Bekar Olmanın Önemi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
777 kelime 152 kel/dk

Video tanıtımı: Yalnızken rahat olmak yargıyı korur, bağımlılığı azaltır ve ilişkiyi günlük kolaylık için değil, derin katkısı için seçmeye yardım eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The bedrock of true love is happy singledom. — Deyimler ve mecazi ifadeler: “bedrock” sözünü gerçek kaya değil, sevginin sağlam temeli olarak anlayın. 2. Our solitude is willed, rather than imposed. — Söylem, anlatı ve retorik: “rather than” ile yalnızlığın reddedilmekten seçime nasıl çevrildiğini görün. 3. bring to fruition a relationship with someone else. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: ilişki, plan veya çabayı gerçekleşmiş sonuca ulaştıran resmî ifade olarak kullanın.

Bu derste

One of the most important preconditions of a good relationship Kelime

0:04

İyi bir ilişkinin en önemli ön koşullarından biri,

is a satisfactory perspective on being single.

0:08

bekar olma konusunda tatmin edici bir bakış açısına sahip olmaktır.

Kelime

preconditions of: gerekli bir ön koşul

preconditions of a good relationship ifadesinde precondition, iyi bir ilişkinin var olabilmesinden önce doğru olması veya mevcut bulunması gereken bir şeyi anlatır. Yalnızca yardımcı olan bir etkenden daha güçlüdür. of edatı, neyin ön koşulunun adlandırıldığını gösterir: a good relationship. Resmî precondition of + isim öbeği yapısı; ilişkilerde, politikalarda, projelerde veya argümanlarda gerekli koşulları açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Yazar, bir kişinin katılmadan önce onayının alınması gerektiğini anlatmak istiyorsa cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? Informed consent is ___ participation in the study.

  1. a description of
  2. a precondition of
  3. a result of
Cevabı göster

a precondition of

The more we are happy to be on our own, Dilbilgisi

0:12

Kendi başımıza olmaktan ne kadar mutlu olursak,

the more we will be able to exercise the correct degree of caution

0:15

yeni bir hayat arkadaşı bulma konusunda

around finding a new companion.

0:19

doğru derecede ihtiyat gösterme becerimiz o kadar artar.

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: değişen iki dereceyi bağlamak

The more ..., the more ... iki derece değişimini birbirine bağlayan bağıntılı karşılaştırma yapısıdır. İlk karşılaştırma yan cümlesi değişen koşulu kurar, ikinci yan cümle ise buna bağlı sonucu verir. Burada, yalnız olmaktan daha çok memnun olmak, yeni bir eş ararken uygun ölçüde temkinli olabilme becerisinin artmasıyla bağlantılıdır. Her iki the de yapının sabit parçalarıdır; hiçbiri bir isimden önce gelen sıradan tanımlıktır değildir.

Alıştırma

Belirtilen The more ... the easier ... yapısını tamamlayın: ____ you review your notes, ____ the test feels.

Cevabı göster

The more · the easier

The bedrock of true love is happy singledom. Deyimler

0:21

Gerçek aşkın temeli, mutlu bir bekarlıktır.

Deyimler

bedrock of true love: gerçek aşkın temeli

Bedrock kelimesi gerçek anlamıyla gevşek toprağın altındaki sert ana kayayı ifade eder. “the bedrock of X” yapısında ise X'i destekleyen en temel ve en sağlam dayanağı anlatan bir mecaza dönüşür. Burada happy singledom, yani bekârken de hayatından memnun olabilmek, gerçek aşkın temeli olarak sunuluyor. Anlatılmak istenen, sağlıklı bir ilişkinin kişi yalnızken de iyi olabilme becerisinden doğduğudur; aşkın yalnızca bekârken var olduğu değildir.

Alıştırma

“Honest communication is the bedrock of a lasting friendship,” cümlesinde bedrock ne anlama gelir?

  1. en temel ve en sağlam dayanak
  2. kısa süreli bir avantaj
  3. gerçek anlamda söz edilen bir kaya tabakası
Cevabı göster

en temel ve en sağlam dayanak

Unfortunately, our societies do very little

0:25

Ne yazık ki toplumlarımız, kendi şirketimizde (kendimizle baş başayken)

to help us be calm or at ease in our own company. Kalıp ifadeler

0:28

sakin veya rahat olmamıza yardımcı olmak için çok az şey yapıyor.

Kalıp ifadeler

at ease in our own company: kendi başımıza rahat olmak

At ease, rahat ve kaygısız hissetmek demektir. In our own company, kendi kendimizle baş başa olduğumuz, yani yalnız olduğumuz zamanı ifade eder; burada company bir şirketi değil, bir kişinin varlığını veya arkadaşlığını anlatır. Yeniden kullanılabilen yapı be/feel at ease in one's own company şeklindedir. İyelik sözcüğünü kişiye göre değiştirin: in my own company, in her own company vb.

Alıştırma

Cümleyi at ease ve own company ifadesinin doğru iyelik biçimiyle tamamlayın: After a busy week, Lina spent Saturday by herself and felt ____.

Cevabı göster

at ease in her own company

Singledom is framed as an involuntary, depressing, Kelime

0:32

Bekarlık; istemsiz, iç karartıcı

and always hopefully temporary state.

0:36

ve her zaman geçici olması umut edilen bir durum olarak çerçevelenir.

Kelime

“is framed as”: bir şeyi seçilmiş bir açıdan sunmak

Burada “is framed as”, “olarak sunulur veya tanımlanır” anlamına gelir. Bu ifade bekârlığı belirli bir yorumun içine yerleştirir: bekârlık istem dışı, bunaltıcı ve geçici bir durum olarak ele alınır. Frame X as Y tarafsız bir etiket değildir. Bir konuşmacının, kurumun veya metnin Y açısını seçerek dinleyicinin X’i anlama biçimini nasıl şekillendirdiğine dikkat çeker.

Alıştırma

Hangi cümlede bir kaynağın bir şeyi seçilmiş bir açıdan sunduğunu göstermek için frame ... as kullanılmıştır?

  1. The report frames the policy as a necessary safety measure.
  2. The report is in a frame beside the door.
  3. The report lists the policy’s dates and costs.
Cevabı göster

The report frames the policy as a necessary safety measure.

The notion that someone might want or need to be on their own,

0:39

Birinin kendi başına kalmak isteyebileceği veya buna ihtiyaç duyabileceği düşüncesi,

perhaps for a long while,

0:43

belki de uzun bir süreliğine,

terrifies a world shaped by legions of silently miserable couples

0:45

yanlış yolu seçmediklerine dair bir onaya ihtiyaç duyan

who need confirmation that they have not chosen the wrong path.

0:50

sessizce mutsuz olan sayısız çiftin şekillendirdiği bir dünyayı dehşete düşürür.

To enforce the idea of what single people are missing,

0:54

Bekar insanların neleri kaçırdığı fikrini pekiştirmek için,

advertisers can never have enough of showing off tantalizing images of happy couples Notlar

0:57

reklamcılar mutlu çiftlerin kışkırtıcı görüntülerini sergilemeye asla doymazlar,

Deyimler

“can never have enough of”: sürekli daha fazlasını istemek veya tekrarlamak

Bu cümlede “can never have enough of showing off”, reklamcıların bu görüntüleri ne kadar sık gösterdiklerinden hiçbir zaman tatmin olmamaları ve bunu tekrar tekrar yapmaları anlamına gelir. Ellerinde yeterli görüntü bulunmadığı anlamına gelmez. Bu ifade abartılıdır. Bağlama göre can never have enough of X güçlü bir beğeni gösterebilir, ancak burada eleştiri taşır: tekrarlanan reklam alışkanlığı aşırı ve tahmin edilebilirdir.

Alıştırma

Bir eleştirmen, bir markanın aynı reklam numarasını hiçbir zaman yeterli bulmadığı için sürekli tekrarladığını söylemek istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. The brand can never have enough of showing celebrities in its ads.
  2. The brand never has enough celebrities available for its ads.
  3. The brand has had enough of showing celebrities in its ads.
Cevabı göster

The brand can never have enough of showing celebrities in its ads.

Öbek fiiller

showing off: dikkat çekmek için sergilemek

Bu cümlede showing off, görüntüleri çekici göstermek için dikkat çekici ve göze çarpan bir biçimde sunmak anlamına gelir. İnsanların yalnızca onları görmesini sağlamaktan daha amaçlıdır. Show off ayrılabilen bir öbek fiildir: show off a new phone veya show a new phone off denebilir. Nesne bir zamirse ortaya gelir: show it off.

Alıştırma

Cümleyi dersteki öbek fiille tamamlayın: At the reunion, Leo kept ____ his new sports car because he wanted everyone to admire it.

Cevabı göster

showing off

walking hand in hand on beaches Deyimler

1:03

plajlarda el ele yürüyenler gibi

Deyimler

hand in hand: gerçek ve mecaz anlamda yakınlık

Burada hand in hand gerçek anlamıyla kullanılır: İki kişi birbirlerinin ellerini tutarak yürür. Bu, yakınlık görüntüsü oluşturur. Aynı kalıplaşmış ifade mecaz anlamda da kullanılabilir. Bir şey başka bir şeyle goes hand in hand with ilişkisi içindeyse, ikisi yakından bağlantılıdır veya sıklıkla birlikte gerçekleşir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Trust and honest communication go ____ in a strong friendship.

Cevabı göster

hand in hand

and most entertainment venues, holiday destinations, and social occasions

1:05

ve çoğu eğlence mekanı, tatil yeri ve sosyal etkinlik,

feel compelled to patronize, overcharge, and otherwise demean Kelime

1:11

kendi başına dışarı çıkma cüretini gösteren herkese

Kelime

patronize: birine daha az yetkinmiş gibi davranmak

Burada patronize, birine gerçekte olduğundan daha az zeki, olgun veya yetkinmiş gibi davranmak demektir. Yüzeyde yardım ya da nezaket gibi görünebilir, ancak konuşanın tavrı üstünlük taslar. Patronize, overcharge, and otherwise demean sıralamasındaki diğer olumsuz fiiller bu anlamı belirler: patronize burada bir işletmenin müşterisi olmak değil, insanları aşağılamanın belirli bir yoludur.

Alıştırma

Please don't patronize me; I understand the instructions cümlesinde patronize ne anlama gelir?

  1. Benimle daha az yetkinmişim gibi konuşmak.
  2. Çalışmamı desteklemek için para vermek.
  3. İşletmemden alışveriş yapmak.
Cevabı göster

Benimle daha az yetkinmişim gibi konuşmak.

anyone who has the impudence to venture out on their own. Öbek fiiller

1:15

büyüklük taslamak, fazla para almak veya başka şekillerde onları aşağılamak zorunda hisseder.

Öbek fiiller

venture out on their own: belirsizliğe rağmen tek başına dışarı çıkmak

Venture out, güvenli veya tanıdık bir yerden ayrılıp zor, belirsiz ya da yabancı hissettiren bir yere gitmek demektir. Tarafsız go out ifadesine göre daha fazla cesaret veya risk çağrıştırır. On their own, arkadaş veya yardım olmadan tek başına demektir. Venture out on their own birlikte kullanıldığında tek başına dışarı çıkmak cesur bir hareketmiş gibi görünür; bu cümlede bu abartılı ifade gerçek bir tehlikeyi kanıtlamak yerine alaycılık yaratır.

Alıştırma

Cümleyi venture out ve Leo için on their own ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The village was unfamiliar, but Leo decided to ____ after breakfast.

Cevabı göster

venture out on his own

Unfortunately, being miserable while single fatally undermines our judgment

1:20

Ne yazık ki, bekarken mutsuz olmak, kiminle birlikte olabileceğimiz konusundaki

about who we might get together with. Öbek fiiller

1:25

yargımızı ölümcül bir şekilde zayıflatır.

Öbek fiiller

Get together with: çift olmak

Burada get together with someone, biriyle romantik bir ilişkiye başlamak veya o kişiyle çift olmak anlamına gelir. Bekâr olmaya ve kimi seçeceğimize ilişkin çevredeki ifadeler romantik anlamı açıkça gösterir; burada yalnızca biriyle buluşmaktan söz edilmez.

Alıştırma

"She was so afraid of being single that she got together with the first person who showed interest," cümlesinde "got together with" ne anlama gelir?

  1. O kişiyle romantik bir ilişkiye başladı.
  2. O kişiyle sıradan bir sosyal buluşma yaptı.
  3. O kişinin çalışma ekibine katıldı.
Cevabı göster

O kişiyle romantik bir ilişkiye başladı.

When someone is starving, they will eat anything. Anlatım akışı

1:28

Birisi açlıktan ölüyorsa, ne bulursa yer.

Anlatım akışı

When someone is starving...: çaresiz seçimler için bir benzetme

Bu cümle, savı koşul ve sonuç olarak düzenleyen kısa bir benzetmedir: when yan cümlesi aşırı bir ihtiyacı, ana cümle ise bunun sonucunda seçiciliğin kaybolmasını verir. Çevredeki ilişki savında starving, bekâr kalmama konusundaki çaresizliğe; eat anything ise neredeyse herhangi bir partneri kabul etmeye karşılık gelir. Somut yemek durumu, romantik seçimlerdeki kötü muhakemeye ilişkin soyut iddiayı anlamayı kolaylaştırır; konu beslenmeye geçmez.

Alıştırma

Bekâr kalma korkusuyla ilgili bu savda "When someone is starving, they will eat anything" cümlesinin temel görevi nedir?

  1. Çaresizliğin dikkatli seçim yapma gücünü nasıl zayıflatabileceğine dair somut bir benzetme sunar.
  2. Konuyu ilişkilerden beslenmeye çevirir.
  3. Aç insanların her zaman iyi kararlar verdiğini iddia eder.
Cevabı göster

Çaresizliğin dikkatli seçim yapma gücünü nasıl zayıflatabileceğine dair somut bir benzetme sunar.

Dostoevsky wrote a harrowing short story Kültür

1:32

Dostoyevski, domuz yağından yapılmış bir mumu yiyen

about a famished child who eats a candle made of pig fat.

1:35

aç bir çocuk hakkında yürek burkan bir kısa hikaye yazmıştır.

Kültür

Edebî bir gönderme olarak Dostoevsky

Dostoevsky, Rus romancı Fyodor Dostoyevski'nin soyadıdır; sıradan bir İngilizce sözcük değil, özel isimdir. Burada onun adının verilmesi, edebî örneğin yazarını belirtir ve aşırı açlığın sağlıklı muhakemeyi bastırmasına ilişkin çarpıcı bir örnekle savı güçlendirir. Bu işlevi anlamak için öykünün tamamını bilmek gerekmez.

Alıştırma

Dostoevsky bu cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Çocuğun ne kadar aç olduğunu anlatır.
  2. Öyküsü örnek olarak kullanılan Rus yazarı belirtir.
  3. Hayvansal yağdan yapılmış mum anlamına gelir.
Cevabı göster

Öyküsü örnek olarak kullanılan Rus yazarı belirtir.

And we're equally liable, in emotional desperation, Dilbilgisi

1:39

Ve biz de duygusal bir çaresizlik içinde,

to run into the nearest nightclub

1:43

en yakın gece kulübüne koşup,

to secure a chump we'll be appalled to find beside us at daybreak. Kelime

1:45

gün ağardığında yanımızda bulduğumuzda dehşete düşeceğimiz bir ahmak bulmaya aynı derecede meyilliyiz.

Dilbilgisi

we're equally liable ... to: araya söz giren be liable to yapısı

be liable to + fiilin yalın hâli yapısında liable, ‘yapma olasılığı yüksek’ veya ‘yatkın’ anlamına gelir. Genellikle istenmeyen ya da riskli bir sonucu belirtir. Burada duygusal çaresizlik, insanların gece kulübüne koşup kötü bir seçim yapma olasılığını artırır. in emotional desperation sözleri yapının arasına girer ancak yapıyı değiştirmez: we're equally liable ... to run. Equally bu olasılığı önceki karşılaştırmaya bağlar.

Alıştırma

Cümleyi ‘kötü bir şey yapma olasılığı yüksek’ anlamına gelen liable yapısıyla tamamlayın: Without a plan, we're ____ make the same mistake again.

Cevabı göster

liable to

Kelime

Gayriresmî bir hakaret olarak chump

Bu cümlede chump, aptal bir kişi, özellikle de kolayca kandırılabilen veya kullanılabilen biri anlamına gelir. Olumsuz bir yaftadır; samimi bir hitap değildir. Konuşan kişi, olası bir partneri chump diye niteleyerek küçümsemesini gösterir ve aceleyle yaptığı seçimden pişman olacağını hayal eder. Daha genel olarak bu sözcük, yalnızca bir hatayı anlatmak yerine kişinin kendisini yargılar.

Alıştırma

Bu durumda chump sözcüğünün uygun olup olmadığına karar verin: Bir yönetici resmî performans değerlendirmesinde “Sam is a chump.” diye yazıyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

We eventually learn,

1:50

Sonunda öğreniriz ki,

being in an unsatisfactory relationship is clearly worse,

1:51

tatmin edici olmayan bir ilişkide olmak açıkça daha kötüdür,

that is, even more lonely than being alone. Anlatım akışı

1:56

yani yalnız olmaktan bile daha yalnız hissettirir.

Anlatım akışı

Açıklama belirteci olarak that is,

Burada that is bir açıklama belirtecidir. worse sözcüğüne geri gönderme yaparak bu belirsiz karşılaştırmayı daha kesin hâle getirir: Tatmin edici olmayan ilişki, yalnız olmaktan bile daha yalnız hissettirdiği anlamında daha kötüdür. Önceki düşünceden sonra duraklayıp onu yeniden ifade ederek argümanı düzenler. Yeni bir that yan cümlesi başlatmaz ve kelimesi kelimesine “şu şeydir” anlamına gelmez.

Alıştırma

“nonrefundable” sözcüğünün tam olarak ne anlama geldiğini açıklamak için cümleyi en iyi hangi belirteç tamamlar? “The ticket is nonrefundable; ____, you cannot get your money back after buying it.”

  1. for example
  2. therefore
  3. that is
Cevabı göster

that is

The central challenge of being alone is coping with the fear of what singlehood means. Kalıp ifadeler

2:00

Yalnız olmanın temel zorluğu, bekarlığın ne anlama geldiği korkusuyla başa çıkmaktır.

Kalıp ifadeler

Coping with: devam eden bir zorlukla başa çıkmak

Bu cümlede coping with the fear, hayatın devam edebilmesi için korkuyu yönetmek ve ona dayanmak anlamına gelir. Korkunun ortadan kalktığını ya da altta yatan sorunun çözüldüğünü ima etmez. Cope, zorlayıcı şeyden önce normalde with ile kullanılır: cope with fear, cope with stress veya cope with being alone. Burada coping with ..., temel zorluğu adlandıran bir ulaç öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi, burada öğretilen ve “zor bir duygu ortadan kalkmasa bile onu yönetmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After moving to a new city, Mia had to ____ feeling lonely.

Cevabı göster

cope with

Being alone is bearable in relation to how normal Kalıp ifadeler

2:06

Yalnız kalmak, o son derece belirsiz ama bir o kadar da etkili olan kavramın,

that highly nebulous, yet highly influential concept,

2:09

yani "normal"in, herhangi bir anda

the condition feels to us at any given point.

2:13

bize nasıl hissettirdiğiyle ilişkili olarak katlanılabilirdir.

Kalıp ifadeler

In relation to: bir yargıyı bir faktöre bağlamak

Bu cümlede in relation to, yalnız olmanın ne kadar katlanılabilir olduğu yargısını durumun ne kadar normal göründüğüyle ilişkilendirir. İleri sürülen düşünce, ilk yargının ikinci faktöre göre değiştiğidir. İfade, resmî bir edat gibi işlev görür. Ardından bir isim öbeği veya wh yan cümlesi gelebilir; burada how normal ... feels gelir. Kişisel bir ilişkiyi değil, bir şeyi değerlendirmek için kullanılan bağlantıyı veya çerçeveyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, bir yargıyı ilgili bir faktöre bağlayan ve burada öğretilen üç sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The budget seems small ____ the scale of the project.

Cevabı göster

in relation to

It can either be a break from an honorably busy life

2:16

Bu, onurlu bir şekilde meşgul olunan bir hayattan alınan bir mola da olabilir,

or sure evidence that we are an unwanted, wretched, disgusting,

2:20

ya da istenmeyen, acınası, iğrenç

and emotionally diseased being.

2:25

ve duygusal olarak hastalıklı bir varlık olduğumuzun kesin kanıtı da.

This is tricky, but ultimately very hopeful,

2:28

Bu alengirli bir durumdur, ancak nihayetinde çok umut vericidir,

for it suggests that if only we could work on what being alone means to us, Dilbilgisi

2:31

çünkü yalnızca yalnız olmanın bizim için ne anlama geldiği üzerinde çalışabilirsek,

we could theoretically endure long periods alone.

2:36

teorik olarak uzun yalnızlık dönemlerine dayanabileceğimizi öne sürer.

Dilbilgisi

if only ... , we could ...: arzulanan bir koşul

Burada if only, konuşanın gerçekleşmesini güçlü biçimde umduğu bir koşulu sunar: yalnız olmanın bizim için taşıdığı anlamı değiştirmek. Nötr if kullanımına göre daha umutlu ve duygusal bir vurgu taşır. İlk could, bu anlam üzerinde çalışabilme olasılığımızı veya yeteneğimizi gösterir. İkinci could ise olası sonucu, yani uzun süre yalnız kalmaya dayanabilmeyi gösterir. İki could da sonucu kesinleştirmez.

Alıştırma

Örnekteki if only we could ... , we could ... yapısına en uygun yorum hangisidir?

  1. Koşul zaten karşılandı, dolayısıyla sonuç garantidir.
  2. Birkaç ek koşul karşılanmadıkça sonuç imkânsızdır.
  3. Önemli bir koşulu karşılayabilmeyi çok umuyoruz; bu koşulun karşılanması sonucu mümkün kılacaktır.
Cevabı göster

Önemli bir koşulu karşılayabilmeyi çok umuyoruz; bu koşulun karşılanması sonucu mümkün kılacaktır.

To build ourselves a new mental model Kalıp ifadeler

2:40

Yalnız olmanın gerçekten ne anlama gelmesi gerektiğine dair

Kalıp ifadeler

build ourselves a new mental model: kendimize yeni bir zihinsel model kurmak

build ourselves a new mental model ifadesindeki mental model, bir şeyin nasıl işlediğini anlamaya yarayan içsel bir çerçevedir; fiziksel bir model değildir. build + someone + something kalıbı, birinin yararına bir şey kurmak anlamına gelir. Burada ourselves yararlanandır: kendi kullanımımız için yeni bir anlama biçimi oluştururuz.

Alıştırma

build, ourselves ve mental model sözcüklerini kullanarak cümleyi dersteki çift nesneli ifadeyle tamamlayın: After reviewing the evidence, we need to ____ of how the system fails.

Cevabı göster

build ourselves a new mental model

of what being alone should truly mean,

2:43

kendimize yeni bir zihinsel model oluşturmak için,

we might rehearse a few of the following arguments.

2:45

aşağıdaki argümanların birkaçını tekrarlayabiliriz.

Despite what an unfriendly voice inside our heads might tell us, Dilbilgisi

2:48

Kafamızın içindeki düşmanca bir sesin bize söyleyebileceklerine rağmen,

we are the ones who can choose whether or not to be alone. Dilbilgisi

2:52

yalnız olup olmayacağımızı seçebilecek olan bizleriz.

Dilbilgisi

Ödünleme için Despite what + cümlecik

Despite, bir ödünleme bildiren edattır: ana düşünceyi engelleyebilecek veya ona karşı çıkabilecek bir durumu sunar. Burada what an unfriendly voice inside our heads might tell us, kendini eleştiren o iç sesin söyleyebileceği her ne varsa anlamına gelen serbest bir ilgi cümleciğidir; cümleciğin tamamı despite için isim görevli bir tümleçtir. Baştaki ifade, bu iç eleştirinin var olabileceğini kabul ederken ana yargının yine de doğru olduğunu belirtir. Buradaki voice, gerçek bir dış konuşmacı değil, kişinin kendini eleştiren düşüncelerinin benzetmesidir.

Alıştırma

İçindeki eleştirinin Leo'nun pozisyona başvurmasını engellemediğini doğru bir ödünleme yapısıyla gösteren cümle hangisidir?

  1. Although what his inner critic told him, Leo applied for the role.
  2. Despite his inner critic told him, Leo applied for the role.
  3. Despite what his inner critic told him, Leo applied for the role.
Cevabı göster

Despite what his inner critic told him, Leo applied for the role.

Dilbilgisi

Açık bir evet-hayır seçimi için whether or not

choose whether or not to be alone ifadesinde whether seçimin içeriğini başlatır, or not ise olumsuz seçeneği açıkça dâhil eder. Seçim, yalnız olmak ile yalnız olmamak arasındadır. İki olasılığın da açık olması gerektiğinde choose, decide ve know gibi fiillerden sonra whether or not kullanın. Bir to mastarından önce tekrar kullanılabilecek kalıp whether or not to + fiil şeklindedir.

Alıştırma

Her iki olasılığı da açıkça içeren ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to decide ____ to postpone the trip.

Cevabı göster

whether or not

Our solitude is willed, rather than imposed. Anlatım akışı

2:57

Yalnızlığımız dayatılan değil, istenen bir durumdur.

Anlatım akışı

Our solitude is willed, rather than imposed: A rather than B ile yeniden çerçeveleme

Cümle, aynı yalnızlık için birbiriyle çelişen iki açıklama sunuyor. “Willed”, bunu konuşanın ait olduğu grubun seçtiği bir durum olarak; “imposed” ise dışarıdan zorla kabul ettirilen bir durum olarak gösteriyor. A rather than B kalıbı, A’yı tercih edilen açıklama olarak öne çıkarır ve B’yi reddeder ya da düzeltir. Buradaki karşıtlık, yalnız olmayı güçsüzce katlanılan bir durumdan bilinçli bir seçime dönüştürerek yeniden çerçeveler. Bu, “bizim” durumumuzla ilgili bir iddiadır; her yalnızlığın gönüllü olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Our solitude is willed, rather than imposed” cümlesindeki karşıtlık ne yapıyor?

  1. Yalnızlığı zorla kabul ettirilen bir durum değil, bir seçim olarak sunar.
  2. Yalnızlığın beklenenden daha uzun sürdüğünü söyler.
  3. Yalnız olmanın her zaman acı verdiğini iddia eder.
Cevabı göster

Yalnızlığı zorla kabul ettirilen bir durum değil, bir seçim olarak sunar.

No one ever needs to be alone

3:00

Kiminle birlikte olduğunu umursamadığı sürece

so long as they don't mind who they are with. Dilbilgisi

3:02

hiç kimsenin asla yalnız kalmasına gerek yoktur.

Dilbilgisi

so long as: süre değil, koşul

Bu cümlede “so long as”, “şu koşulla” veya “olduğu sürece” anlamına gelir. Ana iddianın hangi koşulda geçerli olduğunu belirtir: Bir kişi yanında kimin olduğuna aldırmıyorsa yalnız kalması gerekmez. Buradaki sözcükler uzun bir zaman dilimini anlatmaz. Arkasından gelen “they don't mind who they are with” yan cümlesi bir koşul belirler. Bu, cümlenin mantığını açıklar; tek başına herhangi birini arkadaş olarak kabul etmeyi önermez.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz koşul ifadesiyle tamamlayın: You may stay after school ____ a teacher is present.

Cevabı göster

so long as

But we do mind. Dilbilgisi

3:06

Ama biz umursarız.

Dilbilgisi

But we do mind. cümlesindeki vurgulu do

But we do mind. olumlu cümlesinde do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Temel ifade We mind şeklindedir; do eklenince iddia güçlenir ve gerçekten önemsediğimiz, kayıtsız olmadığımız anlatılır. do/does/did + fiilin yalın hâli yapısı, bir varsayımı düzeltmek, olumsuz bir düşünceye karşı çıkmak veya bir ifadenin doğru olduğuna dair güvence vermek için sıkça kullanılır. Burada mind, do sonrasında yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Varsayımı düzeltmek için yanıtı vurgulu do ile tamamlayın. Varsayım: You don't care about the result. Yanıt: Actually, I ____ care.

Cevabı göster

do

The wrong kind of company is a great deal lonelier for us Dilbilgisi

3:07

Yanlış türden bir arkadaşlık, bizim için

than being by ourselves.

3:11

kendi başımıza olmaktan çok daha yalnız hissettirir.

Dilbilgisi

a great deal + karşılaştırma sıfatı + than

a great deal lonelier for us than ifadesinde a great deal, karşılaştırma biçimindeki lonelier sıfatını güçlendirir ve farkın büyük olduğunu belirtir. A great deal lonelier than, much lonelier than veya far lonelier than ile aynı şekilde “çok daha yalnız” anlamına gelir. For us, anlatılan deneyimin kime ait olduğunu gösterir; lonelier ile than arasındaki karşılaştırmayı bozmaz. Yeniden kullanılabilir temel yapı a great deal + karşılaştırma sıfatı + than şeklindedir. Sıfat karşılaştırma biçiminde olmalıdır; bu nedenle burada lonely değil, lonelier doğrudur.

Alıştırma

Cümleyi hedef pekiştirici a great deal ile tamamlayın: The new library is ____ quieter than the old one.

Cevabı göster

a great deal

That is, it's further from what matters to us, Dilbilgisi

3:13

Yani bu, bizim için önemli olan şeylerden daha uzaktır,

more grating in its insincerity,

3:16

samimiyetsizliğiyle daha sinir bozucudur,

and more of a reminder of disconnection and misunderstanding

3:19

ve kendi zihnimizin sessizliğinde yapabileceğimiz konuşmalardan çok daha fazla,

than is the conversation we can have in the quiet of our own minds.

3:23

bir kopukluk ve yanlış anlaşılma hatırlatıcısıdır.

Dilbilgisi

Tek bir than yan cümlesiyle paralel karşılaştırmalar: further..., more grating..., more of a reminder... than is...

Bu cümle, aynı şeye ilişkin üç karşılaştırmalı betimlemeyi art arda sıralar: önemli olandan daha uzaktır, daha rahatsız edicidir ve bir şeyi daha fazla hatırlatır. Sondaki tek than yan cümlesi yalnızca en yakındaki karşılaştırmayı değil, üçünü de tamamlar. than is the conversation we can have... yapısında is fiili uzun öznesinden önce gelir. Bu resmî devrik yapı, than the conversation we can have... is ile aynı anlama gelir; uzun karşılaştırma öznesini sona bırakarak paralel sıralamayı takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi ortak bir karşılaştırma belirteci ve resmî fiil-özne devrikliğiyle tamamlayın: The new policy is more confusing and more expensive ____ the old system.

Cevabı göster

than is

Being alone is not proof that we have been rejected by the world. Anlatım akışı

3:28

Yalnız olmak, dünya tarafından reddedildiğimizin bir kanıtı değildir.

It's a sign that we've taken a good look at the available options and have, Kalıp ifadeler

3:32

Bu, mevcut seçeneklere iyice bir göz attığımızın ve

with wisdom, done some rejecting ourselves.

3:37

bilgelikle, bizim de bazı reddedişlerde bulunduğumuzun bir işaretidir.

Anlatım akışı

not proof that...; a sign that... ile yeniden çerçeveleme

İlk cümle, yalnız olmanın dünyanın bizi reddettiği anlamına gelmek zorunda olduğu düşüncesini reddeder. İkinci cümle bu edilgen ve olumsuz çerçevenin yerine etkin bir çerçeve koyar: seçenekleri değerlendirdik ve bazılarını kendimiz reddettik. not proof that X; a sign that Y kalıbı mesajı iki adımda düzenler: önce bir sonucu engeller, ardından okuru farklı bir yoruma yönlendirir. Bu nedenle iki that yan cümlesi aynı iddianın iki farklı biçimini eklemek yerine tartışmada zıt yönlere işaret eder.

Alıştırma

Hangi seçenek, sert bir sonucu reddedip daha temkinli bir alternatif sunmak için not proof that... a sign that... yapısını kullanır?

  1. Missing one deadline is not proof that Maya is unreliable. It's a sign that she may need a better schedule.
  2. Missing one deadline is proof that Maya is unreliable. It's a sign that she can never be trusted.
  3. Missing one deadline is not a sign that Maya is unreliable. It's proof that she can never be trusted.
Cevabı göster

Missing one deadline is not proof that Maya is unreliable. It's a sign that she may need a better schedule.

Kalıp ifadeler

take a good look at the available options: mevcut seçenekleri iyice incelemek

Take a good look at, bir şeye yalnızca kısa bir an bakmak değil, onu dikkatle incelemek veya değerlendirmek demektir. Burada available options, olası partnerleri ifade eder; konuşan kişi bazılarını elemeden önce bu seçenekleri ciddi biçimde değerlendirdiğini söylüyor. Good sözcüğü, incelemenin ne kadar kapsamlı olduğunu vurgular. Mevcut seçeneklerin kendilerinin iyi olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “dikkatle incelemek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before making a final choice, ____ all the available options.

Cevabı göster

take a good look at

Another big thought is that we need to appreciate how long it will take to find someone, Dilbilgisi

3:41

Bir diğer büyük düşünce ise, haklı nedenlerle ne kadar seçici olduğumuz göz önüne alındığında,

Dilbilgisi

appreciate how long it will take: ne kadar süreceğini kavramak

Burada appreciate, minnet duymak değil, önemli bir gerçeği fark etmek veya tam olarak anlamak demektir. Anlaşılması gereken gerçek, birini bulmak için gereken süredir. How long it will take, appreciate fiilinin nesnesi olarak görev yapan gömülü bir soru yan cümlesidir. Bir bildirme cümlesinin içine gömüldüğü için will it take soru sırasını değil, it will take bildirme sırasını kullanır.

Alıştırma

Gereken süreyi kavramamız gerektiğini doğru biçimde ifade eden cümleyi seçin.

  1. We need to appreciate someone for taking the time to help us.
  2. We need to appreciate how long will it take to find the right person.
  3. We need to appreciate how long it will take to find the right person.
Cevabı göster

We need to appreciate how long it will take to find the right person.

given how choosy we are, for very good reasons. Dilbilgisi

3:47

birini bulmanın ne kadar süreceğini takdir etmemiz gerektiğidir.

Dilbilgisi

given how choosy we are: ne kadar seçici olduğumuzu göz önünde bulundurursak

Given, konuşanın sonuca gerekçe olarak sunduğu bir olguyu belirtir. Burada given how choosy we are, “ne kadar seçici olduğumuzu göz önünde bulundurursak” anlamına gelir. How, derece bildiren iç içe bir yan cümle başlatır: how choosy we are. Soru dizilişi olan how choosy are we kullanılmaz. Bu yapı, bir değerlendirmeyi veya tahmini bilinen bir duruma bağlamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “hangi derecede olduğunu göz önünde bulundurarak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: It is understandable that the team needs more time, ____ complex the decision is.

Cevabı göster

given how

We aren't just looking for anyone.

3:51

Sadece herhangi birini aramıyoruz.

The right candidate will be no less easy to find Dilbilgisi

3:53

Doğru adayı bulmak,

than a great job or a beautiful house.

3:56

harika bir iş veya güzel bir ev bulmaktan daha kolay olmayacaktır.

Dilbilgisi

no less easy to find than: bulması daha az kolay olmayan

No less + sıfat + than, ilk şeyin ilgili sıfat bakımından karşılaştırma noktasından daha düşük bir dereceye sahip olmadığını belirtir. Burada easy, harika bir iş veya güzel bir ev bulmaya göre ölçülür. Bu arzu edilen şeyleri bulmanın uzun ve zahmetli bir arama gerektirdiği varsayılır. Bu bağlamda karşılaştırma, doğru adayı bulmayı da retorik olarak aynı “bulması zor” gruba yerleştirir. Mesaj bu ortak varsayıma bağlıdır; bu yüzden easy tek başına aramanın basit olacağına dair bir vaat gibi okunmamalıdır.

Alıştırma

Harika bir iş ve güzel bir ev bulmanın zor bir arama gerektirdiğinin varsayıldığı altyazı bağlamında no less easy to find than ifadesiyle verilmek istenen mesaj nedir?

  1. Doğru adayı bulmanın hızlı olacağı garanti ediliyor.
  2. Doğru adayı bulmak benzer ölçüde zahmetli bir arayış olarak sunuluyor.
  3. Harika işler ve güzel evler doğru adaydan daha az caziptir.
Cevabı göster

Doğru adayı bulmak benzer ölçüde zahmetli bir arayış olarak sunuluyor.

It might take many months, probably years.

3:59

Aylar, muhtemelen yıllar sürebilir.

Expectations matter.

4:03

Beklentiler önemlidir.

If we regard a decade as a plausible timeframe, then six months will skip by. Notlar

4:05

Eğer on yılı makul bir zaman dilimi olarak kabul edersek, altı ay çabucak geçip gidecektir.

Dilbilgisi

If ... then: bir koşulu sonucuna bağlamak

If ... then ... bir koşulu ve bu koşuldan doğan sonucu ortaya koyar. Bu cümlede if, on yılı makul bir zaman aralığı sayma varsayımını başlatır; then ise sonucu, yani altı ayın çabucak geçecek olmasını gösterir. Buradaki then “sonra” değil, “bu durumda” veya “sonuç olarak” anlamındadır. Geleceğe ilişkin normal bir koşul cümlesinde if'li yan cümlede geniş zaman kullanılır; ana cümlede ise will ile sonuç belirtilebilir. Bu yapı, koşul ile beklenen sonuç arasındaki bağlantıyı açıkça gösterir.

Alıştırma

“If we regard a decade as a plausible timeframe, then six months will skip by” cümlesinde then ne işe yarar?

  1. Konuşanın daha sonra bir şey yapacağını belirtir.
  2. Dinleyenden iki zaman dilimini karşılaştırmasını ister.
  3. If cümleciğinin sonucunu belirtir.
Cevabı göster

If cümleciğinin sonucunu belirtir.

Dilbilgisi

regard a decade as a plausible timeframe: on yılı makul bir zaman aralığı saymak

Regard A as B, A'yı B olarak değerlendirmek veya A'yı B kategorisine ait görmek anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi on yılı makul bir zaman aralığı olarak değerlendiriyor; yani bu durum için on yılın mantıklı bir süre olduğunu düşünüyor. Yapı regard + nesne A + as + açıklama B şeklindedir. As, nesneyi değerlendirmeye bağlar; buradaki regard yalnızca bir şeye bakmak anlamında değildir.

Alıştırma

Regard ile “A'yı B olarak görmek” anlamını doğru veren yapı hangisidir?

  1. regard A to B
  2. regard A as B
  3. regard A B
Cevabı göster

regard A as B

Öbek fiiller

Zamanın hızla geçmesi anlamında “skip by”

Bu cümlede skip by, altı ayı hafif ve hızlı biçimde ilerliyormuş gibi betimler. Konuşan kişi bu sürenin çok çabuk geçtiğini hissedeceğini anlatır; altı ay atlanmaz veya iptal edilmez. Bir hareket fiili, zamanın geçişini canlı ve öznel hâle getirebilir. Gerçek süre aynı kalır, ancak bekleyiş artık uzun gelmez.

Alıştırma

“six months will skip by” cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Takvim önümüzdeki altı ayı silecek.
  2. Altı ay çok çabuk geçmiş gibi hissedilecek.
  3. Konuşan kişi altı ay boyunca plan yapmayacak.
Cevabı göster

Altı ay çok çabuk geçmiş gibi hissedilecek.

There is no better guarantee of a successful relationship Dilbilgisi

4:11

Başarılı bir ilişkinin bundan daha iyi bir garantisi yoktur:

than knowing that we could and can manage perfectly well on our own. Kalıp ifadeler

4:14

kendi başımıza da mükemmel bir şekilde idare edebildiğimizi ve edebileceğimizi bilmekten.

Dilbilgisi

There is no better X than Y kalıbı

There is no better X than Y kalıbı, Y’yi X’in mümkün olan en güçlü örneği, kaynağı veya gerçekleşme yolu olarak sunar. Burada iki kişinin de bağımsız biçimde idare edebildiğini bilmek, başarılı bir ilişkinin en iyi güvencesi olarak gösterilir. Bu cümlede X, a guarantee of a successful relationship isim öbeğidir; Y ise knowing that we could and can manage perfectly well on our own şeklindeki -ing yan cümlesidir. Than, bu güvenceyi sağladığı ileri sürülen şeyi tanıtır; X ve Y’nin aynı dil bilgisi biçiminde olması gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle, günlük çalışmayı akıcılığa giden en güçlü yol olarak sunmak için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. There is not better path to fluency than practice every day.
  2. There is no better path to fluency than practicing every day.
  3. There is no better path to fluency then practicing every day.
Cevabı göster

There is no better path to fluency than practicing every day.

Kalıp ifadeler

kendi başımıza gayet iyi idare etmek

Bu cümlede manage, “insanları ya da işleri yönetmek” değil, “başarıyla başa çıkmak veya hayatını sürdürebilmek” demektir. Manage perfectly well on our own, konuşan kişilerin bir partnere bağımlı olmadan yaşayabildiğini ve sorunlarla tamamen başa çıkabildiğini anlatır. Could bu yeteneğin geçmişteki durumlarda da var olduğunu, can ise şimdi de sürdüğünü gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp manage (perfectly) well on my/your/his/her/our/their own şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi manage perfectly well on one's own kalıbıyla tamamlayın; fiili ve iyelik sözcüğünü özneye ve zamana göre değiştirin: “After her roommates moved out, Nina ____.”

Cevabı göster

managed perfectly well on her own

It means that we will only look for someone who can deeply contribute to our life, Anlatım akışı

4:20

Bu, sadece hayatımıza derinden katkıda bulunabilecek birini arayacağımız anlamına gelir,

not someone who can do the laundry

4:24

bizimle çamaşır yıkayabilecek

with us or keep us company on Sunday evenings. Kalıp ifadeler

4:26

veya pazar akşamları bize eşlik edebilecek birini değil.

Anlatım akışı

yalnızca birini aramak..., birini değil...

Burada only, kendisinden sonra gelen açıklamayla birlikte anlaşılır: aranan kişiler, konuşanların hayatına derinden katkıda bulunabilecek olanlarla sınırlandırılır. Daha sonra gelen not someone who... paralel fakat reddedilen bir kişi türü kurar; böylece cümle gerçek ölçütü, bir partner seçmek için yetersiz kalan bir gerekçeyle karşılaştırır. Çamaşır yıkama ve pazar akşamları eşlik etme ayrıntıları günlük kolaylığı veya yalnızlığı azaltmayı temsil eder. Cümle bunların kötü olduğunu değil, tek başlarına ölçütü karşılamaya yetmediğini söyler.

Alıştırma

Rotayı açıkça anlatan bir rehbere ihtiyacınız var; yalnızca önden hızla gitmek yeterli değil. Bu ölçütü hangi cümle doğru ifade eder?

  1. You only want a guide who rushes ahead, not someone who explains the route clearly.
  2. You do not want a guide who explains the route clearly or someone who rushes ahead.
  3. You only want a guide who explains the route clearly, not someone who rushes ahead.
Cevabı göster

You only want a guide who explains the route clearly, not someone who rushes ahead.

Kalıp ifadeler

keep someone company: birine arkadaşlık etmek

Keep someone company, birinin kendini yalnız hissetmemesi için onunla kalmak veya birlikte zaman geçirmek demektir. Burada keep us company, pazar akşamları “bizimle” birlikte olmayı anlatır; şirket işletmek anlamına gelmez. Yapı keep + kişi + company şeklindedir. Kişi keep ile company arasına gelir: keep me company, keep your grandfather company.

Alıştırma

Cümleyi keep ... company ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I'll ____ while she waits for her ride.

Cevabı göster

keep her company

This gives us the strength to back out of unsatisfactory unions Öbek fiiller

4:29

Bu bize tatmin etmeyen birlikteliklerden

as quickly as we should.

4:34

gerektiği kadar hızlı bir şekilde geri çekilme gücü verir.

Öbek fiiller

back out of: kabul edilmiş bir taahhütten çekilmek

Back out of, daha önce kabul edilen veya içine girilen bir düzenlemeden, taahhütten ya da ilişkiden çekilmek demektir. Bu cümlede tatmin edici olmayan birliktelikleri bitirmeyi anlatır; fiziksel olarak geriye gitmek anlamına gelmez. Yapı back out of + isim veya -ing biçimidir: back out of a deal; back out of helping. Back zamana göre değişir, ancak out of birlikte kalır: backed out of.

Alıştırma

Hangi cümle Nina'nın bir planı kabul ettiğini, ancak daha sonra çekildiğini açıkça anlatır?

  1. Nina backed out of the trip the night before.
  2. Nina looked back on the trip the night before.
  3. Nina opted out of the trip before signing up.
Cevabı göster

Nina backed out of the trip the night before.

Being in a couple can't and shouldn't mean Dilbilgisi

4:36

Bir çift olmak, şu anlama gelemez ve gelmemelidir:

that we are utterly reliant on the other for our self-esteem,

4:39

öz saygımız, günlük öz yönetimimiz veya ev ihtiyaçlarımızın karşılanması için

our daily self-management, or for the meeting of our domestic needs.

4:42

tamamen diğerine bağımlı olduğumuz anlamına.

Dilbilgisi

Can't and shouldn't mean: hem çıkarımı hem normu reddetmek

Can't and shouldn't mean, bir ilişkinin anlamına dair iki yargıyı birleştirir. Can't mean, çift olmanın mantıksal olarak bütünüyle bağımlı olmaya eşit olmadığını belirtir; shouldn't mean ise bütünüyle bağımlı olmanın sağlıklı bir beklenti veya kural olmadığını ekler. Buradaki can, bir kişinin bir şeyi yapabilme yeteneğiyle ilgili değildir. Bir yorumu reddeder: 'Biz bir çiftiz' ifadesinden 'her konuda birbirimize bağımlı olmalıyız' sonucu çıkarılamaz.

Alıştırma

Bu cümlede can't and shouldn't mean ne ifade ediyor?

  1. Bütünüyle bağımlılık sağlıksız olabilse de kaçınılmazdır.
  2. Çift olmak, mantıksal olarak bütünüyle bağımlılığa eşit değildir ve bunu gerektirmemelidir.
  3. Çiftler birbirlerine bağımlı olma yeteneğine sahip değildir.
Cevabı göster

Çift olmak, mantıksal olarak bütünüyle bağımlılığa eşit değildir ve bunu gerektirmemelidir.

When we have under our belt a significant experience of thriving on our own, Notlar

4:47

Kendi başımıza gelişip serpilme konusunda kayda değer bir tecrübeyi cebimize koyduğumuzda,

Deyimler

Under our belt: önceden edinilmiş deneyim

To have something under your belt, bir şeyi önceden tamamlamış, başarmış veya edinmiş olmak ve böylece onu artık yararlı bir deneyim olarak kullanabilmek demektir. Bu cümlede edinilmiş olan şey, bağımsız biçimde başarılı ve iyi yaşama konusunda önemli bir deneyimdir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: under my belt, under her belt, under our belt. İfade genellikle gelecekteki bir hedefi değil, geçmişte biriktirilmiş bir şeyi anlatır.

Alıştırma

Onun zaten yararlı bir deneyim edindiğini anlatan deyimi tamamlayın: After two internships, she has valuable workplace experience ____.

Cevabı göster

under her belt

Kalıp ifadeler

thriving on our own: kendi başına gelişip iyi yaşamak

thriving on our own ifadesinde thrive, yalnızca idare etmek değil, çok iyi durumda olmak, gelişmek veya serpilmek demektir. on our own, bir partnerin ya da başka birinin günlük desteğine dayanmadan bağımsız olarak anlamına gelir. -ing biçimi thriving, experience of ifadesinden sonra gelir: an experience of thriving. Bu ifade, bağımsız yaşamın olumlu bir dönemini anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre on my own, on her own, on their own biçiminde değişir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın bağımsız yaşarken çok iyi durumda olduğunu söylüyor?

  1. Maya is thriving on her own.
  2. Maya is managing on her own.
  3. Maya is surviving on her own.
Cevabı göster

Maya is thriving on her own.

we will be able to cope with the inevitable points Dilbilgisi

4:52

çok iyi bir partnerin bile bizi destekleyemeyeceği

at which even a very nice partner can't sustain us.

4:55

kaçınılmaz anlarla başa çıkabileceğiz.

Dilbilgisi

cope with ... points at which: ……olan zamanlarla başa çıkmak

Cope with, zor bir durumla başa çıkmak demektir. Burada points belirli zamanları veya aşamaları ifade eder; dolayısıyla bu ifade, başa çıkılması gereken kaçınılmaz anları tanıtır. At which, points sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. At those points ifadesinin resmî karşılığıdır: o zamanlarda çok iyi bir partner bile bizi destekleyemez. Daha az resmî İngilizcede points when genellikle kullanılabilir. Burada which, sustain fiilinin nesnesi olmadığı ve cümlecik at those points zaman ilişkisine ihtiyaç duyduğu için which önündeki at kaldırılamaz.

Alıştırma

'at those points' ifadesinin iki sözcüklük resmî karşılığıyla tamamlayın: Every project has points ____ the team must review its goals.

Cevabı göster

at which

We'll be less demanding, more competent, Dilbilgisi

4:59

Daha az talepkar, daha yetkin olacağız

and more forensic in what we seek from a lover. Kelime

5:02

ve bir sevgiliden ne aradığımız konusunda daha eleştirel olacağız.

Dilbilgisi

less demanding, more competent ve more forensic ile paralel karşılaştırma listesi

We'll be ifadesinden sonra cümle üç karşılaştırmalı sıfat öbeğini paralel biçimde sıralar: less demanding, more competent ve more forensic in what we seek from a lover. Her öbek we öznesini niteler ve her karşılaştırma daha önceki ya da daha az deneyimli bir duruma gönderme yapar. Less yalnızca demanding sözcüğüne; iki ayrı more ise competent ve forensic sözcüklerine aittir. Aynı karşılaştırma kalıbını korumak özeti kısa ve ritmik hâle getirir. En uzun öbek sona yerleştirilir ve in what we seek from a lover, konuşanın hangi konuda more forensic olmayı beklediğini belirtir.

Alıştırma

Aynı açık ve paralel karşılaştırmalı sıfat öbeği kalıbını kullanan cümleyi seçin.

  1. After the training, we'll have less hesitation, more prepared, and report with greater precision.
  2. After the training, we'll be less hesitant, more prepared, and more precise in what we report.
  3. After the training, we'll be hesitant less, more preparation, and more precisely in what we report.
Cevabı göster

After the training, we'll be less hesitant, more prepared, and more precise in what we report.

Kelime

Son derece dikkatli ve analitik anlamındaki forensic

Burada forensic mecaz anlamda kullanılır. Konuşan kişi kanıt inceliyormuş gibi son derece dikkatli, sistemli ve analitik olmak anlamına gelir. Burada anlatılan, suç ya da tıp alanında bir inceleme yapmak değil, kişinin bir sevgiliden beklentilerini daha yakından değerlendirmesidir. in what we seek from a lover ifadesi bu ayrıntılı incelemenin alanını, yani bir sevgiliden istenen nitelikleri, desteği veya ilişki deneyimini belirtir. Dolayısıyla bu edat öbeği sıfatın kapsamını sınırlar; gerçek bir adli bilim ortamı oluşturmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede forensic örnektekiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The editor took a forensic look at every claim before publication.
  2. The evidence was sent to a forensic laboratory for testing.
Cevabı göster

The editor took a forensic look at every claim before publication.

It turns out that our willingness to stay on our own Anlatım akışı

5:05

Görünüşe göre kendi başımıza kalma istekliliğimiz,

is what centrally predicts Dilbilgisi

5:08

başka biriyle bir ilişki bulma

how likely we'll be to find and bring to fruition Kalıp ifadeler

5:10

ve onu meyve verecek bir hale getirme olasılığımızın ne kadar yüksek olduğunu

a relationship with someone else.

5:13

temel olarak öngören şeydir.

Anlatım akışı

It turns out that: keşfedilmiş bir sonucu sunmak

It turns out that; kanıt, deneyim veya daha sonraki olaylar sonucunda ortaya çıkan bir sonucu ifade eder. Bu ifade çoğu zaman sonucun başta açık olmadığını ya da insanların beklediğinden farklı olduğunu gösterir. that sözcüğünden sonra sonucu belirten tam bir yan cümle gelir. Burada ifade, yalnız kalmaya istekli olmak ile başarılı bir ilişki kurmak arasındaki bağlantıyı bir tahmin değil, ortaya çıkarılmış bir bulgu olarak sunar; fiziksel olarak dışa doğru dönmekten söz etmez.

Alıştırma

Ekip verileri kontrol etti ve beklenmedik bir sonuç buldu. Hangi cümle bu sonucu kesinleşmiş bir bulgu olarak sunar?

  1. It turns out that the cheaper plan is more reliable.
  2. It seems that the cheaper plan may be more reliable.
  3. I think that the cheaper plan is more reliable.
Cevabı göster

It turns out that the cheaper plan is more reliable.

Dilbilgisi

is what centrally predicts: temel öngörü etkenini belirlemek

X is what predicts Y yapısında what yan cümlesi, Y’yi öngören şey veya etken anlamına gelir. Bu, is fiilinin tamamlayıcısı olarak görev yapan kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir; soru değildir. Yapı, X’i öngören etken olarak tanımlar ve X’e güçlü vurgu verir. Burada centrally, predicts fiilini niteler ve en önemli veya merkezi biçimde anlamına gelir. Öngörülen sonuç how likely... ile ifade edilir; dolayısıyla cümle, yalnız kalmaya istekli olmayı temel öngörü etkeni olarak vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle uyku kalitesini sınav performansını öngören temel etken olarak en açık biçimde tanımlar?

  1. Sleep quality predicts exam performance.
  2. What predicts exam performance may be sleep quality.
  3. Sleep quality is what best predicts exam performance.
Cevabı göster

Sleep quality is what best predicts exam performance.

Kalıp ifadeler

Bring to fruition a relationship with someone else: bir ilişkiyi olgunlaştırmak

Bu cümlede bring ... to fruition, olası bir ilişkiyi gerçek, yerleşik ya da başarılı hâle gelene kadar geliştirmek demektir. Fruition, önceki umutların ya da emeğin tamamlanmış bir sonuç verdiği aşamadır; yalnızca biriyle tanışmak anlamına gelmez. Nesne uzun olduğu için resmî düzyazıda to fruition ifadesinden sonra yer alabilir: bring to fruition a relationship with someone else. Kısa bir nesneyle daha yaygın kalıp bring something to fruition şeklindedir; örneğin bring the plan to fruition.

Alıştırma

Cümleyi bring something to fruition ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of planning and fundraising, the team finally ____ the community garden ____.

Cevabı göster

brought · to fruition

Being at ease with being single is the needed secure platform Deyimler

5:16

Bekar olmaktan rahatlık duymak, gerekli güvenli platformdur

from which to make a sane and wise choice

5:20

kiminle ortak bir hayat kuracağınız hakkında

about who to create a joint life with. Dilbilgisi

5:23

aklı başında ve bilgece bir seçim yapmak için.

Deyimler

The needed secure platform: mecazi olarak gerekli ve sağlam temel

Burada platform, daha sonraki bir eylemi mümkün kılan istikrarlı bir temel için kullanılan bir benzetmedir. Bekârken rahat olmak, kişiye eşini sakin ve akıllıca seçebileceği duygusal güveni verir. The needed secure platform bir isim grubudur: platform benzetmeyi taşır, secure bu temelin istikrarını açıklar, needed ise bu temelin sonraki karar için gerekli olduğunu belirtir. Soyut anlatımda platform yalnızca insanların durduğu bir yer veya yazılım değil, bir eylemi ya da seçimi destekleyen temel de olabilir.

Alıştırma

“Confidence gave her a secure platform from which to make a difficult choice,” cümlesinde secure platform ne anlama gelir?

  1. seçimini yaptığı bir tren istasyonu
  2. onun yerine seçim yapan çevrim içi bir hizmet
  3. seçim yapmasına yardımcı olan istikrarlı bir temel
Cevabı göster

seçim yapmasına yardımcı olan istikrarlı bir temel

Dilbilgisi

who to create a joint life with: soru sözcüğü + to-infinitive + sonda with

Who to create a joint life with, soru sözcüğü + to-infinitive yapısında gömülü bir soru yan cümlesidir. Who seçilen kişiyi temsil eder; to create ise üzerinde düşünülen olası eylemi gösterir. Tam fiil öbeği create a joint life with someone biçimindedir. Bu nedenle with yapının bir parçasıdır ve doğal olarak sonda kalır. İfadenin tamamı, ortak bir hayat kurmak için hangi kişinin eş olarak seçilmesi gerektiği anlamına gelir.

Alıştırma

Work fiilini kullanarak cümleyi who + to-infinitive + sonda with kalıbıyla tamamlayın: I need to decide ____ on the group project.

Cevabı göster

who to work with