Aşı Karşıtlarını Çürütmek: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
1.235 kelime 177 kel/dk

Video özeti: Video aşı mitlerini doz, hastalık tarihi, toplum bağışıklığı, geri çekilen otizm makalesi, testler ve risklerle ilgili verilerle inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "The dose makes the poison," — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir maddenin varlığıyla zararlı miktarını ayırın. 2. "The more people that are vaccinated, the less available real estate for the germs," — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: iki ters değişimi the more..., the less... ile bağlayın. 3. "as a preventative measure rather than a treatment." — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: önleme ve tedaviyi as X rather than Y ile karşılaştırın.

Bu derste

The number of people against vaccinating themselves and their children has surged in recent years Dilbilgisi

0:00

Kendilerinin ve çocuklarının aşılanmasına karşı çıkan insanların sayısı son yıllarda hızla arttı

Dilbilgisi

has surged in recent years (son yıllarda hızla arttı)

Has surged, has + surged geçmiş zaman ortacıyla kurulan present perfect yapısıdır. Burada surge, “hızlı ve keskin biçimde yükselmek” anlamına gelir; bu nedenle ifade, şu anda da önem taşıyan güçlü bir yükseliş eğilimi sunar. In recent years, yakın geçmişten bugüne uzanan bir dönemi belirtir. Bu dönem hâlâ şimdiki zamanla bağlantılı olduğu için bu cümlede present perfect doğal seçimdir.

Alıştırma

Bugüne kadar devam eden bir dönemde keskin bir artışı göstermek için cümleyi surge fiilinin iki sözcüklü biçimiyle tamamlayın: “The number of online orders ____ in recent years.”

Cevabı göster

has surged

and it can be frustrating listening to their claims. Dilbilgisi

0:05

ve iddialarını dinlemek insanı çileden çıkarabiliyor.

Dilbilgisi

it can be frustrating + -ing (bir şeyi yapmak hayal kırıklığı yaratabilir)

it can be frustrating listening to their claims yapısında it, biçimsel bir öznedir; herhangi bir kişiyi veya şeyi göstermez. -ing yapısındaki listening to their claims, değerlendirilen etkinliğin adını verir. Frustrating, hayal kırıklığına veya engellenmişlik hissine yol açan bir şeyi anlatır. Cümle, dinleme deneyiminin bir kişiyi frustrated hissettirebileceği anlamına gelir; deneyimin kendisinin bu duyguyu yaşadığını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, beklemenin hayal kırıklığına yol açan etkinlik olduğunu doğal biçimde söyler?

  1. It can be frustrated waiting for a late bus.
  2. It can be frustrating waiting for a late bus.
Cevabı göster

It can be frustrating waiting for a late bus.

So we wanted to debunk and deconstruct the most common arguments one by one Notlar

0:08

Bu yüzden en yaygın savları tek tek ele alıp çürütmek istedik;

Kelime

Bir argümanı debunk and deconstruct etmek

Burada debunk, yaygın argümanların yanlış olduğunu veya hatalı iddialara dayandığını göstermek anlamına gelir. Deconstruct ise bu argümanları varsayımlarına, kanıtlarına ve akıl yürütme adımlarına ayırıp her parçayı incelemek demektir. İki fiilin birlikte kullanılması iki aşamalı bir analiz amacı sunar: doğru olmayanı çürütmek ve argümanın nasıl kurulduğunu araştırmak. Deconstruct burada mecazidir; fiziksel bir şey parçalara ayrılmıyor.

Alıştırma

'debunk and deconstruct the most common arguments' ifadesindeki amacı en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Argümanları incelemeden veya çürütmeden onlardan hoşlanmamak
  2. Argümanları listelemek ve doğru olup olmadıklarını kontrol etmeyi ertelemek
  3. Hangi argümanların yanlış olduğunu göstermek ve akıl yürütmelerinin nasıl kurulduğunu analiz etmek
Cevabı göster

Hangi argümanların yanlış olduğunu göstermek ve akıl yürütmelerinin nasıl kurulduğunu analiz etmek

Kalıp ifadeler

Sırayla işlemeyi anlatan one by one

One by one, ayrı ayrı ve sırayla anlamına gelir: konuşanlar bütün argümanları birlikte tartışmak yerine her birini sırayla ele almayı planlıyor. İfade zarf görevi görerek argümanların nasıl çürütülüp yapılarına ayrılarak inceleneceğini açıklar. Bir grubun her üyesi ayrı ayrı ele alındığında insanlar veya nesneler için kullanılabilir.

Alıştırma

'Ayrı ayrı ve sırayla' anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The editor checked the sources ____.

Cevabı göster

one by one

to help you prepare and present the facts

0:12

böylece bir sonraki aşı karşıtıyla karşılaşmanızda

in your next encounter with an anti-vaxxer. Kelime

0:14

hazırlıklı olabilir ve gerçekleri ortaya koyabilirsiniz.

Kelime

Gündelik etiket anti-vaxxer

Anti-vaxxer, aşılanmaya karşı çıkan veya aşılanmayı reddeden bir kişiyi belirten, sayılabilen ve gündelik bir isimdir. Bu cümlede an, sözcüğün tek bir kişiye yönelik bir etiket olduğunu gösterir; anti- 'karşı' anlamına gelir, vaxxer ise vaccination sözcüğünden türemiştir. Bu sözcük, tarafsız bir sınıflandırmadan çok eleştiri veya onaylamama tavrı taşır. Medyada ya da tartışmalarda karşılaştığınızda hem kimi belirttiğini hem de konuşanın tutumunu anlamalısınız.

Alıştırma

Bir klinik, tarafsız bir hasta anketi hazırlıyor. Bir hastayı yalnızca tek bir aşı hakkında daha fazla bilgi istediği için anti-vaxxer olarak etiketlemek uygun mudur?

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Why I do not vaccinate my kids?

0:16

Çocuklarımı neden aşılatmıyorum?

Blog entry 189.

0:19

189 numaralı blog yazısı.

Vaccines contain MSG, antifreeze, phenol, formaldehyde,

0:21

Aşıların içinde MSG, antifriz, fenol, formaldehit,

aluminum, lead, and mercury.

0:25

alüminyum, kurşun ve cıva bulunuyor.

It's true, vaccines contain chemicals.

0:29

Doğru, aşılar kimyasal maddeler içerir.

Vaccines have contained mercury, aluminum, and formaldehyde,

0:31

Aşılarda cıva, alüminyum ve formaldehit bulunmuştur;

ingredients that can be toxic.

0:35

bunlar zehirli olabilen maddelerdir.

What else can be toxic?

0:37

Başka ne zehirli olabilir?

Water, given a large enough dose, Dilbilgisi

0:38

Yeterince yüksek dozda alınırsa su;

Dilbilgisi

Kısaltılmış koşul olarak given a large enough dose

Given a large enough dose, Water sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacı yan cümleciğidir. Anlaşılan tam biçimi if water is given, or administered, in a large enough dose şeklindedir; dolayısıyla iddianın hangi koşulda geçerli olduğunu belirtir. Bu kısa yapı açıklama ve savlarda yaygındır: isim + given + gerekli bir kaynak, uygulama veya koşul. İsim, given sonrasında belirtilen şeyi alan varlık olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi ‘kendilerine yeterince su verilirse’ anlamındaki kısaltılmış bir given yan cümleciğiyle tamamlayın: The seedlings, ____, should recover quickly.

Cevabı göster

given enough water

and same goes for apples, coffee, Kalıp ifadeler

0:40

aynı şey elma ve kahve için de geçerli,

Kalıp ifadeler

same goes for: aynı düşünceyi başka bir duruma genişletmek

Same goes for + bir kişi veya şey, önceki ifadenin bu yeni kişi ya da şey için de geçerli olduğu anlamına gelir. Burada önceki uyarı, tekrar edilmeden elma ve kahveye de uygulanır. Bu ifadede goes hareket etmeyi anlatmaz. Kalıbın tamamını “aynı düşünce ... için de geçerlidir” şeklinde anlayın.

Alıştırma

İlk kuralı başka bir yere uygulamak için cümleyi same goes for ile tamamlayın: The safety rule applies in the workshop, and ____ the lab.

Cevabı göster

same goes for

or too much of anything, to be honest.

0:41

hatta dürüst olmak gerekirse her şeyin fazlası için.

The dose makes the poison, Deyimler

0:43

Zehri belirleyen dozdur

Deyimler

The dose makes the poison: zarar miktara bağlıdır

The dose makes the poison, bir maddenin zararlı olup olmadığını belirlemede miktarın etkili olduğu anlamına gelen bir özdeyiştir. Bir madde belli bir dozda zararsız veya yararlı olabilirken çok daha yüksek bir dozda tehlikeli olabilir. Burada makes, “üretir” değil, “bir şeyin belirli bir işlev görmesine neden olur” anlamındadır. Bu kısa özdeyiş, belirli bir maddenin adını vermek yerine bir savı özetler.

Alıştırma

The dose makes the poison hangi temel düşünceyi ifade eder?

  1. Bir maddenin miktarı, zararlı olup olmadığının belirlenmesine yardımcı olur.
  2. Zehir yalnızca laboratuvarda üretilir.
  3. Her madde bulunduğu her durumda zehirlidir.
Cevabı göster

Bir maddenin miktarı, zararlı olup olmadığının belirlenmesine yardımcı olur.

and the doses of the chemicals in vaccines are negligible.

0:45

ve aşılardaki kimyasal maddelerin dozları yok denecek kadar düşüktür.

For example, vaccines that include aluminum, which is included to make the vaccine more effective,

0:49

Örneğin, aşının etkinliğini artırmak için alüminyum eklenen aşıların

contain about 0.125 mg per dose,

0:54

her dozunda yaklaşık 0,125 mg alüminyum bulunur,

but the average person actually takes in an estimated 30 to 50 mg every day Öbek fiiller

0:57

oysa ortalama bir insan her gün yaklaşık 30 ila 50 mg alüminyumu

through food and drink.

1:02

yiyecek ve içecekler yoluyla alır.

Öbek fiiller

takes in: bir maddeyi vücuda almak

Bu cümlede takes in, bir maddeyi tüketerek vücuda almak anlamına gelir. Take in bir phrasal verb yapısıdır; an estimated 30 to 50 mg miktarı onun nesnesidir ve through food and drink giriş yolunu belirtir. Bağlam, take in ifadesinin diğer anlamları arasından bu anlamı seçtirir. Miligramla ölçülen bir miktarın yiyecek ve içecekle birlikte anılması, burada bilgiyi anlamanın veya birine barınacak yer vermenin değil, fiziksel alımın kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi take in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Over the course of the day, Lena ____ about two liters of fluid from drinks and soup.

Cevabı göster

took in

That's way more than one vaccination on a daily basis. Kelime

1:03

Bu, her gün tek bir aşıyla alınandan katbekat fazladır.

Kelime

way more than: güçlü ve gündelik karşılaştırma

Way, karşılaştırma biçimi olan more sözcüğünü güçlendirir. Way more than, bir miktarın diğerinden büyük bir farkla daha fazla olduğu anlamına gelir; than ise karşılaştırma noktasını tanıtır. Burada way, yol veya yön anlamına gelmez. Bu gündelik güçlendirici, way better ve way more expensive örneklerinde olduğu gibi başka karşılaştırma biçimlerinin önünde de kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle gündelik İngilizcede doğaldır ve fiyatın beklenenden çok daha yüksek olduğunu anlatır?

  1. The price is way much than we expected.
  2. The price is way more than we expected.
  3. The price is very more than we expected.
  4. The price is more way than we expected.
Cevabı göster

The price is way more than we expected.

And while some people warn about the presence of mercury-containing compounds like thimerosal,

1:07

Bazı insanlar thimerosal gibi cıva içeren bileşikler konusunda uyarıda bulunsa da,

a vaccine preservative to prevent bacterial growth,

1:12

bakteri üremesini önleyen bu aşı koruyucusu

it's actually been removed from almost all childhood vaccines since 2001. Dilbilgisi

1:15

aslında 2001'den beri neredeyse tüm çocukluk çağı aşılarından çıkarılmış durumda.

Dilbilgisi

It's ... been removed ... since 2001: edilgen present perfect

Bu cümlede it's, it is değil, it has kısaltmasıdır. Has been removed, present perfect'ın edilgen yapısıdır: belirtilmeyen bir kişi ya da kurum nesneyi geçmişte çıkarmıştır ve cümle bu sonucun hâlâ geçerli olduğunu anlatır. Since 2001, devam eden bu durumun başlangıç noktasını verir. since ile belirli bir zaman noktası, for ile bir süre kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi remove fiilinin edilgen present perfect biçimiyle tamamlayın: The ingredient ____ from all products sold here since 2020.

Cevabı göster

has been removed

This was done to ease public concern, Kalıp ifadeler

1:20

Bu, kamuoyunun kaygısını azaltmak için yapıldı;

Kalıp ifadeler

Ease public concern: kamuoyunun kaygısını azaltmak

Ease public concern, kamuoyunun daha az kaygılanmasını sağlamak anlamına gelir. Burada ease, bir duygunun şiddetini azaltmak anlamındaki bir fiildir; public concern ise genel olarak toplum üyelerinin paylaştığı kaygıyı ifade eder. Bu ifade, insanların kaygısı üzerinde amaçlanan etkiyi anlatır. Kaygının tamamen ortadan kalktığını veya altta yatan sorunun çözüldüğünü ileri sürmez.

Alıştırma

Bir şirket, her sorunun çözüldüğünü ileri sürmeden insanları daha az kaygılandırmak için internet sitesine daha açık güvenlik bilgileri ekliyor. Şirketin amacını en iyi hangi ifade anlatır?

  1. eliminate all public concern
  2. ease public concern
  3. solve the underlying problem
Cevabı göster

ease public concern

even though no literature suggests it's harmful at doses present in vaccines. Anlatım akışı

1:22

oysa aşılarda bulunan dozlarda zararlı olduğunu gösteren hiçbir bilimsel yayın yok.

Anlatım akışı

Gerçek bir ödünleme için even though

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle, ana cümledeki eylemi veya sonucu normalde şaşırtıcı gösterecek gerçek bir olguyu verir. Buradaki olgu, söz konusu aşı dozlarının zararlı olduğunu bildiren bir bilimsel yayın bulunmamasıdır; bu, halkın kaygısını azaltmak için daha önce yapılan eylemle karşıtlık oluşturur. even though yan cümlesi ana cümleden önce veya sonra gelebilir. Her iki sıralamada da “bu olgu doğru, fakat onunla karşıtlık oluşturan sonuç veya eylem de doğru” ilişkisini düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle, sonuçla karşıtlık oluşturan gerçek bir olguyu even though ile sunar?

  1. Even though it was raining, the game continued.
  2. Because it was raining, the game continued.
  3. Even if it rains tomorrow, the game will continue.
Cevabı göster

Even though it was raining, the game continued.

As a granola parent, Kelime

1:27

Doğal yaşam tutkunu bir ebeveyn olarak,

Kelime

Gayriresmî bir yaşam tarzı etiketi olarak granola parent

Granola parent ifadesinde granola, sıfat gibi kullanılan gayriresmî bir etikettir; ebeveynin yalnızca granola yediğini söylemez. Doğal veya organik yiyecekleri, çevre dostu alışkanlıkları ve benzer alternatif yaşam tarzı seçimlerini benimseyen bir ebeveyni tanımlar. Bu etiket çoğu zaman şakacı bir basmakalıp olarak kullanılır. Bu cümlede konuşmacı, kesin bir kategori sunmak yerine kolayca tanınan “doğal yaşamcı” ebeveyn tipini anlatır.

Alıştırma

“Maya calls herself a granola parent because she buys organic snacks and avoids disposable plastic,” cümlesinde granola parent büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. her okul ödevini yakından denetleyen bir ebeveyn
  2. her öğünde granola servis eden bir ebeveyn
  3. doğal, organik ve çevre dostu seçimleri tercih eden bir ebeveyn
Cevabı göster

doğal, organik ve çevre dostu seçimleri tercih eden bir ebeveyn

my kids get everything natural.

1:28

çocuklarıma her şeyin doğalını veriyorum.

Quinoa crackers over Ritz any day. Ton ve niyet

1:30

Ritz yerine her zaman kinoalı krakeri tercih ederim.

Ton ve niyet

X over Y any day: güçlü tercih bildiren eksiltili yapı

X over Y, X'i tercih edilen seçenek, Y'yi ise elenen alternatif olarak sunar. Cümlede I would choose gibi tam bir yan cümle atılmıştır; bu, kısa ve etkili gündelik konuşmada doğaldır. Any day tercihi güçlendirir: belirli bir günü değil, “seçim ne zaman ortaya çıkarsa çıksın hiç tereddüt etmeden” anlamını verir. Parça bir bütün olarak quinoa crackers seçeneğini Ritz karşısında kesin ve kendinden emin biçimde destekler.

Alıştırma

Cümleyi X over Y any day kalıbıyla tamamlayın: For a quiet trip, the train ____ driving ____.

Cevabı göster

over · any day

Because can't we just all agree that the natural route is better? Notlar

1:33

Doğal olanın daha iyi olduğu konusunda hepimiz anlaşamaz mıyız?

Ton ve niyet

Can't we just all agree ...?: uzlaşma baskısı

Can't we just all agree that ... biçimindeki olumsuz soru genellikle farklı görüşlere açık bir davet değildir. Ardından gelen iddiayı, grubun çoktan kabul etmiş olması gereken son derece açık bir gerçek gibi sunar. Just, anlaşmanın kolay olması gerektiğini düşündürürken all bütün grubun uzlaşmasını gündeme getirir. Böylece konuşmacı dinleyenleri önceden belirlenmiş bir cevaba iter; alaycı bir bağlamda aynı ifade, basit bir iddianın herkesçe kabul edilmesi gerektiği fikriyle dalga geçebilir.

Alıştırma

“Can't we just all agree that the deadline is unrealistic?” cümlesinde konuşmacı büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Grubu, iddiayı ortak kabul olarak görmeye zorlamak
  2. Grubun deadline sözcüğünün anlamını bilip bilmediğini kontrol etmek
  3. Herhangi bir cevabı öne çıkarmadan ilgisiz görüşler istemek
Cevabı göster

Grubu, iddiayı ortak kabul olarak görmeye zorlamak

Deyimler

Mecaz olarak natural route

Bu cümlede natural route içindeki route, gerçek bir yol değil, bir durumla başa çıkma biçimi anlamında mecaz olarak kullanılmıştır. Burada aşı olmadan bağışıklığın gelişmesine izin verme seçeneğini ifade eder. Natural sıfatı bu seçeneği sözde daha doğal bir yol olarak sunar. Bu, kapsamı belirsiz ve değer yargısı taşıyan bir etikettir. İfade tek başına seçeneğin daha güvenli ya da daha iyi olduğunu göstermez ve tam olarak hangi eylemleri içerdiğini belirtmez.

Alıştırma

Bu cümlede natural route ne anlama geliyor?

  1. Bir seçeneğin daha güvenli ve daha iyi olduğunun kanıtı
  2. Doğal bir manzaradan geçen gerçek bir yol
  3. Aşı olmadan bağışıklığın gelişmesine izin verme yöntemi
Cevabı göster

Aşı olmadan bağışıklığın gelişmesine izin verme yöntemi

So just let your child's immune system develop naturally

1:36

O hâlde çocuğunuzun bağışıklık sisteminin doğal biçimde gelişmesine izin verin

and save them a lifetime of pain.

1:39

ve onu ömür boyu sürecek acılardan kurtarın.

Vaccines introduce a weakened form of the germ to your body

1:41

Aşılar, mikrobun zayıflatılmış bir biçimini vücudunuza tanıtır

so that the immune system can learn to recognize it. Dilbilgisi

1:45

böylece bağışıklık sisteminiz onu tanımayı öğrenir.

Dilbilgisi

Amaç bildiren so that + özne + can

Burada so that, önceki eylemin amacını belirtir. Yapı eylem + so that + özne + can + fiilin yalın hâli şeklindedir: zayıflatılmış mikrop, bağışıklık sisteminin onu tanımayı öğrenmesini sağlamak amacıyla vücuda sokulur. Bu yan cümle yalnızca bir sonuç bildirmek yerine eylemin neyi gerçekleştirmek için tasarlandığını açıklar. Amaç yan cümlesindeki kişi ya da şeyin açıkça belirtilen kendi öznesine ihtiyaç duyduğu durumlarda bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen iki kelimelik amaç bağlacıyla tamamlayın: Please speak clearly ____ everyone can understand the instructions.

Cevabı göster

so that

Your body then builds its defenses, Deyimler

1:48

Vücudunuz da buna karşı savunma geliştirir;

Deyimler

builds its defenses: koruma geliştirir

builds its defenses ifadesinde build mecaz anlamdadır: vücut fiziksel bir engel inşa etmez. Bu ifade, bağışıklık sisteminin koruma yeteneğini zamanla geliştirmesi anlamına gelir. Its defenses, vücudun koruyucu mekanizmalarını belirtir. build + iyelik belirleyicisi + defenses kalıbı, korumayı zaman içinde geliştirilen bir şey olarak sunar. Aynı savunma benzetmesi sağlık, bilgisayar sistemleri veya kuruluşlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

“The update helps the network build its defenses,” cümlesinde build its defenses ne anlama gelir?

  1. Zamanla daha güçlü bir koruma geliştirmek
  2. Fiziksel bir duvar inşa etmek
  3. Başka bir ağa saldırı başlatmak
Cevabı göster

Zamanla daha güçlü bir koruma geliştirmek

so it's prepared to fight off a real attack later. Öbek fiiller

1:50

böylece ileride gerçek bir saldırıyla mücadele etmeye hazır olur.

Öbek fiiller

fight off: bir tehdide karşı koyup onu savuşturmak

Fight off, bir tehdide karşı koyup onu savuşturmak anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Burada vücut, gerçek bir patojen saldırısına yenilmek yerine onu durdurmaya hazırdır. Off zorunludur çünkü tehdidi uzakta tutma veya uzaklaştırma anlamını ekler. fight off an infection örneğindeki gibi fight off + isim kullanılır. Nesne zamir olduğunda zamir ortaya gelir: fight it off denir, fight off it denmez.

Alıştırma

Dersimizdeki “karşı koyup savuşturmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: A strong immune system can ____ the infection before it spreads.

Cevabı göster

fight off

And it's true, naturally,

1:53

Ve evet, doğal olarak

newborn babies are immune to several diseases

1:54

yeni doğan bebekler bazı hastalıklara karşı bağışıklık taşır;

because of the antibodies they receive from their mother's breast milk

1:57

bunda annelerinin sütünden aldıkları antikorların

and the thousands of germs we're exposed to from the moment we're born, Kalıp ifadeler

2:00

ve doğduğumuz andan itibaren maruz kaldığımız binlerce mikrobun payı vardır.

Kalıp ifadeler

be exposed to: bir şeye maruz kalmak

Be exposed to, çevredeki bir şeyle temas etmek veya onu deneyimlemek anlamına gelir. Burada we're exposed to thousands of germs, insanların doğdukları andan itibaren binlerce mikropla karşılaştığını belirtir. Edilgen be exposed to yapısı, teması yaşayan kişi ya da şeye odaklanır. Bu yapı tek başına birinin bu temasa kasıtlı olarak neden olduğunu veya temasın zarar verdiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi be exposed to yapısının basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: During the training, the nurses ____ several common hospital germs.

Cevabı göster

were exposed to

but vaccines cover the diseases you don't have immunity against. Dilbilgisi

2:03

Ancak aşılar, bağışık olmadığınız hastalıklara karşı koruma sağlar.

Dilbilgisi

the diseases you don't have immunity against: bağışıklığınız olmayan hastalıklar

you don't have immunity against ilgi cümleciği, hangi hastalıkların kastedildiğini belirler. Cümlecik içinde against sözcüğünün anlamca nesnesi diseases sözcüğüne geri gönderimde bulunur: you don't have immunity against those diseases. İngilizcede konuşma dilinde ve tarafsız yazı dilinde bir edat ilgi cümleciğinin sonunda kalabilir. Buradaki against gereklidir çünkü temel ilişki immunity against a disease biçimindedir; against cümle sonunda duran gereksiz bir sözcük değildir.

Alıştırma

Eksik sözcüğü doldurarak bu ilgi cümleciğinde have immunity against yapısını yeniden kurun: These are the diseases you don't have immunity ____.

Cevabı göster

against

It's why we don't vaccinate for every single disease possible,

2:07

İşte bu nedenle, mümkün olan her hastalığa karşı aşı olmayız;

just those which are most dangerous.

2:10

yalnızca en tehlikeli olanlara karşı oluruz.

And children are given shots at a young age

2:12

Çocuklara da küçük yaşta aşı yapılır

because this is when they're at the highest risk of getting sick or dying. Kalıp ifadeler

2:15

çünkü hastalanma veya ölme risklerinin en yüksek olduğu dönem budur.

Kalıp ifadeler

at the highest risk of getting sick or dying: hastalanma veya ölme riskinin en yüksek olması

Be at risk of + isim veya -ing biçimi, istenmeyen bir olayın gerçekleşme olasılığıyla karşı karşıya olmak demektir. Burada at the highest risk, küçük çocukların o dönemde başka dönemlere veya gruplara göre daha savunmasız olduğunu belirtir. of edatı iki paralel -ing biçimini de yönetir: getting sick ve dying. Bu ifade çocukların başına gelebilecek şeyleri anlatır; çocukların bunlardan herhangi birini yapmaya niyetli veya planlı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu grubun en büyük tehlikeyle karşı karşıya olduğunu göstermek için cümleyi dersteki risk ifadesiyle tamamlayın: Of all the hikers, those without water are ____ becoming ill.

Cevabı göster

at the highest risk of

But what about allergies?

2:18

Peki ya alerjiler?

My second cousin Lisa got her kids vaccinated

2:19

Uzak kuzenim Lisa çocuklarını aşılattı

and now they have a peanut allergy.

2:22

ve şimdi çocuklarının yer fıstığı alerjisi var.

I don't want my baby to get allergies.

2:24

Bebeğimin alerji geliştirmesini istemiyorum.

In 1997,

2:25

1997'de,

people began to question whether there was a connection between vaccines and allergies. Dilbilgisi

2:27

insanlar aşılarla alerjiler arasında bir bağlantı olup olmadığını sorgulamaya başladı.

Dilbilgisi

question whether ... a connection between A and B: A ile B arasında bağlantı olup olmadığını sorgulamak

Question fiil olarak kullanıldığında bir iddianın doğru olup olmadığından şüphe etmek veya onu eleştirel biçimde incelemek anlamına gelir. Question whether + yan cümle, sonraki olasılığı kabul edilmiş bir gerçek değil, henüz sonuçlanmamış bir konu olarak sunar. A connection between A and B, A ile B arasında bir ilişki veya bağlantı bulunabileceğini ifade eder. Bu ifade tek başına A'nın B'ye neden olduğunu söylemez; dolayısıyla cümle, nedenselliği kanıtlanmış saymadan öne sürülen bir bağlantıyı bildirir.

Alıştırma

Raporu question fiilinin geçmiş biçimiyle birlikte whether kullanarak, ardından A ile B'yi eşleştiren edatı yazarak tamamlayın: The team ____ there was a connection ____ late meals and poor sleep.

Cevabı göster

questioned whether · between

And then a study of 2100 participants ages 5 to 6

2:31

Ardından, 5-6 yaşındaki 2.100 katılımcıyla yapılan bir araştırma,

found that vaccines actually have the opposite effect

2:34

aşıların aslında tam tersi bir etki gösterdiğini

and instead have a protective effect against allergies. Kalıp ifadeler

2:37

ve alerjilere karşı koruyucu olduğunu ortaya koydu.

Kalıp ifadeler

have a protective effect against allergies: alerjilere karşı koruyucu etkiye sahip olmak

Burada have a protective effect against, “bir riskin veya o riskin şiddetinin azalmasına yardımcı olan bir etki yaratmak” anlamına gelir. Özne, incelenen şeyi belirtir; against ise azaltılabilecek hastalığı, zararı veya riski tanıtır. Bu araştırma dili özellikle temkinlidir: koruyucu bir ilişkiyi veya yararı bildirir, ancak herkesin tamamen korunacağını garanti etmez. Cümledeki instead, bu sonucu daha önceki endişeyle karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi resmi have + a protective effect + against kalıbıyla tamamlayın: “The researchers found that daily exercise may ____ heart disease.”

Cevabı göster

have a protective effect against

I mean,

2:41

Yani,

how bad are the diseases that these vaccines are preventing anyways? Kelime

2:42

bu aşıların önlediği hastalıklar ne kadar kötü olabilir ki?

Kelime

soru sonunda anyways

Anyways, anyway sözcüğünün gayriresmî bir çeşididir. Bu sorunun sonunda yaklaşık olarak “sonuçta” veya “her hâlükârda” anlamına gelir ve konuşmayı, konuşanın asıl pratik mesele olarak gördüğü noktaya geri yönlendirir. Hastalıkların ciddiyetiyle ilgili temel soruyu değiştirmez. Tartışılan endişeye karşı biraz küçümseyici veya meydan okuyucu duyulabilecek rahat bir tutum ekler.

Alıştırma

Anyways sözcüğünün bu bağlamda uygun olup olmadığına karar verin: Bir öğrenci resmî bir bilim raporunda “Anyways, the results did not support the hypothesis.” yazıyor.

  1. Uygun değil; anyway veya daha resmî bir geçiş ifadesi kullanılmalı
  2. Bu resmî rapor için uygun
Cevabı göster

Uygun değil; anyway veya daha resmî bir geçiş ifadesi kullanılmalı

My little sport here

2:45

Benim şu küçük aslanım,

stuffed like a packed sausage. Deyimler

2:46

tıka basa dolu bir sosis gibi tombul.

Deyimler

abartılı bir benzetme olarak stuffed like a packed sausage

Burada stuffed, dolgun ya da sıkıca doldurulmuş görünmek demektir; like ise bir benzetme başlatır. Çocuk, kılıfı sımsıkı doldurulmuş bir sosis gibi toplu ve güçlü gösterilir. Bu karşılaştırma bilinçli olarak abartılmıştır. Çocuğun gücüyle övünmeyi komik ve kendinden emin bir görüntüye dönüştürür; gerçekten içinin doldurulduğu ya da tıbbi bir tanım yapıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “stuffed like a packed sausage” çocuk hakkında ne anlatıyor?

  1. Kendisine tıbbi bir tanı konmuş.
  2. Tek başına ayakta duramayacak kadar zayıf.
  3. Toplu ve dolgun olduğu mizahi biçimde anlatılıyor.
  4. Gerçekten bir sosisin içine konmuş.
Cevabı göster

Toplu ve dolgun olduğu mizahi biçimde anlatılıyor.

Got my genes,

2:48

Benim genlerimi aldı,

so he's built to last. Deyimler

2:49

o yüzden sapasağlam.

Deyimler

bir kişiyi anlatan built to last

Built to last, uzun süre kullanılabilecek kadar sağlam yapılmış bir ürünü anlatan yaygın bir ifadedir. Bu cümlede ürünlerden bir kişiye aktarılmıştır. Konuşan kişi, özellikle miras aldığı “genler” sayesinde çocuğun doğuştan güçlü olduğunu ve büyük olasılıkla öyle kalacağını anlatır. Bir insana dayanıklı bir ürün gibi davranmak övüngen ve komik bir etki yaratır; built gerçek anlamda kullanılmamıştır.

Alıştırma

“Uzun süre kullanılabilir kalacak şekilde yapılmış” anlamındaki built + mastar yapısından oluşan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: This steel toolbox is ____.

Cevabı göster

built to last

If he got the measles,

2:51

Kızamık olsa,

what's the worst that could happen? Ton ve niyet

2:51

başına gelebilecek en kötü şey ne olabilir?

Ton ve niyet

"what's the worst that could happen?" sorusunun retorik gücü

Burada "what's the worst that could happen?" dilbilgisel olarak olası en ciddi sonucu sorar, ancak retorik bir işlev görür: konuşmacı tehlikeyi küçümser ve sonuçların muhtemelen ciddi olmayacağını ima eder. Bu nedenle soru, yalnızca bilgi istemek yerine umursamazlık, risk alma eğilimi veya kişinin kendini rahatlatma çabasını gösterir.

Alıştırma

Bir tartışmada biri sağlık uyarısını önemsemeyip "What's the worst that could happen?" diyor. Bu soru büyük olasılıkla neyi ima eder?

  1. En kötü sonuç zaten gerçekleşti.
  2. Sonuçlar muhtemelen çok ciddi olmayacak.
  3. Lütfen bana eksiksiz bir tıbbi risk değerlendirmesi ver.
Cevabı göster

Sonuçlar muhtemelen çok ciddi olmayacak.

Vaccines have done such a good job preventing so many diseases Dilbilgisi

2:53

Aşılar bu kadar çok hastalığı önlemekte öylesine başarılı oldu ki

that many generations have never seen them.

2:56

birçok nesil bu hastalıkları hiç görmedi.

Dilbilgisi

"do such a good job doing ... that ..." kalıbı

"do such a good job doing X that Y" kalıbı, olağanüstü başarılı bir performansı onun sonucuna bağlar. Burada aşılar hastalıkları o kadar etkili biçimde önler ki birçok nesil bu hastalıklarla bizzat hiç karşılaşmamıştır. "Preventing so many diseases" aşıların yaptığı işi açıklar; ardından gelen "that" ise bu yüksek başarı derecesinin doğurduğu sonucu belirtir. "D​​iseases" sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği başlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi "such ... that" sonuç kalıbını oluşturan sözlerle tamamlayın: "The new filter did ____ removing smoke that the room stayed clear all day."

Cevabı göster

such a good job

But here's what these diseases looked like without vaccines. Anlatım akışı

2:59

Ama aşılar olmasaydı bu hastalıkların nasıl göründüğüne bakalım.

Anlatım akışı

… olmadan … işte böyleydi

Here's what ... kalıbı, dinleyiciyi genel bir ifadeden somut kanıtların gösterimine taşır. Bu cümlede, sırada örneklerin olduğunu bildirir ve dikkati aşıların bulunmadığı veya kullanılmadığı dönemde hastalıkların nasıl bir durumda olduğuna yöneltir. Burada looked like yalnızca görsel görünüşü değil, etkiler ve sonuçlar dâhil genel durumun nasıl olduğunu anlatır. Without vaccines karşılaştırma temelini belirler. Tekrar kullanılabilen Here's what X looked like without Y kalıbı, açıkça tanımlanmış bir koşul altındaki kanıtları sunmadan önce haber vermeyi sağlar.

Alıştırma

Örnekteki “Here's what these diseases looked like without vaccines” ifadesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Aşıların olmadığı koşulda hastalıklarla ilgili somut kanıtların sunulacağını haber verir.
  2. Yalnızca hastalıkların görünen şekilleri ve renkleri hakkında yorum yapar.
  3. Konuşmacının aşıların nasıl üretildiğini açıklayacağını bildirir.
Cevabı göster

Aşıların olmadığı koşulda hastalıklarla ilgili somut kanıtların sunulacağını haber verir.

In 1967,

3:02

1967'de,

smallpox was responsible for millions of deaths.

3:04

çiçek hastalığı milyonlarca insanın ölümüne yol açıyordu.

By 1980,

3:07

1980'e gelindiğinde,

it was completely eradicated due to an intensive vaccine campaign. Kelime

3:08

yoğun bir aşılama kampanyası sayesinde tamamen ortadan kaldırılmıştı.

Kelime

Tamamen ortadan kaldırılmış

Halk sağlığı raporlarında eradicated, kasıtlı çalışmalar yoluyla bir hastalığın doğal bulaşmasının dünya çapında kalıcı olarak sıfıra indirilmesi anlamına gelir. Burada completely eradicated, aşılama kampanyası sayesinde çiçek hastalığının 1980'e gelindiğinde artık doğal olarak yayılmadığını belirtir. Completely vurgu katar, ancak eradicated zaten tam bir son noktayı ifade eder. Bu nedenle ifade; hastalığın azalmasından, kontrol altına alınmasından veya yalnızca bir bölgede ortadan kaldırılmasından çok daha güçlü bir iddiadır.

Alıştırma

Hangi durum completely eradicated olarak doğru biçimde tanımlanabilir?

  1. Vakalar devam etmektedir, ancak tedavi ağır hastalığı yönetilebilir bir düzeyde tutmaktadır.
  2. Bir ülkede bu yıl yerel vaka bildirilmemiştir, ancak hastalık başka yerlerde devam etmektedir.
  3. Koordineli bir kampanyadan sonra hastalık dünyanın hiçbir yerinde doğal olarak bulaşmamaktadır.
Cevabı göster

Koordineli bir kampanyadan sonra hastalık dünyanın hiçbir yerinde doğal olarak bulaşmamaktadır.

Before polio vaccine was available,

3:12

Çocuk felci aşısı kullanıma girmeden önce,

13,000 to 20,000 cases of paralytic polio

3:14

her yıl, felce neden olan 13.000 ila 20.000 çocuk felci vakası

were reported each year in the United States.

3:17

ABD'de rapor ediliyordu.

This meant thousands of children had to use braces, crutches, wheelchairs,

3:20

Bu da binlerce çocuğun bacak destekleri, koltuk değnekleri ve tekerlekli sandalyeler kullanmak

and ventilators to breathe.

3:24

ve nefes alabilmek için solunum cihazına bağlanmak zorunda kalması demekti.

From 1964 to 65,

3:25

1964-1965 yıllarında,

before the rubella vaccine,

3:27

kızamıkçık aşısından önce,

there were 2100 neonatal deaths and 11,250 miscarriages.

3:29

2.100 yenidoğan ölümü ve 11.250 düşük yaşandı.

And of the 20,000 born with rubella,

3:33

Kızamıkçıkla doğan 20.000 bebeğin ise

more than half ended up deaf, Öbek fiiller

3:36

yarısından fazlası sağır kaldı,

Öbek fiiller

ended up deaf ifadesinde end up + sıfat

ended up deaf ifadesinde end up fiilinden sonra deaf sıfatı gelir ve bu sıfat, bir süreç ya da olaylar dizisinden sonra ulaşılan son durumu belirtir. Buradaki up yön bildirmez; deaf sonuç tamamlayıcısıdır. Başka durumlara da aktarılabilen end up + sıfat kalıbı, bir durumu nihai sonuç olarak sunar ve çoğu zaman bunun başlangıçtaki plan ya da beklenti olmadığını ima eder.

Alıştırma

Kaybolmayı beklenmedik nihai sonuç olarak sunan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We took the wrong trail and ____ completely lost.

Cevabı göster

ended up

over 3,000 blind,

3:37

3.000'den fazlası kör oldu,

and 1800 with mental delays.

3:39

1.800'ünde de zihinsel gelişim geriliği görüldü.

As for measles,

3:41

Kızamığa gelince,

before immunization was available,

3:42

kızamık aşısı kullanıma girmeden önce

nearly everyone in the US got measles

3:44

ABD'de neredeyse herkes kızamık oluyordu

because it's extremely contagious.

3:46

çünkü bu hastalık son derece bulaşıcıdır.

The World Health Organization estimates that regular vaccination

3:48

Dünya Sağlık Örgütü, düzenli aşılamanın

has prevented 20.4 million deaths from measles worldwide

3:52

dünya çapında kızamık kaynaklı 20,4 milyon ölümü

from 2000 to 2016.

3:56

2000-2016 yılları arasında önlediğini tahmin ediyor.

Okay,

3:58

Peki,

but you still haven't covered autism. Ton ve niyet

3:58

ama otizm konusuna hâlâ değinmediniz.

Ton ve niyet

still haven't covered + konu

Still, olumsuz present perfect yapısı haven't covered ifadesini niteler. Beklenen bir eylemin şu ana kadar hâlâ yapılmadığını belirtir; still, eylemin şimdiye dek yapılmış olması gerektiği düşüncesini de ekleyerek baskı veya itiraz havası oluşturur. Burada cover a topic, bir şeyin üstünü fiziksel olarak kapatmak değil, bir konuyu ele almak ya da tartışmak anlamına gelir. still haven't/hasn't covered + konu kalıbı, şu anda da önemini koruyan bir eksikliği gösterebilir.

Alıştırma

Beklenen bir konunun hâlâ ele alınmadığını göstermek için still ve cover fiilinin olumsuz present perfect biçimini kullanın: We have discussed the schedule and budget, but you ____ the safety risks.

Cevabı göster

still haven't covered

Much of the anti-vaccination movement

4:01

Aşı karşıtı hareketin büyük bir kısmı,

is linked to one paper published in the late 1990s, Kalıp ifadeler

4:03

1990'ların sonlarında yayımlanan tek bir makaleye dayanıyor;

which claimed vaccines caused autism.

4:06

bu makale aşıların otizme yol açtığını iddia ediyordu.

Kalıp ifadeler

is linked to one paper: bir ilişki bildirmek

“is linked to one paper” ifadesindeki edilgen be linked to kalıbı, hareketin büyük bir kısmı ile belirli bir makale arasında bağlantı kurar. Bu bağlamda makalenin, hareketin arkasındaki önemli bir kaynak veya etki olduğunu düşündürür. Bu ifade tek başına kesin neden-sonuç sürecini belirtmez veya kanıtlamaz. Makalenin tek başına bütün hareketi ortaya çıkardığının kanıtı olarak değil, bir ilişki olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir araştırmada yoğun ekran kullanımı ile kötü uykunun birlikte görüldüğü bulunuyor, ancak birinin diğerine neden olduğu kanıtlanmıyor. En doğru cümle hangisidir?

  1. Poor sleep prevents heavy screen use.
  2. Poor sleep is caused by heavy screen use.
  3. Poor sleep is linked to heavy screen use.
Cevabı göster

Poor sleep is linked to heavy screen use.

It suggested a link between the measles, mumps, rubella vaccine

4:09

Bu makale, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşısının

causing malabsorption of nutrients in the gut,

4:12

bağırsaklarda besinlerin yeterince emilememesine yol açtığını,

thereby leading to increased cases of autism in children. Anlatım akışı

4:14

bunun da çocuklardaki otizm vakalarını artırdığını öne sürüyordu.

Anlatım akışı

thereby leading to: bir süreci sonucuna bağlamak

“Thereby leading to”, az önce belirtilen süreci ardından gelen sonuçla birleştirir. Thereby, “bunun sonucunda” anlamına gelir; -ing yan cümlesi de sonucu önceki sürecin bir sonucu olarak sunar. Kalıp, cümle veya süreç, thereby leading to + isim öbeği ya da -ing biçimidir. Burada “increased cases” belirtilen sonuçtur. Bu ifade bir nedensellik iddiasını açıkça düzenler, ancak iddia edilen neden-sonuç ilişkisinin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi thereby ve lead ile kurulan üç sözcüklük hedef resmî bağlayıcıyla tamamlayın: The school opened a second lunch line, ____ shorter waits for students.

Cevabı göster

thereby leading to

The study was later proven to be fraudulent Kelime

4:17

Araştırmanın daha sonra sahte olduğu kanıtlandı

Kelime

was later proven to be fraudulent: kasıtlı aldatmanın saptanması

Edilgen was later proven to be + tümleç yapısında, daha sonra elde edilen kanıtlar özneyle ilgili bir sonucu kesinleştirir; bu, çalışmanın yalnızca şüpheli olduğunu söylemekten daha güçlüdür. Burada fraudulent, kasıtlı olarak aldatıcı veya sahte anlamına gelir. Bir araştırmayı fraudulent olarak nitelemek, araştırmanın tasarımında, verilerinde veya raporlanmasında dürüst olmayan davranış bulunduğunu ileri sürer; yalnızca hata, zayıf yöntem veya tartışmalı sonuç anlamına gelmez.

Alıştırma

Soruşturmacılar bir rapordaki verilerin kasıtlı olarak uydurulduğunu keşfediyor. En doğru tanımlama hangisidir?

  1. The report was disputed.
  2. The report was erroneous.
  3. The report was fraudulent.
Cevabı göster

The report was fraudulent.

and debunked by 25 international research papers

4:19

ve 25 uluslararası araştırma makalesiyle çürütüldü;

involving large population studies.

4:23

bu araştırmalar geniş nüfus gruplarını kapsıyordu.

Furthermore,

4:25

Dahası,

10 of the 13 authors of this original paper

4:26

bu ilk makalenin 13 yazarından 10'u,

have now refuted and retracted their original statements Kelime

4:29

öne sürülen bu bağlantıya ilişkin ilk açıklamalarını artık

on this suggested link.

4:31

reddetmiş ve geri çekmiş durumda.

Kelime

refuted and retracted their original statements: iki ayrı eylem

Bir açıklamayı refute etmek, onun yanlış veya dayanaksız olduğunu kanıt ya da akıl yürütmeyle göstermektir. Bir açıklamayı retract etmek ise daha önce söylenen veya yayımlanan bir şeyi resmen geri çekmektir. Refuted ve retracted sözcüklerini birlikte kullanmak iki ayrı değişimi gösterir: önceki iddialar içerik bakımından yanlışlanmış, yazarlar da bu iddialara verdikleri kamusal desteği geri çekmiştir. Bir kişi iddiayı tamamen çürütmeden geri çekebilir; başka biri de yazarının hiç geri çekmediği bir iddiayı çürütebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki fiille şu sırada tamamlayın: önce “yanlış olduğunu gösterdi”, sonra “resmen geri çekti” anlamındaki fiil. After reviewing the evidence, the scientist ____ her earlier claim.

Cevabı göster

refuted and retracted

And while it's understandable that parents want to protect their kids, Dilbilgisi

4:33

Ebeveynlerin çocuklarını korumak istemesi anlaşılır olsa da,

the claim is not founded in any evidence.

4:36

bu iddiayı destekleyen hiçbir kanıt yok.

Dilbilgisi

anlaşılır olsa da iddia kanıta dayanmıyor: çürütmeden önce ödünleme

Burada while bir zaman ilişkisi değil, ödünleme ilişkisi kurar. Konuşmacı önce ebeveynlerin çocuklarını koruma isteğinin anlaşılır olduğunu kabul eder. Ardından ana cümle, kanıtla desteklenmediği için iddiayı reddeder. Başka bağlamlara aktarılabilen bilgi düzeni while + kabul edilen nokta, ana cümlede karşı görüş şeklindedir: makul bir kaygıyı kabul ederken sonucu kabul etmez.

Alıştırma

while vurgulanan cümlede ne işlev görüyor?

  1. Çocukları korumanın ve kanıt toplamanın aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. İddiayı reddetmeden önce ebeveynlerin gerekçesinin anlaşılır olduğunu kabul eder.
  3. Ebeveynlerin gerekçesinin iddianın doğru olduğunu kanıtladığını söyler.
Cevabı göster

İddiayı reddetmeden önce ebeveynlerin gerekçesinin anlaşılır olduğunu kabul eder.

There needs to be a balance with the government.

4:38

Devletin rolü konusunda bir denge kurulmalı.

Parents should have a measure of choice Kelime

4:41

Ebeveynlerin belli ölçüde seçim hakkı olmalı;

Kelime

a measure of choice: sınırlı ölçüde seçim hakkı

a measure of choice ifadesindeki measure, ölçme eylemi değil, bir miktar veya derece anlamına gelir. İfade, ebeveynlerin bir miktar seçim hakkına sahip olması gerektiğini söyler; ancak tam özgürlük veya sınırsız denetim vaat etmez. Başka bağlamlara aktarılabilen a measure of + soyut isim kalıbı, bir şeyin sınırlı ya da özellikle belirtilmemiş bir derecesini ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi measure ile kurulan üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The new policy gives local schools ____ autonomy.

Cevabı göster

a measure of

about whether or not they should vaccinate their kids.

4:43

çocuklarını aşılatıp aşılatmayacaklarına karar verebilmeliler.

No one knows their kid better than you do. Dilbilgisi

4:45

Çocuğunuzu sizden daha iyi kimse tanımaz.

Dilbilgisi

better than you do yapısında fiil grubunun yerini tutan do

better than you do ifadesindeki do, daha önce geçen “kişinin kendi çocuğunu tanıması” fiil anlamının yerini tutar. Tam anlam No one knows their kid better than you know your kid şeklindedir; ancak fiil grubunun tamamını tekrarlamak cümleyi ağırlaştırır. Yardımcı fiille yapılan bu değiştirme, karşılaştırmayı daha kısa ve doğal kılar. Geniş zamanda asıl fiille birlikte özneye göre do veya does, geçmiş zamanda ise did kullanılır. Burada you ile do kullanılır. Do yeni bir eylem eklemez ve “daha iyi yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

understand the system ifadesinin yerini tutan yardımcı fiille karşılaştırmayı tamamlayın: Mia understands the system better than I ____.

Cevabı göster

do

So,

4:48

Yani,

vaccinating your kid

4:48

çocuğunuzu aşılatmanız

only affects you and your baby.

4:50

yalnızca sizi ve bebeğinizi etkiler.

This is simply not the case. Anlatım akışı

4:53

Bu kesinlikle doğru değil.

Anlatım akışı

Kesin bir karşı çıkış olarak This is simply not the case

“This is not the case”, önceki iddianın tamamına gönderme yapar ve onun gerçeklerle uyuşmadığını söyler. Buradaki case, hukuki bir dava, kap veya belirli bir örnek değil, “gerçek durum” anlamındadır. Simply, reddedişi güçlendirir: konuşan kişi düzeltmeyi açık ve kesin olarak sunar. Bu cümle, farklı bir açıklama ya da kanıt vermeden önce önceki fikri reddederek savın düzenlenmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bir rapor, her öğrencinin bir dizüstü bilgisayarı olduğunu iddia ediyor. Hangi yanıt iddianın tamamını kesin biçimde reddeder?

  1. This may not be the case.
  2. This is not always the case.
  3. This is simply not the case.
Cevabı göster

This is simply not the case.

Vaccines protect you

4:54

Aşılar sizi korur

and perhaps more importantly, Anlatım akışı

4:55

ve belki daha da önemlisi,

Anlatım akışı

perhaps more importantly: sonraki noktaya daha fazla ağırlık verme

Perhaps more importantly, konuşmacının bir noktadan ikinci bir noktaya geçtiğini ve ikinci noktaya daha fazla ağırlık verdiğini gösterir. Dinleyicilerin fikirlerin önem sırasını izlemesine yardımcı olur. Perhaps bu sıralamayı yumuşatır: konuşmacı more importantly ifadesini mutlak bir gerçek olarak değil, değerlendirmeye dayanan bir yargı olarak sunar. Ardından gelen noktanın doğruluğunu zayıflatmaz.

Alıştırma

Perhaps more importantly bu cümlede ne yapıyor: “The plan saves time and, perhaps more importantly, reduces safety risks”?

  1. İki yararın eşit derecede önemli olduğunu gösterir.
  2. Güvenlik yararını daha ağırlıklı nokta olarak sunarken bu sıralamayı yumuşatır.
  3. Güvenlik yararının muhtemelen doğru olmadığını söyler.
Cevabı göster

Güvenlik yararını daha ağırlıklı nokta olarak sunarken bu sıralamayı yumuşatır.

it helps other people.

4:57

başkalarını da korur.

If you're not sick,

4:58

Siz hasta değilseniz,

you can't spread the disease to those with weaker immune systems,

4:59

hastalığı bağışıklık sistemi daha zayıf kişilere,

particularly the very young or elderly,

5:02

özellikle çok küçük çocuklara veya yaşlılara,

and those who may have medical conditions

5:05

ayrıca bazı sağlık sorunları bulunan ve

in which they can't be vaccinated.

5:07

bu yüzden aşı olamayan kişilere bulaştıramazsınız.

For example,

5:08

Örneğin,

those undergoing chemotherapy.

5:09

kemoterapi gören kişilere.

The more people that are vaccinated, Dilbilgisi

5:11

Ne kadar çok kişi aşılanırsa,

the less available real estate for the germs, Deyimler

5:13

mikropların barınabileceği alan o kadar azalır;

Deyimler

real estate for the germs mecazı

Bu cümlede real estate, mikropların hastalığa açık konaklara ulaşmak için kullanabileceği sınırlı alanı ya da fırsatı anlatan bir mecazdır. Bağışıklığı olan insan sayısı arttıkça mikropların yayılabileceği kullanılabilir “alan” azalır. Bu ifade, mikropların arazi, ev veya başka gayrimenkullere sahip olduğu anlamına gelmez. “Bulaşma fırsatlarının azalması” gibi soyut bir düşünceyi, kullanılabilir alanın azalması şeklinde somut bir görüntüye dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede real estate for the germs neyi ifade ediyor?

  1. Aşıların üretildiği yer
  2. Mikropların hastalığa açık konaklara ulaşabileceği alan veya fırsat
  3. Mikroplara ait arazi ve binalar
Cevabı göster

Mikropların hastalığa açık konaklara ulaşabileceği alan veya fırsat

meaning its spreading ability is squashed.

5:15

yani yayılma güçleri kırılır.

Dilbilgisi

The more ..., the less ...: bağlantılı değişim

The more ..., the less ... eşleşmiş bir karşılaştırma yapısıdır. Ters yönlü bir ilişki sunar: bir miktar arttıkça diğeri azalır. Burada aşılanan insan sayısının artması, mikropların yayılabileceği real estate miktarının, yani alan veya fırsatın azalmasına karşılık gelir. Her iki the de sıradan belirli tanımlık değil, bu yapının işaretidir. İlk karşılaştırmalı bölüm değişen koşulu belirler, ikinci bölüm ise bağlantılı sonucu verir. people that are vaccinated ifadesinde that are vaccinated, people sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Hedef yapıyla eşleşmiş karşılaştırmayı tamamlayın: ____ practice time students get, ____ nervous they usually feel before the performance.

Cevabı göster

The more · the less

This principle is called herd immunity. Kültür

5:17

Bu ilkeye sürü bağışıklığı denir.

Kültür

Halk sağlığı terimi herd immunity

Herd immunity, bir toplumda yeterli sayıda insanın bağışık olması sayesinde bulaşıcı bir hastalığın kişiden kişiye yayılabileceği yolların azalması durumudur. Bu, hâlâ hastalığa açık olan kişilerin mikropla karşılaşma olasılığını dolaylı olarak azaltabilir. Herd burada bir bütün olarak toplumu ifade eder; herkesin bağışık olduğu anlamına gelmez ve tam koruma garantisi vermez.

Alıştırma

Halk sağlığı terimini tamamlayın: When enough people are immune to slow disease spread across a population, this is called ____.

Cevabı göster

herd immunity

For the vulnerable in our society, Kelime

5:20

Toplumumuzdaki savunmasız kişiler için

herd immunity is their best protection.

5:21

en iyi koruma sürü bağışıklığıdır.

Kelime

the vulnerable in our society: the + sıfat ile bir grubu ifade etmek

Burada the vulnerable, zarar görme veya ciddi şekilde hastalanma olasılığı özellikle yüksek olan insanları ifade eder. Bu bağlamda yaşları, sağlık durumları veya bağışıklık tepkileri nedeniyle daha az korunan kişiler buna dahildir. İngilizcede the + belirli sıfatlar, aynı özelliği paylaşan bir grubu belirtmek için kullanılabilir. İfade anlamca çoğuldur ve bu nedenle çoğul fiille kullanılır: “The vulnerable are at greater risk.” “In our society” ise grubu, hakkında konuşulan toplumdaki insanlarla sınırlar.

Alıştırma

Örnekte the vulnerable ne anlama geliyor?

  1. O anda duygusal olarak üzgün olan kişiler
  2. Sağlık alanında çalışan herkes
  3. Daha yüksek riskle karşılaşan ve korunmaya ihtiyaç duyabilecek kişiler
Cevabı göster

Daha yüksek riskle karşılaşan ve korunmaya ihtiyaç duyabilecek kişiler

The NSA,

5:24

NSA,

the CIA,

5:25

CIA,

the FBI,

5:26

FBI,

big corporations,

5:27

dev şirketler,

big pharma. Kelime

5:28

ilaç devleri.

Kelime

big pharma: güçlü ilaç şirketleri için eleştirel bir etiket

Big Pharma, çok büyük ilaç şirketleri ile bunlarla ilişkili güç veya etki için kullanılan gayriresmî bir toplu etikettir. Tek bir şirketin ya da kurumun resmî adı değildir. Bu etiket, özellikle kâr, lobi faaliyetleri, ilaç fiyatları veya halk sağlığı tartışmalarında sektörü çoğu zaman kuşku ya da eleştiri çerçevesinde sunar. Tam olarak neyin suçlandığı yine bağlamdan anlaşılır; ifade tek başına bir komployu kanıtlamaz.

Alıştırma

Big Pharma en sık hangi tutumu ima eder?

  1. Bir devlet sağlık kurumunun tarafsız resmî adı
  2. Yerel bir eczaneye yönelik sıcak bir övgü
  3. Güçlü ilaç şirketlerine yönelik kuşku veya eleştiri
Cevabı göster

Güçlü ilaç şirketlerine yönelik kuşku veya eleştiri

The amount of drugs they've taken off the market,

5:29

Piyasadan çekmek zorunda kaldıkları onca ilaç varken,

trusting those suits, Deyimler

5:31

o takım elbiselilere güvenmek

Deyimler

Şirket yöneticilerini küçümseyerek anlatan those suits

those suits ifadesindeki suits, giysi parçaları anlamına gelmez. Şirket çalışanlarıyla ilişkilendirilen kıyafeti, o kıyafeti giyen kişiler için kullanır; burada güçlü şirket temsilcilerini veya yöneticilerini anlatır. Those sözcüğü mesafe ve küçümseme katar. those suits bir bütün olarak bu grubu tek tek bireyler yerine kişiliksiz ve güvenilmez bir şirket gücü gibi gösterir.

Alıştırma

“I don't trust those suits to put patients first.” cümlesinde those suits ne anlatır?

  1. Tıp araştırmacıları için saygılı bir unvan
  2. Şirkette karar veren kişilere yönelik küçümseyici bir ifade
  3. Birkaç resmî kıyafetin tarafsız bir tanımı
Cevabı göster

Şirkette karar veren kişilere yönelik küçümseyici bir ifade

is practically a death sentence. Deyimler

5:33

neredeyse ölüm fermanını imzalamaktır.

Deyimler

Aşırı riski anlatan bir mecaz olarak practically a death sentence

Practically burada “neredeyse” veya “fiilen” anlamına gelir. a death sentence sözcük anlamıyla bir kişinin öldürülmesini emreden yasal bir cezadır; ancak bu cümlede ölümcül sonuçlar doğurması muhtemel bir seçimi anlatan mecazdır. Konuşan kişi, şirkete güvenmenin son derece tehlikeli olduğunu savunmak için güçlü bir abartı kullanır. İfade kaygı ve aşırı güvensizlik bildirir; gerçek bir mahkeme kararı değildir.

Alıştırma

“Ignoring the evacuation order would be practically a death sentence.” cümlesinde practically a death sentence ne anlama gelir?

  1. Bir mahkeme gerçek bir infaz emrini zaten verdi.
  2. Bu, ölümcül olması muhtemel bir sonucu seçmekle neredeyse aynı olurdu.
  3. Bu yalnızca küçük bir sıkıntıya yol açardı.
Cevabı göster

Bu, ölümcül olması muhtemel bir sonucu seçmekle neredeyse aynı olurdu.

Pharmaceutical companies do make money from selling vaccines. Dilbilgisi

5:35

İlaç şirketleri aşı satarak gerçekten para kazanıyor.

Dilbilgisi

do make money ifadesindeki vurgulu do

Buradaki do, olumlu cümleyi vurgulayan bir yardımcı fiildir. do make money, “gerçekten para kazanırlar” veya “para kazandıkları doğrudur” anlamına gelir; şirketlerin para kazandığını reddetmek yerine bu gerçeği kabul eder. Bu yapı genellikle bir düşünceyi düzeltmek, bir şeyin doğru olduğunda ısrar etmek veya karşıt bir noktadan önce bir gerçeği kabul etmek için kullanılır. Kalıp özne + do/does/did + fiilin yalın hâlidir; make yalın kalırken zaman ve özne uyumu do tarafından gösterilir.

Alıştırma

Cümleyi do yardımcı fiilinin doğru vurgulu biçimiyle tamamlayın: Some people think Mia never helps, but she ____ help when we ask.

Cevabı göster

does

One estimate puts the vaccine market now at $24 billion, Anlatım akışı

5:38

Bir tahmine göre aşı pazarının değeri bugün 24 milyar dolar;

Anlatım akışı

One estimate puts ... at $24 billion bildirim kalıbı

One estimate puts the vaccine market now at $24 billion cümlesinde puts, bir şeyi fiziksel olarak bir yere koymak değil, “tahmin etmek” veya “değerini belirtmek” anlamına gelir. Kalıp kaynak + puts + ölçülen şey + at + tahmini değerdir. Cümlenin One estimate ile başlaması, bu sayının herkesçe kabul edilen kesin bir gerçek değil, bildirilmiş bir değerlendirme olduğunu gösterir. Böylece cümle önce kaynağı ve kesinlik düzeyini, ardından pazarı ve tahmini büyüklüğünü verir; now bu tahmini günümüz dönemine yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi puts X at Y bildirim kalıbıyla tamamlayın: One survey ____ the average wait time ____ 18 minutes.

Cevabı göster

puts · at

which is huge.

5:42

bu çok büyük bir rakam.

But if you want to talk money, Ton ve niyet

5:43

Ama konu paraysa,

Ton ve niyet

Tartışmada if you want to talk money kalıbı

Burada “if you want to talk money”, esas olarak dinleyicinin para hakkında konuşmak isteyip istemediğini sormaz. Karşı tarafın seçtiği ölçütün para olduğunu kabul eder. Konuşmacı daha sonra aynı ölçütü kullanarak bir karşı sav ileri sürer. “if you want to talk + konu” kalıbı, “ölçüt olarak bu konuyu kullanmak istiyorsan benim kanıtımı da dikkate al” anlamına gelebilir.

Alıştırma

“If you want to talk fairness, your proposal helps only one group,” cümlesindeki giriş ne yapıyor?

  1. Adalet önemsiz olduğu için tartışmayı bitirir.
  2. Adaleti ölçüt olarak kabul eder ve bir karşı sav başlatır.
  3. Dinleyicinin gündelik bir sohbete ilgi duyup duymadığını sorar.
Cevabı göster

Adaleti ölçüt olarak kabul eder ve bir karşı sav başlatır.

a study found that in the US between 1994 and 2013,

5:44

bir araştırma, 1994-2013 yılları arasında ABD'de

vaccine created a net savings of $295 billion in direct costs Kelime

5:49

aşıların doğrudan maliyetlerde net 295 milyar dolar

and 1.38 trillion in societal costs.

5:54

ve toplumsal maliyetlerde 1,38 trilyon dolar tasarruf sağladığını gösterdi.

Kelime

net savings, direct costs ve societal costs

“Net savings”, ilgili maliyetler çıkarıldıktan sonra kalan tasarruf miktarıdır. “Net” sözcüğü, maliyetler çıkarılmadan önceki toplam faydayı değil son bakiyeyi gösterir. “Direct costs”, mal, hizmet veya tedavi için doğrudan ödenen giderlerdir. “Societal costs” daha geniş bir bakış açısı kullanır ve kaybedilen çalışma süresi veya üretkenlik gibi etkileri de hesaba katabilir. Bu terimler farklı hesaplama kapsamlarını gösterdiği için rakamlar aynı tür maliyetmiş gibi ele alınmamalıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ekonomik terimle tamamlayın: A program prevents $70 million in losses and costs $20 million. Its ____ are $50 million after the program cost is subtracted.

Cevabı göster

net savings

It's true,

5:57

Doğru,

drugs have been pulled from the market Öbek fiiller

5:58

bazı ilaçlar piyasadan çekildi,

Öbek fiiller

pulled from the market: piyasadan çekilip satışı durdurulan

To pull a product from the market, bir ürünün satışını veya dağıtımını durdurmak demektir. Bu cümlede ilaçlar ticari olarak erişilebilir olmaktan çıkarılmıştır; pulled burada bir şeyi fiziksel olarak çekme eylemi değildir. Have been pulled, have been + geçmiş zaman ortacı yapısından oluşan edilgen present perfect biçimidir. Geri çekme işlemini, adı verilmeyen bir şirket veya kurum tarafından tamamlanmış ve sonucu bugün de önemli olan bir eylem olarak sunar. Market burada fiziksel bir pazar yeri değil, ilaçların satıldığı ticari sistemdir.

Alıştırma

Cümleyi pull ... from the market ifadesinin edilgen present perfect biçimiyle tamamlayın: The unsafe chargers ____.

Cevabı göster

have been pulled from the market

after harmful side effects came to light. Deyimler

5:59

çünkü zararlı yan etkileri sonradan ortaya çıktı.

Deyimler

came to light: gizli bilgi ortaya çıktı

Come to light, gizli kalmış veya fark edilmemiş bir bilginin öğrenilmesi ya da keşfedilmesi demektir. Burada harmful side effects sonradan öğrenilen bilgidir; hiçbir şey kelimenin gerçek anlamıyla bir ışık huzmesinin içine girmemiştir. Bilginin kendisi dilbilgisel öznedir; bu nedenle ifade onu kimin keşfettiğini belirtmez. Came, come fiilinin simple past biçimidir ve geçmişte tamamlanmış bir keşfe uyar.

Alıştırma

Cümleyi come to light ifadesinin simple past biçimiyle tamamlayın: During the audit, several hidden payments ____.

Cevabı göster

came to light

However,

6:01

Ancak,

vaccines are among the most highly regulated substances we can put into our bodies, Dilbilgisi

6:01

aşılar vücudumuza uygulanan en sıkı denetime tabi maddeler arasındadır;

Dilbilgisi

en sıkı şekilde düzenlenen maddeler arasında

Among the most + sıfat + çoğul isim yapısı, bir kişiyi veya şeyi bir ölçeğin en üst ucundaki grubun içine yerleştirir. Öznenin tek ve mutlak birinci olduğunu iddia etmez. Burada highly, regulated sözcüğünü niteler. Bu nedenle ifade, aşıların en sıkı denetim düzeylerine tabi olan maddeler grubunda bulunduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Kanıtlar, kıyı koruma alanının üst düzey bir grupta olduğunu destekliyor; tek birinci olduğunu değil. En iyi tamamlamayı seçin: The coastal reserve is ___ in the country.

  1. among the most carefully protected habitats
  2. the most carefully protected habitat
  3. among the carefully protected habitats
Cevabı göster

among the most carefully protected habitats

in part because they're given to healthy people, Anlatım akışı

6:06

bunun bir nedeni, sağlıklı insanlara,

Anlatım akışı

in part because: nedenlerden biri olarak

In part because bir neden sunarken bu nedenin açıklamanın yalnızca bir parçası olduğunu belirtir. Cümlede, sağlıklı insanların aşı olması gerçeğini sıkı düzenlemeyle ilgili önceki iddiaya bağlar; ancak bu gerçeği nedenin tamamı olarak sunmaz. Bir sonucun birden fazla nedeni olduğunda ve bunlardan birini dikkatli biçimde belirtmek istediğinizde bu bağlayıcıyı kullanın.

Alıştırma

Sonraki nedenin birkaç nedenden yalnızca biri olduğunu gösteren üç sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The event succeeded ____ local volunteers helped with planning.

Cevabı göster

in part because

usually children,

6:08

çoğunlukla çocuklara,

as a preventative measure rather than a treatment. Kalıp ifadeler

6:09

tedavi amacıyla değil, hastalığı önlemek için uygulanmalarıdır.

Kalıp ifadeler

as a preventative measure rather than a treatment: as X rather than Y ile rolleri karşılaştırma

as X rather than Y kalıbı, aynı şeyi iki olası rolden biriyle sınıflandırır. Burada söz konusu şeyin bir tedavi olarak değil, önleyici bir tedbir olarak işlev gördüğü belirtilir. Karşıtlık amaçla ilgilidir: önleme, hastalık veya zarar ortaya çıkmadan önce gerçekleşirken tedavi zaten var olan bir duruma karşılık verir. Rather than bu cümlede ikinci sınıflandırmayı reddeder; tedavinin hiçbir zaman yararlı olmadığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi as X rather than Y kalıbıyla tamamlayın: The device is meant to serve ____ an early warning tool ____ a complete security system.

Cevabı göster

as · rather than

They go through multiple phases of testing Öbek fiiller

6:12

Aşılar birçok test aşamasından geçer:

Öbek fiiller

go through multiple phases of testing: bir sürecin aşamalarını yaşamak

Go through bir öbek fiildir. Nesnesi bir süreç olduğunda, o sürecin aşamalarını yaşamak veya tamamlamak anlamına gelir. Özne gerçek anlamda bir yerin içinden geçmez. Multiple phases of testing, her birinde farklı bir kontrol veya amaç bulunabilen birkaç ayrı test aşaması demektir. İfade bütünüyle testleri tek ve hızlı bir test olarak değil, takip edilmesi gereken bir sıra olarak sunar.

Alıştırma

Odak noktası her aşamayı yaşamaksa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Every new medicine must ___ several rounds of safety testing before approval.

  1. go through
  2. get through
  3. look through
Cevabı göster

go through

to see if they're safe, Anlatım akışı

6:14

güvenli olup olmadıkları,

to find the correct dose,

6:15

doğru dozun ne olduğu

and to see if protection against the disease actually works.

6:17

ve hastalığa karşı gerçekten koruma sağlayıp sağlamadıkları incelenir.

Anlatım akışı

Paralel amaçlar: to see if ... to find ... and to see if ...

to ile kurulan üç mastar öbeği, test amaçlarını paralel bir liste hâlinde verir. Bunlar to see, to find ve to see ile başlar. to + fiil yapısının tekrarı her amaca aynı dil bilgisel biçimi verir ve listeyi takip etmeyi kolaylaştırır; sondaki and listeyi tamamlar. Burada see if, “olup olmadığını kontrol etmek” anlamına gelir; bir koşul belirtmez. Liste güvenlik, doz ve etkililik konularını aynı yapıyla sıralar.

Alıştırma

Hangi cümle üç amacı açık bir paralel to + fiil yapısıyla sunuyor?

  1. We tested the device to check its safety, to find the best setting, and to confirm that it works.
  2. We tested the device to check its safety, finding the best setting, and whether it works.
  3. We tested the device by checking its safety, to find the best setting, and we confirmed that it works.
Cevabı göster

We tested the device to check its safety, to find the best setting, and to confirm that it works.

In Canada and the US,

6:20

Kanada ve ABD'de,

it can take 10 to 25 years of testing Dilbilgisi

6:21

bir aşının onaylanması için 10 ila 25 yıl süren testler

before a vaccine is approved.

6:24

gerekebilir.

Dilbilgisi

Sonraki aşamaya kadar geçen süre: It can take + time + before ...

it can take + süre + before + olay kalıbı, sonraki bir aşamaya kadar ne kadar zaman geçebileceğini anlatır. It biçimsel öznedir; asıl bilgi süre ve ardından gelen olaydır. Genel bir süreç anlatılırken, sonraki olay için before yan cümlesinde normalde geniş zaman kullanılır: before a vaccine is approved denir, before a vaccine will be approved denmez. Can, sürenin mümkün veya tipik olduğunu, garanti olmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi it can take + duration + before yapısıyla tamamlayın: ____ several days ____ the lab results are ready.

Cevabı göster

It can take · before

And once on the market, Dilbilgisi

6:25

Aşı piyasaya çıktıktan sonra da

there's continuous monitoring of its effects.

6:27

etkileri sürekli izlenir.

Dilbilgisi

once on the market: kısaltılmış bir zaman yan cümlesi

Burada once, “bir kez” değil, “olur olmaz” veya “olduktan sonra” anlamına gelir. once on the market, once it is on the market ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve izlemenin ne zaman başladığını belirtir. Atılan özne ve be biçimi bağlamdan anlaşılır: piyasada olan şey üründür. Bu kısaltılmış zaman yan cümlesi, eksik özne açık olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi once ve ardından “satışa sunulmuş” anlamına gelen edat öbeğiyle tamamlayın: ____, the new device will receive regular safety checks.

Cevabı göster

once on the market

The likelihood of a severe reaction to the MMR vaccine

6:29

MMR aşısına karşı ciddi reaksiyon görülme olasılığı

is approximately one in one million, Kalıp ifadeler

6:32

yaklaşık milyonda birdir;

Kalıp ifadeler

approximately one in one million: tahmini sıklık belirtme

Approximately one in one million, tahmini bir sıklığı veya olasılığı ifade eder: ilgili her bir milyon kişi, doz, ürün ya da başka fırsat başına yaklaşık bir vaka. Neyin sayıldığı çevredeki bağlamdan anlaşılır. Burada in, yer değil oran bildirir. Approximately, sayının tahmini olduğunu gösterir; bu nedenle her bir milyonluk grupta mutlaka tam olarak bir vaka yaşanacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The reaction occurs in approximately one in one million doses” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Bir milyon dozun tamamı yaklaşık olarak aynı anda tepkimeye neden olur.
  2. Tepkime, istisnasız şekilde her bir milyonluk doz grubunda tam bir dozda gerçekleşir.
  3. Tepkimenin yaklaşık olarak her bir milyon dozdan biriyle ilişkili olduğu tahmin edilmektedir.
  4. Her doz tepkimeye bir milyon kez neden olur.
Cevabı göster

Tepkimenin yaklaşık olarak her bir milyon dozdan biriyle ilişkili olduğu tahmin edilmektedir.

which is around 10 times less likely Dilbilgisi

6:35

bu, yıldırım çarpması sonucu ölme olasılığından yaklaşık 10 kat

than being killed by a lightning strike.

6:37

daha düşüktür.

Dilbilgisi

around 10 times less likely than: olasılıkları karşılaştırma

Bu cümlede around 10 times less likely than, MMR aşısına karşı ciddi bir reaksiyon olasılığını yıldırım çarpması sonucu ölme olasılığıyla karşılaştırır. Around, sayının tahminî olduğunu gösterir; than ise referans olayı tanıtır. Konuşmacının asıl mesajı, ciddi reaksiyonun çok daha düşük bir olasılık olarak sunulmasıdır. Ancak X times less likely matematiksel açıdan belirsiz olabilir. Gerçek olasılıklar verilmedikçe bunu genel bir risk karşılaştırması olarak anlayın; kesin oranı hesaplamak için kaynak verileri kullanın.

Alıştırma

Cümlede vurgulanan karşılaştırma esas olarak ne anlatıyor?

  1. Yıldırım sonucu ölüm, ciddi reaksiyondan daha düşük olasılıklı olarak sunulur.
  2. Ciddi reaksiyon ile yıldırım sonucu ölüm eşit olasılıklı olarak sunulur.
  3. Ciddi reaksiyon çok daha düşük bir olasılık olarak sunulur ve yıldırım sonucu ölüm referans olaydır.
Cevabı göster

Ciddi reaksiyon çok daha düşük bir olasılık olarak sunulur ve yıldırım sonucu ölüm referans olaydır.

Thank you so much to Bill and Melinda Gates

6:39

Bugünkü bölüme sponsor oldukları için Bill ve Melinda Gates'e

for sponsoring today's episode.

6:41

çok teşekkür ederiz.

This video is meant to highlight the importance of vaccines, Kalıp ifadeler

6:43

Bu video, aşıların önemini vurgulamayı amaçlıyor;

Kalıp ifadeler

be meant to highlight the importance of ...: … önemini vurgulamayı amaçlamak

Is meant to highlight, videonun amaçlanan işlevini belirtir: video, aşıların neden önemli olduğuna dikkat çekmek için tasarlanmıştır. Burada be meant to zorunluluğu değil amacı anlatırken highlight the importance of, içerik üreticilerinin izleyicilerin fark etmesini istediği mesajı belirtir. Bu kalıp bir metnin, konuşmanın, kampanyanın veya projenin amacını özetlemek için kullanışlıdır: X is meant to highlight the importance of Y.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dersteki amaç ifadesiyle tamamlayın: The exhibition ____ local history.

Cevabı göster

is meant to highlight the importance of

which save millions of lives every year.

6:45

aşılar her yıl milyonlarca hayat kurtarıyor.

Vaccines are a great example

6:47

Aşılar harika bir örnektir:

of how modern medicine and technology

6:49

modern tıp ve teknolojinin

have decreased disease worldwide.

6:51

dünya genelinde hastalıkları nasıl azalttığını gösterir.

It's part of the reason Kalıp ifadeler

6:53

Bunun da katkısıyla,

why the number of children who die every year

6:53

her yıl hayatını kaybeden çocukların sayısı

has been cut by half Dilbilgisi

6:55

yarıya indi

Dilbilgisi

has been cut by half: present perfect edilgen yapı ve değişim miktarı

Has been cut, present perfect zamanının edilgen yapısıdır: has + been + geçmiş zaman ortacı. Sayı değişimden etkilenen ögedir ve bu yapı azalmanın gerçekleşmiş olduğunu, sonucunun da şu anda önemli olduğunu gösterir. By half değişimin miktarını belirtir: sayı %50 azalmıştır. Buradaki cut mecazidir; fiziksel olarak kesmek değil, azaltmak anlamına gelir.

Alıştırma

İlk fiyat 80 dolardı, şimdi ise 40 dolar. Hangi cümle hedef yapıyı doğru kullanır ve azalmanın miktarını vurgular?

  1. The cost has been cut by half.
  2. The cost has cut by half.
  3. The cost has been cut to half its previous level.
Cevabı göster

The cost has been cut by half.

and continues to go down.

6:56

ve azalmaya devam ediyor.

Kalıp ifadeler

part of the reason: birkaç nedenden biri

Part of the reason, bir şeyin açıklamanın tamamı değil, katkıda bulunan etkenlerden biri olduğunu belirtir. Başka nedenlere de yer bıraktığı için iddiayı daha temkinli hâle getirir. part of the reason why + sonuç yapısında why yan cümlesi açıklanan sonucu belirtir. Burada her yıl ölen çocukların sayısındaki düşüşü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi ‘birkaç etkenden biri’ anlamını veren ifadeyle tamamlayın: A quieter room is ____ I can focus better.

Cevabı göster

part of the reason why

Though sometimes it's hard to feel like it, Anlatım akışı

6:57

Bazen böyle hissetmek zor olsa da,

there are many reasons

6:59

geleceğimiz konusunda iyimser olmak için

why we should be optimistic about our future.

7:00

pek çok nedenimiz var.

Anlatım akışı

Empatik bir ödünleme olarak Though sometimes it's hard to feel like it

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: önce cümlenin ana sonucunun tersine işaret ediyor gibi görünen bir deneyimi kabul eder. Başlangıçtaki yan cümle, iyimser hissetmenin bazen zor olabileceğini kabul eder; ardından ana cümle, yine de iyimser olmak için birçok neden bulunduğu şeklindeki daha güçlü sonucu verir. feel like it ifadesindeki it, gelecek hakkında iyimser olma durumuna gönderme yapar. Burada feel like it, böyle hissetmek anlamındadır; feel like doing something kalıbındaki bir şey yapmak istemek anlamında değildir. Böyle bir başlangıç, konuşmacının farklı bir sonuç sunmadan önce dinleyicilerin duygularını kabul etmesini sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede başlangıçtaki yan cümle ne yapıyor? Though the first week was frustrating, Maya still believes the course will help her.

  1. Konuşmacının ana sonucunu sunmadan önce bir güçlüğü kabul eder.
  2. Maya'nın inancının nedenini verir.
  3. Maya'nın kursun kendisine yardımcı olacağına artık inanmadığını gösterir.
Cevabı göster

Konuşmacının ana sonucunu sunmadan önce bir güçlüğü kabul eder.

This becomes pretty clear

7:02

Bu durum çok daha net görülüyor

when you focus on the brilliant scientists,

7:03

çok parlak bilim insanlarına,

dedicated individuals,

7:05

kendini adamış kişilere

and new ideas

7:06

ve yeni fikirlere odaklandığınızda;

that are solving some of the world's toughest issues.

7:07

bunlar dünyanın en zorlu sorunlarından bazılarını çözüyor.

Head to gatesletter.com

7:09

gatesletter.com adresine gidin

to learn in the annual letter

7:11

ve yıllık mektupta

from Bill and Melinda Gates

7:12

Bill ve Melinda Gates'in

why they're so optimistic about the future.

7:13

gelecek konusunda neden bu kadar iyimser olduklarını öğrenin.

Thanks for watching,

7:15

İzlediğiniz için teşekkürler.

and if you haven't already, Dilbilgisi

7:16

Henüz olmadıysanız,

go out and get your flu shot. Kalıp ifadeler

7:17

gidip grip aşınızı olun.

Dilbilgisi

if you haven't already ifadesinde bağlamsal eksilti

if you haven't already eksiltili bir koşul yapısıdır: haven't sonrasında ana fiil öbeği söylenmez, çünkü çevresindeki cümleden kolayca çıkarılabilir. Burada anlaşılan eylem get your flu shot ifadesidir; present perfect yapısıyla tamamen açılmış biçimi if you haven't gotten your flu shot already olurdu. Already, eylemin şu ana kadar tamamlanıp tamamlanmadığını sorgulamak için bugünden geriye bakar. Bu kısa kalıp, istenen eylemin tekrarlanmasını önler ve bir yönerge ya da öneri söz konusu eylemi hemen sunduğunda yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hatırlatmayı, bunu henüz yapmadıysanız anlamındaki dört sözcüklük eksiltili koşulla tamamlayın: ____, please renew your library card online.

Cevabı göster

If you haven't already

Kalıp ifadeler

Get your flu shot: grip aşını ol

"Get your flu shot" ifadesinde get, «olmak» veya «yaptırmak» anlamına gelir; flu shot ise iğneyle uygulanan grip aşısıdır. İfadenin tamamı gribe karşı aşılanmak anlamındadır; shot burada «silah atışı» ya da «fotoğraf» demek değildir. get + iyelik belirleyicisi + tedavi veya hizmet kalıbı, "get your checkup" örneğindeki gibi kişinin bakım ya da hizmet aldığını gösterir. Your, konuşulan kişiye yönelik aşıyı belirtir.

Alıştırma

Kuzey Amerika İngilizcesinde hangi cümle birine grip aşısı olmasını en doğal biçimde söyler?

  1. Remember to take your flu injection before winter.
  2. Remember to do your flu shot before winter.
  3. Remember to get your flu shot before winter.
Cevabı göster

Remember to get your flu shot before winter.

And parents,

7:18

Ebeveynler,

please just vaccinate your kids. Ton ve niyet

7:18

lütfen çocuklarınızı aşılatın.

Ton ve niyet

Please just vaccinate your kids: lütfen çocuklarınızı artık aşılatın

Please, emir cümlesini bir rica olarak işaretler ancak tonun yumuşak olacağını garanti etmez. "Vaccinate your kids" hâlâ doğrudan bir eylem çağrısıdır. Burada just, aşılamayı basit ve apaçık bir sonraki adım olarak sunar. Bir tartışmadan sonra bu çerçeve, daha fazla tartışmaya ayrılan alanı daraltıp aciliyet veya sabırsızlık katabilir; kabaca «lütfen tartışmayı bırakın ve bunu yapın» demektir. Just bu cümlede «adil biçimde» anlamına gelmez.

Alıştırma

Birisi "Please just send the form today." diyor. "Please", ricanın yumuşak ve baskısız duyulacağını garanti eder mi?

  1. Evet — isteği her zaman yumuşak gösterir.
  2. Hayır — yine de baskılı veya sabırsız gelebilir.
Cevabı göster

Hayır — yine de baskılı veya sabırsız gelebilir.

Thanks a lot,

7:20

Çok teşekkürler,

okay?

7:20

tamam mı?

We will see you next week.

7:21

Haftaya görüşürüz.

Bye.

7:22

Hoşça kalın.