Kaç tane evren var? - Chris Anderson: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Konuşmacı Dünya’nın, Güneş’in, yıldızların ve galaksilerin boyutlarından başlayıp çoklu evren ve paralel evren kuramlarına geçiyor. Bilim insanlarıyla filozoflar bir uzlaşmaya varmaktan çok uzak; öne sürülen yanıtlar hiçbir evren olmamasından sonsuz sayıda evrene kadar uzanıyor. Bu durum, fiziğin gerçekliği anlama biçimimizde büyük bir dönüşüme girebileceğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. get my head around — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bunun fiziksel bir hareketi değil, zor bir konuyu kavramak için zihinsel çaba göstermeyi anlattığını anlayabilirsiniz. Bir kuramı, sayıyı, sistemi veya buradaki evren ölçeği gibi devasa bir büyüklüğü ilk anda anlamak zor olduğunda kullanılabilir. 2. one followed by 500 zeros. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: Matematiksel bir gösterimin, uzman olmayan dinleyicinin soyut bir sayıyı gözünde canlandırabilmesi için gündelik sözlerle nasıl yeniden açıklandığını fark edebilirsiniz. Böylece yalnızca formülü tekrarlamak yerine teknik nicelikleri anlaşılır biçimde aktarabilirsiniz. 3. not even close. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu kısa eklemenin yalnızca bir cevabın yanlış olduğunu değil, görüşlerin uzlaşmaya hiç yaklaşmadığını güçlü biçimde vurguladığını görebilirsiniz. Bir tahminin, karşılaştırmanın veya iddianın gerçekten çok uzak olduğunu samimi bir üslupla belirtmek için kullanılabilir.
Bu derste
Sometimes when ...: ara sıra gerçekleşen bir zaman durumunu tanıtmak
Sometimes, durumun her seferinde değil, bazı zamanlarda gerçekleştiğini gösterir. When ise sonraki eylemin gerçekleştiği zaman durumunu tanıtır. Sometimes when ... birlikte kullanıldığında ana cümleden önce arka planı kurar. Virgül, düşüncenin henüz tamamlanmadığını gösterir; dinleyen kişi, konuşanın bu durumda ne yaptığını veya ne olduğunu duymayı bekler.
Alıştırma
“Bazı zamanlarda, ... olduğunda” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ I work late, I order dinner.
Cevabı göster
Sometimes when
on a long plane flight: seyahat deneyimi için on kullanımı
on a long plane flight ifadesinde on, uçuşu kişinin katıldığı bir yolculuk veya seyahat deneyimi olarak sunar. İngilizcede flight ile yaygın olarak on kullanılır: on a flight, on the flight home. Long, uçuşun süresini anlatır. Plane bunun bir uçak uçuşu olduğunu açıkça belirtir; ancak hava yolculuğu bağlamı zaten belliyse on a long flight da yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle, belirli bir uçuşta yolculuk etmeye en doğal biçimde odaklanır?
- Lina read a book at the flight to Rome.
- Lina read a book in the flight to Rome.
- Lina read a book on the flight to Rome.
Cevabı göster
Lina read a book on the flight to Rome.
I gaze out at all those mountains and deserts Kalıp ifadeler
0:20dağlara ve çöllere dalıp gidiyorum
gaze out at: dışarıdaki bir şeye uzun süre bakmak
Bu cümlede gaze out at, dağlara ve çöllere doğru dışarı bakıp onları bir süre dikkatle seyretmek anlamına gelir. Gaze, nötr look fiiline göre daha uzun süren ve daha düşünceli bir bakışı anlatır. Out, konuşanın bulunduğu yerden dışarıya doğru olan yönü gösterir; at ise bakılan şeyi tanıtır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp gaze out at + isim öbeğidir ve genellikle pencereden dışarı veya açık bir manzaraya bakarken kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi gaze out at ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: During the quiet ride, Maya ____ the snowy fields through the train window.
Cevabı göster
gazed out at
and try to get my head around how vast our Earth is. Notlar
0:23ve Dünyamızın ne kadar devasa olduğunu kavramaya çalışıyorum.
get my head around: zor bir fikri anlamak
Get my head around, zor, karmaşık veya hayal edilmesi güç bir şeyi anlamak ya da zihinde kavramak anlamına gelen bir deyimdir. Burada konuşan kişi Dünya'nın muazzam büyüklüğünü kavramaya çalışır; başın fiziksel bir hareketi anlatılmaz. Kalıp get + iyelik sözcüğü + head around + isim veya yan cümle şeklindedir. İyelik sözcüğü, anlayan kişiye uyar: I get my head around it, ancak she gets her head around it.
Alıştırma
Cümleyi get one's head around ile tamamlayın ve one's sözcüğünü I öznesine uyacak şekilde değiştirin: I still can't ____ the new reporting system.
Cevabı göster
get my head around
how vast our Earth is: iç içe bir how yan cümlesinde düz cümle dizilişi
Burada how vast our Earth is, konuşanın anlamaya çalıştığı şeyi belirtir. How, vast sıfatını niteler; dolayısıyla yan cümle Dünya’nın ne derece engin olduğunu ifade eder. How içeren bir soru get my head around, know veya realize gibi bir ifadenin ardından daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiğinde düz cümle dizilişi kullanır: how vast + özne + be. is our Earth değil, our Earth is denir.
Alıştırma
İç içe how yan cümlesinde doğru sözcük dizilişini kullanan cümle hangisidir?
- I never realized how was large the building.
- I never realized how large the building was.
- I never realized how large was the building.
Cevabı göster
I never realized how large the building was.
And then I remember that there's an object we see every day
0:26Ve sonra her gün gördüğümüz bir cismi hatırlıyorum,
that would literally fit 1 million Earths inside it. Dilbilgisi
0:29kelimenin tam anlamıyla içine 1 milyon Dünya sığabilecek bir cismi.
would literally fit ... inside it: varsayımsal bir boyut karşılaştırmasının sonucu
Bu ilgi yan cümlesinde would fit, hayali bir boyut testinin sonucunu anlatır: çok sayıda Dünya bu nesnenin içine yerleştirilebilseydi, nesnenin hacmi bunlardan bir milyonunu almaya yeterdi. Would bu varsayımsal karşılaştırmayı belirtir; geçmişte tekrarlanan bir eylemi anlatmaz. Fit burada geçişli kullanılır ve bir şey için yeterli yeri olmak veya onu içine almak anlamına gelir. 1 million Earths bunun nesnesidir; inside it ifadesindeki it ise büyük nesneyi gösterir. Literally, karşılaştırmanın yalnızca mecazi bir abartı değil, hacim bakımından gerçek olduğunun amaçlandığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle hayali bir kapasite karşılaştırmasının sonucunu would ile verir?
- The giant hangar would fit three passenger planes inside it.
- The model plane fits inside the giant hangar.
- The giant hangar once held three passenger planes.
Cevabı göster
The giant hangar would fit three passenger planes inside it.
seems impossibly big: seem + zarf + sıfat
Burada seem bir bağ fiili olarak kullanılır. The Sun öznesini impossibly big sıfat öbeğine bağlar: seem + zarf + sıfat. Impossibly, big sıfatının derecesini güçlendirir ve “hayal edilmesi zor olacak kadar büyük” anlamına gelir; mutlaka “fiziksel olarak imkânsız” demek değildir. Seem fiilinin seems biçimi, büyüklüğü doğrudan ölçülmüş bir gerçek olarak değil, gözlemcinin izlenimi olarak sunar. Aynı yapı bir şeyin nasıl göründüğünü, kulağa nasıl geldiğini veya nasıl hissettirdiğini anlatabilir: seem + sıfat.
Alıştırma
Bir izlenimi anlatmak için seem + zarf + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- From the ground, the tower seems like impossibly tall.
- From the ground, the tower seems impossibly tall.
- From the ground, the tower seems impossibly height.
Cevabı göster
From the ground, the tower seems impossibly tall.
in the great scheme of things: daha geniş bir bakış açısı kullanmak
In the great scheme of things, “bir şey çok daha büyük bir durumun, zaman aralığının veya ölçeğin parçası olarak düşünüldüğünde” anlamına gelir. Karşılaştırma çerçevesini değiştirir; böylece ilk başta büyük ya da önemli görünen bir şey, bütüne kıyasla küçük görünebilir. Bu ifade bakış açısını belirler. Dinleyiciye geri çekilip büyük resme bakmasını ve devamındaki sözleri bu çerçevede yorumlamasını söyler.
Alıştırma
Cümleyi, ifadenin grand kullanan standart biçimiyle tamamlayın: ____, one missed practice session will not ruin your progress.
Cevabı göster
In the grand scheme of things
a pinprick: son derece küçük bir şey imgesi
Pinprick sözcüğü gerçek anlamıyla bir iğnenin oluşturduğu küçücük iz veya deliktir. Burada a pinprick bir metafordur: konuşmacı, Güneş'i devasa bir ölçekte bakıldığında iğne ucu kadar görünen bir nokta olarak anlatır. Konuşmacı Güneş'in gerçekten delindiğini söylemiyor. Bu somut imge, büyüklük karşılaştırmasını gözde canlandırmayı kolaylaştırır ve Güneş'in ne kadar küçük göründüğünü vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle a pinprick ifadesini son derece küçük görünen bir şey için metafor olarak kullanıyor?
- The nurse cleaned the pinprick on his finger.
- The bright stadium filled the whole view.
- From the plane, the campfire was only a pinprick of light.
Cevabı göster
From the plane, the campfire was only a pinprick of light.
one of about 400 billion stars in the Milky Way Galaxy, Dilbilgisi
0:39Samanyolu Galaksisi'ndeki yaklaşık 400 milyar yıldızdan biri,
one of about 400 billion stars: devasa bir grubun tek bir üyesi
One of about 400 billion stars, yaklaşık 400 milyar yıldızlık bir grubun içindeki tek bir yıldız anlamına gelir. About, bu devasa sayının kesin bir sayım değil, tahmin olduğunu gösterir. Temel kalıp one of + bir grubu adlandıran söz öbeğidir. Bu grupta çok sayıda üye bulunduğu için grup söz öbeğindeki sayılabilen isim stars çoğuldur; one ise bunlardan tek birini seçer. Burada bu yapı, Güneş'in devasa bir kümenin yalnızca bir üyesi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapı one of ile tamamlayın: Mars is ____ the eight planets in our solar system.
Cevabı göster
one of
as a pale white mist stretched across the sky. Kalıp ifadeler
0:44gökyüzüne uzanan soluk beyaz bir sis olarak görebilirsiniz.
stretched across the sky: geniş bir alan boyunca uzanmak
Bu cümlede stretched across the sky, soluk renkli sisin gökyüzünde geniş bir alan boyunca uzandığını anlatır. stretch across + yer kalıbı, bir şeyin bir alanın bir tarafından diğer tarafına doğru uzandığını gösterir. Buradaki stretched görsel ve gerçek anlamlı olmayan bir betimlemedir; kimse sisi fiziksel olarak çekip uzatmamıştır. Bu kalıp bulutlar, köprüler, gölgeler ve çatlaklar gibi uzun, şerit biçimli veya geniş bir alana yayılmış şeylerle doğal kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, geniş bir alan boyunca uzanan bir şeyi anlatmak için stretched across ifadesini doğal biçimde kullanır?
- A rainbow stretched across the valley.
- A rainbow stretched the valley across.
- A rainbow stretched at the valley.
Cevabı göster
A rainbow stretched across the valley.
it gets worse: durumun daha da ağırlaşacağını belirtmek
And it gets worse burada bir sonraki bilgiyi düzenleyen bir geçiş ifadesidir. Dinleyiciye, ardından gelecek bilginin mevcut durumu daha ciddi, olumsuz veya uç göstereceğini bildirir. it, daha önce konuşulmakta olan durumu belirtir; gets ise durum değişimini gösterir. Worse konuşanın değerlendirmesini ifade eder. Dramatik bir açıklamada ahlaken daha kötü bir şeyi değil, daha da şaşırtıcı bir bilgiyi de tanıtabilir.
Alıştırma
Bir konuşmada And it gets worse. genellikle neyin işaretidir?
- Konuşan kişi daha önce söylediği her şeyi düzeltiyordur.
- Konuşan kişi tartışmayı bitiriyordur.
- Sıradaki bilgi mevcut durumu daha ciddi veya daha uç hâle getirir.
Cevabı göster
Sıradaki bilgi mevcut durumu daha ciddi veya daha uç hâle getirir.
There may be a hundred billion galaxies detectable by our telescopes. Notlar
0:49Teleskoplarımızla tespit edilebilen yüz milyar galaksi olabilir.
There may be: belirsiz bir varlığı ifade etme
There may be, varlık bildiren there be yapısını may yardımcı fiiliyle birleştirir. Yapı there + may + be + ad öbeği şeklindedir ve bir şeyin var olmasının ya da bulunmasının mümkün olduğunu anlatır. Buradaki may, tahmini belirsiz bırakır. There are ifadesinden farklı olarak cümle, galaksilerin sayısını veya varlığını doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz.
Alıştırma
Belirsiz bir varlığı ifade etmek için bu dersteki iki kelimelik yapıyla cümleyi tamamlayın: Based on the early forecast, there ____ heavy rain tonight.
Cevabı göster
may be
detectable by our telescopes: araçların tespit edebildiği şeyleri anlatma
Detectable, detect sözcüğüne -able son eki eklenerek oluşturulur. Bu kullanımda -able edilgen bir anlam verir: detectable olan bir şey tespit edilebilir; gözlemi yapan değil, gözlemlenen şeydir. by our telescopes ifadesi, tespiti mümkün kılan araçları belirtir. galaxies sözcüğünden sonra gelen detectable by our telescopes, tahmine hangi galaksilerin dâhil olduğunu açıklar.
Alıştırma
“... tarafından tespit edilebilir” anlamındaki bu derse ait iki kelimelik sıfat ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The leak is ____ our sensors.
Cevabı göster
detectable by
So if each star was the size of a single grain of sand, Dilbilgisi
0:54Yani her yıldız tek bir kum tanesi büyüklüğünde olsaydı,
if each star was the size of ...: varsayımsal bir ölçek modeli
If yan tümcesi, dinleyiciden gerçek bir olasılığı değil, ölçeği değiştirilmiş varsayımsal bir modeli hayal etmesini ister: her yıldız yalnızca bir kum tanesi büyüklüğündeymiş gibi düşünülür. Böylece çok büyük bir sayıyı gözde canlandırmak kolaylaşır. be the size of + isim yapısında isim, karşılaştırmada kullanılacak büyüklüğü belirtir. Each sözcüğünden sonra tekil sayılabilen bir isim gelir; bu yüzden each star denir. Yan tümce hayal edilen koşulu kurar, ardından gelen ana tümce ise bu modeldeki sonucu verir.
Alıştırma
Varsayımsal ölçek karşılaştırmasını was ve ‘aynı büyüklükte’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: If each planet ____ a marble, the model would fit on one shelf.
Cevabı göster
was the size of
enough stars to fill: enough + isim + to mastarı
Yıldızların kum taneleri olarak düşünüldüğü hayalî modelde enough stars to fill, yıldız sayısının anlatılan alanı doldurmak için gereken kum tanesi sayısına ulaştığını belirtir. Enough, stars isminden önce gelir; to fill ise bu miktarın mümkün kıldığı eylemi ifade eder. Tekrar kullanılabilen kalıp enough + isim + to + fiilin yalın hâlidir. İsim elde bulunan şeyi belirtir, to mastarı ise bu miktarın ne yapmaya yettiğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi enough + isim + to + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlayın. Chairs ve seat sözcüklerini kullanın: We have ____ everyone in the hall.
Cevabı göster
enough chairs to seat
30-foot by 30-foot stretch of beach: ölçü niteleyicisi
Bu cümlede 30-foot by 30-foot, stretch sözcüğünden önce gelir ve alanın iki boyutunu belirtir: 30 feet by 30 feet. by sözcüğü iki ölçüyü birbirinden ayırır. Sayı ve birimden oluşan bir ölçü, isimden önce niteleyici olarak kullanıldığında birim tekil kalır ve sayıya kısa çizgiyle bağlanır: 30-foot denir, 30-feet denmez. Ana isim stretch'tir; of beach ise bunun ne tür bir alan olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “20 fit x 10 fit” anlamındaki bir ölçü niteleyicisiyle tamamlayın: They built a ____ platform.
Cevabı göster
20-foot by 10-foot
And the entire Earth doesn't have enough beaches to represent Dilbilgisi
1:06Ve tüm Dünya, temsil etmeye yetecek kadar plaja sahip değil
doesn't have enough ... to ...: bir amaç için yetersiz miktar
doesn't have enough beaches, mevcut plaj sayısının gereken sayıdan az olduğu anlamına gelir; Dünya'da hiç plaj olmadığı anlamına gelmez. not have enough + isim + to + fiil yapısı, yetersiz bir kaynak veya miktar ile bu nedenle ulaşılamayan amacı birbirine bağlar. Burada to represent, plajların yerine getirmesi gereken işlevi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi doesn't have enough ... to ... yapısı ve seat fiiliyle tamamlayın: The hall ____ chairs ____ every guest.
Cevabı göster
doesn't have enough · to seat
And such a beach would continue for literally hundreds of millions of miles. Dilbilgisi
1:11Ve böyle bir plaj kelimenin tam anlamıyla yüz milyonlarca mil boyunca uzanırdı.
Varsayımsal bir sonuç için would continue for ... miles
Bu cümlede would continue, hayalî bir ölçek modelinin içindeki sonucu anlatır: Böyle bir kumsal var olsaydı uzanmaya devam ederdi. Would, kumsalın geçmişte düzenli olarak yaptığı bir şeyi değil, varsayımsal bir sonucu gösterir. Continue for + mesafe, bir şeyin ne kadar uzağa uzandığını belirtir. Burada literally, hundreds of millions of miles ifadesinin yalnızca çok uzak demenin abartılı bir yolu olmadığını, modelin verdiği mesafe olduğunu gösterir.
Alıştırma
Varsayımsal sonucu tamamlamak için would ve continue ile mesafeyi başlatan edatı kullanın: In this scale model, the road ____ thousands of miles.
Cevabı göster
would continue for
Eğlenceli bir bilim ünlemi olarak Holy Stephen Hawking
Holy Stephen Hawking, yaklaşık olarak Wow! ya da That is astonishing! anlamına gelen, eğlenceli ve o anda uydurulmuş bir ünlemdir. Şaşkınlık belirtmek için holy + bir ad veya isim yapısını kullanır. Stephen Hawking, popüler kültürde uzay, kara delikler ve kozmolojiyle ilişkilendirilen, yaygın biçimde tanınan bir teorik fizikçiydi. Holy sonrasındaki daha sıradan bir sözcük yerine onun adının kullanılması, şakayı bilim konusuna bağlar. Bu ifade Hawking'in gerçekten kutsal olduğunu veya dinî bir kişi olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bilim temalı bu bağlamda Holy Stephen Hawking ne işe yarıyor?
- Mesafeyi Stephen Hawking'in bizzat hesapladığını söyler.
- Ünlü bir fizikçiye gönderme yaparak güçlü şaşkınlığı eğlenceli biçimde ifade eder.
- Stephen Hawking'e resmî bir dinî unvan verir.
Cevabı göster
Ünlü bir fizikçiye gönderme yaparak güçlü şaşkınlığı eğlenceli biçimde ifade eder.
«that is a lot of stars.»: şaşkınlığı hafif bir ifadeyle anlatmak
Bu bağlamda that is a lot of stars, son derece büyük bir sayıdan sonra gelir. a lot of sıradan bir miktar ifadesidir ve sayının gerçek büyüklüğünden çok daha hafiftir; bu nedenle sakin yorum, durumu bilerek olduğundan daha hafif anlatır. Konuşmacı aslında şaşkınlığını ifade eder ve hafif bir mizah katar. Genel olarak, çevredeki gerçekler açıkça aşırı olduğunda sade ve hafif bir yorum daha güçlü bir anlam taşıyabilir.
Alıştırma
Bir astronom az önce son derece büyük bir yıldız sayısı açıkladı. Ardından biri "That is a lot of stars." diyor. En olası etki nedir?
- Konuşmacı şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgulamak için hafif bir yorum kullanıyor.
- Konuşmacı sayının küçük olduğunu söylüyor.
- Konuşmacı olgusal bir hatayı düzeltiyor.
Cevabı göster
Konuşmacı şaşırtıcı derecede büyük bir sayıyı vurgulamak için hafif bir yorum kullanıyor.
But he and other physicists now believe in a reality Kalıp ifadeler
1:20Ancak o ve diğer fizikçiler artık öyle bir gerçekliğe inanıyorlar ki,
«physicists now believe in»: believe in + isim
physicists now believe in a reality ifadesinde believe in sözünden sonra a reality isim öbeği gelir. Bu, fizikçilerin böyle bir gerçekliğin var olduğunu veya gerçek olduğunu kabul ettikleri anlamına gelir; “gerçekliğin” söylediği sözlere güvendikleri anlamına gelmez. Bir kişinin, şeyin veya düşüncenin varlığını, değerini, yeteneğini ya da güvenilirliğini kabul ettiğinizde believe in + isim veya zamir kullanın. Bir kişinin doğru söylediğini belirtmek için believe + kişi; tam bir iddiayı belirtmek için believe (that) + yan cümle kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle Leo’nun hayaletlerin varlığını kabul ettiğini anlatır?
- Leo believes that the story is true.
- Leo believes his sister.
- Leo believes in ghosts.
Cevabı göster
Leo believes in ghosts.
bigger still: karşılaştırma biçiminden sonra still
bigger still ifadesinde still, karşılaştırma biçimi olan bigger’dan sonra gelir ve “daha da” ya da “çok daha yüksek bir derecede” anlamını verir. İfade, bir şeyin yalnızca daha büyük değil, şaşırtıcı ölçüde bir adım daha büyük olduğunu söyler. Kalıp comparative + still biçimindedir: harder still, more surprising still. Burada still karşılaştırmayı güçlendirir; “büyük olmaya devam etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
Still’i karşılaştırma biçiminden sonra getirerek “daha da büyük” anlamını veren bu dersteki iki kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: The old arena was huge, but the new arena is ____.
Cevabı göster
bigger still
first of all: ilk noktayı tanıtmak
First of all, konuşmacının ilk noktaya, gerekçeye veya adıma başladığını dinleyiciye bildiren bir söylem belirtecidir. Buradaki temel görevi açıklamayı düzenlemektir; bir hikâyede zaman bakımından en önce gerçekleşen olayı belirtmek değildir. Ayrıca daha fazla bilginin gelmesinin muhtemel olduğunu gösterir. Ancak sonraki belirtecin second of all olması gerekmez; konuşmacılar çoğunlukla second, next, also veya another reason ile devam eder.
Alıştırma
İlk noktayı tanıtan bu dersteki üç kelimelik söylem belirteciyle cümleyi tamamlayın: ____, we need to check the weather forecast.
Cevabı göster
First of all
the hundred billion galaxies within range of our telescopes Kalıp ifadeler
1:27teleskoplarımızın menzilindeki yüz milyar galaksi
within range of our telescopes: teleskoplarımızın gözlem menzili içinde
Within range of our telescopes, bir şeyin teleskoplarımızla gözlemlenebilecek kadar yakın veya algılanabilir olması demektir. Buradaki range, bir listeyi ya da çeşitliliği değil, aracın ulaşabildiği veya algılayabildiği sınırı belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı within range of + isim biçimindedir. Bir şeyin bir cihazın, kişinin veya gücün erişim, kapsama ya da etki alanı içinde olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi within ile başlayan ve “kumandanın iletişim kurabileceği kadar yakın” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The drone stayed ____ the controller.
Cevabı göster
within range of
are probably a minuscule fraction of the total. Kelime
1:29muhtemelen toplamın çok küçücük bir kısmı.
a minuscule fraction of the total: toplamın son derece küçük bir kısmı
A minuscule fraction of the total, bütünün son derece küçük bir payı anlamına gelir. Fraction, bir şeyi daha büyük bir miktarın parçası olarak gösterir; minuscule ise bu parçanın çok küçük, hatta çoğu zaman toplamı neredeyse hiç etkilemeyecek kadar küçük olduğunu vurgular. Başka durumlara aktarılabilen a minuscule fraction of + isim yapısı; veri, para, zaman, nüfus veya başka bir bütünün çok küçük bir bölümünü anlatır.
Alıştırma
Cümleyi minuscule kullanan ve “bir şeyin son derece küçük bir bölümü” anlamına gelen dört kelimelik yapıyla tamamlayın: Although the archive has millions of files, damage affected only ____ them.
Cevabı göster
a minuscule fraction of
Space itself is expanding at an accelerating pace. Notlar
1:32Uzayın kendisi giderek artan bir hızla genişliyor.
Space itself: itself ile vurgu yapma
Space itself ifadesinde itself, vurguladığı ismin hemen arkasına gelen pekiştirici bir dönüşlülük zamiridir. Cümle, yalnızca galaksilere veya uzayın içindeki başka şeylere değil, genişleyen şey olarak uzayın kendisine odaklanır. Buradaki itself fiilin nesnesi değildir ve uzayın kendi üzerinde bir eylem gerçekleştirdiği anlamına gelmez. Itself çıkarılırsa cümle dil bilgisi açısından doğru kalır, ancak karşılaştırmalı vurgu kaybolur.
Alıştırma
Özneyi vurgulayan dönüşlülük zamiriyle cümleyi tamamlayın: The building ____ was undamaged, though the furniture inside was ruined.
Cevabı göster
itself
at an accelerating pace: giderek hızlanan bir tempoda
At an accelerating pace, giderek daha hızlı hâle gelen bir tempoda demektir. Pace bir şeyin gerçekleşme hızıdır; accelerating ise bu hızın hâlâ arttığını gösterir. Bu ifade büyüme, değişim, gelişme veya hareketteki bir eğilimi anlatır. Rapidly sözcüğünden daha fazla bilgi verir: süreç zaten hızlı olabilir, ancak temel fikir hızının artmaya devam etmesidir.
Alıştırma
Hangi cümle büyüme hızının kendisinin artmaya devam ettiğini ifade eder?
- Online sales are rising at a steady pace.
- Online sales are rising at an accelerated pace.
- Online sales are rising at an accelerating pace.
Cevabı göster
Online sales are rising at an accelerating pace.
so fast that ... may never reach us: derece, sonuç ve olasılık
so + sıfat veya zarf + that yapısı, aşırı bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so fast that, galaksilerin that ile başlayan yan cümledeki sonucu doğuracak kadar yüksek bir hızla uzaklaştığını anlatır. may never reach us ifadesinde may, sonucu kesin bir gerçek değil bir olasılık olarak sunar; never ise ışığın gelecekte bize ulaşacağı hiçbir zaman olmayabileceğini belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı so + sıfat/zarf + that + sonuç biçimindedir.
Alıştırma
Hangi cümle aşırı bir hızı olası bir sonuca doğru biçimde bağlıyor?
- The spacecraft is moving so fast because its signal may never reach Earth.
- The spacecraft is moving such fast that its signal may never reach Earth.
- The spacecraft is moving so fast that its signal may never reach Earth.
Cevabı göster
The spacecraft is moving so fast that its signal may never reach Earth.
Cümle başında karşıtlık bildiren Still,
Yeni bir cümlenin başında kullanılan Still, “buna rağmen” veya “yine de” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Biraz önce belirtilen sınırlamayı ya da sorunu kabul eder ve ardından gelen düşüncenin hâlâ geçerli olduğunu bildirir. Bu kullanım bilgiyi düzenler: önce bir engel ya da karşıt gerçek gelir; Still, sonrasında ise konuşanın korumak istediği ana düşünce yer alır.
Alıştırma
“The road is dangerous. Still, we need to continue.” cümlesinde Still, nasıl bir işlev görür?
- Yolun zaman içinde tehlikeli olmaya devam ettiğini söyler.
- Önceki konuyla tamamen ilgisiz bir konu başlatır.
- Önceki zorluğu kabul eder ve hâlâ geçerli olan bir düşünceyi sunar.
Cevabı göster
Önceki zorluğu kabul eder ve hâlâ geçerli olan bir düşünceyi sunar.
is intimately connected to those distant invisible galaxies. Kalıp ifadeler
1:46o uzak ve görünmez galaksilerle yakından bağlantılıdır.
is intimately connected to: derin ve sıkı bir ilişki
Bu cümlede is intimately connected to, “bir şeyle çok yakın ve önemli bir ilişkisi olmak” anlamına gelir. Intimately zarfı connected sözcüğünü güçlendirir: ilişki zayıf ya da rastlantısal değil, derindir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp A is intimately connected to B şeklindedir. A ile B arasındaki ilişkinin ne kadar sıkı olduğuna odaklanır; bir şeyin başka bir şeye fiziksel olarak bağlandığını anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “derin ve sıkı bir ilişkisi var” anlamındaki ders kalıbıyla tamamlayın: Access to clean water ____ public health.
Cevabı göster
is intimately connected to
We can think of them as part of our universe. Kalıp ifadeler
1:50Onları evrenimizin bir parçası olarak düşünebiliriz.
think of them as: A’yı B olarak görmek
think of + nesne + as + kimlik, kategori veya tanım yapısı, “nesneyi o şekilde görmek ya da anlamak” demektir. Bu cümlede them nesnedir, part of our universe ise ona verilen kategoridir. A’yı sınıflandırmak, açıklamak veya farklı bir açıdan yeniden ele almak için yararlı bir yol sunarken think of A as B kullanılır. Bu yapı, A’yı anlama biçimini anlatır; A’nın gerçekten B’ye dönüştüğünü söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle diyagramı sınıflandırmak için think of A as B yapısını kullanıyor?
- Think of this diagram as a map of the process.
- Think about this diagram before the meeting.
- Think of a map while you study the process.
Cevabı göster
Think of this diagram as a map of the process.
make up a single giant edifice: parçaların bir bütün oluşturması
Burada make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamındadır. They zamiri ayrı parçaları, a single giant edifice ise bu parçaların oluşturduğu bütünü belirtir. Bu, farklı durumlarda da kullanılabilen parts + make up + whole kalıbıdır. Edifice genellikle büyük ve görkemli bir bina demektir; ayrıca büyük ve düzenli bir yapıyı betimlemek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede make up, “bir bütünü oluşturmak” anlamına gelir?
- Five neighborhood teams make up the city league.
- The reporter made up a story.
- The friends made up after the argument.
Cevabı göster
Five neighborhood teams make up the city league.
obeying the same physical laws: fizik kurallarına uymak
Burada obeying the same physical laws, “aynı fizik kurallarına uygun davranmak” anlamına gelir. Bilimsel İngilizcede nesneler, parçacıklar ve sistemler gibi insan olmayan şeyler de obey a law ifadesinin öznesi olabilir. Buradaki laws, bir hükûmetin yaptığı yasaları değil, doğa ilkelerini belirtir. İfade, her şeyin aynı fizik kuralları altında tutarlı biçimde davrandığını söyler.
Alıştırma
Hangi cümle simülasyondaki her nesnenin aynı fizik kurallarına uygun davrandığını doğal biçimde anlatır?
- All objects in the simulation obey the same physical laws.
- All objects in the simulation obey to the same physical laws.
- All objects in the simulation command the same physical laws.
Cevabı göster
All objects in the simulation obey the same physical laws.
and all made from the same types of atoms, Kalıp ifadeler
1:56ve tamamen aynı tür atomlardan oluşan,
electrons, protons, quarks, neutrinos
1:58elektronlardan, protonlardan, kuarklardan, nötrinolardan;
made from the same types of atoms: kaynak ve bileşim
made from the same types of atoms ifadesindeki made from, bir şeyin hangi madde veya kaynaktan oluştuğunu belirtir. Bu ifade, daha önce sözü edilen her şeyin aynı temel yapı taşı türlerini paylaştığını anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be made from + malzeme, kaynak veya bileşendir. be özneye göre değişirken made geçmiş zaman ortacı olarak aynı kalır: is made from, are made from ve was made from.
Alıştırma
Cümleyi be made from kalıbıyla tamamlayın: These tiles are ____ recycled glass.
Cevabı göster
made from
However: tartışmada yön değişikliğini gösterme
However, bir konuşma veya metinde yön değişikliğini açıkça gösteren bir işarettir. Burada başlangıçta kullanılması, dinleyiciye sonraki düşüncenin az önce söylenenle karşıtlık kuracağını, onu sınırlayacağını veya tartışmayı başka bir yöne çevireceğini bildirir. Bir söylem bağlayıcısı olarak düşünceler arasındaki ilişkiyi düzenler. Sonraki ifadeyi basit bir devam gibi algılamayın; düşünce akışında değişiklik bekleyin.
Alıştırma
However yeni bir cümlenin başında kullanıldığında neyi gösterir?
- Sonraki düşünce öncekiyle karşıtlık kurar veya onu sınırlar.
- Konuşmacı nihai sonucu açıklamaktadır.
- Sonraki düşünce öncekini hiçbir değişiklik olmadan tekrarlar.
Cevabı göster
Sonraki düşünce öncekiyle karşıtlık kurar veya onu sınırlar.
including one called string theory, Kültür
2:05sicim teorisi adı verilen biri de dahil olmak üzere,
string theory: fizikte “sicim teorisi” terimi
Bu cümlede string theory, kuramsal fizikte yerleşik bir çerçevenin adı olan “sicim teorisi”dir. Bu çerçeve, doğanın en temel bileşenlerinin titreşen çok küçük sicimler olarak modellenebileceğini öne sürer; günlük hayattaki iplerle ilgili bir teori değildir. Bu bölümü anlamak için ek boyutlar ve başka evrenlerin var olma ihtimali gibi fikirlerin bu çerçeveyle bağlantılı olarak tartışılabildiğini bilmek yeterlidir. Terim, bilimsel tahminin kaynağını gösterir; bu fikirlerin kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
Bu fizik cümlesinde string theory neyi ifade ediyor?
- Madde ve kuvvetlerin temel doğasını açıklayan bir fizik çerçevesi
- Düğüm atmaya yönelik bir dizi talimat
- Sıradan bir ipin uzunluğunu ölçme yöntemi
Cevabı göster
Madde ve kuvvetlerin temel doğasını açıklayan bir fizik çerçevesi
are now telling us there could be countless other universes Dilbilgisi
2:07bize sayısız başka evren olabileceğini söylüyor,
there could be countless other universes: olası varlık
there could be countless other universes ifadesinde there, bir şeyin var olma ihtimalini ortaya koyan varlık yapısının parçasıdır; bir yeri göstermez. İfade, çok büyük sayıda başka evrenin var olabileceği anlamına gelir. Could, iddiayı kesin bir gerçek yerine bir ihtimal olarak sunar. Countless, kesin olarak ölçülmüş bir sayı değil, “sayılamayacak kadar çok” demektir.
Alıştırma
Bu temkinli ifadeyi could kullanarak tamamlayın: There ____ several explanations for the result, but we do not know which is correct.
Cevabı göster
could be
built on different types of particles Öbek fiiller
2:10farklı parçacık türleri üzerine inşa edilmiş,
with different properties obeying different laws. Kalıp ifadeler
2:12farklı yasalara uyan farklı özelliklere sahip.
be built on + temel: bir şeye dayanmak
Bu cümlede built on, “temelini bir şeyden alan” veya “altta yatan bir temele bağlı olan” anlamına gelir. Parçacıklar, üzerinde bir bina bulunan gerçek bir yüzey değildir; daha büyük sistemin dayandığı temel unsurlardır. Başka durumlarda da kullanılabilen be built on + isim kalıbı, bir sistemin, fikrin, planın veya ilişkinin temelini belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeye dayalı” anlamına gelen build on ifadesinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The safety plan is ____ clear evidence.
Cevabı göster
built on
Bilimsel İngilizcede obeying different laws
Burada obeying different laws, “farklı doğa yasalarına göre davranan” anlamına gelir. Obey, parçacıkların bilinçli olarak itaat etmeyi seçtiği anlamına gelmez; bilimsel İngilizcede doğal bir nesne veya sistem sık sık obey fiilinin öznesi olabilir. Daha uzun yapıda obeying, parçacıklara başka bir açıklama ekleyen bir -ing ortacıdır: parçacıkların farklı özellikleri vardır ve farklı yasalara uyarlar. Obey fiili laws sözcüğünü to olmadan doğrudan alır.
Alıştırma
İnsan olmayan bir şeyin doğa yasalarına uymasını obey ile doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Light obeys to the laws of physics.
- Light obeys the laws of physics.
- Light is obey the laws of physics.
Cevabı göster
Light obeys the laws of physics.
Most of these universes could never support life Kalıp ifadeler
2:15Bu evrenlerin çoğu yaşamı asla destekleyemezdi
could never support life: yaşam için gerekli koşullara sahip olmamak
Burada support life, “canlıların var olması ve yaşamını sürdürmesi için gereken koşulları sağlamak” demektir. Bilimsel bağlamda özne çoğunlukla yardım eden bir kişi değil; bir gezegen, ortam veya sistemdir. Could, bu evrenlerin fiziksel koşulları altındaki kapasiteyi anlatır; never ise bu kapasiteyi tamamen dışlar. Bu nedenle could never support life, bu evrenlerin yapıları gereği yaşamın ihtiyaç duyduğu koşullara sahip olamayacakları anlamına gelir.
Alıştırma
“Canlıların var olması için gereken koşulları sağlamak” anlamındaki vurgulanan bilimsel ifadeyle cümleyi tamamlayın: Scientists are testing whether this underground ocean can ____.
Cevabı göster
support life
and might flash in and out of existence in a nanosecond. Notlar
2:17ve bir nanosaniye içinde var olup yok olabilirlerdi.
flash in and out of existence: kısa süreliğine ortaya çıkıp yok olmak
Burada flash, çok ani ve kısa bir şekilde gerçekleşmek veya görünmek anlamındaki bir fiildir. Mutlaka ışığı anlatmaz. In and out of existence, varoluşu bir şeyin girip çıkabileceği bir durum gibi ele alır. Flash in and out of existence ifadesi bütünüyle, son derece kısa bir süreliğine ortaya çıkıp ardından yok olmak anlamına gelir.
Alıştırma
“The image flashed in and out of existence” cümlesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Görüntü iki konum arasında ileri geri hareket etti.
- Görüntü parlak bir ışık yaydı ama yerinde kaldı.
- Görüntü bir anlığına ortaya çıktı ve sonra kayboldu.
Cevabı göster
Görüntü bir anlığına ortaya çıktı ve sonra kayboldu.
in a nanosecond: saniyenin milyarda biri ya da neredeyse anında
İngilizcede nanosecond, “nanosaniye”, yani saniyenin milyarda biri demektir. Burada in a nanosecond son derece kısa bir süreyi anlatır ve bilimsel bir ölçek hissini korur. Günlük konuşmada aynı ifade, kesin bir ölçümden çok “neredeyse anında” anlamına gelen bir abartı olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
in a nanosecond ifadesinin doğru açıklaması hangisidir?
- Her zaman tam bir saniye anlamına gelir.
- Yalnızca biraz sonra anlamına gelir ve hiçbir zaman kesin bir birim değildir.
- Bilimde saniyenin milyarda biri, günlük konuşmada ise neredeyse anında anlamına gelebilir.
Cevabı göster
Bilimde saniyenin milyarda biri, günlük konuşmada ise neredeyse anında anlamına gelebilir.
But nonetheless: bir sınırlamadan sonuca geçmek
But nonetheless, bir sınırlamayı veya karşıt bir gerçeği kabul edip sonraki sonucun yine de geçerli olduğunu bildiren bir geçiş ifadesidir. Anlamı yaklaşık olarak “ama yine de” şeklindedir. But zaten karşıtlık bildirir; nonetheless ise “buna rağmen” düşüncesini güçlendirir. Birlikte kullanıldıklarında geçişi özellikle açık hâle getirir ve dinleyiciyi konuşanın ana savına geri yönlendirirler.
Alıştırma
Bu geçişte But nonetheless neyi belirtir?
- Sonraki ifade, önceki noktanın doğrudan nedenini verir.
- Konuşan kişi önceki noktadaki bir terimi tanımlamak üzeredir.
- Önceki sınırlama kabul edilir, ancak sonraki sonuç yine de geçerlidir.
Cevabı göster
Önceki sınırlama kabul edilir, ancak sonraki sonuç yine de geçerlidir.
they make up a vast multiverse of possible universes Kültür
2:22olası evrenlerden oluşan devasa bir çoklu evren oluşturuyorlar;
vast multiverse of possible universes: varsayımsal bir evrenler bütünü
Multiverse, yani çoklu evren, birbirinden farklı birçok evreni içeren varsayımsal bir bütündür. Bu ifadede possible universes, bir teorinin olasılık olarak izin verdiği evrenleri anlatır; ifade bunların hepsinin gözlemlendiğini söylemez. Vast, multiverse sözcüğünü niteler ve bu bütünün büyüklüğünün ya da kapsamının olağanüstü olduğunu vurgular. İsim grubunun tamamını, teorik olarak mümkün evrenlerden oluşan çok büyük bir bütün olarak anlayın.
Alıştırma
Bu cümlede vast multiverse of possible universes ne anlama geliyor?
- Şimdiye kadar tamamen gözlemlenmiş tek evren
- Olasılık olarak kabul edilen evrenlerden oluşan varsayımsal ve devasa bir bütün
- Tek bir evrenin içindeki bütün galaksiler
Cevabı göster
Olasılık olarak kabul edilen evrenlerden oluşan varsayımsal ve devasa bir bütün
in up to eleven dimensions: üst sınır belirtmek
Up to eleven, on biri üst sınır olarak belirler: boyut sayısı on bir veya daha az olabilir, ancak bu ifade sayının mutlaka tam olarak on bir olduğu anlamına gelmez. Buradaki in, evrenleri onları tanımlamakta kullanılan boyutsal çerçevenin içine yerleştirir. Dimensions, fizikte bir modeldeki bağımsız yönleri veya koordinatları anlatır; yalnızca günlük hayattaki uzunluk, genişlik ve yükseklik ölçülerini ifade etmez.
Alıştırma
En yüksek değeri ifade etmek için cümleyi up to ve 50 sayısının İngilizce yazılışıyla tamamlayın: The room can hold ____ people.
Cevabı göster
up to fifty
featuring wonders beyond our wildest imagination. Deyimler
2:27ve en çılgın hayal gücümüzün bile ötesinde harikalar barındıran.
beyond our wildest imagination: hayal edebileceğimizin de ötesinde
Beyond our wildest imagination, bir şeyin en cesur fikirlerimizin bile tasarlayabileceğinden daha şaşırtıcı veya olağanüstü olduğunu anlatır. Burada wildest, doğayla ilgili bir anlam değil, en cesur ve sınırsız anlamını taşır. beyond + bir sınır kalıbı, bir şeyin o sınırı aştığını belirtir. imagination ile kullanıldığında ölçülebilir bir karşılaştırmadan çok güçlü bir hayranlık ve şaşkınlık ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle beyond our wildest imagination ifadesinin anlamına en uygundur?
- Vahşi hayvanlarla dolu bir yerde bulundu.
- En cesur hayallerimizde bile düşünebildiğimizden daha şaşırtıcıydı.
- Tam da beklendiği kadar sıradan ve tahmin edilebilirdi.
Cevabı göster
En cesur hayallerimizde bile düşünebildiğimizden daha şaşırtıcıydı.
And the leading version of string theory predicts a multiverse Kelime
2:31Ve sicim teorisinin önde gelen bir versiyonu bir çoklu evren öngörüyor;
the leading version of string theory ifadesinde leading
the leading version of string theory ifadesinde leading, bu versiyonu tartışılan versiyonlar arasında en belirgin veya etkili olan olarak sunar. Sözcük fiziksel bir hareketi değil, o versiyonun alandaki konumunu veya statüsünü anlatır. Leading tek başına en yeni anlamına gelmez ve bu versiyonun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu akademik bağlamda the leading version büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Şu anda en belirgin konuma veya etkiye sahip versiyon
- İnsanlara veya nesnelere fiziksel olarak yol gösteren versiyon
- En yakın zamanda geliştirilmiş veya yayımlanmış versiyon
Cevabı göster
Şu anda en belirgin konuma veya etkiye sahip versiyon
up to 10 to the 500 universes: üst sınır belirten bir üs
Burada 10 to the 500, 10'un 500. kuvveti, yani her biri 10 olan 500 çarpanın çarpımı demektir. Bu bir üs ifadesidir; “10 çarpı 500” değildir. up to bir üst sınır belirtir. Dolayısıyla teori, evren sayısının bu dev değerden fazla olmayabileceğini söyler; sayının kesinlikle buna eşit olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede “up to 10 to the 500 universes” ne anlama geliyor?
- Sayı, 10 üzeri 500'e kadar çıkabilir.
- Sayı en az 10 üzeri 500'dür.
- Tam olarak 500 evren vardır.
Cevabı göster
Sayı, 10 üzeri 500'e kadar çıkabilir.
one followed by 500 zeros: sade dille yeniden açıklama
one followed by 500 zeros ifadesi, sayının ondalık gösterimde nasıl göründüğünü anlatarak 10 to the 500 ifadesini sade bir dille yeniden açıklar. Yeni bir iddia eklemeden dev üssü gözde canlandırmayı kolaylaştırır. followed by yapısında ilk öğe ikinciden önce gelir. Burada önce 1 yazılır, ardından 500 sıfır yerleştirilir. Bu “teknik ifade, ardından sade bir yeniden açıklama” düzeni açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Bir milyonu açıklamak için aynı sıralama yapısını kullanın: A million is a one ____ six zeros.
Cevabı göster
followed by
in our observable universe had its own universe Kelime
2:43gözlemlenebilir evrenimizde kendi evrenine sahip olsaydı
observable universe: terimin içerdiği sınır
Observable universe, ışık gibi bilgilerin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölgedir. Sınırı; evrenin sonlu yaşı, ışık hızı ve kozmik genişleme gibi fiziksel kısıtlamalardan kaynaklanır. Observable, çıplak gözle görülebilen anlamına gelmez ve bu terim söz konusu bölgenin evrenin tamamı olduğunu ileri sürmez. Bu kesitte, sayılan atomları gözlemlenebilir bölgenin içindekilerle sınırlar.
Alıştırma
Observable universe terimini en iyi hangi ifade tanımlar?
- Yalnızca bu gece çıplak gözle görülebilen nesneler.
- Ötesinde başka bir bölgenin bulunması mümkün olmayan, var olan her şey.
- Bilginin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölge.
Cevabı göster
Bilginin ilke olarak bize ulaşmaya zaman bulduğu bölge.
you'd still be at a tiny fraction of the total, Dilbilgisi
2:54hala toplamın küçücük bir kısmında olurdunuz,
A number so vast that: so ... that sonuç kalıbı
So + sıfat + that, aşırı bir dereceyi belirtir ve bu derecenin sonucunu ya da ne kadar aşırı olduğunu gösteren bir durumu tanıtır. A number so vast that ifadesinde vast, number sözcüğünü niteler; that ise sayının ölçeğini açıklayan uzun bölümü başlatır. That ile başlayan yan cümlede if varsayımsal bir koşul, you'd still ise bu koşulda bile ortaya çıkacak sonucu tanıtır. Cümleyi takip etmek için şu çerçeveyi aklınızda tutun: a number so vast that, even if ..., you'd still ... .
Alıştırma
Vast sözcüğünü ve so + sıfat + that kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The desert was ____ the expedition used a plane to cross it.
Cevabı göster
so vast that
you'd still be at a tiny fraction of the total: o durumda bile çok küçük bir bölüm
Burada you'd, you would anlamına gelir ve varsayılan bir tekrarın sonucunu belirtir. Ardından fiilin yalın hâli olan be geldiği için 'd burada had anlamına gelemez. Still, iki ek döngüye rağmen sonucun değişmediğini gösterir. would still + fiilin yalın hâli kalıbı çoğunlukla “varsayılan o durumda bile sonuç değişmezdi” anlamına gelir. a tiny fraction of the total, bütünün çok küçük bir kısmı demektir.
Alıştırma
you'd still be at a tiny fraction of the total ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Ek döngüler miktarı toplamla tam olarak eşit hâle getirirdi.
- Miktar, döngülerden önce zaten toplamı aşmıştı.
- Varsayılan ek döngülerden sonra bile miktar, toplamın çok küçük bir kısmı olarak kalırdı.
Cevabı göster
Varsayılan ek döngülerden sonra bile miktar, toplamın çok küçük bir kısmı olarak kalırdı.
namely 1 trillion trillion trillion trillion trillion... trillionth. Anlatım akışı
2:57yani trilyon trilyon trilyon trilyon trilyon... trilyonda birinde.
namely: kesin bir açıklama getirmek
Namely, dinleyiciye ardından gelen sözlerin daha genel bir ifadenin tam içeriğini verdiğini bildirir. Burada uzun sayı ifadesi, daha önce sözü edilen çok küçük oranın tam olarak ne olduğunu belirtir. Bilgiyi genelden özele doğru düzenler: önce geniş bir açıklama, sonra da onun kesin tanımı gelir. Sayının yalnızca olası örneklerden biri olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Kesin yeri belirtmek için cümleyi namely ile tamamlayın: The committee chose one venue, ____ the city library.
Cevabı göster
namely
But even that number is minuscule compared to another number, Kalıp ifadeler
3:07Ancak bu sayı bile başka bir sayıyla kıyaslandığında küçücük kalır:
minuscule compared to: daha büyük bir ölçekte son derece küçük
Minuscule, “son derece küçük” demektir ve yalnızca small demekten çok daha güçlüdür. Compared to, karşılaştırmanın ölçeğini belirleyen şeyi tanıtır. A is minuscule compared to B yapısında A tek başına küçük olmayabilir; B'ye göre değerlendirildiğinde neredeyse önemsiz görünür. Bu ifade çok büyük bir farkı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The setup fee is ____ the total project budget.
Cevabı göster
minuscule compared to
Some physicists think the space-time continuum is literally infinite Notlar
3:14Bazı fizikçiler uzay-zaman sürekliliğinin tam anlamıyla sonsuz olduğunu düşünüyor
space-time continuum: tek bir çerçeve olarak uzay ve zaman
Space-time continuum, uzayın üç boyutu ile zaman boyutunun birlikte ele alındığı tek bir çerçeveyi anlatan fizik terimidir. Olaylar hem nerede hem de ne zaman gerçekleştiğine göre tanımlanır. Continuum, bu çerçeveyi ayrı parçalar yerine kesintisiz bir bütün olarak sunar. Bu cümlede ifadenin tamamı is literally infinite bölümünün öznesidir; ifade uzay-zamanın ne kadar genişlediğiyle ilgilidir.
Alıştırma
Fizikte space-time continuum ne anlama gelir?
- Gezegenler arası yolculuk için bir program
- Yıldızlar arasındaki boş bir bölge
- Uzay ile zamanı birleştiren tek bir çerçeve
Cevabı göster
Uzay ile zamanı birleştiren tek bir çerçeve
literally infinite: kesin anlamıyla sonsuz
Burada literally, infinite sözcüğünün kesin anlamıyla, yani sonlu bir bitişi veya sınırı olmaması şeklinde anlaşılması gerektiğini gösterir. Fizikçiler uzay-zamanın yalnızca aşırı büyük olduğunu söylemiyor. Bilimsel bir açıklamada literally, mecazi veya abartılı bir yorumu engelleyebilir. Ardından gelen tanımın teori içindeki kesin bir iddia olarak sunulduğunu belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede literally infinite ne anlama geliyor?
- Çok büyüktür ama kesinlikle sonludur.
- Konuşan kişi şaka yaptığı için büyük görünür.
- Yalnızca aşırı büyük değil, kesin anlamıyla sonsuzdur.
Cevabı göster
Yalnızca aşırı büyük değil, kesin anlamıyla sonsuzdur.
and that it contains an infinite number of so-called pocket universes Kelime
3:17ve cep evrenleri adı verilen sonsuz sayıda evren içerdiğini,
so-called pocket universes: teknik bir adı tanıtma
So-called, pocket universes ifadesinin söz konusu nesneler için insanların kullandığı bir ad olduğunu gösterir. Bu açıklayıcı bağlamda, dinleyiciye yabancı olabilecek bir terimi tanıtır; otomatik olarak şüphe veya alay ifade etmez. Pocket universe, daha büyük bir yapı içinde benzer diğer bölgelerden görece ayrı olan evren benzeri bir bölgeye verilen teorik bir terimdir. Pocket, çevrelenmiş veya ayrı bir bölgeyi anlatan mecazdır; evrenin bir giysi cebine sığabileceği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “yaygın olarak bu ad verilen” anlamındaki kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: Researchers studied ____ rogue planets, the accepted name for planets that do not orbit a star.
Cevabı göster
so-called
varying properties: birbirinden farklı özellikler
Burada varying, properties sözcüğünü niteler. Anlatılan şeylerin birbirinden farklı özelliklere sahip olabileceğini belirtir; bilimsel anlatımda “hepsi aynı olmayan özellikler” demenin kısa ve nispeten resmî bir yoludur. Varying, farklı koşullardaki değişimi de anlatabilir; ancak bu parça, söz konusu grup içindeki farklılığa odaklanır. Tek başına, bir nesnenin özelliklerinin zamanla değiştiğini kanıtlamaz.
Alıştırma
Bu bilimsel açıklamayı iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The materials have ____, so each one reacts differently to heat.
Cevabı göster
varying properties
How's your brain doing?: şakacı bir durum kontrolü
Burada How's your brain doing? gerçek anlamda tıbbi bir rapor istemez. Zor veya bilgi yoğun bir bölümden sonra konuşmacı, dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip zihinsel olarak işleyip işleyemediğini şakacı bir biçimde sorar. Soru “beyniniz” diye seslenerek mizah katar ve kısa bir ara yaratır. Ayrıca dinleyiciyi konuşmaya dahil eder ve konuşmacının konunun zihni yorabileceğini bildiğini gösterir.
Alıştırma
Bir öğretmen zor bir fikri açıkladıktan sonra gülümseyip How's your brain doing? diye soruyor. Bu kullanım uygun mudur?
- Hayır. Bu soru yalnızca tanısı konmuş bir beyin hastalığı hakkında sorulurken uygundur.
- Evet. Dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip edemediğini şakacı biçimde kontrol eder.
Cevabı göster
Evet. Dinleyicilerin hâlâ konuyu takip edip edemediğini şakacı biçimde kontrol eder.
But quantum theory adds a whole new wrinkle. Deyimler
3:24Ancak kuantum teorisi işe yepyeni bir karmaşa katıyor.
adds a whole new wrinkle: tamamen yeni bir karmaşıklık eklemek
Burada adds a whole new wrinkle, tamamen yeni bir karmaşıklık ya da sorun ortaya çıkarmak demektir. Wrinkle mecazidir; ciltteki veya kumaştaki kırışıklık anlamına gelmez. add a wrinkle to something kalıbı, yeni bir bilginin bir durumu anlamayı, planlamayı veya çözmeyi zorlaştırdığını anlatmak için kullanılır. Whole new, bu karmaşıklığın durumu önemli ölçüde değiştirdiğini vurgular.
Alıştırma
Wrinkle sözcüğünün yeni bir karmaşıklık anlamına geldiği cümleyi seçin.
- He noticed a wrinkle beside his eye.
- The delayed permit adds another wrinkle to our building plans.
- She ironed out a wrinkle in her shirt.
Cevabı göster
The delayed permit adds another wrinkle to our building plans.
the theory's been proven true beyond all doubt, Kalıp ifadeler
3:27teorinin doğruluğu şüphesiz bir şekilde kanıtlandı,
been proven true beyond all doubt: hiçbir kuşku kalmadan doğruluğu kanıtlanmış
Çevresindeki sözcüklerle birlikte the theory's been, the theory has been ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Has been proven true, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır: kanıtı kimin sunduğuna değil, şu ana kadar ulaşılan sonuca odaklanır. Beyond all doubt, hiçbir kuşkunun kalmadığını belirten mutlak bir kesinlik iddiası ekler. İfade bir bütün olarak teorinin tam bir kesinlikle doğru olduğunun kanıtlandığını söyler; bu, teorinin güçlü biçimde desteklendiğini söylemekten çok daha güçlüdür.
Alıştırma
Hangi açıklama has been proven true beyond all doubt ifadesindeki kesinlik derecesine uyar?
- Kanıtlar iddiayı güçlü biçimde destekliyor, ancak hâlâ biraz belirsizlik var.
- İddianın doğru olduğu, hiçbir kuşku kalmayacak şekilde ortaya konmuştur.
- Kanıtlar, iddianın doğru olabileceğini düşündürüyor.
Cevabı göster
İddianın doğru olduğu, hiçbir kuşku kalmayacak şekilde ortaya konmuştur.
Interpreting it is baffling: özne görevindeki -ing öbeği
Interpreting it bir -ing öbeğidir: interpreting, isim gibi kullanılan -ing biçimidir; it ise interpreting fiilinin nesnesidir. Öbeğin tamamı bir etkinliği adlandırır ve is fiilinin öznesi olur. Bu etkinlik tek bir şey olarak görüldüğü için fiil tekil biçimde, yani is olarak kullanılır: is baffling. Aktarılabilir kalıp Doing something + be fiilinin tekil biçimi + sıfat şeklindedir; örneğin Reading small print is difficult.
Alıştırma
Cümleyi read fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ small print is difficult.
Cevabı göster
Reading
And some physicists think you can only un-baffle it Dilbilgisi
3:31Ve bazı fizikçiler bu kafa karışıklığını ancak şu şekilde çözebileceğinizi düşünüyor:
if you imagine that huge numbers of parallel universes Kelime
3:34devasa sayılarda paralel evrenlerin
only un-baffle it if: gerekli koşul ve esprili sözcük türetimi
can only un-baffle it if ... yapısında only, sonucu if yan tümcesindeki koşulla sınırlar. Çok büyük sayıda paralel evren hayal etmek, fikri anlaşılır kılmak için gerekli bir koşul olarak sunulur; cümle bu koşulun tek başına sonucu garanti ettiğini söylemez. Un-baffle, un- ve baffle öğelerinden esprili biçimde türetilmiş geçici bir fiildir. Burada un-, şaşkınlık durumunu tersine çevirmeyi anlatır; bu nedenle un-baffle it kabaca “onu kafa karıştırıcı olmaktan çıkarmak” ya da “onu anlamlandırmak” demektir.
Alıştırma
Giriş kuralını only ... if ile tamamlayın: You can ____ enter the lab ____ a teacher is present.
Cevabı göster
only · if
huge numbers of parallel universes: çok büyük sayıda paralel evren
Bu cümlede parallel universes, bizim evrenimizle birlikte var olduğu hayal edilen başka bütün evrenler anlamına gelir. Parallel, ayrı gerçeklikler olarak bir arada var olmalarını anlatır; geometrik çizgileri ifade etmez. huge numbers of, çok büyük sayıda demektir. Burada universe sayılabilen bir isim olduğu için çoğul biçim universes kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede huge numbers of parallel universes ne anlama geliyor?
- Bizim evrenimizin içindeki uzak bir bölge
- Uzaydan geçen çok sayıda geometrik çizgi
- Bir arada var olduğu hayal edilen çok büyük sayıda ayrı evren
Cevabı göster
Bir arada var olduğu hayal edilen çok büyük sayıda ayrı evren
are being spawned every moment: şimdiki zamanda edilgen yapı
are being spawned, are + being + geçmiş zaman ortacı yapısındaki şimdiki zaman edilgenidir. Çoğul özne eyleme maruz kalır ve bu yapı, yaratılma olayını şu anda gerçekleşen ya da devam eden bir süreç olarak sunar. every moment, sürekli yaratılma fikrini güçlendirir. Burada spawn mecazidir ve üretmek ya da var etmek anlamına gelir; çoğu zaman pek çok yeni şeyin ortaya çıktığına dair canlı bir his verir.
Alıştırma
Şimdiki zamanda edilgen cümleyi build ile tamamlayın: Right now, new homes ____ across the city.
Cevabı göster
are being built
And many of these universes would actually be very like the world we're in, Kelime
3:39Ve bu evrenlerin birçoğu aslında içinde bulunduğumuz dünyaya çok benzerdi,
very like the world we're in: “benzer” anlamındaki like
very like the world we're in ifadesindeki like, “hoşlanmak” değil, “benzer olmak” anlamındadır. Bağ fiili be'den sonra gelir ve karşılaştırılan şeyi, yani the world we're in ifadesini tanıtır. Very benzerliğin derecesini güçlendirir. The world we're in, “içinde bulunduğumuz dünya” demektir. Bu yapı the world that/which we are in biçiminin, in'in nesnesi olan that veya which ilgi zamiri atılmış hâlidir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp be like + isim öbeğidir ve bir şeyi başka bir şeyle doğrudan karşılaştırır.
Alıştırma
Günümüz Amerikan İngilizcesinde bir yerin başka bir yere çok benzediğini en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- This village is very much like the one where I grew up.
- This village is very alike the one where I grew up.
- This village very likes the one where I grew up.
Cevabı göster
This village is very much like the one where I grew up.
multiple copies of you: bir kişinin farklı sürümleri anlamındaki copies
Burada copies, birbirinden ayrı kopyalar veya sürümler anlamına gelen sayılabilir bir isimdir. Multiple copies of you, aynı kişinin birden fazla sürümü olduğu ve her sürümün “sana” karşılık geldiği anlamına gelir. Of you ifadesi, kopyaların neyi yeniden oluşturduğunu belirtir. Bu kullanım, copy sözcüğünü belgelerin, dosyaların veya nesnelerin kopyalarından bilim kurgu ortamındaki insanlara genişletir. Sana ait fotoğraflar veya belgeler anlamına gelmez.
Alıştırma
Paralel evren bağlamında multiple copies of you ne anlama gelir?
- Sana ait birkaç fotoğraf
- Senin için basılmış birkaç belge
- Aynı kişinin birbirinden ayrı birkaç sürümü
Cevabı göster
Aynı kişinin birbirinden ayrı birkaç sürümü
In one such universe: varsayımsal bir dalı tanıtmak
Burada one such universe, daha önce sözü edilen türden bir evren demektir. Such bilinen bu türe gönderme yaparken one o türün tek bir üyesini seçer; böylece türü yeniden açıklamak gerekmez. Başta yer alan In one such universe, ardından gelen bilgi için çerçeveyi kurar. Varsayımsal bir dalı açar ve okuru başka bir evren ya da senaryoyla yapılabilecek karşılaştırmaya hazırlar.
Alıştırma
In one such universe burada bilgiyi düzenleme açısından hangi görevi üstleniyor?
- Konuyu önceki anlatımla ilgisiz bir evrene geçirir.
- Yalnızca bir evrenin mümkün olduğunu söyler.
- Daha önce belirlenmiş bir evren türünden bir örnek sunar.
Cevabı göster
Daha önce belirlenmiş bir evren türünden bir örnek sunar.
you'd graduate with honors and marry the person of your dreams. Notlar
3:46onur derecesiyle mezun olur ve hayallerinizin insanıyla evlenirdiniz.
graduate with honors: mezuniyette akademik üstünlük derecesi
graduate with honors ifadesinde with honors, eğitim alanındaki yerleşik bir kalıbın parçasıdır. Bir kişinin genellikle yüksek akademik başarısı nedeniyle resmî bir akademik üstünlük derecesiyle mezun olması anlamına gelir; kelimesi kelimesine “onuru yanında taşıyarak mezun olmak” demek değildir. Onur derecelerinin kesin koşulları ve adları okula ve eğitim sistemine göre değişir. Bu cümlede ifade yalnızca hayal edilen mezuniyetin tanınmış bir akademik başarı içereceğini anlatır; belirli bir sıralama ya da onur düzeyi belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak with honors ifadesini kullanarak tamamlayın: Maya hopes to graduate ____ next spring.
Cevabı göster
with honors
the person of your dreams: ideal partner
The person of your dreams, ideal romantik partnerin veya hayat arkadaşın olarak hayal ettiğin kişiyi ifade eder. Buradaki dreams, uykuda görülen gerçek rüyalar değil, umutlar ve istekler anlamındadır. the + isim + of your dreams kalıbı, birini ya da bir şeyi her zaman istediğin ideal kişi veya şey olarak sunar. Örneğin the job of your dreams veya the home of your dreams denebilir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyi kullanıp your yerine her yazarak cümleyi tamamlayın: After years of searching, Maya finally met ____.
Cevabı göster
the person of her dreams
In another, not so much: karşıtlık kuran eksiltme
In another ifadesinde, bağlamın zaten açık hâle getirdiği bir isim veya daha uzun bir ifade atılır; örneğin başka bir durum, senaryo veya sürüm kastedilebilir. Buna eksiltme denir: eksik bilgi önceki sözlerden tamamlanır. Not so much da önceki olumlu ifadeyi tekrar etmekten kaçınır. Diğer durumda aynı iyi sonucun geçerli olmadığını veya çok daha düşük ölçüde geçerli olduğunu anlatır. Çok kısa bitiş, ölçülü ve çoğu zaman mizahi bir karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Hangi örnek aynı eksiltme ve karşıtlık kalıbını doğal biçimde kullanıyor?
- Not so much traffic uses the first route.
- The first route is quick. The other, not so much.
- The first route is quick. The other route is quick too.
Cevabı göster
The first route is quick. The other, not so much.
there are still some scientists who would say hogwash. Kelime
3:53buna hala zırva diyecek bazı bilim insanları var.
would say hogwash: bir fikri saçmalık diye reddetmek
Hogwash, “saçmalık” veya “inanmaya değmez bir iddia” anlamına gelen, gündelik ve oldukça küçümseyici bir sözcüktür. Bu cümlede bazı bilim insanları söz konusu fikre aslında “Hogwash!” diyerek tepki verecektir. Yalnızca aynı fikirde olmadıklarını söylemiyor, fikri saçma bularak reddediyorlar. Would say, bu bilim insanlarının tam o anda söyledikleri sözleri değil, verecekleri muhtemel veya tipik tepkiyi anlatır.
Alıştırma
hogwash kullanımını değerlendirin: Resmî bir toplantıda bir iş arkadaşınıza “Your proposal is hogwash.” diyorsunuz. Bu, kibar ve tarafsız bir itiraz biçimi midir?
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
The only ... answer to the question of ... is ...: uzun cümle kalıbı
Cümle, The only meaningful answer ... is one temel kalıbı üzerine kuruludur. Tam özne The only meaningful answer to the question of how many universes there are bölümüdür; one ise cevabı vererek ifadeyi tamamlar. to the question ifadesi, cevabın hangi soruya ait olduğunu gösterir. of sonrasındaki how many universes there are, sorunun içeriğini verir. Daha büyük bir cümlenin içine yerleştirildiği için doğrudan soru sırası are there yerine düz cümle sırası there are kullanılır. Bu kalıbı The only + adjective + answer to the question of + embedded question + is + answer şeklinde yeniden kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Kalıbı ve cümle içine yerleştirilen sorunun sözcük sırasını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The only reasonable answer of the question how many there seats are is fifty.
- The only reasonable answer to the question of how many seats there are is fifty.
- The only reasonable answer to the question of how many seats are there is fifty.
Cevabı göster
The only reasonable answer to the question of how many seats there are is fifty.
might argue that even our own universe is an illusion. Notlar
4:05kendi evrenimizin bile bir illüzyon olduğunu iddia edebilir.
might argue that: gerekçeli bir görüşü temkinli biçimde aktarmak
argue that + yan cümle yapısında argue, genellikle gerekçelerle bir görüş öne sürmek anlamına gelir; biriyle kavga etmek anlamına gelmez. That ile başlayan yan cümle, bu görüşün içeriğini belirtir. Might, görüşün aktarımını temkinli hâle getirir. Konuşmacı bunu bazı filozof ve mistiklerin savunabileceği bir görüş olarak sunar; hepsinin böyle düşündüğünü iddia etmez veya kendisinin aynı görüşte olduğunu göstermez.
Alıştırma
Bu cümlede might argue that ne işlev görüyor?
- Bazı insanların gerekçelerle destekleyebileceği bir görüşü temkinli biçimde sunar.
- İnsanların öfkeyle kavga ettiğini anlatır.
- Her filozofun bu görüşü kesinlikle kabul ettiğini bildirir.
Cevabı göster
Bazı insanların gerekçelerle destekleyebileceği bir görüşü temkinli biçimde sunar.
even our own universe is an illusion: gerçeklik hakkında felsefi bir iddia
Burada illusion, basit bir görsel aldanmayı değil, felsefi veya metafizik bir düşünceyi ifade eder. Deneyimlediğimiz gerçekliğin, evrenin kendisi de dâhil olmak üzere, temel veya nihai anlamda gerçek olmayabileceği anlamına gelir. Even, our own universe ifadesini şaşırtıcı uç nokta olarak vurgular. Cümle, bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçeği değil, olası bir felsefi veya mistik görüşü sunar.
Alıştırma
Burada even our own universe is an illusion ifadesine hangi yorum uyar?
- Evrenin içinde yanıltıcı tek bir görüntü vardır.
- Deneyimlediğimiz gerçeklik nihai anlamda gerçek olmayabilir.
- Herkes geçici olarak aynı görme sorununu yaşamaktadır.
Cevabı göster
Deneyimlediğimiz gerçeklik nihai anlamda gerçek olmayabilir.
So as you can see: kanıtlardan sonuca geçmek
So, sıradaki ifadenin bir sonuç olarak sunulduğunu belirtir. As you can see ise dinleyicileri daha önce sunulan örneklere, gerçeklere veya açıklamaya yönlendirir. So as you can see bir bütün olarak önceki kanıt bölümünü kapatır ve dinleyiciyi bir özete ya da sonuca götürür. Buradaki see sözcüğü mutlaka gerçek anlamda görmek değildir; 'az önce gösterilen veya açıklanan şeyden anlamak' anlamına da gelebilir.
Alıştırma
Bir konuşmada So as you can see ifadesinin temel düzenleyici işlevi nedir?
- Önceki kanıtlardan bir özete veya sonuca geçer.
- Önceki söylenenlerle bağlantısı olmayan yeni bir konu başlatır.
- Dinleyiciden yakındaki fiziksel bir nesneye bakmasını ister.
Cevabı göster
Önceki kanıtlardan bir özete veya sonuca geçer.
right now there is no agreement on this question, Kalıp ifadeler
4:10şu anda bu soru üzerinde bir fikir birliği yok,
there is no agreement on this question: bir konunun hâlâ çözümsüz olduğunu belirtmek
There is no agreement on this question, insanların konu hakkında ortak bir tutuma ya da yanıta ulaşmadığı anlamına gelir. Bu, herkesin mutlaka tartıştığı anlamına gelmez; yalnızca birden fazla görüş varlığını sürdürüyor olabilir. agreement on + issue yapısında on, tartışılan konuyu belirtir. there is no ... yapısı, uzlaşmanın bulunmamasını odağa alır.
Alıştırma
Tartışılan konuyu belirtmek için agreement sözcüğünü bir edatla doğru kullanan cümleyi seçin.
- There is no agreement on the cause of the delay.
- There is no agreement with the cause of the delay.
- There is no agree on the cause of the delay.
Cevabı göster
There is no agreement on the cause of the delay.
not even close: hedefe yakın olmayı güçlü biçimde reddetme
Not even close, güçlü ve gündelik bir olumsuz ifadedir. Bir cevabın, tahminin, sonucun veya durumun doğru olmaktan ya da ilgili hedefe ulaşmaktan çok uzak olduğunu; yalnızca biraz eksik olmadığını anlatır. Tek başına kısa bir ek yanıt olarak kullanıldığında hedefin ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Even olumsuzluğu güçlendirir: bir şeyin en azından yakın olduğu yönündeki daha zayıf iddia bile reddedilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “The box weighs ten kilograms.” diye tahminde bulunuyor. Siz “Not even close.” diye yanıt veriyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz?
- Tahmin doğru olmaktan çok uzak.
- Tahmin tamamen doğru.
- Tahmin yalnızca biraz yanlış.
Cevabı göster
Tahmin doğru olmaktan çok uzak.
All we know is the answer is somewhere between zero and infinity. Kalıp ifadeler
4:14Tek bildiğimiz, cevabın sıfır ile sonsuzluk arasında bir yerde olduğu.
somewhere between zero and infinity: belirsiz bir aralık
Somewhere between A and B, bilinmeyen bir değeri veya konumu A ve B ile sınırlanan bir aralığa yerleştirir. Somewhere tam noktayı belirsizleştirir; gerçek bir fiziksel yeri belirtmek zorunda değildir. Burada zero ve infinity son derece geniş bir aralık oluşturur. Cümle bilgi veriyor gibi görünür, ancak aralık pratikte neredeyse hiçbir sınır koymaz. Böylece ne kadar az şey bilindiğini mizahi biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi somewhere between ile tamamlayın: The repair will cost ____ fifty and eighty dollars.
Cevabı göster
somewhere between
I guess we know one other thing: tonu yumuşatıp son bir nokta eklemek
Burada I guess konuşmacının tutumunu gösterir: we know ifadesini daha az kesin ve iddialı hâle getirir; bilinmeyen bir cevabı gerçekten tahmin etmekten çok “sanırım” anlamına yakındır. Konuşmacı bu noktayı yine de bilinen bir şey olarak sunar, ancak rahat ve biraz temkinli bir ton kullanır. one other thing, önceki bilgilerden sonra bir madde daha eklendiğini gösterir. Böylece tüm cümle, ek bir sonuca ve muhtemelen son noktaya yumuşak bir geçiş yapar.
Alıştırma
Hangi cümle tamamen kesin görünmeden bir sonuç daha nazikçe ekler?
- We absolutely know the whole story.
- I have no idea what else is true.
- I guess we know one other thing.
Cevabı göster
I guess we know one other thing.
This is a pretty cool time to be studying physics. Dilbilgisi
4:21Fizik okumak için oldukça harika bir zamandayız.
a pretty cool time to be studying physics: içinde bulunulan dönemi değerlendirmek
a/an + sıfat + time + to be doing kalıbı, belirli bir dönemde devam eden bir faaliyetle uğraşmanın nasıl hissettirdiğini veya o dönemin bu faaliyet için ne kadar elverişli olduğunu değerlendirir. Burada time mevcut çağı ya da aşamayı ifade eder; to be studying ise fizik çalışmayı hâlihazırda devam eden bir faaliyet olarak sunar. pretty “oldukça” anlamına gelir; cool ise “heyecan verici” ya da “harika” anlamında kullanılan olumlu ve samimi bir sıfattır. Dolayısıyla ifade, fizik okuyan birinin bakış açısından günümüzdeki dönemi övmektedir.
Alıştırma
learn fiilinin -ing biçimini ve a/an + adjective + time + to be doing kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: This is a great ____ a language.
Cevabı göster
time to be learning
We just might be undergoing the biggest paradigm shift in knowledge Notlar
4:25Belki de bilgi alanındaki en büyük paradigma değişimini yaşıyoruzdur,
just might be undergoing: devam eden bir olasılığı temkinli biçimde belirtmek
Burada just might, “gerçekten de olabilir” veya “olması oldukça mümkün” anlamına gelir. Just, olasılığın şaşırtıcı, umut verici ya da uyarıcı olması nedeniyle dikkate alınmaya değer olduğunu hissettirir; “yalnızca” veya “az önce” anlamına gelmez. Might be undergoing, might + be + fiilin -ing biçimi yapısını izler. Undergoing ile anlatılan durumu şu anda gerçekleşiyor olabilecek, ancak kesinliği olmayan bir süreç olarak sunar.
Alıştırma
Devam eden bir süreçle ilgili dikkate değer ancak belirsiz bir olasılığı ifade etmek için cümleyi vurgulanan yapıyla tamamlayın: The town ____ a major transformation.
Cevabı göster
just might be undergoing
paradigm shift in knowledge: bilgi çerçevesinde köklü bir değişim
Paradigm, bir alanı anlamaya yarayan temel model veya çerçevedir. Paradigm shift, bu çerçevede meydana gelen köklü bir değişikliktir; yalnızca yeni bir bilginin eklenmesi ya da küçük bir iyileştirme değildir. Paradigm shift in knowledge ifadesindeki in knowledge, dönüşen alanı belirtir: bilginin anlaşılma, düzenlenme veya üretilme biçimi. Tam ifadedeki biggest ise değişimin öne sürülen büyüklüğünü daha da vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede paradigm shift doğru kullanılmıştır?
- Starting lunch ten minutes later created a paradigm shift in our daily schedule.
- Correcting one typo caused a paradigm shift in the report.
- The new theory caused a paradigm shift in medicine by replacing the field's basic model.
Cevabı göster
The new theory caused a paradigm shift in medicine by replacing the field's basic model.
that humanity has ever seen: tüm zamanları kapsayan bir karşılaştırma alanı kurmak
Bu ilgi cümleciğinde that, the biggest paradigm shift in knowledge ifadesine gönderme yapar ve seen fiilinin nesnesidir. Humanity ise öznedir: insanlık bu değişimi görmüştür. Has ever seen, present perfect yapısındadır. Ever, the biggest gibi bir üstünlük derecesinden sonra kullanıldığında karşılaştırmayı geçmişten bugüne kadar ilgili tüm zamanları kapsayacak şekilde genişletir. Cümlecik bütünüyle “insanlığın bugüne kadar gördüğü bütün değişimler arasında” anlamına gelir; yalnızca “geçmişte bir kez görülmüş bir değişim” anlamına gelmez.
Alıştırma
Şimdiye kadar hiçbir kitabın Mia için bundan daha heyecan verici olmadığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- This is the most exciting book that Mia has never read.
- This is the more exciting book that Mia ever reads.
- This is the most exciting book that Mia has ever read.
Cevabı göster
This is the most exciting book that Mia has ever read.