Varoluşsal Kriz Nedir?: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Ders, varoluşsal krizi hayatın kaçınılmaz olmadığını fark etmek olarak açıklar; özgürlük, belirsiz seçim, kaygı ve pişmanlığı ilişkilendirir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “going through” — Deyimsel fiiller: Bir yerden geçmek değil, zor dönem yaşamak anlamını öğrenin ve kriz veya değişim için kullanın. 2. “steering blind,” — Deyimler ve mecazlar: Bilgi yetersizken karar vermeyi anlatan seyir metaforunu planlama veya yaşam seçimlerine uygulayın. 3. “The way to” + “is to …” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: İyileşmeyi yöntemiyle bağlayan bu mastar kalıbını, kaygıyı azaltmayı kusursuz seçim inancından vazgeçmeyle ilişkilendirmek için kullanın.
Bu derste
One of the touching signs of the influence of philosophy on everyday life
0:00Felsefenin günlük yaşam üzerindeki etkisinin dokunaklı işaretlerinden biri,
is that people can sometimes be heard to complain Dilbilgisi
0:04insanların bazen şikayet ettiklerinin duyulabilmesidir;
be heard to complain: to alan edilgen algı yapısı
be heard to complain yapısında people, duyma eylemini yapan değil, duyulan taraftır: birileri onların şikâyet ettiğini duyabilir. Duyan kişi belirtilmez; çünkü odak insanlar ve onların söyledikleridir. hear gibi bir algı fiilinin etken kalıbı hear + kişi + to almayan fiil şeklindedir: People hear them complain. Edilgen yapıda kişi özne olur ve to ortaya çıkar: They are heard to complain. Bu yapı, birinin onlara şikâyet etmelerini söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
"People heard Maya complain about the noise" cümlesinin edilgen biçimini tamamlayın: Maya was ____ complain about the noise.
Cevabı göster
heard to
that they're going through what they call an existential crisis. Notlar
0:07varoluşsal bir kriz dedikleri şeyi yaşadıklarından.
going through: zor bir dönemden geçmek
Burada go through, zor ya da önemli bir dönemi yaşamak ve onunla başa çıkmak anlamına gelir. Özne bir süre boyunca bu durumun içinde olduğundan going through an existential crisis, fiziksel bir yerden geçmek değil, bu krizi yaşamak demektir. Anlam, nesneye ve bağlama göre belirlenir. Dönemler, sorunlar, tedaviler veya büyük değişikliklerle kullanıldığında go through çoğu zaman bunları yaşama sürecini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede going through, örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?
- Sam is going through the checklist one item at a time.
- Sam is going through the tunnel on his bike.
- Sam is going through a tough week at work.
Cevabı göster
Sam is going through a tough week at work.
An existential crisis ifadesinin anlamı ve kullanım sınırları
An existential crisis, kişinin hayatının temel anlamını ve yönünü derinden sorguladığı bir dönemi ifade eder. Sorular kimlik, amaç, özgürlük, seçim, ölümlülük veya kişinin dünyadaki yeriyle ilgili olabilir. Bu cümlede what they call, insanların yaşadığı deneyime an existential crisis adının verildiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi durum en iyi an existential crisis olarak tanımlanır?
- Bir kişi otobüs geç kaldığı için sinirlenir.
- Bir kişi zor bir sınavdan önce gergin hisseder.
- Bir kişi kim olduğunu ve hayatının anlamı olup olmadığını sorgulamaya başlar.
Cevabı göster
Bir kişi kim olduğunu ve hayatının anlamı olup olmadığını sorgulamaya başlar.
The phrase may be being used rather casually and vaguely, Dilbilgisi
0:14Bu ifade oldukça gelişigüzel ve belirsiz bir şekilde kullanılıyor olabilir,
Kiplik fiilli sürerlik edilgeni may be being used
may be being used yapısında may olasılık anlamı katar, be ile being sürerlik katmanını, being ile used ise edilgenlik katmanını oluşturur. Kalıp “kiplik fiili + be + being + geçmiş zaman ortacı” şeklindedir: Bir eylem devam ediyor olabilir ve özne bu eyleme maruz kalır. Burada may be being used, ifadenin o sırada kullanılıyor olabileceği anlamına gelir. İki be biçimi de gereklidir; may being used dilbilgisine uygun değildir.
Alıştırma
Cümleyi may ve use fiilinin sürerlik edilgen biçimiyle tamamlayın: The technical term ____ too broadly right now.
Cevabı göster
may be being used
but it nevertheless touches on one of the major traditions of European philosophy, Öbek fiiller
0:17ancak yine de Avrupa felsefesinin ana geleneklerinden birine dokunmaktadır,
touches on: bir konuya kısaca değinmek
Burada touches on, bir konudan kısaca söz etmek veya konuyu yalnızca kısmen ele almak anlamına gelir. İfadenin önemli bir felsefi gelenekle ilgili olduğunu gösterir, ancak bu geleneği bütünüyle açıkladığını ileri sürmez. Touch on, ardından konu gelen bir öbek fiildir: touch on + issue/topic/idea. Genellikle ele alınan ayrıntının sınırlı olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “tam olarak tartışmadan kısaca söz eder” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The introduction ____ the cost issue, but the details appear later.
Cevabı göster
touches on
closely associated with the ideas of five philosophers in particular:
0:22özellikle beş filozofun fikirleriyle yakından ilişkilidir:
it is possible via their thought to come to a coherent view Kalıp ifadeler
0:34onların düşünceleri aracılığıyla tutarlı bir görüşe varmak mümkündür;
come to a coherent view: tutarlı bir anlayış oluşturmak
Bu cümlede come to a coherent view, farklı fikirleri değerlendirdikten sonra açık ve kendi içinde tutarlı bir anlayışa ulaşmak anlamına gelir. Come to, görüşü kişinin önceden sahip olduğu bir fikir olarak değil, bir sürecin sonucu olarak sunar. Coherent, görüşün parçalarının mantıksal olarak birbiriyle uyumlu olduğunu belirtir. Görüşün doğru olduğunu veya herkesin onunla aynı fikirde olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi tutarlı bir anlayışın oluştuğunu gösteren hedef ifadeyle tamamlayın: After reviewing the conflicting evidence, the panel managed to ____ of the problem.
Cevabı göster
come to a coherent view
and when it might therefore be helpful to refer to ourselves as going through one.
0:40ve bu nedenle kendimizin böyle bir krizden geçtiğimizi söylemenin ne zaman faydalı olabileceğine dair.
The crisis is marked by five distinctive features.
0:51Kriz, beş belirgin özellikle kendini gösterir.
when a lot that had previously seemed like common sense or normal
0:58daha önce sağduyu veya normal gibi görünen pek çok şeyin,
reveals its contingent, chance, uncanny, and relative nature. Kelime
1:02olumsal, tesadüfi, tekinsiz ve göreceli doğasını ortaya çıkardığı bir dönem.
olumsal, rastlantısal, tekinsiz ve göreli doğa
Burada nature, daha önce normal görünen şeylerin temel niteliği demektir. Dört sıfat birlikte anlam oluşturur; birbirinden kopuk dört kategori saymaz. Contingent, olayların bu şekilde sonuçlanmasının zorunlu olmadığını; chance, rastlantıyı veya öngörülemezliği vurgular. Uncanny, tanıdık olanın artık tuhaf biçimde yabancı gelmesini; relative ise neyin normal göründüğünün bakış açısına, kültüre veya koşullara bağlı olmasını anlatır. Bu sözcükler birlikte, mevcut düzenin doğal ya da kaçınılmaz olduğu duygusunu ortadan kaldırır.
Alıştırma
Vurgulanan betimleme, daha önce normal görünen şeyler hakkında ne anlatıyor?
- Birbiriyle ilgisiz dört türe ayrılırlar.
- Farklı biçimde gelişebilir, tuhaf bir şekilde yabancı gelebilir ve bağlama göre değişebilirler.
- İnsanlar hoşlanmasa bile bunlar zorunlu ve evrenseldir.
Cevabı göster
Farklı biçimde gelişebilir, tuhaf bir şekilde yabancı gelebilir ve bağlama göre değişebilirler.
why we live in this part of the world rather than any other.
1:10neden dünyanın başka bir yerinde değil de bu bölümünde yaşadığımızı.
Why are we doing this job and not something else?
1:15Neden başka bir şey değil de bu işi yapıyoruz?
Why are we with this partner and are following this set of social norms?
1:19Neden bu partnerle birlikteyiz ve bu sosyal normlar dizisini takip ediyoruz?
In short, we realize, rather disturbingly, Anlatım akışı
1:24Kısacası, oldukça rahatsız edici bir şekilde fark ederiz ki,
özetleme işaretleyicisi olarak In short
In short, daha uzun bir tartışmanın ana sonucuna indirgeneceğini dinleyiciye veya okuyucuya bildiren bir söylem işaretleyicisidir. Burada önceki soruları ve örnekleri, gizli olasılıklar hakkındaki tek bir iddiada toplar. Bilgiyi düzenler: önceki kısım ayrıntı veya gerekçe sunar, sonraki kısım ise kısa ve öz sonucu verir. İfadenin ardından gelen cümlenin mutlaka çok kısa olacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede In short, önceki ayrıntıları özetlemek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- We compared the price, speed, and reliability of all three plans. In short, the second plan is the best fit.
- The train will arrive in short.
- We need to leave now, so please speak in short.
Cevabı göster
We compared the price, speed, and reliability of all three plans. In short, the second plan is the best fit.
Beneath the surface mecazı
Bu cümlede beneath the surface, gündelik hayatın tanıdık görünümünün altında var olan olasılıkları anlatan bir mecazdır. Seçenekler fiziksel olarak bir şeyin altında değildir; genellikle fark edilmez veya kabul edilmezler. Bu imge, hayatın sunuyor gibi göründüğü seçeneklerle görünüşün ötesine bakıldığında keşfedilebilecek seçenekleri karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi beneath ile başlayan üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The proposal looks simple, but ____ there are several difficult trade-offs.
Cevabı göster
beneath the surface
allow ourselves to imagine: kendine hayal etme izni vermek
Allow ourselves to imagine, allow + dönüşlü zamir + to-infinitive kalıbını izler. Özne we olduğu için dönüşlü zamir ourselves olur; yani hayal etmek için kendimize izin veririz. Buradaki allow resmî değil, psikolojik bir izni anlatır. İnsanların genellikle daha fazla olasılığı düşünmekten kendilerini alıkoyduğunu ima eder; dolayısıyla ifade, kişinin kendi koyduğu sınırı kaldırmasını anlatır.
Alıştırma
Allow oneself to imagine ifadesini doğru geçmiş zaman biçimiyle kullanın: After years of avoiding the question, we finally ____ a different future.
Cevabı göster
allowed ourselves to imagine
Önceki tahmini aşan gerçeklik için “freer than we thought”
Freer, free sıfatının karşılaştırma biçimidir ve “daha özgür” anlamına gelir. Burada than we thought, gerçek özgürlük derecesini grubun önceki düşüncesiyle karşılaştırır; iki kişinin özgürlüğünü birbiriyle karşılaştırmaz. Karşılaştırma sıfatı + than we thought kalıbı, gerçeğin söz konusu özellik bakımından önceki tahmini aştığını gösterir. Bu kalıp easier, worse ve more expensive gibi biçimlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle görevin aslında grubun düşündüğünden daha kolay olduğunu söylüyor?
- The task was easier than we thought.
- We thought the task would become easier.
- The task was as easy as we thought.
Cevabı göster
The task was easier than we thought.
Secondly, this revelation is acutely anxiety-inducing. Kelime
1:34İkincisi, bu aydınlanma son derece kaygı uyandırıcıdır.
“acutely anxiety-inducing”: yoğun kaygıya neden olmak
Anxiety-inducing, “kaygıya yol açan” anlamında, kısa çizgiyle kurulan birleşik bir sıfattır. Anxiety ismi ortaya çıkan etkiyi belirtir, inducing ise bu etkiyi meydana getirmek anlamına gelir; bu cümlede birleşik sıfat revelation sözcüğünü niteler. Acutely sıfatın derecesini güçlendirir: Bu farkındalık keskin ve yoğun hissedilen bir kaygıya neden olur. Burada tıbbi anlamda “akut” demek değildir. Etki + -inducing şeklindeki kullanılabilir kalıp stress-inducing gibi birleşik sözcüklerde de görülür.
Alıştırma
“Keskin ve yoğun hissedilen kaygıya neden olan” anlamındaki bu derste geçen iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The uncertainty was ____.
Cevabı göster
acutely anxiety-inducing
A recognition of our freedom doesn't bring with it calm, Kalıp ifadeler
1:39Özgürlüğümüzün farkına varmak beraberinde bir sakinlik getirmez,
bring with it + soyut bir sonuç
X brings with it Y kalıbında X, bağlantılı bir sonuç olarak Y'yi beraberinde getirir. Özellikle Y soyut bir etki olduğunda, bring with it calm örneğinde olduğu gibi Y genellikle with it'ten sonra gelir. Burada doesn't bring with it calm, özgürlüğün farkına varmanın beklenen sakinliği yaratmadığı anlamına gelir. With it fiziksel olarak bir şeyi yanında taşımayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “bağlantılı bir sonuç doğurur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A major decision can ____ unexpected pressure.
Cevabı göster
bring with it
güçlü bir tersine dönüş olarak quite the opposite
Quite the opposite, az önce söylenen düşünceyi reddeder ve gerçek durumun onun doğrudan karşıtı olduğunu belirtir. Burada quite, opposite sözcüğünü güçlendirir; “oldukça” değil, “tamamen” veya “tam olarak” anlamına gelir. Bu ifade olumsuz cümleden sonra keskin bir dönüş oluşturur ve dinleyiciyi karşıt sonuca hazırlar. Bu cümlede beklenen sakinlik reddedilir ve gerçek etki onun tersi olarak sunulur.
Alıştırma
Burada quite the opposite ne anlama geliyor? “Some people expected the new rule to simplify the process. Quite the opposite, it created more work.”
- Sonuç beklentiden yalnızca biraz farklıydı.
- Sonuç beklentinin doğrudan tersiydi.
- Konuşan kişi sonucun ne olduğundan emin değil.
Cevabı göster
Sonuç beklentinin doğrudan tersiydi.
We recognize that we'd been deluding ourselves about what had to be. Kalıp ifadeler
1:43Nelerin olması gerektiği konusunda kendimizi kandırdığımızı fark ederiz.
deluding ourselves: kendimizi kandırmak
Delude ourselves, doğru olmayan bir şeye kendimizi inandırmak veya inanmaya devam etmemize izin vermek demektir. Burada, yaşamın olası biçimlerinden birini kaçınılmazmış gibi görmüştük. Dönüşlü zamir, yanlış inancın hem kaynağının hem de hedefinin biz olduğumuzu gösterir: kendimizi kandırdık. Bu, yalnızca yanıldığımızı söylemekten daha güçlüdür; çünkü bu inancı sürdürmeye bizim de katkıda bulunduğumuzu düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi delude fiilinin doğru biçimi ve özneyle eşleşen dönüşlü zamirle tamamlayın: We finally admitted that we'd been ____ about our chances.
Cevabı göster
deluding ourselves
No one really cares quite as much as we'd thought
1:48Hiç kimse bizim ne olduğumuzu ve ne yapmayı seçtiğimizi
that our ultimate responsibility is to ourselves, Anlatım akışı
1:57nihai sorumluluğumuzun toplumsal dünyaya değil,
Nihai sorumluluğumuz toplumsal dünyaya değil, kendimize karşıdır
X, not Y kalıbı önce amaçlanan odağı belirtir, ardından olası bir alternatifi açıkça reddeder. Burada odak to ourselves ifadesidir; not the social world ise toplumsal beklentilerin seçimlerimiz üzerinde son sözü söylediği varsayımını düzeltir. Ultimate, karşıtlığın düzeyini belirler: en temel ya da nihai düzeydeki sorumluluk anlamına gelir. Cümle topluma karşı her görevi reddetmez; kişisel sorumluluğu seçimlerin nihai temeli olarak sıralar.
Alıştırma
Hangi cümle fiyatın ana kaygı olduğu varsayımını açıkça düzeltip kaliteyi gerçek odak hâline getirir?
- Our main concern is not only quality but also price.
- Our main concern is both quality and price.
- Our main concern is quality, not price.
Cevabı göster
Our main concern is quality, not price.
Third, we develop a heightened awareness of death.
2:03Üçüncüsü, ölüme dair artan bir farkındalık geliştiririz.
running out: bir kaynağın tükenmesi
Bu cümlede running out, "hiçbir şey kalmayana kadar giderek tükenmek" anlamına gelir. Burada kaybolan şey zamandır; dolayısıyla ifade fiziksel olarak dışarı koşmak anlamına gelmez. Kaynağın kendisi özneyse of olmadan run out kullanılır: Time is running out. Özne bir kişi veya grupsa run out of + kaynak kullanılır: We are running out of time.
Alıştırma
Cümleyi "tükenmekte olmak" anlamındaki run out biçimiyle tamamlayın: The flashlight is getting dim because its battery power is ____.
Cevabı göster
running out
but the clock is ticking ever louder. Deyimler
2:11ama saatin tıklaması giderek daha yüksek sesle duyuluyor.
the clock is ticking ever louder: artan zaman baskısı
The clock is ticking, bir saatin düzenli sesini mecaz olarak kullanır: kullanılabilir zaman sürekli azalmaktadır ve harekete geçmeyi geciktirmenin sonuçları olabilir. Bir son tarihi veya kaybolmakta olan fırsatı hemen yaklaşmış gibi hissettirir. Ever louder, "giderek daha yüksek sesle" anlamına gelir. Burada gerçek bir saatin sesinin yükselmesini değil, sınırlı zamanın yarattığı baskının giderek görmezden gelinemeyecek hâle gelmesini anlatır.
Alıştırma
"As the deadline approaches, the clock is ticking ever louder," cümlesindeki vurgulanan düşünce ne anlama gelir?
- Gerçek bir saat daha fazla ses çıkarıyor.
- Son tarih çoktan geçti.
- Harekete geçme baskısını görmezden gelmek giderek zorlaşıyor.
Cevabı göster
Harekete geçme baskısını görmezden gelmek giderek zorlaşıyor.
Fourth, and crucially for all the existential philosophers,
2:13Dördüncüsü ve tüm varoluşçu filozoflar için çok önemli olan şey,
denied the information we would need to choose with ultimate wisdom or certainty.
2:21nihai bir bilgelik veya kesinlikle seçim yapmak için ihtiyaç duyacağımız bilgilerden mahrumuzdur.
We are forced to decide but can never be assured that we've done so adequately. Dilbilgisi
2:26Karar vermeye zorlanırız ama bunu yeterince iyi yaptığımızdan asla emin olamayız.
Are forced to decide: gerçek bir seçenek olmadan zorunluluk
Are forced to decide, be forced to + fiilin yalın hâli şeklindeki edilgen yapıyı kullanır. Koşulların insanlara karar vermekten başka gerçek bir seçenek bırakmadığını anlatır. Burada baskıyı uygulayan belirli bir kişi belirtilmez. Forced mutlaka şiddet anlamına gelmez; kurallar, son tarihler, sınırlı seçenekler veya gerçekliğin kendisi bu baskıyı yaratabilir.
Alıştırma
Bir fırtına tek yolu kapattı. Cümleyi tamamlayın: “Because there is no safe route, the drivers ____ the trip.”
- are allowed to cancel
- choose to cancel
- are forced to cancel
Cevabı göster
are forced to cancel
and therefore we can be guaranteed to make a lot of mistakes.
2:34ve bu nedenle birçok hata yapacağımız garantidir.
Steering blind: yeterli bilgi olmadan karar vermek
Steering blind bir mecazdır. To steer, yönü kontrol etmek anlamına gelir; blind ise nereye gittiğinizi göremeden bunu yapmayı anlatır. Burada, hangi yönün en iyi olduğunu bilecek kadar güvenilir bilgi olmadan seçim yapmak demektir. Birinin gerçekten göremediği anlamına gelmez.
Alıştırma
“Without current maps, the rescue team is steering blind,” cümlesinde steering blind ne anlama gelir?
- Gerçekten gözleri kapalı araç kullanıyorlar.
- Başarıyı garanti eden bir planı izliyorlar.
- Yeterli bilgi olmadan karar veriyorlar.
Cevabı göster
Yeterli bilgi olmadan karar veriyorlar.
The condition of mankind is to have to plot our course in the dark
2:39İnsanoğlunun durumu, karanlıkta rotamızı çizmek zorunda olmaktır;
This leads to another favorite word for the existentialists, anxiety.
2:46Bu da varoluşçuların en sevdikleri kelimelerden bir diğerine, kaygıya yol açar.
The human condition is to be anxious, not about this or that particular thing, Dilbilgisi
2:51İnsanlık durumu, şu ya da bu belirli şey hakkında değil,
but as a basic feature of our lives,
2:56yaşamlarımızın temel bir özelliği olarak kaygılı olmaktır,
not about this or that particular thing, but as a basic feature: belirli bir nesneden temel bir özelliğe
Burada not about this or that particular thing, kaygının tek ve belirli bir nesnesi ya da nedeni olduğu düşüncesini dışlar. This or that, önceden belirlenmiş iki seçenek değil, 'belirli bir şey veya başka bir şey' anlamına gelir. Ancak as a basic feature açıklamayı daha genel bir düzeye taşır: kaygı, insan yaşamının kendisine yerleşik bir özellik olarak sunulur. Karşıtlık, açık bir hedefi olan geçici bir endişeden, belirsizlik içinde seçim yapma zorunluluğunun oluşturduğu genel bir duruma geçer.
Alıştırma
'anxious, not about this or that particular thing, but as a basic feature' ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- Kaygının yalnızca kötü bir seçimden sonra ortaya çıktığını söylemek.
- Belirli bir endişeyi başka bir belirli endişeyle değiştirmek.
- Belirli bir endişe nesnesini dışlayıp kaygıyı durumun genel bir özelliği olarak sunmak.
Cevabı göster
Belirli bir endişe nesnesini dışlayıp kaygıyı durumun genel bir özelliği olarak sunmak.
because we must always choose without any security that we've chosen well Anlatım akışı
2:58çünkü iyi bir seçim yaptığımıza dair hiçbir güvence olmadan
and without sufficient time to explore the options.
3:02ve seçenekleri keşfetmek için yeterli zaman olmadan daima seçim yapmalıyız.
without any security ... and without sufficient time: iki sınırlamayı paralel sunmak
İki without öbeği paralel bir çift oluşturur. İlki, yapılan seçimin iyi olduğuna dair güvence bulunmadığını söyler; burada security fiziksel güvenlik değil, kesinlik veya emin olma anlamındadır. İkincisi, bütün seçenekleri incelemek için yeterli zaman olmadığını söyler. without sözcüğünün tekrarlanması iki sınırlamaya eşit dilbilgisel ağırlık verir ve kapsamı açıklaştırır: hem güvence hem de zaman eksiktir. And ikinci sınırlamayı ekler; bir sınırlamanın diğerine neden olduğunu göstermez.
Alıştırma
Her iki kaynağın da eksik olduğunu göstermek için tekrarlanan without yapısını kullanın: The hikers continued ____ a map and ____ enough daylight to see the trail.
Cevabı göster
without · without
yet the existential philosophers don't mean to depress us. Kelime
3:08ancak varoluşçu filozoflar bizi karamsarlığa sürüklemek istemezler.
mean to depress: niyet bildiren mean to + fiil
Bu cümlede mean to depress, “birini mutsuz veya morali bozuk hâle getirmeyi amaçlamak” demektir. Filozoflar bu etkiyi yaratmaya çalışmıyor. mean to + fiilin yalın hâli yapısı niyet ifade eder. don't mean to + fiil gibi olumsuz bir yapı, bir eylemin veya sonucun amaçlanmadığını belirtir; burada mean, “anlamına gelmek” anlamında kullanılmaz.
Alıştırma
Özür cümlesini mean to ve hurt fiilini kullanarak tamamlayın: I didn't ____ your feelings.
Cevabı göster
mean to hurt
They want to lend dignity and grandeur to dilemmas Kalıp ifadeler
3:12Onlar, ikilemlere saygınlık ve yücelik kazandırmak isterler;
lend dignity and grandeur to dilemmas: lend + nitelik + to
Buradaki lend dignity and grandeur to dilemmas, “ikilemlere saygınlık ve görkem nitelikleri kazandırmak” ve böylece onları daha soylu ve önemli göstermek anlamına gelir. Lend mecazidir; fiziksel olarak hiçbir şey ödünç verilmez. Genellenebilir yapı lend + soyut nitelik + to + kişi veya şey biçimindedir. Etkiyi özne yaratır, nitelik lend sözcüğünden sonra, niteliği alan kişi veya şey ise to sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede lend, lend + quality + to biçimindeki aynı mecazlı yapıda kullanılmıştır?
- Could you lend me your charger until tomorrow?
- The bank refused to lend us the money.
- A clear heading can lend structure to the report.
Cevabı göster
A clear heading can lend structure to the report.
when they are in fact fundamental features of the human condition
3:22oysa bunlar aslında insanlık durumunun temel özellikleridir
which ennoble us when we consider them with sufficient depth.
3:26ve onları yeterli derinlikle ele aldığımızda bizi yüceltirler.
The existentialists offer us a useful corrective Kalıp ifadeler
3:35Varoluşçular bize, normal ve zararlı bir görüşe karşı
that intelligent choice might be possible and untragic in structure.
3:40zekice bir seçimin mümkün olabileceği ve yapısal olarak trajik olmadığı yönündeki görüşe karşı.
offer us a useful corrective to: dengeleyici bir bakış açısı sunmak
offer someone a corrective to X kalıbında corrective, X’teki bir hatayı, önyargıyı veya dengesizliği gideren fikir, bakış açısı ya da önlem anlamında sayılabilir bir isimdir. Burada varoluşçu düşünce, seçimle ilgili zararlı görüşü yeniden değerlendirme yolu olarak sunulur. Bu ifade, X’in mutlaka tamamen yanlış olduğu veya bütünüyle terk edilmesi gerektiği anlamına gelmez. a corrective, ilk görüşün dışarıda bıraktığı noktaları ekleyerek dengeyi yeniden kurabilir.
Alıştırma
Belirli bir olgusal hatayı düzeltmek yerine aşırı basitleştirilmiş bir inancı dengeleyen yeni bir bakış açısını en iyi hangi ifade anlatır?
- offers a useful correction to
- offers a useful corrective to
- offers a useful penalty for
Cevabı göster
offers a useful corrective to
An existential approach tempers the modern sentimental notion
3:45Varoluşçu bir yaklaşım, modern duygusal anlayışı yumuşatır;
that perfection is within reach. Deyimler
3:49mükemmelliğin ulaşılabilecek bir mesafede olduğu anlayışını.
within reach: ulaşılabilir ancak henüz başarılmamış
Within reach, be veya seem gibi fiillerden sonra kullanılan ve bir şeyin elde edilebilecek ya da başarılabilecek kadar yakın olduğunu belirten bir edat öbeğidir. Dokunulabilecek kadar yakın olma şeklindeki gerçek anlamdan gelir. perfection is within reach ifadesinde mesafe mecazidir: Mükemmellik, gerçekçi biçimde ulaşılabilir olarak sunulur. İfade, hedefin zaten gerçekleştiğini veya gerçekleşmesinin kesin olduğunu değil, olasılığı ya da yakınlığı belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “ulaşılabilir ama henüz başarılmamış” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: With one more win, the championship is ____.
Cevabı göster
within reach
it's one of the most predictable and poignant things about being alive.
3:58hayatta olmanın en öngörülebilir ve en dokunaklı şeylerinden biridir.
the agony of choice ifadesinin mecazi anlamı
the agony of choice, hiçbir seçeneğin açıkça doğru görünmediği bir durumda seçim yapmak zorunda kalmanın yarattığı duygusal acıyı anlatan bir mecazdır. Agony normalde aşırı acı anlamına gelir; burada ise karar vermenin getirdiği stres, kuşku ve sorumluluğu güçlendirir. Bu ifade, seçeneklere sahip olmanın her zaman kötü olduğunu söylemez. Belirsizliğin yarattığı yüke odaklanır: seçim yapmak zorundasınız ve sonucuyla yaşamanız gerekebilir.
Alıştırma
Karar vermenin acı veren yükü anlamına gelen dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: With two equally good offers, Lena felt ____.
Cevabı göster
the agony of choice
isn't X, it's Y ile yeniden çerçeveleme
isn't X, it's Y kalıbı bir yorumu düzeltir ve hemen başka bir yorumla değiştirir. Burada isn't some anomaly, bu acının olağandışı bir kusur olduğu düşüncesini reddeder; it's one of the most predictable and poignant things ise onu hayatın yaygın ve derinden etkileyici bir parçası olarak yeniden çerçeveler. Ana mesaj it's ifadesinden sonra gelir: konuşan kişi yalnızca bir etiketi reddetmez, dinleyiciye yeni bir bakış açısı sunar. Predictable burada sıkıcı değil, beklenebilecek kadar normal demektir; poignant ise insanı etkileyen bir hüzün duygusu katar.
Alıştırma
Reddetme ve yeniden çerçeveleme kalıbını tamamlayın: Her question ____ a complaint; ____ a request for clarification.
Cevabı göster
isn't · it's
This is a message we benefit from hearing quite often
4:03Bu, oldukça sık duymaktan fayda sağlayacağımız bir mesajdır,
because what helps with regret is the knowledge Dilbilgisi
4:06çünkü pişmanlığa iyi gelen şey şu bilgidir;
that in fact every life is burdened by it in some shape or form. Deyimler
4:09aslında her hayat bir şekilde onun yükünü taşımaktadır.
what helps with X is Y kalıbı
Bu cümlede what helps with regret is the knowledge that..., “pişmanlıkla başa çıkmaya yardımcı olan şey, … olduğunu bilmektir” anlamına gelir. What helps with regret bir soru değil, özne görevindeki bir isim yan cümleciğidir; is sonrasındaki bölüm gerçekten yardımcı olan etkeni belirtir. Tekrar kullanılabilen what helps with X is Y kalıbı önce X sorununu sunar, ardından yardımcı etken Y’yi belirtir. Tavsiye, analiz ve özetleri açık biçimde düzenlemeye yarar.
Alıştırma
Cümleyi what helps with X is Y kalıbıyla tamamlayın: ____ homesickness ____ staying in touch with friends.
Cevabı göster
What helps with · is
in some shape or form ifadesi
In some shape or form, “şu ya da bu biçimde” veya “bir şekilde” anlamına gelir: Bir şey vardır, ancak tam biçimi değişebilir ya da belirtilmeyebilir. Burada, pişmanlık her hayatta farklı görünebilse de her hayatın pişmanlık taşıdığı söyleniyor. Bu kalıplaşmış ifadede shape ve form gerçek fiziksel şekilleri anlatmaz. İfade, farklılıklara yer bırakırken genel bir iddiada bulunmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi burada öğrenilen ve “şu ya da bu biçimde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Printed books will remain part of education ____.
Cevabı göster
in some shape or form
The regret-free life exists only in movies and songs. Kelime
4:21Pişmanlıksız hayat sadece filmlerde ve şarkılarda var.
regret-free life: isim + -free
regret-free ifadesinde regret ismi, bir sıfat oluşturmak için -free ile birleşir. İfade “pişmanlık olmadan” veya “pişmanlıktan rahatsız olmayan” anlamına gelir; dolayısıyla a regret-free life, pişmanlığın olmadığı bir hayattır. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + -free şeklindedir: risk-free, stress-free ve sugar-free. Bu kalıpta free, “para ödenmeyen” değil, “isimle belirtilen şeyin olmadığı” anlamına gelir.
Alıştırma
Sigara içilmesine izin verilmeyen bir odayı anlatan cümleyi isim + -free kalıbıyla tamamlayın: This is a ____ room.
Cevabı göster
smoke-free
The way to diminish our anxiety and panic is to alleviate the sense Dilbilgisi
4:26Kaygı ve paniğimizi azaltmanın yolu, şu hissi hafifletmektir;
that one had the option to choose correctly, but failed. Kalıp ifadeler
4:30insanın doğru seçimi yapma seçeneğine sahip olduğu ama başarısız olduğu hissini.
The way to X is to Y: hedef ile yöntemi bağlamak
The way to X is to Y, bir hedefi o hedefe ulaşma yöntemi olarak sunulan eylemle ilişkilendirir. Bu cümlede to diminish our anxiety and panic hedefi belirtirken is to alleviate ..., konuşanın bu hedefe ulaşmaya yardımcı olacağını söylediği eylemi tanıtır. Vurgulanan iki to da mastar yapısını başlatır; bu nedenle her birinden sonra diminish ve alleviate gibi yalın fiiller gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp The way to + fiil öbeği + is to + fiil öbeği şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi The way to X is to Y kalıbıyla tamamlayın: ____ improve your pronunciation ____ record yourself and listen back.
Cevabı göster
The way to · is to
have the option to choose: seçme seçeneğine sahip olmak
Bu cümlede had the option to choose, o sırada seçilebilecek bir eylem bulunduğu anlamına gelir. Yapı have the option to + fiilin yalın hâli şeklindedir; burada choose, seçilmesi mümkün olan eylemi belirtir. Bu ifade başarılı olma becerisini değil, seçim özgürlüğünü veya bir alternatifin bulunmasını vurgular. Doğru seçme seçeneğine sahip olmak, kişinin hangi seçimin doğru olduğunu bildiği ya da doğru seçimi yaptığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi "have the option to" ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Members ____ attend the meeting online instead.
Cevabı göster
have the option to
as the existential philosophers so beautifully admitted,
4:36varoluşçu filozofların o kadar güzel kabul ettiği gibi,
a degree of disappointment: sınırlı ölçüde hayal kırıklığı
Burada a degree of disappointment, hayal kırıklığının bir miktar var olduğunu ancak bunun tam veya sınırsız olduğunun öne sürülmediğini belirtir. Degree, akademik dereceyi veya sıcaklık ölçüsünü değil, miktarı ya da düzeyi ifade eder. a degree of + soyut isim yapısı, bir iddiayı mutlak hâle getirmek yerine derecelendirmeyi sağlar. Bir duyguyu, niteliği veya etkiyi kabul ederken onun kesin gücünü açık bırakmak istediğinizde kullanışlıdır.
Alıştırma
İddiayı daha temkinli yapmak için "a degree of" kullanın: The sudden change caused ____ confusion.
Cevabı göster
a degree of