İNGİLİZCE.: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.162 kelime 186 kel/dk

Video özeti: Michael İngilizcenin değişimini Angles ve Normanlardan ödünç kelimelere, Anglish'e, aksanlara, dil kaybına ve bir zaman kapsülüne kadar izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimler ve Mecazi İfadelerde “getting ahead of ourselves.”, fazla ilerleyen anlatıyı durdurup eksik bağlama döner; gerçek bir hareket değildir. 2. Dilbilgisi ve Cümle Kalıplarında “instead of using”, vazgeçilen eylemle seçilen alternatifi karşılaştırır; of bir edat olduğu için ardından gerund gelir. 3. Konuşma Edimbilimi ve Tutumda “What a bargain. How convenient for everyone.” alaycıdır: yaklaşık beş bin yıl beklemek ne avantajlı ne de kullanışlıdır.

Bu derste

Hey, Vsauce

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here and today

0:01

Ben Michael ve bugün

we're going to talk about this.

0:02

şundan bahsedeceğiz.

What's happening right now,

0:05

Şu anda olup bitenden,

the English language.

0:07

İngilizceden.

A language spoken by more than a billion people with many,

0:09

Bir milyardan fazla insanın konuştuğu ve pek çok,

many different accents

0:12

pek çok farklı aksana sahip bir dilden;

and according to last year's Harvard Google study,

0:14

ve geçen yılki Harvard-Google araştırmasına göre,

a language with more than a million words

0:17

bir milyondan fazla sözcüğü bulunan,

growing at a rate of 8500 new words every single year. Kalıp ifadeler

0:19

her yıl 8.500 yeni sözcük hızında büyüyen bir dilden.

Kalıp ifadeler

at a rate of + zaman dilimi başına miktar

Bu cümlede at a rate of, büyümenin ölçülebilir hızını belirtir. Ardından gelen 8500 new words every single year, bir zaman biriminde ne kadar değişim gerçekleştiğini söyler. Yaygın kalıp change verb + at a rate of + quantity + per/each time period şeklindedir. Eğilimleri ve istatistikleri kesin biçimde ifade etmek için özellikle kullanışlıdır. Burada rate, fiyat veya puan değil, değişimin hızı ya da sıklığı anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi “ölçülebilir bir hızla” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The server processes requests ____ 2,000 per minute.

Cevabı göster

at a rate of

But we're getting ahead of ourselves. Deyimler

0:25

Ama fazla ileri gittik.

Deyimler

getting ahead of ourselves: çok erken ilerlemek

Getting ahead of ourselves, get ahead of oneself deyiminin we ile kullanılan biçimidir. Gerekli önceki adımlar veya arka plan açıklanmadan bir konuşmayı ya da eylemi erkenden ileri götürmek anlamına gelir; ilerlemek veya daha başarılı olmak anlamına gelmez. Konuşmacı burada ifadeyi hafif bir öz düzeltme olarak kullanır. But, mevcut yönde bir duraklamaya işaret eder ve bu ifade dinleyiciyi daha önceki bilgilere dönmeye hazırlar. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I'm getting ahead of myself; you're getting ahead of yourself.

Alıştırma

Cümleyi get ahead of oneself ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I have not explained the basic rules yet, so I am ____.

Cevabı göster

getting ahead of myself

Where did English begin?

0:26

İngilizce nerede başladı?

Well, for that answer,

0:29

Bu sorunun cevabı için

we're going to have to go all the way back to the year 400

0:29

400 yılına kadar geri gitmemiz,

and even earlier to this little Germanic peninsula

0:33

hatta daha da öncesine, şu küçük Cermen yarımadasına dönmemiz gerekecek.

jutting off at an angle Deyimler

0:37

Bu yarımada belli bir açıyla dışarı uzanıyordu

inhabited by people who appropriately were called Angles.

0:38

ve burada, yerinde bir adla Angles denen insanlar yaşıyordu.

Deyimler

angle–Angles kelime oyunu

at an angle ifadesi yarımadanın yönünü veya şeklini anlatırken Angles tarihî bir halkın adıdır. angle ile Angles sözcüklerini yan yana getirmek, yazılış ve ses bakımından çok benzedikleri için bir kelime oyunu yaratır. Bu şaka anlatıcının kurduğu bir çağrışımdır; halkın adını arazinin şeklinden aldığının kanıtı değildir. Sıradan bir sözcüğü ona benzeyen bir özel adın yanına koymak, eğitici anlatımlarda hafif mizah yaratmanın yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Cümledeki şakayı yaratan nedir?

  1. angle sözcüğünü benzer sesli Angles adının yanına koyarak şaka yapar.
  2. Angles adının resmî olarak yarımadanın angle şeklinden türediğini iddia eder.
  3. Angles halkının yarımadayı geometri kullanarak inşa ettiğini açıklar.
Cevabı göster

angle sözcüğünü benzer sesli Angles adının yanına koyarak şaka yapar.

Now these Angles began immigrating to an island named Britain.

0:42

Bu Angles topluluğu Britain adlı bir adaya göç etmeye başladı.

In fact, there were so many Angles there,

0:46

Hatta orada o kadar çok Angles vardı ki

you may as well have called it Angle land. Dilbilgisi

0:48

oraya Angle land deseniz yeriydi.

Dilbilgisi

may as well have called it: esprili bir geçmişe bakış

may as well have + geçmiş zaman ortacı kalıbı, konuşmacı geçmişe baktığında gerçekleşmemiş bir geçmiş seçeneği aynı derecede mantıklı veya uygun gösterir. may as well have called it ifadesinde have called bir perfect infinitive yapısıdır; dolayısıyla hayal edilen ad verme eylemi anlatıcının şimdiki yorumundan daha önce düşünülür. Burada ifade, çok sayıdaki Angles üzerinden geriye dönük ve esprili bir sonuç çıkarır. Birinin bu adı ciddi biçimde önerdiğini veya Angle land adının bir zamanlar resmî olduğunu söylemez.

Alıştırma

may as well ve call it ifadesinin geçmişe dönük perfect biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The meeting lasted six hours, so we ____ a marathon.

Cevabı göster

may as well have called it

Angle land England.

0:52

Angle land, England.

Before they had Latin characters,

0:55

Latin harflerine geçmeden önce

they wrote their language not in letters, Dilbilgisi

0:56

dillerini bildiğimiz harflerle değil,

but in what are known as runes. Dilbilgisi

0:58

rün adı verilen işaretlerle yazıyorlardı.

Dilbilgisi

not in X, but in Y: bir düşünceyi düzeltme

not in X, but in Y kalıbı bir düşünceyi düzeltir ve onun yerine başka bir düşünce koyar. Burada dilin harflerle değil, rünlerle yazıldığını belirtir. in edatı iki bölümü paralel tutmak için tekrarlanır: not in letters, but in runes. Bu kalıbı yöntem, araç, yer veya biçim karşılaştırırken de kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi not in X, but in Y ile tamamlayın: The class notes are stored ____ my notebook, ____ the school app.

Cevabı göster

not in · but in

Dilbilgisi

what are known as + çoğul isim

what are known as runes ifadesinin tamamı bir isim gibi görev yapar. “İnsanların rün dediği şeyler” anlamına gelir. Burada what, “... olan şeyler” demektir; soru sormaz. Bu yan cümlecik in edatından sonra gelir ve yazıda kullanılan biçimin adını verir. Birden fazla işareti gösterdiği için çoğul ad runes ile are kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The game includes ___ power-ups.

  1. what is known as
  2. what are known as
  3. which are known as
Cevabı göster

what are known as

And everything was fine and dandy until 1066 Deyimler

1:01

1066 yılına kadar her şey güllük gülistanlıktı;

when the Normans invaded and won.

1:05

o yıl Normanlar istila edip kazandı.

Deyimler

fine and dandy: her şey yolunda

Bu cümlede fine and dandy, her şeyin yolunda gittiğini ve görünürde hiçbir sorun olmadığını anlatır. Bu, kalıplaşmış ve samimi bir ifadedir; buradaki dandy, şık ve görünümüne düşkün bir erkeği anlatan isim değildir. Neşeli ve hafif şakacı tonu, until 1066 ile başlayan keskin değişime zemin hazırlar. Başka bağlamlarda ifade, ses tonuna ve ardından gelenlere bağlı olarak içten ya da alaycı olabilir.

Alıştırma

Her şeyin yolunda olduğunu belirten samimi ve kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hotel is booked, our bags are packed, and everything is ____.

Cevabı göster

fine and dandy

One of the neatest changes that still affects us today

1:08

Bugün bile bizi etkileyen en ilginç değişikliklerden biri,

is the fact that this new Norman ruling class Kültür

1:11

yeni Norman yönetici sınıfının

would refer to the meat they were served using their own words

1:14

kendilerine sunulan eti kendi sözcükleriyle adlandırmasıydı;

like beef or pork.

1:17

beef ya da pork gibi.

Kültür

Norman ruling class: Norman yönetici sınıfı

Norman ruling class, Norman Fethi’nden sonra İngiltere’de oluşan ve gücü elinde tutan seçkin kesimi anlatan bir isim öbeğidir. Norman grubun kimliğini belirtir; ruling class ise yönetimsel ve toplumsal güce sahip bir sosyal sınıf demektir. Buradaki class, ders veya kategori anlamına gelmez. Bu cümlede ifade önemlidir çünkü bu seçkinler Norman Fransızcası kullanıyordu. Bu durum, İngilizcenin beef ve pork gibi et adlarını Fransızcadan almasını, hayvanları yetiştiren kişilerin ise cow ve pig gibi eskiden beri kullanılan İngilizce hayvan adlarını kullanmayı sürdürmesini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede Norman ruling class kimleri anlatır?

  1. Norman sözcüklerini sınıflandırmak için kullanılan bir kategori
  2. Norman tarihiyle ilgili bir derse katılan öğrenciler
  3. İngiltere’de siyasi ve toplumsal gücü elinde tutan, Norman Fransızcası kullanan seçkin kesim
Cevabı göster

İngiltere’de siyasi ve toplumsal gücü elinde tutan, Norman Fransızcası kullanan seçkin kesim

But the poor old Anglo-Saxons who had to tend to the animals Kelime

1:19

Ama hayvanlara bakmak zorunda olan zavallı Anglosaksonlar

still used their early Old English words,

1:22

erken dönem Eski İngilizce sözcüklerini kullanmayı sürdürdü;

for instance, cow and pig.

1:26

örneğin cow ve pig.

Kelime

tend to the animals: “bakımını üstlenmek” anlamında tend to + isim

Bu cümlede “tend to the animals”, hayvanlarla ilgilenmek ve ihtiyaçlarını karşılamak demektir. “The animals” isim öbeği, bakım gören varlıkları gösterir. Yapıyı ipucu olarak kullanın: tend to + isim veya zamir, “bakımını üstlenmek” anlamına gelebilir; tend to + fiilin yalın hâli ise genellikle “bir şeyi yapma eğiliminde olmak” demektir. Burada animals bir isimdir, dolayısıyla cümle bir eğilimi değil, yapılan işi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “bakımını üstlenmek” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: At the shelter, volunteers ____ the dogs every morning.

Cevabı göster

tend to

And to this day, Kalıp ifadeler

1:28

Ve bugün hâlâ

That is why English is one of the very few languages on Earth

1:29

bu nedenle İngilizce, dünyadaki çok az dil gibi,

that has a different name for the meat of an animal

1:32

bir hayvanın etine,

than the name of the animal it came from.

1:35

o etin geldiği hayvanın adından farklı bir ad verir.

Kalıp ifadeler

to this day: geçmişten bugüne süren durum

“To this day”, bir durumun, sonucun, inancın veya uygulamanın geçmişte başladığını ya da geçmişte zaten var olduğunu ve şimdi de doğru ya da görünür olmaya devam ettiğini anlatır. Bu cümlede tarihsel bir nedeni İngilizcenin günümüzdeki bir özelliğine bağlar. İfade, zaman içindeki devamlılığı vurgular; yalnızca “bugün” anlamına gelmez.

Alıştırma

Geçmişten bugüne devamlılığı vurgulayan bu dersteki üç sözcüklü İngilizce ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The custom began hundreds of years ago and continues ____.

Cevabı göster

to this day

English did this a lot.

1:38

İngilizce bunu çok yaptı.

Borrow words from other languages and other people

1:39

Başka dillerden ve halklardan sözcükler ödünç alıp

and just plop it right down into the English vocabulary. Öbek fiiller

1:42

doğrudan İngilizce söz dağarcığına bırakıverdi.

Öbek fiiller

Plop It Right Down: canlı ve gelişigüzel yerleştirme

Burada plop it right down, ödünç alınan sözcüğü fazla değiştirmeden veya işi büyütmeden doğrudan İngilizce söz varlığına yerleştirmek anlamına gelir. Bu, eğlenceli bir benzetmedir: gerçekte fiziksel bir nesne yere konmaz ve it, başka bir dilden alınan sözcüğü belirtir. Plop ... down genellikle bir şeyi hızlıca, gelişigüzel veya hafif bir çarpma hissiyle yerleştirmeyi anlatır. Buradaki right, doğrudan yapma düşüncesini güçlendirir; böylece soyut bir süreç anlık ve gözde canlandırması kolay bir hâl alır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “onu doğrudan ve gelişigüzel yerleştirmek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: This new term belongs in the glossary; we can ____ under G.

Cevabı göster

plop it right down

So, see,

1:45

Yani, görüyorsunuz ya,

English is really fun.

1:45

İngilizce gerçekten fun.

Or should I say fun is really English. Ton ve niyet

1:48

Yoksa fun'ın gerçekten İngilizce olduğunu mu söylemeliydim?

Ton ve niyet

Or Should I Say ...: bilinçli ve nükteli yeniden ifade etme

Or should I say ..., konuşanın az önce söylediği şeyi bilinçli olarak yeniden ifade edeceğini belirtir. Çoğu zaman ilk cümlenin yanlış olduğu anlamına gelmez; yeni sürüm daha belirgin, nükteli veya açıklayıcı bir bakış açısı ekler. Burada konuşan, English is really fun cümlesini fun is really English biçiminde tersine çevirir. Dinleyicinin ilk düşünceyi korurken sözcük oyununu ve konunun fun sözcüğüne kaydığını fark etmesi amaçlanır.

Alıştırma

“The task was difficult—or should I say, impossible,” cümlesinde or should I say ne işe yarar?

  1. İlk ifadeyi bilinçli olarak daha güçlü veya daha nükteli bir ifadeyle değiştirir.
  2. İlk cümlenin olgusal bir yalan olduğunu kanıtlar.
  3. Başka bir kişiden konuşmak için izin ister.
Cevabı göster

İlk ifadeyi bilinçli olarak daha güçlü veya daha nükteli bir ifadeyle değiştirir.

That's right.

1:51

Aynen öyle.

Unlike all of these borrowed words,

1:52

Ödünç alınmış bütün bu sözcüklerin aksine,

the word fun can be traced all the way back to the Angles Kalıp ifadeler

1:54

fun sözcüğünün kökeni Angles halkına

and the Proto-Germanic word phono,

1:57

ve Proto-Cermencedeki phono sözcüğüne kadar uzanır.

which referred to a piece of cloth or a rag.

2:00

Bu sözcük bir bez parçasını ya da paçavrayı anlatırdı.

Kalıp ifadeler

be traced all the way back to: uzak bir kökeni belirlemek

be traced all the way back to ifadesindeki edilgen be traced, kanıtların bir şeyin geçmişini kaynağına kadar izlememizi sağladığını gösterir. Burada fun sözcüğünün daha eski kökeni Angllara ve Proto-Cermen phono sözcüğüne bağlanır. all the way vurgu katar: köken zinciri geçmişte çok uzak bir noktaya kadar uzanır. Yeniden kullanılabilen yapı X can be traced (all the way) back to Y şeklindedir. Bu yapı kökeni anlatır; X’i fiziksel olarak geri göndermek veya bir güzergâhtan geri dönmek anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi be traced all the way back to ifadesiyle tamamlayın: The design can ____ a seventeenth-century map.

Cevabı göster

be traced all the way back to

It eventually came to mean a piece of fabric, Kalıp ifadeler

2:03

Zamanla bir kumaş parçası,

say a hoisted flag that flew in the breeze.

2:05

mesela rüzgârda dalgalanan, göndere çekilmiş bir bayrak anlamına geldi.

Kalıp ifadeler

came to mean: zaman içinde gelişen bir anlam

Came to mean, bir sözcüğün, işaretin, eylemin veya olayın zaman içinde belirli bir anlam geliştirdiğini anlatır. Bu cümlede eski phono sözcüğü bir yere gitmemiştir; anlamı değişerek bir kumaş parçasını ifade eder hâle gelmiştir. Yapı subject + came to mean + meaning şeklindedir. Eventually, aşamalı gelişim düşüncesini güçlendirir. Bu yapı sözlük anlamlarındaki değişimi veya bir şeyin deneyimler sonucunda kazandığı önemi anlatabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi came to mean ifadesiyle tamamlayın: After years of working together, the old handshake ____ trust between the two teams.

Cevabı göster

came to mean

And then it came to just mean anything that was high-flying or buoyant,

2:08

Sonra da yüksekte uçan ya da havada süzülen her şeyi,

you know, like fun stuff.

2:12

hani şu fun şeyleri ifade etmeye başladı.

Singling out which words in English were borrowed Öbek fiiller

2:14

İngilizcedeki hangi sözcüklerin ödünç alındığını,

and which ones were originally Germanic

2:17

hangilerinin aslen Cermen kökenli olduğunu ayırmak

could be a pretty fun exercise.

2:19

oldukça eğlenceli bir alıştırma olabilir.

Öbek fiiller

Singling out: bir grubun belirli üyelerini ayırt etmek

Bu cümlede singling out, İngilizce söz varlığının daha büyük bütünü içindeki belirli kelimeleri ayrı ayrı sınıflandırabilmek için tespit etmek anlamına gelir. Konuşmacı, hangi kelimelerin hangi köken grubuna ait olduğunu belirleme etkinliğini öneriyor. Single out ayrılabilen bir öbek fiildir: hem single out a word hem de single a word out kullanılabilir. Bu cümlede Singling out ... bir -ing yan cümlesi oluşturur ve could be a pretty fun exercise bölümünün öznesi olur. Out yön belirtmez; fiilin bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi single out ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The task involves ____ the two results that do not match the others.

Cevabı göster

singling out

For instance,

2:20

Örneğin,

supervise is derived from Latin, Kalıp ifadeler

2:21

supervise Latinceden türemiştir,

but oversee,

2:24

ama oversee

that's straight up Germanic. Kelime

2:26

tamamen Cermen kökenlidir.

Kalıp ifadeler

Derived from: kaynağı veya kökeni resmî biçimde belirtmek

Bu cümlede is derived from, supervise kelimesinin kaynağını veya kökenini belirtir: kelime Latinceden gelişmiştir. Sonuç ifadeden önce, kaynak ise from sözcüğünden sonra gelir. Be derived from genellikle X is/was derived from Y edilgen yapısında görülür. Kelimelerin, fikirlerin, maddelerin, verilerin veya ürünlerin kökenini açıklayabilir ve çoğu zaman X'in Y'den geliştiğini ya da Y'den elde edildiğini belirtir.

Alıştırma

Resmî kaynak ifadesini tamamlayın: The red pigment is ____ a mineral.

Cevabı göster

derived from

Kelime

Gündelik bir pekiştirici olarak straight up

Burada straight up, “tamamen”, “gerçekten” ya da “resmen” anlamına gelen gündelik bir pekiştiricidir. Konuşmacı oversee sözcüğünün Cermen kökenli olduğunu güçlü biçimde vurgular; fiziksel bir yön anlatmaz. Bu yapıda straight up, straight up strange veya straight up unfair örneklerinde olduğu gibi bir betimlemenin önüne gelir. Değerlendirmeyi doğrudan ve güçlü gösterir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: “That magic trick was straight up amazing.” straight up ne anlama geliyor?

  1. Tamamen ya da gerçekten şaşırtıcıdır.
  2. Buzsuz servis edilen bir içecektir.
  3. Doğrudan yukarı doğru hareket eder.
Cevabı göster

Tamamen ya da gerçekten şaşırtıcıdır.

Well, what would English sound like

2:28

Peki, İngilizce nasıl duyulurdu

if we just got rid of all these words that didn't originally come from the Angles? Öbek fiiller

2:29

Angles halkından gelmeyen bütün bu sözcükleri çıkarsaydık?

Öbek fiiller

get rid of: istenmeyen bir şeyi kaldırmak

Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak veya ondan kurtulmak anlamına gelir. Cümlede got rid of geçmiş zaman biçimidir ve “İngilizceden çıkardık” anlamındadır. Yapı get/got rid of + isim veya zamirdir. Nesne of'tan sonra gelir: got rid of these words. of sözcüğünü düşürmeyin.

Alıştırma

Cümleyi get rid of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We finally ____ the old broken chair.

Cevabı göster

got rid of

Well, what you would have is what is known as Anglish. Kültür

2:34

Ortaya Anglish denen şey çıkardı.

Anglish is really fun to read because it's not really a real language.

2:38

Anglish'i okumak çok eğlencelidir, çünkü aslında gerçek bir dil değildir.

It's just an exercise that we can do nowadays.

2:42

Yalnızca bugün yapabildiğimiz bir alıştırmadır.

Kültür

Anglish: modern bir dil deneyi

Anglish, modern bir dil deneyinin adıdır: yazarlar birçok alıntı sözcükten kaçınarak düşüncelerini çoğunlukla İngilizcenin Cermen köklerinden üretilmiş sözcüklerle ifade etmeye çalışır. Ayrı bir tarihî standart dil ya da English için kullanılan sıradan bir ad değildir. Bu arka plan, videonun ilerleyen kısmında neden uncleft ve beholding gibi bilinçli olarak üretilmiş veya sıra dışı karşılıkların kullanıldığını açıklar.

Alıştırma

Bu bağlamda Anglish neyi ifade eder?

  1. Sıradan modern English için başka bir ad
  2. Cermen köklü İngilizce sözcükleri tercih eden modern bir sözcük üretme deneyi
  3. Bir zamanlar İngiltere'nin tamamında konuşulan tarihî bir standart dil
Cevabı göster

Cermen köklü İngilizce sözcükleri tercih eden modern bir sözcük üretme deneyi

My favorite is this passage explaining atomic theory.

2:44

En sevdiğim örnek, atom teorisini açıklayan bu metin.

Of course,

2:49

Elbette

you can't call it atomic theory because,

2:49

buna atomic theory diyemezsiniz, çünkü

for instance, the word atom is Greek

2:51

örneğin atom sözcüğü Yunancadır

meaning something that cannot be divided any further.

2:53

ve daha fazla bölünemeyen bir şey anlamına gelir.

So, instead of using the word atom, Dilbilgisi

2:56

Bu yüzden atom sözcüğü yerine

writers will use words like uncleft.

2:58

yazarlar uncleft gibi sözcükler kullanır.

Dilbilgisi

instead of using: bir eylemin yerine başka bir eylem yapmak

Instead of, reddedilen veya başka bir şeyle değiştirilen eylemi belirtir. Burada instead of using the word atom, yazarların atom sözcüğünü seçmeyip farklı bir sözcük seçtiği anlamına gelir. Of bir edat olduğu için ardından gelen fiil normalde -ing biçimini alır: instead of use değil, instead of using. Yeniden kullanılabilen kalıp instead of + isim, zamir veya -ing biçimindeki fiildir.

Alıştırma

Cümleyi use fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina wrote the note by hand instead of ____ the printer.

Cevabı göster

using

And instead of using a word like theory,

3:01

Theory gibi bir sözcüğün yerine de

they'll use a word like beholding.

3:03

beholding gibi bir sözcük kullanırlar.

There's a link in the description to read all of uncleft beholding. Kültür

3:05

Açıklamadaki bağlantıdan uncleft beholding'in tamamını okuyabilirsiniz.

Kültür

uncleft beholding: atomic theory ifadesinin Anglish tarzı yeniden yazımı

Burada uncleft beholding, atomic theory yerine kullanılmak üzere bilinçli biçimde oluşturulmuş Anglish tarzı bir ifadedir. Önceki değişikliklerde atom yerine uncleft, theory yerine beholding kullanıldığı için bu iki sözcüklü ifade, dil arındırma deneyi içinde aynı kavramı adlandırır. Bu, modern İngilizcede kullanılan sıradan bir bilim terimi değildir. Cermen kökenli sözcükler tercih edilseydi İngilizcenin nasıl görünebileceğini gösteren eğlenceli bir örnek olarak anlaşılmalı; atomic theory yerine öğrenilecek bir terim olarak görülmemelidir.

Alıştırma

Yargı: Standart bir modern bilim raporunda atomic theory yerine uncleft beholding kullanmak doğaldır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

But now let's talk about accents.

3:08

Şimdi de aksanlardan bahsedelim.

We don't all speak English the same way

3:10

Hepimiz İngilizceyi aynı şekilde konuşmuyoruz

and as a confession,

3:12

ve itiraf etmem gerekirse

I'm going to say I'm terrible

3:13

ben berbatım

at impressions, accents, dialects.

3:15

taklitler, aksanlar ve lehçeler konusunda.

I pretty much only ever talk like this.

3:18

Neredeyse hep yalnızca böyle konuşuyorum.

Luckily, I read the science

3:20

Neyse ki bilimsel araştırmaları okudum

and young children are the best at picking up new accents. Öbek fiiller

3:22

ve yeni aksanları en iyi küçük çocuklar kapıyor.

Öbek fiiller

picking up new accents: temas yoluyla yeni aksanlar edinmek

Bu cümlede picking up, tekrarlanan temas yoluyla bir aksanı doğal biçimde edinmek anlamına gelir. Çocuklar çevrelerinde duydukları telaffuz kalıplarını zamanla kullanmaya başlar; burada pick up ifadesinin fiziksel olarak bir şeyi yerden alma anlamı yoktur. Kalıp pick up + dil, beceri, alışkanlık veya özellik şeklindedir. Burada nesne new accents ifadesidir. Bu ifade, tek seferde bir sesi kopyalamayı değil, zaman içinde gerçekleşen öğrenmeyi anlatır.

Alıştırma

“Temas yoluyla doğal biçimde edinmek” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: Children often ____ the local accent after moving to a new area.

Cevabı göster

pick up

So, I brought along my friend Todd.

3:25

Bu yüzden arkadaşım Todd'u getirdim.

Nicely done.

3:29

İyi yaptın.

Thank you.

3:30

Teşekkürler.

That's a classic Vsauce move.

3:30

Klasik bir Vsauce hareketi.

Now, Todd is from Barely Political in the Key of Awesome

3:31

Todd, Barely Political'ın Key of Awesome ekibinden

and he is fantastic at accents.

3:34

ve aksanlar konusunda harika.

Oh, grazie,

3:36

Ah, grazie,

Michael. Grazie.

3:37

Michael. Grazie.

I'm impressed every day.

3:39

Her gün hayran kalıyorum.

But here's a challenge for you.

3:40

Ama sana bir meydan okumam var.

Are you ready?

3:42

Hazır mısın?

Challenge.

3:43

Meydan okuma.

I want you to do an impression Kalıp ifadeler

3:43

Şöyle bir taklit yapmanı istiyorum:

of exactly how you think George Washington spoke.

3:45

George Washington'ın sence tam olarak nasıl konuştuğunu.

Kalıp ifadeler

Do an impression of someone: birini taklit etmek

To do an impression of someone, bir kişinin sesini, konuşma biçimini, yüz ifadelerini veya hareketlerini taklit etmek demektir. Bu cümlede istenen şey, George Washington'ın konuşmuş olabileceği biçimi aynen canlandırmaktır. Yaygın kalıp do an impression of + kişi şeklindedir. Burada impression, birini taklit eden performans anlamındadır; başka biri üzerinde yaratılan etki veya görüş anlamında değildir.

Alıştırma

“Birinin sesini ve hareketlerini taklit etmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: At the school show, Ben will ____ his favorite actor.

Cevabı göster

do an impression of

Um,

3:50

Şey,

let me just picture him. Kelime

3:51

onu gözümde bir canlandırayım.

Kelime

Picture him: fiil olarak picture

Burada picture, “zihninde bir görüntü oluşturmak” anlamına gelen bir fiildir. Picture him, onu zihninde hayal etmek demektir; bu nedenle konuşan kişi cevap vermeden önce o kişiyi gözünde canlandırmak için duraklar. Picture fiil olarak doğrudan nesne alır: picture someone or something. O kişinin fotoğrafını çekmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişinin adamı zihninde canlandırmaya çalıştığı anlamına gelir?

  1. I looked at a picture of him.
  2. I tried to picture him.
  3. I tried to take a picture of him.
Cevabı göster

I tried to picture him.

I've seen him on the quarter before. Kültür

3:51

Onu daha önce çeyrek dolarlık madeni parada gördüm.

Kültür

“on the quarter”: ABD'nin 25 sentlik parasındaki George Washington

Burada the quarter, ABD'nin 25 sentlik madeni parasını ifade eder. George Washington geleneksel olarak bu paranın ön yüzünde yer alır; dolayısıyla on the quarter, görüntüsünün madeni paranın yüzeyinde olduğu anlamına gelir. Konuşmacı, Washington'ın resmini madeni parada görmenin onu gerçekten “görmüş” sayılacağına dair şaka yapıyor. Quarter burada dörtte bir, üç aylık dönem ya da semt anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede on the quarter ne anlama geliyor?

  1. Çeyrek saat boyunca görünmüştür.
  2. Quarter adlı bir semtte görülmüştür.
  3. Resmi ABD'nin 25 sentlik madeni parasının üzerindedir.
Cevabı göster

Resmi ABD'nin 25 sentlik madeni parasının üzerindedir.

I think he probably sounded like this.

3:53

Sanırım sesi şöyleydi.

What's up, players?

3:56

N'aber, oyuncular?

Y'all gonna vote for me? Kelime

3:57

Hepiniz bana oy vereceksiniz, değil mi?

Kelime

“You” sözcüğünün gayriresmî çoğul biçimi olarak “Y'all”

Y'all, you all ifadesinin samimi ve gayriresmî kısaltmasıdır. Genellikle konuşmacının birden fazla kişiye hitap ettiğini açıkça gösterir. Bu soruda konuşmacı, gruba kendisine oy verip vermeyeceklerini soruyor. Bu ifade ABD'nin güneyindeki konuşma biçimiyle güçlü biçimde ilişkilidir, ancak başka bölgelerde ve topluluklarda da kullanılır. Gonna, rahat konuşma tarzını daha da güçlendirir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve tam olarak duyduğunuz cümleyi seçin. Baştaki sözcüklere odaklanın.

  1. You're gonna vote for me?
  2. Y'all gonna vote for me?
  3. Are y'all gonna vote for me?
Cevabı göster

Y'all gonna vote for me?

I'm gonna take two terms,

3:58

İki dönem görev yapacağım,

Just give me one,

4:00

bana bir tane verin,

one shot and um

4:00

tek bir şans, şey...

one and done, baby. Deyimler

4:02

tek seferde bitsin, bebeğim.

Deyimler

One and done: bir kez yapıp bitirmek

Bu cümlede one and done, “bir kez yapıp bırakmak; ikinci tur olmayacak” anlamına gelir. Görevde kalma sözünü tek bir dönemle sınırlı gösterir. One ve done kafiyeli olduğu için ifade kısa, akılda kalıcı ve gündelik duyulur. Buradaki sloganı andıran ton, ciddi bir sözü özellikle umursamazmış gibi gösterir.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “bir kez yapıp bitirmek” anlamına gelen üç sözcüklü gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Each player gets one try; this challenge is ____.

Cevabı göster

one and done

You know what I'm saying? Ton ve niyet

4:03

Ne dediğimi anlıyor musunuz?

Ton ve niyet

You know what I'm saying?: bağlantı kurulduğunu kontrol etmek

Gündelik konuşmada You know what I'm saying? genellikle “Ne demek istediğimi takip ediyor musun?” veya “Sen de benim gibi mi görüyorsun?” anlamına gelir. Karşıdaki kişiyle bağlantıyı kontrol eder ve çoğu zaman onu aynı fikirde olmaya davet eder. Bu ifade genellikle bir söylem belirleyicisidir; dinleyicinin ne bildiğini kelimesi kelimesine sınayan bir soru değildir. Yeah veya I get you gibi kısa bir cevap çoğu zaman yeterlidir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “This rule feels unfair, you know what I'm saying?” diyor. Esas olarak ne yapıyor?

  1. Düşüncesini takip edip etmediğinizi veya katılıp katılmadığınızı kontrol etmek
  2. Saying sözcüğünün sözlük anlamını bilip bilmediğinizi sınamak
  3. Her sözcüğü ayrı ayrı duyup duymadığınızı sormak
Cevabı göster

Düşüncesini takip edip etmediğinizi veya katılıp katılmadığınızı kontrol etmek

No,

4:04

Hayır,

seriously, father,

4:04

cidden, baba,

I did not chop down that there tree. Notlar

4:05

şuradaki o ağacı ben kesmedim.

Kültür

chop down that there tree: George Washington efsanesine gönderme

Bu ifade, Amerika'da çok bilinen bir hikâyeyi çağrıştırır: Genç George Washington'ın babasının kiraz ağacını kestiği ve yalan söyleyemediği için bunu itiraf ettiği söylenir. Günümüzde bu hikâye, kanıtlanmış bir tarihsel olaydan çok, onun dürüstlüğünü temsil etmek üzere sonradan oluşturulmuş bir efsane kabul edilir. Buradaki inkâr, bilinen sahneyi mizahi biçimde tersine çevirir: Konuşan kişi dürüstçe itiraf etmek yerine ağacı kesmediğinde ısrar eder. Bu göndermeyi fark etmek, neden birdenbire ağaç kesmekten söz edildiğini açıklar; bu, tarihsel bir kişilikle ilgili şakadır, tarihsel kanıt değildir.

Alıştırma

Ağacı kesme konusundaki bu inkârı anlamlı kılan kültürel gönderme nedir?

  1. chop down ifadesini bir ağacı süslemek anlamında kullanır.
  2. Genç George Washington ve kiraz ağacı efsanesini çağrıştırır.
  3. George Washington'ın tarihsel olarak kanıtlanmış bir itirafını aktarır.
Cevabı göster

Genç George Washington ve kiraz ağacı efsanesini çağrıştırır.

Kelime

that there + isim: lehçesel pekiştirilmiş işaret yapısı

that there tree ifadesinde there, isim öbeği içinde işaret sözcüğü that'in ardından gelir. Uzak bir varlığa yapılan göndermeyi pekiştirir ve yaklaşık olarak “şuradaki o belirli ağaç” anlamına gelir; The tree is there. cümlesindeki sıradan yer zarfı görevinde değildir. that there + isim kalıbı, genel ölçünlü yazılı İngilizcede lehçesel ve standart dışıdır. Burada hayalî George Washington'ın konuşmasına abartılı bir kırsal veya eski moda hava katar. Bu karakterleştirmeyi tanıyın, ancak tarafsız kullanımda that tree ya da that tree over there ifadelerini tercih edin.

Alıştırma

Bu cümlenin tarafsız resmî İngilizceye uygun olup olmadığına karar verin: Please remove that there box from the conference room.

  1. Tarafsız resmî İngilizce olarak uygun değil
  2. Tarafsız resmî İngilizce olarak uygun
Cevabı göster

Tarafsız resmî İngilizce olarak uygun değil

All right?

4:07

Tamam mı?

I like that.

4:08

Bunu sevdim.

But you know what?

4:09

Ama ne var, biliyor musun?

There's no way to be wrong.

4:09

Yanlış olmasının imkânı yok.

Well, I mean, Ton ve niyet

4:11

Yani, aslında

there are ways to be wrong,

4:12

yanlış olabileceği yollar var,

but we don't know the real answer

4:13

ama gerçek cevabı bilmiyoruz.

Ton ve niyet

Well, I mean,: konuşmada öz düzeltme işareti

Well, I mean, konuşanın tamamen yeni bir düşünceye başlamadığını, az önce söylediği şeyi ayarladığını gösterir. Burada, taklit etmenin yanlış olamayacağı yönündeki kesin iddiayı, yanlış yapmanın bazı yolları olabileceği yönündeki daha dikkatli düşünceye yumuşatır. Bu cümledeki I mean bir kelimenin anlamını açıklama isteği değildir ve kelimesi kelimesine benim demek istediğim anlamında kullanılmaz. Konuşmaya devam ederken kendi sözlerinizi düzeltmeniz, daraltmanız veya yumuşatmanız gerektiğinde bu ifadeyi kullanın. Konuşma diline özgü bir düzeltme işaretidir ve çoğu zaman yeniden ifade edilen düşünceden önce gelir.

Alıştırma

Önce “The plan cannot fail” diyorsunuz, sonra bu iddianın fazla güçlü olduğunu fark ediyorsunuz. Günlük bir konuşmada daha temkinli düzeltmenizi başlatmak için hangi ifade en uygundur?

  1. As a result,
  2. Well, I mean,
  3. For example,
Cevabı göster

Well, I mean,

because back at the time that America first became a country,

4:15

Çünkü Amerika ilk kez bir ülke olduğunda

the classic British accent didn't even exist yet.

4:18

klasik İngiliz aksanı henüz yoktu bile.

In fact,

4:22

Hatta

I quite like the Queen's English. Kültür

4:22

Kraliçe İngilizcesini epey severim.

Kültür

the Queen's English: Britanya İngilizcesi için geleneksel prestij etiketi

the Queen's English, Büyük Britanya’da özellikle standart, eğitimli veya geleneksel olarak saygın kabul edilen bir İngilizce biçimi için kullanılan geleneksel bir adlandırmadır. Bu cümlede klasik bir İngiliz konuşma modeliyle ilgili kültürel bir düşünceyi adlandırır; yalnızca bir kraliçenin konuştuğu İngilizce ya da tek ve değişmez bir aksan anlamına gelmez. Bu ifade resmî, üst sınıfa özgü veya yerleşik kurumlarla ilişkilendirilen konuşma biçimleriyle ilgili tarihsel ve toplumsal çağrışımlar taşır. Eski moda gelebilir; bütün Britanya aksanları için tarafsız bir ad olarak veya bir telaffuzun özünde daha iyi olduğunun kanıtı olarak kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Bir müze rehberi, resmî duyulan bir Britanya konuşma tarzı için geleneksel bir prestij etiketini anlatıyor; genel Britanya İngilizcesi terimini veya belirli bir aksan adını anlatmıyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. the Queen's English
  2. British English
  3. Received Pronunciation
Cevabı göster

the Queen's English

Yeah,

4:24

Evet,

that would be completely foreign to them. Kelime

4:24

bu onlara tamamen yabancı gelirdi.

Kelime

foreign to someone: o kişiye yabancı gelen

be foreign to someone yapısında foreign, birine tanıdık gelmeyen veya o kişinin deneyiminin dışında olan şey anlamına gelir. Her zaman başka bir ülkeden gelen demek değildir. Burada that, daha sonra oluşan Queen's English tarzı aksanı; them ise Amerika'nın ilk dönemlerindeki insanları ifade eder. Completely anlamı güçlendirir: O insanlar bu aksanı tanıdık bulmazdı.

Alıştırma

This custom is foreign to me. cümlesindeki foreign to ne anlama gelir?

  1. Bu bana yabancı geliyor.
  2. Bunda zaten tamamen ustayım.
  3. Bu başka bir ülkeden geliyor.
Cevabı göster

Bu bana yabancı geliyor.

But here's what's really mind-blowing Kelime

4:26

Ama asıl insanın aklını uçuran şey,

about what the British gave to America,

4:27

Britanyalıların Amerika'ya kazandırdığı

Southern drawl. Kelime

4:30

Güneylilerin yayvan konuşma tarzıdır.

Kelime

mind-blowing: son derece şaşırtıcı

Mind-blowing, son derece şaşırtıcı, etkileyici veya inanması güç anlamına gelen gündelik bir sıfattır. Sadece surprising demekten çok daha güçlüdür ve gerçek bir patlamayı anlatmaz. Burada konuşmacı, şaşırtıcı bir iddiayı sunmadan önce bu sözcüğü kullanır. Sözcük heyecanı artırır ve beklenmedik bir bağlantı duyacağınızı haber verir.

Alıştırma

Hangi durum mind-blowing ifadesine en uygundur?

  1. Herkesin beklediği küçük bir değişiklik.
  2. İnsanların inanmakta zorlanacağı kadar beklenmedik ve etkileyici bir keşif.
  3. Resmî bir rapordaki sıradan bir talimat.
Cevabı göster

İnsanların inanmakta zorlanacağı kadar beklenmedik ve etkileyici bir keşif.

Kelime

Southern drawl: bölgesel bir aksan etiketi

Bu cümlede Southern drawl, ABD'nin güneyindeki bazı bölgelerle ilişkilendirilen bir konuşma biçiminin adıdır. Drawl, özellikle bazı ünlü sesler uzatıldığı için dinleyiciye rahat ya da yayvan gelen konuşmayı anlatır. Bu, tek bir ses sistemi değil, geniş kapsamlı bir aksan etiketidir. Bir sesi genel olarak betimleyen bir ifade şeklinde anlaşılmalıdır; Güney'deki herkesin aynı şekilde konuştuğu iddiası değildir.

Alıştırma

"The actor speaks with a Southern drawl," cümlesinde Southern drawl ne anlama gelir?

  1. Britanya hükûmeti konuşmalarında kullanılan resmî bir tarz
  2. ABD'nin güneyindeki bazı bölgelerle ilişkilendirilen ve çoğu zaman ünlüleri uzatılmış gibi duyulan bir konuşma biçimi
  3. Oyuncunun sözleri unuttuğu anlamına gelen bir hata
Cevabı göster

ABD'nin güneyindeki bazı bölgelerle ilişkilendirilen ve çoğu zaman ünlüleri uzatılmış gibi duyulan bir konuşma biçimi

That's right.

4:32

Aynen öyle.

These people known as the Cavaliers came over to America

4:33

Cavaliers diye bilinen bu insanlar Amerika'ya geldiğinde

before it was an actual independent country

4:36

burası henüz gerçekten bağımsız bir ülke değildi.

and they brought things like the word y'all,

4:39

Yanlarında y'all gibi sözcükleri,

snickerdoodle,

4:41

snickerdoodle'ı,

varmint,

4:42

varmint'i,

and they brought the word axed instead of ask

4:43

ask yerine axed demeyi,

and the word ain't Kelime

4:47

ain't sözcüğünü

Kelime

ain't: son derece gündelik bir olumsuzluk biçimi

Bu parçada ain't, tam bir yan cümlede kullanılmak yerine bir kelime olarak anılıyor. Gerçek konuşmada am not, is not veya are not yerine geçebilen, son derece gündelik ve çoğu zaman standart dışı kabul edilen bir olumsuzluk biçimidir; bazı dil çeşitlerinde has not veya have not yerine de kullanılabilir. Standart dildeki kesin karşılığı özneye ve cümlenin geri kalanına bağlıdır; bu nedenle her zaman tek ve sabit bir biçim olarak çevrilmemelidir. Çoğu zaman gündelik konuşmayı, lehçesel bir sesi ya da bilerek seçilmiş gayriresmî bir üslubu gösterir.

Alıştırma

Resmî bir okul ödevindeki şu cümlede ain't uygun bir seçim midir? "The evidence ain't strong enough."

  1. Hayır, uygun değildir.
  2. Evet, uygundur.
Cevabı göster

Hayır, uygun değildir.

as well as emphasizing the first syllable

4:49

ve ayrıca ilk heceyi vurgulamayı getirdiler;

of words like guitar, July, and police.

4:52

guitar, July ve police gibi sözcüklerde.

Man,

4:56

Vay be,

I've taken a lot of heat from English people Deyimler

4:56

İngilizlerden çok laf işittim,

for being from Texas and all that.

4:58

Texaslı olduğum ve benzeri şeyler yüzünden.

Deyimler

taken a lot of heat from: eleştiri ve kaynağı

Bu cümlede taken a lot of heat from, birinden çok fazla eleştiri ya da sert baskı görmek anlamındadır. heat gerçek sıcaklık değil, mecazdır; English people eleştirinin kaynağını gösterir. Aktarılabilir kalıp take heat from someone for something şeklindedir: from eleştiren kişiyi veya kaynağı, for ise eleştirilen eylemi, kimliği ya da nedeni belirtir.

Alıştırma

Birinden çok fazla eleştiri almak anlamındaki deyimi tamamlayın: The coach has ____ fans for changing the lineup.

Cevabı göster

taken a lot of heat from

And they started it,

5:00

Ama bunu onlar başlatmış,

didn't they? Dilbilgisi

5:01

öyle değil mi?

Dilbilgisi

didn't they?: doğrulama isteyen soru takısı

Burada didn't they?, olumlu ve geçmiş zamanlı they started it ifadesine eklenen olumsuz bir soru takısıdır. Dinleyiciden ifadeyi doğrulamasını ister ve bu bağlamda tarafsız biçimde yeni bilgi istemek yerine onu aynı fikirde olmaya davet eder. Standart bir soru takısında yardımcı fiil, zaman, olumlu-olumsuz biçim ve zamir ana cümleyle eşleşir: past simple started, did gerektirir; olumlu cümle olumsuz bir takı alır ve they öznesi yine they olarak kalır.

Alıştırma

Soru takısını tamamlayın: The children finished the game, ____?

Cevabı göster

didn't they

But listen to this.

5:01

Bir de şunu dinleyin.

The Bo language

5:03

Bo dili,

was a language spoken on an island off the coast of India Kalıp ifadeler

5:04

Hindistan açıklarındaki bir adada konuşulan bir dildi

and then last year this woman died.

5:07

ve geçen yıl bu kadın öldü.

Kalıp ifadeler

off the coast of: kıyıya yakın sulardaki konum

Off the coast of, “bir yerin kıyısına yakın denizde” anlamına gelir. Bu cümlede ada, Hindistan’ın kıyı şeridinde değil, Hindistan yakınlarındaki sulardadır. Bu yer yapısında off, karadan ayrı ama yine de yakın olmayı anlatır; “kapalı” veya “kapatılmış” anlamına gelmez. Yapı off the coast of + yer şeklindedir.

Alıştırma

“Kıyıya yakın denizde” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: A research station floats ____ Iceland.

Cevabı göster

off the coast of

She was the final speaker of the language. Kültür

5:11

Bu dili konuşan son kişiydi.

Kültür

final speaker: bir dili konuşabilen son kişi

Bu cümlede final speaker, Bo dilini konuşabildiği bilinen son hayattaki kişi anlamına gelir. Buradaki speaker, bir konuşma yapan kişi veya ses cihazı değil, bir dilin kullanıcısıdır. Bir dilin son konuşuru öldüğünde, o dilin topluluğunda yaşayan bir konuşur kalmayabilir. Ancak dil kayıtlarda, yazılarda veya öğretim materyallerinde varlığını sürdürebilir. Bu nedenle ifade, bütün kayıtların yok olmasını değil, yaşayan bir konuşurun kaybını anlatır.

Alıştırma

“Researchers recorded the final speaker of the valley’s old language,” cümlesinde final speaker ne anlama gelir?

  1. Son konuşmayı yapmak üzere planlanan kişi
  2. Vadideki son ses hoparlörü
  3. Dili hâlâ konuşabilen son kişi
Cevabı göster

Dili hâlâ konuşabilen son kişi

All I can think about is that lady trying to connect to people Dilbilgisi

5:22

Aklıma yalnızca o kadının insanlarla bağ kurmaya çalışması geliyor;

Dilbilgisi

Baskın bir düşünce için All I can think about is ...

All I can think about is ... bir vurgu kalıbıdır. All I can think about yan cümlesinin tamamı özne görevindedir; is ise bunu konuşanın dikkatini dolduran tek kişi, şey veya düşünceye bağlar. Burada insanlarla bağ kurmaya çalışan kadının görüntüsü konuşanın zihnini güçlü biçimde meşgul eder. Bu, yalnızca I think about her demekten daha güçlüdür; all, diğer düşüncelerin geri plana itildiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgu kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: After losing my notebook, ____ where I might have left it.

Cevabı göster

all I can think about is

like, "Oh,

5:24

mesela, "Ah,

let us share in the cultural joke.

5:24

gelin kültürümüze özgü şakayı paylaşalım.

You know,

5:26

Hani,

the famous cultural joke of the Bo people."

5:26

Bo halkının o meşhur kültürel şakasını."

Yes.

5:29

Evet.

Yes.

5:29

Evet.

It was probably quite lonely.

5:30

Muhtemelen çok yalnızdı.

Todd,

5:32

Todd,

modern English as we know it didn't really begin that long ago. Kalıp ifadeler

5:32

bildiğimiz modern İngilizce aslında çok uzun zaman önce doğmadı.

Kalıp ifadeler

X as we know it: X’in bildiğimiz biçimi

X as we know it yapısında as we know it, X’in bugün insanlara tanıdık gelen biçimini veya sürümünü belirtir. Burada modern English ifadesini İngilizcenin bütün tarihsel aşamalarıyla değil, bugün tanınan biçimiyle sınırlar. Bu nedenle ifade, iddianın kapsamını daraltır: çok uzun zaman önce başlamayan şey bu tanıdık biçimdir. Herkesin bildiği gibi anlamına gelmez; modern English as we know it isim grubunun bir parçasıdır.

Alıştırma

Todd, modern English as we know it didn't really begin that long ago cümlesinde as we know it ne yapar?

  1. Konuşanın İngilizcenin ne zaman başladığından emin olmadığını söyler.
  2. Modern English ifadesini bugün bilinen biçimiyle sınırlar.
  3. Herkesin İngilizcenin yakın zamanda başladığını bildiği anlamına gelir.
Cevabı göster

Modern English ifadesini bugün bilinen biçimiyle sınırlar.

Think of it this way. Anlatım akışı

5:36

Şöyle düşün.

Anlatım akışı

Think of it this way: yeni bir bakış açısı sunmak

Think of it this way, dinleyiciden bir fikre farklı bir açıdan bakmasını isteyen bir söylem işaretidir. Buradaki it, fiziksel bir nesneye değil, az önce sözü edilen fikre gönderme yapar. Bu ifade, aynı konuyu açıklayan yeni bir çerçevelemenin, benzetmenin veya örneğin geleceğini haber verir. Sonraki kısmın konu değişikliği değil, açıklama olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi yeni bir bakış açısı sunan tam ifadeyle tamamlayın: Your first drawing does not need to be perfect. ____: every artist starts by practicing.

Cevabı göster

Think of it this way

There's a time capsule buried here in New York Kültür

5:37

Burada, New York'ta gömülü bir zaman kapsülü var

that is not going to be opened until the year 6939.

5:39

ve 6939 yılına kadar açılmayacak.

Kültür

time capsule: gelecek için bir kap

Time capsule, yapıldığı dönemdeki yaşamı temsil eden nesne ve mesajların bulunduğu bir kap veya mühürlü bir koleksiyondur. Gelecekteki insanların açabilmesi için bilinçli olarak saklanır ve çoğu zaman toprağa gömülür. Bu cümlede zaman kapsülünün 6939 yılına kadar kapalı kalması planlanmaktadır. Bu nedenle capsule burada ilaç kapsülü veya uzay aracı değil, geleceğe yönelik bu kap anlamındadır.

Alıştırma

Örnekte time capsule ne anlama geliyor?

  1. Günümüze ait nesne veya mesajların, gelecekteki insanlar açsın diye saklandığı bir kap
  2. İnsan taşımak için yapılmış bir uzay aracı
  3. Tek doz ilaç içeren küçük bir kapsül
  4. Hemen açılması gereken sıradan bir kutu
Cevabı göster

Günümüze ait nesne veya mesajların, gelecekteki insanlar açsın diye saklandığı bir kap

By then, Kalıp ifadeler

5:44

O zamana gelindiğinde

English itself may be completely different or possibly extinct.

5:45

İngilizce bambaşka olabilir, hatta yok olmuş olabilir.

Kalıp ifadeler

Gelecek zaman için referans noktası olarak By then

By then, “daha önce belirtilmiş olan zamanda veya ondan önce” anlamına gelir; bir durumu anlatırken ise “o zaman geldiğinde” diye anlaşılır. Burada then, zaman kapsülünün açılacağı yılı gösterir ve ifade, İngilizcenin durumunu değerlendirmek için o uzak tarihi bakış noktası olarak belirler. Bu ifade, öngörülen değişimi kesinleştirmez. May ve possibly, İngilizcenin farklı ya da yok olmuş olmasının hâlâ yalnızca birer olasılık olduğunu gösterir.

Alıştırma

“Daha önce belirtilen gelecek zamandan en geç o zamana kadar” anlamına gelen iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The inspection is next Friday, and ____ all repairs should be finished.

Cevabı göster

by then

And so,

5:49

Bu yüzden

they actually included a drawing of the human mouth

5:50

içine insan ağzının bir çizimini bile koymuşlar.

where they diagrammed out where you need to put your tongue

5:53

Dilinizi nereye koymanız gerektiğini şemayla gösterip

to say the letters like we say them today.

5:55

harfleri bugün bizim söylediğimiz gibi söylemeyi anlatmışlar.

And we only have to wait almost 5000 years?

5:59

Yani sadece yaklaşık 5.000 yıl mı beklememiz gerekiyor?

What a bargain. Ton ve niyet

6:01

Ne hesaplı iş.

How convenient for everyone.

6:02

Herkes için ne kadar da kullanışlı.

Ton ve niyet

İroni olarak What a bargain ... How convenient for everyone

What a bargain ve How convenient for everyone tek başlarına coşkulu bir onay ifade edebilir: ilki bir şeyin çok avantajlı olduğunu, ikincisi ise herkes için kolay veya yararlı olduğunu söyler. What a + noun! ve How + adjective! ünlem kalıpları bu olumlu değerlendirmeleri güçlendirir. Burada ise neredeyse 5.000 yıl beklemek açıkça ne avantajlı ne de kullanışlıdır. Olumlu sözlerle kötü durum arasındaki uyumsuzluk, ifadeleri sözlü ironiye dönüştürür: konuşmacı aslında teklifin saçma ve günümüzdeki insanlar için yararsız olduğunu anlatır.

Alıştırma

Bir otel misafiri, bozuk asansörün altı ay sonra onarılacağını öğrenip “How convenient for everyone.” diyor. Misafir büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Onarım ucuz olacaktır.
  2. Uzun gecikme mantıksız ve kullanışsızdır.
  3. Uzun gecikme gerçekten yararlıdır.
Cevabı göster

Uzun gecikme mantıksız ve kullanışsızdır.

Yeah,

6:04

Evet,

what are we going to do in the meantime? Kalıp ifadeler

6:04

peki bu arada ne yapacağız?

Kalıp ifadeler

Bekleme süresini belirten in the meantime

Bu soruda in the meantime, do eyleminin zaman çerçevesini belirler: şimdiden zaman kapsülünün açılabileceği ana kadar olan süreyi anlatır. Konuşan kişi bu bekleme aralığının hangi eylemle doldurulacağını soruyor. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp action + in the meantime veya In the meantime, + clause biçimindedir. İfade, bağlamdan zaten anlaşılan daha sonraki bir olaya ya da değişikliğe dayanır.

Alıştırma

Cümleyi bekleme süresi boyunca anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The bus arrives in ten minutes. What should we do ____?

Cevabı göster

in the meantime

Well,

6:06

Şey,

you could head over to my channel for some comedy stuff. Öbek fiiller

6:06

biraz komedi için benim kanalıma uğrayabilirsiniz.

Öbek fiiller

Gündelik bir ziyaret daveti için head over to

Bu cümlede head over to, gitmek veya ziyaret etmek anlamına gelir. Burada head bir fiildir, over harekete rahat ve konuşma diline özgü bir hava katar, to ise hedefi tanıtır. Bir kanal çevrim içi bir hedef olarak görülebilir; bu yüzden fiziksel olarak yolculuk yapmak gerekmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp head over to + place, page, channel, or account biçimindedir. Genellikle samimi bir davet veya harekete geçirici çağrı olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik gündelik ifadeyle tamamlayın: For the full recipe, ____ our website.

Cevabı göster

head over to

We did an episode of Vsauce

6:09

Vsauce'ın bir bölümünü yaptık,

called Vsauce Unplugged.

6:10

adı Vsauce Unplugged.

There's a lot of neat information over there

6:12

Orada bir sürü ilginç bilgi var;

about the brain and language,

6:14

beyin ve dil hakkında,

some joking around,

6:15

biraz şamata,

and I got to talk to Dale. Kelime

6:16

bir de Dale'le konuşma fırsatı buldum.

Kelime

got to talk to: konuşma fırsatı bulmak

I got to talk to Dale cümlesindeki got to talk to, konuşan kişinin Dale ile konuşma fırsatı bulduğunu ve gerçekten onunla konuştuğunu gösterir. Bu konuşma bir zorunluluk değil, güzel veya ilginç bir deneyim olarak sunulur. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı get to + fiilin yalın hâlidir. Bir fırsatı, izni veya özel bir deneyimi anlatır. Geçmiş zamanda got to + fiilin yalın hâli, genellikle bu fırsatın gerçekten gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

Bilim fuarında Mia, "I got to talk to an astronaut." diyor. Ne demek istiyor?

  1. Bir astronotla konuşma fırsatı buldu ve gerçekten konuştu.
  2. Bir astronotla konuşmaktan kaçınmayı planlıyor.
  3. Bir astronotla konuşmak zorundaydı.
Cevabı göster

Bir astronotla konuşma fırsatı buldu ve gerçekten konuştu.

Dale the mouse.

6:19

Fare Dale.

Dale the mouse.

6:20

Fare Dale.

He does not play around. Öbek fiiller

6:21

O hiç şakaya gelmez.

Öbek fiiller

does not play around: işi ciddiye almak

Buradaki does not play around, Dale'in saçmalamadığını, zaman kaybetmediğini ve işleri hafife almadığını anlatır. Bu ifade onu çok ciddi ve belki de karşı gelmesi zor biri olarak esprili biçimde gösterir. play around deyimi yalnızca gerçek anlamda oyun oynamayı değil, ciddiyetsiz davranmayı da anlatabilir. Olumsuz biçimde someone doesn't play around, genellikle kişinin ciddi biçimde harekete geçtiğini ve hafife alınmaması gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Bir ebeveyn, "The lifeguard does not play around when children are in danger." diyor. Verilmek istenen temel mesaj nedir?

  1. Cankurtaran ne yapacağını bilmiyordur.
  2. Cankurtaran çocukların oyunlarına hiç katılmaz.
  3. Cankurtaran ciddi davranır ve hızlıca karşılık verir.
Cevabı göster

Cankurtaran ciddi davranır ve hızlıca karşılık verir.

No.

6:22

Hayır.

Be sure to check out the Cheese Shorts Öbek fiiller

6:23

Todd'un kanalındaki Cheese Shorts

video over on Todd's channel.

6:25

videosuna mutlaka göz atın.

Öbek fiiller

İçerik önermek için check out

Bu cümlede check out, gidip bakmak, izlemek veya keşfetmek anlamına gelir. Nesne bir video olduğu için konuşan kişi bir içerik öneriyor. Anlamı nesne ve durum belirler. check out otelden ayrılmak veya bir satın alma işlemini tamamlamak anlamına da gelebilir, ancak bu anlamlar burada uygun değildir.

Alıştırma

“Be sure to check out the video” cümlesinde check out ne anlama gelir?

  1. Gidip izlemek veya keşfetmek.
  2. Videoda hata olmadığını doğrulamak.
  3. Ödeme yaptıktan sonra otelden ayrılmak.
Cevabı göster

Gidip izlemek veya keşfetmek.

It's much more funny than Vsauce. Dilbilgisi

6:27

Vsauce'tan çok daha komik.

Dilbilgisi

much more funny than: standart biçim much funnier than

Bu cümlede much more funny than, samimi ve standart dışı bir karşılaştırma biçimidir. Tarafsız standart İngilizcede much funnier than kullanılır; çünkü funny genellikle -er ile karşılaştırma biçimini oluşturur ve funnier olur. Much karşılaştırmayı oluşturmaz; zaten karşılaştırma biçiminde olan sözcüğü güçlendirir. Yapı much + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir; much funnier than buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi funny sözcüğünün standart karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: This cartoon is much ____ than the last one.

Cevabı göster

funnier

But when you're there

6:29

Ama oraya gittiğinizde,

and every time I'm there,

6:29

ben de her gittiğimde,

I'm just impressed by the characters and the accents.

6:30

karakterlere ve aksanlara hayran kalıyorum.

Hey,

6:33

Hey,

we got all sorts of stuff.

6:33

bizde her türden şey var.

We got behind the scenes Key of Awesome stuff. Deyimler

6:34

Key of Awesome'ın kamera arkası görüntüleri var.

Deyimler

behind the scenes: halkın görmediği çalışmalar

Bu cümlede behind the scenes, izleyicilerin normalde görmediği yapım çalışmaları ve etkinlikler hakkındaki içeriği tanımlar. Buradaki anlam gerçek anlam değildir; içerik yalnızca bir sahne dekorunun arkasındaki yeri göstermez. İfade daha geniş olarak bir program, şirket, etkinlik veya proje içinde göz önünde olmayan çalışmaları da anlatabilir. Genellikle erişim, görüntüler, ayrıntılar veya halkın görüş alanı dışında çalışan kişiler için kullanılır ve tek başına bir sır ya da skandal anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, halkın normalde görmediği çalışma ve etkinlikleri anlatan ifadeyle tamamlayın: The short film shows what happened ____ during the concert.

Cevabı göster

behind the scenes

We got stand-up,

6:36

Stand-up var,

me doing stand-up.

6:37

benim stand-up yaptığım videolar.

Got me going to China.

6:37

Çin'e gidişim var.

We got all sorts of comedy stuff.

6:39

Her türden komedi içeriğimiz var.

Come over for a visit.

6:41

Bir uğrayın.

I'll give you a bowl of soup.

6:42

Size bir kâse çorba veririm.

Come on.

6:43

Hadi.

Yeah,

6:44

Evet,

come on.

6:44

hadi gelin.

I'll see you there

6:45

Orada görüşürüz

and as always,

6:46

ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

6:47

izlediğiniz için teşekkürler.