Bluey Mükemmel Resmi Çizebilir mi? | Mükemmel - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey, babasıyla oynadığı oyunların resimlerini yapar; ancak çizdikleri her zaman amaçladığı şeyi yansıtmaz. Her ayrıntıyı doğru yapamadığı için kaygılanınca ailesi, babasının beğenmesi için resmin kusursuz olmasının gerekmediğini söyler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. listen up. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bir gruba kural ya da talimat vermeden önce herkesin dikkatini toplamak için kullanılan bu doğrudan ve konuşma diline özgü çağrıyı öğrenin. Yalnızca listen demekten daha acil ve otoriter duyulur; böylece konuşanın kontrolü ele aldığı anı fark edebilir ve sınıfta, oyunda veya takım çalışmasında doğal biçimde kullanabilirsiniz. 2. do the trick. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu deyimin birinin numara yapmasını değil, bir yöntemin işe yaramasını veya o anki sorunu çözmesini anlattığını kavrayın. Rahat bir sandalyeye oturmak gibi pratik bir çözümün istenen sonucu vereceğini tahmin etmek ya da gerçekten etkili olduğunu doğrulamak için kullanabilirsiniz. 3. doesn't have to be perfect. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: doesn't have to ile mustn't arasındaki farkı ayırt edin; ilki zorunluluğu kaldırır, kusursuzluğu yasaklamaz. Beklentiyi düşürmek, yaptığı iş hakkında kaygılanan birini rahatlatmak ve kabul edilebilir bir sonucun ideal ölçüye ulaşmasının gerekmediğini açıklamak için bu yapıyı kullanın.
Bu derste
listen up: herkesi dikkatle dinlemeye çağırmak
Listen up, “şimdi dikkatinizi verin ve dinleyin” anlamına gelen gündelik bir emirdir. Bu öbek fiilde up, “yukarı” anlamına gelmez; dikkat çağrısını daha güçlü hâle getirir. Genellikle kurallar, talimatlar veya önemli haberler verilmeden önce kullanılır. Yalnızca Listen demeye kıyasla bir grubu toparlayıp yönetimi ele alma hissi daha güçlüdür.
Alıştırma
Kuralları açıklamadan önce bir grubun dikkatini doğal biçimde hangi cümle çeker?
- Listen to everyone—here are the rules.
- Listen up, everyone—here are the rules.
- Look up, everyone—here are the rules.
Cevabı göster
Listen up, everyone—here are the rules.
Whenever + geniş zamanlı yan cümle: her olay bir sonucu tetikler
Whenever, tekrarlanabilen bir zaman durumunu başlatır. Burada Whenever I walk into a room, konuşanın belirli bir girişini değil, herhangi bir odaya her girişini anlatır. Ana cümle olan everyone has to clap, her olayda gerçekleşmesi gereken sonucu verir. Whenever + geniş zamanlı yan cümle, ana cümle kalıbı alışkanlıklar, kurallar ve tekrarlanan tepkiler için yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, zil her çaldığında köpeğin kapıya koştuğunu açıkça anlatır?
- Before the bell rings, the dog runs to the door.
- Whenever the bell rings, the dog runs to the door.
- When the bell rang once, the dog ran to the door.
Cevabı göster
Whenever the bell rings, the dog runs to the door.
“Söylemek” veya “haykırmak” anlamında go + doğrudan alıntı
Burada go, herkesin söylemesi beklenen sözleri aktarır. “Başka bir yere gitmek” değil, “söylemek” ya da “haykırmak” anlamındadır. Gündelik hikâye anlatımında go, doğrudan aktarılan bir tepkiyi veya taklit edilen bir sesi sunabilir. Yaygın kalıp someone goes/went, “...” şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede went, hareketi veya go fiilinin başka bir anlamını değil, birinin söylediği sözleri aktarmak için kullanılmıştır?
- The alarm went off at six.
- She went to the station after lunch.
- She looked at the surprise and went, “No way!”
Cevabı göster
She looked at the surprise and went, “No way!”
Anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmek için Got it?
Got it?, dinleyenin az önce verilen bir kuralı, açıklamayı veya talimatı anlayıp anlamadığını sorar. Burada get, “teslim almak” veya “elde etmek” değil, “anlamak” anlamındadır. Tam anlamı Have you got it? veya Do you understand? ifadelerine karşılık gelir. Bu kısa biçim konuşmada yaygındır ve ses tonuna göre samimi ya da sert duyulabilir.
Alıştırma
Konuşan kişi talimat verdikten sonra Got it? diye sorarak ne yapıyor?
- Konuşan kişi, bir eşyanın teslim alınıp alınmadığını soruyor.
- Konuşan kişi, talimatların bittiğini duyuruyor.
- Konuşan kişi, dinleyenin anlayıp anlamadığını kontrol ediyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, dinleyenin anlayıp anlamadığını kontrol ediyor.
Let's try that again: önceki denemeyi tekrarlamayı önermek
“Let's try that again”, konuşanı ve diğer kişileri az önce tamamladıkları hareketi, denemeyi ya da süreci yeniden yapmaya davet eder. Buradaki “that”, tek bir sözcüğe ya da nesneye değil, önceki denemenin tamamına gönderme yapar. “Let's” kullanımı yeniden başlamayı iş birliğine dayalı bir öneri gibi gösterir: vurgu, hatası için birini suçlamak yerine bir kez daha denemektir.
Alıştırma
Bir grup provayı yeni bitirdi, ancak zamanlama yanlıştı. Hangi cümle aynı denemeyi bir kez daha yapmayı doğal biçimde önerir?
- Let's try that again.
- You tried that yesterday.
- Let's try something different.
Cevabı göster
Let's try that again.
Pick up your game: performansını artırmak
“Pick up your game”, birine performansını iyileştirmesini veya daha fazla çaba göstermesini söyleyen deyimsel bir emirdir. “Game” kişinin mevcut performans düzeyini belirtir; “pick up” ise burada yerden bir şeyi kaldırmak değil, iyileştirmek veya artırmak anlamına gelir. Bu ifade spor, oyun, iş veya birinden daha iyisini yapmasının beklendiği herhangi bir görev için kullanılabilir.
Alıştırma
“Pick up your game” hangi durumda doğal olarak “performansını artır” anlamına gelir?
- Bir antrenör oyuncuya ikinci yarıda daha iyi performans göstermesini söyler.
- Bir ebeveyn çocuktan yerdeki kutu oyunu kutusunu kaldırmasını ister.
- Bir arkadaş hangi oyunu satın aldığınızı sorar.
Cevabı göster
Bir antrenör oyuncuya ikinci yarıda daha iyi performans göstermesini söyler.
draw fiilinden sonra very perfect: çocuksu ve standart dışı bir biçim
Bu çocuk repliğinde very perfect, bir eylemin ne kadar iyi çizildiğini anlatan standart dışı ve çocuksu bir kullanımdır. can't ile birlikte cümlenin tamamı, konuşanın bu eylemi resimde açık veya becerikli biçimde gösteremediği anlamına gelir. Standart İngilizcede draw fiilinden sonra normalde bir zarf ya da zarf öbeği kullanılır: draw it perfectly veya draw it very well. Perfect bir sıfattır ve zaten “kusursuz” anlamına gelir; bu nedenle özenli yetişkin İngilizcesinde very perfect genellikle kullanılmaz.
Alıştırma
“O, bu hareketi iyi çizemiyor” anlamındaki en doğal standart İngilizce cümleyi seçin.
- She can't draw the action very well.
- She can't draw the action very perfect.
- She can't draw the action very perfection.
Cevabı göster
She can't draw the action very well.
Yeah, it looks more like he's throwing you. Kalıp ifadeler
0:29Evet, daha çok seni fırlatıyormuş gibi görünüyor.
looks more like + yan cümle: görüntüye daha iyi uyan yorum
Looks more like, görülen şeye başka bir olası yorumdan daha iyi uyan yorumu sunar. Burada konuşan kişi onun seni fırlattığını bir gerçek olarak söylemez; resmin bu eyleme daha çok benzediğini söyler. More like ifadesinden sonra It looks more like a whale örneğindeki gibi bir isim öbeği ya da It looks more like he's throwing you örneğindeki gibi bir yan cümle kullanılabilir. Yan cümle, görüntünün gösteriyor gibi göründüğü durumu belirtir.
Alıştırma
Dersin üç sözcüklü ifadesiyle cümleyi tamamlayın: In the blurry photo, I first saw a tree, but now it ____ someone is waving from the window.
Cevabı göster
looks more like
built his house out of straw: bir malzemeden bir şey yapmak
Built his house out of straw, build + nesne + out of + malzeme yapısını kullanır. Burada out of, evin hangi malzemeden yapıldığını belirtir; “içinden dışarı” anlamına gelmez. Bir malzemeyi kullanarak yapı veya nesne oluştururken de build something out of wood, bricks, paper veya cardboard örneklerindeki gibi aynı yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi build + nesne + out of + malzeme yapısını kullanarak tamamlayın: They built the shelter ____ wood.
Cevabı göster
out of
bad move: akıllıca olmayan bir kararı değerlendirmek
Bad move, bir eylem, seçim veya stratejinin akıllıca olmadığını ve muhtemelen kötü sonuçlar doğuracağını kısaca söylemenin bir yoludur. Burada move, fiziksel hareket değil, karar veya eylem anlamına gelir. Hmm, bad move, Pig. cümlesinde konuşan kişi, küçük domuzun seçimini doğrudan ve hemen yargılıyor.
Alıştırma
That was a bad move bir kararı yorumlarken ne anlama gelir?
- Karar akıllıca değildi.
- Birisi yanlış yere taşındı.
- Kişi hareket etmekte zorlandı.
Cevabı göster
Karar akıllıca değildi.
Bir şeyi uzatırken kullanılan Here you go.
Here you go. birinin istediği ya da beklediği bir şeyi ona verirken kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu sahnede biletin teslim edilmesine eşlik eder ve “Bu sizin için” ya da “İstediğiniz şey burada” anlamına gelir. Buradaki here bir varış noktasını göstermez; go da dinleyiciye hareket etmesini söylemez. Sözcükleri tek tek çevirmek yerine bütün ifadeyi bir konuşma kalıbı olarak anlayın.
Alıştırma
Bir müşteriye istediği bileti veriyorsunuz. Hangi cümle teslim etme hareketine doğrudan eşlik eder?
- Come this way.
- Go ahead.
- Here you go.
Cevabı göster
Here you go.
Bir isteği hemen kabul eden of course
Oh, yes, of course. cümlesinde of course, diğer kişinin isteğini hemen kabul eder. “Elbette” veya “sorun değil” anlamına gelir ve isteğin makul, kabul edilmesi kolay olduğunu gösterir. Baştaki Oh, yes, konuşanın ne gerektiğini yeni anladığını ya da hatırladığını düşündürür; ardından of course, isteyerek yardımcı olacağını doğrular. Burada yalnızca bir gerçeğin apaçık olduğunu belirtmez, etkileşim içinde olumlu bir cevap görevi görür.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız “Could you send me the updated schedule?” diye soruyor. Hangi yanıt isteği kabul etmek için of course kullanır?
- The schedule is, of course, updated.
- Of course. I'll send it now.
- Of course not. I won't send it.
Cevabı göster
Of course. I'll send it now.
What did I do with it? kayıp bir nesneyi ararken
Az önce elinde olan bir şeyi ararken What did I do with it? cümlesi “Onu nereye koydum?” anlamına gelir. Konuşan kişi, nesneyle daha önce ne yaptığını hatırlamaya çalışır. Buradaki do with, nesneyi bir yere bırakmak, kaldırmak veya birine vermek gibi nesneye ne olduğunu geniş anlamda kapsar. Geçmiş zaman biçimi did, eylemin zaten gerçekleştiğini gösterir; bu soru nesnenin ne işe yaradığını sormaz.
Alıştırma
Biraz önce bir biletin vardı, ancak şimdi onu bulamıyorsun. Bileti nereye koymuş olabileceğini kendine doğal biçimde sormak için hangi soruyu kullanırsın?
- What can I do with it?
- What did I do with it?
- What should I do with it?
Cevabı göster
What did I do with it?
Quicker next time. eksiltili bir talimat olarak
Quicker next time. eksiltili bir talimattır: amaçlanan emir açık olduğu için Be veya Do it gibi sözcükler kullanılmaz. Anlamı “Be quicker next time” ya da “Do it more quickly next time.” şeklindedir. Quicker karşılaştırma biçimidir; bu nedenle konuşan kişi yalnızca hızı tarif etmez. Bir sonraki denemenin az önce tamamlanan denemeden daha hızlı olmasını ister. Kısa biçim, yorumu doğrudan ve güçlü kılar.
Alıştırma
Quicker next time. ifadesinin amaçlanan anlamını tam olarak hangi cümle verir?
- The next task will be quick.
- Be quicker next time.
- You were quicker last time.
Cevabı göster
Be quicker next time.
I don't have one: one ile tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutmak
I don't have one ifadesinde one, hemen önce geçen tekil ve sayılabilen ticket isminin yerini alır; böylece I don't have a ticket tekrar edilmez. Burada one, “o türden bir nesne” anlamına gelir. 1 sayısını vurgulamaz ve önceden belirlenmiş belirli bir bileti göstermez. Dinleyen kişi ismi bağlamdan çıkarabildiğinde bu şekilde kullanılabilir.
Alıştırma
Belirli olmayan tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutan sözcükle cümleyi tamamlayın: I need a charger, but I don't have ____.
Cevabı göster
one
No ticket: kuralı uygulayan kısa bir ret
No ticket. öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik değil, kısaltılmış bir isim öbeğidir. Bilet kontrolü bağlamında You have no ticket anlamına gelebilir ve You cannot pass without one anlamını ima edebilir. Gerekli koşul durumdan zaten anlaşıldığı için eksik nesneyi söylemek karar vermeye yeter. Bu parça yalnızca bir gerçeği anlatmaz; kuralı uygular ve geçişi reddeder.
Alıştırma
Bir giriş kontrol noktasında verilen kısa No ticket. yanıtı büyük olasılıkla ne yapar?
- Kişinin hangi bileti istediğini sorar.
- Bilet gerektiğini belirtir ve geçişi reddeder.
- Biletin üzerinde basılı yazı olmadığını söyler.
Cevabı göster
Bilet gerektiğini belirtir ve geçişi reddeder.
too rough: kabul edilebilir düzeyin ötesinde
too rough ifadesinde too, yalnızca “çok” değil, “kabul edilebilir veya güvenli olandan daha sert ve hoyrat” anlamına gelir. Derecenin uygun bir sınırı aştığı ve sorun yarattığı değerlendirmesini ekler. Burada rough, fiziksel bir oyunun fazla sert veya kontrolsüz olmasını anlatır. Bir yüzeyin pürüzlü olmasını anlatmaz.
Alıştırma
“Güvenli bir sınırın ötesinde” anlamına gelen sözcükle cümleyi tamamlayın: The puppy's play is ____ rough for the kitten.
Cevabı göster
too
Hmm, I'm not very perfect at drawing big couches.
1:08Hmm, büyük kanepeler çizmekte çok mükemmel değilim.
My legs are tired from all this child-rearing. Notlar
1:23Bütün bu çocuk büyütme işlerinden bacaklarım yoruldu.
tired from: yorgunluğun nedenini belirtmek
be tired from + isim veya -ing biçimi yapısında from, fiziksel ya da zihinsel yorgunluğa neden olan etkinliği, deneyimi veya durumu tanıtır. “Bir şey yüzünden yorgun olmak” anlamındadır; bir yerden uzaklaşmayı anlatmaz. Cümlede all this child-rearing, konuşanın bacaklarındaki yorgunluğun nedeni olarak sunulur. Aynı yapı tired from walking all day gibi ifadelerde de kullanılır.
Alıştırma
Maya bütün sabah kutu taşıdıktan sonra bu işin fiziksel yorgunluğa neden olduğunu söylemek istiyor. Hangi cümle uygundur?
- I'm tired of carrying boxes all morning.
- I'm tired for carrying boxes all morning.
- I'm tired from carrying boxes all morning.
Cevabı göster
I'm tired from carrying boxes all morning.
child-rearing: çocuk yetiştirmeyi anlatan resmî bir isim
Child-rearing, çocukları büyütme ve onlarla ilgilenme sürecidir. Burada rearing, “büyütmek” anlamındaki rear fiilinden gelir; “arka kısım” anlamındaki rear ismi değildir. Bu eğlenceli cümlede resmî ve ciddi duyulan bir isim, çocuklarla oynama gibi sıradan bir işi zorlu bir ebeveynlik çalışması gibi gösterir. Bu uyumsuzluk mizah yaratır.
Alıştırma
Bu cümlede child-rearing ne anlama geliyor?
- Çocukları büyütme ve onlarla ilgilenme süreci.
- Çocuklar için özel bir sandalye türü.
- Bir çocuğun vücudunun arka kısmı.
Cevabı göster
Çocukları büyütme ve onlarla ilgilenme süreci.
Surely, sitting down on a comfy chair will do the trick. Notlar
1:26Rahat bir sandalyeye oturmak kesinlikle işe yarayacaktır.
Cümle başındaki Surely: kendinden emin bir çıkarımı çerçevelemek
Cümlenin başındaki Surely, ardından gelen her şeyi konuşanın doğru olmasını güçlü biçimde beklediği bir sonuç olarak çerçeveler. Dinleyici önerilen çözümü duymadan önce, “Bu açık veya çok muhtemel olmalı” sinyalini alır. Bu sözcük, oturmanın işe yarayacağını söylemekten fazlasını yapar. Oturmayı görünüşte mantıklı bir çözüm olarak sunar ve dinleyiciyi bu güveni paylaşmaya çağırır. Eğlenceli bir anlatımda böylesi bir kesinlik teatral gelebilir ve plan başarısız olursa komik bir karşıtlık yaratabilir.
Alıştırma
Bu cümlede cümle başındaki Surely ne yapıyor?
- Ardından gelen düşünceyi konuşanın doğru olmasını güçlü biçimde beklediği bir sonuç olarak sunar.
- Konuşanın ardından gelen düşünce hakkında hiçbir görüşü olmadığını gösterir.
- Eylemin geçmişte tekrar tekrar gerçekleştiği anlamına gelir.
Cevabı göster
Ardından gelen düşünceyi konuşanın doğru olmasını güçlü biçimde beklediği bir sonuç olarak sunar.
do the trick: gereken sonucu vermek
Do the trick, “gereken sonucu vermek” veya “o anki sorunu çözmek” anlamına gelen kalıplaşmış bir deyimdir. Burada konuşan kişi, rahat bir sandalyeye oturmanın durumu düzeltmeye yeteceğini düşünüyor. İfadeyi bir bütün olarak anlayın: Buradaki trick, “aldatmaca” ya da “sihir numarası” anlamına gelmez. Something will/should do the trick kalıbı, tek bir eylemin yeterli olmasının beklendiği durumlarda kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “sıkışan çekmeceyi düzeltmeye yetmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: The drawer is hard to open, but a little wax should ____.
Cevabı göster
do the trick
Oh, look, I have my choice of any chair I want. Kalıp ifadeler
1:30Oh, bak, istediğim herhangi bir sandalyeyi seçebilirim.
have my choice of any chair: bir grup içinden özgürce seçebilmek
Have my choice of any chair, konuşan kişinin mevcut sandalyeler arasından özgürce seçim yapabildiği anlamına gelir. Vurgu, tek bir karar verme eyleminden çok seçeneklere ve seçme özgürlüğüne ya da fırsatına sahip olmaktır. Kalıp have + iyelik sözcüğü + choice of + grup veya aralık biçimindedir. İyelik sözcüğü, seçim yapma hakkına sahip kişiye uyar: I have my choice, you have your choice ve Lena has her choice.
Alıştırma
Mia'nın sergilenen pastalar arasından özgürce seçim yapabildiğini göstermek için cümleyi have one's choice of kalıbıyla tamamlayın: At the bakery, Mia ____ the cakes in the display.
Cevabı göster
had her choice of
Where to sit? — soru sözcüğü + to'lu mastar
Where to sit? soru sözcüğü + to'lu mastar yapısını kullanır. “Oturmak için hangi yeri seçmeliyim?” anlamına gelir ve yeri verilmesi gereken bir karar olarak sunar. Tek başına bir soru olarak kullanıldığında özne ile çekimli fiili atar; bu yüzden Where should I sit? cümlesinden daha kısadır. Sesli düşünürken, seçenekleri gözden geçirirken veya çözülmesi gereken bir sorunu adlandırırken doğaldır. Aynı yapı what to do, where to go ve how to start ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Cümleyi “hangi yerde oturmamız gerektiği” anlamındaki soru sözcüğü + to'lu mastar grubuyla tamamlayın: We haven't decided ____ yet.
Cevabı göster
where to sit
Here will do. — will do, “yeterince uygun olmak” demektir
Here will do. cümlesindeki do, “mevcut amaç için uygun veya yeterli olmak” anlamına gelir. Cümle, bu yerin kabul edilebilir olduğunu söyler. Will do bir seçeneği değerlendirmek için kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir; yerin daha sonra bir eylem yapacağını anlatmaz. Seçim kusursuz olmasa bile konuşanın artık aramayı bırakabileceğini ima eder.
Alıştırma
Kısa bir toplantı için bir yere ihtiyacınız var. Here will do ne demektir?
- Mevcut ihtiyaç için yeterince uygundur.
- Bu yer mümkün olan tek seçenektir.
- Daha sonra biri burada bir eylem gerçekleştirecektir.
Cevabı göster
Mevcut ihtiyaç için yeterince uygundur.
sitting in this chair was definitely the right decision. Dilbilgisi
1:38Bu sandalyeye oturmak kesinlikle doğru bir karardı.
sitting in this chair ... was the right decision: özne olarak -ing'li ifade
Burada sitting in this chair bir eylemi adlandırır ve ifadenin tamamı cümlenin öznesi olur. Bu, sürerlik bildiren bir zamanın parçası değildir: sitting sözcüğünden önce be fiilinin bir biçimi yoktur. Doing something was the right decision kalıbı, geçmişteki bir eylemi iyi bir seçim olarak değerlendirir. -ing'li özne tek bir faaliyet olarak ele alındığı için tekil was kullanılır.
Alıştırma
Parantezdeki fiili kullanarak cümleyi -ing'li bir özneyle tamamlayın: ____ the earlier train was the right decision. (take)
Cevabı göster
Taking
Get off: bir yüzeyin veya nesnenin üzerinden inmek
Get off. ifadesindeki get off, üzerinde ya da temas hâlinde olduğunuz bir yerden veya nesneden uzaklaşmak demektir; burada aşağı inmek veya onun üzerinde oturmayı bırakmak anlamına gelir. Hangi nesnenin kastedildiği bağlamdan açık olduğu için nesne söylenmemiştir. Nesne belirtildiğinde Get off the chair. örneğindeki gibi get off + nesne yapısı kullanılır. Off, artık o yüzeyin veya nesnenin üzerinde olmama anlamı katar.
Alıştırma
Bir çocuk masanın üstünde duruyor. Hangi cümle ona masanın yüzeyinden inmesini doğal biçimde söyler?
- Please get out of the table. It's not safe.
- Please get off the table. It's not safe.
- Please get over the table. It's not safe.
Cevabı göster
Please get off the table. It's not safe.
Good to go: bir sonraki adıma hazır
Good to go, bir kişinin veya şeyin hazır ya da uygun durumda olduğunu ve böylece bir sonraki adıma geçilebileceğini anlatan kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Burada sandalye çizimi hızlıca kontrol edildikten sonra kullanılıyor ve bu kısmın bitmiş ve yeterli olduğu anlamına geliyor. Bu ifade mutlaka bir yere gitmekle ilgili değildir. Özne ve be fiili bağlamdan anlaşıldığı için söylenmez; daha tam biçimleri arasında We're good to go ve It's good to go bulunur.
Alıştırma
Cümleyi “bir sonraki adıma tamamen hazır” anlamındaki kalıpla tamamlayın: The safety checks are finished, so we're ____.
Cevabı göster
good to go
you're not really in it: bir resimde yer almak
you're not really in it ifadesinde it, konuşulan resmi veya çizimi belirtir. In, “o görüntünün içeriğinin bir parçası olarak yer almak ya da görünmek” anlamındadır; dolayısıyla kişi aslında resme çizilmemiştir. Really bu düzeltmeyi vurgular. In sözcüğünün bu kullanımı fiziksel kaplarla sınırlı değildir. Bir kişi içeriğin parçası olarak yer aldığında in a photo, in a picture, in a story veya in a scene denebilir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın fotoğrafın içeriğinin bir parçası olarak göründüğünü anlatır?
- Maya is at the photograph, standing beside her sister.
- Maya is in the photograph, standing beside her sister.
- Maya is on the photograph, standing beside her sister.
Cevabı göster
Maya is in the photograph, standing beside her sister.
Yeah, it's supposed to be a picture of Dad and me. Dilbilgisi
1:49Evet, bunun babamla benim bir resmimiz olması gerekiyordu.
it's supposed to be: bir şeyin aslında ne olması amaçlandığını açıklamak
Bu cümlede it's supposed to be, “aslında ... olması amaçlanıyor” veya “... olarak düşünülmüş” anlamına gelir. Bluey, bakınca açıkça anlaşılmasa bile resmin neyi göstermesi için çizildiğini açıklıyor. Yapı be supposed to + fiilin yalın hâlidir. Yalın fiil be olduğunda be supposed to be + isim veya betimleme, bir şeyin amaçlanan biçimini, kimliğini ya da sonucunu gösterebilir. Burada resme yüklenen bir zorunluluktan değil, çizen kişinin niyetinden söz ediliyor.
Alıştırma
Tasarımın asıl amacını anlatan cümleyi be supposed to yapısıyla tamamlayın: This unusual shape ____ a tree, but my drawing is not very clear.
Cevabı göster
is supposed to be
It's fine: küçük bir sorun için birini rahatlatmak
Bu konuşmada It's fine, “Ciddi bir sorun yok” veya “Endişelenmene gerek yok” anlamında güven veren bir sözdür. Konuşan kişi sorunun önemini azaltarak karşısındakinin rahatlamasına yardımcı olur. Burada fine, “mükemmel” değil, “kabul edilebilir” veya “sorun değil” demektir. Ses tonu önemlidir: sıcak bir tonla söylendiğinde rahatlatır; düz ya da sert bir tonla söylendiğinde isteksiz bir kabul gibi duyulabilir veya konuşmayı kapatma amacı taşıyabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız biraz su döktüğü için özür diliyor. Hangi cevap onu en doğal şekilde rahatlatır?
- This is unacceptable. Don't do it again.
- I'm still upset, so I need a minute.
- It's fine. We can wipe it up.
Cevabı göster
It's fine. We can wipe it up.
doesn't have to be perfect: zorunluluk yok, yasak değil
Doesn't have to be perfect, kusursuz olmasının gerekli olmadığını belirtir. Beklentiyi düşürür ve kusursuz olmayan bir sonucun da kabul edilebilir olduğu konusunda karşıdakini rahatlatır. Don't/doesn't have to + fiilin yalın hâli kalıbı gerekliliği ortadan kaldırır ve seçimi açık bırakır. Sonuç yine de kusursuz olabilir; konuşan bunun kusursuz olmasını yasaklamaz.
Alıştırma
Gerek olmadığını göstermek için cümleyi have to yapısının kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: You ____ bring lunch; food is provided.
Cevabı göster
don't have to
love anything you do: kapsamlı ve güven veren destek
Bu cümlede love anything you do, babanın çocuğun yaptığı ya da ürettiği her şeyi sıcak karşılayacağını anlatır. Buradaki anything, belirsiz tek bir nesneyi değil, kişinin yapabileceği her şeyi kapsar. Anything you do, you do bölümünün anything sözcüğünü açıkladığı bir isim öbeğidir; anything that you do biçiminde düşünülebilir. Bu geniş ifade güçlü bir güvence verir: kabul görmek kusursuz bir sonuca bağlı değildir.
Alıştırma
Hangi cümle bir kişiye yaptığı her şeyin memnuniyetle karşılanacağını söyleyerek güvence verir?
- I'll make something when I have time.
- I'll be happy to see anything you make.
- I liked the picture you made yesterday.
Cevabı göster
I'll be happy to see anything you make.
if I gave him this, he'd love it?: hayalî bir koşul ve sonuç
if + geçmiş zaman biçimi, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı ikinci koşul cümlesidir. Burada gave hayal edilen bir eylemi kurar, he'd love ise beklenen sonucu belirtir; he'd, he would anlamındadır. Geçmiş zaman biçimindeki gave, nesnenin daha önce verilmiş olduğu anlamına gelmez. Durumu daha varsayımsal yapar ve geçmiş bir olayı anlatmak yerine bir tahmini sınamayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle hayalî bir sonucu anlatmak için ikinci koşul yapısını kullanır?
- If I had asked her, she would probably have helped me.
- If I ask her, she will probably help me.
- If I asked her, she would probably help me.
Cevabı göster
If I asked her, she would probably help me.
Oh, um, yes.: tereddütlü bir evet
Oh tepkiyi başlatır, sonundaki yes ise olumlu cevap verir. Ortadaki um düşünmek için bir duraklama oluşturur; bu nedenle cevap hızlı bir yes kadar anında ve kararlı duyulmaz. Konuşmada dolgu sözcükleri ve duraklamalar tutum hakkında ipucu verir. Buradaki um belirsizlik, rahatsızlık veya cevabı dikkatle seçme hâlini gösterebilir, ancak yes cevabını geçersiz kılmaz.
Alıştırma
Oh, um, yes. ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Konuşan hemen ve kendinden emin biçimde evet der.
- Konuşan cevap vermeyi reddeder.
- Konuşan evet der, ancak önce tereddüt eder.
Cevabı göster
Konuşan evet der, ancak önce tereddüt eder.