin yaptığı yasaları değil, doğa ilkelerini belirtir. İfade, her şeyin aynı fizik kuralları altında tutarlı biçimde davrandığını söyler.

Alıştırma

Hangi cümle simülasyondaki her nesnenin aynı fizik kurallarına uygun davrandığını doğal biçimde anlatır?

  1. All objects in the simulation obey the same physical laws.
  2. All objects in the simulation obey to the same physical laws.
  3. All objects in the simulation command the same physical laws.
Cevabı göster

All objects in the simulation obey the same physical laws.

and all made from the same types of atoms, Kalıp ifadeler

1:56

ve tamamen aynı tür atomlardan oluşan,

electrons, protons, quarks, neutrinos

1:58

elektronlardan, protonlardan, kuarklardan, nötrinolardan;

that make up you and me.

2:01

sizi ve beni meydana getiren.

Kalıp ifadeler

made from the same types of atoms: kaynak ve bileşim

made from the same types of atoms ifadesindeki made from, bir şeyin hangi madde veya kaynaktan oluştuğunu belirtir. Bu ifade, daha önce sözü edilen her şeyin aynı temel yapı taşı türlerini paylaştığını anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be made from + malzeme, kaynak veya bileşendir. be özneye göre değişirken made geçmiş zaman ortacı olarak aynı kalır: is made from, are made from ve was made from.

Alıştırma

Cümleyi be made from kalıbıyla tamamlayın: These tiles are ____ recycled glass.

Cevabı göster

made from

However, Anlatım akışı

2:02

Ancak,

Anlatım akışı

However: tartışmada yön değişikliğini gösterme

However, bir konuşma veya metinde yön değişikliğini açıkça gösteren bir işarettir. Burada başlangıçta kullanılması, dinleyiciye sonraki düşüncenin az önce söylenenle karşıtlık kuracağını, onu sınırlayacağını veya tartışmayı başka bir yöne çevireceğini bildirir. Bir söylem bağlayıcısı olarak düşünceler arasındaki ilişkiyi düzenler. Sonraki ifadeyi basit bir devam gibi algılamayın; düşünce akışında değişiklik bekleyin.

Alıştırma

However yeni bir cümlenin başında kullanıldığında neyi gösterir?

  1. Sonraki düşünce öncekiyle karşıtlık kurar veya onu sınırlar.
  2. Konuşmacı nihai sonucu açıklamaktadır.
  3. Sonraki düşünce öncekini hiçbir değişiklik olmadan tekrarlar.
Cevabı göster

Sonraki düşünce öncekiyle karşıtlık kurar veya onu sınırlar.

recent theories in physics,

2:04

fizikteki son teoriler,

including one called string theory, Kültür

2:05

sicim teorisi adı verilen biri de dahil olmak üzere,

Kültür

string theory: fizikte “sicim teorisi” terimi

Bu cümlede string theory, kuramsal fizikte yerleşik bir çerçevenin adı olan “sicim teorisi”dir. Bu çerçeve, doğanın en temel bileşenlerinin titreşen çok küçük sicimler olarak modellenebileceğini öne sürer; günlük hayattaki iplerle ilgili bir teori değildir. Bu bölümü anlamak için ek boyutlar ve başka evrenlerin var olma ihtimali gibi fikirlerin bu çerçeveyle bağlantılı olarak tartışılabildiğini bilmek yeterlidir. Terim, bilimsel tahminin kaynağını gösterir; bu fikirlerin kanıtlandığını söylemez.

Alıştırma

Bu fizik cümlesinde string theory neyi ifade ediyor?

  1. Madde ve kuvvetlerin temel doğasını açıklayan bir fizik çerçevesi
  2. Düğüm atmaya yönelik bir dizi talimat
  3. Sıradan bir ipin uzunluğunu ölçme yöntemi
Cevabı göster

Madde ve kuvvetlerin temel doğasını açıklayan bir fizik çerçevesi

are now telling us there could be countless other universes Dilbilgisi

2:07

bize sayısız başka evren olabileceğini söylüyor,

Dilbilgisi

there could be countless other universes: olası varlık

there could be countless other universes ifadesinde there, bir şeyin var olma ihtimalini ortaya koyan varlık yapısının parçasıdır; bir yeri göstermez. İfade, çok büyük sayıda başka evrenin var olabileceği anlamına gelir. Could, iddiayı kesin bir gerçek yerine bir ihtimal olarak sunar. Countless, kesin olarak ölçülmüş bir sayı değil, “sayılamayacak kadar çok” demektir.

Alıştırma

Bu temkinli ifadeyi could kullanarak tamamlayın: There ____ several explanations for the result, but we do not know which is correct.

Cevabı göster

could be

built on different types of particles Öbek fiiller

2:10

farklı parçacık türleri üzerine inşa edilmiş,

with different properties obeying different laws. Kalıp ifadeler

2:12

farklı yasalara uyan farklı özelliklere sahip.

Öbek fiiller

be built on + temel: bir şeye dayanmak

Bu cümlede built on, “temelini bir şeyden alan” veya “altta yatan bir temele bağlı olan” anlamına gelir. Parçacıklar, üzerinde bir bina bulunan gerçek bir yüzey değildir; daha büyük sistemin dayandığı temel unsurlardır. Başka durumlarda da kullanılabilen be built on + isim kalıbı, bir sistemin, fikrin, planın veya ilişkinin temelini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeye dayalı” anlamına gelen build on ifadesinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The safety plan is ____ clear evidence.

Cevabı göster

built on

Kalıp ifadeler

Bilimsel İngilizcede obeying different laws

Burada obeying different laws, “farklı doğa yasalarına göre davranan” anlamına gelir. Obey, parçacıkların bilinçli olarak itaat etmeyi seçtiği anlamına gelmez; bilimsel İngilizcede doğal bir nesne veya sistem sık sık obey fiilinin öznesi olabilir. Daha uzun yapıda obeying, parçacıklara başka bir açıklama ekleyen bir -ing ortacıdır: parçacıkların farklı özellikleri vardır ve farklı yasalara uyarlar. Obey fiili laws sözcüğünü to olmadan doğrudan alır.

Alıştırma

İnsan olmayan bir şeyin doğa yasalarına uymasını obey ile doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Light obeys to the laws of physics.
  2. Light obeys the laws of physics.
  3. Light is obey the laws of physics.
Cevabı göster

Light obeys the laws of physics.

Most of these universes could never support life Kalıp ifadeler

2:15

Bu evrenlerin çoğu yaşamı asla destekleyemezdi

Kalıp ifadeler

could never support life: yaşam için gerekli koşullara sahip olmamak

Burada support life, “canlıların var olması ve yaşamını sürdürmesi için gereken koşulları sağlamak” demektir. Bilimsel bağlamda özne çoğunlukla yardım eden bir kişi değil; bir gezegen, ortam veya sistemdir. Could, bu evrenlerin fiziksel koşulları altındaki kapasiteyi anlatır; never ise bu kapasiteyi tamamen dışlar. Bu nedenle could never support life, bu evrenlerin yapıları gereği yaşamın ihtiyaç duyduğu koşullara sahip olamayacakları anlamına gelir.

Alıştırma

“Canlıların var olması için gereken koşulları sağlamak” anlamındaki vurgulanan bilimsel ifadeyle cümleyi tamamlayın: Scientists are testing whether this underground ocean can ____.

Cevabı göster

support life

and might flash in and out of existence in a nanosecond. Notlar

2:17

ve bir nanosaniye içinde var olup yok olabilirlerdi.

Deyimler

flash in and out of existence: kısa süreliğine ortaya çıkıp yok olmak

Burada flash, çok ani ve kısa bir şekilde gerçekleşmek veya görünmek anlamındaki bir fiildir. Mutlaka ışığı anlatmaz. In and out of existence, varoluşu bir şeyin girip çıkabileceği bir durum gibi ele alır. Flash in and out of existence ifadesi bütünüyle, son derece kısa bir süreliğine ortaya çıkıp ardından yok olmak anlamına gelir.

Alıştırma

“The image flashed in and out of existence” cümlesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Görüntü iki konum arasında ileri geri hareket etti.
  2. Görüntü parlak bir ışık yaydı ama yerinde kaldı.
  3. Görüntü bir anlığına ortaya çıktı ve sonra kayboldu.
Cevabı göster

Görüntü bir anlığına ortaya çıktı ve sonra kayboldu.

Kelime

in a nanosecond: saniyenin milyarda biri ya da neredeyse anında

İngilizcede nanosecond, “nanosaniye”, yani saniyenin milyarda biri demektir. Burada in a nanosecond son derece kısa bir süreyi anlatır ve bilimsel bir ölçek hissini korur. Günlük konuşmada aynı ifade, kesin bir ölçümden çok “neredeyse anında” anlamına gelen bir abartı olarak da kullanılabilir.

Alıştırma

in a nanosecond ifadesinin doğru açıklaması hangisidir?

  1. Her zaman tam bir saniye anlamına gelir.
  2. Yalnızca biraz sonra anlamına gelir ve hiçbir zaman kesin bir birim değildir.
  3. Bilimde saniyenin milyarda biri, günlük konuşmada ise neredeyse anında anlamına gelebilir.
Cevabı göster

Bilimde saniyenin milyarda biri, günlük konuşmada ise neredeyse anında anlamına gelebilir.

But nonetheless, Anlatım akışı

2:20

Ama buna rağmen,

Anlatım akışı

But nonetheless: bir sınırlamadan sonuca geçmek

But nonetheless, bir sınırlamayı veya karşıt bir gerçeği kabul edip sonraki sonucun yine de geçerli olduğunu bildiren bir geçiş ifadesidir. Anlamı yaklaşık olarak “ama yine de” şeklindedir. But zaten karşıtlık bildirir; nonetheless ise “buna rağmen” düşüncesini güçlendirir. Birlikte kullanıldıklarında geçişi özellikle açık hâle getirir ve dinleyiciyi konuşanın ana savına geri yönlendirirler.

Alıştırma

Bu geçişte But nonetheless neyi belirtir?

  1. Sonraki ifade, önceki noktanın doğrudan nedenini verir.
  2. Konuşan kişi önceki noktadaki bir terimi tanımlamak üzeredir.
  3. Önceki sınırlama kabul edilir, ancak sonraki sonuç yine de geçerlidir.
Cevabı göster

Önceki sınırlama kabul edilir, ancak sonraki sonuç yine de geçerlidir.

combined,

2:21

hepsi birleştiğinde,

they make up a vast multiverse of possible universes Kültür

2:22

olası evrenlerden oluşan devasa bir çoklu evren oluşturuyorlar;

Kültür

vast multiverse of possible universes: varsayımsal bir evrenler bütünü

Multiverse, yani çoklu evren, birbirinden farklı birçok evreni içeren varsayımsal bir bütündür. Bu ifadede possible universes, bir teorinin olasılık olarak izin verdiği evrenleri anlatır; ifade bunların hepsinin gözlemlendiğini söylemez. Vast, multiverse sözcüğünü niteler ve bu bütünün büyüklüğünün ya da kapsamının olağanüstü olduğunu vurgular. İsim grubunun tamamını, teorik olarak mümkün evrenlerden oluşan çok büyük bir bütün olarak anlayın.

Alıştırma

Bu cümlede vast multiverse of possible universes ne anlama geliyor?

  1. Şimdiye kadar tamamen gözlemlenmiş tek evren
  2. Olasılık olarak kabul edilen evrenlerden oluşan varsayımsal ve devasa bir bütün
  3. Tek bir evrenin içindeki bütün galaksiler
Cevabı göster

Olasılık olarak kabul edilen evrenlerden oluşan varsayımsal ve devasa bir bütün

in up to eleven dimensions Kelime

2:25

on bir boyuta kadar çıkabilen

Kelime

in up to eleven dimensions: üst sınır belirtmek

Up to eleven, on biri üst sınır olarak belirler: boyut sayısı on bir veya daha az olabilir, ancak bu ifade sayının mutlaka tam olarak on bir olduğu anlamına gelmez. Buradaki in, evrenleri onları tanımlamakta kullanılan boyutsal çerçevenin içine yerleştirir. Dimensions, fizikte bir modeldeki bağımsız yönleri veya koordinatları anlatır; yalnızca günlük hayattaki uzunluk, genişlik ve yükseklik ölçülerini ifade etmez.

Alıştırma

En yüksek değeri ifade etmek için cümleyi up to ve 50 sayısının İngilizce yazılışıyla tamamlayın: The room can hold ____ people.

Cevabı göster

up to fifty

featuring wonders beyond our wildest imagination. Deyimler

2:27

ve en çılgın hayal gücümüzün bile ötesinde harikalar barındıran.

Deyimler

beyond our wildest imagination: hayal edebileceğimizin de ötesinde

Beyond our wildest imagination, bir şeyin en cesur fikirlerimizin bile tasarlayabileceğinden daha şaşırtıcı veya olağanüstü olduğunu anlatır. Burada wildest, doğayla ilgili bir anlam değil, en cesur ve sınırsız anlamını taşır. beyond + bir sınır kalıbı, bir şeyin o sınırı aştığını belirtir. imagination ile kullanıldığında ölçülebilir bir karşılaştırmadan çok güçlü bir hayranlık ve şaşkınlık ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle beyond our wildest imagination ifadesinin anlamına en uygundur?

  1. Vahşi hayvanlarla dolu bir yerde bulundu.
  2. En cesur hayallerimizde bile düşünebildiğimizden daha şaşırtıcıydı.
  3. Tam da beklendiği kadar sıradan ve tahmin edilebilirdi.
Cevabı göster

En cesur hayallerimizde bile düşünebildiğimizden daha şaşırtıcıydı.

And the leading version of string theory predicts a multiverse Kelime

2:31

Ve sicim teorisinin önde gelen bir versiyonu bir çoklu evren öngörüyor;

Kelime

the leading version of string theory ifadesinde leading

the leading version of string theory ifadesinde leading, bu versiyonu tartışılan versiyonlar arasında en belirgin veya etkili olan olarak sunar. Sözcük fiziksel bir hareketi değil, o versiyonun alandaki konumunu veya statüsünü anlatır. Leading tek başına en yeni anlamına gelmez ve bu versiyonun doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu akademik bağlamda the leading version büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Şu anda en belirgin konuma veya etkiye sahip versiyon
  2. İnsanlara veya nesnelere fiziksel olarak yol gösteren versiyon
  3. En yakın zamanda geliştirilmiş veya yayımlanmış versiyon
Cevabı göster

Şu anda en belirgin konuma veya etkiye sahip versiyon

made of up to 10 to the 500 universes. Kelime

2:34

10 üzeri 500 evrene kadar çıkabilen.

Kelime

up to 10 to the 500 universes: üst sınır belirten bir üs

Burada 10 to the 500, 10'un 500. kuvveti, yani her biri 10 olan 500 çarpanın çarpımı demektir. Bu bir üs ifadesidir; “10 çarpı 500” değildir. up to bir üst sınır belirtir. Dolayısıyla teori, evren sayısının bu dev değerden fazla olmayabileceğini söyler; sayının kesinlikle buna eşit olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu cümlede “up to 10 to the 500 universes” ne anlama geliyor?

  1. Sayı, 10 üzeri 500'e kadar çıkabilir.
  2. Sayı en az 10 üzeri 500'dür.
  3. Tam olarak 500 evren vardır.
Cevabı göster

Sayı, 10 üzeri 500'e kadar çıkabilir.

That's a one followed by 500 zeros. Anlatım akışı

2:37

Bu, 1'in yanına 500 sıfır gelmesi demek.

Anlatım akışı

one followed by 500 zeros: sade dille yeniden açıklama

one followed by 500 zeros ifadesi, sayının ondalık gösterimde nasıl göründüğünü anlatarak 10 to the 500 ifadesini sade bir dille yeniden açıklar. Yeni bir iddia eklemeden dev üssü gözde canlandırmayı kolaylaştırır. followed by yapısında ilk öğe ikinciden önce gelir. Burada önce 1 yazılır, ardından 500 sıfır yerleştirilir. Bu “teknik ifade, ardından sade bir yeniden açıklama” düzeni açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Bir milyonu açıklamak için aynı sıralama yapısını kullanın: A million is a one ____ six zeros.

Cevabı göster

followed by

A number so vast that if every atom Dilbilgisi

2:40

O kadar devasa bir sayı ki, eğer her bir atom

in our observable universe had its own universe Kelime

2:43

gözlemlenebilir evrenimizde kendi evrenine sahip olsaydı

Kelime

observable universe: terimin içerdiği sınır

Observable universe, ışık gibi bilgilerin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölgedir. Sınırı; evrenin sonlu yaşı, ışık hızı ve kozmik genişleme gibi fiziksel kısıtlamalardan kaynaklanır. Observable, çıplak gözle görülebilen anlamına gelmez ve bu terim söz konusu bölgenin evrenin tamamı olduğunu ileri sürmez. Bu kesitte, sayılan atomları gözlemlenebilir bölgenin içindekilerle sınırlar.

Alıştırma

Observable universe terimini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. Yalnızca bu gece çıplak gözle görülebilen nesneler.
  2. Ötesinde başka bir bölgenin bulunması mümkün olmayan, var olan her şey.
  3. Bilginin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölge.
Cevabı göster

Bilginin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölge.

and all of the atoms in all of those universes

2:47

ve o evrenlerdeki tüm atomların

each had their own universe

2:49

her birinin de kendi evreni olsaydı

and you repeated that for two more cycles,

2:51

ve bunu iki döngü daha tekrarlasaydınız,

you'd still be at a tiny fraction of the total, Dilbilgisi

2:54

hala toplamın küçücük bir kısmında olurdunuz,

Dilbilgisi

A number so vast that: so ... that sonuç kalıbı

So + sıfat + that, aşırı bir dereceyi belirtir ve bu derecenin sonucunu ya da ne kadar aşırı olduğunu gösteren bir durumu tanıtır. A number so vast that ifadesinde vast, number sözcüğünü niteler; that ise sayının ölçeğini açıklayan uzun bölümü başlatır. That ile başlayan yan cümlede if varsayımsal bir koşul, you'd still ise bu koşulda bile ortaya çıkacak sonucu tanıtır. Cümleyi takip etmek için şu çerçeveyi aklınızda tutun: a number so vast that, even if ..., you'd still ... .

Alıştırma

Vast sözcüğünü ve so + sıfat + that kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The desert was ____ the expedition used a plane to cross it.

Cevabı göster

so vast that

Dilbilgisi

you'd still be at a tiny fraction of the total: o durumda bile çok küçük bir bölüm

Burada you'd, you would anlamına gelir ve varsayılan bir tekrarın sonucunu belirtir. Ardından fiilin yalın hâli olan be geldiği için 'd burada had anlamına gelemez. Still, iki ek döngüye rağmen sonucun değişmediğini gösterir. would still + fiilin yalın hâli kalıbı çoğunlukla “varsayılan o durumda bile sonuç değişmezdi” anlamına gelir. a tiny fraction of the total, bütünün çok küçük bir kısmı demektir.

Alıştırma

you'd still be at a tiny fraction of the total ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Ek döngüler miktarı toplamla tam olarak eşit hâle getirirdi.
  2. Miktar, döngülerden önce zaten toplamı aşmıştı.
  3. Varsayılan ek döngülerden sonra bile miktar, toplamın çok küçük bir kısmı olarak kalırdı.
Cevabı göster

Varsayılan ek döngülerden sonra bile miktar, toplamın çok küçük bir kısmı olarak kalırdı.

namely 1 trillion trillion trillion trillion trillion... trillionth. Anlatım akışı

2:57

yani trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon... trilyonda birinde.

Anlatım akışı

namely: kesin bir açıklama getirmek

Namely, dinleyiciye ardından gelen sözlerin daha genel bir ifadenin tam içeriğini verdiğini bildirir. Burada uzun sayı ifadesi, daha önce sözü edilen çok küçük oranın tam olarak ne olduğunu belirtir. Bilgiyi genelden özele doğru düzenler: önce geniş bir açıklama, sonra da onun kesin tanımı gelir. Sayının yalnızca olası örneklerden biri olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Kesin yeri belirtmek için cümleyi namely ile tamamlayın: The committee chose one venue, ____ the city library.

Cevabı göster

namely

But even that number is minuscule compared to another number, Kalıp ifadeler

3:07

Ancak bu sayı bile başka bir sayıyla kıyaslandığında küçücük kalır:

Kalıp ifadeler

minuscule compared to: daha büyük bir ölçekte son derece küçük

Minuscule, “son derece küçük” demektir ve yalnızca small demekten çok daha güçlüdür. Compared to, karşılaştırmanın ölçeğini belirleyen şeyi tanıtır. A is minuscule compared to B yapısında A tek başına küçük olmayabilir; B'ye göre değerlendirildiğinde neredeyse önemsiz görünür. Bu ifade çok büyük bir farkı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The setup fee is ____ the total project budget.

Cevabı göster

minuscule compared to

infinity.

3:12

sonsuzluk.

Some physicists think the space-time continuum is literally infinite Notlar

3:14

Bazı fizikçiler uzay-zaman sürekliliğinin tam anlamıyla sonsuz olduğunu düşünüyor

Kültür

space-time continuum: tek bir çerçeve olarak uzay ve zaman

Space-time continuum, uzayın üç boyutu ile zaman boyutunun birlikte ele alındığı tek bir çerçeveyi anlatan fizik terimidir. Olaylar hem nerede hem de ne zaman gerçekleştiğine göre tanımlanır. Continuum, bu çerçeveyi ayrı parçalar yerine kesintisiz bir bütün olarak sunar. Bu cümlede ifadenin tamamı is literally infinite bölümünün öznesidir; ifade uzay-zamanın ne kadar genişlediğiyle ilgilidir.

Alıştırma

Fizikte space-time continuum ne anlama gelir?

  1. Gezegenler arası yolculuk için bir program
  2. Yıldızlar arasındaki boş bir bölge
  3. Uzay ile zamanı birleştiren tek bir çerçeve
Cevabı göster

Uzay ile zamanı birleştiren tek bir çerçeve

Kelime

literally infinite: kesin anlamıyla sonsuz

Burada literally, infinite sözcüğünün kesin anlamıyla, yani sonlu bir bitişi veya sınırı olmaması şeklinde anlaşılması gerektiğini gösterir. Fizikçiler uzay-zamanın yalnızca aşırı büyük olduğunu söylemiyor. Bilimsel bir açıklamada literally, mecazi veya abartılı bir yorumu engelleyebilir. Ardından gelen tanımın teori içindeki kesin bir iddia olarak sunulduğunu belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede literally infinite ne anlama geliyor?

  1. Çok büyüktür ama kesinlikle sonludur.
  2. Konuşan kişi şaka yaptığı için büyük görünür.
  3. Yalnızca aşırı büyük değil, kesin anlamıyla sonsuzdur.
Cevabı göster

Yalnızca aşırı büyük değil, kesin anlamıyla sonsuzdur.

and that it contains an infinite number of so-called pocket universes Kelime

3:17

ve cep evrenleri adı verilen sonsuz sayıda evren içerdiğini,

Kelime

so-called pocket universes: teknik bir adı tanıtma

So-called, pocket universes ifadesinin söz konusu nesneler için insanların kullandığı bir ad olduğunu gösterir. Bu açıklayıcı bağlamda, dinleyiciye yabancı olabilecek bir terimi tanıtır; otomatik olarak şüphe veya alay ifade etmez. Pocket universe, daha büyük bir yapı içinde benzer diğer bölgelerden görece ayrı olan evren benzeri bir bölgeye verilen teorik bir terimdir. Pocket, çevrelenmiş veya ayrı bir bölgeyi anlatan mecazdır; evrenin bir giysi cebine sığabileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “yaygın olarak bu ad verilen” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Researchers studied ____ rogue planets, the accepted name for planets that do not orbit a star.

Cevabı göster

so-called

with varying properties. Kelime

3:20

birbirinden farklı özelliklere sahip.

Kelime

varying properties: birbirinden farklı özellikler

Burada varying, properties sözcüğünü niteler. Anlatılan şeylerin birbirinden farklı özelliklere sahip olabileceğini belirtir; bilimsel anlatımda “hepsi aynı olmayan özellikler” demenin kısa ve nispeten resmî bir yoludur. Varying, farklı koşullardaki değişimi de anlatabilir; ancak bu parça, söz konusu grup içindeki farklılığa odaklanır. Tek başına, bir nesnenin özelliklerinin zamanla değiştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu bilimsel açıklamayı iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The materials have ____, so each one reacts differently to heat.

Cevabı göster

varying properties

How's your brain doing? Ton ve niyet

3:22

Beyniniz ne durumda?

Ton ve niyet

How's your brain doing?: şakacı bir durum kontrolü

Burada How's your brain doing? gerçek anlamda tıbbi bir rapor istemez. Zor veya bilgi yoğun bir bölümden sonra konuşmacı, dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip zihinsel olarak işleyip işleyemediğini şakacı bir biçimde sorar. Soru “beyniniz” diye seslenerek mizah katar ve kısa bir ara yaratır. Ayrıca dinleyiciyi konuşmaya dahil eder ve konuşmacının konunun zihni yorabileceğini bildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir öğretmen zor bir fikri açıkladıktan sonra gülümseyip How's your brain doing? diye soruyor. Bu kullanım uygun mudur?

  1. Hayır. Bu soru yalnızca tanısı konmuş bir beyin hastalığı hakkında sorulurken uygundur.
  2. Evet. Dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip edemediğini şakacı biçimde kontrol eder.
Cevabı göster

Evet. Dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip edemediğini şakacı biçimde kontrol eder.

But quantum theory adds a whole new wrinkle. Deyimler

3:24

Ancak kuantum teorisi işe yepyeni bir karmaşa katıyor.

Deyimler

adds a whole new wrinkle: tamamen yeni bir karmaşıklık eklemek

Burada adds a whole new wrinkle, tamamen yeni bir karmaşıklık ya da sorun ortaya çıkarmak demektir. Wrinkle mecazidir; ciltteki veya kumaştaki kırışıklık anlamına gelmez. add a wrinkle to something kalıbı, yeni bir bilginin bir durumu anlamayı, planlamayı veya çözmeyi zorlaştırdığını anlatmak için kullanılır. Whole new, bu karmaşıklığın durumu önemli ölçüde değiştirdiğini vurgular.

Alıştırma

Wrinkle sözcüğünün yeni bir karmaşıklık anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. He noticed a wrinkle beside his eye.
  2. The delayed permit adds another wrinkle to our building plans.
  3. She ironed out a wrinkle in her shirt.
Cevabı göster

The delayed permit adds another wrinkle to our building plans.

I mean,

3:26

Yani,

the theory's been proven true beyond all doubt, Kalıp ifadeler

3:27

teorinin doğruluğu şüphesiz bir şekilde kanıtlandı,

Kalıp ifadeler

been proven true beyond all doubt: hiçbir kuşku kalmadan doğruluğu kanıtlanmış

Çevresindeki sözcüklerle birlikte the theory's been, the theory has been ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Has been proven true, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır: kanıtı kimin sunduğuna değil, şu ana kadar ulaşılan sonuca odaklanır. Beyond all doubt, hiçbir kuşkunun kalmadığını belirten mutlak bir kesinlik iddiası ekler. İfade bir bütün olarak teorinin tam bir kesinlikle doğru olduğunun kanıtlandığını söyler; bu, teorinin güçlü biçimde desteklendiğini söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi açıklama has been proven true beyond all doubt ifadesindeki kesinlik derecesine uyar?

  1. Kanıtlar iddiayı güçlü biçimde destekliyor, ancak hâlâ biraz belirsizlik var.
  2. İddianın doğru olduğu, hiçbir kuşku kalmayacak şekilde ortaya konmuştur.
  3. Kanıtlar, iddianın doğru olabileceğini düşündürüyor.
Cevabı göster

İddianın doğru olduğu, hiçbir kuşku kalmayacak şekilde ortaya konmuştur.

but interpreting it is baffling. Dilbilgisi

3:29

ancak onu yorumlamak son derece kafa karıştırıcı.

Dilbilgisi

Interpreting it is baffling: özne görevindeki -ing öbeği

Interpreting it bir -ing öbeğidir: interpreting, isim gibi kullanılan -ing biçimidir; it ise interpreting fiilinin nesnesidir. Öbeğin tamamı bir etkinliği adlandırır ve is fiilinin öznesi olur. Bu etkinlik tek bir şey olarak görüldüğü için fiil tekil biçimde, yani is olarak kullanılır: is baffling. Aktarılabilir kalıp Doing something + be fiilinin tekil biçimi + sıfat şeklindedir; örneğin Reading small print is difficult.

Alıştırma

Cümleyi read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ small print is difficult.

Cevabı göster

Reading

And some physicists think you can only un-baffle it Dilbilgisi

3:31

Ve bazı fizikçiler bu kafa karışıklığını ancak şu şekilde çözebileceğinizi düşünüyor:

if you imagine that huge numbers of parallel universes Kelime

3:34

devasa sayılarda paralel evrenlerin

Dilbilgisi

only un-baffle it if: gerekli koşul ve esprili sözcük türetimi

can only un-baffle it if ... yapısında only, sonucu if yan tümcesindeki koşulla sınırlar. Çok büyük sayıda paralel evren hayal etmek, fikri anlaşılır kılmak için gerekli bir koşul olarak sunulur; cümle bu koşulun tek başına sonucu garanti ettiğini söylemez. Un-baffle, un- ve baffle öğelerinden esprili biçimde türetilmiş geçici bir fiildir. Burada un-, şaşkınlık durumunu tersine çevirmeyi anlatır; bu nedenle un-baffle it kabaca “onu kafa karıştırıcı olmaktan çıkarmak” ya da “onu anlamlandırmak” demektir.

Alıştırma

Giriş kuralını only ... if ile tamamlayın: You can ____ enter the lab ____ a teacher is present.

Cevabı göster

only · if

Kelime

huge numbers of parallel universes: çok büyük sayıda paralel evren

Bu cümlede parallel universes, bizim evrenimizle birlikte var olduğu hayal edilen başka bütün evrenler anlamına gelir. Parallel, ayrı gerçeklikler olarak bir arada var olmalarını anlatır; geometrik çizgileri ifade etmez. huge numbers of, çok büyük sayıda demektir. Burada universe sayılabilen bir isim olduğu için çoğul biçim universes kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede huge numbers of parallel universes ne anlama geliyor?

  1. Bizim evrenimizin içindeki uzak bir bölge
  2. Uzaydan geçen çok sayıda geometrik çizgi
  3. Bir arada var olduğu hayal edilen çok büyük sayıda ayrı evren
Cevabı göster

Bir arada var olduğu hayal edilen çok büyük sayıda ayrı evren

are being spawned every moment. Dilbilgisi

3:37

her an yaratıldığını hayal ederseniz.

Dilbilgisi

are being spawned every moment: şimdiki zamanda edilgen yapı

are being spawned, are + being + geçmiş zaman ortacı yapısındaki şimdiki zaman edilgenidir. Çoğul özne eyleme maruz kalır ve bu yapı, yaratılma olayını şu anda gerçekleşen ya da devam eden bir süreç olarak sunar. every moment, sürekli yaratılma fikrini güçlendirir. Burada spawn mecazidir ve üretmek ya da var etmek anlamına gelir; çoğu zaman pek çok yeni şeyin ortaya çıktığına dair canlı bir his verir.

Alıştırma

Şimdiki zamanda edilgen cümleyi build ile tamamlayın: Right now, new homes ____ across the city.

Cevabı göster

are being built

And many of these universes would actually be very like the world we're in, Kelime

3:39

Ve bu evrenlerin birçoğu aslında içinde bulunduğumuz dünyaya çok benzerdi,

Kelime

very like the world we're in: “benzer” anlamındaki like

very like the world we're in ifadesindeki like, “hoşlanmak” değil, “benzer olmak” anlamındadır. Bağ fiili be'den sonra gelir ve karşılaştırılan şeyi, yani the world we're in ifadesini tanıtır. Very benzerliğin derecesini güçlendirir. The world we're in, “içinde bulunduğumuz dünya” demektir. Bu yapı the world that/which we are in biçiminin, in'in nesnesi olan that veya which ilgi zamiri atılmış hâlidir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp be like + isim öbeğidir ve bir şeyi başka bir şeyle doğrudan karşılaştırır.

Alıştırma

Günümüz Amerikan İngilizcesinde bir yerin başka bir yere çok benzediğini en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. This village is very much like the one where I grew up.
  2. This village is very alike the one where I grew up.
  3. This village very likes the one where I grew up.
Cevabı göster

This village is very much like the one where I grew up.

would include multiple copies of you. Kelime

3:43

ve sizin birden fazla kopyanızı içerirdi.

Kelime

multiple copies of you: bir kişinin farklı sürümleri anlamındaki copies

Burada copies, birbirinden ayrı kopyalar veya sürümler anlamına gelen sayılabilir bir isimdir. Multiple copies of you, aynı kişinin birden fazla sürümü olduğu ve her sürümün “sana” karşılık geldiği anlamına gelir. Of you ifadesi, kopyaların neyi yeniden oluşturduğunu belirtir. Bu kullanım, copy sözcüğünü belgelerin, dosyaların veya nesnelerin kopyalarından bilim kurgu ortamındaki insanlara genişletir. Sana ait fotoğraflar veya belgeler anlamına gelmez.

Alıştırma

Paralel evren bağlamında multiple copies of you ne anlama gelir?

  1. Sana ait birkaç fotoğraf
  2. Senin için basılmış birkaç belge
  3. Aynı kişinin birbirinden ayrı birkaç sürümü
Cevabı göster

Aynı kişinin birbirinden ayrı birkaç sürümü

In one such universe, Anlatım akışı

3:45

Böyle bir evrende,

Anlatım akışı

In one such universe: varsayımsal bir dalı tanıtmak

Burada one such universe, daha önce sözü edilen türden bir evren demektir. Such bilinen bu türe gönderme yaparken one o türün tek bir üyesini seçer; böylece türü yeniden açıklamak gerekmez. Başta yer alan In one such universe, ardından gelen bilgi için çerçeveyi kurar. Varsayımsal bir dalı açar ve okuru başka bir evren ya da senaryoyla yapılabilecek karşılaştırmaya hazırlar.

Alıştırma

In one such universe burada bilgiyi düzenleme açısından hangi görevi üstleniyor?

  1. Konuyu önceki anlatımla ilgisiz bir evrene geçirir.
  2. Yalnızca bir evrenin mümkün olduğunu söyler.
  3. Daha önce belirlenmiş bir evren türünden bir örnek sunar.
Cevabı göster

Daha önce belirlenmiş bir evren türünden bir örnek sunar.

you'd graduate with honors and marry the person of your dreams. Notlar

3:46

onur derecesiyle mezun olur ve hayallerinizin insanıyla evlenirdiniz.

Kelime

graduate with honors: mezuniyette akademik üstünlük derecesi

graduate with honors ifadesinde with honors, eğitim alanındaki yerleşik bir kalıbın parçasıdır. Bir kişinin genellikle yüksek akademik başarısı nedeniyle resmî bir akademik üstünlük derecesiyle mezun olması anlamına gelir; kelimesi kelimesine “onuru yanında taşıyarak mezun olmak” demek değildir. Onur derecelerinin kesin koşulları ve adları okula ve eğitim sistemine göre değişir. Bu cümlede ifade yalnızca hayal edilen mezuniyetin tanınmış bir akademik başarı içereceğini anlatır; belirli bir sıralama ya da onur düzeyi belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak with honors ifadesini kullanarak tamamlayın: Maya hopes to graduate ____ next spring.

Cevabı göster

with honors

Deyimler

the person of your dreams: ideal partner

The person of your dreams, ideal romantik partnerin veya hayat arkadaşın olarak hayal ettiğin kişiyi ifade eder. Buradaki dreams, uykuda görülen gerçek rüyalar değil, umutlar ve istekler anlamındadır. the + isim + of your dreams kalıbı, birini ya da bir şeyi her zaman istediğin ideal kişi veya şey olarak sunar. Örneğin the job of your dreams veya the home of your dreams denebilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi kullanıp your yerine her yazarak cümleyi tamamlayın: After years of searching, Maya finally met ____.

Cevabı göster

the person of her dreams

In another, Anlatım akışı

3:50

Bir başkasındaysa,

not so much.

3:51

pek öyle olmazdı.

Anlatım akışı

In another, not so much: karşıtlık kuran eksiltme

In another ifadesinde, bağlamın zaten açık hâle getirdiği bir isim veya daha uzun bir ifade atılır; örneğin başka bir durum, senaryo veya sürüm kastedilebilir. Buna eksiltme denir: eksik bilgi önceki sözlerden tamamlanır. Not so much da önceki olumlu ifadeyi tekrar etmekten kaçınır. Diğer durumda aynı iyi sonucun geçerli olmadığını veya çok daha düşük ölçüde geçerli olduğunu anlatır. Çok kısa bitiş, ölçülü ve çoğu zaman mizahi bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Hangi örnek aynı eksiltme ve karşıtlık kalıbını doğal biçimde kullanıyor?

  1. Not so much traffic uses the first route.
  2. The first route is quick. The other, not so much.
  3. The first route is quick. The other route is quick too.
Cevabı göster

The first route is quick. The other, not so much.

Well,

3:53

Şey,

there are still some scientists who would say hogwash. Kelime

3:53

buna hala zırva diyecek bazı bilim insanları var.

Kelime

would say hogwash: bir fikri saçmalık diye reddetmek

Hogwash, “saçmalık” veya “inanmaya değmez bir iddia” anlamına gelen, gündelik ve oldukça küçümseyici bir sözcüktür. Bu cümlede bazı bilim insanları söz konusu fikre aslında “Hogwash!” diyerek tepki verecektir. Yalnızca aynı fikirde olmadıklarını söylemiyor, fikri saçma bularak reddediyorlar. Would say, bu bilim insanlarının tam o anda söyledikleri sözleri değil, verecekleri muhtemel veya tipik tepkiyi anlatır.

Alıştırma

hogwash kullanımını değerlendirin: Resmî bir toplantıda bir iş arkadaşınıza “Your proposal is hogwash.” diyorsunuz. Bu, kibar ve tarafsız bir itiraz biçimi midir?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

The only meaningful answer to the question Dilbilgisi

3:55

Soruya verilecek tek anlamlı cevap,

of how many universes there are is one.

3:57

yani kaç evren olduğu sorusuna, birdir.

Dilbilgisi

The only ... answer to the question of ... is ...: uzun cümle kalıbı

Cümle, The only meaningful answer ... is one temel kalıbı üzerine kuruludur. Tam özne The only meaningful answer to the question of how many universes there are bölümüdür; one ise cevabı vererek ifadeyi tamamlar. to the question ifadesi, cevabın hangi soruya ait olduğunu gösterir. of sonrasındaki how many universes there are, sorunun içeriğini verir. Daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için doğrudan soru sırası are there yerine düz cümle sırası there are kullanılır. Bu kalıbı The only + adjective + answer to the question of + embedded question + is + answer şeklinde yeniden kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Kalıbı ve cümle içine yerleştirilen sorunun sözcük sırasını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The only reasonable answer of the question how many there seats are is fifty.
  2. The only reasonable answer to the question of how many seats there are is fifty.
  3. The only reasonable answer to the question of how many seats are there is fifty.
Cevabı göster

The only reasonable answer to the question of how many seats there are is fifty.

Only one universe.

4:00

Sadece bir evren.

And a few philosophers and mystics

4:02

Ve birkaç filozof ve mistik

might argue that even our own universe is an illusion. Notlar

4:05

kendi evrenimizin bile bir illüzyon olduğunu iddia edebilir.

Kalıp ifadeler

might argue that: gerekçeli bir görüşü temkinli biçimde aktarmak

argue that + yan cümle yapısında argue, genellikle gerekçelerle bir görüş öne sürmek anlamına gelir; biriyle kavga etmek anlamına gelmez. That ile başlayan yan cümle, bu görüşün içeriğini belirtir. Might, görüşün aktarımını temkinli hâle getirir. Konuşmacı bunu bazı filozof ve mistiklerin savunabileceği bir görüş olarak sunar; hepsinin böyle düşündüğünü iddia etmez veya kendisinin aynı görüşte olduğunu göstermez.

Alıştırma

Bu cümlede might argue that ne işlev görüyor?

  1. Bazı insanların gerekçelerle destekleyebileceği bir görüşü temkinli biçimde sunar.
  2. İnsanların öfkeyle kavga ettiğini anlatır.
  3. Her filozofun bu görüşü kesinlikle kabul ettiğini bildirir.
Cevabı göster

Bazı insanların gerekçelerle destekleyebileceği bir görüşü temkinli biçimde sunar.

Kültür

even our own universe is an illusion: gerçeklik hakkında felsefi bir iddia

Burada illusion, basit bir görsel aldanmayı değil, felsefi veya metafizik bir düşünceyi ifade eder. Deneyimlediğimiz gerçekliğin, evrenin kendisi de dâhil olmak üzere, temel veya nihai anlamda gerçek olmayabileceği anlamına gelir. Even, our own universe ifadesini şaşırtıcı uç nokta olarak vurgular. Cümle, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeği değil, olası bir felsefi veya mistik görüşü sunar.

Alıştırma

Burada even our own universe is an illusion ifadesine hangi yorum uyar?

  1. Evrenin içinde yanıltıcı tek bir görüntü vardır.
  2. Deneyimlediğimiz gerçeklik nihai anlamda gerçek olmayabilir.
  3. Herkes geçici olarak aynı görme sorununu yaşamaktadır.
Cevabı göster

Deneyimlediğimiz gerçeklik nihai anlamda gerçek olmayabilir.

So as you can see, Anlatım akışı

4:09

Yani gördüğünüz gibi,

Anlatım akışı

So as you can see: kanıtlardan sonuca geçmek

So, sıradaki ifadenin bir sonuç olarak sunulduğunu belirtir. As you can see ise dinleyicileri daha önce sunulan örneklere, gerçeklere veya açıklamaya yönlendirir. So as you can see bir bütün olarak önceki kanıt bölümünü kapatır ve dinleyiciyi bir özete ya da sonuca götürür. Buradaki see sözcüğü mutlaka gerçek anlamda görmek değildir; 'az önce gösterilen veya açıklanan şeyden anlamak' anlamına da gelebilir.

Alıştırma

Bir konuşmada So as you can see ifadesinin temel düzenleyici işlevi nedir?

  1. Önceki kanıtlardan bir özete veya sonuca geçer.
  2. Önceki söylenenlerle bağlantısı olmayan yeni bir konu başlatır.
  3. Dinleyiciden yakındaki fiziksel bir nesneye bakmasını ister.
Cevabı göster

Önceki kanıtlardan bir özete veya sonuca geçer.

right now there is no agreement on this question, Kalıp ifadeler

4:10

şu anda bu soru üzerinde bir fikir birliği yok,

Kalıp ifadeler

there is no agreement on this question: bir konunun hâlâ çözümsüz olduğunu belirtmek

There is no agreement on this question, insanların konu hakkında ortak bir tutuma ya da yanıta ulaşmadığı anlamına gelir. Bu, herkesin mutlaka tartıştığı anlamına gelmez; yalnızca birden fazla görüş varlığını sürdürüyor olabilir. agreement on + issue yapısında on, tartışılan konuyu belirtir. there is no ... yapısı, uzlaşmanın bulunmamasını odağa alır.

Alıştırma

Tartışılan konuyu belirtmek için agreement sözcüğünü bir edatla doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. There is no agreement on the cause of the delay.
  2. There is no agreement with the cause of the delay.
  3. There is no agree on the cause of the delay.
Cevabı göster

There is no agreement on the cause of the delay.

not even close. Ton ve niyet

4:12

yakınından bile geçilmiyor.

Ton ve niyet

not even close: hedefe yakın olmayı güçlü biçimde reddetme

Not even close, güçlü ve gündelik bir olumsuz ifadedir. Bir cevabın, tahminin, sonucun veya durumun doğru olmaktan ya da ilgili hedefe ulaşmaktan çok uzak olduğunu; yalnızca biraz eksik olmadığını anlatır. Tek başına kısa bir ek yanıt olarak kullanıldığında hedefin ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Even olumsuzluğu güçlendirir: bir şeyin en azından yakın olduğu yönündeki daha zayıf iddia bile reddedilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The box weighs ten kilograms.” diye tahminde bulunuyor. Siz “Not even close.” diye yanıt veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?

  1. Tahmin doğru olmaktan çok uzak.
  2. Tahmin tamamen doğru.
  3. Tahmin yalnızca biraz yanlış.
Cevabı göster

Tahmin doğru olmaktan çok uzak.

All we know is the answer is somewhere between zero and infinity. Kalıp ifadeler

4:14

Tek bildiğimiz, cevabın sıfır ile sonsuzluk arasında bir yerde olduğu.

Kalıp ifadeler

somewhere between zero and infinity: belirsiz bir aralık

Somewhere between A and B, bilinmeyen bir değeri veya konumu A ve B ile sınırlanan bir aralığa yerleştirir. Somewhere tam noktayı belirsizleştirir; gerçek bir fiziksel yeri belirtmek zorunda değildir. Burada zero ve infinity son derece geniş bir aralık oluşturur. Cümle bilgi veriyor gibi görünür, ancak aralık pratikte neredeyse hiçbir sınır koymaz. Böylece ne kadar az şey bilindiğini mizahi biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi somewhere between ile tamamlayın: The repair will cost ____ fifty and eighty dollars.

Cevabı göster

somewhere between

Well,

4:18

Neyse,

I guess we know one other thing. Ton ve niyet

4:19

sanırım bildiğimiz bir şey daha var.

Ton ve niyet

I guess we know one other thing: tonu yumuşatıp son bir nokta eklemek

Burada I guess konuşmacının tutumunu gösterir: we know ifadesini daha az kesin ve iddialı hâle getirir; bilinmeyen bir cevabı gerçekten tahmin etmekten çok “sanırım” anlamına yakındır. Konuşmacı bu noktayı yine de bilinen bir şey olarak sunar, ancak rahat ve biraz temkinli bir ton kullanır. one other thing, önceki bilgilerden sonra bir madde daha eklendiğini gösterir. Böylece tüm cümle, ek bir sonuca ve muhtemelen son noktaya yumuşak bir geçiş yapar.

Alıştırma

Hangi cümle tamamen kesin görünmeden bir sonuç daha nazikçe ekler?

  1. We absolutely know the whole story.
  2. I have no idea what else is true.
  3. I guess we know one other thing.
Cevabı göster

I guess we know one other thing.

This is a pretty cool time to be studying physics. Dilbilgisi

4:21

Fizik okumak için oldukça harika bir zamandayız.

Dilbilgisi

a pretty cool time to be studying physics: içinde bulunulan dönemi değerlendirmek

a/an + sıfat + time + to be doing kalıbı, belirli bir dönemde devam eden bir faaliyetle uğraşmanın nasıl hissettirdiğini veya o dönemin bu faaliyet için ne kadar elverişli olduğunu değerlendirir. Burada time mevcut çağı ya da aşamayı ifade eder; to be studying ise fizik çalışmayı hâlihazırda devam eden bir faaliyet olarak sunar. pretty “oldukça” anlamına gelir; cool ise “heyecan verici” ya da “harika” anlamında kullanılan olumlu ve samimi bir sıfattır. Dolayısıyla ifade, fizik okuyan birinin bakış açısından günümüzdeki dönemi övmektedir.

Alıştırma

learn fiilinin -ing biçimini ve a/an + adjective + time + to be doing kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: This is a great ____ a language.

Cevabı göster

time to be learning

We just might be undergoing the biggest paradigm shift in knowledge Notlar

4:25

Belki de bilgi alanındaki en büyük paradigma değişimini yaşıyoruzdur,

Dilbilgisi

just might be undergoing: devam eden bir olasılığı temkinli biçimde belirtmek

Burada just might, “gerçekten de olabilir” veya “olması oldukça mümkün” anlamına gelir. Just, olasılığın şaşırtıcı, umut verici ya da uyarıcı olması nedeniyle dikkate alınmaya değer olduğunu hissettirir; “yalnızca” veya “az önce” anlamına gelmez. Might be undergoing, might + be + fiilin -ing biçimi yapısını izler. Undergoing ile anlatılan durumu şu anda gerçekleşiyor olabilecek, ancak kesinliği olmayan bir süreç olarak sunar.

Alıştırma

Devam eden bir süreçle ilgili dikkate değer ancak belirsiz bir olasılığı ifade etmek için cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: The town ____ a major transformation.

Cevabı göster

just might be undergoing

Kelime

paradigm shift in knowledge: bilgi çerçevesinde köklü bir değişim

Paradigm, bir alanı anlamaya yarayan temel model veya çerçevedir. Paradigm shift, bu çerçevede meydana gelen köklü bir değişikliktir; yalnızca yeni bir bilginin eklenmesi ya da küçük bir iyileştirme değildir. Paradigm shift in knowledge ifadesindeki in knowledge, dönüşen alanı belirtir: bilginin anlaşılma, düzenlenme veya üretilme biçimi. Tam ifadedeki biggest ise değişimin öne sürülen büyüklüğünü daha da vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede paradigm shift doğru kullanılmıştır?

  1. Starting lunch ten minutes later created a paradigm shift in our daily schedule.
  2. Correcting one typo caused a paradigm shift in the report.
  3. The new theory caused a paradigm shift in medicine by replacing the field's basic model.
Cevabı göster

The new theory caused a paradigm shift in medicine by replacing the field's basic model.

that humanity has ever seen. Dilbilgisi

4:29

insanlığın bugüne kadar tanık olduğu.

Dilbilgisi

that humanity has ever seen: tüm zamanları kapsayan bir karşılaştırma alanı kurmak

Bu ilgi cümleciğinde that, the biggest paradigm shift in knowledge ifadesine gönderme yapar ve seen fiilinin nesnesidir. Humanity ise öznedir: insanlık bu değişimi görmüştür. Has ever seen, present perfect yapısındadır. Ever, the biggest gibi bir üstünlük derecesinden sonra kullanıldığında karşılaştırmayı geçmişten bugüne kadar ilgili tüm zamanları kapsayacak şekilde genişletir. Cümlecik bütünüyle “insanlığın bugüne kadar gördüğü bütün değişimler arasında” anlamına gelir; yalnızca “geçmişte bir kez görülmüş bir değişim” anlamına gelmez.

Alıştırma

Şimdiye kadar hiçbir kitabın Mia için bundan daha heyecan verici olmadığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. This is the most exciting book that Mia has never read.
  2. This is the more exciting book that Mia ever reads.
  3. This is the most exciting book that Mia has ever read.
Cevabı göster

This is the most exciting book that Mia has ever read.