Pandora'nın kutusu bulmacasını çözebilir misiniz? - Alex Rosenthal: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Pandora mitolojisiyle yeniden kurgulanan Cheryl’ın Doğum Günü problemi, iki iblisin sıralı konuşmalarının adayları aşamalı olarak nasıl elediğini ve sonunda Umut’un altı gözlü tembellik cini olduğunun nasıl belirlendiğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. If anything, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Beklenen bir yorumu düzeltip onun yerine daha güçlü, karşıt bir noktayı koymayı öğrenin. Burada Pandora’nın kutuyu açmaya niyetlenmediğini, tam tersine bütün iradesiyle direndiğini açıklığa kavuşturur. Bu geçişi hikâyelerde ve tartışmalarda dinleyiciyi yanlış bir varsayımdan gerçek duruma yöneltmek için kullanabilirsiniz. 2. "I know you don't know which one she is." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir karakterin bilgisinin başka bir karakterin bilgisizliğini de içerdiği iç içe geçmiş bir bilgi ifadesini anlayın. Bu kalıp, mantık bulmacalarında, tartışmalarda ve açıklamalarda farklı bakış açılarını doğru biçimde izlemenizi ve çok katmanlı akıl yürütmeyi ifade etmenizi sağlar. 3. the entire table boils down to one of these four options — Deyimsel fiiller: Karmaşık bir bilgi bütününü temel olasılıklarına indirgemek için boil down to yapısını kullanın. Bu ifade analiz özetlerken, seçenekleri daraltırken veya görünüşte karmaşık bir problemin sonuçta daha sınırlı bir karara dönüştüğünü gösterirken kullanışlıdır.
Bu derste
Pandora was having a decisively bad day. Kalıp ifadeler
0:07Pandora kesinlikle kötü bir gün geçiriyordu.
was having a decisively bad day: kuşkusuz çok kötü bir gün
Have a bad day, bir kişinin o günkü genel deneyimini özetler: işler kötü gidiyordur, kişi kendini kötü hissediyordur ya da ikisi birden oluyordur. Geçmişte devam eden yapıyı kullanan was having, bu kötü deneyimi hikâyenin o anında sürmekte olan bir durum olarak gösterir. Burada decisively, bad sözcüğünü niteler. Açıkça veya kuşkusuz anlamına gelerek anlatımı güçlendirir ve ifadeye biraz mizahi ya da edebî bir hava verir. Birinin kararlı biçimde hareket ettiğini anlatmaz.
Alıştırma
was having a decisively bad day burada ne anlama geliyor?
- Kişi günü kötü hâle getirmeyi bilerek seçti.
- Kişi o gün kararlı bir karar verdi.
- Gün genel olarak açıkça çok kötü gidiyordu.
Cevabı göster
Gün genel olarak açıkça çok kötü gidiyordu.
didn't set out to: başlangıçtaki amaç bu değildi
Set out to + fiilin yalın hâli, belirli bir amaç veya niyetle başlamak anlamına gelir. Didn't set out to open ifadesinde olumsuzluk ilk plana yöneliktir: kutuyu açmak başlangıçta yapmak istediği şey değildi. Bu ifade onun kutuyu açmayı deneyip başaramadığını ya da kutuyu hiç açmadığını söylemez. Eylem daha sonra kazara veya koşullar değiştiği için yine de gerçekleşebilir.
Alıştırma
Cümleyi başlangıçta yapmayı amaçlamamak anlamındaki dört sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: We ____ create extra work for the team.
Cevabı göster
didn't set out to
If anything: Önceki çıkarımı düzeltmek veya tersine çevirmek
If anything burada gerçek anlamda bir if koşulu değil, düşüncelerin akışını düzenleyen bir söylem belirtecidir. Okura önceki bir düşüncenin veya olası çıkarımın düzeltilmesi gerektiğini bildirir ve ardından daha doğru, hatta ters yönde olabilecek bir nokta sunar. Bu cümlede düzeltmeyi she'd resisted bölümü yapar: onun olayın gerçekleşmesini istediği düşüncesini desteklemek yerine, buna etkin biçimde karşı koyduğunu söyler. Başka bağlamlarda If anything, önceki iddiayı tamamen tersine çevirmeden güçlendirebilir veya daha kesin hâle getirebilir.
Alıştırma
'The new rule didn't simplify the process. If anything, it made the process slower,' cümlesinde If anything neyi gösterir?
- Herhangi bir nesnenin seçilebileceği anlamına gelir.
- Ters bir sonuca işaret ederek ilk izlenimi düzeltir.
- Gerçekleşebilecek veya gerçekleşmeyebilecek bir koşul sunar.
Cevabı göster
Ters bir sonuca işaret ederek ilk izlenimi düzeltir.
with every ounce of her will: Tüm irade gücünü kullanmak
with every ounce of her will, 'sahip olduğu bütün irade gücüyle' anlamına gelen güçlü bir benzetmedir. Ounce gerçek anlamda bir ağırlık birimidir; ancak cümle, irade gücünü ölçülebilen ve tamamen kullanılabilen bir şey gibi düşünür. Yeniden kullanılabilen kalıp with every ounce of one's strength, courage, energy, or will şeklindedir. Çabanın yalnızca güçlü değil, eksiksiz ve yoğun olduğunu vurgular.
Alıştırma
every ounce of + possessive + will kalıbını eksiksiz tamamlayın: She resisted the temptation with ____.
Cevabı göster
every ounce of her will
curiosity got the better of her: dürtünün özdenetime üstün gelmesi
Burada curiosity got the better of her, bilme isteğinin özdenetimine üstün geldiğini ve bu dürtüyle hareket ettiğini anlatır. Merakının geliştiği ya da ondan daha iyi hâle geldiği anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı something gets/got the better of someone şeklindedir. Özne, üstün gelen duygu, dürtü, sorun veya rakiptir; etkilenen kişi of sözcüğünden sonra gelir.
Alıştırma
Maya'nın merakının özdenetimine üstün geldiğini anlatan deyimle cümleyi tamamlayın: Maya knew the drawer was private, but her curiosity ____, so she looked inside.
Cevabı göster
got the better of her
and a cavalcade of evils of every shape and size spilled out. Notlar
0:20ve her şekil ve boyuttan bir kötülük sürüsü etrafa yayıldı.
every shape and size: geniş bir çeşitliliği anlatmak
Bu cümlede of every shape and size, kötülüklerin görünüş açısından ve daha geniş anlamda tür açısından çok çeşitli olduğunu anlatır. İfade yalnızca kesin ölçülerle sınırlı değildir. İsim + of every shape and size kalıbı, her üyeyi tek tek saymadan çeşitli bir grubu anlatmanızı sağlar. Yakın anlamlı of all shapes and sizes ifadesi de yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle kostüm odasında çok çeşitli kıyafetler olduğunu söyler?
- The costume room has outfits of every shape and size.
- The costume room has one outfit in a single standard size.
- Every outfit in the costume room looks exactly the same.
Cevabı göster
The costume room has outfits of every shape and size.
spill out: içeriden çok sayıda ve kontrolsüz biçimde çıkmak
Spilled out, spill out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada çok sayıda kötülüğün bir kabın içinden aniden dışarı çıktığını anlatır. Görüntü, kaçan bir sıvıyı andırır: hareket bol, hızlı ve pek düzenli değildir. Bu öbek fiil, kalabalıkların veya çok sayıda nesnenin bir yerden akış hâlinde çıkmasını da anlatabilir. Out ifadenin bir parçasıdır ve içeriden dışarıya hareket anlamı taşır.
Alıştırma
Cümleyi spill out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the final bell, students ____ of the school.
Cevabı göster
spilled out
By the time she'd slammed the front door of her home shut, Notlar
0:24Evindeki ön kapıyı çarpıp kapattığında,
By the time she'd slammed: geçmişte tamamlanmış bir zaman sınırını belirtmek
By the time, bir hikâyede son sınır gibi işleyen bir zaman noktası sunar ve o noktaya ulaşıldığında neyin zaten doğru olduğuna bakmamızı sağlar. Bu cümlede söz konusu nokta, kapıyı kapatma eyleminin tamamlanmasıdır. She'd slammed, she had slammed anlamına gelir. Had + geçmiş zaman ortacı, past perfect yapısını oluşturur; dolayısıyla kapıyı kapatma eylemi geçmişteki referans noktasında zaten tamamlanmış olarak görülür. Ana cümle daha sonra o zamana kadar ne olduğunu veya neyin kaldığını anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi By the time ve finish fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: ____ Maya ____ packing, the taxi was waiting outside.
Cevabı göster
By the time · had finished
slammed the front door ... shut: sonuç tümleci olarak shut
slammed the front door of her home shut ifadesinde slammed güçlü bir kapatma hareketini, shut ise ön kapının ulaştığı son durumu anlatır. Shut, nesnenin sonuç tümlecidir; ikinci bir ana eylem değildir. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp fiil + nesne + sonuç tümlecidir: eylem, nesneyi sonda belirtilen duruma getirir.
Alıştırma
Hedef sözcük shut’ı sonuç tümleci olarak kullanıp cümleyi tamamlayın: The wind slammed the window ____.
Cevabı göster
shut
only 10 minor imps of wrath, greed, gluttony, and sloth varieties
0:28geriye yalnızca öfke, açgözlülük, oburluk ve tembellik türlerinden 10 küçük iblis
Pandora tried desperately to get them under control, Kalıp ifadeler
0:38Pandora onları kontrol altına almak için umutsuzca uğraştı,
get them under control: denetim altındaki bir duruma getirmek
Get someone or something under control, zor, karışık veya tehlikeli bir kişiyi, şeyi ya da durumu denetim altındaki bir duruma getirmek anlamına gelir. Cümlede them nesnedir; under control ise Pandora'nın ulaşmaya çalıştığı sonucu belirtir. Burada get bir değişimi vurgular: durum henüz denetim altında değildir ve biri onu yönetilebilir hâle getirmek için harekete geçer. Under control fiziksel bir konumu değil, bir durumu anlatır.
Alıştırma
Yangın için get ... under control yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The fire is spreading, but crews are trying to ____.
Cevabı göster
get it under control
The first greater demon turned to Pandora and said,
0:48İlk büyük şeytan Pandora'ya döndü ve şöyle dedi:
“This is hopeless” ... “Hope”: kelime oyunuyla yapılan ters köşe
“This is hopeless” ifadesinde hopeless normalde durumu değerlendirir: başarı ya da kurtuluş şansı yokmuş gibi görünür. Bu sıfat, hope sözcüğüne “-siz” anlamı veren -less eki getirilerek oluşturulur. Sonraki “Hope? Hope is still here” cümlesinde ise Hope bir karakterin adı olarak yeniden kullanılır. İblis, hopeless sözcüğü sanki Hope adlı kişinin orada olmadığı anlamına geliyormuş gibi karşılık verir. Sıradan bir sıfattan kişileştirilmiş bir ada geçiş, kelime oyununu ve ters köşeyi yaratır.
Alıştırma
Parçadaki kelime oyununu en iyi hangi açıklama anlatıyor?
- Hopeless, Hope adlı karakterin kendine güvenini kaybettiği anlamına gelir.
- Hopeless durumu anlatırken Hope aynı zamanda hâlâ orada bulunan bir karakter olarak ele alınır.
- Hope yalnızca cümleyi daha dramatik göstermek için tekrarlanır.
Cevabı göster
Hopeless durumu anlatırken Hope aynı zamanda hâlâ orada bulunan bir karakter olarak ele alınır.
I just made her look like an imp Dilbilgisi
0:54Sadece onun küçük bir iblis gibi görünmesini sağladım
made her look like an imp: make + nesne + yalın fiil
Made her look, make + nesne + yalın fiil kalıbını izler. Made geçmiş zamanı taşır, her etkilenen nesnedir ve look yalın hâlde kalır: önüne to gelmez ve -ed almaz. Like an imp, görünüşün ne olduğunu belirterek look fiilini tamamlar. Make someone look like something kalıbının tamamı, birinin belli bir görünüşe veya izlenime sahip olmasını sağlamak anlamına gelir; kişinin gerçekten dönüşmesi gerekmez.
Alıştırma
Leo wore a costume. Make someone look like something kalıbını ve him zamirini kullanarak sonraki cümleyi tamamlayın: The costume ____ a king.
Cevabı göster
made him look like
that's the kind of bad guy I am: kendini şakacı bir kötü adam olarak tanımlama
that's the kind of bad guy I am ifadesinde the kind of bad guy, “kötü adam türü” anlamına gelir; I am ise konuşanın bu türün bir örneği olduğunu belirtir. Burada kind, “tür” anlamında bir isimdir; kind of, “biraz” anlamında ifadeyi yumuşatan bir söz değildir. Konuşan, yaptığı şakayı karakterine özgü ve tipik bir davranış gibi sunmak için kendisine bad guy der. Bu cümle, gerçekten kötü olduğunu tarafsızca itiraf etmekten çok, rolünden keyif alan bir kötü karakter gibi gururlu, teatral ve şakacı duyulur.
Alıştırma
That's the kind of bad guy I am cümlesinde kind of ne işe yarar?
- Konuşanın kötü adamın ne olduğunu bilmediğini söyler.
- Konuşanın ait olduğunu söylediği kötü adam tipini belirtir.
- bad guy ifadesini yumuşatarak onun yalnızca biraz kötü olduğu anlamına getirir.
Cevabı göster
Konuşanın ait olduğunu söylediği kötü adam tipini belirtir.
To make things interesting: yeni bir gelişmeyi haber vermek
To make things interesting, konuşanın ardından gelen eylemi neden yaptığını dinleyicilere önceden açıklar. Dil bilgisi açısından cümlenin başında kullanılan amaç bildiren bir mastar yapısıdır ve yeni bir koşulun ya da gelişmenin geleceğini haber verir. Burada interesting yaramazca bir anlam taşır: eylem, durumu yalnızca daha eğlenceli değil, daha karmaşık veya zor hâle getirir. Bu giriş, dinleyicileri durumu değiştirecek bilgiye hazırlayarak anlatımı düzenler.
Alıştırma
Zorluğu artırmak için eğlenceli bir değişiklik sunan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____, each team will receive a different clue.
Cevabı göster
To make things interesting
which variety of imp Hope is ... how many eyes she has: gömülü sorularda sözcük dizimi
Vurgulanan iki yan cümle de dolaylı sorudur: dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine, söylenen bilginin içeriğini belirtirler. which variety of imp ifadesinden sonra özne Hope, is fiilinden önce gelir; how many eyes ifadesinden sonra da özne she, has fiilinden önce gelir. Gömülü sorular genellikle doğrudan soru devrikliği yerine düz cümle dizilişini kullanır. Bağlı yapı I told Abaddon X and told Beelzebub Y anlamındadır. İkinci told bağlamdan anlaşıldığı için atılır; böylece her kişiye farklı bir bilgi verilmiş olur.
Alıştırma
Hangi cümlede iki yan cümlenin gömülü soru dizilişi de doğrudur?
- I told Mia which do train we need and Leo how long takes the trip.
- I told Mia which train we need and Leo how long the trip takes.
- I told Mia which train do we need and Leo how long does the trip take.
Cevabı göster
I told Mia which train we need and Leo how long the trip takes.
"I know you don't know which one she is." Dilbilgisi
1:21"Onun hangisi olduğunu bilmediğini biliyorum."
I know you don't know which one she is: iç içe geçmiş bilgi
Cümlede iç içe geçmiş katmanlar vardır: I know [you don't know [which one she is]]. En dıştaki yan cümle konuşanın bilgisini bildirir; konuşanın bildiği şey, dinleyicinin bir bilgiden yoksun olmasıdır. En içteki yan cümle ise henüz çözülmemiş soruyu, yani onun bir grup içindeki kimliğini belirtir. Önemli nokta, cümlenin tek başına konuşanın onu tanıyıp tanıyamadığını söylememesidir. Bir akıl yürütmede veya bulmaca diyaloğunda, başka birinin neyi bilmediğine dair bir ifade kendi başına yeni bir ipucu verebilir.
Alıştırma
Cümle hangi bilgi ilişkisini açıkça ifade ediyor?
- Konuşan da dinleyici de onun hangisi olduğunu kesin olarak bilir.
- Konuşan, dinleyicinin kendisinden daha fazlasını bildiğini söyler.
- Konuşan, dinleyicinin onu tanımlayamadığını bilir; ancak cümle konuşanın bunu yapıp yapamadığını söylemez.
Cevabı göster
Konuşan, dinleyicinin onu tanımlayamadığını bilir; ancak cümle konuşanın bunu yapıp yapamadığını söylemez.
I didn't before, but now I know: zaman içindeki bir değişimi göstermek
Before ve now, bir kişinin bilgi durumunu iki aşamaya ayırır. But karşıtlığı gösterir: konuşan kişi bu bilgiye önceden sahip değildi, fakat şu anda sahip. Bu yapı, bilgi, beceri veya görüşte zamanla oluşan bir değişimi düzenli biçimde anlatmak için de kullanılabilir. I didn't before ifadesinde did not, did not know yerine kullanılır. İngilizcede dinleyen kişi yakın sözcüklerden veya bağlamdan çıkarabiliyorsa tekrarlanan bir fiil öbeği söylenmeyebilir; burada ikinci cümlecikteki know ipucunu verir.
Alıştırma
Before ve now karşıtlığını tamamlayın: I didn't understand it ____, but ____ I do.
Cevabı göster
before · now
to which Abaddon replied: bir ifadeyi verilen cevaba bağlamak
To which Abaddon replied, edat + ilgi zamirinden oluşan bir bağlantıdır. Which önceki ifadeye veya olaya gönderme yapar; to ise reply to something yapısından gelir. İfade, Abaddon'ın az önce söylenen şeye cevap verdiğini anlatır. Bu yapı, resmî yazılı anlatımda önceki ifadeyi verilen cevaba bağlar. to which? şeklinde bir soru değildir ve düz cümle söz dizimini korur: Abaddon replied denir, did Abaddon reply denmez.
Alıştırma
Reply to yapısından oluşan ilgi ifadesiyle resmî anlatım bağlantısını tamamlayın: Maya rejected the offer, ____ Daniel replied, "Let's discuss another plan."
Cevabı göster
to which
in a huff: gözle görülür biçimde kızgın veya alınmış
In a huff, birinin gözle görülür biçimde kızgın ya da alınmış olduğunu anlatır. Burada replied fiilini niteler ve Abaddon'ın sinirli, biraz da küskün bir tavırla cevap verdiğini gösterir. Bu ifade, huff fiilinin “gürültülü solumak” şeklindeki fiziksel eylemini değil, duygusal bir durumu anlatır. Genellikle aşırı öfkeden çok, kısa süreli ve dışa vurulan bir hoşnutsuzluğu çağrıştırır.
Alıştırma
Hangi cümlede in a huff doğal biçimde kullanılmıştır?
- Maya walked out in a huff after her teammates dismissed her idea.
- Maya measured the table in a huff to find its exact length.
- Maya relaxed in a huff because the room was quiet and comfortable.
Cevabı göster
Maya walked out in a huff after her teammates dismissed her idea.
And both left in a hurry without so much as a farewell. Deyimler
1:34Ve her ikisi de veda bile etmeden aceleyle oradan ayrıldı.
without so much as a farewell: tek bir veda bile etmeden
Without so much as a farewell, onların vedalaşmak için beklenen en küçük davranışı bile göstermeden ayrıldıkları anlamına gelir. without so much as + isim veya -ing biçimi, normalde beklenen en küçük bir eylemin bile gerçekleşmediğini vurgular. Burada so much as miktarla ilgili değildir. Bu olumsuz yapının bir parçası olarak vurguyu artırır ve çoğu zaman şaşkınlık, hayal kırıklığı veya eleştiri ifade eder.
Alıştırma
without so much as ifadesinden sonra apology ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: After falsely accusing Mia, he ended the call ____.
Cevabı göster
without so much as an apology
Pandora knows her only chance to fix this mess Dilbilgisi
1:40Pandora bu karmaşayı düzeltmek için tek şansının
her only chance to fix ... is to capture ...: uygulanabilir tek çözüm
someone's only chance to do X is to do Y kalıbı, X'i başarmak için uygulanabilir tek eylemin Y olduğunu belirtir. Burada karmaşayı düzeltmek hedeftir; Hope'u yakalamak ise gerekli çözüm olarak sunulur. to alan iki mastar farklı görevler üstlenir. to fix this mess, chance sözcüğünü niteleyip hedefi belirtir; is to capture Hope ise be fiilinden sonraki tamamlayıcı olarak yapılacak eylemi belirtir.
Alıştırma
Bir eylemi hedefe ulaşmanın tek uygulanabilir yolu olarak sunan kalıbı tamamlayın: Leah's ____ catch the last train ____ leave now.
Cevabı göster
only chance to · is to
This problem originally took the world by storm in 2015 Deyimler
1:58Bu problem ilk olarak 2015'te,
originally took the world by storm: hızlı ve geniş çaplı popülerlik
take the world by storm, çok kısa sürede aşırı derecede popüler olmak veya geniş çapta dikkat çekmek anlamına gelen bir deyimdir. Cümle, problemin 2015'te geniş ölçüde yayıldığını söylüyor; gerçek bir fırtınadan söz edilmiyor. originally bunun ilk gerçekleştiği dönemi belirtir. Deyim hızı ve kapsamı vurgular, ancak herkesin söz konusu şeyi sevdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada took the world by storm ne anlama geliyor? The new dance challenge took the world by storm in just a few days.
- Birçok ülkede tehlikeli hava olaylarına yol açtı.
- Yalnızca birkaç yerel dansçı tarafından bilindi.
- Dünyanın dört bir yanındaki insanlar arasında hızla popüler oldu.
Cevabı göster
Dünyanın dört bir yanındaki insanlar arasında hızla popüler oldu.
when Dr. Joseph Yeo Boon Wooi posed it as Cheryl's Birthday Problem Kelime
2:03Dr. Joseph Yeo Boon Wooi tarafından Cheryl'in Doğum Günü Problemi olarak ortaya atıldığında dünyayı kasıp kavurdu
posed it as Cheryl's Birthday ...: bir şeyi problem olarak sunmak
Burada posed, “insanların düşünmesi veya çözmesi için sundu” anlamına gelir. Pose something as a problem or challenge yapısında as ile başlayan bölüm, o şeye verilen biçimi veya rolü belirtir. Dr. Yeo bunu adı olan bir problem olarak sundu; fotoğraf için poz vermiyordu. Bu kullanım akademik, eğitimsel ve yarışma bağlamlarında yaygındır. Pose fiili genellikle problem, question, puzzle veya challenge gibi nesneler alır.
Alıştırma
Hangi cümlede pose, “bir şeyi çözülmesi gereken problem olarak sunmak” anlamında kullanılmıştır?
- The teacher stored the puzzle in a drawer.
- The teacher posed the missing-number pattern as a puzzle for the class.
- The teacher posed for a photo beside the whiteboard.
Cevabı göster
The teacher posed the missing-number pattern as a puzzle for the class.
for good reason: bir iddianın güçlü bir gerekçesi olduğunu belirtmek
For good reason, “güçlü ve mantıklı bir gerekçeyle” anlamına gelir. And for good reason ifadesinde bu söz öbeği, hemen önce söylenen şeyi değerlendirir: Konuşan kişi, sağlam nedenlerle desteklendiği için bu düşüncenin şaşırtıcı veya keyfî olmadığını belirtir. Bu ifade genellikle bir değerlendirmeden onun açıklamasına geçiş sağlar. Buradaki good, “geçerli veya ikna edici” anlamındadır; “iyi kalpli veya iyi niyetli” anlamında değildir.
Alıştırma
Övgünün sağlam bir gerekçesi olduğunu belirten üç sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The museum is famous, and ____: its dinosaur collection is extraordinary.
Cevabı göster
for good reason
requires simultaneously modeling three different perspectives: üç bakış açısını aynı anda modellemek
Burada modeling a perspective, mantığı analiz edebilmek için bir kişinin ne bildiğini, neye inandığını veya ne çıkarabileceğini temsil eden işlevsel bir zihinsel model kurmak demektir. Bu, fiziksel bir model yapmak ya da mankenlik yapmak değil, soyut bir akıl yürütme işlemidir. requires fiilini, simultaneously modeling... şeklindeki -ing yapısı izler. Simultaneously, üç bakış açısının aynı anda takip edilmesi gerektiğini belirtir; iki nokta ise bu bakış açılarının listesini tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümlede modeling, örnektekiyle aynı soyut ve analitik anlamda kullanılmıştır?
- The forecast requires modeling how consumers, suppliers, and regulators may respond.
- The class requires building three model airplanes.
- The photo shoot requires three models to pose together.
Cevabı göster
The forecast requires modeling how consumers, suppliers, and regulators may respond.
we'll call A and B from now on: daha sonra kullanılacak etiketleri tanıtmak
call someone or something X yapısında call, bir kişiye veya şeye X adını vermek ya da onu X diye adlandırmak anlamına gelir. Önceki ilgi zamiri whom, call fiilinin nesnesidir; bu nedenle tam düşünce we'll call them A and B ifadesine eşittir. A ve B, yeni iki etikettir. From now on, bu etiketlerin bu noktadan itibaren kullanılacağını ve daha sonra da kullanılmaya devam edeceğini bildirir. Bir açıklamadaki adları basitleştirmek için şu yapı kullanılabilir: we'll call + nesne + etiket + from now on.
Alıştırma
Hangi cümle daha sonra kullanılacak etiketleri doğal biçimde tanıtır?
- To keep the chart simple, we'll call the two groups by phone from now on.
- To keep the chart simple, A and B will call the two groups from now on.
- To keep the chart simple, we'll call the two groups A and B from now on.
Cevabı göster
To keep the chart simple, we'll call the two groups A and B from now on.
This puzzle is much more approachable if we start by doing what Pandora could not: Dilbilgisi
2:22Pandora'nın yapamadığını yaparak başlarsak bu bulmaca çok daha kolay çözülebilir:
is much more approachable if we start by: ilk adımla bir görevi kolaylaştırmak
Burada approachable, bulmacanın anlaşılmasının ve çözülmeye başlanmasının daha kolay olduğunu anlatır. Bulmacanın cana yakın olduğu anlamına gelmez. Much, more approachable karşılaştırmasını güçlendirir ve belirgin bir kolaylaşma olduğunu gösterir. If yan cümlesi, bulmacayı kolaylaştıran yöntemi verir. Start by + fiilin -ing biçimi, bir sürecin ilk adımını belirtir: bu adım önce yapılırsa görevin tamamı daha kolay ele alınır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The problem is much more approachable if we ____ drawing a diagram.
Cevabı göster
start by
of the table variety: türü şakacı biçimde sonradan belirtmek
Of the X variety, “X türünden” anlamına gelir. Sınıflandırılan şey hemen önce söylenmişse adı tekrar edilmeyebilir. Burada of the table variety, daha önceki box sözcüğüne döner: yemek masası türünü değil, tablo veya ızgara içinde gösterilen bir kutucuğu anlatır. Bu nedenle In this case, of the table variety, önceki cümleyi tamamlayan bir parçadır; tek başına tam bir cümle değildir. Basit bir “kutucuğu” biraz resmî bir sınıflandırma ifadesiyle anlatmak, açıklamaya eğlenceli bir hava katar.
Alıştırma
Bağlam içinde “of the table variety” ne işe yarar?
- Tamamen ilgisiz yeni bir nesne tanıtır.
- Yemek masasının biyolojik bir çeşit olduğunu söyler.
- Daha önce sözü edilen kutunun tablo veya ızgarada kullanılan türden olduğunu açıklar.
Cevabı göster
Daha önce sözü edilen kutunun tablo veya ızgarada kullanılan türden olduğunu açıklar.
One key thing to note is that unlike many logic problems, Anlatım akışı
2:35Dikkat edilmesi gereken en önemli şey, birçok mantık probleminden farklı olarak,
One key thing to note is that: önemli bir koşulu belirtmek
One key thing to note is that kalıbı, dinleyicinin özellikle dikkat etmesi gereken bilgiyi sunar. That ile başlayan yan cümle temel gerçeği veya koşulu verir; burada bu sorunun diğer birçok mantık sorusundan farklı olduğunu belirtir. Bu kalıpta note, “fark etmek” veya “dikkat etmek” anlamında bir fiildir; yazılı not anlamındaki isim değildir. Kalıp, önemli bir koşulu öne çıkararak açıklamanın geri kalanını takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Vurgu kalıbını tamamlamak için note sözcüğünü kullanın: One key thing ____ is that the final step takes twice as long.
Cevabı göster
to note
the order of statements matters here Anlatım akışı
2:39burada ifadelerin sırasının önemli olmasıdır
because the two demons' knowledge changes over the course of the dialogue. Kalıp ifadeler
2:41çünkü iki şeytanın bilgisi diyalog boyunca değişiyor.
the order of statements matters here: sırayı izlemek
The order of statements matters here ifadesi, sırayı değiştirmenin veya yok saymanın akıl yürütmeyi değiştireceği anlamına gelir. Matters, “önemlidir” veya “etkisi vardır” anlamında bir fiildir; here ise bu yargıyı mevcut soruyla sınırlar. Bu ifade, dinleyiciye açıklamayı nasıl takip etmesi gerektiğini gösterir: Her ifadeyi söylendiği sırayla izleyin, çünkü her biri bir sonraki ifade söylenmeden önce karakterlerin bildiklerini değiştirebilir.
Alıştırma
the order of statements matters here dinleyiciye ne yapması gerektiğini söyler?
- İfadeleri daha doğal gelene kadar yeniden sıralamak.
- Her biri akıl yürütmenin sonraki aşamasını etkileyebileceği için ifadeleri sırayla takip etmek.
- Her ifadenin sözcüklerine odaklanıp ne zaman söylendiğini göz ardı etmek.
Cevabı göster
Her biri akıl yürütmenin sonraki aşamasını etkileyebileceği için ifadeleri sırayla takip etmek.
changes over the course of the: süreç ilerledikçe değişmek
change over the course of X kalıbı, X ilerledikçe bir şeyin değiştiğini anlatır. Bu cümlede iki iblisin bildikleri sabit değildir; diyaloğun farklı noktalarında gelişir ve değişir. Over the course of, bir süreç veya dönemin tamamını zaman çerçevesi olarak sunar. Kademeli bir gelişimi düşündürebilir, ancak değişimin kesintisiz ve düzenli olması gerekmez. Buradaki course, bir ders değil, diyaloğun ilerleyişi veya süresidir.
Alıştırma
Vurgulanan kalıbın doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: My understanding ____ project.
Cevabı göster
changed over the course of the
and milk it for all its worth before moving on. Deyimler
2:49ve devam etmeden önce ondan çıkarabileceğimiz tüm bilgileri sömürelim.
milk it for all its worth: mümkün olan bütün değeri elde etmek
Milk something for all its worth, bir şeyden mümkün olduğunca fazla bilgi, değer veya yarar elde etmek demektir. Buradaki görüntü mecazidir: Konuşan kişi devam etmeden önce ilk ifadeyi tamamen incelemek istiyor; gerçekten süt sağmaktan söz etmiyor. Buradaki it, ilk ifadeyi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp milk something for all its worth şeklindedir ve özellikle bir ipucu, fikir veya fırsat hâlâ daha fazla şey sunabilecek durumdaysa kullanılır.
Alıştırma
Bir bulmaca tartışmasında "Let's milk this clue for all its worth" ne anlama gelir?
- Yalnızca ipucunda gerçekten sütten söz edilip edilmediğine bakmak.
- İpucundaki her yararlı bilgiyi kullanmak.
- İpucunu bir kenara bırakıp başka bir ipucuna geçmek.
Cevabı göster
İpucundaki her yararlı bilgiyi kullanmak.
but since there are multiple imps of each type,
3:01fakat her türden birden fazla iblis olduğu için,
At this point: mevcut aşamayı belirtmek
At this point, dinleyiciyi bir sürecin, hikâyenin veya akıl yürütmenin mevcut aşamasına yerleştirir. Burada ifade, A'nın analizin bu adımından sonra bildiklerini anlattığımızı gösterir. Ayrıca söylenenleri bu aşamayla sınırlar: daha fazla bilgi ortaya çıktığında A'nın bildikleri değişebilir. Buradaki point, puan veya görüş değil, devam eden bir sürecin aşaması ya da anıdır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen, point içeren ve mevcut aşamayı belirten üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, we still need to check two alibis.
Cevabı göster
At this point
The eyes, however, work differently: karşıt bir kurala geçmek
However, The eyes öznesinden sonra yer alır ve iki yanında virgül bulunur. Dikkati önceki koşuldan onunla karşıtlık oluşturan başka bir koşula çevirir: gözlerle ilgili bilgi farklı bir kurala göre işler. Burada work differently, “farklı bir şekilde işlemek veya farklı bir etki yaratmak” anlamına gelir. Fiziksel görme yetisini anlatmaz. X, however, works differently kalıbı, açıklamanın bir bölümünden karşıt bir kurala geçmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, karşıt bir kurala geçmek için ara söz olarak however kullanıyor?
- The first lock uses a key. The second, therefore, works differently.
- The first lock uses a key. The second, for example, works differently.
- The first lock uses a key. The second, however, works differently.
Cevabı göster
The first lock uses a key. The second, however, works differently.
If Hope had..., B would know...: varsayımsal koşul ve sonuç
Bu, varsayımsal bir koşul cümlesidir: if + geçmiş zaman biçimi (had), ardından would + fiilin yalın hâli (would know) gelir. Konuşan kişi geçici olarak bir koşul varsayar ve bu koşuldan bir sonuç çıkarır. Buradaki had, Hope'un bu gözlere geçmişte sahip olduğunu anlatmaz. Koşulun varsayımsal olduğunu veya mevcut gerçeklerden uzak tutulduğunu gösterir. Cümle bir olasılığı sınar; Hope'un gerçekten üç ya da beş gözü olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Varsayımsal koşul cümlesini tamamlamak için have ve identify fiillerini kullanın: If the map ____ a clear legend, we ____ every symbol.
Cevabı göster
had · would identify
This step is where a lot of people succumb to a common pitfall. Kalıp ifadeler
3:15İşte bu adım, birçok insanın yaygın bir tuzağa düştüğü yerdir.
succumb to a common pitfall: tipik bir hataya düşmek
Bu cümlede succumb to a common pitfall, insanları sık sık yakalayan bir hataya yenilip düşmek anlamına gelir. Succumb to, kişinin zararlı bir etkiye karşı koyamadığını veya ondan kaçınamadığını anlatır. Buradaki pitfall mecazidir: fiziksel bir çukur değil, hata yapmaya yol açabilecek gizli bir sorundur. Bu ifade make a mistake ifadesinden daha özeldir, çünkü birçok kişinin tekrar tekrar düştüğü, tanınabilir bir tuzağa işaret eder.
Alıştırma
Hangi cümle, deneyimli kişilerin bile bilinen bir hata kaynağına yenilebileceğini anlatır?
- Even skilled editors can avoid this common pitfall.
- Even skilled editors can spot this common pitfall.
- Even skilled editors can succumb to this common pitfall.
Cevabı göster
Even skilled editors can succumb to this common pitfall.
Because the important takeaway here isn't to just eliminate the three and five-eyed imps, Dilbilgisi
3:20Çünkü buradaki önemli çıkarım sadece üç ve beş gözlü iblisleri elemek değil,
it's to eliminate the entire rows of the table that they're in.
3:26onların bulunduğu tablonun tüm satırlarını elemektir.
isn't to just X, it's to Y: gerçek hedefi düzeltme
the important takeaway isn't to just X, it's to Y kalıbı eksik bir hedefi düzeltir. X fazla dar olduğu için reddedilir ve Y gerçek hedefi belirtir. Bu cümlede yalnızca belirli küçük iblisleri ortadan kaldırmak yeterli değildir; onları içeren satırların tamamı ortadan kaldırılmalıdır. just sözcüğü X'i daha dar kapsamlı eylem olarak gösterirken ikinci bölüm kapsamı genişletir. Bu kalıbı, birinin hedef sandığı şeyi düzeltmek ve dikkati gerçekten yapılması gerekene yöneltmek için kullanabilirsin.
Alıştırma
Düzeltmeyi hedef kalıpla tamamla: The goal ____ copy the answer; ____ understand the method.
Cevabı göster
isn't to just · it's to
B's perspective from A's perspective: iç içe bakış açıları
The trick is to temel yöntemi tanıtır. Bu cümle iki bakış açısını üst üste yerleştirir. B's perspective incelenen bakış açısıdır; from A's perspective ise onu incelerken kimin konumunda durulacağını belirtir. İki düzeyi ayrı tut: önce A olduğunu hayal et, ardından A'nın B'nin ne görebildiği, bilebildiği veya neye inanabildiği hakkında ne düşündüğünü sor. Genel olarak think about X's perspective from Y's perspective, Y'nin X'in bakış açısını nasıl anladığını çözmek demektir; doğrudan X'in bakış açısını benimsemek değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, başka bir kişinin konumunda durarak bir kişinin bakış açısını incelemeni ister?
- Think about the coach's perspective from the player's perspective.
- Think about the problem from the coach's perspective.
- Compare the coach's perspective with the player's perspective.
Cevabı göster
Think about the coach's perspective from the player's perspective.
the entire table boils down to one of these four options Öbek fiiller
3:39iblisin hangi tür olduğunu bildiği için
boils down to: karmaşık bir şeyi temel sonucuna indirgemek
Bu cümlede boils down to, karmaşık bir şeyin sonunda temel sonucuna indirgenebileceğini belirtir. A, karmaşık tabloyu yalnızca ilgili dört olasılık olarak görür; burada gerçekten kaynayan bir şey yoktur. Yaygın kalıp something boils down to + temel seçim, neden, soru veya sonuç şeklindedir. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından bir isim öbeği ya da -ing biçimi gelebilir. Örnek: The problem boils down to choosing carefully.
Alıştırma
Cümleyi boil down to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After comparing all the plans, the choice ____ price and reliability.
Cevabı göster
boils down to
Nor, by the same reasoning, is...: olumsuz bir argümanı devrik yapıyla yeniden kullanmak
Nor, daha önce belirtilmiş olumsuz bir yargıya başka bir olumsuz sonuç ekler: wrath da elenir. Nor yan tümcenin başında olduğunda be fiili veya yardımcı fiil özneden önce gelir; bu nedenle sıra wrath is değil, is wrath olur. By the same reasoning, önceki argümanın tekrarlanmadan yeniden uygulandığını gösterir. is fiilinin tamamlayıcısı önceki cümleden anlaşılır; bu yüzden kısa cümle, aynı nedenle wrath seçeneğinin de mümkün olmadığını ifade eder.
Alıştırma
İkinci seçenek zaten elenmiştir. Hangi cümle, üçüncü seçeneği aynı gerekçeyle elemek için nor ifadesini doğru kullanır?
- Nor, by the same reasoning, the third option is possible.
- Nor, by the same reasoning, does the third option possible.
- Nor, by the same reasoning, is the third option possible.
Cevabı göster
Nor, by the same reasoning, is the third option possible.
Now we're down to just five possible imps Kalıp ifadeler
4:07Şimdi geriye sadece beş olası iblis kaldı
We're down to just five: yalnızca beş olasılık kaldı
Be down to + sayı, daha büyük bir küme azaltıldıktan sonra yalnızca o sayıda seçenek kaldığı anlamına gelir. Burada önceki bazı olasılıklar elenmiştir, bu yüzden geriye beş olası küçük şeytan kalmıştır. Just, geriye kalan sayının ne kadar az olduğunu vurgular. Buradaki down, daha aşağı bir yere hareketi değil, sayı veya kapsam azalmasını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede we're down to just five ne anlama geliyor?
- Seçenekler daraltıldıktan sonra yalnızca beş olası küçük şeytan kaldı.
- En fazla beş küçük şeytana izin verilir, ancak daha azı seçilebilir.
- Beş küçük şeytan daha aşağı bir yere taşındı.
Cevabı göster
Seçenekler daraltıldıktan sonra yalnızca beş olası küçük şeytan kaldı.
Are off the table: artık değerlendirilmiyor
Be off the table, bir teklifin, seçeneğin veya olasılığın artık mevcut ya da değerlendirme altında olmadığını belirten bir deyimdir. Bu cümlede wrath ve greed olası cevaplar arasından elenmiştir. Buradaki table mecazidir: seçeneklerin değerlendirilmek üzere masaya konduğu düşünülür. Bir şey off the table olduğunda, geçerli seçenekler kümesinden çıkmış olur.
Alıştırma
Cümleyi, table sözcüğünü içeren ve artık değerlendirme altında değil anlamına gelen deyimle tamamlayın: The budget was cut, so the overseas trip is ____.
Cevabı göster
off the table
That plus knowing how many eyes Hope has
4:26Bu, Umut'un kaç gözü olduğunu bilmesiyle birleştiğinde
That plus ... allows him to figure out: buna……da eklenince onun çözmesini sağlamak
That plus knowing how many eyes Hope has iki ipucunu tek bir birleşik neden olarak bir araya getirir. Özne grubunun ana öğesi That'tir; plus ile başlayan bölüm başka bir ipucu eklediği için burada tekil fiil allows doğal olur. allow + kişi + to + fiil yapısı, bir bilgi, araç veya durumun bir eylemi mümkün kıldığını anlatır. Bu nedenle allows him to figure out, birleşen ipuçlarının onun kim olduğunu çözebilmesini sağladığı anlamına gelir; burada kimse ona izin vermemektedir.
Alıştırma
Cümleyi allow fiilinin doğru biçimiyle ve Leo ile solve sözcüklerini kullanarak tamamlayın: This clue plus knowing the time ____ the mystery.
Cevabı göster
allows Leo to solve
So she must be in a column that has only one imp left, Dilbilgisi
4:33Yani Umut, içinde sadece bir iblis kalmış olan bir sütunda olmalı,
she must be ...: güçlü bir mantıksal sonuç
So she must be... ifadesinde must, ipuçlarından çıkarılan güçlü bir sonucu anlatır: Konuşan kişi, onun konumu için mantıken yalnızca bir olasılık bulunduğuna inanır. Bu ifade ona nerede kalmak zorunda olduğunu söylemez. that has only one imp left ilgi cümleciği, hangi sütundan söz edildiğini belirtir. Burada left, geriye kalmış anlamındadır; yani o sütunda yalnızca bir imp vardır.
Alıştırma
Hangi cümlede must be, kanıta dayanan güçlü bir sonuç belirtir?
- Visitors must be quiet in the library.
- The lights are on, so someone must be home.
- You must be at the station by eight.
Cevabı göster
The lights are on, so someone must be home.
meaning we can eliminate both one-eyed imps.
4:38bu da her iki tek gözlü iblisi eleyebileceğimiz anlamına gelir.
switch back to A's perspective: A'nın bakış açısına geri dönmek
Switch back to A's perspective, tartışmada başka bir bakış açısı kullanıldıktan sonra A'nın bakış açısına dönmek anlamına gelir. Back, daha önceki bir düşünme çerçevesine dönüşü belirtir; fiziksel olarak geriye gitmeyi anlatmaz. Bu ifade, açıklamanın akışını gösteren bir işaret görevi görür. Dikkati A'nın bildiği, gördüğü veya çıkarabildiği bilgilere yeniden yöneltir ve birden fazla kişi ya da bakış açısı içeren akıl yürütmeleri takip etmeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
Bir planı önce antrenörün, sonra oyuncunun bakış açısından değerlendirdiniz. Hangi cümle antrenörün bakış açısına dönüldüğünü açıkça belirtir?
- Let's move backward behind the coach.
- Let's switch back to the coach's perspective.
- Let's switch to the player's perspective.
Cevabı göster
Let's switch back to the coach's perspective.
there must be only one option left in that row.
4:50o satırda geriye sadece bir seçeneğin kalmış olması gerekir.
For A to know..., there must be...: gerekli bir koşulu belirtmek
For A to now know who Hope is, for + isim + to mastarı yapısını kullanır. A, know fiilinin anlamca öznesidir ve başlangıçtaki bölüm sınanan sonucu kurar: A bu aşamada Hope'un kim olduğunu belirleyebilir. There must be only one option left, bu sonuç için gerekli koşulu belirtir. Burada must bir emir değil, mantıksal zorunluluk ifade eder. İki bölüm birlikte, olası bir sonuçtan hareketle doğru olması gereken bir koşulu çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi for + person + to... ve there + must + be yapılarını kullanarak tamamlayın: ____ Maya to enter the lab, ____ a valid pass.
Cevabı göster
For · there must be
Pandora leaps into action and wrestles Hope to the ground. Notlar
5:01Pandora harekete geçer ve Umut'la boğuşarak onu yere serer.
Before anyone else can escape: acil bir zaman sınırı koymak
Before anyone else can escape, ana eylem için bir son zaman sınırı koyan zaman yan cümlesidir: Pandora, başka herhangi biri kaçma fırsatı bulmadan harekete geçer. Buradaki can, genel bir yetenekten çok kaçma fırsatını anlatır. before yan cümlesini başa koymak, ana olay açıklanmadan önce zaman sınırını belirtir. Bu yapı, bir eylemin başka bir şey mümkün hâle gelmeden önce gerçekleşmesi gerektiğinde öykülerde ve talimatlarda kullanılabilir.
Alıştırma
Kapının başka biri çıkma fırsatı bulmadan önce kilitlenmesi gerektiğini göstermek için cümleyi hedef before yan cümlesiyle tamamlayın: ____, lock the gate.
Cevabı göster
Before anyone else can leave
Pandora leaps into action: hemen ve enerjik biçimde harekete geçmek
Pandora leaps into action cümlesindeki leaps into action, Pandora'nın hemen ve büyük bir enerjiyle hareket etmeye başladığı anlamına gelir. İfade, bekleme veya bir şeyi fark etme durumundan eyleme hızlı bir geçişi gösterir. Buradaki leap mecazidir; fiziksel olarak sıçramayı gerektirmez. Basitçe starts acting demeye göre daha canlıdır ve hızlı, kararlı bir tepkiyi vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede leaped into action doğal biçimde kullanılmıştır?
- Leo leaped into action by sitting still and refusing to respond.
- After the fire alarm rang, the teachers leaped into action and led the children outside.
- During the calm daily routine, the receptionist leaped into action by slowly checking the usual forms.
Cevabı göster
After the fire alarm rang, the teachers leaped into action and led the children outside.
wrestle someone to the ground: boğuşarak birini yere indirmek
wrestle + biri + to the ground yapısı hem bir eylemi hem de eylemin sonucunu anlatır. Wrestle, sert bir fiziksel boğuşmayı gösterir; nesne, kontrol altına alınan kişi veya yaratıktır. To the ground, boğuşma sonucunda nesnenin yere düştüğünü ya da yerde tutulduğunu belirtir. Bu cümlede Pandora, Hope'la boğuşur ve onu yere indirmeyi başarır. İfade yalnızca yere doğru bir hareketi değil, eylemin oluşturduğu son konumu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi wrestle someone to the ground yapısındaki sonuç ifadesiyle tamamlayın: During the struggle, the guard wrestled the attacker ____.
Cevabı göster
to the ground
may be ..., but at least ...: sorunu kabul edip olumlu bir nokta bulmak
may be ..., but ... kalıbı önce olumsuz bir noktayı kabul eder, ardından ona karşıt bir noktaya geçer. Burada may be a mess yalnızca bir olasılık tahmini değildir; konuşan kişi devam etmeden önce dünyanın gerçekten kötü durumda olduğunu kabul eder. At least, yine de biraz teselli sağlayan en küçük olumlu gerçeği tanıtır. Kalıbın bütünü yaklaşık olarak “Bu kötü şey doğru olsa bile, yine de şu tek iyi şey var” anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi may be ..., but at least ... hedef kalıbının iki bölümüyle tamamlayın: The room ____ small, ____ it is quiet.
Cevabı göster
may be · but at least
a glimmer of ... well, you know: söylenmeyen Hope kelime oyunu
Yaygın a glimmer of hope ifadesi, kötü bir durumun düzelebileceğine dair çok küçük bir işaret anlamına gelir. A glimmer sönük bir ışıktır; bu nedenle ifade, umudu küçük ama hâlâ görülebilen bir şey olarak canlandırır. Burada konuşan kişi a glimmer of sözlerinden sonra durur ve well, you know diyerek dinleyiciyi Hope kelimesini tamamlamaya yönlendirir. Hope hem söylenmeyen isim hem de bir karakterin adıdır; she's got ise onun bu karaktere sahip olduğunu ya da karakteri yakaladığını düşündürebilir. Adın söylenmemesi iki anlamın aynı anda anlaşılmasını sağlar.
Alıştırma
Yarım bırakılan ifade bu cümlede nasıl bir etki oluşturuyor?
- Karakterin glimmer adlı küçük bir lamba tuttuğunu söyler.
- Dünyadaki bütün sorunların çoktan çözüldüğünü gösterir.
- Hope, hem bir karakterin adı hem de a glimmer of hope ifadesindeki hope olarak işlev görür.
Cevabı göster
Hope, hem bir karakterin adı hem de a glimmer of hope ifadesindeki hope olarak işlev görür.
What's next in Pandora's quest to restore order? Anlatım akışı
5:15Pandora'nın düzeni sağlama arayışında sırada ne var?
What's next in ... quest to ...: sonraki maceraya geçiş
What's next in [someone's] quest to [goal]? kalıbı, hikâyeyi devam eden bir yolculuk olarak düzenler. What's next dikkati yeni biten bölümden sonraki aşamaya taşır, in bu aşamayı daha büyük görevin içine yerleştirir ve to restore order Pandora'nın amacını belirtir. Soru, hemen cevap istemek yerine bir geçiş ifadesi olarak kullanılabilir. Burada merak uyandırır ve hikâyenin sonunu oyun tanıtımına bağlar. Quest ayrıca task gibi tarafsız bir sözcükte bulunmayan dramatik ve kahramansı bir hava katar.
Alıştırma
Bir maceranın sonraki aşaması hakkında merak uyandıran geçiş cümlesi hangisidir?
- Leila filed the map under completed office tasks.
- What's next in Leila's quest to recover the lost map?
- Nothing else can happen because the story ended.
Cevabı göster
What's next in Leila's quest to recover the lost map?
Join forces with Olympian gods to save the realm in our first ever physical game, Pandora's Legacy. Notlar
5:18İlk fiziksel oyunumuz Pandora's Legacy'de diyarı kurtarmak için Olimpos tanrılarıyla güçlerinizi birleştirin.
Join forces with: ortak bir hedef için güçleri birleştirmek
Join forces with ifadesi, bir kişi veya grupla çabaları, becerileri ya da kaynakları birleştirip ortak bir hedef için birlikte hareket etmek demektir. Kalıp join forces with + ortak şeklindedir; to save the realm gibi bir mastar ortak amacı belirtebilir. Buradaki forces, ortakların birleşmiş gücünü veya kaynaklarını anlatan çoğul bir isimdir. “Birine bir şey yaptırmak” anlamındaki force fiili değildir.
Alıştırma
Cümleyi “başka bir grupla çabaları birleştirmek” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: Our school will ____ a local charity to collect winter coats.
Cevabı göster
join forces with
Olympian gods ... save the realm: mitolojik bir fantastik ortam
Olympian gods, Yunan mitolojisinde Zeus ve Athena gibi Olimpos Dağı'yla ilişkili tanrılardır. Olympian sözcüğünden sonra gods geldiği için ifade mitolojik anlam taşır; modern Olimpiyat sporcularını anlatmaz. Fantastik eser ve oyun dilinde realm, tehdit altındaki bir krallık, bölge veya bütün bir dünya olabilir. Bu nedenle save the realm, hedefi kahramanca bir mitoloji ve fantastik macera olarak çerçeveler.
Alıştırma
Olympian gods ve save the realm ifadelerinin oluşturduğu ortamı hangi cümle doğru yorumluyor?
- Konuşmacı, Yunan mitolojisinden esinlenen fantastik bir macerayı anlatıyor.
- Konuşmacı, günümüz ülkelerinden birinin nasıl yönetileceğini açıklıyor.
- Konuşmacı, modern Olimpiyat Oyunları'ndaki sporcuları haber yapıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, Yunan mitolojisinden esinlenen fantastik bir macerayı anlatıyor.
This jigsaw puzzle meets escape room meets legacy board game Anlatım akışı
5:26Yapbozun kaçış odasıyla ve legacy masa oyunuyla buluştuğu bu oyun
X meets Y meets Z: karma bir ürünü anlatmak
Ürün açıklamalarında ve incelemelerde X meets Y meets Z, tek bir şeyin X, Y ve Z'nin tanınabilir özelliklerini birleştirdiği anlamına gelir. Buradaki meets gerçek bir buluşmayı anlatmaz. meets sözcüğünün tekrarı, bilgiyi tanıdık kategori etiketlerinden oluşan hızlı bir dizi hâlinde düzenler. Bu cümlede jigsaw puzzle, escape room ve legacy board game, ayrıntılı bir açıklama olmadan ürünün karma tarzını zihinde canlandırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle tek bir karma mekânı anlatmak için X meets Y meets Z kalıbını kullanıyor?
- This café is next to a bookstore and an art studio.
- The café owner meets a bookseller at the art studio.
- This café meets bookstore meets art studio.
Cevabı göster
This café meets bookstore meets art studio.
is an epic gaming adventure like you've never experienced before. Kalıp ifadeler
5:31daha önce hiç yaşamadığınız destansı bir oyun macerası.
like you've never experienced before: yenilik vurgulayan tanıtım iddiası
Like you've never experienced before, önceki an epic gaming adventure sözlerini açıklar. Geçmişte yaşadığınız her şeyden farklı bir tür anlamına gelir ve macerayı özellikle yeni veya farklı gösterir. Reklamlarda never genellikle dikkatle kanıtlanmış bir iddia değil, güçlü bir tanıtım vurgusudur. İfadeyi benzer bir deneyimin bulunmadığına dair nesnel kanıt olarak değil, heyecan yaratma girişimi olarak anlayın.
Alıştırma
Bir reklamda like you've never experienced before hakkında hangi değerlendirme doğrudur?
- Benzer bir deneyimin hiç var olmadığına dair hukuken doğrulanmış bir sözdür.
- Deneyimin çok yeni ve sıra dışı hissettirdiğini ileri süren tanıtım dilidir.
Cevabı göster
Deneyimin çok yeni ve sıra dışı hissettirdiğini ileri süren tanıtım dilidir.