Amanda Knox Kimdir ve Masum mu?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video Amanda Knox'un Perugia'daki öğrencilik yaşamını, tartışmalı Meredith Kercher davasını ve beraatle biten temyizleri anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Deyimler ve mecazi ifadeler: fell head over heels for, gerçekten düşmek değil, aniden ve derinden aşık olmak demektir. 2. Dil bilgisi ve cümle kalıpları: may have been able to leave, ayrıldığını söylemeden geçmişteki belirsiz bir imkanı anlatır. 3. Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: acquitted Knox and Sollecito of any involvement in resmi bir hukuk kalıbıdır; beraat, olgusal masumiyetin mutlak kanıtı değildir.
Bu derste
Never forget another password and keep all your credentials secure by signing up for a free account today. Öbek fiiller
0:02Bugün ücretsiz bir hesap oluşturarak bir daha asla başka bir şifre unutmayın ve tüm kimlik bilgilerinizi güvende tutun.
sign up for + bir hizmet, kurs veya etkinlik
Sign up for, bir şeye kaydolmak veya katılmak için başvurmak anlamına gelir. Burada for, kişinin kaydolduğu şeyi belirtir: a free account. by signing up for... yapısında sign, by edatından sonra geldiği için -ing biçimini alır. Yeniden kullanılabilir kalıp sign up for + isim şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi “kaydolmak” anlamındaki üç sözcüklü öbek fiille tamamlayın: I decided to ____ the weekend coding workshop.
Cevabı göster
sign up for
An American student was tried and convicted of murder Kelime
0:07Amerikalı bir kız öğrenci yargılandı ve cinayetten suçlu bulundu
tried and convicted of murder: yargılama ve suçluluk kararı
Bu hukuk cümlesinde tried, kişinin yargılanmak üzere mahkemeye çıkarıldığını belirtir; tek başına öğrencinin suçlu olduğunu söylemez. Convicted of murder, mahkemenin veya jürinin öğrenciyi cinayetten suçlu bulduğu anlamına gelir. was tried and convicted biçimindeki eş bağlı edilgen yapı iki aşamayı sırayla sunar: önce yargılama gerçekleşmiş, ardından suçluluk kararı verilmiştir. Convict fiilinden sonra suç of ile belirtilir.
Alıştırma
"The defendant was tried and convicted of fraud" cümlesi bize ne anlatır?
- Dava mahkemeye gitti ancak bir karara varılmadı.
- Sanık dolandırıcılıkla suçlandı ancak yargılama yapılmadı.
- Dava mahkemeye gitti ve sanık dolandırıcılıktan suçlu bulundu.
Cevabı göster
Dava mahkemeye gitti ve sanık dolandırıcılıktan suçlu bulundu.
when her British roommate was found stabbed to death in the house that they shared. Kalıp ifadeler
0:10İngiliz ev arkadaşı, paylaştıkları evde bıçaklanarak öldürülmüş halde bulunduğunda.
stabbed to death: ölümcül bir sonucu ifade etmek
stabbed to death ifadesinde stabbed eylemi, to death ise sonucu belirtir: bıçaklama kişinin ölümüne yol açmıştır. Buradaki to yön veya amaç bildirmez. Bu ifade was found stabbed to death yapısının içindedir. Ev arkadaşı bulunduğunda ölümcül bıçaklama zaten gerçekleşmişti; önce bulunup sonra bıçaklandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bıçaklamanın ölüme neden olduğunu belirten sabit sonuç ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The victim was stabbed ____.
Cevabı göster
to death
All evidence suggested she was not at home when the murder took place. Kalıp ifadeler
0:14Tüm kanıtlar cinayet işlendiğinde onun evde olmadığını gösteriyordu.
took place: bir olayın gerçekleştiğini bildirmek
Take place, happen veya occur anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil ifadesidir. Geçmiş zamanda take, took biçimine dönüşür; bu nedenle the murder took place, cinayetin gerçekleştiği anlamına gelir. Take place ifadesinin öznesi olaydır. Bu ifadede place yer bildiren bir isim değildir; yer bilgisi The meeting took place in Boston. örneğindeki gibi ayrıca eklenir.
Alıştırma
Cümleyi take place ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The award ceremony ____ on Friday.
Cevabı göster
took place
Nevertheless, she was sentenced to a quarter of a century in an Italian prison Notlar
0:17Yine de bir İtalyan hapishanesinde çeyrek asırlık hapse mahkum edildi
Güçlü bir karşıtlık belirteci olarak Nevertheless,
Nevertheless, önceki düşünce göz önüne alındığında sıradaki bilginin şaşırtıcı olduğunu gösterir. Burada önceki kanıtlar onun lehine görünse de sonuç bir hapis cezasıdır. Cümlenin başında kullanıldığında anlatımı düzenler: dinleyiciye önceki gerçeği aklında tutmasını, fakat beklentiye ters düşen bu sonucu da kabul etmesini söyler. “Buna rağmen” veya “yine de” diye açıklanabilir.
Alıştırma
Karşıtlığı en iyi hangi bağlayıcı tamamlar? “The roads were icy. ___, the buses kept running.”
- Nevertheless
- For example
- Therefore
Cevabı göster
Nevertheless
be sentenced to ... a quarter of a century: yirmi beş yıl hapis cezası
be sentenced to + ceza şeklindeki edilgen yapıda sentenced, bir mahkemenin resmî olarak ceza vermesini anlatan hukukî bir fiildir. Buradaki ceza a quarter of a century, yani yirmi beş yıldır. in an Italian prison ifadesi hapsedilme yerini veya ortamını belirtir; cezanın süresine dâhil değildir. Buradaki sentence sözcüğünü “tümce” anlamındaki isim olarak yorumlamayın.
Alıştırma
Cümleyi hedef edilgen hukuk ifadesiyle tamamlayın: “After the fraud trial, he ____ eight years in prison.”
Cevabı göster
was sentenced to
until she won an appeal and was set free until standing trial once again. Kalıp ifadeler
0:21ta ki temyizi kazanıp, bir kez daha yargılanana kadar serbest kalana dek.
won an appeal: üst mahkeme başvurusundan olumlu sonuç almak
Hukuk İngilizcesinde win an appeal, daha önce verilmiş bir kararın üst mahkemede incelenmesini isteyip olumlu sonuç almak demektir. İncelemeyi yapan mahkeme, kararı değiştirmek veya yeni işlemler yapılmasına hükmetmek gibi lehte bir sonuç verir. Burada won, win fiilinin geçmiş zaman biçimidir; appeal ise çekicilik veya kamuya yönelik genel bir çağrı değil, hukuki bir kanun yolu başvurusudur. Temyizden olumlu sonuç almak tahliyeye veya yeniden yargılamaya yol açabilir, ancak tek başına tüm davanın kesin olarak bittiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, bir kişinin önceki bir kararı üst mahkemeye inceletip değiştirtmeyi başardığını doğru biçimde ifade eder?
- She filed an appeal against the earlier ruling.
- She lost an appeal against the earlier ruling.
- She won an appeal against the earlier ruling.
Cevabı göster
She won an appeal against the earlier ruling.
until finally the decision was overturned once more in a legal case Kelime
0:27ta ki bu yasal davada karar nihayet bir kez daha bozulana kadar,
the decision was overturned: karar bozuldu
Hukuk İngilizcesinde overturn a decision, yetkili bir mahkemenin daha önce verilmiş bir kararı iptal etmesi veya bozması demektir. Edilgen biçim olan the decision was overturned ifadesinde odak, kararı değiştiren mahkemede değil, değiştirilen karardadır. Burada overturned mecazi anlamdadır; fiziksel olarak devrilen bir şey yoktur. Önceki kararın artık aynı biçimde geçerli olmadığını belirtir, ancak yargılamanın bitip bitmediğini veya yeniden yargılama yapılıp yapılmayacağını tek başına söylemez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki edilgen ifadeyle tamamlayın: After the higher court found a serious legal error, ____.
Cevabı göster
the decision was overturned
with more twists and turns than a theme park roller coaster. Deyimler
0:31bir tema parkı hız treninden daha fazla iniş çıkışa sahip bir davada.
twists and turns: beklenmedik dönemeçler
“Twists and turns”, bir hikâye, dava veya durumda art arda yaşanan beklenmedik değişiklikleri, karmaşık gelişmeleri ya da tersine dönüşleri anlatan bir deyimdir. Burada davanın öngörülemez ve karmaşık ilerlediğini anlatır. Hız treni benzetmesi bu görüntüyü canlandırır; gerçek bir yol veya rotadan söz edilmez.
Alıştırma
“Birçok beklenmedik değişiklik” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: The investigation had several ____ before the truth came out.
Cevabı göster
twists and turns
and how did she find herself in this wild situation? Kalıp ifadeler
0:36ve kendini bu çılgın durumun içinde nasıl buldu?
find herself in this wild situation: kendini bu tuhaf durumun içinde bulmak
find + dönüşlülük zamiri + in + durum yapısı, kişinin çoğu zaman beklenmedik veya plansız biçimde o duruma gelmiş olduğunu fark etmesi anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri özneyle eşleşmelidir: I find myself, she finds herself, they find themselves. Bu sorudaki “how did she find herself in ...?” ifadesi, onu bu duruma hangi olaylar zincirinin getirdiğini sorar. Burada “wild”, doğayla ilgili değil, tuhaf veya kontrolden çıkmış anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi “find oneself in” yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After taking the wrong train, Maya ____ a city she had never visited.
Cevabı göster
found herself in
That's what we'll find out in this episode of The Infographics Show.
0:38The Infographics Show'un bu bölümünde işte bunu öğreneceğiz.
Amanda Knox grew up in Seattle with a younger sister and two stepsisters.
0:44Amanda Knox, Seattle'da kendisinden küçük bir kız kardeşi ve iki üvey kız kardeşiyle büyüdü.
and her father worked in the finance department of a local Macy's.
0:49ve babası yerel bir Macy's mağazasının finans departmanında çalışıyordu.
and was an athlete excelling at soccer and earning the nickname Foxy Knoxy. Kalıp ifadeler
0:53ve futbolda başarılı olan, Foxy Knoxy lakabını kazanan bir atletti.
excelling at soccer: excel at + etkinlik yapısı
Burada excelling at soccer, futbolda son derece iyi performans göstermek demektir. Excel fiili genellikle excel at + etkinlik, beceri veya ders kalıbıyla kullanılır. Excelling, fiilin -ing biçimindeki ortacıdır. excelling at soccer ifadesi onun sporcu olarak hangi konuda başarılı olduğunu ekler; ayrı bir ana eylem anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi excel fiilinin doğru biçimiyle ve etkinliklerden önce kullanılan edatla tamamlayın: Lena has always ____ solving logic puzzles.
Cevabı göster
excelled at
and visited Rome, Pisa, the Amalfi Coast and the ruins of Pompeii with her family.
1:00ve ailesiyle birlikte Roma, Pisa, Amalfi Kıyısı ve Pompei kalıntılarını ziyaret etti.
She became fascinated with the country after reading Under the Tuscan Sun by Frances Mayes.
1:05Frances Mayes'in 'Toskana Güneşi Altında' kitabını okuduktan sonra ülkeye hayran kaldı.
and studied linguistics at the University of Washington.
1:13ve Washington Üniversitesi'nde dilbilim okudu.
She worked part-time jobs to fund an academic year in Italy. Kelime
1:15İtalya'daki bir akademik yılını finanse etmek için yarı zamanlı işlerde çalıştı.
fund an academic year: fund + doğrudan nesne
Burada fund, “gerekli parayı sağlamak” anlamında bir fiildir. İtalya’da geçireceği bir akademik yılın masraflarını karşılayabilmek için yarı zamanlı işlerde çalıştı. Bu yapıda fund geçişli bir fiildir; finansman alan etkinlik, proje veya dönemi doğrudan nesne olarak alır: fund an academic year, fund a project, fund research. To fund mastarı çalışma amacını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi fund fiiliyle tamamlayın: The scholarship will ____ one year of study abroad.
Cevabı göster
fund
She liked to throw wild parties and was well-liked by her peers.
1:21Çılgın partiler vermeyi severdi ve akranları tarafından çok sevilirdi.
further her studies: fiil olarak further
Burada further, “ilerletmek” veya “geliştirmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Doğrudan nesnesi her studies olduğundan, further her studies ifadesi akademik çalışmalarını derinleştirmek veya ilerletmek anlamına gelir. Baştaki To further ... mastar yapısı amaç bildirir; ardından anlatılan eylemi neden yaptığını açıklar. Buradaki further, fiziksel mesafeyi belirten “daha uzağa” anlamındaki bir zarf değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede further, “ilerletmek veya geliştirmek” anlamında geçişli bir fiil olarak kullanılmıştır?
- We walked further along the river after lunch.
- Please call me if you need further information.
- The grant will further her research on language learning.
Cevabı göster
The grant will further her research on language learning.
where she intended to spend a year at a university foreign student program.
1:28orada bir üniversite yabancı öğrenci programında bir yıl geçirmeyi planlıyordu.
As things turned out: gerçek sonuca geriye dönüp bakmak
As things turned out, cümle başında kullanılan ve “Gerçekte olan şuydu” anlamına gelen bir anlatı çerçevesidir. Sonucun artık bilindiği bir noktadan geçmişe bakar. Genellikle dinleyiciyi önceki plan, beklenti veya görünüşten farklı bir sonuca hazırlar. Beklenen şeyden olayların sonunda gösterdiği gerçeğe geçerek anlatıdaki bilgiyi düzenler. Turned out, fiziksel olarak dönmeyi değil, olayların nasıl geliştiğini anlatır.
Alıştırma
Bu parçada As things turned out neyi belirtir? "We expected a long delay. As things turned out, the train arrived on time."
- Konuşmacı, gelecekteki bir plan için talimat veriyor.
- Konuşmacı, gerçekte ortaya çıkan beklenmedik sonucu anlatmaya başlıyor.
- Konuşmacı, nesnelerin yön değiştirmesini anlatıyor.
Cevabı göster
Konuşmacı, gerçekte ortaya çıkan beklenmedik sonucu anlatmaya başlıyor.
ended up staying: nihai sonuç
Ended up staying, olaylar geliştikçe daha uzun süre kalmanın nihai sonuç olduğunu anlatır. Kişinin kalma eylemini bilinçli olarak sona erdirdiği anlamına gelmez. Kalıp end up + fiilin -ing hâlidir. Sonunda ne olduğunu, özellikle de sonuç ilk plandan veya beklentiden farklı olduğunda anlatmak için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zamanı ve order fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We planned to cook at home, but we ____ pizza instead.
Cevabı göster
ended up ordering
She roomed with 21-year-old Meredith Kercher from London
1:35Londralı 21 yaşındaki Meredith Kercher ile ev arkadaşı oldu
Amanda and Meredith attended a classical music concert
1:42Amanda ve Meredith bir klasik müzik konserine katıldı
where they bumped into engineering student Raffaele Sollecito. Öbek fiiller
1:45orada mühendislik öğrencisi Raffaele Sollecito ile karşılaştılar.
bumped into: tesadüfi bir karşılaşma
Bu cümlede bumped into, biriyle tesadüfen karşılaşmak anlamına gelir. Konser ortamı, fiziksel bir çarpışmayı değil sosyal bir karşılaşmayı gösterir. Bump into, bir kişiyle plansız karşılaşmayı anlatabilen bir öbek fiildir. Bir kişiye veya nesneye fiziksel olarak çarpmak anlamına da gelebileceği için anlamı bağlam belirler.
Alıştırma
Hangi cümlede bumped into, Leo'nun Maya ile tesadüfen karşılaşması anlamında kullanılmıştır?
- Leo arranged to meet Maya at the café at noon.
- At a café in another city, Leo unexpectedly bumped into Maya, an old classmate.
- In the crowded hallway, Leo bumped into Maya and made her drop her books.
Cevabı göster
At a café in another city, Leo unexpectedly bumped into Maya, an old classmate.
fell head over heels for: birine sırılsıklam âşık olmak
Fell head over heels for, birine karşı çok güçlü ve heyecan verici bir romantik çekim ya da aşk hissetmeye başlamak demektir. Bu cümlede Amanda'nın o adama karşı çok yoğun romantik duygular geliştirdiğini anlatır. Bu bir deyimdir; Amanda'nın gerçekten takla attığını anlatmaz. Yapı fall veya fell head over heels for + kişi şeklindedir; for, bu duyguların yöneldiği kişiyi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle Nina'nın Alex'e karşı yoğun bir romantik çekim hissetmeye başladığını anlatır?
- After two dates, Nina kept Alex at arm's length.
- After two dates, Nina got cold feet about dating Alex.
- After two dates, Nina fell head over heels for Alex.
Cevabı göster
After two dates, Nina fell head over heels for Alex.
who she said looked like a young Italian Harry Potter
1:51onun genç İtalyan bir Harry Potter’a benzediğini söylüyordu,
She soon started living with the young Italian
1:56Kısa süre sonra bu genç İtalyan ile yaşamaya başladı
and she liked crashing at Sollecito's student apartment. Kelime
1:58ve Sollecito'nun öğrenci dairesinde kalmayı seviyordu.
crashing at: bir yerde geçici olarak gecelemek
crashing at Sollecito's student apartment ifadesindeki crash, bir şeye çarpmak veya zarar vermek değil, orada geçici olarak kalıp uyumak demektir. crash at + yer günlük bir ifadedir ve genellikle plansız, kısa veya sade bir gece konaklamasını anlatır. Crashing, onun yapmaktan hoşlandığı eylemi gösteren -ing biçimidir. At, kaldığı yeri tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümlede crash, bir arkadaştan onun evinde bir gece uyumak için izin istemek amacıyla doğal biçimde kullanılmıştır?
- Can I crash at your place tonight?
- I need a cheap hotel near your place tonight.
- I nearly crashed into your gate tonight.
Cevabı göster
Can I crash at your place tonight?
and the couple could get some privacy in the place set up by Sollecito's wealthy urologist father.
2:03ve çift, Sollecito'nun zengin ürolog babası tarafından kurulan o yerde biraz mahremiyet bulabiliyordu.
The only problem with the apartment was that it was prone to flooding Kalıp ifadeler
2:08Dairenin tek sorunu su baskınlarına eğilimli olmasıydı
be prone to flooding: su baskınına yatkın olmak
be prone to flooding ifadesinde prone, mevcut bir zayıflık nedeniyle istenmeyen bir olayı tekrar tekrar yaşama olasılığının yüksek olduğunu belirtir. Cümle, su baskınını kesin olarak gerçekleşecek tek bir olay değil, dairenin taşıdığı bir risk olarak sunar. Burada to, isim gibi işlev gören -ing biçimi flooding'i getirir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be prone to + isim veya -ing biçimidir: prone to errors, prone to overheating.
Alıştırma
Cümleyi be prone to ve overheat fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This older laptop is ____.
Cevabı göster
prone to overheating
while her boyfriend spoke to his dad about the plumbing.
2:15erkek arkadaşı ise babasıyla tesisat hakkında konuşurken.
Knox left for her own building that she shared with Kercher and the two Italians
2:17Knox, Kercher ve iki İtalyanla paylaştığı kendi binasına doğru yola çıktı
grab a shower: hızlıca duş almak
grab a shower ifadesinde grab, bir şeyi fiziksel olarak yakalamak anlamına gelmez. take a shower demenin gündelik bir yoludur ve duşun hızlıca alınacağı ya da kısa bir araya sığdırılacağı fikrini de taşır. Bu ifade, duş almayı kısa ve kolayca tamamlanan bir etkinlik olarak sunar. grab fiilinin bu gündelik kullanımı grab a coffee ve grab a bite gibi ifadelerde de görülür; ancak her etkinlik grab ile doğal biçimde kullanılamaz.
Alıştırma
Yola çıkmadan önce yalnızca on beş dakikanız var. Hızlıca duş alacağınızı söylemenin doğal ve gündelik yolu hangi cümledir?
- I'll grab a shower before we go.
- I'll collect a shower before we go.
- I'll seize a shower before we go.
Cevabı göster
I'll grab a shower before we go.
freshen up: hızlıca temizlenip üstünü başını düzeltmek
Freshen up; yüzünü yıkamak, dişlerini fırçalamak, kıyafet değiştirmek veya saçını düzeltmek gibi, kendini daha temiz ve bakımlı hissetmek ve görünmek için birkaç işi hızlıca yapmak demektir. Burada grab a shower ifadesinden sonra geldiği için bir kez daha tam olarak duş almaktan ziyade genel hazırlanma işlerini ekler. Bu öbek fiil, yapılan işlerin tam olarak neler olduğunu çoğu zaman belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi “hızlıca yıkanıp üstünü başını düzeltmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: After the gym, I have ten minutes to ____ before dinner.
Cevabı göster
freshen up
she noticed things weren't quite right. Kalıp ifadeler
2:24işlerin pek yolunda olmadığını fark etti.
things weren't quite right: bir şeyler pek yolunda değildi
Things weren't quite right, genel durumun tuhaf veya yanlış göründüğünü, ancak onun henüz kesin sorunu belirleyemediğini anlatır. Not quite right içinde quite, olumsuz yargıyı daha az kesin hâle getirir: durum tam olarak beklendiği gibi değildir. İfade, belirli bir suçlama yapmak yerine ilk ve belirsiz bir izlenimi aktarır.
Alıştırma
Genel durumun biraz yanlış göründüğüne ilişkin belirsiz ve dolaylı hissi en iyi hangi cümle ifade eder?
- Things weren't quite right.
- Something was definitely wrong.
- Everything was working perfectly.
Cevabı göster
Things weren't quite right.
The front door to the premises had been left ajar. Kelime
2:26Tesisin ön kapısı aralık bırakılmıştı.
leave ... ajar: bir şeyi aralık bırakmak
had been left ajar ifadesinde ajar, “biraz açık” veya “aralık” anlamına gelen bir sıfattır. Edilgen leave + nesne + sıfat yapısı, birinin oluşturduğu ya da sürmesine izin verdiği durumu anlatır: biri, o gelmeden önce ön kapıyı aralık bırakmıştı. Ajar genellikle kapı, pencere, bahçe kapısı veya benzer nesneleri anlatır. Tamamen açık anlamına gelmez.
Alıştırma
“Biraz açık” anlamındaki bu derste geçen sıfatla cümleyi tamamlayın: To let in some air, Mia left the window ____.
Cevabı göster
ajar
She called out and silence answered her. Deyimler
2:29Seslendi ve ona sadece sessizlik cevap verdi.
silence answered her: cevapsızlığın kişileştirilmesi
Silence answered her, soyut silence ismine answered insan eylemini verir. Bu kişileştirme, sessizliğin gerçekten konuştuğu anlamına gelmez; onun seslendiği ama kimsenin cevap vermediği anlamına gelir. Sessizliği “cevap” hâline getiren anlatım, sesin yokluğunu etkin ve tedirgin edici bir şeye dönüştürür. Daha genel olarak, yaratıcı yazıda bir nesne ya da fikir insana özgü bir eylem yaptığında, bu eylemi gerçek bir olay olarak değil, ruh hâli ve anlam hakkında bir ipucu olarak okuyun.
Alıştırma
She called out and silence answered her. cümlesindeki kişileştirme neyi gösterir?
- Kimse cevap vermedi ve karşılık gelmemesi tedirgin edici hissettiriyor.
- Bir cevap duydu ama anlayamadı.
- Biri ona sessiz olmasını alçak sesle söyledi.
Cevabı göster
Kimse cevap vermedi ve karşılık gelmemesi tedirgin edici hissettiriyor.
she noticed somebody had defecated in the toilet without flushing.
2:39birisinin tuvalete dışkıladığını ve sifonu çekmediğini fark etti.
Knowing her roommates wouldn't have forgotten to flush, Dilbilgisi
2:44Ev arkadaşlarının sifonu çekmeyi unutmayacağını bildiğinden
Knowing ... wouldn't have forgotten: bilgiye dayalı bir neden sunmak
Baştaki Knowing ... ortaç yan cümlesinin örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynıdır: she. Bu yapı, onun bildiği şeyi sonraki tepkinin, yani she began to panic ifadesinin dayanağı olarak sunar. Wouldn't have forgotten, would + not + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada geçmişteki bir olasılığa ilişkin güçlü bir olumsuz değerlendirme ifade eder: Ev arkadaşları hakkında bildiklerine göre sifonu çekmeyi unutmuş olmalarını çok düşük bir olasılık olarak görür. Bu, geleceğe yönelik bir tahmin değildir.
Alıştırma
Bu cümlede baştaki yan cümle ne anlama geliyor?
- Ev arkadaşlarının daha sonra sifonu çekmeyi unutacağını tahmin etti.
- Ev arkadaşlarının bilerek sifonu çekmeyi reddettiğini öğrendi.
- Ev arkadaşlarının unutmuş olmasını çok düşük bir olasılık olarak görüyordu ve bu inanç tepkisini açıklıyordu.
Cevabı göster
Ev arkadaşlarının unutmuş olmasını çok düşük bir olasılık olarak görüyordu ve bu inanç tepkisini açıklıyordu.
She returned later with her boyfriend Sollecito to check for signs of a break-in. Kalıp ifadeler
2:50Daha sonra içeri zorla girilme belirtilerini kontrol etmek için erkek arkadaşı Sollecito ile birlikte geri döndü.
signs of a break-in: yasa dışı giriş belirtileri
Signs of a break-in, birinin bir eve veya binaya yasa dışı biçimde girmiş olabileceğini gösteren gözlemlenebilir izler anlamına gelir; örneğin kapı veya pencere çevresindeki hasarlar. Signs of, bir olayın gerçekleştiğini düşündüren kanıtları tanıtır ancak kesin kanıt bulunduğunu iddia etmez. Check for signs of a break-in ifadesinde check for, bu izleri bilinçli olarak aramak demektir. Break-in sayılabilen bir birleşik isimdir; bu nedenle a break-in tek bir yasa dışı giriş olayını belirtir.
Alıştırma
Güvenlik raporunu yasa dışı giriş olayını belirten birleşik isimle tamamlayın: The guard found signs of ____ near the back door.
Cevabı göster
a break-in
appeared to be: ihtiyatlı bir gözlem
appeared to be untouched ifadesinde appeared to be, untouched durumunu doğrulanmış bir gerçek olarak değil, gözleme dayalı bir sonuç olarak sunar. Oda değişmemiş gibi görünür, ancak konuşan kişi daha sonra ortaya çıkacak kanıtların bunun tersini gösterebileceği ihtimalini açık bırakır. Bir şeyin nasıl göründüğünü aktarırken kesinlik derecenizi sınırlamak istediğinizde appear to be + sıfat veya isim öbeği yapısını kullanın.
Alıştırma
Bir araştırmacı kilitli bir dolaba yalnızca bakmıştır ve kesin bir iddiada bulunmak istememektedir. Hangi cümle en uygundur?
- No one has opened the cabinet.
- The cabinet is definitely unopened.
- The cabinet appears to be unopened.
Cevabı göster
The cabinet appears to be unopened.
at the scene: olayın gerçekleştiği yer
At the scene, belirli bir olayın, kazanın veya suçun gerçekleştiği yerde anlamına gelir. Buradaki the scene, bir sahne veya filmdeki bir bölüm değil, olayın gerçekleştiği yerdir. Bu ifade olayı, bilinen bir referans noktası olarak ele alır. Böylece polis, acil durum birimleri ve haberler olayı yeniden açıklamadan ilgili yeri belirtebilir.
Alıştırma
Hangi cümle sağlık görevlilerinin kazanın gerçekleştiği yere ulaştığını doğal biçimde ifade eder?
- The paramedics arrived at a scene in the movie.
- The paramedics appeared in the scene within minutes.
- The paramedics arrived at the scene within minutes.
Cevabı göster
The paramedics arrived at the scene within minutes.
and not equipped to deal with a violent crime. Kalıp ifadeler
3:06ve şiddet içeren bir suçla başa çıkacak donanıma sahip değillerdi.
be equipped to deal with: bir şeyi ele alacak kapasiteye ve hazırlığa sahip olmak
Burada be equipped to deal with, zor bir durumla başa çıkmak için gereken kaynaklara, eğitime veya yeteneğe sahip olmak anlamına gelir. Equipped yalnızca fiziksel ekipman taşımaktan daha geniş bir anlam taşır. Kalıp be equipped to + fiil şeklindedir. Deal with, bir şeyi yönetmek veya ona karşılık vermek anlamına gelir; bu nedenle not equipped to deal with a violent crime, görevlilerin bu tür bir olayı ele almak için yeterince hazırlıklı olmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “başa çıkmak için gereken hazırlığa ve yeteneğe sahip” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The rescue team is ____ major floods.
Cevabı göster
equipped to deal with
the crime scene was botched with untrained officers letting the students roam around Kelime
3:09olay yeri, eğitimsiz polislerin öğrencilerin etrafta dolaşmasına izin vermesiyle berbat edildi
was botched: sonuç zarar görecek kadar kötü ele alındı
was botched ifadesinde botched, botch fiilinin edilgen yapıdaki geçmiş zaman ortacıdır: birileri suç mahallini çok kötü yönetmiştir. Edilgen yapı, tek bir kişiyi sorumlu olarak adlandırmak yerine dikkati olay yerine ve onu yönetmedeki başarısızlığa verir. Botch, işin yalnızca kusurlu olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Sonucu bozan yetersizlik veya ciddi hatalar olduğunu düşündürür; burada olay yerinin kötü denetlenmesi soruşturmayı tehlikeye atabilirdi.
Alıştırma
“The crime scene was botched” ne anlama gelir?
- Olay yerini bulmak zordu ama yanlış yönetilmedi.
- Olay yeri o kadar kötü yönetildi ki soruşturma zarar görebilirdi.
- Olay yeri eğitimli görevliler tarafından dikkatle korundu.
Cevabı göster
Olay yeri o kadar kötü yönetildi ki soruşturma zarar görebilirdi.
and when they finally broke into the bedroom and found Kercher's body,
3:13ve sonunda yatak odasının kapısını kırıp Kercher'in cesedini bulduklarında,
all the students present ran out onto the street screaming.
3:17orada bulunan tüm öğrenciler çığlık atarak sokağa koştular.
were taken in for questioning for 5 days. Öbek fiiller
3:23sorgulanmak üzere 5 günlüğüne gözaltına alındı.
be taken in for questioning: sorgulanmak üzere götürülmek
Edilgen be taken in for questioning yapısında yetkililer, soru sormak amacıyla birini polis merkezine veya başka bir resmî yere götürür. Taken, take fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; for questioning ise götürülme amacını belirtir. Bu ifade bir soruşturmanın yalnızca bir aşamasını anlatır. Tek başına kişinin resmen gözaltına alındığı, suçlandığı veya suçlu bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Polisin tanıkları soru sormak üzere götürdüğünü, ancak gözaltına alındıklarını iddia etmediğini belirten ifadeyle haber cümlesini tamamlayın: The two witnesses were ____ overnight.
Cevabı göster
taken in for questioning
Amanda's mother pleaded with her to flee the country, Kalıp ifadeler
3:27Amanda'nın annesi ondan ülkeden kaçması için yalvardı
plead with someone to do something: birine bir şey yapması için yalvarmak
plead with someone to do something yapısında plead, durum acil veya ciddi olduğu için birinden çok içten ve ısrarlı biçimde bir şey istemek anlamına gelir. Nötr ask fiiline göre çok daha duygusaldır. pleaded with her to flee the country ifadesinde her, isteğin yöneltildiği kişidir; to flee ise istenen eylemi belirtir. Flee the country sıradan bir yolculuğa çıkmak değil, tehlikeden kaçmak için ülkeyi hızla terk etmek demektir.
Alıştırma
Cümleyi plead fiilinin doğru geçmiş zaman biçimi ve gerekli edatıyla tamamlayın: Maya ____ her brother to call for help.
Cevabı göster
pleaded with
but she remained in Perugia despite the increasing implications.
3:29ancak artan şüphelere rağmen Perugia'da kaldı.
Sollecito admitted that Amanda may have been able to leave his apartment at night Dilbilgisi
3:34Sollecito, Amanda'nın gece dairesinden çıkmış
may have been able to leave: belirsiz geçmiş yetenek
May have been able to + fiilin yalın hâli iki anlamı birleştirir: may have geçmiş hakkında belirsiz bir değerlendirme bildirirken be able to yetenek veya pratik imkân ifade eder. Burada Amanda'nın o gece daireden ayrılma yeteneğine veya imkânına sahip olmuş olabileceği anlamına gelir. Bu ifade onun gerçekten ayrıldığını söylemez. Ayrılmasının kesin olarak mümkün olduğunu da doğrulamaz; konuşmacı iddiayı ihtiyatlı biçimde sunar.
Alıştırma
Hangi cümle, onun ayrılma yeteneği veya imkânına sahip olup olmadığının belirsiz olduğunu söylerken gerçekten ayrıldığını belirtmez?
- She may have left through the back door.
- She may have been able to leave through the back door.
- She was able to leave through the back door.
Cevabı göster
She may have been able to leave through the back door.
and go back to her main residence.
3:38ve kendi ana ikametgahına geri dönmüş olabileceğini kabul etti.
who signed the report saying that she had indeed returned to the house on the night in question, Kelime
3:42o da söz konusu gece gerçekten eve döndüğünü söyleyen raporu imzaladı
on the night in question: konuşulan belirli gece
On the night in question, şu anda konuşulan veya araştırılan belirli gecede anlamına gelir. Bu cümlede tarih veya ayrıntılar tekrarlanmadan ilgili gece belirtilir. In question, isimden sonra gelen bir niteleyicidir: night sözcüğünü izler ve göndermeyi ele alınan geceyle sınırlar. Gecenin şüpheli olduğu veya birinin soru sorduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Konuşulan belirli öğeyi ifade eden dersteki resmî kalıpla cümleyi tamamlayın: The lawyer examined the document ____.
Cevabı göster
in question
but later she reported that force was used to acquire confessions from her during the interrogation.
3:46ancak daha sonra sorgu sırasında kendisinden itiraf almak için güç kullanıldığını bildirdi.
both Sollecito and Amanda were charged with murder. Kelime
3:53hem Sollecito hem de Amanda cinayetle suçlandılar.
be charged with murder: cinayetle suçlanmak
be charged with + crime yapısında charge, “birini suç işlemekle resmî olarak suçlamak” anlamına gelen hukuki bir fiildir. Buradaki edilgen yapı, her iki kişi hakkında da resmî suçlama yapıldığını belirtir. Bir kişi hakkında suçlama yapılması, onun suçlu bulunduğu anlamına gelmez. Bu aşama olası bir davadan önce gelir ve iki kişiden herhangi birinin mahkûm edildiğini göstermez.
Alıştırma
Hangi cümle, şüphelinin suçlu bulunduğunu söylemeden yetkililerin onu kundakçılıkla resmî olarak suçladığını belirtir?
- The suspect was tried for arson.
- The suspect was charged with arson.
- The suspect was convicted of arson.
Cevabı göster
The suspect was charged with arson.
This led to an international controversy Kalıp ifadeler
3:55Bu uluslararası bir tartışmaya yol açtı
led to an international controversy: uluslararası bir tartışmaya yol açtı
Led to, lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. X led to Y yapısı X’i neden, Y’yi ise sonuç olarak sunar. Burada önceki olayın birçok ülkede ciddi kamuoyu anlaşmazlığına ve tartışmaya neden olduğu belirtilir. Bu yapı neden-sonuç bağını açıkça gösterir; yalnızca bir olayın başka bir olaydan sonra gerçekleştiğini söylemekten daha fazlasını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A missing permit ____ the event's cancellation.
Cevabı göster
led to
as US forensic experts thought the evidence at the crime scene was flimsy. Kelime
3:58çünkü ABD'li adli tıp uzmanları olay yerindeki kanıtların zayıf olduğunu düşünüyordu.
flimsy evidence: zayıf kanıt, kanıt yokluğu değil
Burada flimsy, fiziksel olarak ince bir nesneyi değil, evidence sözcüğünü niteler. Kanıtın zayıf, ikna edici olmaktan uzak veya güvenilir bir sonucu destekleyecek kadar sağlam olmadığını anlatır. Kanıtı flimsy diye nitelemek, kalitesine yönelik olumsuz bir değerlendirmedir. Bu, hiç kanıt olmadığı anlamına gelmez; mevcut kanıtın zayıf destek sunduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Bir haberde "The prosecution's evidence was flimsy" ne anlama gelir?
- Kanıt vardı ancak zayıf ve ikna edici değildi.
- Kanıt ince ve dayanıksız bir malzemeden yapılmıştı.
- Soruşturmacılar hiçbir kanıt bulamadı.
Cevabı göster
Kanıt vardı ancak zayıf ve ikna edici değildi.
not a single piece of Amanda's DNA was found in the room Dilbilgisi
4:02Meredith Kercher'in vahşice öldürüldüğü odada
not a single piece of...: sıfırı güçlü biçimde vurgulama
Not a single + tekil sayılabilen isim, sayının sıfır olduğunu vurgulu biçimde söylemenin bir yoludur. Bu cümlede single olumsuzluğu güçlendirir ve Amanda'nın DNA'sına ait hiçbir parçanın bulunmadığını vurgular. DNA normalde sayılamayan bir isim olduğu için piece of, onu sayılabilen bir iz veya kanıt parçası olarak sunar.
Alıştırma
Vurgulu cümleyi "not a single" ile tamamlayın: After three careful checks, we found ____ error in the report.
Cevabı göster
not a single
where Meredith Kercher was brutally murdered.
4:05Amanda'nın DNA'sından tek bir parça bile bulunamadı.
shed DNA: DNA'yı doğal olarak geride bırakmak
Burada shed, biyoloji ve adli bilimlerde kullanılan bir fiildir. Küçük biyolojik maddelerin, örneğin deri hücrelerinin, kişiden doğal olarak ayrılıp geride DNA bırakmasını anlatır. shed DNA, DNA'yı bilerek atmak anlamına gelmez; normal ve kasıtsız bir süreci belirtir. Bu cümlede would normally, bu sürecin insanların genellikle yaptığı bir şey olduğunu gösterir. Böylece normal temas veya hareket sonrasında DNA'nın neden bulunabileceği açıklanır.
Alıştırma
Bu cümlede shed DNA ne anlama geliyor?
- Bir kişinin kasten attığı DNA
- Bir kişinin doğal olarak geride bıraktığı DNA
- Bir kişinin suç işlediğini kanıtlayan DNA
Cevabı göster
Bir kişinin doğal olarak geride bıraktığı DNA
the Italian investigator/prosecutor and avid Sherlock Holmes fan,
4:13İtalyan müfettiş/savcı ve hevesli bir Sherlock Holmes hayranı
was convinced that a woman had committed the crime
4:18cinayeti bir kadının işlediğine ikna olmuştu
because the body was found with a blanket covering it.
4:20çünkü ceset üzeri bir battaniyeyle örtülü olarak bulunmuştu.
a man would never think to cover a body in such a way.
4:24bir erkeğin aklına bir cesedi bu şekilde örtmek asla gelmezdi.
The DNA evidence pointed towards Rudy Guede, Kalıp ifadeler
4:27DNA kanıtları Rudy Guede'i işaret ediyordu
DNA evidence pointed towards Rudy Guede
Burada DNA evidence pointed towards Rudy Guede, kanıtların Rudy Guede'nin olayla bağlantılı olabilecek bir kişi olduğunu gösterdiği anlamına gelir. Özne olan evidence fiziksel olarak bir yeri göstermiyor; pointed towards, ipuçlarının veya bilgilerin önerdiği yönü mecaz olarak anlatır. Bu ifade bilerek proved ifadesinden daha az kesin bırakılmıştır. Kanıtlara dayalı bir ipucunu veya sonuç yönünü bildirir; yalnızca bu kanıtların suçluluğu kesin olarak ortaya koyduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede pointed towards ne anlama geliyor?
- Fiziksel olarak Rudy Guede'nin yönüne hareket etti
- Rudy Guede'nin suçlu olduğunu kanıtladı
- Rudy Guede'nin olayla muhtemelen bağlantılı olduğunu öne sürdü
Cevabı göster
Rudy Guede'nin olayla muhtemelen bağlantılı olduğunu öne sürdü
a friend of the Italians who also lived at the apartment.
4:29o evde yaşayan İtalyanların bir arkadaşıydı.
accused of ... ve have any convictions: suçlama ile mahkûmiyet
Be accused of a crime, bir kişinin suçu işlediğinin ileri sürüldüğü anlamına gelir ve genellikle resmî hukuki bağlamlarda kullanılır. Suçlama, suçluluğu kanıtlamaz. Have a conviction, kişinin kaydında mahkemenin verdiği bir suçluluk kararının bulunması demektir. Burada was yet to have any convictions, o zamana kadar böyle bir mahkûmiyet kararının kayda geçmediğini belirtir. Bu bağlamda convictions, “kişisel inançlar” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir haberde polisin Leo'dan hırsızlık şüphesiyle söz ettiği, ancak hiçbir mahkemenin onu suçlu bulmadığı belirtiliyor. Hangi cümle doğrudur?
- Leo has been convicted of burglary, but no one has accused him.
- Leo's convictions are his strong personal beliefs about burglary.
- Leo has been accused of burglary, but he has no convictions.
Cevabı göster
Leo has been accused of burglary, but he has no convictions.
and admitted to being at the murder scene, Dilbilgisi
4:37ve cinayet mahallinde bulunduğunu kabul etti,
admitted to being: admit to + ulaç
admit to + isim veya ulaç yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır. Burada admitted to being, cinayet mahallinde bulunduğunu kabul ettiği anlamına gelir; cinayeti işlediğini kabul ettiği anlamına gelmez. Tam bir yan cümle kullanmak için admit (that) + özne + çekimli fiil yapısını kullanın: He admitted that he was there. admit to içindeki to ögesini mastar işareti olarak değerlendirmeyin.
Alıştırma
Cümleyi admitted to sonrasında be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya admitted to ____ late for the interview.
Cevabı göster
being
He also said that neither Knox nor Sollecito were involved in any way. Dilbilgisi
4:41Ayrıca ne Knox'un ne de Sollecito'nun hiçbir şekilde işin içinde olmadığını söyledi.
ne Knox ne Sollecito
neither A nor B, iki parçalı bir olumsuzluk yapısıdır: neither ilk öğeyi, nor ise ikinci öğeyi tanıtır. Birlikte kullanıldıklarında, sonraki ifadenin ne A ne de B için geçerli olduğunu belirtirler. Burada neither Knox nor Sollecito were involved in any way, Knox'un dahil olmadığını ve Sollecito'nun da dahil olmadığını anlatır. Any way, dahil olmanın hiçbir biçiminin söz konusu olmadığını vurgular.
Alıştırma
İki kişinin de projeye katılmadığını açıkça belirten cümleyi seçin.
- Either Maya or Luis joined the project.
- Both Maya and Luis joined the project.
- Neither Maya nor Luis joined the project.
Cevabı göster
Neither Maya nor Luis joined the project.
was convinced Amanda Knox and Sollecito were also murderers.
4:48Amanda Knox ve Sollecito'nun da katil olduğuna ikna olmuştu.
He was found guilty of the murder and sexual assault of Meredith Kercher
4:54Meredith Kercher'i öldürmekten ve cinsel saldırıdan suçlu bulundu
He is currently still serving the sentence. Kalıp ifadeler
4:59Şu anda cezasını çekmeye devam ediyor.
cezasını çekmek
Serve a sentence, mahkemenin verdiği hapis süresini geçirmek anlamına gelen sabit bir hukuk terimidir. Buradaki sentence, dilbilgisel bir cümleyi değil, ceza süresini ifade eder. He is currently still serving the sentence cümlesinde şimdiki zamanın devamlı biçimi hapis süresinin şu anda devam ettiğini gösterir; still ise sürenin henüz bitmediğini vurgular.
Alıştırma
serve a sentence ifadesinin mahkemenin verdiği hapis süresini geçirmek anlamında kullanıldığı cümleyi seçin.
- After the court imposed a prison term, he began serving his sentence.
- The volunteer served the community for years.
- She served dinner to the guests.
Cevabı göster
After the court imposed a prison term, he began serving his sentence.
Knox and Sollecito were tried together in a separate trial.
5:01Knox ve Sollecito, ayrı bir duruşmada birlikte yargılandılar.
Mignini painted Amanda as a wildly sexual young American Deyimler
5:04Mignini, Amanda'yı vahşi, cinsel dürtüleri yüksek genç bir Amerikalı olarak resmetti
painted Amanda as: birini seçilmiş bir imajla sunmak
Burada painted Amanda as, Amanda'yı belirli bir şekilde sundu veya onun hakkında belirli bir imaj yarattı demektir. Kalıp paint + kişi + as + kimlik ya da betimleme şeklindedir. Paint bilinçli bir çerçeveleme anlamı taşır: konuşan kişi, dinleyicinin onu belirli bir biçimde görmesi için bazı ayrıntıları seçer. Bu nedenle devamındaki tanım tarafsız bir gerçek değil, Mignini'nin oluşturduğu portredir. Bu kalıp, dinleyicinin izlenimini kimin şekillendirdiğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
paint someone as kalıbını tamamlayın: In its ads, the campaign painted its opponent ____ weak and indecisive.
Cevabı göster
as
into a world of reefer madness and murder. Kültür
5:10esrar çılgınlığı ve cinayetle dolu bir dünyaya sürükleyen kişi olarak anlattı.
dragged ... into a world: katılımı zorla olmuş gibi sunmak
Burada dragged the influential young Italian into a world, onun tehlikeli ve yabancı bir yaşam alanına karışmasına neden oldu demektir. Dragged mecazidir; fiziksel olarak çekip sürüklemeyi anlatmaz. Yeniden kullanılabilir kalıp drag + kişi + into + durum şeklindedir; a world of + isim ise bütün bir ortamı ya da yaşam biçimini vurgular. Drag güç kullanma veya direnç anlamı taşıdığı için bir kişiyi etkin biçimde etki eden taraf, diğerini ise sürüklenen taraf olarak gösterir. Bu, sorumluluğu taraflı ve güçlü biçimde yükleyen bir anlatımdır; tarafsız değildir.
Alıştırma
Maya'nın zararlı bir etkinliğe isteği dışında çekildiğini en iyi hangi cümle anlatır?
- Her new friends brought Maya into a world of professional design.
- Her new friends dragged Maya into a world of illegal gambling.
- Her new friends introduced Maya to a world of competitive chess.
Cevabı göster
Her new friends dragged Maya into a world of illegal gambling.
Yüklü bir ifade olan reefer madness
Reefer, marihuana anlamına gelen eski moda bir Amerikan İngilizcesi argo sözcüğüdür. Reefer madness, esrarın insanları şiddete eğilimli, mantıksız veya ahlaken yozlaşmış hâle getirdiğine dair abartılı korkuyu ifade eder. Bu cümlede ifade, esrar kullanımını tarafsız biçimde adlandırmaz. Murder ile yan yana getirilmesi, anlatıma sansasyonel, damgalayıcı bir ahlaki panik tonu verir.
Alıştırma
Bu cümlede reefer madness neyi çağrıştırıyor?
- Esrara ilişkin sansasyonel bir ahlaki panik
- Yasal esrar satışının tarafsız bir tanımı
- Sıradan tütün bağımlılığı için kullanılan tıbbi bir terim
Cevabı göster
Esrara ilişkin sansasyonel bir ahlaki panik
bought the story: anlatılanlara inanmak
Bought, buy fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak bought the story burada mecaz anlamda kullanılır. “Sunulan olay anlatısına inandı veya onu kabul etti” demektir. Bu ifade çoğu zaman konuşanın söz konusu anlatıyı şüpheli, eksik veya kasıtlı biçimde ikna edici bulduğunu gösterir. Birinin bir hikâyeye para ödediği anlamına gelmez.
Alıştırma
“Anlatılanlara inandı” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The explanation was unlikely, but the jury ____.
Cevabı göster
bought the story
and they were sentenced to 25 and 26 years respectively. Kelime
5:14ve sırasıyla 25 ve 26 yıl hapis cezasına çarptırıldılar.
Respectively: iki listeyi sırayla eşleştirmek
Respectively, iki listedeki ögeleri verildikleri sıraya göre eşleştirmeniz gerektiğini belirtir. Burada daha önce adı geçen ilk kişi 25 yıl, ikinci kişi ise 26 yıl hapis cezası almıştır. Genellikle kişilere veya ögelere atanan sonuçların ya da özelliklerin ardından gelir. Cümleyi, herkesin ceza aldığını söyleyen genel bir ifade olarak değil, sıralı bir eşleştirme olarak okuyun.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: “Maya and Leo scored 82 and 91 points, respectively.” Doğru yorum hangisidir?
- Maya 91, Leo ise 82 puan aldı.
- Maya 82, Leo ise 91 puan aldı.
- Maya ve Leo'nun ikisi de 82 ile 91 arasında puan aldı.
Cevabı göster
Maya 82, Leo ise 91 puan aldı.
Support from the media in America helped fund an appeal case.
5:17Amerika'daki medyanın desteği, bir temyiz davasının finanse edilmesine yardımcı oldu.
In a Tragic Twist: üzücü ve beklenmedik bir dönüşü bildirmek
In a tragic twist, dinleyiciyi hikâyeyi daha üzücü hâle getiren veya kötü bir sona götüren beklenmedik bir değişime hazırlayan bir anlatı işaretidir. Burada twist, fiziksel bir dönme hareketini değil, olayların şaşırtıcı biçimde yön değiştirmesini anlatır. Bir sonraki olaydan önce yer alarak ardından gelen bilginin hem beklenmedik hem de trajik olduğunu gösterir ve hikâyeyi düzenler. Haber dosyalarında, belgesellerde ve hikâye anlatımında yaygındır.
Alıştırma
“In a tragic twist,” işaretinden sonra en uygun devam hangisidir?
- kafe menüsüne yeni bir tatlı ekledi.
- kurtarma ekibi, kayıp yürüyüşçülerin yardım ulaşmadan kısa süre önce öldüğünü öğrendi.
- toplantı planlanandan beş dakika geç başladı.
Cevabı göster
kurtarma ekibi, kayıp yürüyüşçülerin yardım ulaşmadan kısa süre önce öldüğünü öğrendi.
and a new trial found the pair guilty once more.
5:30ve yeni bir duruşma çifti bir kez daha suçlu buldu.
The world looked on at a legal case Öbek fiiller
5:33Dünya, bir pembe dizinin tüm heyecanına sahip olan bu yasal davayı
looked on: katılmadan izlemek
“Looked on”, “look on” öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada, harekete geçen biri olmak yerine bir olayı dışarıdan gözlemleyerek gelişmeleri izlemek anlamına gelir. “The world” genel olarak uluslararası kamuoyunun ve medyanın ilgisini belirtir. Böylece dava, dünyanın dört bir yanındaki insanların uzaktan takip ettiği bir olay olarak sunulur. “On” fiilin bir parçasıdır; yalnızca yer bildiren bir edat değildir.
Alıştırma
Cümleyi “katılmadan izlemek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The neighbors did not intervene; they simply ____ as the argument continued.
Cevabı göster
looked on
Closure was finally at hand: uzun süredir beklenen son yakındı
Burada “closure”, bir şeyi fiziksel olarak kapatma eylemini değil, uzun ve zorlu bir meselenin ardından gelen çözülme veya sona ermişlik duygusunu ifade eder. Hukuki veya duygusal anlatılarda, belirsizliğin bitmesiyle gelen rahatlamayı sıkça anlatır. “At hand”, zaman bakımından çok yakın veya gerçekleşmek üzere demektir. Bu nedenle “Closure was finally at hand”, uzun süredir beklenen bir sonu yaklaşmış olarak sunar; “finally” ise uzun gecikmeyi vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “zaman bakımından çok yakın” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After years of unanswered questions, the new evidence meant closure was finally ____.
Cevabı göster
at hand
of any involvement in the murder of Meredith Kercher.
5:45Meredith Kercher cinayetine her türlü katılımdan beraat ettirdiğinde.
acquit someone of something: birini bir suçlamadan beraat ettirmek
Hukuki yapı acquit + kişi + of + suçlama veya karıştığı iddia edilen eylem şeklindedir. Cümlede acquitted geçmiş zamanlı fiildir, Knox and Sollecito kararı alan kişilerdir ve of any involvement in mahkemenin onları suçsuz bulduğu belirli konuyu gösterir. Beraat, savcılığın hukuki ispat standardına göre mahkûmiyet kararı elde edemediği anlamına gelir. Tek başına mahkemenin her olguyu kanıtladığını veya kişinin fiilen ve kesin olarak masum olduğunu belirlediğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi acquit someone of something yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After hearing all the evidence, the jury ____ the defendant ____ fraud.
Cevabı göster
acquitted · of
she announced that she is returning to Perugia in 2018
5:52İtalya'daki mücadelesini anlattığı çok satan anı kitabı
as part of a follow-up to her best-selling memoir about her Italian struggle. Kalıp ifadeler
5:55'Duyulmayı Beklerken'in devamı kapsamında,
as part of a follow-up to: bir devam çalışmasının parçası olarak
As part of, bir eylemi daha büyük bir faaliyetin veya projenin bir parçası olarak sunar. A follow-up, önceki bir şeyi sürdüren, kontrol eden veya geliştiren sonraki bir eylem ya da çalışmadır; to ise önceki şeyi belirtir. Birlikte as part of a follow-up to, eylemin anı kitabıyla bağlantılı daha sonraki bir çalışmaya ait olduğu anlamına gelir. Buradaki follow-up bir isimdir, follow up fiili değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, önceki bir çalışmayla bağlantılı sonraki bir çalışmayı adlandıran isim öbeği olarak a follow-up to yapısını doğru kullanır?
- The editor will follow up with the writer tomorrow.
- The new report is a follow-up to last year's study.
- The researchers will follow up on the results next month.
Cevabı göster
The new report is a follow-up to last year's study.
got some balls: “cesur” demenin kaba bir yolu
“This girl's got some balls” cümlesinde “girl's got”, “girl has got” anlamındadır. Argo ve kaba bir deyim olan “has got balls”, “çok cesur olmak” veya “gözü pek bir risk almaya hazır olmak” demektir. Burada nesnelerden ya da anatomiden gerçek anlamıyla söz edilmez. Cümle, kızın seçimini cesurca bulur ve bunu sert, kışkırtıcı bir tonla söyler. İfade erkek anatomisine dayalı bir benzetmeden geldiği için bir kadını anlatırken bile kaba ve cinsiyetçi duyulabilir.
Alıştırma
Resmî bir tavsiye mektubu yazıyorsunuz. Onun cesaretini övmek için “She’s got some balls” demek uygun mudur?
- Hayır.
- Evet.
Cevabı göster
Hayır.
is your relationship to your passwords and online identity.
6:05şifreleriniz ve çevrimiçi kimliğinizle olan ilişkinizdir.
Anytime you have to come up with a new password, Öbek fiiller
6:14Yeni bir şifre bulmanız gerektiğinde,
come up with: düşünüp bulmak veya üretmek
“Come up with”, zihinsel çaba göstererek bir şeyi düşünmek, bulmak veya üretmek anlamına gelir. Bu cümlede üretilen şey yeni bir paroladır. Yapı come up with + sonuç şeklindedir: come up with an idea, an answer veya a plan. Üç sözcüğü tek bir edatlı öbek eylem olarak düşünün; “up” burada yukarı doğru hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “düşünmek veya üretmek” anlamındaki öbek eylemle tamamlayın: We need to ____ a better plan before Friday.
Cevabı göster
come up with
you can use Dashlane to generate a super secure one.
6:16süper güvenli bir şifre oluşturmak için Dashlane'i kullanabilirsiniz.
You'll never have to log into another website again. Öbek fiiller
6:19Bir daha asla başka bir web sitesine giriş yapmak zorunda kalmayacaksınız.
log into ifadesini fiil olarak kullanmak
Log into, genellikle kimlik bilgilerini girerek veya bunların otomatik doldurulmasını sağlayarak çevrim içi bir hesaba, web sitesine ya da hizmete oturum açmış kullanıcı olarak erişmek demektir. Bu cümlede yalnızca herkese açık sayfayı açmak değil, başka bir web sitesine oturum açmış kullanıcı olarak erişmek anlamına gelir. log into + web sitesi/hesap/hizmet yapısını kullanın: log into the portal veya log into your account.
Alıştırma
Hangi cümlede hedef ifade fiil olarak doğru kullanılmıştır?
- Please log into your account to view the bill.
- Please login into your account to view the bill.
- Your log into page needs a password.
Cevabı göster
Please log into your account to view the bill.
Become more secure and support the Infographics Show at the same time
6:23infographics kodunu kullanarak
by using the code infographics
6:26hem daha güvende olun hem de aynı zamanda Infographics Show'u destekleyin
and get 10% off Dashlane premium from the get-go Notlar
6:28ve Dashlane Premium’da en başından %10 indirim kazanın,
İndirim ifadesi 10% off
10% off, asıl fiyatın %10 azaltıldığı anlamına gelir. Müşteri kalan %90'ı öder; yani fiyatın yalnızca %10'unu ödemek anlamına gelmez. Yaygın yapı yüzde + off + ürün veya plan şeklindedir: get 10% off Dashlane premium. Off, asıl fiyattan çıkarılan miktarı belirtir.
Alıştırma
Bir aboneliğin normal fiyatı $50 ve abonelikte 10% off indirimi var. İndirimli fiyat nedir?
- $40
- $45
- $5
Cevabı göster
$45
from the get-go: en başından itibaren
From the get-go, “en başından itibaren” veya “ilk andan itibaren” anlamına gelen gayriresmî bir deyimdir. Bir koşulun, avantajın veya düzenlemenin başlangıçta zaten geçerli olduğunu vurgular. Burada Dashlane Premium için %10 indirim abonelik başlar başlamaz geçerlidir; indirim daha sonra sunulmaz. Get-go kalıplaşmış bir ifadedir; get ve go kelimelerini ayrı ayrı yorumlamayın.
Alıştırma
Bu gündelik cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The team agreed on the schedule ___, so no one was surprised later.
- in the long run
- after the fact
- at the last minute
- from the get-go
Cevabı göster
from the get-go