Çocuklar ve iklim değişikliği ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
880 kelime 154 kel/dk

Video özeti: Gençler iklim kaygısını, yetişkinlerin hareketsizliği karşısındaki hayal kırıklığını ve kuşaklar arası çatışmayı anlatıyor. Program, yetişkinlerin belirsizliği dürüstçe kabul ettiği düzenli konuşmaların konudan kaçınmak yerine çocuklarla birlikte çözüm aramayı ve iş birliğini mümkün kıldığını savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. In survey after survey, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik. İsim tekrarının aynı sonucun çok sayıda araştırmada tekrar tekrar görüldüğünü nasıl vurguladığını ve böylece kanıtları biriktirerek savı güçlendirdiğini öğrenin. Bu yapıyı raporlarda, görüşmelerde, deneylerde ya da tekrarlanan deneyimlerde ortaya çıkan tutarlı eğilimleri özetlemek için kullanabilirsiniz. 2. just sort of freaks me out. — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bir şeyin korku, yoğun huzursuzluk veya duygusal karmaşa yarattığını söylemenin doğal ve gündelik bir yolunu tanıyın. just sort of sözleri ifadeye kendiliğinden ve genç bir ton katarak onu biraz yumuşatır; yine de ortaya konan kişisel tepki, “beni endişelendiriyor” gibi tarafsız bir cümleden daha güçlüdür. 3. by sharing ideas, we can work things out — Dil bilgisi ve cümle kalıpları. Bir sonuca hangi yöntemle ulaşıldığını anlatmak için by sözcüğünden sonra fiilin -ing biçimini kullanın. Bu yapı, ortaklaşa yapılan bir eylemi somut sonucuyla ilişkilendirmenizi ve zor bir meseleyi insanların birlikte anlayabileceği ya da çözebileceği bir sorun olarak sunmanızı sağlar.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, karşınızda BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Beth.

0:11

Ben de Beth.

Many of those leading the fight against climate change Kalıp ifadeler

0:13

İklim değişikliğine karşı mücadeleye öncülük edenlerin çoğu

are young people who feel betrayed by politicians and adults. Ton ve niyet

0:16

politikacılar ve yetişkinler tarafından ihanete uğramış hisseden gençlerdir.

Kalıp ifadeler

leading the fight against climate change: iklim değişikliğiyle mücadeleye öncülük etmek

Lead the fight against + bir sorun ya da tehdit, onu durdurmaya veya azaltmaya yönelik örgütlü bir çabada öncü rol üstlenmek demektir. Buradaki fight mecazidir; fiziksel bir kavga değil, iklim değişikliğine karşı sürdürülen eylemi anlatır. Cümlede leading the fight against climate change, those sözcüğünü niteleyen bir şimdiki zaman ortaç öbeğidir. Hangi kişilerden söz edildiğini belirtir ve onları çabanın ön saflarında gösterir.

Alıştırma

Vurgulanan yapının doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Neighborhood groups are ____ food waste.

Cevabı göster

leading the fight against

Ton ve niyet

feel betrayed by politicians and adults: siyasetçiler ve yetişkinler tarafından ihanete uğramış hissetmek

Feel betrayed by someone, o kişinin ya da grubun güveninizi sarstığını, önemli bir sorumluluğu yerine getirmediğini veya haklı olarak beklediğiniz bir şeye aykırı davrandığını hissetmek demektir. Yalnızca memnuniyetsizliği değil, incinme ve suçlama duygusunu da taşır. Bu cümlede by politicians and adults, gençlerin kimleri sorumlu tuttuğunu belirtir. Betrayed, gençlerin duygusal durumunu anlatmak için feel fiilinden sonra kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Bir arkadaş oyun sırasında küçük bir hata yapıyor. 'I feel betrayed by my friend' demek genellikle uygun mudur?

  1. Genellikle uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Genellikle uygun değil

In survey after survey, Anlatım akışı

0:21

Anket üstüne ankette,

children report feeling that they have no future, Dilbilgisi

0:22

çocuklar geleceklerinin olmadığını hissettiklerini,

that humanity is doomed,

0:25

insanlığın yok olmaya mahkum olduğunu

and that governments are failing to act.

0:27

ve hükümetlerin harekete geçmekte başarısız olduğunu bildiriyor.

Anlatım akışı

In survey after survey: tekrarlanan kanıtları öne yerleştirmek

Bu ifade, tekil isim + after + aynı tekil isim kalıbını kullanır ve “birbiri ardına birçok ankette” anlamına gelir. Tam olarak iki anketten söz etmez. Cümlenin başında yer alarak ana iddiadan önce kanıtların çerçevesini kurar. Aynı genel sonucun tekrar tekrar ortaya çıktığını belirtir; böylece sonuç tutarlı ve güçlü biçimde desteklenmiş görünür.

Alıştırma

“Tekrar tekrar yapılan birçok ankette” anlamını vermek için cümleyi tekil isim + after + aynı isim kalıbıyla tamamlayın: In ____, participants gave the same answer.

Cevabı göster

survey after survey

Dilbilgisi

that ..., that ..., and that ...: report feeling sonrasında paralel içerik

Üç that yan cümlesi paralel bir liste oluşturur. Her yan cümle çocukların hissettiklerini bildirdiği bir şeyi ifade eder; bu nedenle üçü de ayrı ifadeler başlatmak yerine report feeling yapısına bağlı kalır. Her uzun öğenin başında that sözcüğünü tekrarlamak, öğelerin nerede başladığını gösterir. Bu, dinleyicinin yoğun bir listeyi takip etmesine yardımcı olur ve yan cümlelerin aynı dil bilgisel göreve sahip olduğunu gösterir.

Alıştırma

Her paralel yan cümleyi başlatmak için that sözcüğünü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: Residents reported feeling ____ the streets were unsafe, ____ services were declining, and ____ officials were ignoring them.

Cevabı göster

that · that · that

This is causing many young people to feel worried

0:30

Bu, birçok gencin

about the state of the planet.

0:33

gezegenin durumu hakkında endişelenmesine neden oluyor.

There's even a name for it,

0:34

Bunun bir adı bile var,

climate anxiety. Kelime

0:36

iklim kaygısı (climate anxiety).

Kelime

climate anxiety: iklim kaygısı

Climate anxiety, iklim değişikliği ve onun gelecekteki olası etkileriyle bağlantılı endişe, korku veya çaresizlik hissini ifade eder; bu duygular çoğu zaman uzun sürer. Bu birleşik isimde climate, anxiety duygusunun kaynağını belirtir. Burada ifade, iklim krizinin yarattığı psikolojik baskıya ad verir; tek bir günün hava durumuyla ilgili tedirginlik anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum climate anxiety için en açık örnektir?

  1. Sınıfın penceresi her açıldığında üşüyor.
  2. Bugünkü maç yağmur yüzünden iptal olabilir diye endişeleniyor.
  3. İklim değişikliğinin geleceğini nasıl etkileyebileceği konusunda sık sık sıkıntı duyuyor.
Cevabı göster

İklim değişikliğinin geleceğini nasıl etkileyebileceği konusunda sık sık sıkıntı duyuyor.

And it's also creating conflict between adults and children Kalıp ifadeler

0:38

Aynı zamanda yetişkinler ve çocuklar arasında da

in families and schools.

0:41

ailelerde ve okullarda çatışma yaratıyor.

Kalıp ifadeler

create conflict between A and B: A ile B arasında çatışma yaratmak

Create conflict between A and B, iki kişi ya da grup arasında anlaşmazlık, gerginlik veya tartışma çıkmasına neden olmak demektir. Altyazıdaki creating, bu durumun sonucunda çatışmanın oluşmakta olduğunu gösterir. Kalıp create conflict between + A tarafı + and + B tarafı şeklindedir. Buradaki conflict mutlaka şiddet anlamına gelmez; gergin ilişkileri veya karşıt görüşleri de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi create conflict between A and B kalıbıyla, önce parents sonra teachers gelecek şekilde tamamlayın: The sudden rule change created ____.

Cevabı göster

conflict between parents and teachers

What's certain is that a solution to the climate emergency Notlar

0:43

Kesin olan şey, iklim acil durumuna bir çözümün

needs the cooperation of everyone,

0:46

hem yaşlıların hem de gençlerin

Kelime

climate emergency: iklim değişikliğini acil bir kriz olarak tanımlamak

Climate emergency, iklim durumunu acil eylem gerektiren ciddi ve süregelen bir kriz olarak tanımlar. Bu ifadede emergency, kısa süreli tek bir kaza değil, devam eden toplumsal ve küresel bir tehlike anlamına gelir. Climate change ifadesinden daha güçlüdür ve açık bir değerlendirme içerir. Konuşan yalnızca iklimdeki değişiklikleri adlandırmaz; bunların ciddiyetini ve hızla harekete geçme gereğini de vurgular.

Alıştırma

Climate emergency, climate change ile karşılaştırıldığında genellikle hangi ek mesajı verir?

  1. Durum, acil eylem gerektiren ciddi bir krizdir.
  2. Yalnızca kısa süren olağan dışı bir hava dönemini ifade eder.
  3. İklim sorunu daha az ciddidir ve hemen müdahale gerektirmez.
Cevabı göster

Durum, acil eylem gerektiren ciddi bir krizdir.

both old and young.

0:48

herkesin işbirliğine ihtiyaç duyduğudur.

Anlatım akışı

What's certain is that...: kesin bir sonucu belirtmek

What's certain is that... konuşanın kesinlikle doğru olarak sunduğu bir yargıyı belirtir. What's certain, kesin olan şey anlamına gelir; that ile başlayan yan cümle de bu kesin şeyin ne olduğunu açıklar. Bu bir bildirme cümlesidir, what ile kurulan bir soru değildir. Bu giriş, ayrıntılardan önce sağlam bir sonuç vererek bilgiyi düzenler. Bu cümlede kesin olarak sunulan sonuç, iklim acil durumunu çözmek için her yaştan insanın iş birliğinin gerektiğidir.

Alıştırma

What's certain is that... girişi cümlede ne işe yarar?

  1. Konuşanın kesinlikle doğru olarak sunduğu bir sonucu belirtir.
  2. Dinleyicilerden neyin doğru olduğuna karar vermelerini ister.
  3. Ardından gelen iddianın yalnızca bir tahmin olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Konuşanın kesinlikle doğru olarak sunduğu bir sonucu belirtir.

So, can talking honestly about the climate

0:50

Peki, iklim hakkında dürüstçe konuşmak

help mend the divisions between generations? Kalıp ifadeler

0:53

nesiller arasındaki bölünmeleri onarmaya yardımcı olabilir mi?

Kalıp ifadeler

mend the divisions between generations: kuşaklar arasındaki ayrılıkları gidermek

Burada mend mecaz anlamda kullanılır: zarar görmüş bir toplumsal ilişkiyi onarmak veya iyileştirmek demektir. The divisions between generations, farklı yaş gruplarını birbirinden ayıran görüş ayrılıklarını, güvensizliği veya mesafeyi anlatır. Help mend the divisions between X and Y yapısında help, bir eylemin iyileşmeye katkıda bulunduğunu gösterir; bütün anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını garanti etmez. Bu kalıp aileler, ekipler, topluluklar veya siyasi gruplar arasındaki ayrılıklar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Düzenli toplantıların iki mahalle grubu arasındaki zarar görmüş ilişkiyi iyileştirdiğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Regular meetings helped fix the groups between the two divisions.
  2. Regular meetings helped divide the mending between the two neighborhood groups.
  3. Regular meetings helped mend the divisions between the two neighborhood groups.
Cevabı göster

Regular meetings helped mend the divisions between the two neighborhood groups.

That's what we'll be discussing in this program Anlatım akışı

0:56

İşte bu programda bunu tartışacağız,

along with some useful new vocabulary.

0:59

birtakım yararlı yeni kelimelerle birlikte.

Anlatım akışı

That's what we'll be discussing ... along with ...: ana konuyu ve ek içeriği önceden belirtmek

Bu cümle bir yönlendirme ifadesidir: programın sonraki bölümünün nasıl düzenleneceğini dinleyicilere bildirir. That's, az önce tanıtılan soruya veya konuya gönderme yapar; what we'll be discussing ise bunu sırada ele alınacak ana konu olarak belirtir. Along with, programa dâhil edilecek başka bir öge ekler. Ana konu, az önce duyurulan tartışma olarak kalır; some useful new vocabulary eşlik eden ek içerik şeklinde sunulur. Bir konuşmanın, dersin, podcast'in veya videonun içeriğini tanıtırken That's what we'll be ... , along with ... kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümle programda ne yapıyor?

  1. Ana konuyu önceden tanıtıyor ve programa dâhil edilecek başka bir bölüm ekliyor.
  2. Ana konuyu tamamen ilgisiz bir sözcük dersiyle değiştiriyor.
  3. Tartışmanın ve sözcük bölümünün çoktan bittiğini söylüyor.
Cevabı göster

Ana konuyu önceden tanıtıyor ve programa dâhil edilecek başka bir bölüm ekliyor.

But first, I have a question for you, Neil.

1:01

Ama önce, sana bir sorum var Neil.

Many young people's hopes and fears about climate change

1:04

Pek çok gencin iklim değişikliğiyle ilgili umutları ve korkuları

are symbolized by the Swedish activist Greta Thunberg. Kültür

1:07

İsveçli aktivist Greta Thunberg ile sembolize ediliyor.

Kültür

are symbolized by Greta Thunberg: daha geniş umutları ve korkuları temsil etmek

Bu cümlede are symbolized by, “tarafından temsil edilir veya somutlaştırılır” anlamına gelir. Greta Thunberg, birçok gencin iklim değişikliğiyle ilgili daha geniş umut ve korkularını görünür kılan bir figür olarak sunulur; bu duyguları onun yarattığı anlamına gelmez. Edilgen X is symbolized by Y yapısında Y, X'i temsil eden kişi, nesne veya imgedir. Burada X umutlar ve korkular, Y ise Greta Thunberg'dir. Greta Thunberg, gençlerin iklim eylemiyle yaygın biçimde ilişkilendirilen İsveçli bir iklim aktivistidir. Bu kısa arka plan bilgisi, haberde ona neden böyle simgesel bir rol verildiğini açıklar.

Alıştırma

Burada are symbolized by the Swedish activist Greta Thunberg ne anlama geliyor?

  1. Greta Thunberg bu umutların ve korkuların resmini çizdi.
  2. Greta Thunberg bu umutların ve korkuların hepsini bizzat yarattı.
  3. Greta Thunberg, birçok gencin iklim değişikliğiyle ilgili umutlarını ve korkularını temsil eder.
Cevabı göster

Greta Thunberg, birçok gencin iklim değişikliğiyle ilgili umutlarını ve korkularını temsil eder.

These days, Greta travels the world

1:11

Bugünlerde Greta dünyayı dolaşıyor

speaking about the climate emergency,

1:14

iklim acil durumu hakkında konuşuyor,

but her protests started much smaller Kalıp ifadeler

1:16

ancak protestoları çok daha küçük çaplı başlamıştı

in her hometown, Stockholm.

1:19

memleketi Stockholm'de.

Kalıp ifadeler

protests started much smaller: başlangıçtaki ve sonraki ölçeği karşılaştırmak

started much smaller, protestoların küçük çaplı başlangıcını daha sonra ulaştıkları daha büyük ölçekle karşılaştırır. Smaller, kimsenin yaşı ya da fiziksel boyutu değil, protestoların ölçeği veya erişim alanıyla ilgilidir. İfade sonraki aşamayı açıkça söylemese de karşılaştırmanın diğer tarafı bağlamdan anlaşılır. Much, karşılaştırma biçimi smaller'ı güçlendirir ve “çok daha küçük” anlamını verir. much + comparative kullanılır, very + comparative değil: much smaller standarttır; very smaller yanlıştır.

Alıştırma

Cümleyi “çok daha küçük ölçekte başladı” anlamındaki tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: The project is national now, but it ____, with only three volunteers.

Cevabı göster

started much smaller

So, how did Greta Thunberg's climate activism begin?

1:22

Peki, Greta Thunberg'in iklim aktivizmi nasıl başladı?

Did she,

1:26

Acaba O,

A, plant trees in her school garden,

1:27

A, okulunun bahçesine ağaçlar mı dikti,

B, skip school on Fridays,

1:30

B, cuma günleri okulu mu astı,

or C, recycle her school's plastic waste?

1:33

ya da C, okulunun plastik atıklarını mı geri dönüştürdü?

Hmm, I think Greta Thunberg went on strike Kalıp ifadeler

1:37

Hmm, sanırım Greta Thunberg greve gitti

and skipped school on Fridays. Kalıp ifadeler

1:40

ve cuma günleri okulu astı.

Kalıp ifadeler

went on strike: go on strike ifadesinin geçmiş biçimi

Go on strike, çalışmayı bırakmak veya bir öğrenci hareketinde protesto amacıyla derslere katılmamak anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Went, go fiilinin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle went on strike eylemin geçmişte olduğunu gösterir. Bu ifadede on edatı sabittir. Buradaki strike, bir amacı desteklemek için derslere gitmemeyi içeren öğrenci grevidir; bir şeye vurmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After talks failed, the workers went ____.

Cevabı göster

on strike

Kalıp ifadeler

skipped school on Fridays: her cuma bilinçli devamsızlık

Skip school, kişinin okulda olması beklendiği hâlde bilinçli olarak okula gitmemesi anlamına gelir. Skipped, fiilin basit geçmiş zaman biçimidir. Burada school sözcüğü belirli bir binayı değil, okula devam etme etkinliğini anlattığı için artikel almaz. On Fridays, eylemin cuma günleri tekrarlandığını, yani every Friday anlamını verir. Skip school ifadesi tek başına devamsızlığın nedenini açıklamaz; bu cümlede nedeni çevredeki bağlam verir: protesto.

Alıştırma

Leo'nun her cuma bilinçli olarak okula gitmediğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Leo skipped school on Fridays.
  2. Leo skipped school on Friday.
  3. Leo skipped the school on Fridays.
Cevabı göster

Leo skipped school on Fridays.

Okay, Neil.

1:42

Tamam, Neil.

I will reveal the correct answer later in the program.

1:43

Doğru cevabı programın ilerleyen bölümlerinde açıklayacağım.

One recent survey showed that three quarters Kelime

1:46

Yakın tarihli bir anket, Birleşik Krallık'taki gençlerin

or more of young people in the UK

1:49

dörtte üçü veya daha fazlasının

feel the future is frightening.

1:51

geleceğin korkutucu olduğunu hissettiğini gösterdi.

Kelime

three quarters or more: alt sınır olarak %75

Three quarters, bir bütünün eşit dört parçasından üçünü, yani %75'i ifade eder. Buna or more eklendiğinde %75 alt sınır olur; gerçek oran tam olarak %75 veya daha yüksek herhangi bir oran olabilir. three quarters of young people ifadesinde of, oranı ölçülen gruba bağlar. Buradaki quarters, bir bütünün kesirli parçalarını belirtir; on beş dakikalık süreler veya kalınacak yerler anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir raporda three quarters or more of the residents support the plan deniyor. Doğru yorum hangisidir?

  1. Destek oranı %72'dir.
  2. Destek oranı %75'ten yüksek olmalıdır; dolayısıyla tam olarak %75 kapsam dışıdır.
  3. Destek oranı %75 veya daha yüksektir.
Cevabı göster

Destek oranı %75 veya daha yüksektir.

Here, Immie, aged 14, and Milly, 11,

1:54

İşte, 14 yaşındaki Immie ve 11 yaşındaki Milly,

share some of their fears with BBC Ideas.

1:58

korkularının bir kısmını BBC Ideas ile paylaşıyor.

If climate change were like an animal or a plant, Dilbilgisi

2:02

Eğer iklim değişikliği bir hayvan ya da bitki gibi olsaydı,

I think it'd be some sort of parasite Deyimler

2:04

sanırım bir çeşit parazit (parasite) olurdu,

Dilbilgisi

If ... were like ... ile hayalî bir karşılaştırma kurmak

If climate change were like an animal or a plant yan cümlesi, dinleyenden gerçek dışı bir karşılaştırma hayal etmesini ister. İklim değişikliği gerçekten canlı bir varlık değildir; bu karşılaştırma, onu anlatmak için somut bir görüntü sağlar. Yeniden kullanılabilen yapı If + özne + were like + isim biçimindedir. Burada were geçmiş zamanı değil, varsayımsal bir durumu gösterir. Sonraki cümlecik hayal edilen sonucu veya görüşü, çoğu zaman would ile ifade edebilir; it'd içindeki 'd, would anlamına gelir.

Alıştırma

Hayalî karşılaştırmayı standart were like yapısıyla tamamlayın: If patience ____ a muscle, we could strengthen it through practice.

Cevabı göster

were like

because it's the only thing that's actually growing

2:07

çünkü diğer her şey ölmeye başlarken

Deyimler

Mecaz olarak some sort of parasite

Burada some sort of parasite bir mecazdır. Konuşmacı iklim değişikliğini, çevresindeki canlı dünyadan beslenip ona zarar veriyormuş gibi büyümeye devam eden bir şey olarak hayal eder; iklim değişikliği gerçekten bir hayvan ya da bitki değildir. Some sort of, “tam olarak hangisi olduğunu söylemeden bir tür” anlamına gelir. Karşılaştırmayı yaklaşık hâle getirir: parasite bilimsel bir sınıflandırma değil, konuşmacının düşüncesine en uygun imgedir.

Alıştırma

Bu cümlede some sort of parasite neyi düşündürüyor?

  1. İklim değişikliği, çevresindeki dünyaya zarar verirken büyüyen bir şey olarak hayal edilir.
  2. Konuşmacı parazitlerin büyüyüp büyüyemeyeceğinden emin değildir.
  3. İklim değişikliği gerçekten yeni keşfedilmiş bir hayvandır.
Cevabı göster

İklim değişikliği, çevresindeki dünyaya zarar verirken büyüyen bir şey olarak hayal edilir.

and getting bigger while everything else starts dying off. Öbek fiiller

2:11

gerçekten büyüyen ve daha da irileşen tek şey o.

Öbek fiiller

dying off: bir grupta kademeli toplu ölüm

Die off, bir grubun birçok üyesinin belirli bir süre içinde ölmesi ve böylece grubun büyük ölçüde küçülmesi ya da yok olabilmesi demektir. Basit die fiilinin her zaman taşımadığı, grubun geneline yayılan kademeli bir süreç anlamı ekler. Cümlede starts dying off, growing and getting bigger ile karşıtlık oluşturur. Off, öbek fiilin bir parçasıdır; yön bildirmez.

Alıştırma

Bir grubun birçok üyesinin giderek ölmesi anlamına gelen öbek fiilin -ing biçimiyle cümleyi tamamlayın: After the lake became polluted, the fish began ____.

Cevabı göster

dying off

I think climate change is like really scary

2:15

Bence iklim değişikliği gerçekten korkutucu

and the fact that lots of people aren't doing much about it Dilbilgisi

2:18

ve birçok insanın bu konuda pek bir şey yapmıyor olması gerçeği

just sort of freaks me out. Deyimler

2:22

beni gerçekten çıldırtıyor (freaks me out).

Dilbilgisi

the fact that: bir yan cümlenin tamamını tek bir bilgi olarak kullanmak

The fact that, ardından gelen yan cümlenin bir olgunun içeriğini vermesini sağlar. Burada that lots of people aren't doing much about it, söz konusu olgunun ne olduğunu açıklar; that bir bağlayıcıdır, ‘şu’ anlamındaki işaret sözcüğü değildir. The fact that lots of people aren't doing much about it ifadesinin tamamı freaks fiilinin öznesidir. Bu yapı, eksiksiz bir durumu hakkında konuşulabilen, değerlendirilebilen veya tepki verilebilen tek bir bilgi birimi olarak kullanmanızı sağlar.

Alıştırma

Durumu bir olgu olarak sunan ve özne yapan üç sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ nobody checked the warning worried the whole team.

Cevabı göster

The fact that

Deyimler

just sort of freaks me out: günlük bir duygusal tepkiyi yumuşatmak

Freak someone out, bir kişiyi korkutmak, çok huzursuz etmek veya şoke etmek anlamına gelen günlük bir phrasal verb'dür. Freaks me out ifadesindeki me, bu tepkiyi hisseden kişidir; ifade ‘beni tuhaf göstermek’ anlamına gelmez. Sort of, ifadeyi ‘biraz’ veya ‘bir bakıma’ anlamıyla yumuşatır; just ise bunu konuşanın doğrudan tepkisi olarak sunar. Bu yumuşatmaya rağmen freaks me out hâlâ duygusal ve yalnızca worries me demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Just sort of ve freak someone out ifadesinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The thought of getting lost at night ____.

Cevabı göster

just sort of freaks me out

The environment is definitely very special

2:24

Çevre kesinlikle çok özel bir şey

because if we get rid of it, Öbek fiiller

2:26

çünkü ondan kurtulursak

there's nowhere else we can go.

2:27

gidebileceğimiz başka hiçbir yer yok.

Öbek fiiller

get rid of it: bir şeyi kaldırmak veya ortadan kaldırmak

Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak veya ondan kurtulmak anlamına gelir. Bu cümlede it, the environment ifadesine gönderme yapar. Bu varsayımsal uyarıda get rid of it, bir nesneyi çöpe atmaktan ziyade çevreyi yok etmek veya kaybetmek anlamındadır. Kalıp get rid of + isim veya zamir şeklindedir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir: get rid of it denir, get it rid of denmez. Günlük İngilizcede rid bu anlamda nadiren tek başına kullanılır.

Alıştırma

get, rid ve of sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: We need to ____ these broken chairs before the event.

Cevabı göster

get rid of

Like, it's a very one in a million sort of planet. Deyimler

2:29

Sanki, milyonda bir (one in a million) rastlanacak türden bir gezegen.

Deyimler

one in a million: son derece nadir veya özel

One in a million, son derece nadir veya özel anlamına gelen abartılı bir deyimdir. Burada gezegenin olağanüstü değerli ve yerine konması zor olduğunu anlatır; ölçülmüş bir olasılık vermez. be fiilinden sonra gelebilir: She is one in a million. Bir isimden önce geldiğinde birleşik niteleyici işlevi görür ve özenli yazıda genellikle kısa çizgilerle yazılır: a one-in-a-million opportunity. Altyazıdaki a very one in a million sort of planet ifadesi, serbest ve konuşma diline özgü bir kullanımdır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız yıllardır sizi destekliyor ve olağanüstü derecede nazik. Hangi cümle doğal ve güçlü bir övgüdür?

  1. She's one of a million volunteers.
  2. She has one million friends.
  3. She's one in a million.
Cevabı göster

She's one in a million.

Immie calls climate change a parasite.

2:33

Immie iklim değişikliğini bir parazit olarak adlandırıyor.

In the natural world, a parasite is an animal or plant

2:36

Doğal dünyada parazit, başka bir canlının üzerinde yaşayan

that lives on another living thing and feeds from it.

2:39

ve ondan beslenen bir hayvan veya bitkidir.

If you describe a person as a parasite, Dilbilgisi

2:43

Eğer bir kişiyi parazit olarak tanımlarsanız,

you mean they are lazy and live off other people Öbek fiiller

2:45

onun tembel olduğunu ve kendilerini destekleyen

supporting them or giving them money.

2:48

ya da onlara para veren diğer insanların sırtından geçindiğini kastedersiniz.

Dilbilgisi

describe a person as ...: birine tanım veya etiket vermek

describe + kişi veya şey + as + isim veya sıfat kalıbı, o kişi ya da şeyi belirli bir kimliğe veya niteliğe sahipmiş gibi tanımlamak anlamına gelir. Burada a parasite, kişiye verilen etikettir. as sonrasındaki sözcük veya ifade tanımı verir. Bu yapıda as bir etiketi ya da özelliği tanıtır; eylemin nasıl yapıldığını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi describe ... as kalıbının doğru biçimleriyle tamamlayın: The guidebook ____ the village ____ peaceful and welcoming.

Cevabı göster

describes · as

Öbek fiiller

live off other people: geçim için başkalarına bağımlı olmak

live off + kişi veya kaynak kalıbı, yaşamak için gereken para, yiyecek veya başka desteği o kaynaktan almak anlamına gelir. Burada live off other people, bu desteği sağlamaları için başkalarına bağımlı olmak demektir. Off, desteğin kaynağını gösterir; “uzakta” anlamına gelmez. Buradaki kaynak other people olduğu için ifade, kendi geçimini sağlamayan birine yönelik eleştiriyi aktarmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi live off ile tamamlayın: For three months, Maya had to ____ her savings.

Cevabı göster

live off

Likewise, Immie thinks climate change is sucking the goodness out of the planet, Deyimler

2:50

Aynı şekilde Immie de iklim değişikliğinin gezegendeki iyiliği emdiğini düşünüyor

Deyimler

sucking the goodness out of the planet: çevresel zarar metaforu

suck X out of Y kalıbı, değerli bir şeyin Y'nin içinden çekilip alınması görüntüsünü oluşturur. Burada iklim değişikliği, Dünya'yı sağlıklı ve canlı tutan şeyleri yavaş yavaş ortadan kaldıran bir güç gibi anlatılıyor. Goodness burada ahlaki iyilik anlamına gelmez. Sağlık, kaynaklar, canlılık ve yaşanabilirlik gibi fikirleri geniş ve duygusal bir sözcükte birleştirerek soyut çevre zararını somut hissettirir.

Alıştırma

Örnekteki metaforu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. İklim değişikliği kelimenin tam anlamıyla bütün gezegeni içiyor.
  2. İklim değişikliği gezegenin sağlığını ve canlılığını yavaş yavaş tüketiyor.
  3. İklim değişikliği gezegeni ahlaki olarak daha az iyi kalpli yapıyor.
Cevabı göster

İklim değişikliği gezegenin sağlığını ve canlılığını yavaş yavaş tüketiyor.

and she uses a slang idiom to describe her feelings.

2:56

ve hislerini tanımlamak için argo bir deyim kullanıyor.

It freaks me out.

3:00

Beni çıldırtıyor (It freaks me out).

If something freaks you out,

3:02

Bir şey sizi çıldırtıyorsa (freaks you out),

it makes you become very emotional, upset, or confused.

3:03

sizi çok duygusal, üzgün ya da kafası karışmış hale getirir.

Millie agrees.

3:08

Millie de aynı fikirde.

What freaks her out Dilbilgisi

3:09

Onu çıldırtan şey,

is that governments don't seem to be doing much about the problem.

3:10

hükümetlerin bu sorunla ilgili pek bir şey yapmıyor gibi görünmesi.

Dilbilgisi

What freaks her out is that ...: asıl nedeni vurgulamak

What freaks her out is that ... belirli bir nedeni öne çıkarır. What freaks her out, “onu çok korkutan veya huzursuz eden şey” anlamına gelir; is that ise vurgulanan gerçeği tanıtır. Dilbilgisi bakımından bu bir pseudo-cleft yapısıdır. Burada vurgulanan gerçek, hükümetlerin çok az harekete geçiyor gibi görünmesidir. What burada soru sormaz. Özne görevi gören bir isim yan cümlesi başlatır. Yeniden kullanılabilen What + fiil öbeği + is that + yan cümle kalıbı, temel nedeni veya sorunu is that sonrasına yerleştirerek vurgular.

Alıştırma

What ... is that ... vurgu kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: What worries me ____ nobody has checked the data.

Cevabı göster

is that

It's not as if we can escape anywhere. Dilbilgisi

3:14

Sanki hiçbir yere kaçamayız.

Dilbilgisi

It's not as if ...: gerçekçi olmayan bir varsayımı reddetmek

It's not as if + yan cümle, bir düşünceyi ortaya atar ve onu doğru olmadığı ya da gerçekçi olmadığı için reddeder. Burada reddedilen düşünce, insanların başka bir yere kaçabileceğidir. Bu kalıp, «Durum ... değildir» anlamına yakındır, ancak konuşanın tavrını da yansıtır. Hayal edilen bir seçeneğin, bahanenin veya varsayımın gerçek bir çözüm olmadığını hatırlatmak için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Sınıfın projeyi sürekli erteleyebileceği yönündeki gerçekçi olmayan düşünceyi en iyi hangi cümle reddeder?

  1. It's not as if we have unlimited time.
  2. We aren't delaying because we have unlimited time.
  3. It's as if we have unlimited time.
Cevabı göster

It's not as if we have unlimited time.

Humankind only has one home, planet Earth. Anlatım akışı

3:16

İnsanoğlunun sadece bir tek evi var, o da Dünya gezegeni.

Anlatım akışı

only has one home, planet Earth: cümleyi açıklayıcı bir ad öbeğiyle bitirmek

only has one home önce ana iddiayı verir. Virgülden sonra gelen planet Earth ad öbeği, one home ifadesini yeniden adlandırıp açıklar; bu, appositive denilen açıklayıcı bir yapıdır. Bu sıralama, genel bir düşünceden onun kesin kimliğine ilerler ve cümleyi temel bilgiyle bitirir. only ve one, ikinci bir seçeneğin olmadığını vurgular; home ise tüm insanların paylaştığı gezegen için kullanılan bir ev benzetmesidir.

Alıştırma

Hangi cümle önce genel bir rol verir, sonra açıklayıcı bir eş adla kişinin kimliğini belirtir?

  1. The event has one host, Maya.
  2. The event has one host, and Maya brought the music.
  3. The event has one host because Maya volunteered.
Cevabı göster

The event has one host, Maya.

Millie calls Earth one in a million,

3:20

Millie Dünya'yı milyonda bir (one in a million) olarak adlandırıyor,

meaning very special or rare.

3:22

yani çok özel ya da nadir.

So, what can be done? Anlatım akışı

3:25

Peki ne yapılabilir?

Anlatım akışı

So, what can be done? ile çözümlere geçiş

Burada So, what can be done? tartışmayı bir sorunu anlatma aşamasından çözümleri değerlendirme aşamasına taşır. So, soruyu önceki anlatıma bağlar ve açıklamanın bir sonraki aşamasını işaret eder. Edilgen yapıdaki what can be done, eylemi kimin gerçekleştireceğini belirtmez; bu nedenle odak olası eylemlerdedir. Bir konuşmada, yazıda veya derste içeriği düzenleyen retorik bir soru olabilir. Konuşmacı hemen bir yanıt beklemek yerine soruyu daha sonra kendisi yanıtlayabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı ciddi bir sorunu açıkladı ve şimdi olası çözümleri sunacak. Konuşmayı en iyi düzenleyen geçiş cümlesi hangisidir?

  1. So, who noticed the problem first?
  2. So, how long was the introduction?
  3. So, what can be done?
Cevabı göster

So, what can be done?

Psychotherapist Caroline Hickman has visited 10 countries around the world,

3:27

Psikoterapist Caroline Hickman dünyada 10 ülkeyi ziyaret etti

talking to over a 100,000 teenagers about their climate fears.

3:31

ve 100.000'den fazla gençle iklim korkuları hakkında konuştu.

They told her about parents ignoring them

3:36

Gençler, ebeveynlerinin onları görmezden geldiğini anlattılar,

when they wanted to discuss their feelings Kalıp ifadeler

3:38

duygularını tartışmak istediklerinde,

Kalıp ifadeler

discuss their feelings: discuss fiilinden sonra doğrudan nesne

Discuss their feelings ifadesindeki feelings, fiziksel duyumları değil, duyguları veya içsel deneyimleri anlatır. Bu ifade, söz konusu duygular hakkında ciddi bir konuşma yapmayı belirtir. Discuss geçişli bir fiildir, bu nedenle konu doğrudan arkasından gelir: discuss their feelings. Genellikle talk about their feelings ifadesinden biraz daha resmî ve bilinçli bir konuşmayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede discuss doğru kullanılmıştır?

  1. We should discuss about our feelings openly.
  2. We should discuss on our feelings openly.
  3. We should discuss our feelings openly.
Cevabı göster

We should discuss our feelings openly.

and adults telling them, "Fixing the planet is your job now." Ton ve niyet

3:40

ve yetişkinlerin onlara "Gezegeni onarmak artık sizin işiniz." dediğini anlattılar.

Ton ve niyet

Fixing the planet is your job now: sorumluluğu başkasına yüklemek

Fixing the planet şeklindeki -ing yan cümlesi öznedir ve your job, ücretli bir işten ziyade “sizin sorumluluğunuz” anlamına gelir. Cümle yüzeyde bir görev dağılımı yapar. Bu bağlamda yetişkinler, çok büyük bir sorunu çocukların üzerine yükledikleri için eleştirilmektedir. Now, sorumluluk aktarımını “bu andan itibaren sorumlu olan sensin” şeklinde anında yürürlüğe giren bir durum gibi gösterir. Bu nedenle cümle, tarafsız bir iş bölümünden çok baskı ve haksız bir sorumluluk aktarımı ifade eder.

Alıştırma

Bu bağlamda “Fixing the planet is your job now” hangi toplumsal mesajı veriyor?

  1. Çok büyük bir sorumluluğu haksız biçimde çocukların üzerine yükler.
  2. Bir çocuğun ücretli mesleğini tarafsız biçimde açıklar.
  3. Çocuklardan hasarlı tek bir nesneyi tamir etmelerini ister.
Cevabı göster

Çok büyük bir sorumluluğu haksız biçimde çocukların üzerine yükler.

Here, she gives BBC Ideas

3:45

Burada BBC Ideas'a

some advice on discussing climate change with children.

3:46

çocuklarla iklim değişikliğini tartışma konusunda bazı tavsiyelerde bulunuyor.

My advice to adults, parents, teachers is,

3:50

Yetişkinlere, ebeveynlere, öğretmenlere tavsiyem şu:

do not put it off, Öbek fiiller

3:55

onu ertelemeyin (do not put it off),

Öbek fiiller

put it off: bir şeyi sonraya ertelemek

Put something off, bir şeyi daha sonraya ertelemek demektir. Bu cümlede it, o konuşmanın yapılmasını ifade eder ve off öbek fiilin bir parçasıdır; burada “kapatmak” anlamına gelmez. Bu öbek fiil ayrılabilir. Nesne bir isim olduğunda put off the meeting ve put the meeting off kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne it veya them gibi bir zamir olduğunda zamir ortaya gelmelidir: put it off denir, put off it denmez.

Alıştırma

put off ile it zamirini doğru sırada kullanarak cümleyi tamamlayın: The decision is important, but we can ____ until Monday.

Cevabı göster

put it off

don't push it away, Öbek fiiller

3:56

onu itmeyin (don't push it away),

Öbek fiiller

push it away: zor bir konudan zihinsel olarak kaçınmak

Burada push it away mecazidir. Zor bir konuyu, sorunu ya da duyguyu onunla yüzleşmek yerine bilinçli biçimde zihinden uzak tutmak demektir. Bu imge, bir nesneyi fiziksel olarak kendinden uzağa itmekten gelir. it zamiri, konuşulması zor bir konu olan iklim değişikliğini ifade eder. Don't, cümleyi bir öğüde dönüştürür: konuyu zihinsel olarak reddetmek veya ondan kaçınmak yerine onunla yüzleş.

Alıştırma

Bu cümlede pushed ... away ne anlama gelir? She pushed the painful memory away.

  1. Anı hakkında daha sonra konuşmaya karar verdi.
  2. Acı veren anıyı düşünmekten bilinçli olarak kaçındı.
  3. Anı hakkında yazılmış bir notu odanın öbür tarafına itti.
Cevabı göster

Acı veren anıyı düşünmekten bilinçli olarak kaçındı.

don't save it up, Öbek fiiller

3:57

biriktirmeyin,

Öbek fiiller

save it up: bir konuyu sonraya kadar içinde tutmak

Burada save it up, bir konuyu, kaygıyı ya da duyguyu dile getirmeyip sonraya kadar biriktirmek anlamına gelir. Para veya kaynak biriktirme düşüncesinin genişletilmiş hâlidir; ancak burada saklanan şey, konuşulması gereken bir konudur. it zamiri, zor bir konu olan iklim değişikliğini ifade eder. Don't save it up, birçok kaygı birikene kadar beklemek yerine konu ortaya çıktıkça konuşmayı öğütler.

Alıştırma

Burada save it up ne anlama gelir? Don't save it up; tell me what's worrying you.

  1. Kaygıyı dile getirmeyip sonraya saklamak.
  2. Konuyu ilk kez gündeme getirmek.
  3. Konuşmadan önce para biriktirmek.
Cevabı göster

Kaygıyı dile getirmeyip sonraya saklamak.

and just have that big conversation. Kalıp ifadeler

3:59

ve sadece o büyük sohbeti yapın.

Kalıp ifadeler

have that big conversation: o önemli konuşmayı yapmak

Have a conversation, İngilizcede biriyle bir konu hakkında konuşmak için kullanılan doğal fiil–isim birleşimidir. Buradaki big, konuşmanın fiziksel boyutunu veya mutlaka uzun sürmesini değil, konunun önemini ya da zorluğunu anlatır. That, iki kişinin de bağlamdan bildiği belirli bir konuşmayı gösterir. Buradaki just ise dinleyeni konudan kaçınmayı bırakıp konuşmaya teşvik eder.

Alıştırma

Hangi cümle önemli bir konunun ciddi biçimde konuşulması gerektiğini doğal olarak anlatır?

  1. We need to have a big conversation about our budget.
  2. We need to have a long conversation about our budget.
  3. We need to make a tall conversation about our budget.
Cevabı göster

We need to have a big conversation about our budget.

Talk about it regularly.

4:02

Bunun hakkında düzenli olarak konuşun.

That's crucial.

4:04

Bu çok önemli.

And it's okay for you to say to your children, Ton ve niyet

4:05

Ve çocuklarınıza şöyle demenizde bir sakınca yok:

Ton ve niyet

it's okay for you to say to your children: çocuklarınıza söylemenizde sakınca olmadığını belirtmek

It's okay for you to + fiilin yalın biçimi, bir davranışın kabul edilebilir olduğunu birine anlatır. Bu cümlede yetişkinlere, her cevabı bilmediklerini kabul etmek de dâhil olmak üzere çocuklarıyla dürüstçe konuşabileceklerini söyleyerek güven verir. Buradaki okay, ardından gelen her şeyin olgusal olarak doğru olduğu anlamına gelmez. For you, güven verilen kişiyi; to say ise kabul edilebilir davranışı belirtir. Bu kalıp bir şeyi yaparken hissedilen baskıyı, utancı veya korkuyu sık sık azaltır.

Alıştırma

Hangi cümle, yardım istemenin kabul edilebilir olduğunu söyleyerek bir arkadaşa en doğrudan biçimde güven verir?

  1. You need permission before you ask for help.
  2. You should already know every answer.
  3. It's okay for you to ask for help.
Cevabı göster

It's okay for you to ask for help.

"I don't have all the answers. Kalıp ifadeler

4:07

"Tüm cevaplar bende yok.

Kalıp ifadeler

I don't have all the answers: sınırlarını dürüstçe kabul etmek

I don't have all the answers, zor bir konuyu bütünüyle açıklayamadığınızı ya da çözemediğinizi kabul etmenin yaygın bir yoludur. Buradaki answers yalnızca sınav yanıtlarını değil; açıklamaları, fikirleri veya çözümleri de anlatabilir. all sözcüğü önemlidir: konuşan kişi bazı şeyleri biliyor olabilir ama her şeyi bilmiyordur. Bu cümle, I know nothing demeden kişinin sınırlarını dürüstçe gösterir.

Alıştırma

Eksik bilgiye sahip olduğunuzu kabul eden bu nottaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: I ____, but I can help you research the question.

Cevabı göster

don't have all the answers

We're not sure exactly how to deal with all of this, Öbek fiiller

4:10

Tüm bunlarla nasıl başa çıkacağımızdan tam olarak emin değiliz,

Öbek fiiller

deal with all of this: karmaşık bir durumla başa çıkmak

how to deal with all of this ifadesinde deal with, bir sorunu ya da durumu ele almak veya onunla başa çıkmak anlamına gelir. all of this, birbiriyle bağlantılı birkaç zorluğu tek bir genel durum olarak toplar. Yapı how to + fiil şeklindedir: how to deal with something, bir şeyle nasıl başa çıkılacağını anlatır. With bu ifadenin bir parçasıdır ve nesneden önce kalmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu notta “ele almak” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: We need to ____ the leak before it damages the floor.

Cevabı göster

deal with

but let's find out together." Ton ve niyet

4:13

ama hadi birlikte öğrenelim."

Ton ve niyet

let's find out together: birlikte öğrenmeye davet

let's + fiilin yalın hâli yapısı, konuşan kişiyi ve dinleyeni birlikte hareket etmeye davet eder. Burada find out, sorarak, kontrol ederek veya araştırarak bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek ya da ortaya çıkarmak demektir. together ise sürecin ortak olduğunu belirtir. Belirsizliği kabul ettikten sonra let's find out together demek, mesajı “bilmiyorum”dan “birlikte öğrenebiliriz”e dönüştürür. Bu ifade ilgisiz veya üstten değil, iş birliğine açık duyulur.

Alıştırma

Hangi cümle belirsizliği, cevabı birlikte öğrenmeye yönelik iş birlikçi bir davete dönüştürüyor?

  1. We don't know why the lights went out, so you should solve it alone.
  2. We don't know why the lights went out, but there is no point checking.
  3. We don't know why the lights went out, so let's find out together.
Cevabı göster

We don't know why the lights went out, so let's find out together.

Caroline's top tip is to discuss the climate crisis regularly, Kelime

4:15

Caroline'in en önemli ipucu iklim krizini düzenli olarak tartışmak,

Kelime

Caroline's top tip is: en yararlı tavsiyeyi tanıtmak

Top tip, bir kişinin en yararlı veya en önemli pratik tavsiyesi demektir. Burada top, tavsiyenin önem derecesini belirtir; fiziksel bir konumu anlatmaz. someone's top tip is to + fiilin yalın hâli kalıbı önce tavsiyeyi veren kişiyi belirtir, ardından önerilen eylemi söyler. Bu nedenle Caroline's top tip is, ardından gelen eylemi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle samimi bir rehberde özellikle yararlı bir pratik tavsiyeyi doğal biçimde tanıtır?

  1. I saved a copy before editing yesterday.
  2. My top tip is to save a copy before editing.
  3. You are forbidden to edit this file without permission.
Cevabı göster

My top tip is to save a copy before editing.

to talk with children about their climate fears,

4:19

çocuklarla iklim korkuları hakkında konuşmak

and not put it off,

4:22

ve bunu ertelememek (not put it off),

not delay talking about it until later.

4:24

konuşmayı sonraya bırakmamaktır.

Caroline also advises parents not to push it away,

4:27

Caroline ayrıca ebeveynlere konuyu uzaklaştırmamalarını (not to push it away),

to choose to forget about or ignore the subject.

4:31

konuyu unutmayı ya da görmezden gelmeyi seçmemelerini tavsiye ediyor.

A better response is to tell kids honestly,

4:34

Daha iyi bir yanıt, çocuklara dürüstçe şunu söylemektir:

"We don't have all the answers,

4:37

"Tüm cevaplara sahip değiliz,

but by sharing ideas, Dilbilgisi

4:39

ancak fikirleri paylaşarak

we can work things out together." Öbek fiiller

4:41

işleri birlikte çözebiliriz."

Dilbilgisi

by sharing ideas, we can...: yöntemi anlatan by + -ing

By + fiilin -ing biçimi, “bir şeyi yaparak” anlamında yöntemi belirtir. Burada by sharing ideas, “Nasıl çözüm bulabiliriz?” sorusunu yanıtlar ve fikir paylaşmayı sonuca götüren yöntem olarak gösterir. Yöntemi belirten ifade ana cümleden önce gelebilir: By + -ing, özne + can + fiilin yalın hâli. Bu kullanımda by bir yer belirtmez ve edilgen cümlede eylemi yapan kişiyi göstermez.

Alıştırma

Compare fiilinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: By ____ both maps, we can find the safest route.

Cevabı göster

comparing

Öbek fiiller

work things out: bir sorunu çözmek veya açıklığa kavuşturmak

Work things out, düşünerek veya konuşarak sorunları çözmek, zorlukları gidermek ya da anlaşmaya varmak demektir. Bu cümlede things, grubun karşılaştığı sorunları genel olarak ifade eder; deyim fiziksel egzersizden bahsetmez. Work ... out, nesne aldığında ayrılabilen bir fiildir. Work things out örneğinde olduğu gibi bir isim ortaya gelebilir. Nesne bir zamirse mutlaka ortaya gelmelidir: work it out veya work them out denir; work out it denmez.

Alıştırma

Bir ekip anlaşmazlık yaşıyor ve konuyu sakin biçimde konuşmayı planlıyor. Hangi cümle sorunu çözmeyi bekledikleri anlamına gelir?

  1. They expect to put their things away.
  2. They expect to work out at the gym.
  3. They expect to work things out.
Cevabı göster

They expect to work things out.

A more hopeful message,

4:43

Bu, iklim şampiyonu Greta Thunberg'in de paylaştığı,

and one that's shared by climate champion Greta Thunberg.

4:44

daha umut verici bir mesaj.

Yes, and it's time to reveal the answer to my question.

4:48

Evet, ve artık sorumun cevabını açıklamanın zamanı geldi.

How did Greta Thunberg's climate activism begin, Neil?

4:51

Greta Thunberg'in iklim aktivizmi nasıl başladı, Neil?

I said it was by skipping school on Fridays. Dilbilgisi

4:55

Cuma günleri okulu asarak başladığını söylemiştim.

Dilbilgisi

by skipping school on Fridays: yöntemi belirten by + -ing

Burada by + -ing, bir şeyin hangi yöntemle yapıldığını gösterir. it was by skipping school on Fridays ifadesindeki by öbeği “Nasıl gerçekleşti?” sorusunu yanıtlar; by bir yeri belirtmez. by burada bir edat olduğu için sonraki fiil -ing biçimini alır: skip değil, skipping. Çoğul Fridays, belirli bir cuma gününü değil, her cuma gününü veya genel olarak cuma günlerini ifade eder.

Alıştırma

Yöntemi açıklamak için by + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Maya improved her English by practise with a friend every day.
  2. Maya improved her English by practising with a friend every day.
  3. Maya improved her English to practising with a friend every day.
Cevabı göster

Maya improved her English by practising with a friend every day.

Which was the correct answer.

4:58

Ki bu doğru cevaptı.

Greta started her school strike for climate in August 2018, Kültür

5:00

Greta iklim için okul grevine Ağustos 2018'de başladı,

Kültür

school strike for climate: öğrencilerin iklim protestosu

Bu cümlede school strike for climate, bir öğrenci protestosunun adı gibi kullanılan bir ifadedir: öğrenciler iklim değişikliği konusunda harekete geçilmesini talep etmek için derslere bilerek girmez. School strike, okulun düzenlediği bir grevi değil, öğrencilerin derslere katılmayı reddetmesini anlatır. for climate sözleri, protestonun desteklediği amacı belirtir. Bu ifade, özellikle Greta Thunberg ile bağlantılı olarak gençlik iklim hareketine ilişkin haber ve tartışmalarda sık görülür.

Alıştırma

Bu cümlede school strike for climate ne anlama gelir?

  1. Öğretmenler daha yüksek maaş istemek için çalışmayı bırakır.
  2. Bir okul kötü hava koşulları nedeniyle kapanır.
  3. Öğrenciler iklim konusunda harekete geçilmesini isteyen bir protesto için derslere girmez.
Cevabı göster

Öğrenciler iklim konusunda harekete geçilmesini isteyen bir protesto için derslere girmez.

before it was taken up by over 1.6 million schoolchildren Öbek fiiller

5:05

ve daha sonra bu eylem dünyanın dört bir yanındaki 125 ülkeden

from 125 countries around the world.

5:10

1,6 milyondan fazla okul çocuğu tarafından benimsendi.

Öbek fiiller

it was taken up by: bir eylemin başkaları tarafından benimsenmesi

Burada it was taken up by, “eylem başkaları tarafından benimsendi ve onlar da eyleme katıldı” anlamına gelir. Take up edilgen yapıdadır: it + was + taken up + by + onu benimseyen kişiler. Edilgen yapı, düşünceyi veya eylemi konunun merkezinde tutarken by tepki veren kişileri belirtir. Bu yapı bir düşüncenin, uygulamanın veya hareketin nasıl yayıldığını göstermek için kullanışlıdır: The idea was taken up by local schools.

Alıştırma

Cümleyi, “tarafından benimsenmek” anlamındaki take up fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The recycling plan was quickly ____ several nearby schools.

Cevabı göster

taken up by

Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program,

5:14

Pekâlâ, bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,

starting with climate anxiety,

5:17

iklim kaygısı (climate anxiety) ile başlayarak,

feeling worried, afraid, or depressed because of climate change.

5:20

iklim değişikliği nedeniyle endişeli, korkmuş veya depresif hissetmek.

A parasite is an animal or plant

5:24

Parazit (parasite) başka bir canlıdan beslenen

that feeds off another living thing. Öbek fiiller

5:27

bir hayvan ya da bitkidir.

Öbek fiiller

feeds off: bir kaynaktan besin veya yarar elde eder

Feed off + kaynak, o kaynaktan yiyecek, besin, enerji veya yarar elde etmek anlamına gelir. Bu cümlede parazit, başka bir canlıdan gerçek anlamda besin alır; off kaynağı belirtir ve “uzaklaşmak” anlamına gelmez. İfade mecaz anlamda da kullanılabilir: bir kişi, duygu, hikâye veya işletme korkudan, ilgiden, çatışmadan ya da başka bir kaynaktan güç alabilir. Mecaz kullanımlar çoğu zaman bağımlılık veya sömürü çağrışımı taşır.

Alıştırma

“The rumour feeds off uncertainty,” cümlesinde feeds off ne anlama gelir?

  1. Belirsizlikten uzaklaşır.
  2. Belirsizliğe yiyecek verir.
  3. Belirsizlikten destek aldığı için güçlenir.
Cevabı göster

Belirsizlikten destek aldığı için güçlenir.

If something makes you feel very emotional or upset,

5:29

Eğer bir şey sizi çok duygusal veya üzgün hissettirirse,

you might say, "It freaks me out."

5:32

"Beni çıldırtıyor (It freaks me out)" diyebilirsiniz.

The idiom one in a million

5:35

Milyonda bir (one in a million) deyimi,

describes something which is extremely special, rare, or unlikely.

5:37

son derece özel, nadir veya olası olmayan bir şeyi tanımlar.

And finally, two phrasal verbs to finish with.

5:41

Ve son olarak, bitirirken iki öbek fiil (phrasal verb).

To put something off,

5:44

Bir şeyi ertelemek (put something off),

which means to delay doing it till later,

5:45

yapmayı sonraya bırakmak demektir,

and to push something away,

5:48

ve bir şeyi uzaklaştırmak (push something away),

which means to decide to forget about or ignore it.

5:50

o şeyi unutmaya veya görmezden gelmeye karar vermek demektir.

Once again, our Six Minutes are up. Kelime

5:54

Bir kez daha, Altı Dakikamız doldu.

Kelime

our Six Minutes are up: ayrılan sürenin dolduğunu söylemek

Bu kapanış cümlesinde our Six Minutes are up, program için ayrılan altı dakikanın bittiği anlamına gelir. Burada be up, izin verilen sürenin dolduğunu belirtir; up yukarı yönünü anlatmaz. Kalıp, zaman ifadesi + be + up şeklindedir. Time is up cümlesinde time tekil olduğu için is kullanılır; Your five minutes are up örneğindeki gibi çoğul bir sürede ise are kullanılır.

Alıştırma

Duyuruyu standart be up ifadesiyle tamamlayın: Sınav az önce sona erdi. Your time ____.

Cevabı göster

is up

But remember to join us again soon

5:56

Ancak daha fazla trend konu ve faydalı kelime dağarcığı için

for more trending topics and useful vocabulary

5:58

yakında Six Minute English'te

here at Six Minute English.

6:02

tekrar bize katılmayı unutmayın.

Goodbye for now.

6:03

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

6:04

Hoşça kalın.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

6:06

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.