Dünyanın En Pahalı Dadıları Nasıl Eğitiliyor | So Expensive: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
950 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Norland College'da dadı adayları çocuk bakımı, sürüş ve koruma öğrenirken gelenekler, yüksek ücretler ve çocuk merkezli amaçla karşılaşıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a cut above. — Deyimler: kesme eylemini değil “olağan standardın üstünde” anlamını kavrayın; beceri veya hizmet karşılaştırırken kullanın. 2. come out of themselves. — Öbek fiiller: eğitim sonrası çekingenlikten güvene geçişi tanıyın ve bu anlamı come out ifadesinin diğer kullanımlarından ayırın. 3. practically perfect in every way. — Kültür ve medya: sondaki Mary Poppins göndermesini açılıştaki Mary Poppins ve James Bond karşılaştırmasına bağlayın; alıntının mizah yaratıp anlatıyı kapattığını görün.

Bu derste

These are among the most exclusive and highly trained nannies in the world. Dilbilgisi

0:01

Bunlar dünyanın en seçkin ve en iyi eğitimli dadılarından bazıları.

Dilbilgisi

Among the most exclusive: seçkin bir üst gruba dâhil olma

among the most + adjective + plural noun kalıbı, bir kişiyi ya da şeyi üst sıralarda yer alan küçük bir grubun içine dâhil eder. Bu cümlede These, seçkinlikleri ve eğitim düzeyleri bakımından dünyanın en üst seviyesindeki gruba ait dadıları ifade eder. Among çok önemlidir: Bu dadıların tek başlarına en iyi olduğunu değil, en iyi gruba dâhil olduklarını belirtir. Bu kalıp, aynı üst grupta başka üyelerin de bulunabileceğini kabul ederken güçlü bir övgü sunar.

Alıştırma

"These schools are among the most selective in the region" ne anlama gelir?

  1. Seçicilik bakımından bölgenin en üst okul grubundadırlar, ancak başka okullar da bu gruba dâhil olabilir.
  2. Bölgedeki çoğu okuldan daha az seçicidirler.
  3. Diğer bütün okullardan daha seçici olan tek bir okuldurlar.
Cevabı göster

Seçicilik bakımından bölgenin en üst okul grubundadırlar, ancak başka okullar da bu gruba dâhil olabilir.

Ready?

0:06

Hazır mısınız?

Here we go.

0:06

Başlıyoruz.

They learn self-defense

0:08

Öz savunma

and advanced driving techniques.

0:10

ve ileri sürüş teknikleri öğreniyorlar.

And even their cooking skills are a cut above. Deyimler

0:16

Yemek pişirme becerileri bile diğerlerinden bir adım önde.

Deyimler

A cut above: benzer alternatiflerden belirgin biçimde daha iyi

A cut above, kalite veya yetenek bakımından alışılmış standarttan ya da benzer seçeneklerden belirgin biçimde daha iyi olmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada cut, kesme eylemini değil, bir seviye veya dereceyi belirten isimdir. Bu cümlede a cut above, are fiilinden sonra gelen bir özne tamamlayıcısıdır ve yemek yapma becerilerini değerlendirir. Karşılaştırma grubu belliyse ifade, neyin üstünde olduğunu belirtmeden tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “benzer seçeneklerden belirgin biçimde daha iyi” anlamındaki deyimle tamamlayın: The neighborhood bakery is ____ the chain stores nearby.

Cevabı göster

a cut above

We're sort of training a league of super nannies.

0:19

Bir bakıma süper dadılardan oluşan bir ekip yetiştiriyoruz.

Think Mary Poppins with a little James Bond. Anlatım akışı

0:22

Mary Poppins'i biraz James Bond'la harmanlanmış olarak düşünün.

Anlatım akışı

Think X with a little Y kalıbı

Think X with a little Y yönlendirme kalıbında think, “bir fikir oluşturmak” değil, “gözünde canlandırmak veya hayal etmek” anlamına gelir. Dinleyicinin X’i ana zihinsel model olarak kullanmasını sağlar. With a little Y, daha küçük bir ikincil etki ekler. Burada Mary Poppins ideal dadının ana imgesini sağlarken James Bond ajanlara özgü yeteneklerden küçük bir dokunuş ekler. Kalıp, karma bir betimlemeyi akılda kalıcı tek bir benzetmede toplar.

Alıştırma

Sunumu tam olarak Think X with a little Y kalıbıyla tamamlayın: 'For the new library, ____ a quiet study room with a little coffeehouse energy.'

Cevabı göster

think

The Course at Norland College in England costs them $21,000 a year.

0:28

İngiltere'deki Norland College'ın bu programı yılda 21.000 dolara mal oluyor.

But after graduation,

0:34

Ama mezun olduktan sonra

they can command salaries of $170,000. Kelime

0:35

yılda 170.000 dolar kazanabiliyorlar.

Kelime

command salaries ifadesi

command salaries of $170,000 ifadesinde command, kişinin becerileri, itibarı veya piyasa talebi güçlü olduğu için belirli bir ücret düzeyini “elde edebilmesi ya da haklı gösterebilmesi” anlamına gelir. Çalışanlar kimseye kendilerine ödeme yapmasını emretmiyor. Yapı command + salary, fee veya price şeklindedir; bir gruptan söz ederken çoğul salaries sık kullanılır. İş dünyası ve kariyer haberlerinde yaygındır ve miktarı piyasa gücünün bir göstergesi olarak sunar.

Alıştırma

'The specialists can command very high salaries,' cümlesinde command ne anlama gelir?

  1. Uzmanlar işverenlere çok yüksek maaş ödemelerini emreder.
  2. Uzmanlar maaş alır ancak piyasa gücüne dair bir anlam yoktur.
  3. Piyasa talebi, uzmanların çok yüksek maaşlar elde etmesini sağlar.
Cevabı göster

Piyasa talebi, uzmanların çok yüksek maaşlar elde etmesini sağlar.

That's four times the average nanny salary in the UK. Dilbilgisi

0:40

Bu, Birleşik Krallık'taki ortalama dadı maaşının dört katı.

Dilbilgisi

four times the average: toplam çarpanı belirtmek

Bu cümlede four times the average, maaşın Birleşik Krallık'taki ortalama dadı maaşının 4 katına eşit olduğu anlamına gelir. Ortalama maaş A ise söz konusu maaş 4A'dır. Sayı + times + the average yapısı, ortalamayı karşılaştırma ölçütü olarak kullanır. Maaş, fiyat, hız veya büyüklük gibi ölçülebilir değerleri karşılaştırabilir.

Alıştırma

İngilizce durumu okuyup cevabı seçin: A town's average monthly rent is $1,000. One apartment costs four times the average. How much is its monthly rent?

  1. $4,000
  2. $3,000
  3. $5,000
Cevabı göster

$4,000

Britain's royal family has even hired them.

0:45

Britanya kraliyet ailesi bile onları işe aldı.

So,

0:48

Peki,

what does it take to become one of the most exclusive nannies in the world? Dilbilgisi

0:48

dünyanın en seçkin dadılarından biri olmak için ne gerekiyor?

Dilbilgisi

what does it take to become ...?: gereklilikleri sormak

What does it take to become ...? yapısında take, “taşımak” veya “eline almak” değil, “gerektirmek” anlamına gelir. Soru, bir hedefe ulaşmak için hangi niteliklerin, eğitimin, çabanın veya başka koşulların gerekli olduğunu sorar. Yapı What + does + it + take + to + fiilin yalın hâli? şeklindedir. Buradaki it, to yan cümlesindeki eylemin gerçekleştirilmesini temsil eden biçimsel bir ögedir. Örneğin What does it take to finish this course? bu kursu başarıyla tamamlamak için ne gerektiğini sorar.

Alıştırma

take fiilinin geniş zaman soru yapısını kullanarak tamamlayın: What ____ to become a licensed electrician?

Cevabı göster

does it take

Trained to protect themselves and the children in their care, Kalıp ifadeler

0:55

Hem kendilerini hem de baktıkları çocukları korumak üzere eğitilen

Kalıp ifadeler

in their care: onların bakımı altında

In their care, çocukların bakıcıların sorumluluğu altında olduğu anlamına gelir: bakıcıların çocukları gözetmesi, koruması ve onlarla ilgilenmesi beklenir. Their, bakımı sağlayan kişileri ifade eder. Buradaki care yalnızca bir endişe duygusunu değil, bir sorumluluk ilişkisini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı “kişi veya nesne + be + in + iyelik biçimi + care” şeklindedir. Örnek: The patient is in the doctor's care.

Alıştırma

Hangi cümle, çocuklara bakmaktan hemşirenin sorumlu olduğunu açıkça ifade eder?

  1. The children care about the nurse.
  2. The children are in the nurse's care.
  3. The nurse cares about the children.
Cevabı göster

The children are in the nurse's care.

Norland nannies are part of an elite.

0:59

Norland dadıları seçkin bir grubun parçası.

Often working for high-profile employers, Kelime

1:02

Genellikle tanınmış işverenler için çalıştıklarından,

Kelime

high-profile employers: kamuoyunun yakından tanıdığı işverenler

High-profile, kamuoyunun veya medyanın büyük ilgisini çekmek anlamına gelir. High-profile employers ifadesinde, kamuya mal olmuş kişiler veya ünlü kuruluşlar gibi geniş ölçüde tanınan ya da yakından izlenen işverenleri anlatır. Kısa çizgi, high ve profile sözcüklerini employers sözcüğünden önce kullanılan tek bir sıfatta birleştirir. Bu ifade, işverenlerin üst düzey bir rütbeye sahip olduğu anlamına gelmez ve onların mutlaka zengin olduğunu da göstermez.

Alıştırma

Cümleyi “kamuoyu veya medya tarafından geniş ölçüde fark edilen” anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The security firm often works for ____ employers.

Cevabı göster

high-profile

they're expected to deal with potential threats Kalıp ifadeler

1:04

olası tehditlerle başa çıkmaları bekleniyor;

Kalıp ifadeler

deal with potential threats: potansiyel tehditlerle başa çıkmak

Bu cümlede deal with potential threats, ortaya çıkabilecek tehlikelere karşılık verme sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Deal with bir sorunu yönetmek, ele almak veya ona karşılık vermek demektir; sorunla ticari bir anlaşma yapmak anlamına gelmez. Potential, tehditlerin doğrulanmış veya hâlihazırda gerçekleşiyor değil, olası olduğunu belirtir. Bu ifade güvenlik, emniyet, risk yönetimi veya olası tehlikelere hazırlık gerektiren başka işlerdeki görevleri anlatırken kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: The safety officer is trained to ____ before they become emergencies.

Cevabı göster

deal with potential threats

like kidnap attempts. Kalıp ifadeler

1:07

örneğin kaçırma girişimleriyle.

Kalıp ifadeler

kidnap attempts: birini kaçırmaya yönelik girişimler

Kidnap attempts, birini kaçırmaya yönelik girişimler demektir. Burada kidnap, attempts sözcüğünün ne tür girişimler olduğunu belirten bir isim niteleyicisi olarak kullanılır. Attempts sözcüğü, suç eyleminin denenmiş olduğunu gösterir; tek başına kişinin başarıyla kaçırıldığını belirtmez. Haberlerde bu ifade çoğunlukla engellenmiş veya başarısız olmuş bir kaçırma girişimini anlatır.

Alıştırma

Bir şüpheli bir çocuğu kaçırmaya çalıştı ancak çocuk götürülmeden önce kaçtı. En doğru haber ifadesi hangisidir?

  1. It was a routine escort.
  2. It was a kidnap attempt.
  3. It was a completed kidnapping.
Cevabı göster

It was a kidnap attempt.

Unfortunately,

1:09

Ne yazık ki

I have had an experience where a man tried to take the little girl that I used to look after. Notlar

1:09

daha önce baktığım küçük kızı bir adamın götürmeye çalıştığı bir olay yaşadım.

Dilbilgisi

Geçmiş bir alışkanlık veya durum için used to + fiilin yalın hâli

used to look after ifadesindeki used to + fiilin yalın hâli, kıza bakmanın geçmişte düzenli bir faaliyet veya devam eden bir sorumluluk olduğunu gösterir. Genellikle bunun artık konuşanın görevi olmadığını da ima eder. Bu yapı geçmişte tekrarlanan eylemler, geçmiş alışkanlıklar veya geçmiş durumlar için kullanılır; yalnızca bir kez gerçekleşip bitmiş bir olay için kullanılmaz.

Alıştırma

Fiilin yalın hâlinden önce kullanılan ve değişmiş bir geçmiş durumu anlatan iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: I ____ live near the beach, but I moved inland last year.

Cevabı göster

used to

Öbek fiiller

look after: birine veya bir şeye bakmak

look after ifadesinde after, öbek fiilin bir parçasıdır; ifadenin tamamı birine veya bir şeye bakmak ve onun sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Bakışın yönünü anlatmaz. Kız, look after ifadesinin nesnesidir. Cümlede that I used to look after ilgi cümleciği kullanıldığı için that kızı temsil eder ve after sözcüğünden sonra bir isim gelmez.

Alıştırma

look ile başlayan ve “bakmak, ilgilenmek” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: Could you ____ my dog while I'm away this weekend?

Cevabı göster

look after

I said,

1:14

Ona,

"You need to give her back." Öbek fiiller

1:14

“Onu geri vermeniz gerekiyor,” dedim.

Öbek fiiller

give her back: ayrılabilen bir öbek fiilde zamirin yeri

Burada give ... back, “birini ya da bir şeyi geldiği kişiye veya yere geri vermek” anlamındadır. Her nesnedir; back ise anlamı tamamlayan parçacıktır. Nesne her, it veya them gibi bir zamir olduğunda doğal sıra give + zamir + back şeklindedir: give her back. Tam bir isim öbeği back sonrasına da gelebilir, ancak zamir normalde gelemez.

Alıştırma

İsteği give back ile tamamlayın ve zamiri doğal konumuna yerleştirin: “That's my notebook. Please ____ before class.”

Cevabı göster

give it back

And he said,

1:15

O da,

"No."

1:16

“Hayır,” dedi.

And so I just had to pull her off of him

1:16

Ben de kızı onun elinden çekip almak zorunda kaldım,

while I holding onto the buggy where her baby brother was. Öbek fiiller

1:19

bir yandan da küçük erkek kardeşinin bulunduğu bebek arabasını tutuyordum.

Öbek fiiller

holding onto: sıkı tutuşu sürdürmek

Burada holding onto the buggy, bebek arabasını sıkıca kavrayıp bırakmamak anlamına gelir. Bu kullanımda hold onto bir bütün olarak çalışır ve onto, kavranan şeyi belirtir. Aynı ifade fiziksel temasın ötesine taşınabilir: Bir nesneyi saklayarak hold onto edebilir ya da umuttan veya bir inançtan vazgeçmeyerek ona hold onto edebilirsiniz.

Alıştırma

Otobüs aniden hareket etmeye başlıyor. Hangi cümle Lina’nın barı sıkıca tuttuğunu ve bırakmadığını söyler?

  1. Lina gets onto the bus.
  2. Lina holds onto the rail.
  3. Lina looks at the rail.
Cevabı göster

Lina holds onto the rail.

It is scary,

1:24

Korkutucu,

but that's why I think parents hire Norlanders Anlatım akışı

1:25

ama bence ailelerin Norland mezunlarını işe alma nedeni de bu.

because we are given that extensive training

1:28

Çünkü kapsamlı bir eğitim alıyoruz

Anlatım akışı

that's why ... because: önce sonuç, sonra neden

Bu cümlede that's why sonucu ya da çıkarımı sunar: konuşmacı, ebeveynlerin Norland dadılarını işe aldığını düşünmektedir. Ardından because bu çıkarımı destekleyen nedeni sunar: Norland dadıları kapsamlı eğitim alır. Böylece sonuçtan nedene ilerleyen sözlü bir açıklama oluşur. Yönü şöyle takip edin: that's why + sonuç ve because + neden; bu iki bağlayıcının görevi aynı değildir.

Alıştırma

Hangi tamamlama önce that's why ile sonucu verir, ardından because ile nedeni ekler? The team had a clear plan. ___

  1. That's why they stayed calm, because everyone knew exactly what to do.
  2. They stayed calm, although everyone knew exactly what to do.
  3. Because everyone knew exactly what to do, that's why they stayed calm.
  4. They stayed calm, so everyone knew exactly what to do.
Cevabı göster

That's why they stayed calm, because everyone knew exactly what to do.

for these worst-case scenarios Kalıp ifadeler

1:30

bu tür en kötü durum senaryolarına karşı.

Kalıp ifadeler

worst-case scenarios: planlamadaki ciddi olasılıklar

Worst-case scenarios, sonucun makul olarak düşünülebilecek ölçüde kötü veya zarar verici olduğu varsayımsal durumlardır. Burada ifade, mesleki eğitime dâhil edilen, düşük olasılıklı ancak ciddi riskleri anlatır. Bu ifade tahmin için değil, planlama ve hazırlık için kullanılır. Bir şeye scenario denmesi, onun üzerinde düşünülmesi gereken olası bir durum olduğu anlamına gelir; gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekleşmesi mümkün en ciddi durumlar” anlamındaki kalıp ifadeyle tamamlayın: During the risk review, we planned for ____, including a total power failure.

Cevabı göster

worst-case scenarios

because actually the big wide world is very scary

1:31

Çünkü aslında dış dünya çok korkutucu

and you are looking after their most prized possession. Deyimler

1:34

ve siz onların en değerli varlığına bakıyorsunuz.

Deyimler

Sevgi dolu bir benzetme olarak most prized possession

Most prized possession kelimesi kelimesine, birinin diğer tüm eşyalarından daha çok değer verdiği tek şeyi ifade eder. Burada çocukları anlatan bir benzetmedir: ebeveynlerin gözünde hiçbir şey çocuklardan daha değerli değildir. Possession sözcüğü yasal bir mülkiyet iddiasında bulunmaz ve çocuğa bir nesne gibi davranıldığı anlamına gelmez. Bakımı üstlenen kişinin sorumluluğunu güçlendirir: çocuklara göz kulak olmak, ebeveynlerinin en çok değer verdiği kişileri korumaktır.

Alıştırma

Cümledeki their most prized possession ifadesi çocuklar hakkında ne anlatıyor?

  1. Ailenin en pahalı eşyalarına sahip olan çocuklardır.
  2. Ebeveynlerinin en çok değer verdiği ve korumak istediği kişilerdir.
  3. Alınıp satılabilen, yasal olarak sahip olunan mallardır.
Cevabı göster

Ebeveynlerinin en çok değer verdiği ve korumak istediği kişilerdir.

No.

1:37

Hayır.

Shaking.

1:39

Titriyorsun.

Your hands are shaking.

1:39

Ellerin titriyor.

In the career they've chosen,

1:45

Seçtikleri meslekte

a lot of them don't realize what they're capable of. Kalıp ifadeler

1:47

birçoğu neler yapabileceğinin farkında değil.

Kalıp ifadeler

They're capable of: be capable of + isim veya -ing biçimi

Be capable of, bir şeyi yapma veya başarma yeteneğine ya da potansiyeline sahip olmak anlamına gelir. What they're capable of ifadesinde what, yapabilecekleri şeyler anlamına gelir ve of sözcüğünden sonra gereken düşünceyi, yani yapma yeteneğine sahip oldukları şeyleri sağlar. Of sözcüğünden sonra isim, zamir veya -ing biçimi kullanılır: capable of leadership, capable of it, capable of solving the problem. Of sözcüğünden hemen sonra fiilin yalın biçimini kullanmayın.

Alıştırma

Be capable of ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Even without a map, Maya is ____ finding her way home.

Cevabı göster

capable of

But after getting them into this,

1:50

Ama onları böyle bir eğitime sokunca

they really do come out of themselves. Notlar

1:53

gerçekten kabuklarından çıkıyorlar.

Dilbilgisi

really do ile vurgu

Olumlu bir cümlede ifadeyi güçlendirmek için temel biçimdeki fiilden önce do kullanılabilir. Burada do, come fiilini vurgular; ayrı bir eylem ifade etmez. Really sözcüğü bir kat daha vurgu ekler. They really do come ifadesi, genellikle bir şüpheye karşılık verirken veya değişimin gerçek olduğunu belirtirken samimi bir kesinlik gösterir.

Alıştırma

Cümleyi really ve vurgulu do ile tamamlayın: Some friends doubt that I like math, but I ____ enjoy it.

Cevabı göster

really do

Öbek fiiller

come out of themselves deyimi

Come out of themselves, insanların kendilerini geri çekmeyi bırakıp daha fazla öz güven, yetenek veya kişilik göstermeye başlamaları anlamına gelir. come out of + dönüşlü zamir yapısında zamir özneye geri döner; bu nedenle themselves, they öznesini belirtir. Bu ifade mecazidir. Kimse fiziksel olarak kendi bedeninin içinden çıkmaz ve burada söz konusu olan bir kimliğin kamuya açıklanması da değildir.

Alıştırma

They really do come out of themselves cümlesinde come out of themselves hangi değişimi anlatıyor?

  1. Özel bir kimliği kamuya açıklarlar.
  2. Fiziksel olarak kendi bedenlerinin dışına çıkarlar.
  3. Daha az utangaç olup kişiliklerini daha fazla gösterirler.
  4. Binadan tek başlarına ayrılırlar.
Cevabı göster

Daha az utangaç olup kişiliklerini daha fazla gösterirler.

It takes four years to become a fully qualified Norland nanny. Dilbilgisi

1:57

Tam yeterliliğe sahip bir Norland dadısı olmak dört yıl sürüyor.

Dilbilgisi

It takes four years to become ...: gereken süre

Burada It takes + süre + to + fiil kalıbı, bir sonuca ulaşmak için ne kadar zaman gerektiğini belirtir. It biçimsel bir öznedir; okula, kursa veya başka bir şeye gönderme yapmaz. Bu cümlede four years gereken süredir; to become ise tam yetkin bir Norland dadısı olma sonucunu belirtir. Aynı kalıp eğitim, yolculuk, sertifika alma ve proje takvimleri için de kullanılabilir.

Alıştırma

It takes + süre + to kalıbını tamamlayın: According to the schedule, ____ six months ____ complete the safety review.

Cevabı göster

it takes · to

Three years of study

2:01

Üç yıllık eğitimin

followed by a year's placement with a family.

2:02

ardından bir ailenin yanında bir yıllık staj yapılıyor.

And it's more expensive than studying at Oxford or Cambridge University. Dilbilgisi

2:05

Üstelik Oxford ya da Cambridge Üniversitesi'nde okumaktan daha pahalı.

Dilbilgisi

more expensive than studying: maliyetleri karşılaştırma

more + sıfat + than kalıbı bir karşılaştırma oluşturur. Burada it, Norland kursunu ifade eder; more expensive onun maliyetinin daha yüksek olduğunu belirtir, than ise karşılaştırma ölçütü olan seçeneği tanıtır. Studying burada bir isim-fiil işlevindedir: -ing biçimi Oxford veya Cambridge'de okuma etkinliğini adlandırır. be + fiil-ing yapısının parçası olmadığı için şimdiki zamanın devam biçimi değildir.

Alıştırma

Cümleyi expensive ile more + adjective + than yapısını kullanarak tamamlayın: Taking the express train is ____ driving during off-peak hours.

Cevabı göster

more expensive than

But the idea is that their qualification will soon start paying off. Öbek fiiller

2:10

Ama buradaki düşünce, aldıkları yeterliliğin kısa sürede karşılığını vermeye başlaması.

Öbek fiiller

paying off: emek veya yatırımın ardından sonuç vermek

Burada paying off, zaman, emek veya para harcandıktan sonra değerli bir sonuç üretmeye başlamak anlamına gelir. Niteliğin kendisi bir ödeme yapmıyor; daha yüksek kazanca yol açması bekleniyor. something pays off kalıbında pay off geçişsizdir: emek, yatırım veya plan özne olur ve olumlu sonucu daha sonra ortaya çıkar. Will soon start paying off, geleceğe yönelik bir beklentiyi start + -ing ile birleştirerek getirinin yakında başlayacağını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, iyi sonuç vermek anlamındaki pay off ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: After years of training, her hard work is finally ____.

Cevabı göster

paying off

Within a year,

2:15

Bir yıl içinde

they're actually averaging about £40,000 a year.

2:15

yılda ortalama yaklaşık 40.000 sterlin kazanmaya başlıyorlar.

So that's a young person in their early 20s

2:19

Yani 20'li yaşlarının başındaki genç biri,

probably earning more money than perhaps uh an up-and-coming accountant or lawyer. Kelime

2:22

muhtemelen mesleğe yeni başlayan bir muhasebeci ya da avukattan daha fazla kazanıyor.

Kelime

up-and-coming: gelecek vadeden ve tanınmaya başlayan

Up-and-coming, nispeten yeni olmakla birlikte şimdiden gelecek vadeden ve ilgi görmeye başlayan bir kişiyi, grubu veya kuruluşu tanımlar. Burada muhasebeci ya da avukatı, beklentileri iyileşen kariyerinin başındaki bir uzman olarak sunar; kişinin sözcüğün gerçek anlamıyla yukarı hareket ettiğini söylemez. Tireli ifade, accountant veya lawyer sözcüğünden önce gelen birleşik bir sıfat olarak işlev görür. Şimdi yükselmeye başlama ve gelecekte daha başarılı olma olasılığının yüksek olması fikirlerini birleştirir.

Alıştırma

Hangi cümlede up-and-coming, gelecek vadeden ve tanınmaya başlayan birini anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The museum honored an up-and-coming painter whose work has been famous for fifty years.
  2. The gallery features work by an up-and-coming photographer who has just won her first major prize.
  3. We discussed the up-and-coming deadline on Friday.
Cevabı göster

The gallery features work by an up-and-coming photographer who has just won her first major prize.

With the nannies earning that kind of money,

2:27

Dadılar bu kadar para kazandığına göre,

skills like cooking and sewing have to be at the highest level. Kalıp ifadeler

2:30

yemek ve dikiş gibi becerilerinin de en üst düzeyde olması gerekiyor.

Kalıp ifadeler

at the highest level: en üst düzeyde

Bu cümlede at the highest level, beceri ve performans bakımından en iyi ya da en zorlayıcı standardı karşılamak demektir. Yemek pişirme ve dikiş becerilerinin ne kadar iyi uygulanması gerektiğini değerlendirir; buradaki level, bir binanın katı veya kurs aşaması değil, soyut bir standarttır. Başka bağlamlara aktarılabilen kalıp be veya perform at the highest level şeklindedir. En üstünlük bildiren highest, standardı ilgili bağlamda ulaşılabilecek en üst standart olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi en iyi veya en zorlayıcı standartta anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: To work with championship athletes, the medical team must perform ____.

Cevabı göster

at the highest level

When I was on my residential placement,

2:34

Yatılı stajımı yaptığım sırada

the family had such a varied diet.

2:36

ailenin beslenme düzeni çok çeşitliydi.

They were really into like satay chicken Kelime

2:38

Satay usulü tavuk gibi yemekleri çok seviyorlardı,

Kelime

be really into something: bir şeye çok meraklı olmak

Samimi konuşmada were really into, bir şeyi çok sevdikleri veya ona çok ilgi duydukları anlamına gelir. Really ilginin gücünü artırır ve into, be into ifadesinin bir parçasıdır; bir yerin içine doğru hareketi anlatmaz. Kalıp be into + isim ya da -ing biçimidir; be, özneye ve zamana göre değişir. Altyazıda hemen ardından gelen like, satay chicken örneğini tanıtan bir konuşma dolgu sözcüğüdür ve were really into ifadesinin parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi güçlü ilgi belirten, üç sözcüklü samimi ifadeyle tamamlayın: Maya watches every match because she ____ tennis.

Cevabı göster

is really into

and we had lemongrass chicken a lot.

2:40

limon otlu tavuğu da sık sık yiyorduk.

So a lot of Pan-Asian flavors and it was really nice to see

2:42

Yani pek çok Pan-Asya lezzeti vardı ve bunlarla tanışmak gerçekten çok güzeldi.

So you place your nori with the shiny side down. Dilbilgisi

2:46

Nori yaprağını parlak tarafı alta gelecek şekilde yerleştirin.

Dilbilgisi

with the shiny side down: yerleştirme koşulu eklemek

Burada with the shiny side down, noriyi yerleştirirken bulunduğu durumu anlatır: parlak taraf aşağı bakar. with + isim + konum veya durum kalıbı, ana eylemin nasıl yapıldığını ya da eylemin hangi durumu ortaya çıkardığını belirten bir koşul ekler. Buradaki with bu eşlik eden durumu tanıtır; parlak tarafı bir araç olarak göstermez.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri ve with + isim + konum kalıbını kullanarak yönergeyi tamamlayın: Place the card ____. (the printed side / down)

Cevabı göster

with the printed side down

These third-year students are learning how to make child-friendly sushi.

2:49

Bu üçüncü sınıf öğrencileri çocuklara uygun suşi yapmayı öğreniyor.

Then using the bamboo mat to roll your sushi up. Öbek fiiller

2:53

Ardından bambu hasırı kullanarak suşinizi sarın.

Öbek fiiller

roll your sushi up: ayrılabilen roll up yapısı

Roll your sushi up, düz duran suşiyi sararak sıkı bir rulo hâline getirmek demektir. Up, sarma eyleminin tamamlanmış sonucunu gösterir; suşinin yukarı doğru hareket ettiği anlamına gelmez. Roll up ayrılabilir: nesne bir isim olduğunda hem roll your sushi up hem de roll up your sushi kullanılabilir. Nesne bir zamir olduğunda onu ortaya koyun: roll it up deyin, roll up it demeyin.

Alıştırma

Yönergeyi roll up ve it zamirini kullanarak tamamlayın: The poster is too large for the tube, so please ____.

Cevabı göster

roll it up

I really don't enjoy cooking to be honest. Ton ve niyet

2:59

Dürüst olmak gerekirse yemek yapmaktan hiç hoşlanmıyorum.

Ton ve niyet

Açık sözlülük belirteci olarak to be honest

Bu cümlede to be honest, konuşanın sözünü açık ve samimi bir kişisel itiraf olarak sunar: konuşan kişi yemek yapmaktan gerçekten hoşlanmamaktadır. İfade, söylenen şeyin olgusal içeriğini değiştirmek yerine sözün hangi tutumla aktarıldığını gösterir. Bir tercih, anlaşmazlık veya kişinin kendisiyle ilgili değerlendirmesiyle kullanıldığında olumsuz bir ifadeyi daha samimi ve biraz daha az sert gösterebilir. Konuşanın daha önce gerçeği sakladığı anlamına gelmesi gerekmez.

Alıştırma

Görüşün açık ve samimi olduğunu belirten üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: I don't enjoy crowded parties, ____.

Cevabı göster

to be honest

And so the lessons have been really really helpful for myself as I am not a confident cook.

3:01

Bu yüzden mutfakta kendime güvenmediğimden dersler bana gerçekten çok yardımcı oldu.

The students do three years of sewing with us alongside their BA

3:14

Öğrenciler lisans eğitimlerinin yanı sıra bizimle üç yıl dikiş eğitimi alıyor

and they uh work through a series of six projects Öbek fiiller

3:18

ve altı projeden oluşan bir seriyi tamamlayarak

Öbek fiiller

Adım adım ilerleme için work through

Bu bağlamda work through, altı projeyi sırayla ele almak, birinden diğerine ilerlemek ve sonunda tüm diziyi tamamlamak anlamına gelir. Through, tüm süreç boyunca ilerleme anlamı katar; bir iş yerinin içinden fiziksel olarak geçmeyi anlatmaz. Aktarılabilir kalıp, süreç sürekli ve düzenli dikkat gerektirdiğinde work through + bir görev dizisi, materyal veya bir sorun biçimindedir.

Alıştırma

A class will work through eight lessons. cümlesinde work through büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Dizinin tamamını bitirmek zorunda olmadan tek bir dersi geliştirmek
  2. Dersleri adım adım tamamlamak
  3. Bir binanın içinde biraz çalışmak
Cevabı göster

Dersleri adım adım tamamlamak

developing their machine and hand sewing skills.

3:21

makine ve el dikişi becerilerini geliştiriyor.

It could be just doing name labels and buttons or things that you know every family, all families need.

3:26

Bu, ad etiketi ve düğme dikmek ya da her ailenin ihtiyaç duyduğu benzer işler yapmak olabilir.

But going on to making things for their charges, Kelime

3:32

Sonrasında ise baktıkları çocuklar için bir şeyler yapmaya geçiyorlar;

Kelime

their charges ifadesinin bakım altındaki kişi anlamı

their charges ifadesindeki charge, birinin bakımına veya gözetimine verilmiş kişi anlamına gelir. Burada çoğul their charges, onların baktığı kişileri—çevredeki bağlama göre özellikle çocukları—ifade eder; ücret, suçlama veya elektrik anlamına gelmez. Bu sayılabilen isim, ilişkiyi bakım veren kişinin bakış açısından gösterir: insanlar in your charge ise onlardan siz sorumlusunuzdur. Genellikle yalnızca the children veya people they care for demekten daha resmî duyulur.

Alıştırma

“The counselors prepared lunch for their charges,” cümlesinde their charges kimlerdir?

  1. Danışmanların ödemesi gereken ücretler
  2. Danışmanlara yöneltilen suçlamalar
  3. Danışmanların sorumlu olduğu kişiler
Cevabı göster

Danışmanların sorumlu olduğu kişiler

their children might have ideas

3:35

çocukların fikirleri olabiliyor

and they'll make things with them or for them.

3:36

ve bunları çocuklarla birlikte ya da onlar için yapıyorlar.

Is that an undoable knot?

3:40

Bu, çözülebilen bir düğüm mü?

I hope so.

3:42

Umarım öyledir.

Bouncy.

3:45

Yaylı.

Um but this carriage pram would take a child up to about 2 and 1/2 years of age. Kelime

3:46

Şey, ama bu klasik bebek arabası yaklaşık iki buçuk yaşına kadar bir çocuğu taşıyabilir.

Kelime

İngiliz İngilizcesindeki carriage pram terimi

carriage pram, geleneksel ve nispeten büyük bir bebek arabasıdır; genellikle bebeğin düz biçimde yatmasını sağlayan derin bir gövdesi vardır. Cümlede küçük bir çocuk için kullanılan belirli bir tekerlekli araç türünü ifade eder, tren vagonunu değil. Bu birleşik ifade özellikle İngiliz çocuk bakımı terimleri ve eski tarz ekipmanla ilişkilidir. Pram, perambulator sözcüğünün kısaltmasıdır; carriage ise büyük ve klasik bebek arabası tasarımını daha da vurgular.

Alıştırma

Geleneksel İngiliz kullanımında hangi nesne carriage pram olarak en iyi şekilde tanımlanır?

  1. Bir arabanın içine kalıcı olarak sabitlenmiş çocuk koltuğu
  2. Bebeğin düz yatabildiği derin gövdeli, büyük ve klasik bir bebek arabası
  3. Oturan küçük bir çocuk için hafif ve dik bir pushchair
Cevabı göster

Bebeğin düz yatabildiği derin gövdeli, büyük ve klasik bir bebek arabası

So do we remember what this is called? Ton ve niyet

3:51

Peki bunun adını hatırlıyor muyuz?

Ton ve niyet

Do we remember what this is called? ile ortak hatırlama sorusu

Do we remember ...? sorusu, kontrolü ortak bir hatırlama olarak sunar: öğretmen we kullanarak sınıfı sürece katar ve daha önce öğretilen bir bilgiyi sorar. Genellikle doğrudan sorulan What is this called? sorusundan daha iş birlikçi ve yumuşak duyulur. Büyük sorunun içinde what this is called, hatırlanacak bilgiyi belirten gömülü bir soru yan tümcesidir. Gömülü soru düz cümle dizilişini kullanır: what + this + is + called; doğrudan soru dizilişi olan what is this called kullanılmaz.

Alıştırma

Öğretmenin ortak hatırlama sorusunu gömülü soruyla tamamlayın: Do we remember ____?

Cevabı göster

what this is called

That's the apron.

3:52

Bu, ön örtü.

The apron,

3:53

Ön örtü,

absolutely.

3:54

aynen öyle.

And you don't use that when you're inside

3:54

İçerideyken bunu kullanmazsınız

because it could make the baby too hot.

3:57

çünkü bebeği fazla sıcak tutabilir.

The students also learn how to prepare an old-fashioned pram.

3:59

Öğrenciler ayrıca eski tarz bir bebek arabasını hazırlamayı da öğreniyor.

Remember with carriage prams,

4:03

Klasik bebek arabalarında şunu unutmayın:

you don't have to do hospital corners, Kültür

4:04

hastane usulü köşe yapmanız gerekmez,

Kültür

Yatak yaparken hospital corners

Hospital corners, çarşafın yatağın her köşesinde sıkıca içeri sokulup düzgünce katlandığı ve çoğu zaman belirgin bir çapraz kat izi oluşturduğu bir yatak yapma tekniğidir. Terim, hastane binasının köşelerini değil bu yöntemi ifade eder. do hospital corners ifadesinde do, bu katlama biçimini uygulamak veya oluşturmak anlamına gelir. you don't have to do hospital corners demek, yatak takımını özellikle hassas ve düzenli biçimde yerleştiren bu yöntemin zorunlu olmadığını belirtir.

Alıştırma

Bir otel sorumlusu, “Please make hospital corners on every bed.” diyor. Personel ne yapmalıdır?

  1. Köşelerin yakınındaki duvarlarda hasar olup olmadığını kontrol etmek.
  2. Her yatağı odanın köşesine taşımak.
  3. Her çarşafı yatağın köşelerinde sıkıca içeri sokup düzgünce katlamak.
Cevabı göster

Her çarşafı yatağın köşelerinde sıkıca içeri sokup düzgünce katlamak.

but you just want to make it as tidy and neat as you possibly can in the pram. Dilbilgisi

4:06

ama arabanın içini mümkün olduğunca düzenli ve düzgün hazırlamalısınız.

Dilbilgisi

as tidy and neat as you possibly can kalıbı

as + adjective(s) + as you possibly can kalıbı, “yapabildiğiniz en yüksek derecede” anlamına gelir. Burada dinleyenden, yapabileceği sınırlar içinde nesneyi son derece düzenli ve derli toplu hâle getirmesi istenir. Bu kalıpta possibly, azami çaba fikrini güçlendirir; belirsizlik göstermez. can sözcüğünden sonra eksik bırakılan eylem önceki bölümden anlaşılır: can make it tidy and neat.

Alıştırma

tidy and neat sözcüklerini as + adjectives + as you possibly can kalıbında kullanın. Talimatı tamamlayın: Before the inspection, make the room ____.

Cevabı göster

as tidy and neat as you possibly can

So Norland nannies still use these today in college and in the workplace.

4:12

Norland dadıları bunları bugün hâlâ okulda ve iş yerinde kullanıyor.

Remember attention to detail is really important. Kalıp ifadeler

4:19

Ayrıntılara dikkat etmenin gerçekten önemli olduğunu unutmayın.

Kalıp ifadeler

attention to detail ifadesi

Attention to detail, küçük noktaları dikkatle fark etmek ve doğru çalışmak anlamına gelen sabit bir isim öbeğidir. Bu cümlede belirli tek bir ayrıntıyı değil, genel bir standardı veya beceriyi adlandırır. to edatı, dikkatin neye yöneldiğini gösterir. Genel anlamdaki bu sabit ifadede, birden fazla ayrıntı söz konusu olsa bile detail normalde tekil ve artikelsiz kullanılır.

Alıştırma

Genel beceriyi adlandıran sabit tekil ifadeyi kullanın. Cümleyi tamamlayın: Her ____ helps her catch tiny errors before publication.

Cevabı göster

attention to detail

So um make that look neat and tidy.

4:22

Şey, düzgün ve derli toplu görünmesini sağlayın.

It's um...

4:27

Bu, şey...

But principal Dr. Janet Rose wants to modernize the image Kelime

4:28

Ancak müdür Dr. Janet Rose, imajı modernleştirmek istiyor;

Kelime

modernize the image: kamusal algı anlamındaki image

Bu cümlede image, halkın okul ve ev hizmetleri alanı hakkında sahip olduğu genel izlenim anlamına gelir. Fotoğraf veya grafik değil, soyut bir itibar ya da kamusal kimliktir. To modernize an image, bu kamusal izlenimin daha güncel, profesyonel ve çağdaş beklentilere uygun görünmesini sağlamak demektir. İfade, bir şeyin nasıl algılandığını değiştirmeye odaklanır. Gerçek değişiklikler bu hedefi destekleyebilir, ancak image sözcüğü algının kendisini belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede modernize the image ne anlama geliyor?

  1. Okulun ve mesleğin halka daha güncel görünmesini sağlamak
  2. Her odaya modern ekipman kurmak
  3. Eski bir fotoğrafı daha yeni bir fotoğrafla değiştirmek
Cevabı göster

Okulun ve mesleğin halka daha güncel görünmesini sağlamak

both of the college and of the nannying profession.

4:31

hem okulun hem de dadılık mesleğinin imajını.

Knowing how to control a car in skid is just one of the skills a modern-day Norland nanny can offer clients.

4:35

Bir otomobili kayarken nasıl kontrol edeceğini bilmek, günümüzün Norland dadısının müşterilerine sunabileceği becerilerden yalnızca biri.

Norland College was founded by Emily Ward nearly 130 years ago.

4:43

Norland College, yaklaşık 130 yıl önce Emily Ward tarafından kuruldu.

Her aim was to encourage a better and more educated class of women to enter the ranks of domestic service. Kalıp ifadeler

4:48

Ward'ın amacı, daha nitelikli ve eğitimli kadınları ev hizmetlerinde çalışmaya teşvik etmekti.

Kalıp ifadeler

enter the ranks of: bir gruba resmî olarak katılmak

Enter the ranks of, belirli bir mesleğin, kuruluşun veya tanınmış grubun üyesi olmak anlamına gelir. Burada kadınlar, çalışan olarak ev hizmetleri alanına katılmaya teşvik ediliyor. Ranks başlangıçta, özellikle askerî dilde, düzenli sıraları veya kademeleri çağrıştırır. Ancak bu yapıda, bir gruba ait olan kişileri topluca belirtir. Başka bağlamlara aktarılabilen yapı enter the ranks of + grup veya alandır.

Alıştırma

Dersin “bir gruba üye olarak katılmak” anlamındaki dört sözcüklük resmî ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After years of training, Maya was ready to ____ the city's firefighters.

Cevabı göster

enter the ranks of

So here we have the um very first probationers all the way back in 1892, Kalıp ifadeler

4:56

Burada 1892'ye kadar uzanan ilk aday öğrencileri görüyoruz;

Kalıp ifadeler

all the way back in 1892: zamansal uzaklığı vurgulama

Bu cümlede all the way back in 1892, 1892 yılının günümüzden çok uzak bir geçmiş gibi hissedildiğini vurgular. Dinleyiciyi zaman çizelgesinde çok geriye götürür; fiziksel bir yolculuğu anlatmaz. Yeniden kullanılabilen all the way back in + yıl veya dönem kalıbı, geçmişteki bir zaman ifadesini vurgular. Eski kayıtlar, kökenler, anılar veya tarih anlatılırken sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede geçmişteki bir tarihin çok uzak olduğunu vurgulamak için all the way back in kullanılmıştır?

  1. The library owns newspapers from all the way back in 1765.
  2. The library has preserved newspapers since 1765.
  3. The researcher traveled all the way to Boston in 1765.
Cevabı göster

The library owns newspapers from all the way back in 1765.

the very first students at Norland.

5:02

Norland'ın ilk öğrencilerini.

And here we have a photograph of one of our Norlanders um who worked for the Greek royal family.

5:05

Burada da Yunan kraliyet ailesi için çalışmış Norland mezunlarımızdan birinin fotoğrafı var.

Back then,

5:11

O dönemde

nannies had to wear nurses uniforms to differentiate themselves from the household servants. Kalıp ifadeler

5:12

dadılar, ev hizmetlilerinden ayırt edilmeleri için hemşire üniforması giymek zorundaydı.

Kalıp ifadeler

differentiate themselves from: farklı bir kimlik ortaya koyma

Differentiate themselves from, kişinin veya grubun kimliğini başka bir gruptan görünüş ya da işlev bakımından belirgin biçimde farklılaştırması anlamına gelir. Burada üniformalar, dadıları ev hizmetlilerinden ayrı bir mesleki rol olarak gösteriyordu; from haksız davranışın hedefini değil, karşılaştırılan grubu tanıtır. Yeniden kullanılabilen kalıp differentiate + dönüşlülük zamiri + from + kişi veya grup şeklindedir. İnsanlar ya da kuruluşlar nitelikleri, seçimleri veya davranışlarıyla farklı bir kimlik ortaya koyduğunda sıkça kullanılır.

Alıştırma

‘Kendilerini başkalarından farklı hâle getirmek’ anlamındaki resmî kalıpla cümleyi tamamlayın: Applicants can ____ other candidates by showing concrete results.

Cevabı göster

differentiate themselves from

Puffed sleeves and pinafores were replaced over time by a modest beige dress, Dilbilgisi

5:18

Kabarık kollar ve önlükler zamanla yerlerini sade bej bir elbiseye,

Dilbilgisi

were replaced over time by: edilgen yapıda aşamalı değişim

Edilgen A was/were replaced by B kalıbı, B'nin A'nın yerini aldığını anlatır. Bu cümlede puffed sleeves and pinafores önceki özelliklerdir; a modest beige dress ise onların yerine gelen yeni unsurdur. Bu replace kalıbında by, değişikliği yapan kişiyi değil, yeni gelen unsuru tanıtır. Over time, değişimin bir anda değil, yavaş yavaş gerçekleştiğini gösterir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp A was/were replaced over time by B şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan edilgen ifadeyle tamamlayın: Printed schedules ____ a shared digital calendar as the office modernized.

Cevabı göster

were replaced over time by

brown bowler hat and brogues, Kelime

5:23

kahverengi melon şapka ve brogue ayakkabılara

Kelime

bowler hat and brogues: belirli şapka ve ayakkabı stilleri

Bowler hat, tepesi yuvarlak, kenarı dar ve kıvrımlı olan sert bir keçe şapkayı anlatır. Brogues ise geleneksel olarak derideki dekoratif deliklerle tanınan bağcıklı ayakkabılardır; çoğul brogues biçimi bir çift ayakkabıya karşılık gelir. Sözcükler bir giysi listesinde yer aldığı için brogues burada ayakkabı anlamındadır; brogue sözcüğünün bölgesel aksan anlamında değildir. Bu kesin terimler, yalnızca hat ve shoes demek yerine kıyafete geleneksel bir İngiliz üniforması havası verir.

Alıştırma

Notta geçen giyim terimlerini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: For the period costume, he chose a stiff, rounded ____ and leather ____ with decorative perforations.

Cevabı göster

bowler hat · brogues

and white cotton gloves.

5:25

ve beyaz pamuklu eldivenlere bıraktı.

Nannies are still required to be immaculate and abide by strict rules. Kalıp ifadeler

5:27

Dadıların hâlâ kusursuz görünmeleri ve katı kurallara uymaları gerekiyor.

Kalıp ifadeler

Abide by strict rules: katı kurallara uymak

“Abide by strict rules” ifadesinde abide by, “uymak” veya “itaat etmek” anlamına gelir. by edatı ifadenin bir parçasıdır; bu anlamda abide sözcüğünün hemen ardından rules getirilemez. Kalıp abide by + bir kural, yasa, anlaşma, karar veya başka bir standart şeklindedir. Kurallara uymayı beklenen bir görev olarak sunar; dolayısıyla cümle, dadıların kurumun katı kurallarına uyması gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi abide ve gerektirdiği edatla tamamlayın: All contractors must ____ the site's safety rules.

Cevabı göster

abide by

Smoking is banned

5:32

Sigara içmek yasak,

as is buying alcohol, Dilbilgisi

5:33

alkol satın almak da öyle;

Dilbilgisi

As is buying alcohol: devrik yapıyla ekleme

Burada “as is buying alcohol”, önceki yüklemi tekrarlamadan ikinci bir öge ekler. Önceki fikir “Smoking is banned” olduğuna göre yapı açıldığında “buying alcohol is also banned” olur. Kısa kalıp as + be fiilinin uygun biçimi + özne şeklindedir; ortak tamamlayıcı önceki cümlecikten anlaşılır. is fiilinin öznesi Buying alcohol ifadesidir; as özne değildir. Bu yapı, resmî listelerin paralel bilgileri kısa biçimde sunmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi kısa as + be kalıbıyla tamamlayın: Parking is prohibited here, ____ blocking the entrance.

Cevabı göster

as is

fast food,

5:34

fast food

or even a takeaway coffee.

5:36

hatta al-götür kahve almak da yasak.

I definitely found the uniform really appealing.

5:39

Üniformayı kesinlikle çok çekici buldum.

I think there's something about wearing this uniform. Kalıp ifadeler

5:42

Bence bu üniformayı giymenin özel bir yanı var.

Kalıp ifadeler

There's something about + isim veya -ing biçimi

there's something about + isim/-ing biçimi kalıbı, bir kişi, nesne veya etkinlikte konuşanın tam olarak adlandıramadığı ya da henüz açıkça adlandırmak istemediği, fark edilir bir özellik veya etki bulunduğunu anlatır. Burada üniformayı giymek, üniformanın temsil ettiği gelenek ve mesleki kimlikle bağlantılı özel bir duygu yaratır; something bulunması gereken belirli bir nesne değildir. Gerund olan wearing, eylemin tamamının about edatının tümleci olmasını sağlar. Bu kalıp çekim, duygusal güç, atmosfer veya huzursuzluk anlatabilir; hangi özelliğin kastedildiğini sonraki bağlam ya da konuşanın tonu gösterir.

Alıştırma

Gerçek olan ancak açıklaması zor bir çekiciliği anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: "____ this old bookstore that makes me want to stay."

Cevabı göster

There's something about

You know,

5:44

Biliyorsunuz,

you represent 125 plus years of heritage.

5:44

125 yılı aşkın bir mirası temsil ediyorsunuz.

And this uniform means a lot.

5:49

Bu üniforma çok şey ifade ediyor.

It means that we're highly trained and we're really passionate about doing what we do. Kalıp ifadeler

5:50

Çok iyi eğitimli olduğumuzu ve yaptığımız işe gerçekten tutkuyla bağlı olduğumuzu gösteriyor.

Kalıp ifadeler

Be passionate about + gerund

Be passionate about + isim/gerund, bir konuya veya etkinliğe karşı güçlü ve kalıcı bir heyecan duymak anlamına gelir. Bu cümlede konuşanlar mesleki işlerini yalnızca yapmak üzere eğitim aldıkları bir iş olarak değil, derinden önemsedikleri bir uğraş olarak sunuyorlar. About burada bir edattır; bu yüzden ardından gelen etkinlik -ing biçimini alır: passionate about doing, teaching veya designing denir, passionate about do denmez. passionate about education örneğindeki gibi bir isim de kullanılabilir.

Alıştırma

Mülakat yanıtını güçlü heyecan anlatan ve gerundu doğru biçimde başlatan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: "I'm ____ designing accessible games for children."

Cevabı göster

passionate about

The college wants to attract more diverse,

5:54

Okul, daha çeşitli bir öğrenci kitlesi

more international students.

5:56

ve daha fazla uluslararası öğrenci çekmek istiyor.

Norland is also taking on university status. Öbek fiiller

5:59

Norland ayrıca üniversite statüsüne geçiyor.

Öbek fiiller

take on university status: üniversite statüsü kazanmak

take on university status ifadesinde take on, “kazanmak veya benimsemek” anlamına gelir. Norland, üniversite statüsüne sahip olmak üzere resmî kimliğini ya da sınıflandırmasını değiştiriyor. take on + statü, rol, özellik veya görünüm yapısı, yeni bir duruma geçişi anlatır. Burada bir görevi üstlenmek ya da bir üniversiteye meydan okumak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için take on ifadesini doğru biçimde kullanın: As the club grows, it is ____ a larger role in the community.

Cevabı göster

taking on

Soon we'll become Norland University

6:03

Yakında Norland University olacağız

and we'll be the first specialist early years university in the world.

6:06

ve dünyanın erken çocukluk alanındaki ilk uzman üniversitesi olacağız.

But for Freja,

6:10

Ama Freja için

becoming a Norland nanny isn't about pay or prestige. Anlatım akışı

6:11

Norland dadısı olmak maaş ya da prestijle ilgili değil.

It's about a passion for the job.

6:14

Bu işe duyduğu tutkuyla ilgili.

Anlatım akışı

isn't about ... It's about ... ile odağı değiştirmek

isn't about X; it's about Y ikili kalıbı, bir düzeltmeyi düzenler. İlk bölüm X’i ana odaktan çıkarır; ikinci bölüm ise Y’yi gerçek amaç, değer veya motivasyon olarak güçlü biçimde öne çıkarır. Burada maaş veya prestij, mesleği tanımlamanın yanlış yolu olarak; işe duyulan tutku ise gerçekten önemli olan şey olarak sunulur. About, fiziksel bir ilişkiyi değil, “merkezdeki nokta veya nedenle ilgili olmayı” ifade eder.

Alıştırma

Bir antrenör, doğal yeteneğin ana odak olduğu düşüncesini reddedip düzenli çalışmayı vurgulamak istiyor. Bu dersin iki parçalı kalıbıyla tamamlayın: Success ____ natural talent; ____ consistent practice.

Cevabı göster

isn't about · it's about

I want children to learn because they want to. Dilbilgisi

6:16

Çocukların istedikleri için öğrenmelerini istiyorum.

Dilbilgisi

want children to learn ifadesindeki want + someone + to do yapısı

want + nesne + to'lu mastar yapısında nesne, istenen eylemi kimin gerçekleştireceğini belirtir. Burada children, want fiilinin nesnesi ve aynı zamanda learn fiilinin anlamsal öznesidir: konuşan kişi öğrenenlerin çocuklar olmasını ister. Başka bir kişinin eylemiyle ilgili istek veya hedef belirtmek için özne + want + kişi/şey + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanın.

Alıştırma

want, the players ve rest sözcüklerini want + nesne + to'lu mastar kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: The coach ____ before Saturday's match.

Cevabı göster

wants the players to rest

Dilbilgisi

because they want to ifadesinde mastar eksiltisi

because they want to ifadesinin sonundaki to, to learn mastarının bir parçasıdır. learn fiili ilk cümlecikte zaten söylendiği için atılmıştır; tam anlam because they want to learn şeklindedir. Bu, mastar eksiltisidir: to alan bir fiil veya ifadeden sonra, eksik eylem açıkça anlaşılıyorsa İngilizce to öğesini koruyup tekrarlanan fiil öbeğini atabilir. to öğesinin kalması dil bilgisel yapıyı korur ve çocukların kendi istekleriyle öğrendiğini vurgular.

Alıştırma

join fiilini tekrarlamadan, want fiilinin doğru biçimini ve mastar eksiltisini kullanarak tamamlayın: Priya will join the science club, and her brother ____.

Cevabı göster

wants to

I want them to explore because they want to and be curious about the world.

6:18

İstedikleri için keşfetmelerini ve dünyayı merak etmelerini istiyorum.

And for me,

6:23

Benim içinse

seeing that is the most rewarding thing ever.

6:23

bunu görmek dünyadaki en ödüllendirici şey.

That's more rewarding than any paycheck I could ever get.

6:26

Alabileceğim her türlü maaştan daha büyük bir ödül.

Seeing a child exploring, Anlatım akışı

6:29

Bir çocuğun keşfettiğini,

being curious,

6:31

merak ettiğini,

wanting to learn,

6:32

öğrenmek istediğini,

wanting to grow,

6:32

büyümek istediğini görmek

Anlatım akışı

Seeing ..., being ..., wanting ...: paralel bir -ing sıralaması

Seeing a child exploring, being curious, wanting to learn ve wanting to grow şeklindeki dört -ing birimi tek bir paralel sıralama oluşturur. Her birim çocuğun gelişimine dair başka bir görünüm ekler; tekrarlanan biçim ritim yaratır ve görüntülerin üst üste birikmesini sağlar. Bunlar dört tam cümle değildir. Birlikte, anlamı daha sonra gelen “that's just so incredible” değerlendirmesiyle tamamlanan bir giriş birimi gibi çalışırlar. Bu kalıbı, tek bir ana yorum veya tepki vermeden önce ilgili gözlemleri toplamak için kullanabilirsin.

Alıştırma

Hangi cümle, tek bir ana tepkiden önce birkaç gözlemi paralel -ing ifadeleriyle biriktirir?

  1. The coach smiled, so the team practiced with confidence and encouraged one another.
  2. The team practiced, gained confidence, and encouraged one another while the coach smiled.
  3. Watching the team practice, seeing their confidence grow, and hearing them encourage one another made the coach smile.
Cevabı göster

Watching the team practice, seeing their confidence grow, and hearing them encourage one another made the coach smile.

that's just so incredible.

6:34

tek kelimeyle inanılmaz.

Which sounds for parents who can afford it,

6:37

Bu da maddi gücü yeten ebeveynlere

practically perfect in every way. Kültür

6:40

neredeyse her açıdan kusursuz geliyor.

Kültür

practically perfect in every way: anlamı ve Mary Poppins göndermesi

Burada practically, “neredeyse” anlamına gelir; dolayısıyla practically perfect in every way, “hemen hemen her yönden mükemmel” demektir. Pratik işleri yapmada mükemmel olmak anlamına gelmez. Bu sözler, Mary Poppins'in ünlü “practically perfect in every way” tanımını hatırlatır. Video daha önce dadıyı Mary Poppins'e benzettiği için, bu ifadenin sonda kullanılması önceki karşılaştırmaya eğlenceli bir gönderme yapar ve onu düzgün biçimde tamamlar.

Alıştırma

Bu kapanış cümlesinde 'practically perfect in every way' ne anlatıyor?

  1. Neredeyse her yönden mükemmel ve Mary Poppins'e eğlenceli bir gönderme içeriyor
  2. Pratik işler için yararlı ve özel bir kültürel göndermesi yok
  3. Kesin ve resmî bir değerlendirmeyle tamamen kusursuz olduğu belirtiliyor
Cevabı göster

Neredeyse her yönden mükemmel ve Mary Poppins'e eğlenceli bir gönderme içeriyor