Elfçe, Klingonca, Dothraki ve Na'vi gerçek diller mi? - John McWhorter: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
772 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Video; Elfçe, Dothraki, Na’vi ve Klingoncayı kullanarak yapay dillerin yalnızca geniş bir söz varlığına değil, dil bilgisine, tarihsel değişime ve düzensizliklere de neden ihtiyaç duyduğunu ve modern yapay dillerin gerçekten konuşulabilir hâle gelebildiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. What makes conlangs real languages isn't the number of words they have. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir kategoriyi belirleyen asıl ölçütü göstermek için kullanılan What makes X Y is/isn’t... kalıbını öğrenin. Bu kalıpla tanım veya tartışmalarda yüzeysel bir ölçüyü reddedip bir şeyin belirli bir niteliği taşımasını gerçekte neyin sağladığını açıkça ifade edebilirsiniz. 2. over time their ways of speaking grow apart, — Deyimler ve Mecazi İfadeler: grow apart ifadesini zamanla ayrılığın ya da farklılığın artması olarak anlayın; burada farklı yerlerde yaşayan toplulukların konuşma biçimlerinin birbirinden uzaklaşmasını anlatır. İfadeyi zaman içinde daha az benzer hâle gelen diller, gruplar, ilişkiler veya görüşler için doğal biçimde kullanabilirsiniz. 3. developed enough that you can actually speak them. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: enough that yapısını derece ile sonucu bağlayan bir kalıp olarak tanıyın: gelişim, gerçek kullanım için gereken düzeye ulaşmıştır. Böylece bir becerinin, sistemin veya koşulun somut bir sonuç doğuracak kadar ilerlediğini kesin biçimde anlatabilirsiniz.

Bu derste

To many, one of the coolest things about Game of Thrones Dilbilgisi

0:06

Birçoğu için Game of Thrones hakkındaki en havalı şeylerden biri,

is that the inhabitants of the Dothraki sea have their own real language. Kalıp ifadeler

0:10

Dothraki denizinin sakinlerinin kendi gerçek dillerine sahip olmasıdır.

Dilbilgisi

one of the coolest things about ... is that ...: öne çıkan bir özelliği tanıtmak

one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim + about X + is that ... kalıbı, birkaç özellik arasından öne çıkan bir tanesini tanıtır. That ile başlayan yan cümle, bu özelliğin tam olarak ne olduğunu açıklar. one of ifadesinden sonra one of the coolest things örneğindeki gibi çoğul isim kullanılır. Ancak öznenin tamamı tek bir özelliği anlattığı için are değil, is kullanılır.

Alıştırma

one of ... is that ... kalıbını tamamlayın: One of the best things about this library ____ it stays open late.

Cevabı göster

is that

Kalıp ifadeler

have their own real language: kendilerine ait gerçek bir dile sahip olmak

have their own real language, grubun yalnızca birkaç uydurma sözcüğe veya basit bir koda değil, kendine özgü ve tam bir sistem olarak geliştirilmiş bir dile sahip olduğunu anlatır. own, dilin özellikle onlara ait olduğunu vurgular; real ise bu bağlamda onu yalnızca dil görünümü veren süslemelerden ayırır. Their, çoğul isim inhabitants sözcüğüne gönderme yapar. community gibi tekil bir grup ismi kullanıldığında kalıp has its own real language olur.

Alıştırma

Hangi cümle bir topluluğun özellikle kendine ait, tam bir dil sistemine sahip olduğunu doğal biçimde anlatır?

  1. The community has its own real language, not just a few invented words.
  2. The community uses a few invented words instead of a full language.
  3. The community studies a real language spoken somewhere else.
Cevabı göster

The community has its own real language, not just a few invented words.

And Dothraki came hot on the heels of the real language that the Na'vi speak in Avatar, Deyimler

0:14

Ve Dothraki dili, Avatar'da Na'vi'lerin konuştuğu gerçek dilin hemen ardına geldi ki,

Deyimler

came hot on the heels of: hemen ardından gerçekleşmek

Came hot on the heels of, “çok kısa süre sonra geldi veya gerçekleşti” anlamına gelir. Bu cümlede Dothraki dili, Na'vi dilinden kısa süre sonra ortaya çıkmıştır. Buradaki hot, zaman bakımından çok yakın olma anlamını güçlendirir. İfade mecazidir; gerçek topuklardan veya fiziksel bir kovalamacadan söz etmez.

Alıştırma

Cümleyi “çok kısa süre sonra gerçekleşti” anlamındaki deyimle tamamlayın: The second update ____ the first update.

Cevabı göster

came hot on the heels of

which surely the Na'vi needed when the Klingons in Star Trek have had their own whole language since 1979. Dilbilgisi

0:20

Star Trek'teki Klingon'ların 1979'dan beri kendilerine ait tam bir dilleri olduğu düşünüldüğünde, Na'vi'lerin buna kesinlikle ihtiyacı vardı.

Dilbilgisi

have had ... since 1979: 1979'dan günümüze süren bir durum

Present perfect yapısındaki have had, Klingonların 1979'da kendilerine ait eksiksiz bir dile sahip olmaya başladıklarını ve bu dile hâlâ sahip olduklarını anlatır. İlk have zamanı kurmaya yardımcı olan fiildir; had ise ana fiil have'in geçmiş zaman ortacıdır. Since 1979, devam eden bu durumun ne kadar sürdüğünü değil, başlangıç noktasını verir.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: They ____ this family business since 2012.

Cevabı göster

have had

And let's not forget the Elvish languages in J.R.R. Tolkien's The Lord of the Rings trilogy, Anlatım akışı

0:26

Ayrıca J.R.R. Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki Elf dillerini de unutmayalım,

Anlatım akışı

And let's not forget: önemli bir örnek eklemek

And let's not forget... bir listeye veya düşünce dizisine başka bir önemli örnek ekleyen geçiş ifadesidir. Burada Elf dillerini, göz ardı edilmemesi gereken bir kanıt olarak tartışmaya ekler. Konuşmacı genellikle gerçek bir unutkanlık konusunda uyarıda bulunmaz. Kapsayıcı let's, dinleyicileri eklenen noktayı birlikte değerlendirmeye çağırırken not forget bu noktayı daha da vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede And let's not forget ne işe yarıyor?

  1. Tartışmaya başka bir önemli örnek ekler.
  2. Önceki örneklerle çelişen bir örnek sunar.
  3. Dinleyicilere hafıza sorunları olduğunu söyler.
Cevabı göster

Tartışmaya başka bir önemli örnek ekler.

especially since that was the official grandfather of the fantasy conlangs. Deyimler

0:32

özellikle de fantezi yapay dillerinin resmi büyükbabası olduğu için.

Deyimler

the official grandfather of the fantasy conlangs: kökeni anlatan şakacı bir metafor

The official grandfather of the fantasy conlangs bir akrabalık metaforudur. Grandfather of, Tolkien'ın Elf dillerini daha sonraki fantastik kurgu dillerinin erken dönemden gelen etkili bir öncülü olarak gösterir. Buradaki official, şakacı bir abartıdır ve yaklaşık olarak herkesçe kabul edilen anlamına gelir. Bir hükümetin veya kurumun bu unvanı onayladığını göstermez ve gerçek bir aile ilişkisi anlatmaz.

Alıştırma

Bu yorumu değerlendirin: Cümledeki official grandfather, bir hükümet veya kurum tarafından resmen verilmiş bir unvan anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Conlang is short for constructed language. Kalıp ifadeler

0:37

Conlang, kurgulanmış dil (constructed language) ifadesinin kısaltmasıdır.

Kalıp ifadeler

Conlang is short for constructed language: X is short for Y kalıbı

X is short for Y, X’in tam Y ifadesinin kısaltılmış adı ya da biçimi olduğunu anlatır. Burada conlang, constructed language ifadesinin kısaltılmış biçimidir. is short for kalıbını adlar arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bütün olarak düşünün. Bu kullanımda short fiziksel uzunluğu anlatmaz.

Alıştırma

X is short for Y kalıbını tamamlayın: Demo ____ demonstration.

Cevabı göster

is short for

They're more than codes like Pig Latin, Anlatım akışı

0:41

Onlar Kuş dili (Pig Latin) gibi şifrelerden daha fazlasıdır,

Anlatım akışı

They're more than codes like Pig Latin: more than + kategori adı

Burada more than + kategori adı, «yalnızca ... değil» ya da «...den ibaret değil» anlamına gelir. They're more than codes, yapay dillerin yalnızca kod olduğu yönündeki aşırı dar görüşü reddeder; kod sayısını karşılaştırmaz. like Pig Latin, reddedilen sınırlı kategoriye bir örnek verir. Pig Latin, İngilizce sözcükleri belirli bir kuralla dönüştüren bir kelime oyunudur; dolayısıyla bu yan cümle yapay dillerin ne olduğuna dair daha geniş bir açıklamaya zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede more than ne anlama gelir: “A good team is more than a group of talented people.”?

  1. Takım yalnızca yetenekli insanlardan oluşan bir grup olarak anlaşılmamalıdır.
  2. Takım birden fazla grup içerir.
  3. Takım fiziksel olarak gruptan daha uzundur.
Cevabı göster

Takım yalnızca yetenekli insanlardan oluşan bir grup olarak anlaşılmamalıdır.

and they're not just collections of fabricated slang like the Nadsat lingo that the teen hoodlums in A Clockwork Orange speak, Anlatım akışı

0:43

ve Otomatik Portakal'daki ergen serserilerin konuştuğu Nadsat argosu gibi uydurma argo kelime topluluklarından da ibaret değillerdir,

Anlatım akışı

they're not just collections of fabricated slang: aşırı dar bir tanımı reddetmek

They're not just collections of fabricated slang aşırı dar bir tanımı reddeder. Not just, tanımın kısmen doğru olsa da eksik olduğunu gösterir ve dinleyiciyi bu dil sistemlerinin ne olduğuna ilişkin daha kapsamlı bir açıklamaya hazırlar. Collections of, ayrı öğelerin bir araya getirildiğini vurgular. Bu cümlede ifade, uydurulmuş argo sözcüklerden oluşan dağınık bir listeyi daha sistemli bir şeyle karşılaştırır.

Alıştırma

Aşırı dar bir tanımı reddetmek için not just kullanın: A city is ____ a collection of buildings; it is also a network of communities.

Cevabı göster

not just

where droog from Russian happens to mean friend. Kalıp ifadeler

0:50

ki burada Rusçadan gelen droog kelimesi tesadüfen arkadaş anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

droog from Russian happens to mean: anlamı bir tesadüf olarak sunmak

Droog from Russian happens to mean friend ifadesinde happens to mean, sözcüğün anlamını bir tesadüf veya ilginç bir ek bilgi olarak sunar. Burada happen to + fiilin yalın hâli, mean fiilini niteler; gerçekleşen bir olayı anlatmaz. Yapı, özne + happen(s) to mean + anlam şeklindedir. Bir adın veya sözcüğün başka bir dilde, lehçede ya da bağlamda tesadüfen ilgili bir anlama sahip olduğu ortaya çıktığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Anlamı bir tesadüf olarak sunan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We chose the name for its sound, but it ____ hope in another language.

Cevabı göster

happens to mean

What makes conlangs real languages isn't the number of words they have. Dilbilgisi

0:53

Yapay dilleri gerçek diller yapan şey sahip oldukları kelime sayısı değildir.

Dilbilgisi

What makes X Y is/isn't...: belirleyici etkeni açıklamak

What makes conlangs real languages yan cümlesi, “yapay dillerin gerçek dil sayılmasını sağlayan etken” anlamına gelir. What ile başlayan cümlenin tamamı isn't yapısının öznesidir; doğrudan bir soru değildir. Yan cümlede make + nesne + tümleç yapısı kullanılır: conlangs nesnedir, real languages ise neye dönüştüklerini belirtir. What makes X Y is/isn't Z kalıbıyla X'i Y olarak tanımlayan etken söylenebilir veya reddedilebilir.

Alıştırma

What makes X Y yapısını özne olarak doğru kullanan ve ardından belirleyici etkeni açıklayan cümleyi seçin.

  1. What makes this jacket warm is its wool lining.
  2. What makes this jacket warm because it has a wool lining.
  3. What this jacket makes warm is its wool lining.
Cevabı göster

What makes this jacket warm is its wool lining.

It helps, of course, to have a lot of words. Ton ve niyet

0:57

Tabii ki çok sayıda kelimeye sahip olmak yardımcı olur.

Ton ve niyet

It helps, of course, to...: yararı kabul edip belirleyici saymamak

It helps, of course, to have a lot of words, çok sayıda kelimeye sahip olmanın yararlı olduğu anlamına gelir. It biçimsel öznedir; to ile başlayan mastar yapısı gerçekten söz edilen eylemi belirtir. Burada of course, bu yararı kolayca kabul edilebilir bir nokta olarak sunar. Helps yalnızca katkı sağlayan bir yararı anlatır, sonucu garanti etmez. Bu nedenle kalıp, bir noktayı belirleyici koşul hâline getirmeden kabul etmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir yararı kabul eder ama onu sonuç garantisi olarak sunmaz?

  1. Planning ahead guarantees that nothing will go wrong.
  2. It helps, of course, to plan ahead, but a plan cannot prevent every surprise.
  3. Planning ahead is completely useless.
Cevabı göster

It helps, of course, to plan ahead, but a plan cannot prevent every surprise.

Dothraki has thousands of words.

0:59

Dothraki dilinin binlerce kelimesi vardır.

Na'vi started with 1,500 words.

1:02

Na'vi dili 1.500 kelimeyle başladı.

Fans on websites have steadily created more.

1:04

Web sitelerindeki hayranlar sürekli olarak daha fazlasını yarattılar.

But we can see the difference between vocabulary alone and what makes a real language from a look at how Tolkien put together grand old Elvish, Notlar

1:07

Ancak sadece kelime dağarcığı ile gerçek bir dili oluşturan şey arasındaki farkı, Tolkien'in muazzam eski Elfçe'yi nasıl bir araya getirdiğine bakarak görebiliriz,

Anlatım akışı

difference between vocabulary alone and what makes a real language: iki unsurlu karşılaştırma

the difference between A and B ifadesi, karşılaştırılacak iki unsuru ortaya koyar. Burada A vocabulary alone, B ise what makes a real language ifadesidir. Böylece dinleyen kişi, konuşmacı ayrıntılı açıklamaya geçmeden önce karşıtlığı takip edebilir. between sözcüğünden sonra ilk karşılaştırma unsuru gelir; ardından and ile ikinci unsur bağlanır. İki unsurun uzunluğu farklı olabilir: daha uzun olan what yan tümcesi de karşılaştırmada isim gibi işleyen tek bir birimdir.

Alıştırma

İki unsurlu karşılaştırma kalıbını tamamlayın: Explain the difference ____ a password ____ a passcode.

Cevabı göster

between · and

Kelime

vocabulary alone: tek başına bir etken

vocabulary alone ifadesinde alone, “yalnızca kelime dağarcığının kendisiyle” veya “kelime dağarcığı ve başka hiçbir şey olmadan” anlamına gelir. Kelime dağarcığını dikkate alınan tek etken olarak gösterir ve burada tek başına yeterli olmadığını anlatır. Yalnızlık duygusunu ifade etmez. isim + alone kalıbı, money alone veya talent alone örneklerinde olduğu gibi, tek bir etkenin başka etkenlerden yardım almadan sonuç üretip üretemeyeceğini tartışırken kullanışlıdır.

Alıştırma

isim + alone kalıbını tamamlayın: Money ____ cannot solve every problem.

Cevabı göster

alone

Öbek fiiller

put together: parçalardan bir bütün oluşturmak

“Tolkien put together ... Elvish” ifadesinde put together, sözcükler ve dil bilgisi gibi parçaları birleştirerek eksiksiz bir dil sistemi oluşturmak anlamına gelir. Burada fiziksel nesneleri yalnızca yan yana koymaktan değil, soyut bir şeyi kurmaktan söz edilir. Birisi çeşitli parçaları düzenleyerek plan, rapor, ekip veya sunum gibi tamamlanmış bir sonuç oluşturduğunda put together kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi put together ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Yesterday, Lena ____ a short presentation from the team's notes.

Cevabı göster

put together

a conlang with several thousand words.

1:16

birkaç bin kelimelik bir yapay dil.

After all, you could memorize 5,000 words of Russian and still be barely able to construct a sentence. Notlar

1:19

Sonuçta, 5.000 Rusça kelime ezberleyip yine de zar zor bir cümle kurabilirsiniz.

Anlatım akışı

After all: önceki ifadeyi destekleyen bir neden sunmak

Bu cümlenin başında After all, “bu nedeni düşünün” anlamına gelir. Sözcük ezberleme örneğini, tek başına sözcük bilgisinin gerçek dil becerisi oluşturmadığı yönündeki önceki iddiaya kanıt olarak sunar. Bir söylem bağlayıcısı olarak after all önceki ifadeye dönük çalışır: yeni neden, az önce söyleneni destekler veya gerekçelendirir. Bir olayın zaman bakımından daha sonra gerçekleştiğini göstermez.

Alıştırma

Hangi seçenek, ilk ifadeyi destekleyen bir kanıt sunmak için After all kullanıyor?

  1. The trail may be slippery. In the end, we chose another path.
  2. We rested after all the hikers reached camp.
  3. The trail may be slippery. After all, it rained all night.
Cevabı göster

The trail may be slippery. After all, it rained all night.

Dilbilgisi

could ... and still be barely able to ...: beceriyi garanti etmeyen bir koşul

could do A and still be barely able to do B yapısında A güçlü veya avantajlı bir koşuldur, ancak beklenen B becerisine yol açmaz. still, şaşırtıcı biçimde hiçbir değişiklik olmadığını vurgular; barely able to ise bir şeyi ancak zar zor yapabilmek anlamına gelir, yani beceri son derece sınırlıdır. Buradaki could geçmişteki bir beceriyi değil, olası bir durumu anlatır. Bu yapıyı, etkileyici bir gerçeğin veya avantajın ilgili sonucu garanti etmeye yetmediğini göstermek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Avantajın yine de fazla bir beceri sağlamadığını anlatan hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: You could own every tool and ____ repair the bike.

Cevabı göster

still be barely able to

A 4-year-old would talk rings around you. Deyimler

1:25

4 yaşındaki bir çocuk sizden çok daha iyi konuşurdu.

Deyimler

talk rings around someone: birinden çok daha becerikli konuşmak

talk rings around someone, bir kişinin diğerinden çok daha akıcı, ikna edici veya becerikli konuştuğunu anlatan canlı ve abartılı bir ifadedir. Bu cümlede dört yaşındaki çocuk, yalnızca kelime ezberlemiş bir öğrenciden dili bir araya getirme konusunda çok daha başarılı olurdu. rings burada mecazidir; hiç kimse gerçekten daire çizerek hareket etmez. would, bu hayali karşılaştırmada beklenen sonucu ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın tartışmalarda benden çok daha becerikli konuştuğu anlamına gelir?

  1. Maya can talk me into joining the debate.
  2. Maya can talk over me during the debate.
  3. Maya can talk rings around me in a debate.
Cevabı göster

Maya can talk rings around me in a debate.

That's because you have to know how to put the words together. Notlar

1:27

Bunun nedeni kelimeleri nasıl bir araya getireceğinizi bilmek zorunda olmanızdır.

Anlatım akışı

That's because: önceki bir sonucun nedenini açıklamak

That's because..., az önce sözü edilen bir duruma ya da sonuca dönüp onun nedenini açıklar. That, önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar; because sonrasındaki bölüm de “Neden?” sorusunu yanıtlar. Bilgiyi önce sonuç, sonra neden gelecek şekilde düzenler. Bu cümlede because sonrasında gelen bilgi, eş düzeyde başka bir gerçek değil, bir açıklamadır.

Alıştırma

Lena went home early. Nedenini doğru biçimde açıklayan cümleyi seçin.

  1. That's when she felt sick.
  2. That's because she felt sick.
  3. That's why she felt sick.
Cevabı göster

That's because she felt sick.

Kalıp ifadeler

how to put the words together: kelimeleri cümle hâline getirmek

Burada put the words together, anlamlı bir cümle oluşturmak için kelimeleri doğru sıra ve yapıda düzenlemek demektir. Kelime kartlarını fiziksel olarak yan yana koymak anlamına gelmez. How to + fiilin yalın hâli, bir şeyin nasıl yapılacağını belirtir. how to put the words together ifadesinin tamamı, bilinmesi gereken şeyi gösterir; bu yüzden yalnızca kelimeleri bilmek yeterli değildir.

Alıştırma

“Kelimeleri cümle hâlinde düzenleme yöntemi” anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I know the vocabulary, but I don't know ____.

Cevabı göster

how to put the words together

That is, a real language has grammar. Anlatım akışı

1:30

Yani, gerçek bir dilin grameri vardır.

Anlatım akışı

That is, ile önceki fikri daha açık yeniden ifade etme

Burada That is, “aynı fikri daha kesin bir şekilde ifade etmek” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Ardından daha açık bir yeniden ifade gelir: gerçek bir dilin dil bilgisi vardır. Cümlenin başında bu kalıbın tamamı, önceki fikirle olan bağlantıyı düzenler. That belirli bir nesneye gönderme yapmaz; That is, bir bütün olarak dinleyiciye sonraki cümleciği bir açıklama olarak yorumlamasını söyler.

Alıştırma

Örnek cümlede That is, neyi gösterir?

  1. Sonraki yan cümle önceki fikirle karşıtlık kurar.
  2. Sonraki yan cümle önceki fikri daha açık biçimde yeniden ifade eder.
  3. Sonraki yan cümle daha genel bir fikre bir örnek verir.
Cevabı göster

Sonraki yan cümle önceki fikri daha açık biçimde yeniden ifade eder.

Elvish does.

1:33

Elfçe'nin de vardır.

In English, to make a verb past, Dilbilgisi

1:34

İngilizce'de bir fiili geçmiş zaman yapmak için,

you add an ED.

1:36

bir ED eklersiniz.

Dilbilgisi

to make a verb past: make + nesne + sıfat

Bu ifade make + nesne + sıfat yapısını kullanır. A verb değiştirilen nesnedir; past ise değişimden sonraki dil bilgisel durumu anlatır. Bu nedenle make a verb past, “bir fiili geçmiş zaman biçimine getirmek” demektir. Baştaki to’lu mastar amaç bildirir. To make X Y, do Z kalıbı önce istenen değişikliği, ardından da bu değişikliği sağlayan eylemi belirtir. Burada ED eklemek, bu eylem olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi cümle bir değişikliği anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğru kullanır?

  1. To make brighter the screen, move the slider to the right.
  2. To make the screen brightness, move the slider to the right.
  3. To make the screen brighter, move the slider to the right.
Cevabı göster

To make the screen brighter, move the slider to the right.

Wash,

1:38

Wash (yıkamak),

washed.

1:39

washed (yıkadı) gibi.

In Elvish,

1:39

Elfçe'de,

wash is allu and washed is alune.

1:40

wash allu iken washed alune'dir.

Real languages also change over time. Kalıp ifadeler

1:45

Gerçek diller ayrıca zamanla değişir.

Kalıp ifadeler

change over time: bir süre boyunca kademeli değişim

change over time ifadesindeki over time, “zaman geçtikçe yavaş yavaş” demektir. Değişimi, belirli bir anda gerçekleşen tek bir olay olarak değil, bir süre boyunca ilerleyen bir süreç olarak gösterir. also, daha önce söylenenlere bir nokta daha ekler: Gerçek dillerin başka bir özelliği de zaman içinde gelişmeye devam etmeleridir.

Alıştırma

“Zaman geçtikçe yavaş yavaş” anlamındaki iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Family traditions can change ____ as new generations add their own ideas.

Cevabı göster

over time

There's no such thing as a language that's the same today as it was a thousand years ago. Dilbilgisi

1:48

Bugün de bin yıl öncekiyle aynı olan bir dil diye bir şey yoktur.

Dilbilgisi

There's no such thing as...: bir kategorinin var olmadığını söylemek

There's no such thing as... “bu türden hiçbir şey yoktur” anlamına gelir. as sonrasında, varlığı reddedilen kategori söylenir. Burada bu kategori a language that's the same today as it was a thousand years ago ifadesidir. Cümle, gerçek bir dilin bin yıl boyunca tamamen değişmeden kalabileceği fikrini güçlü biçimde reddeder. the same today as it was... yapısı, dilin şimdiki durumuyla geçmişteki durumunu karşılaştırır.

Alıştırma

“Bu tür bir şey yoktur” anlamındaki dört kelimelik sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: There's ____ a plan that works in every situation.

Cevabı göster

no such thing as

As people speak, Dilbilgisi

1:52

İnsanlar konuştukça,

they drift into new habits, shed old ones, make mistakes, and get creative. Deyimler

1:54

yeni alışkanlıklara yönelirler, eskilerinden kurtulurlar, hatalar yaparlar ve yaratıcı olurlar.

Dilbilgisi

As people speak: birlikte gelişen süreçler için zaman anlamındaki as

As people speak ifadesindeki as, “-iken” ya da “etkinlik devam ettikçe” anlamına gelir. as yan cümlesi süren bir arka plan süreci kurar; ana cümle de bu süreçte gelişen değişiklikleri anlatır. Burada as zaman anlamındadır; because gibi neden bildirmez. Cümle, konuşma ve değişmenin birlikte geliştiğini gösterir; konuşmanın her değişikliğin doğrudan nedeni olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Hangi cümlede as, başka bir süreç devam ederken bir değişikliğin geliştiğini gösterir?

  1. As children practice, their reading becomes smoother.
  2. Although children practice, their reading becomes smoother.
  3. Because children practice, their reading becomes smoother.
Cevabı göster

As children practice, their reading becomes smoother.

Deyimler

drift into new habits ... shed old ones: kademeli değişim için benzetmeler

Burada they, dili kullanan insanları ifade eder. Drift into new habits, onların açık bir plan olmadan yavaş yavaş yeni alışkanlıklar edinmesini bir yere sürüklenerek girmek gibi gösterir; shed old ones ise eski alışkanlıkları üzerlerinden çıkarıp geride bırakmaları gibi gösterir. Ones, habits sözcüğünün yerine geçer. Bu somut hareket ve çıkarma imgeleri, soyut değişimi kademeli ve doğal hissettirir. Make mistakes ve get creative, değişimin hem hatalardan hem de yaratıcı buluşlardan doğabileceğini de ekler.

Alıştırma

Cümleyi drift into ve shed fiillerinin geçmiş zaman biçimleriyle tamamlayın: After moving, Maya slowly ____ a new routine and ____ some old habits.

Cevabı göster

drifted into · shed

Today, one says, "Give us today our daily bread." Kültür

1:59

Bugün birisi, "Give us today our daily bread" (Gündelik ekmeğimizi bugün bize ver) diyor.

Kültür

"Give us today our daily bread": Rab'bin Duası'ndan bir alıntı

"Give us today our daily bread", Hristiyanlıktaki Rab'bin Duası'ndan bir cümlenin modern İngilizce biçimidir. Tanrı'dan o gün için gereken yiyeceği sağlamasını ister; daha geniş anlamda günlük temel ihtiyaçları da anlatabilir. Bu cümlede sözler, zaman içinde farklı biçimlerde var olmuş, tanınmış bir metinden alıntı olarak kullanılır. Bunu sıradan bir ekmek isteme cümlesi olarak değil, dil değişimini göstermek için kullanılan dinî ve kültürel bir gönderme olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

Alıntılanan sözler bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Ekmeğin her gün pişirilmesi gerektiği açıklanıyor.
  2. Dil değişimini ele almak için tanınmış bir dinî metin olarak kullanılıyor.
  3. Bir fırında birine sıradan bir emir veriliyor.
Cevabı göster

Dil değişimini ele almak için tanınmış bir dinî metin olarak kullanılıyor.

In Old English,

2:02

Eski İngilizce'de ise,

they said...

2:03

şöyle derlerdi...

Things change in conlangs, too.

2:09

Yapay dillerde de işler değişir.

Tolkien charted out ancient and newer versions of Elvish. Öbek fiiller

2:11

Tolkien Elfçe'nin eski ve daha yeni versiyonlarını haritalandırdı.

Öbek fiiller

"Tolkien charted out": bir dili sistemli biçimde geliştirmek ve kaydetmek

Burada charted out, karmaşık bir sistemi düzenli ve ayrıntılı bir biçimde geliştirmek ve kaydetmek anlamına gelir. out sözcüğü, parçaları ve aralarındaki ilişkileri açıkça görülebilecek şekilde bütünüyle ortaya koyma anlamı ekler. Bu nedenle "Tolkien charted out", Tolkien'ın yalnızca tek bir çizelge yaptığı anlamına gelmez. Elfçenin eski ve daha yeni biçimlerini ve bunların dilin tarihi içindeki ilişkilerini sistemli biçimde oluşturduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “sistemli ve ayrıntılı biçimde ortaya koymak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The researchers ____ the language's development over five centuries.

Cevabı göster

charted out

When the first elves awoke at Cuiviénen, Dilbilgisi

2:15

İlk elfler Cuiviénen'de uyandığında,

in their new language the word for people was kwendi. Kalıp ifadeler

2:17

yeni dillerinde insanlar kelimesi kwendi idi.

Dilbilgisi

When the first elves awoke at Cuiviénen: anlatının zaman arka planını kurmak

When the first elves awoke at Cuiviénen, when ile başlayan bir zaman yan cümlesidir. Arka plandaki olayın zamanını verir; at Cuiviénen ise yeri belirtir. Virgülden sonraki ana cümle asıl bilgiyi, yani insanlar kavramı için kullanılan sözcüğü aktarır. Bir anlatıda, ana bilgiyi başka bir olayın gerçekleştiği zamana yerleştirmek için When + özne + fiil yapısının ardından bir ana cümle kullanılır. Burada awoke, awake fiilinin yalın geçmiş biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle, ana bilgiyi vermeden önce zaman arka planını kurmak için when yan cümlesini doğru kullanır?

  1. When the hikers the cabin, they found the door open.
  2. When the hikers reached the cabin, they found the door open.
  3. The hikers when reached the cabin, they found the door open.
Cevabı göster

When the hikers reached the cabin, they found the door open.

Kalıp ifadeler

the word for people was: bir kavramı onu karşılayan sözcüğe bağlamak

the word for people ifadesinde for, sözcüğü ifade ettiği kavrama bağlar. Bu yapı, people anlamına gelen sözcük demektir; insanlar için tasarlanmış bir sözcük demek değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp the word for + kavram + is/was + gerçek terim biçimindedir. Günümüzde geçerli bir bilgi için is, bu cümledeki gibi geçmişteki bir dil durumunu anlatırken was kullanılır.

Alıştırma

agua sözcüğünün İspanyolcada water anlamına geldiğini söylemek için the word for + concept + is kalıbını kullanın: In Spanish, the ____ agua.

Cevabı göster

word for water is

But in the language of one of the groups that moved away,

2:21

Ancak uzaklaşan gruplardan birinin dilinde,

Teleri,

2:23

Teleri'de,

over time kwendi became pendi, Kalıp ifadeler

2:24

zamanla kwendi pendi oldu,

with the k turning into a p. Dilbilgisi

2:26

ve k harfi p'ye dönüştü.

Kalıp ifadeler

over time kwendi became pendi: aşamalı değişim ve sonuç

over time X became Y kalıbı, bir süre boyunca gerçekleşen değişimi sunar ve ardından sonucu belirtir. Over time zaman aralığını gösterir; became ise önceki biçim X ile sonraki biçim Y arasında bağlantı kurar. Burada kwendi önceki, pendi ise sonraki biçimdir. Bu kalıp aşamalı bir gelişimi özetler; bu yüzden became değişimin aniden gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle aşamalı bir değişimi özetlemek için over time ... became ... yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. Over time, the quiet village became a busy town.
  2. On time, the quiet village became a busy town.
  3. At one time, the quiet village was a busy town.
Cevabı göster

Over time, the quiet village became a busy town.

Dilbilgisi

with the k turning into a p: with + isim + -ing yapısı

Bu ifade, ana cümleye eşlik eden bir durumu eklemek için with + isim + -ing yapısını kullanır. The k, turning fiilinin anlamca öznesidir; turn into ise bir biçimden ya da durumdan başka birine dönüşmek demektir. Burada with ifadesi, sözcüğün içindeki kesin değişimi belirtir: k, p'ye dönüştü. Bu bölüm ek bilgi verir; tek başına tam bir bağımsız cümle değildir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için turn fiilinin doğru biçimini kullanın: The cold air arrived, with the rain ____ into snow.

Cevabı göster

turning

And just like real languages, Anlatım akışı

2:30

Ve tıpkı gerçek diller gibi,

conlangs like Elvish split off into many. Öbek fiiller

2:31

Elfçe gibi yapay diller de birçok parçaya bölünür.

Anlatım akışı

And just like real languages: fikirleri benzetmeyle bağlamak

And bu ifadeyi önceki açıklamaya bağlar. just like real languages ana cümleden önce bir karşılaştırma kurar: Yapay dillerin gerçek dillerle aynı genel örüntüyü izlediği anlatılır. Açıklayıcı bir cümlenin başında And just like + isim öbeği, bilinen bir durumdan yeni bir duruma geçiş sağlayan köprü görevi görür. Buradaki like, “hoşlanmak” değil, “benzer olmak” anlamındadır.

Alıştırma

“Aynı şekilde” anlamına gelen, dersteki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle benzetmeyi tamamlayın: ____ real maps, this digital map uses symbols to show landmarks.

Cevabı göster

Just like

Öbek fiiller

split off into many: birden fazla kola ayrılmak

split off, başlangıçtaki bütünden veya ortak kaynaktan ayrılmak ya da uzaklaşarak gelişmek anlamına gelir. into many sonucu belirtir: Birbirinden farklı birkaç kol veya çeşit oluşur. Bu cümlede many sözcüğünden sonraki çoğul isim, bağlamdan languages veya varieties gibi bir sözcük anlaşılabildiği için söylenmemiştir. split off into + çoğul sonuç kalıbı, dallanmayı hem ayrılma hem de yeni bir sonuç oluşması olarak gösterir. Diller, gruplar, kuruluşlar, yollar ve farklı kollara ayrılarak gelişebilen başka şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Ayrılmayı ve ortaya çıkan grupları gösteren, dersteki üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the dispute, the members ____ three smaller groups.

Cevabı göster

split off into

When the Romans transplanted Latin across Europe, Anlatım akışı

2:34

Romalılar Latince'yi Avrupa'ya aşıladığında,

French, Spanish, and Italian were born. Deyimler

2:37

Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca doğdu.

Anlatım akışı

When the Romans transplanted Latin across Europe: sonuçtan önce tarihsel arka plan

Cümlenin başındaki when yan cümlesi önce daha eski bir tarihsel olayı sunar: Romalılar Latinceyi Avrupa’nın farklı bölgelerine taşımıştır. Ana cümle daha sonra bunun ardından gelen sonucu, yani Fransızca, İspanyolca ve İtalyancanın ortaya çıkışını verir. Arka planı önce, sonucu sonra veren bu düzen değişimi açıkça anlatmaya yardımcı olur. Burada when, zaman ve arka plan ilişkisi kurar. Tarihsel bağlam neden-sonuç ilişkisini de düşündürür, ancak when tek başına because anlamına gelmez. Transplanted mecazidir: Latince yeni yerlere taşınmış ve bir bitki gibi oralarda kök salmıştır.

Alıştırma

Cümlenin başındaki When yan cümlesinin işlevi nedir?

  1. Tarihsel arka plandan önce ana sonucu verir.
  2. Romalıların üç dili ne zaman öğrendiğini sorar.
  3. Ana sonuçtan önce tarihsel arka planı verir.
Cevabı göster

Ana sonuçtan önce tarihsel arka planı verir.

Deyimler

were born: dillerin ortaya çıkışını doğum olarak anlatmak

Were born, üç dili kişileştirir. Bu ifade, söz konusu dillerin Latinceden ortaya çıktığını veya ayrı diller hâline geldiğini anlatır; insanlar gibi gerçekten doğdukları anlamına gelmez. Bu mecaz, uzun ve soyut bir tarihsel gelişimi canlı ve kısa bir biçimde ifade eder. Bu tür anlatımlarda be born; bir dilin, üslubun, fikrin, hareketin veya kuruluşun kökenini özetlemek için kullanılabilir.

Alıştırma

Soyut bir şeyin kökenini anlatmak için cümleyi be born ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A new style of jazz ____ in the neighborhood during the 1940s.

Cevabı göster

was born

When groups moved to different places,

2:39

Gruplar farklı yerlere taşındıklarında,

over time their ways of speaking grow apart, Deyimler

2:41

zamanla konuşma biçimleri birbirinden uzaklaşır,

Deyimler

over time their ways of speaking grow apart: aşamalı ayrışma

Burada grow apart, “giderek daha farklı hâle gelmek” anlamındadır. Özne their ways of speaking olduğu için ifade, konuşma biçimlerini sanki birbirlerinden uzaklaşıyorlarmış gibi gösterir; fiziksel mesafeyi değil, dilsel farklılıkların artmasını anlatır. Over time, bu ayrışmanın bir anda değil, değişikliklerin birikmesiyle yavaş yavaş geliştiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle aşamalı bir ayrışmayı en iyi anlatır?

  1. The two regional accents grew apart over several generations.
  2. The glass broke apart the moment it hit the floor.
  3. The two suitcases moved one meter apart when I pushed them.
Cevabı göster

The two regional accents grew apart over several generations.

just like everything else about them.

2:44

tıpkı onlarla ilgili diğer her şey gibi.

Thus, Latin's word for hand was manus, Anlatım akışı

2:46

Böylece, Latince'de el anlamına gelen kelime manus iken,

but in French it became main,

2:49

Fransızca'da main,

while in Spain it became mano.

2:50

İspanya'da ise mano oldu.

Anlatım akışı

Thus: mantıksal bir sonucu belirtmek

Thus, “bu nedenle” veya “sonuç olarak” anlamına gelen resmî bir sonuç belirtecidir. Bu cümlenin başında, manus sözcüğünün main ve mano biçimlerine dönüşmesini, konuşma biçimlerinin birbirinden uzaklaşmasına dair önceki açıklamanın bir sonucu ve örneği olarak sunar. Önceki bir neden ya da açıklamayı ardından gelen sonuç veya örnekle ilişkilendirerek bilgiyi düzenler. Mantıksal bir bağlantıyı belirtir; then sözcüğündeki “zaman bakımından sonra” anlamını taşımaz.

Alıştırma

Şu örneği okuyun: “The roads were flooded. Thus, the event was canceled.” Thus neyi belirtir?

  1. Önceki olgunun neden olduğu veya desteklediği bir sonuç
  2. Zaman sırasındaki bir sonraki adım
  3. Önceki olguyla karşıtlık
Cevabı göster

Önceki olgunun neden olduğu veya desteklediği bir sonuç

Tolkien made sure Elvish did the same kind of thing. Kalıp ifadeler

2:53

Tolkien Elfçe'nin de aynı türden bir şey yaptığından emin oldu.

Kalıp ifadeler

made sure ... did the same kind of thing: benzer bir düzeni sağlamak

Make sure + yan cümle, yan cümledeki sonucun gerçekleşmesi için düzenleme, kontrol veya doğrulama yapmak anlamına gelir. Made sure geçmiş zaman biçimidir ve ardından gelen Elvish did the same kind of thing öznesi ve fiili olan tam bir yan cümledir. Burada did, daha önce açıklanan bütün sürecin, yani gerçek diller gibi değişip farklı çeşitlere ayrılmanın yerini tutar. The same kind of thing genel düzenin benzer olduğunu söyler; her ayrıntının tamamen aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Made sure + yan cümleyi doğru kullanan ve önceki eylemin yerine did getiren seçeneği belirleyin.

  1. The old app warned users before deleting a file. The designer made sure did the new app the same kind of thing.
  2. The old app warned users before deleting a file. The designer made the new app sure to did the same kind of thing.
  3. The old app warned users before deleting a file. The designer made sure the new app did the same kind of thing.
Cevabı göster

The old app warned users before deleting a file. The designer made sure the new app did the same kind of thing.

While that original word kwendi became pendi among the Teleri, Anlatım akışı

2:57

Orijinal kelime olan kwendi Teleri arasında pendi olurken,

among the Avari who spread throughout Middle-earth, Kültür

3:01

Orta Dünya'ya yayılan Avari'ler arasında,

it became kindi when the double w dropped out. Öbek fiiller

3:03

çift w harfi düştüğünde kindi oldu.

Anlatım akışı

While ... became ... among the Teleri: karşıtlığın ilk dalını sunmak

Burada while karşılaştırmanın ilk tarafını sunar: asıl sözcük Teleri arasında bir yönde değişir, ardından ana cümle Avari arasında gerçekleşen farklı bir değişimi gösterir. Anlamı yalnızca bir şey olurken değil, whereas ya da buna karşılık anlamına yakındır. Bu yapı iki paralel dalı düzenlemeye yardımcı olur: While X happened in one group, Y happened in another. Baştaki while yan cümlesi ilk dalı kurar, ana cümle ise ikinci dalı taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede while iki grup arasında karşıtlık kurmak için kullanılmıştır?

  1. Because one group kept the old spelling, the other adopted a new one.
  2. While I was checking the spelling, the phone rang.
  3. While one group kept the old spelling, the other adopted a new one.
Cevabı göster

While one group kept the old spelling, the other adopted a new one.

Kültür

among the Avari ... throughout Middle-earth: kurgusal bir topluluk ve yer

Avari, J. R. R. Tolkien'ın kurgusal dünyasındaki bir Elf topluluğudur. Middle-earth, yani Orta Dünya, bu hayalî ortamın bir parçasıdır; gerçek dünya coğrafyasındaki sıradan bir yer değildir. Bu ifade, söz konusu topluluğu, yani Orta Dünya'nın her yanına yayılan Avari'yi tanımlar. Bu cümlede among the Avari, sözcükteki değişimin bu topluluğun içinde gerçekleştiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Avari ve Middle-earth neyi ifade ediyor?

  1. Tolkien'ın kurgusal dünyasındaki bir Elf topluluğu ve ortam
  2. Farklı ülkelerden iki İngilizce biçimi
  3. Gerçek bir etnik grup ve Avrupa'daki bir bölge
Cevabı göster

Tolkien'ın kurgusal dünyasındaki bir Elf topluluğu ve ortam

Öbek fiiller

when the double w dropped out: bir harfin kaybolması

Burada dropped out, bir değişim sırasında harflerin sözcüğün biçiminden kaybolduğu anlamına gelir. Özne the double w olduğu için bu harfler sonraki biçimde artık bulunmaz. Drop out burada geçişsizdir: kaybolan unsur özne olur. Özne bir kişiyse drop out genellikle okulu, bir kursu veya etkinliği bitirmeden bırakmak anlamına gelir; ancak bu cümledeki anlam bu değildir.

Alıştırma

“Yazımdan kayboldu” anlamına gelecek şekilde cümleyi drop out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Over time, the silent letter ____ of the word.

Cevabı göster

dropped out

The Elvish varieties Tolkien fleshed out the most are Quenya and Sindarin, Öbek fiiller

3:07

Tolkien'in en çok ete kemiğe büründürdüğü Elfçe varyasyonları Quenya ve Sindarin'dir,

Öbek fiiller

flesh out: ayrıntılar ekleyerek geliştirmek

Flesh out, temel bir taslağa ayrıntılar ekleyerek bir şeyi daha kapsamlı hâle getirmek demektir. Elvish varieties Tolkien fleshed out ifadesinde Tolkien'ın bu dil çeşitlerini daha ayrıntılı geliştirdiği anlatılır; the most ise Quenya ve Sindarin'in onun en kapsamlı biçimde geliştirdiği iki çeşit olduğunu belirtir. Bu, flesh isminin “et” anlamındaki gerçek kullanımı değil, mecazi bir kullanımdır. Temel biçimi bulunan ancak daha fazla ayrıntıya ihtiyaç duyan bir planı, karakteri, fikri veya kurgusal dünyayı flesh out edebilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümlede flesh out, ayrıntılar ekleyerek geliştirmek anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The team carried out the plan exactly as written.
  2. The team filled out the application with their names.
  3. The team fleshed out the basic plan with a timeline and budget.
Cevabı göster

The team fleshed out the basic plan with a timeline and budget.

and their words are different in the same way French and Spanish are. Dilbilgisi

3:11

ve kelimeleri tıpkı Fransızca ve İspanyolca'nın farklı olduğu gibi farklıdır.

Dilbilgisi

different in the same way ... are: iki ilişkiyi karşılaştırmak

X and Y are different in the same way A and B are kalıbı iki ilişkiyi karşılaştırır. X'in Y'den ayrılma biçiminin A'nın B'den ayrılma biçimine benzediğini anlatır. Burada iki Elfçe çeşidi arasındaki ilişki, Fransızca ile İspanyolca arasındaki ilişki üzerinden açıklanır. Sondaki French and Spanish are bölümünde daha önce kullanılan different sözcüğü tekrarı önlemek için atılmıştır; tam düşünce French and Spanish are different şeklindedir. The same way, iki çiftin nasıl farklı olduğunu anlatır; dillerin aynı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Aşağıdaki cümle ne anlama gelir? The two menus are different in the same way the lunch and dinner menus are.

  1. Dört menünün hepsi tamamen aynıdır.
  2. İlk çift ikinci çiftten daha farklıdır.
  3. İki çift benzer bir farklılık örüntüsüne sahiptir.
Cevabı göster

İki çift benzer bir farklılık örüntüsüne sahiptir.

Quenya has suc for drink,

3:15

Quenya'da içmek (drink) için suc varken,

Sindarin has sog.

3:17

Sindarin'de sog vardır.

And as you know, Ton ve niyet

3:19

Ve bildiğiniz gibi,

real languages are messy. Kelime

3:20

gerçek diller dağınıktır.

Ton ve niyet

as you know: ortak arka plan bilgisini sunmak

As you know, cümleye eklenen kısa bir ara ifadedir. Ardından gelen bilgiyi konuşanın dinleyiciyle paylaştığını düşündüğü bir bilgi olarak sunar. Burada asıl yargı olan real languages are messy ifadesine hazırlık yapar. Gerçek bir soru değildir ve ana mesajı taşımaz. Konuşanın bilinen bir arka plandan sonraki açıklamaya yumuşak biçimde geçmesini sağlar.

Alıştırma

Bir yönetici, programı daha önce hiç görmemiş yeni çalışanlarla konuşuyor. Aşağıdaki as you know kullanımı uygun mu? As you know, our weekly meeting is on Tuesday.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Kelime

real languages are messy: düzensiz anlamındaki messy

Burada messy fiziksel olarak kirli anlamına gelmez. Doğal biçimde kullanılan dillerde düzensiz kalıplar, birbiriyle yarışan biçimler ve istisnalar bulunduğunu, bu yüzden kusursuz derecede düzenli tek bir sisteme uymadıklarını anlatan gayriresmî ve mecazlı bir ifadedir. Aynı soyut anlam; tutarsız, iç içe geçmiş veya düzenlenmesi zor verileri, işlemleri, planları ve durumları da anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede messy, fiziksel dağınıklık yerine düzensiz ve düzenlenmesi zor anlamında kullanılmıştır?

  1. My desk is messy because papers are scattered everywhere.
  2. The new equation is complex, but its steps follow a clear order.
  3. The records are messy because dates use three different formats.
Cevabı göster

The records are messy because dates use three different formats.

That's because they change,

3:22

Çünkü değişirler,

and change has a way of working against order, Deyimler

3:24

ve değişimin düzene karşı işleyen bir yapısı vardır,

Deyimler

has a way of working against order: düzeni bozma eğilimi

X has a way of doing Y kalıbı, X’in Y’deki eyleme veya sonuca yol açma ya da onu gösterme eğiliminde olduğunu anlatır. Burada change, neredeyse bir alışkanlığı olan kişi gibi ele alınır: değişim, düzenli bir sistemi daha az düzenli hâle getirme eğilimindedir. Working against order, düzeni zayıflatmak veya ona karşı etki göstermek demektir; kelimesi kelimesine düzene karşı bir iş yapmak anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı X has a way of + fiilin -ing biçimidir ve sonucu çoğunlukla tekrarlanan veya öngörülebilen bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi have a way of + grow yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Small worries ____ when we keep them to ourselves.

Cevabı göster

have a way of growing

just like in a living room or on a bookshelf. Anlatım akışı

3:26

tıpkı bir oturma odasında veya bir kitaplıkta olduğu gibi.

Anlatım akışı

just like in a living room or on a bookshelf: oturma odasında veya kitaplıkta olduğu gibi

Just like, önceki düşünceyi destekleyen bir karşılaştırma sunar. Konuşmacı, değişimin düzeni bozabileceği yönündeki soyut iddiadan, zamanla eşyaların daha az düzenli hâle gelebildiği oturma odası ve kitaplık gibi tanıdık yerlere geçer. Bu ifade mobilyalar hakkında yeni bir konu başlatmaz. Aynı örüntünün somut bir görüntüsünü vererek açıklamayı düzenler. Başka açıklamalarda da just like, soyut bir düşünceyi benzer biçimde işleyen tanıdık bir örneğe bağlayabilir.

Alıştırma

just like in a living room or on a bookshelf ifadesi açıklamada ne işe yarar?

  1. Konuyu mobilyaların nasıl düzenleneceğine ilişkin talimatlara çevirir.
  2. Soyut düşünceyi gözde canlandırmayı kolaylaştıran tanıdık bir karşılaştırma sunar.
  3. Değişimin yalnızca odalarda ve kitaplıklarda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Soyut düşünceyi gözde canlandırmayı kolaylaştıran tanıdık bir karşılaştırma sunar.

Real languages are never perfectly logical.

3:29

Gerçek diller asla mükemmel derecede mantıklı değildir.

That's why Tolkien made sure that Elvish had plenty of exceptions. Notlar

3:32

İşte bu yüzden Tolkien Elfçe'nin bol miktarda istisnaya sahip olmasını sağladı.

Anlatım akışı

That's why ...: nedenden sonuca geçmek

That's why, daha önce verilmiş bir nedene gönderme yapar ve bu nedenden doğan sonucu açıklar. Burada gerçek dillerin değiştiği ve düzensizlikler geliştirdiği yönündeki önceki açıklama, Tolkien'ın tasarım tercihini açıklar. Bu yapıda why bir soru sormaz. Açıklamayı nedenden sonuca taşımak için That's why + sonuç yapısını kullanın.

Alıştırma

Belirtilmiş bir nedenden onun sonucuna geçmek için That's why ifadesini doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The roads were icy. That's why school closed early.
  2. The roads were icy. That's because school closed early.
  3. School closed early. That's why the roads were icy.
Cevabı göster

The roads were icy. That's why school closed early.

Kalıp ifadeler

made sure that ... had plenty of exceptions: bilinçli bir tasarım

Made sure that + yan cümle, yan cümledeki durumun gerçekleşmesi için harekete geçildiğini veya düzenleme yapıldığını anlatır. Burada Tolkien, Elfçeyi bilinçli olarak birçok istisna içerecek şekilde tasarlamıştır; bu istisnalar tesadüfi değil, kasıtlıdır. Plenty of, exceptions gibi sayılabilen çoğul bir isimden önce 'çok sayıda' anlamına gelir. Günlük İngilizcede yaygındır ve çoğu zaman many ifadesinden daha konuşma diline yakın gelir.

Alıştırma

Cümleyi make sure that ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The organizer ____ every child had a seat.

Cevabı göster

made sure that

Lots of verbs are conjugated in ways you just have to know. Notlar

3:36

Pek çok fiil sadece bilmeniz gereken şekillerde çekimlenir.

Kelime

verbs are conjugated in ways: fiil biçimlerinin değişme şekli

Dil bilgisinde conjugate, zaman, kişi veya sayı gibi bilgileri göstermek için fiilin biçimini değiştirmek demektir. Burada verbs are conjugated edilgen yapıdadır: fiiller farklı dil bilgisel biçimler alır. in ways ifadesi bu değişikliklerin nasıl gerçekleştiğini tanıtır. Buradaki conjugated, 'birleştirilmiş' anlamında değil, dil bilgisine özgü anlamındadır.

Alıştırma

Bu cümlede conjugated ne anlama geliyor? In Spanish, verbs are conjugated for person and number.

  1. Birkaç dile çevrilirler.
  2. Noktalama işaretleriyle isimlere bağlanırlar.
  3. Dil bilgisel bilgi göstermek için biçimleri değişir.
Cevabı göster

Dil bilgisel bilgi göstermek için biçimleri değişir.

Ton ve niyet

ways you just have to know: kuraldan çıkarılamayan bilgi

ways you just have to know ifadesinde you just have to know yan cümlesi ways sözcüğünü açıklar; ilgi sözcüğü that düşürülmüştür: ways (that) you just have to know. Bu, kalıpların hepsinin güvenilir bir kuraldan çıkarılamadığı ve bu nedenle öğrenilip hatırlanması gerektiği anlamına gelir. Bu kullanımda have to zorunluluk bildirir, just ise seçenekleri daraltır: biçimleri doğrudan öğrenmek tek pratik yoldur.

Alıştırma

Ezberlemenin gerekli olduğunu anlatan dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Some irregular spellings are things you ____.

Cevabı göster

just have to know

Take even the word know. Anlatım akışı

3:39

Know (bilmek) kelimesini bile ele alın.

Anlatım akışı

Örnek vermek için Take even X kullanımı

Burada take, “bir şeyi örnek olarak ele almak” anlamına gelir. Açıklamayı genel bir iddiadan somut bir duruma taşır; bir şeyi taşıma ya da ortadan kaldırma emri değildir. Even, know sözcüğünün şaşırtıcı derecede temel veya sıradan bir örnek olduğunu gösterir: anlatılan nokta know için bile geçerliyse genel iddia daha güçlü görünür. Yeniden kullanılabilen Take even X kalıbı, özellikle açıklayıcı bir örnek sunar.

Alıştırma

Cümleyi take ve ardından “şaşırtıcı derecede temel olan bu durumu da kapsayan” anlamındaki vurgu sözcüğüyle tamamlayın: To test the idea, ____ the word go.

Cevabı göster

take even

In the past,

3:41

Geçmiş zamanda,

it's knew,

3:42

knew olur,

which isn't explained by any of the rules in English. Dilbilgisi

3:43

ki bu İngilizce'deki kuralların hiçbiriyle açıklanamaz.

Dilbilgisi

Ek yorum olarak which isn't explained ... kullanımı

Burada which, sınırlayıcı olmayan bir ilgi yan cümlesi başlatır. Daha önce sözü edilen geçmiş zaman biçimi knew'ya —ya da know sözcüğünün knew olmasına— gönderme yapar ve şu yorumu ekler: İngilizcedeki hiçbir kural bu biçimi açıklamaz. Bu kullanımda which bir soru sözcüğü değildir. Tam cümlede bu tür yan cümle virgülle ayrılır. Hangi şeyden söz edildiğini belirlemek yerine, zaten belirlenmiş bir şey veya durum hakkında zorunlu olmayan ek bilgi verir.

Alıştırma

Cümleyi sınırlayıcı olmayan bir yorum ekleyen ilgi sözcüğüyle tamamlayın: The past form is irregular, ____ makes it hard to predict.

Cevabı göster

which

Oh well. Ton ve niyet

3:47

Eh, ne yapalım.

Ton ve niyet

Oh well: küçük bir aksiliği kabullenmek

Oh well, hayal kırıklığı yaratan ama değiştirilemeyen bir durum karşısında kullanılan kalıplaşmış bir konuşma tepkisidir. Hafif bir kabulleniş gösterir: konuşan kişi şikâyet etmeyi veya tartışmayı sürdürmek yerine durumu kabul eder. Buradaki well iyi anlamına gelmez. İfadenin bütünü, Kötü oldu ama kabul edip devam edelim anlamına yakındır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "My family was badly hurt in an accident." diyor. "Oh well" uygun bir yanıt mıdır?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

In Elvish,

3:48

Elfçe'de,

know is ista,

3:49

know ista'dır,

but knew is sinte.

3:50

ama knew sinte olur.

Oh well.

3:52

Eh, ne yapalım.

The truth is, though, Anlatım akışı

3:54

Ancak gerçek şu ki,

that Elvish is more a sketch for a real language than a whole one. Dilbilgisi

3:55

Elfçe, tam bir dilden ziyade gerçek bir dil için bir taslaktır.

Anlatım akışı

The truth is, though: önceki izlenimi düzelten bir sınırlama getirmek

The truth is, konuşanın daha doğru veya daha önemli gördüğü bir iddiayı açıklamak üzere olduğunu bildirir. The truth is ... that + yan cümle yapısında bu iddia, that ile başlayan yan cümlede yer alır. Araya giren though bir karşıtlık işaretidir. Açıklamayı önceki izlenime geri götürüp onu düzeltir; dolayısıyla bu giriş, ‘az önce söylenenler öyle düşündürse de asıl önemli sınırlama budur’ anlamını taşır. Bu cümlede odağı, Elfçenin ne kadar eksiksiz göründüğünden onun aslında tam bir dil değil, yalnızca bir taslak olduğu iddiasına kaydırır.

Alıştırma

Örnekte The truth is, though, neyi işaret ediyor?

  1. Konuşanın konuyu bitirdiğini gösterir.
  2. Önceki izlenimi sınırlayan daha doğru bir iddiayı sunar.
  3. Dinleyiciden bir gerçeği doğrulamasını ister.
Cevabı göster

Önceki izlenimi sınırlayan daha doğru bir iddiayı sunar.

Dilbilgisi

more a sketch ... than a whole one: more A than B ile tanımı düzeltme

more A than B yapısında more miktar karşılaştırmaz. A'yı daha doğru tanım olarak seçer ve B yorumunu geri plana iter: anlatılan şey B'den çok A'ya yakındır, yani B değil A'dır. Burada A, a sketch for a real language; B ise a whole language ifadesidir. Sketch burada mecazidir: temel parçaları bulunan ancak bütün ayrıntıları tamamlanmamış ilk taslak anlamına gelir. One, language sözcüğünün yerini tuttuğu için a whole one, a whole language demektir.

Alıştırma

Mesajın bir sözden çok uyarıya yakın olduğunu anlatmak için cümleyi more A than B yapısıyla tamamlayın: His message was ____ a promise.

Cevabı göster

more a warning than

For Tolkien,

3:59

Tolkien için,

Elvish was a hobby rather than an attempt to create something people could actually speak. Dilbilgisi

4:00

Elfçe insanların gerçekten konuşabileceği bir şey yaratma girişiminden ziyade bir hobiydi.

Dilbilgisi

a hobby rather than an attempt: A rather than B ile doğru tanımı belirtme

A rather than B, A'yı doğru seçim veya tanım olarak belirler ve olası bir yanlış anlama olan B'yi reddeder. Elvish burada, insanların gerçekten konuşabileceği kullanışlı bir dil oluşturma çabası değil, bir hobi olarak tanımlanır. Rather than iki paralel isim öbeğini bağlar: a hobby ve an attempt to create something people could actually speak. To create öbeği, attempt sözcüğünün belirttiği girişimin amacını açıklar.

Alıştırma

İlk tanımı doğru olarak sunup ikinciyi reddetmek için cümleyi rather than ile tamamlayın: The trip was a working visit ____ a holiday.

Cevabı göster

rather than

Much of the Elvish the characters in The Lord of the Rings movies speak Dilbilgisi

4:05

Yüzüklerin Efendisi filmlerindeki karakterlerin konuştuğu Elfçe'nin çoğu

has been made up since Tolkien by dedicated fans of Elvish Öbek fiiller

4:08

Tolkien'in neyi inşa edeceğine dair tahminlere dayanarak

Dilbilgisi

Much of the Elvish: sayılamayan bir bütünün büyük bir kısmı

Much of + belirli bir sayılamayan isim, “o bütünün büyük bir kısmı” anlamına gelir. Burada Elvish, ayrı ayrı sayılabilen ögeler olarak değil, bir dil malzemesi bütünü olarak ele alınır; bu nedenle doğru miktar sözcüğü much'tır. İsim grubu the, this veya bir iyelik ifadesiyle başladığında of da yapının parçasıdır. the characters in The Lord of the Rings movies speak yan cümlesi hangi Elvish'in kastedildiğini belirtir. Öznenin sayılamayan temel ögesini değiştirmez; bu yüzden tekil has fiili Much of the Elvish ile uyumludur.

Alıştırma

Diyaloğun büyük bir kısmının yeniden yazıldığını doğru biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. Much of the dialogue was rewritten.
  2. Much of the dialogue were rewritten.
  3. Many of the dialogue were rewritten.
Cevabı göster

Much of the dialogue was rewritten.

Öbek fiiller

has been made up since Tolkien: Tolkien'den sonra oluşturulmuş

Burada make up, “daha önce var olmayan bir şeyi icat etmek veya oluşturmak” anlamına gelir; hikâyeler, adlar, açıklamalar ve kurgusal dillerle sık kullanılır. Bu bağlamda tarafsızdır: hayranlar ek Elfçe malzeme oluşturmuştur. Has been made up, present perfect edilgen yapıdır: dil malzemesi eylemden etkilenir, sonraki hayranlar eylemi gerçekleştirir ve sonuç bugün var olan malzemenin bir parçasıdır. Since Tolkien burada “Tolkien ve onun özgün çalışmalarından sonraki dönem boyunca” anlamına gelen eksiltili bir zaman ifadesidir; “Tolkien yüzünden” anlamına gelmez.

Alıştırma

Özgün kitap yayımlandıktan sonra sonraki yazarların birkaç sözcük icat ettiğini anlatan cümle hangisidir?

  1. Several words have been made up by later writers since the original book was published.
  2. The writers worked overtime to make up for the delay.
  3. The new glossary is made up of several sections.
Cevabı göster

Several words have been made up by later writers since the original book was published.

based on guesses as to what Tolkien would have constructed. Notlar

4:11

Tolkien'den bu yana kendini adamış Elfçe hayranları tarafından uyduruldu.

Kalıp ifadeler

based on guesses as to what: belirsiz bir dayanağı belirtmek

Based on guesses, bir sonuç ya da yeniden oluşturmanın doğrulanmış kanıtlara değil tahminlere dayandığını belirtir. As to what + yan cümle, bu tahminlerin cevaplamaya çalıştığı belirli soruyu getirir. Burada Tolkien’ın ne inşa etmiş olacağına dair tahminler anlamındadır; as to ifadeye daha resmî ve çözümleyici bir ton katar.

Alıştırma

Yeniden oluşturmanın belirli bir soruyla ilgili belirsiz fikirlere dayandığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. The reconstruction is based on guesses as to what the lost inscription said.
  2. The reconstruction is based of guesses about what the lost inscription said.
  3. The reconstruction is based on guesses to what the lost inscription said.
Cevabı göster

The reconstruction is based on guesses as to what the lost inscription said.

Dilbilgisi

what Tolkien would have constructed: varsayımsal bir geçmiş sonuç

What Tolkien would have constructed, cevabı bilinmeyen What would Tolkien have constructed? sorusunu ifade eden bir yan cümledir. What, hayal edilen şeyi ya da sonucu temsil eder. Would have constructed, would have + geçmiş zaman ortacı yapısını izler. Açıkça belirtilmeyen bir koşul altındaki varsayımsal geçmiş sonuca geriye dönük bakar; bu nedenle Tolkien’ın onu gerçekten inşa ettiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi what + would have + see fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Because the trip was canceled, we can only imagine ____ if we had gone.

Cevabı göster

what we would have seen

That's the best we can do for Elvish Ton ve niyet

4:15

Bu, Elfçe için yapabileceğimizin en iyisi

Ton ve niyet

That's the best we can do: mevcut kısıtlar altında mümkün olan en iyi sonuç

That's the best we can do, mevcut kısıtlar altında şu anda daha iyi bir sonucun mümkün olmadığı anlamına gelir. Best, ulaşılabilecek en yüksek düzeyi belirtir; konuşanların herkesten daha iyi olduğunu öne süren bir böbürlenme değildir. For Elvish, bu yargıyı Elfçe denemeleriyle sınırlar. the best + subject + can do kalıbı, eldeki bilgi veya kaynaklarla gerçekçi olarak daha fazla geliştirilemeyecek bir sonucu, çözümü ya da uzlaşmayı açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

the best + subject + can do hedef kalıbını tamamlayın: With the information available, that's the ____.

Cevabı göster

best we can do

because there are no actual elves around to speak it for us. Kalıp ifadeler

4:17

çünkü etrafta bizim yerimize konuşacak gerçek elfler yok.

Kalıp ifadeler

are no ... around to speak: bir görev için ulaşılabilir kimsenin olmaması

there are no actual elves around ifadesinde around, daireler çizerek hareket etmek değil, mevcut, yakınlarda veya ulaşılabilir olmak demektir. Cümle, yardım edecek gerçek elflerin bulunamadığını söyler. to speak mastarı, bulunamayan elflerin ne yapacağını açıklar. Başka durumlarda da kullanılabilen there is/are no + person or thing + around + to + verb kalıbı, belirli bir görev için gereken kişi ya da nesnenin mevcut olmadığını gösterir.

Alıştırma

Hedef kalıbı no one around ile tamamlayın: Yesterday, at the empty help desk, there was ____ to answer our questions.

Cevabı göster

no one around

But the modern conlangs go further. Öbek fiiller

4:21

Fakat modern yapay diller daha ileriye gidiyor.

Öbek fiiller

go further: önceki düzeyin ötesine geçmek

Buradaki go further fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. “Önceki düzeyin ötesine geçerek gelişmek veya kapsamını genişletmek” anlamına gelir. Cümle, modern yapay dilleri daha basit ya da daha eski örneklerle karşılaştırır ve onların daha derin veya kullanışlı özelliklere sahip olduğunu belirtir. Aynı kalıp bir fikrin, araştırmanın, planın veya eylemin yeni bir aşama eklediğini de gösterebilir: X goes further by doing Y.

Alıştırma

Go further ifadesinin “bir şeyi daha fazla geliştirmek veya derinlemesine araştırmak” anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. The new study goes further by testing the idea in real classrooms.
  2. The hikers went farther down the trail before sunset.
  3. The meeting went ahead as planned.
Cevabı göster

The new study goes further by testing the idea in real classrooms.

Dothraki,

4:24

Dothraki,

Na'vi,

4:25

Na'vi,

and Klingon are developed enough that you can actually speak them. Dilbilgisi

4:25

ve Klingon gerçekten konuşabileceğiniz kadar geliştirildi.

Dilbilgisi

developed enough that...: sonuca yol açan yeterli derece

developed enough that... yapısında enough, developed sözcüğünden sonra gelir ve yeterli bir dereceyi belirtir. That ile başlayan yan cümle, bu dereceye ulaşmanın sonucunu verir: insanlar bu dilleri gerçekten konuşmak için kullanabilir. Yeniden kullanılabilir kalıp adjective or past participle + enough + that + clause şeklindedir. Bir nitelik veya koşulu, onun mümkün kıldığı sonuca bağlar. Burada actually, bu dilleri konuşmanın yalnızca bir fikir değil, gerçek bir olasılık olduğunu vurgular.

Alıştırma

Açıklık derecesini sonucuna bağlamak için iki sözcük kullanın: The instructions are clear ____ everyone can follow them.

Cevabı göster

enough that

Here's a translation of Hamlet into Klingon, Kalıp ifadeler

4:28

İşte Hamlet'in Klingon diline çevrilmiş hali,

Kalıp ifadeler

Here's a translation of X into Y: bir çeviriyi sunmak

Here's, konuşanın gösterdiği veya tanıttığı bir şeyi sunar. Bu cümlede konuşan, Hamlet'in çevrilmiş bir sürümünü sunuyor. Tekrar kullanılabilen kalıp Here's a translation of X into Y şeklindedir. X çevrilen eser veya içerik, Y ise hedef dildir. Buradaki into, bir yere doğru hareketi değil, dil değişimini gösterir.

Alıştırma

Çeviriyi sunma kalıbı olan a translation of X into Y ifadesini tamamlayın: Here's a translation ____ the safety guide ____ Spanish.

Cevabı göster

of · into

although performing it would mean getting used to pronouncing K with your uvula, Dilbilgisi

4:31

ancak bunu sergilemek K harfini küçük dilinizle telaffuz etmeye alışmak anlamına gelirdi,

Dilbilgisi

although performing it would mean getting used to...: ödünleme ve getirdiği gereklilik

Although, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: bu sürümü sahnelemenin mümkün olduğunu kabul eder, ardından dikkate alınması gereken bir zorluğu gösterir. Cümlecik although ile başladığı için genellikle karşıtlığı tamamlayan bir ana cümleye bağlanır. Performing it would mean... bir sözcüğü tanımlamaz. Buradaki would mean, would involve veya would require anlamındadır. Ardından gelen getting used to pronouncing... gerçek sonucu belirtir. Tekrar kullanılabilen kalıp Although doing X would mean doing Y, ... şeklindedir.

Alıştırma

Ödünleme ve sonuç kalıbını tamamlamak için mean ve rehearse sözcüklerini kullanın: Although accepting the role would ____ on Saturdays, Nina still wants the part.

Cevabı göster

mean rehearsing

Dilbilgisi

getting used to pronouncing: get used to + -ing yapısı

get used to doing something kalıbı, başlangıçta yabancı gelen bir eyleme zamanla alışmak anlamına gelir. Burada getting used to pronouncing, bir sesi çıkarma biçimine alışma sürecini anlatır. get used to içindeki to bir edattır. Bu yüzden ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir: pronounce değil, pronouncing.

Alıştırma

Cümleyi pronounce fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya is getting used to ____ unfamiliar names.

Cevabı göster

pronouncing

that weird cartoony thing hanging in the back of your throat. Kelime

4:35

boğazınızın arkasında sarkan o tuhaf karikatürize şey.

Kelime

weird cartoony thing: gündelik ve görsel bir betimleme

Weird cartoony thing, hemen önce sözü edilen uvula yani küçük dil için bilerek kullanılan genel ve gündelik bir betimlemedir. Thing anatomik adı tekrar etmeyi önler, weird konuşanın onu tuhaf bulduğunu gösterir, cartoony ise şeklinin çizgi filmde çizilmiş bir şey gibi abartılı göründüğünü anlatır. Bu sözcükler birlikte, dinleyenin tanımadığı bir vücut bölümünü gözünde canlandırmasına yardım eder ve açıklamayı eğlenceli hâle getirir. Kesin bir tıbbi ad değildir.

Alıştırma

Bu ifadenin ortama uygun olup olmadığına karar verin: Bir öğrenci resmî anatomi raporunda uvula için weird cartoony thing ifadesini kullanıyor.

  1. Bu ifade resmî rapor için fazla gündelik ve belirsizdir.
  2. Bu ifade resmî rapora uygundur.
Cevabı göster

Bu ifade resmî rapor için fazla gündelik ve belirsizdir.

Believe it or not, Ton ve niyet

4:39

İnanın ya da inanmayın,

Ton ve niyet

Believe it or not: şaşırtıcı bir bilgiyi sunmak

Believe it or not, konuşanın dinleyiciye şaşırtıcı gelebileceğini düşündüğü bir bilgiden önce kullanılan bir söylem belirtecidir. Burada dinleyiciyi, bu özelliğin birçok dilde bulunduğu iddiasına hazırlar. Dinleyiciden gerçekten inanıp inanmamayı seçmesini istemez. Yaklaşık olarak “Bu şaşırtıcı gelebilir ama doğru” anlamını taşır ve ana bilgiden önce hafif bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Believe it or not özgün cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Dinleyiciden iddiaya inanıp inanmayacağına karar vermesini ister
  2. Konuşanın iddianın doğru olup olmadığından emin olmadığını gösterir
  3. Şaşırtıcı gelebilecek ancak doğru olarak sunulan bir iddiayı tanıtır
Cevabı göster

Şaşırtıcı gelebilecek ancak doğru olarak sunulan bir iddiayı tanıtır

you actually do that in plenty of languages around the world, Kalıp ifadeler

4:39

dünyadaki birçok dilde bunu gerçekten yapıyorsunuz,

Kalıp ifadeler

in plenty of languages around the world: geniş dağılımı ifade etmek

In plenty of languages, “birçok dilde” anlamına gelir. Burada plenty of ifadesinden sonra çoğul sayılabilen isim languages gelir; around the world ise bu dillerin dünyanın birçok bölgesinde bulunduğu bilgisini ekler. İfadenin tamamı hem sayının çokluğunu hem de geniş coğrafi dağılımı vurgular. Her dil anlamına gelmez ve tek başına bu özelliğin dillerin çoğunda bulunduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Plenty ve ondan sonra gelmesi gereken sözcüğü kullanarak cümleyi tamamlayın: This feature appears in ____ languages around the world.

Cevabı göster

plenty of

like Eskimo ones. Kelime

4:42

Eskimo dillerinde olduğu gibi.

Kelime

like Eskimo ones: languages yerine kullanılan ones ve Eskimo adının kullanım sınırı

Bu parçada ones, daha önce geçen çoğul languages adının yerini tutar; dolayısıyla açık biçim like Eskimo languages olur. Böylece languages tekrarlanmaz; ones burada insanları anlatmaz. Eskimo, kaynağın bazı kuzey Yerli halkları ve dilleri için kullandığı geniş kapsamlı tarihsel bir addır. Sözcüğün kabul görmesi bölgeye ve topluluğa göre değişir. Güncel iletişimde, biliniyorsa Inuit, Yupik ya da belirli bir dilin adı gibi ilgili topluluğun veya dilin özel adını kullanın.

Alıştırma

like Eskimo ones için en uygun yorum ve kullanım hangisidir?

  1. ones, one sayısını ifade eder ve Inuit tüm kuzey Yerli adlarının yerine kullanılabilir.
  2. ones insanları anlatır ve Eskimo her toplulukta tarafsızdır.
  3. ones, languages sözcüğünün yerini tutar; biliniyorsa topluluğun veya dilin özel adını kullanmak daha uygundur.
Cevabı göster

ones, languages sözcüğünün yerini tutar; biliniyorsa topluluğun veya dilin özel adını kullanmak daha uygundur.

Pronouncing Elvish is much easier, though. Dilbilgisi

4:44

Bununla birlikte, Elfçe'yi telaffuz etmek çok daha kolay.

Dilbilgisi

Pronouncing Elvish is ... easier, though: özne olan isim-fiil öbeği ve sonda karşıtlık

Pronouncing Elvish, cümlede özne görevi gören bir isim-fiil öbeğidir. Değerlendirilen şey olarak Elfçeyi telaffuz etme eylemini sunar. Öbeğin tamamı tek bir eylem sayıldığı için tekil is kullanılır. much, karşılaştırma sıfatı easier'ı güçlendirir; much easier “çok daha kolay” demektir. Tamamlanmış bir ifadenin sonunda though “yine de” veya “ancak” anlamına gelir ve önceki sözle karşıtlığa işaret eder; burada although gibi bir yan cümle başlatmaz.

Alıştırma

The old app is hard to learn. Karşıtlığı be fiilinin tekil biçimi, much ve easy sözcüğünün karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: Learning the new app ____, though.

Cevabı göster

is much easier

So,

4:47

Öyleyse,

let's take our leave for now from this introduction to conlangs in Elvish Deyimler

4:48

Elfçe'deki yapay diller üzerine bu giriş kısmından

Deyimler

let's take our leave for now: resmî ve edebî bir veda

Take our leave, take one's leave kalıp ifadesinin birinci çoğul şahıs biçimidir; özellikle resmî ya da edebî bir tonda “ayrılmak” veya “veda etmek” demektir. let's take our leave içindeki let's, konuşanı ve dinleyicileri bu bölümü birlikte bitirmeye çağırır. For now, “şu anda” veya “geçici olarak” anlamına gelir. İfade bir bütün olarak mevcut konunun bittiğini bildirirken kapanışa bilinçli biçimde özenli ve teatral bir ton verir.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “ayrılmak veya veda etmek” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: At the end of the reception, the ambassador said, “We should ____ now and thank our hosts.”

Cevabı göster

take our leave

and the other three conlangs discussed

4:51

ve tartışılan diğer üç yapay dilden şimdilik ayrılalım,

with a heartfelt quad-conlangual valedictory. Kelime

4:54

içten bir dört-yapay-dilli veda ile.

Kelime

a heartfelt quad-conlangual valedictory: görkemli ve mizahi bir veda

Heartfelt, “içten ve derinden hissedilen” demektir; valedictory ise resmî bir veda konuşması veya veda sözüdür. Kapanışı a heartfelt quad-conlangual valedictory diye adlandırmak, basit bir vedayı törensel ve görkemli gösterir. Quad-conlangual; “dört” anlamındaki quad-, “yapay dil” anlamındaki conlang ve bilingual ya da multilingual gibi sözcüklerden örnek alınan bir sıfat biçimiyle oluşturulmuş şakacı bir türetmedir. Burada “dört yapay dili içeren” anlamına gelir. Doğaçlama üretilmiş, teknik terim görünümündeki bu sözcük, son derece resmî valedictory ile birleşerek bilinçli bir mizah yaratır.

Alıştırma

Bu cümlede a heartfelt quad-conlangual valedictory ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Dört doğal dili karşılaştıran resmî bir ders.
  2. Dört yapay dilde sunulan içten bir veda.
  3. Dört yeni sözcük icat edildiği için dilenen özür.
Cevabı göster

Dört yapay dilde sunulan içten bir veda.

A Na Marie!

4:58

A Na Marie!

Hajas.

4:59

Hajas.

Na'vi's Kiyevame!

5:00

Na'vi dilinde Kiyevame!

Qapla!

5:02

Qapla!

And goodbye.

5:03

Ve hoşça kalın.