Havuç Tıraşlayıcı. LÜT #27: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
699 kelime 160 kel/dk

Video tanıtımı: Michael tuhaf aygıtları, yiyecekleri, giysileri, ev eşyalarını ve optik yanılsamaları ciddi şakalarla bağlıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the same goes for — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: bir yargıyı açıklamayı tekrarlamadan başka nesneye aktarın ve bu karşılaştırma bağını tanıyın. 2. if you feline like it, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: if you feel like it üzerindeki kedi sözcüğü oyununu fark edin ve standart istek kalıbından ayırın. 3. using code VSTF gets you $10 off. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ulaç yapısının özne oluşunu ve get someone an amount off ile indirimin nasıl belirtildiğini öğrenin.

Bu derste

Why would anybody peel a carrot Dilbilgisi

0:00

Bir insan havucu neden soysun ki

when they could use an oversized pencil sharpener

0:02

devasa bir kalemtıraş kullanabilecekken,

built just for them?

0:05

üstelik havuçlar için özel yapılmışken?

Dilbilgisi

“Why would anybody A when they could B?” sözde soru kalıbı

Why would anybody A when they could B? genellikle sözde sorudur: konuşan kişi gerçekten bir neden sormaz. A'yı çekici olmayan ya da sıradan bir seçenek, B'yi ise açıkça daha iyi, kolay veya çekici bir alternatif olarak sunar. Buradaki would, bir kişinin yapacağı seçimi varsayar; geçmişteki bir noktadan geleceği anlatmaz. Dev kalemtıraşın havuç soyacağı gibi kullanılması karşılaştırmayı saçma hâle getirir, bu yüzden öneri eğlenceli ve abartılı duyulur.

Alıştırma

Cümleyi Why would anyone A when they could B kalıbıyla tamamlayın: ____ wait in a long line ____ order online?

Cevabı göster

Why would anyone · when they could

And the same goes for cigarette pencils. Kalıp ifadeler

0:06

Aynı şey sigara biçimli kalemler için de geçerli.

Kalıp ifadeler

“the same goes for” ifadesi

The same goes for X, hemen önce söylenen ifadenin, kuralın veya değerlendirmenin X için de geçerli olduğu anlamına gelir. Buradaki goes, bir yerden başka bir yere gitmek değil, geçerli olmak demektir. Bu ifade, konuşanın önceki cümlenin tamamını tekrarlamadan başka bir örnek eklemesini sağlar. For, yeni kişi veya şeyi tanıtır: the same goes for cigarette pencils.

Alıştırma

Önceki kuralın dizüstü bilgisayarlar için de geçerli olduğunu belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: Phones must stay in your bag, and ____ laptops.

Cevabı göster

the same goes for

It's episode 27 of LÜT.

0:09

LÜT'ün 27. bölümü karşınızda.

For pencils that are more musical,

0:13

Daha müzikal kalemler istiyorsanız,

grab yourself a pair of drumstick pencils. Kalıp ifadeler

0:15

kendinize bir çift baget kalem alın.

Kalıp ifadeler

Grab yourself a pair of: samimi bir öneri

Bu cümlede grab, bir şeyi fiziksel olarak kapmak değil, “edinmek” veya “satın almak” anlamındadır. Grab yourself öneriye rahat ve enerjik bir hava verirken yourself nesnenin kişinin kendi kullanımı için alınacağını belirtir. A pair of, tek bir takım olarak görülen, birbiriyle eşleşen veya ilişkili iki nesneyi tanıtır. Yeniden kullanılabilir grab yourself a pair of + çoğul isim kalıbı, birine böyle bir takım edinmesini samimi biçimde önermenin yoludur.

Alıştırma

Dostça öneriyi dersteki tam kalıpla tamamlayın: These gloves are sold as a matching set, so ____ waterproof gloves before the trip.

Cevabı göster

grab yourself a pair of

And David Bizer records the waveform of a word or phrase you speak

0:18

David Bizer ise söylediğiniz bir kelime ya da ifadenin dalga biçimini kaydediyor

and then makes this,

0:22

ve sonra bunu yapıyor;

whose pieces you can pop out to make your own waveform Notlar

0:24

parçalarını çıkarıp kendi dalga biçiminizi

into a necklace.

0:27

bir kolyeye dönüştürebiliyorsunuz.

Öbek fiiller

Pop out: önceden kesilmiş parçaları çıkarma

Burada pop out, önceden kesilmiş bir parçayı çevresindeki malzemeden ayrılana kadar bastırmak ya da itmek demektir. Bir şeyin aniden ortaya çıkmasını değil, hızlı ve kolay bir çıkarma işlemini anlatır. Bu anlamda pop out ayrılabilir: pop the pieces out veya pop out the pieces denebilir. Nesne bir zamirse ortada bulunmalıdır: pop them out denir, pop out them denmez. Altyazıda whose pieces fiilden önce gelir; çünkü bu isim öbeğinin tamamı, ilgi yan cümlesinin başına yerleştirilmiş nesnedir.

Alıştırma

Talimatı “bastırarak çıkarmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Press along the dotted edge, then ____ the cardboard star.

Cevabı göster

pop out

Dilbilgisi

make A into B: kendi dalga biçimini kolyeye dönüştürmek

make A into B kalıbı, A'yı değiştirip biçimlendirerek B hâline getirmek anlamına gelir. Burada A, your own waveform; B ise a necklace ifadesidir. into, ortaya çıkan nesneyi belirtir. Bu kalıbı el işi, yemek yapma veya malzemeleri yeniden kullanma hakkında konuşurken kullanabilirsiniz: make + başlangıçtaki malzeme ya da nesne + into + yeni biçim.

Alıştırma

Kilin bir kâseye dönüştüğünü göstermek için cümleyi make ... into ile tamamlayın: We can ____ this clay ____ a bowl.

Cevabı göster

make · into

He's also published instructions

0:28

Ayrıca talimatlar da yayımladı;

on how to make your own for free.

0:29

kendi modelinizi ücretsiz yapabilmeniz için.

Now, brass knuckles are a more useful form of jewelry, Kültür

0:32

Şimdi, muşta daha kullanışlı bir takı çeşididir,

especially when you upgrade to the kind that's also a taser.

0:35

özellikle de elektroşok cihazı olan bir modele geçerseniz.

Kültür

brass knuckles: takı değil, bir silah

Brass knuckles, parmakların üzerine takılan metal bir silahın İngilizcedeki yerleşik adıdır. Pirinçten yapılmış sıradan parmak eklemleri veya normal bir yüzük takımı anlamına gelmez. Bu cümlede silaha bilerek jewelry denmesi kara mizah oluşturur. Geliştirilmiş türün aynı zamanda bir elektroşok cihazı olduğunun söylenmesi uyumsuzluğu daha da güçlendirir; bu nedenle useful jewelry samimi bir değerlendirme değildir.

Alıştırma

Cümlede brass knuckles neyi ifade ediyor?

  1. Parmak eklemlerinin kendisi
  2. Parmakların üzerine takılan metal bir silah
  3. Pirinçten yapılmış sıradan yüzükler
Cevabı göster

Parmakların üzerine takılan metal bir silah

Projectile defences improved by using a target dummy,

0:40

Fırlatılan cisimlere karşı savunmanızı bir hedef mankeniyle geliştirin;

so you better choose the bleeding zombie target. Dilbilgisi

0:43

bu yüzden kanayan zombi hedefini seçseniz iyi olur.

Dilbilgisi

You better: you had better ifadesinin kısaltılmış biçimi

Gündelik konuşmada you better, you had better ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada konuşan kişi, kanayan zombi hedefinin seçilmesini güçlü biçimde öneriyor. Better bu yapıda karşılaştırma bildiren bir yüklem değildir. Had better, uyarı içeren bir öğüt verir: dinleyen kişi bunu yapmazsa hoş olmayan bir sonuçla karşılaşabilir. Yapı özne + (had) better + fiilin yalın hâli şeklindedir; bu nedenle choose yalın kalır.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve better öncesindeki had sözcüğünün atıldığı biçimi seçin.

  1. You'd better lock the door before you leave.
  2. You better lock the door before you leave.
Cevabı göster

You better lock the door before you leave.

This brain-eater will actually bleed when hit.

0:46

Bu beyin yiyici, vurulunca gerçekten kanıyor.

You can rub it in by wearing a Kentucky Fried Brains T-shirt Deyimler

0:49

Kentucky Fried Brains tişörtü giyerek yarasına tuz basabilir

Deyimler

Rub it in: bir aksiliği hatırlatıp kişiyi daha kötü hissettirmek

Rub it in, birinin hatasını, yenilgisini, utanç verici durumunu veya kötü şansını tekrar tekrar dile getirerek kendisini daha kötü hissetmesine yol açmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada tişört, zombi hedefiyle ilgili şakayı daha da ileri götürüyor; gerçek bir sürtme eylemi kastedilmiyor. Bu deyimde it, hoş olmayan gerçeği veya durumu ifade eder. It zamiriyle kullanılan olağan sıra rub + it + in şeklindedir; örneğin Don't rub it in.

Alıştırma

‘Yenilgimi sürekli dile getirip kendimi daha kötü hissetmeme yol açmak’ anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: I know I lost the game, so please don't ____.

Cevabı göster

rub it in

or this one,

0:54

ya da bunu giyebilirsiniz;

which reminds all of us that zombies were people too.

0:55

hepimize zombilerin de bir zamanlar insan olduğunu hatırlatıyor.

Now, keep your hair tidy with periodic table barrettes Dilbilgisi

1:00

Şimdi periyodik tablo tokalarıyla saçınızı düzenli tutun

Dilbilgisi

keep your hair tidy: keep + nesne + sıfat

keep your hair tidy ifadesinde keep, “bir şeyin belirli bir durumda kalmasını sağlamak” anlamına gelir. Your hair nesnedir; tidy ise sürdürülen durumu açıklayan nesne tamamlayıcısıdır. Aktarılabilir kalıp keep + nesne + sıfat şeklindedir. Bu kalıp, bir durumu yalnızca bir kez oluşturmayı değil, zaman içinde sürdürmeyi vurgular.

Alıştırma

keep + nesne + sıfat kalıbında keep, your hair ve tidy ifadelerini kullanarak yönergeyi tamamla: Please ____.

Cevabı göster

keep your hair tidy

and make some customized art right away with myDaVinci. Kalıp ifadeler

1:03

ve myDaVinci ile hemen kişiye özel bir sanat eseri hazırlayın.

Kalıp ifadeler

right away: hemen, gecikmeden

Right away, “hemen” veya “gecikmeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Burada make fiilini niteler ve kişiselleştirilmiş sanat çalışması sürecinin hızla başlayabileceğini vurgular; right burada “doğru” veya “solun karşı yönü” anlamında değildir. Bu ifade emirlerde, vaatlerde ve bildirme cümlelerinde bir eylemi niteleyebilir. I’ll call right away örneğinde olduğu gibi çoğunlukla fiil grubundan sonra gelir; vurgu için cümlenin başına da getirilebilir.

Alıştırma

Cümleyi right away ile tamamlayın: If the alarm sounds, leave ____.

Cevabı göster

right away

With one click,

1:07

Tek tıkla

you can personalize and order prints

1:07

baskıları kişiselleştirip sipariş verebilir,

just the way you want them. Dilbilgisi

1:09

tam istediğiniz gibi yaptırabilirsiniz.

Dilbilgisi

just the way you want them: bir tercihe tam olarak uymak

“Just the way + yan cümle”, “yan cümlenin anlattığı biçime veya duruma tam olarak uygun şekilde” anlamına gelir. Burada just anlamı güçlendirir: tamamlanan baskılar müşterinin tercihlerine tam olarak uyabilir. “The way you want them” ifadesindeki them zamiri prints sözcüğüne gönderme yapar. Tam anlamı, yalnızca “baskıları istiyorsun” değil, “baskıların nasıl görünmesini veya yapılmasını istiyorsun”dur.

Alıştırma

Rafların tam olarak senin tercihine göre düzenleneceğini en açık biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. We can arrange the shelves whenever you want.
  2. We can arrange the shelves just the way you want them.
  3. We can arrange the shelves because you asked us to.
Cevabı göster

We can arrange the shelves just the way you want them.

Now, while photos in lockets are romantic,

1:11

Madalyonlardaki fotoğraflar romantik olabilir ama

this Mystery Science Theater 3000 frame pendant Kültür

1:14

bu Mystery Science Theater 3000 çerçeveli kolye ucu,

makes whatever photo you put in it Dilbilgisi

1:17

içine koyduğunuz her fotoğrafı

that much more hilarious. Dilbilgisi

1:19

çok daha komik hâle getiriyor.

Kültür

Görsel bir komedi göndermesi olarak Mystery Science Theater 3000

“Mystery Science Theater 3000”, ABD yapımı bir televizyon komedi programının tam adıdır. Program, ekranda bir film gösterirken ekranın alt kısmında karakterlerin silüetlerine yer vermesi ve bu karakterlerin film hakkında şakalar yapmasıyla tanınır. “3000” adın bir parçasıdır; fotoğraf sayısı veya ürün modeli değildir. Kolye ucunun çerçevesi bu kolay tanınan ekran düzenini taklit eder. İçindeki fotoğraf, izlenen ve hakkında şakalar yapılan bir film gibi görünebildiği için sıradan bir resim birden daha komik görünür.

Alıştırma

Bu cümlede Mystery Science Theater 3000 çerçevesi bir fotoğrafı neden daha komik gösteriyor?

  1. Kolye ucunda 3.000 fotoğraf bulunduğunu gösterir.
  2. Fotoğrafı, izlenen ve hakkında şakalar yapılan bir film sahnesi gibi gösterir.
  3. Çerçevenin 3000 numaralı ürün modeli olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Fotoğrafı, izlenen ve hakkında şakalar yapılan bir film sahnesi gibi gösterir.

Dilbilgisi

Whatever photo you put in it: sınırsız bir seçim

whatever photo you put in it ifadesinde whatever, sınırsız bir seçim bildirir: hangi fotoğraf olduğuna bakılmaksızın “içine koyduğunuz herhangi bir fotoğraf” anlamına gelir. İfadenin tamamı makes fiilinin etkilediği ögedir; hilarious ise sonucu açıklar. whatever + isim + yan cümle kalıbı, olası bütün seçimleri tek bir isim grubunda toplar. Buradaki whatever, küçümseyici duyulabilen tek başına verilmiş “Whatever” yanıtı değildir.

Alıştırma

whatever photo you put in it burada ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi hangi fotoğrafın kullanıldığını soruyor.
  2. Konuşan kişi fotoğraf kullanılıp kullanılmadığını önemsemiyor.
  3. Kolye içine koyduğunuz herhangi bir fotoğraf için geçerlidir.
Cevabı göster

Kolye içine koyduğunuz herhangi bir fotoğraf için geçerlidir.

Dilbilgisi

That much more hilarious: artışın büyüklüğünü vurgulamak

that much more hilarious ifadesinde more hilarious karşılaştırmayı, that much ise artışın büyüklüğünü belirtir. Bu, kolyenin fotoğrafın komik etkisini fark edilir ölçüde daha da artırdığı anlamına gelir. That, durumun veya az önce belirtilen etkinin sağladığı bir dereceyi gösterir; yan cümle başlatmaz ve bir nesneyi işaret etmez. Yeniden kullanılabilecek kalıp make + nesne + that much more + sıfattır.

Alıştırma

Cümleyi “o fark edilir miktar kadar daha fazla” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The warm lighting made the room ____ inviting.

Cevabı göster

that much more

Stay safe and bright with Monkey Lights,

1:21

Monkey Lights ile hem güvende kalın hem de ışıldayın;

a brilliant array of LEDs for your bike tires

1:24

bisiklet lastikleriniz için parlak bir LED dizisi olan bu ürün,

that can display patterns while you ride.

1:26

siz sürerken desenler gösterebiliyor.

Ooh.

1:29

Ooo.

If it's a chilly bike ride you're taking,

1:29

Soğuk havada bisiklete binecekseniz,

be sure to wear these matching lobster gloves and hat. Kalıp ifadeler

1:32

birbiriyle uyumlu bu ıstakoz eldivenlerini ve şapkayı mutlaka takın.

Kalıp ifadeler

Nazik bir hatırlatma için “be sure to”

Burada be sure to + fiilin yalın hâli, dinleyene önemli bir eylemi unutmamasını söyler. Be sure to wear, “giymeyi sakın unutma” anlamındadır. Nazik bir hatırlatma ya da kesin bir talimat olarak kullanılabilir. Eylem to'dan hemen sonra gelir: be sure to wear, be sure to bring, be sure to check.

Alıştırma

Bu hatırlatmayı doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seç: “Before you cross the street, ___ look both ways.”

  1. be sure to
  2. be sure of
  3. be sure that
Cevabı göster

be sure to

Food time.

1:35

Yemek vakti.

Use this mold to bake a 1-Up cupcake

1:36

Bu kalıpla bir 1-Up cupcake'i pişirin

and decorate food with googly eyes

1:39

ve yiyecekleri oynar göz süsleriyle donatın;

that you can eat.

1:42

üstelik bu gözleri yiyebilirsiniz.

Season the rest of your food

1:43

Yemeğinizin geri kalanına da

with some salt and pepper shakers

1:45

tuzluk ve biberliklerle lezzet katın.

gnome butt.

1:47

Cüce poposu biçiminde olanlarla.

Or if you feline like it, Deyimler

1:49

Ya da içinizden biraz kedilik yapmak gelirse,

use these shakers that look like cat butts.

1:51

kedi poposuna benzeyen bu tuzluk ve biberlikleri kullanın.

Deyimler

“if you feline like it” ifadesindeki kedi şakası

Normal ifade olan if you feel like it, “istersen” veya “canın isterse” anlamına gelir. Önerinin isteğe bağlı olduğunu gösterir. Burada “kedigillerden” veya “kedilerle ilgili” anlamındaki feline, baharatlıklar kediye benzediği için normal ifadenin bir bölümünün yerini alır. Bu garip kullanım, bilerek yapılmış kedi temalı bir kelime oyunudur; kelimesi kelimesine kopyalanacak standart bir ifade değildir.

Alıştırma

Cümle neden normal “if you feel like it” yerine “if you feline like it” diyor?

  1. Feline sözcüğünün bir şeyi istemeyi anlatan standart fiil olduğunu göstermek için
  2. Kedi biçimli baharatlıklarla ilgili kedi temalı bir şaka yapmak için
  3. Hiç seçim hakkı vermeyen katı bir emir vermek için
Cevabı göster

Kedi biçimli baharatlıklarla ilgili kedi temalı bir şaka yapmak için

Now, cats also love couches,

1:54

Şimdi, kediler kanepelere de bayılır,

so get yourself a cat tunnel couch.

1:55

o yüzden kendinize tünelli bir kedi kanepesi alın.

If you've upgraded from a cat to a baby, Deyimler

1:59

Kediden bebeğe terfi ettiyseniz,

don't carry it like a square. Kelime

2:02

onu sıradan biri gibi taşımayın.

Deyimler

upgraded from a cat to a baby: mizahi bir yükseltme benzetmesi

Bu cümlede upgrade from A to B, bir ürünü daha yeni ya da daha iyi bir sürümle değiştirme dilini ödünç alır. Kedi ve bebeğe uygulandığında, şakayla “kediye bakmaktan bebeğe bakmaya geçmek” anlamına gelir ve bebeği bir sonraki, daha yüksek seviye gibi sunar. Bu sıralama nesnel değil, kasıtlı bir abartıdır. Teknik olmayan bağlamlarda upgrade, yalnızca değişimin gerçekleştiğini değil, konuşanın bu değişime yönelik şakacı değerlendirmesini de gösterebilir.

Alıştırma

Cümlede upgraded from a cat to a baby neyi ima ediyor?

  1. Kediler yerine bebekler için tasarlanmış daha yeni bir yazılım yükledin.
  2. Bir kediye bebek gibi davranmayı öğrettin.
  3. Kediye bakmaktan bebeğe bakmaya geçtin ve bu değişimi şakayla daha yüksek seviyeli bir değişim gibi sundun.
Cevabı göster

Kediye bakmaktan bebeğe bakmaya geçtin ve bu değişimi şakayla daha yüksek seviyeli bir değişim gibi sundun.

Kelime

like a square: modası geçmiş, geleneksel bir kişiyi anlatan square

Burada square, geleneksel, eski kafalı veya modası geçmiş görülen bir kişiyi anlatan gayriresmî bir argo sözcüktür. like a square ifadesindeki like, “o kişi gibi” anlamına gelir; dolayısıyla ifade, bebeği sıradan biçimde taşıma şeklini katı veya modası geçmiş göstererek alaya alır. square sözcüğünün bu anlamı eski argodan gelir ve bu cümlede geometrik şekille ilgili değildir. Sıradan bir kişiyi sözde daha havalı bir seçenekle karşılaştıran bağlam bu yorumu destekler.

Alıştırma

don’t carry it like a square ifadesinde like a square ne anlama geliyor?

  1. Dört kenarı eşit uzunlukta olacak şekilde.
  2. Kare şeklindeki bir yol boyunca.
  3. Modası geçmiş, geleneksel bir kişi gibi.
Cevabı göster

Modası geçmiş, geleneksel bir kişi gibi.

Stick your kid in a baby holster

2:04

Çocuğunuzu bir bebek taşıma kılıfına yerleştirin

like a real cowboy.

2:06

ve gerçek bir kovboy gibi olun.

You know, like the kind that ride on dogs.

2:07

Hani köpeğe binen kovboylardan.

Feeling handy? Kelime

2:11

Elinizden iş gelir mi?

Kelime

Feeling handy?: pratik el becerisi anlamındaki handy

Burada handy, bir kişinin bir şeyler yapma, onarma veya kurma konusundaki pratik becerisini ve güvenini anlatır. Kısaltılmış soru yaklaşık olarak “Ellerini kullanacağın bir iş yapmaya hazır hissediyor musun?” demektir; “Bir şey kullanışlı geliyor mu?” anlamına gelmez. Özne ve be fiilinin bir biçimi atılmıştır: “Feeling handy?” ifadesi “Are you feeling handy?” şeklinde tamamlanabilir. Bu konuşma dili parçası, konuya hızlı ve eğlenceli biçimde bir kendin yap etkinliğiyle devam edilmesini sağlar.

Alıştırma

“Feeling handy?” ifadesinde konuşan kişi ne soruyor?

  1. Elinin altındaki eşyayı bulabilir misin?
  2. Bu nesneyi kullanmak kolay geliyor mu?
  3. Bir şey yapmaya veya onarmaya hazır hissediyor musun?
Cevabı göster

Bir şey yapmaya veya onarmaya hazır hissediyor musun?

Paint the house with electrically conductive paint

2:12

Evi elektriği ileten boyayla boyayın

and install this power-up plate on top of your switches

2:16

ve ışık düğmelerinizin üstüne bu power-up panelini takarak

to control your lights with buttons and a joystick.

2:19

ışıklarınızı düğmeler ve bir joystick ile kontrol edin.

You can install the whole thing with a handgun drill

2:22

Her şeyi tabanca biçimli bir matkapla kurabilir,

and then go to the hardware store

2:25

ardından hırdavatçıya gidip

to cut this rude key into something useful.

2:26

bu terbiyesiz anahtarı kestirerek işe yarar hâle getirebilirsiniz.

The Labyrinth Aquarium is a mansion for sea life, Deyimler

2:30

Labyrinth Aquarium, deniz canlıları için bir malikâne,

Deyimler

a mansion for sea life: lüksü anlatan bir benzetme

“A mansion for sea life” bir benzetmedir. Akvaryum çok büyük ve lüks bir eve benzetilir; bu nedenle mansion sözcüğü akvaryumu hayvanlar için geniş, ayrıntılı ve etkileyici gösterir. “X is a mansion for Y” kalıbı, X’i gerçek bir bina olarak sınıflandırmaz. X’i bir malikâneyle ilişkilendirilen özellikler üzerinden sunarak anlatımı canlı ve tanıtım amaçlı hâle getirir.

Alıştırma

Burada “a mansion for sea life” ifadesini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Akvaryumun bir konut binası olduğu yönünde gerçek anlamlı bir iddia.
  2. Akvaryumu sakinleri için olağanüstü geniş ve lüks gösteren bir benzetme.
  3. Bu tür akvaryumların resmî teknik adı.
Cevabı göster

Akvaryumu sakinleri için olağanüstü geniş ve lüks gösteren bir benzetme.

but don't count out owning this one Öbek fiiller

2:33

ama buna sahip olma fikrini de hemen göz ardı etmeyin;

you can fill with actual jellyfish

2:35

içini gerçek denizanalarıyla doldurabilirsiniz,

Öbek fiiller

Don't count out owning this one: bu modele sahip olma seçeneğini elememek

don't count out owning this one ifadesindeki count out, bir seçeneği imkânsız veya düşünmeye değmez görerek elemek demektir. Konuşmacı, bu akvaryumun hâlâ değerlendirilmeye değer olduğunu söylüyor. Kısa bir nesne genellikle count ile out arasına gelir: Don't count her out. Bir faaliyet veya seçenek ise öbek fiilin tamamından sonra gelebilir: Don't count out buying one.

Alıştırma

Mia's small robot may still win the race. Bu durumda Don't count it out ne anlama gelir?

  1. Yarışta kaç robot olduğunu say.
  2. Zaten kaybettiği için robotu yarıştan çıkar.
  3. Henüz kazanamayacağına karar verme.
Cevabı göster

Henüz kazanamayacağına karar verme.

they sell you.

2:37

üstelik onları size kendileri satıyor.

Even scarier is a jack-o-lantern with pumpkin teeth. Kültür

2:39

Daha da korkuncu, balkabağı dişleri olan bir Cadılar Bayramı feneri.

Kültür

Jack-o-lantern: oyulmuş Cadılar Bayramı balkabağı

Jack-o-lantern, içi boşaltılmış, üzerine bir yüz oyulmuş ve genellikle içine ışık konmuş bir balkabağıdır. Cadılar Bayramı'nın bilinen süslerinden biridir. Tirelerle yazılan ifadenin tamamı bu özel nesnenin adıdır; herhangi bir feneri veya herhangi bir balkabağını ifade etmez. Bu cümlede pumpkin teeth, oyulmuş yüze eklenen dişlerdir.

Alıştırma

Jack-o-lantern hangi nesnedir?

  1. Gece dışarıda taşınan herhangi bir fener
  2. İçi boşaltılmış, yüz oyulmuş ve içeriden aydınlatılmış bir balkabağı
  3. Kesilmemiş veya süslenmemiş bir balkabağı
Cevabı göster

İçi boşaltılmış, yüz oyulmuş ve içeriden aydınlatılmış bir balkabağı

Your pumpkin will feel beautiful.

2:43

Balkabağınız kendini çok güzel hissedecek.

So, next,

2:45

Sırada,

raise your own self-esteem Kalıp ifadeler

2:46

öz güveninizi artırmak var;

by using self-deprecating golf balls from TheCheeky. Kelime

2:48

TheCheeky'nin kendini küçümseyen golf toplarıyla.

Kalıp ifadeler

raise your own self-esteem: kendi öz saygını artırmak

Raise someone's self-esteem, bir kişinin kendi değeri veya yetenekleri konusunda daha özgüvenli ve olumlu hissetmesine yardımcı olmak demektir. Bu cümlede your own, eylemi yapan kişiyle eylemden yararlanan kişinin aynı olduğunu gösterir: kendi öz saygınızı artırırsınız. Raise, öz saygının daha düşük bir düzeyden daha yüksek bir düzeye çıkmasını anlatmak için self-esteem ile doğal biçimde kullanılır. Kişisel gelişim tavsiyesi gibi ciddi duyulan bu ifade, şaka yoluyla suçu üstlenen golf toplarıyla komik bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Cümleyi raise içeren hedef ifadeyle tamamlayın: A supportive coach can help young players ____ after a difficult game.

Cevabı göster

raise their self-esteem

Kelime

self-deprecating golf balls: kendileriyle dalga geçen golf topları

Self-deprecating, konuşanın kendisiyle dalga geçtiği, kendini küçümsediği veya hafifçe eleştirdiği konuşma ya da mizahı anlatır. Çoğu zaman alçakgönüllülük gösterir veya komik bir etki yaratır; bu nedenle kişinin gerçekten düşük bir öz değer duygusuna sahip olduğu anlamına gelmez. self-deprecating golf balls ifadesinde sıfat, nesnelere şakacı biçimde uygulanır. Golf topları, sanki kendilerini eleştirebilir ve kötü bir vuruşun suçunu üstlenebilirmiş gibi kişileştirilir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi self-deprecating olarak tanımlanır?

  1. Bir komedyen, isimleri hatırlamakta berbat olduğuna dair şaka yapar.
  2. Bir antrenör, vuruşu kaçırdığı için bir oyuncuya hakaret eder.
  3. Bir öğrenci aldığı bütün ödülleri gururla sıralar.
Cevabı göster

Bir komedyen, isimleri hatırlamakta berbat olduğuna dair şaka yapar.

They contain phrases like,

2:52

Üzerlerinde şöyle sözler var:

"We both know that shot was my fault." Ton ve niyet

2:53

"O vuruşun benim hatam olduğunu ikimiz de biliyoruz."

Ton ve niyet

We both know... ile bir iddiayı ortak gerçek gibi sunmak

We both know that... ifadesinde konuşan kişi, sonraki iddiayı yalnızca kişisel bir görüş olarak değil, iki kişinin de bildiği ortak bir gerçek olarak sunar. Burada kişileştirilmiş golf topu, vuruşun sorumluluğunu kabul etmek için bu çerçeveyi kullanır. Bu ifade gerçek bir uzlaşmayı güçlendirebilir, ancak dinleyicinin vermediği bir onayı da var sayabilir. Bir tartışmada bu varsayım dinleyici üzerinde baskı oluşturabilir veya alaycı gelebilir.

Alıştırma

Bir yönetici, çalışan soruna kendisinin yol açtığını reddettiği hâlde “We both know that you caused the problem,” diyor. We both know, ikisinin aynı fikirde olduğunu kanıtlar mı?

  1. Evet, iki kişinin gerçekten aynı fikirde olduğunu kanıtlar.
  2. Hayır, iddiayı ortak bilgi olarak sunar ancak çalışan yine de aynı fikirde olmayabilir.
Cevabı göster

Hayır, iddiayı ortak bilgi olarak sunar ancak çalışan yine de aynı fikirde olmayabilir.

Tetris is kind of like putting together a puzzle, Ton ve niyet

2:56

Tetris biraz yapboz birleştirmeye benzer,

which makes this a puzzle puzzle. Deyimler

2:59

bu da bunu yapbozlu bir yapboza dönüştürüyor.

Ton ve niyet

kind of like ile yaklaşık bir karşılaştırma yapmak

kind of like ifadesinde kind of karşılaştırmayı yumuşatır. Tetris'in bazı yönlerden yapboz birleştirmeye benzediğini, ancak iki etkinliğin tamamen aynı olmadığını anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp be + kind of like + isim veya -ing yapısıdır. Konuşma dilinde temkinli veya yaklaşık bir benzetme sunmanın bir yoludur.

Alıştırma

Karşılaştırmayı yaklaşık hâle getiren, derste öğrendiğiniz üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new board game is ____ chess, but the rules are different.

Cevabı göster

kind of like

Deyimler

“Puzzle puzzle” nasıl kelime oyunu yaratıyor?

Bu bağlama özgü şakada puzzle sözcüğünün iki kullanımı farklı görevler üstlenir. İlki ürünü yapboza benzeyen içeriğine göre sınıflandırırken ikincisi fiziksel yapbozun kendisini adlandırır. İngilizcede bağlam, aynı ismin iki kullanımına farklı görevler verdiğinde isim bu şekilde geçici olarak tekrarlanabilir. Bu tekrar bir kelime oyunudur; “çok kafa karıştırıcı” ya da “iki yapboz” anlamına gelen normal bir ifade değildir.

Alıştırma

Puzzle puzzle bu cümlede ne yapıyor?

  1. İlk puzzle sözcüğünü kategori açıklaması, ikincisini ise fiziksel nesnenin adı olarak eğlenceli biçimde kullanır.
  2. Fiziksel yapbozun son derece zor olduğu anlamına gelir.
  3. Her zaman puzzle puzzle denilen standart bir ürün türünün adıdır.
Cevabı göster

İlk puzzle sözcüğünü kategori açıklaması, ikincisini ise fiziksel nesnenin adı olarak eğlenceli biçimde kullanır.

ThinkGeek offers a pack of 566 digit magnets,

3:03

ThinkGeek, 566 rakam mıknatısından oluşan bir paket sunuyor;

which you can use to spell things out like an old calculator, Öbek fiiller

3:07

bunlarla eski bir hesap makinesindeki gibi kelimeler yazabilirsiniz,

Öbek fiiller

“Spell things out” ifadesinin gerçek anlamı

Burada spell things out, rakam mıknatıslarını okunabilir sözcükler veya mesajlar oluşturacak şekilde dizmek anlamına gelir. Etkinlik görünür karakterler içerdiği için ifade, karakterlerle yazı oluşturma şeklindeki gerçek anlamındadır. Başka bağlamlarda spell something out çoğunlukla bir şeyi açık ve ayrıntılı biçimde anlatmak anlamına gelir. Hangi anlamın kastedildiğini nesne ve durum gösterir: harfler, taşlar, mıknatıslar veya tabelalar yazı oluşturma anlamına; fikirler, kurallar ve planlar ise genellikle açıklama anlamına işaret eder.

Alıştırma

Hangi cümlede spell out, okunabilir bir yazı oluşturmak için karakterleri dizmek anlamındadır?

  1. Her expression spelled out exactly how disappointed she was.
  2. We used letter tiles to spell out WELCOME on the table.
  3. The guide spelled out the safety rules before the trip.
Cevabı göster

We used letter tiles to spell out WELCOME on the table.

but on your fridge,

3:10

ama bu kez buzdolabınızın üstünde,

which might contain soda bottles.

3:11

üstelik içinde gazoz şişeleri olabilir.

But why not replace them with Vat19's giant cola gummies? Ton ve niyet

3:14

Ama onların yerine Vat19'un dev kola jelibonlarını koymaya ne dersiniz?

Ton ve niyet

'Why not replace them with ...?' ile hafif bir öneride bulunmak

Burada Why not + fiilin yalın hâli, esas olarak bir neden sormaz. Hafif ama kendinden emin bir öneri sunar; konuşan kişi bu eylemi denemeyi teklif eder. replace them with X yapısında them kaldırılan şeyleri, X ise onların yerini alan şeyi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp Why not replace A with B? şeklindedir.

Alıştırma

Why not replace A with B kullanarak hafif öneriyi tamamlayın: The paper cups create too much waste. ____ reusable cups?

Cevabı göster

Why not replace them with

The only thing more luxurious is a slide for your yacht, Dilbilgisi

3:19

Bundan daha lüks tek şey yatınız için bir kaydıraktır;

Dilbilgisi

'The only thing more luxurious is ...' ile dramatik bir yükseliş oluşturmak

The only thing more + adjective + is Y kalıbı, Y'yi az önce sözü edilen şeyin üstüne yerleştirir. Önceki şey, söylenmeyen karşılaştırma unsurunu sağlar: more luxurious, more luxurious than that anlamına gelir. Only, Y'yi bir üst seviyeye çıkabilecek tek şeymiş gibi gösterir. Bu yüzden cümle, dikkatle kanıtlanmış bir karşılaştırmadan çok dramatik veya eğlenceli bir yükseliş yaratır.

Alıştırma

Hedef kalıpla abartılı yükselişi tamamlayın: This penthouse is luxurious, but the ____ is a private island.

Cevabı göster

only thing more luxurious

which you of course captain Ton ve niyet

3:22

o yatı elbette siz kullanır,

Ton ve niyet

“which you of course captain” ifadesindeki şakacı varsayım

which you of course captain ilgi cümleciğinde of course, özne olan you ile captain fiilinin arasına eklenmiştir. Yatı bizzat sizin kullandığınız fikrini açık ve beklenen bir gerçekmiş gibi sunar. Çoğu dinleyici için yat sahibi olmak zaten aşırı lüks bir hayal olduğundan, bu kendinden emin varsayım kasıtlı olarak gerçek dışıdır. Ciddi görünen kesinlik, yalnızca bilinen bir gerçeği doğrulamak yerine eğlenceli bir abartı veya ironi yaratır. Burada captain, “bir teknenin kaptanlığını yapmak” ya da “komuta etmek” anlamına gelen bir fiildir.

Alıştırma

“I'll arrive on my yacht, which I of course captain myself,” şeklindeki şakacı cümlede of course ne yapar?

  1. Konuşanın yatı kimin kullandığından emin olmadığını gösterir.
  2. Konuşanın bir yelken kursuna gittiği anlamına gelir.
  3. Yat sahibi olmayı ve yatı kullanmayı şaka yoluyla açık bir varsayım gibi sunar.
Cevabı göster

Yat sahibi olmayı ve yatı kullanmayı şaka yoluyla açık bir varsayım gibi sunar.

while wearing a pair of 24-karat gold-dipped Nikes Anlatım akışı

3:23

24 ayar altına batırılmış bir çift Nike giyer

while sipping tea brewed with your TIE Fighter Death Star infuser.

3:27

ve TIE Fighter Death Star demleme aparatınızla hazırlanan çayı yudumlarsınız.

Anlatım akışı

Paralel “while wearing ... while sipping ...” cümlecikleri

İki while + -ing öbeği sahneye paralel ayrıntılar ekler: while wearing a pair of ... Nikes ve while sipping tea .... İkisi de yatı kullanma durumu sırasında gerçekleşen eylem veya durumları anlatır; ikinci while zaman çizgisini ileri götürmez. while sözcüğünün tekrarlanması, yeni bir ana cümle başlatmadan çarpıcı ayrıntıların birbiri ardına eklenmesini sağlar. Eşleşen yapı akıcı ritmi korur, lüksler listesini uzatır ve eklenen her görüntüyü bir öncekinden daha aşırı gösterir.

Alıştırma

İki arka plan eyleminin de ana eylemle aynı anda gerçekleşmesi için cümleyi örnekteki bağlaçla tamamlayın: “Maya answered questions ____ arranging the flowers ____ checking the guest list.”

Cevabı göster

while · while

But don't do these things alone. Anlatım akışı

3:32

Ama bunları tek başınıza yapmayın.

Be watched by these ominous security cameras

3:34

Bu uğursuz güvenlik kameraları sizi izlesin;

that are actually a lamp.

3:38

ama aslında gördüğünüz şey bir lamba.

Anlatım akışı

Bunları tek başınıza yapmayın… Bu uğursuz güvenlik kameraları tarafından izlenin: beklenti ve tersine dönüş

İlk cümle tanıdık bir beklenti kurar: Bir şeyi tek başınıza yapmamanız gerekiyorsa yanınızda başka biri olmalıdır. Be watched emri, bu ihtiyaca bir çözüm sunuyormuş gibi görünür. by these ominous security cameras ifadesi insan eşliğinin yerine gözetimi koyar. Burada be watched, “bakılıp ilgilenilmek” değil, “gözlenmek veya izlenmek” anlamına gelir. Bu ani değişim kara mizah yaratır; kameraların aslında bir lamba olduğunun sonradan açıklanması, vaat edilen eşliği daha da saçma hâle getirir. Bu bir beklentiyi tersine çevirme kalıbıdır: Önce normal bir beklenti oluşturulur, sonra bu beklenti rahatsız edici veya uyumsuz bir alternatifle karşılanır.

Alıştırma

Vurgulanan cümleler mizahı nasıl oluşturuyor?

  1. Kameraların aslında arkadaşlık edecek şefkatli insanlar olduğunu açıklarlar.
  2. Dinleyicinin beklentisini değiştirmeden iki sıradan güvenlik talimatı verirler.
  3. Önce gerçek bir insan eşliği düşündürür, sonra bunun yerine kameralar tarafından izlenme fikrini koyarlar.
Cevabı göster

Önce gerçek bir insan eşliği düşündürür, sonra bunun yerine kameralar tarafından izlenme fikrini koyarlar.

In this notebook,

3:40

Bu defterde

your doodles and scribbling become automatic tattoo art,

3:40

karalamalarınız ve çiziktirmeleriniz kendiliğinden dövme sanatına dönüşüyor,

and even trash can be useful, Dilbilgisi

3:44

hatta çöpler bile işe yarayabiliyor;

Dilbilgisi

even trash: şaşırtıcı ögeyi belirtmek

Even bir odaklama zarfıdır. Burada trash sözcüğünün hemen önünde gelir, dolayısıyla odaklanan öge trash olur: Çöp, işe yarama ihtimali en düşük şeylerden biri olarak sunulur ama cümle onun da işe yarayabileceğini söyler. Kullanışlı bir kalıp even + şaşırtıcı isim öbeği + cümlenin geri kalanıdır. Buradaki even zamanla ilgili değildir; iddianın beklenmedik, uç bir durum için bile geçerli olduğunu gösterir.

Alıştırma

Eski makbuzu beklenmedik biçimde işe yarayan bir şey olarak işaretleyen odak sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: ____ the old receipt can help us solve the puzzle.

Cevabı göster

Even

like these playing cards Dilbilgisi

3:46

tıpkı bu oyun kartları gibi.

Metrodeck makes out of discarded subway cards.

3:47

Metrodeck bunları atılmış metro kartlarından yapıyor.

Dilbilgisi

playing cards Metrodeck makes: düşürülmüş nesne ilgi zamiri

“playing cards Metrodeck makes out of discarded subway cards” ifadesinde “Metrodeck makes out of discarded subway cards”, hangi playing cards grubundan söz edildiğini belirten niteleyici bir ilgi tümcesidir. Açık biçimi “playing cards that Metrodeck makes out of discarded subway cards” şeklindedir. “that” ilgi zamiri, “makes” fiilinin nesnesi olacağı için düşürülmüştür: Metrodeck makes the cards. “Metrodeck” tümcenin öznesi ve üreticisidir; “make A out of B” ise B’yi malzeme olarak kullanıp A’yı üretmek demektir. Düşürülmüş bu nesne zamirini fark etmek, uzun isim öbeklerini doğru ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

“these playing cards Metrodeck makes out of discarded subway cards” yapısını dil bilgisi bakımından doğru açıklayan seçenek hangisidir?

  1. “Metrodeck”, “playing cards” ile eş görevli başka bir addır.
  2. “Metrodeck makes out of discarded subway cards”, “playing cards” ifadesini niteleyen bir ilgi tümcesidir ve nesne görevindeki “that” ilgi zamiri düşürülmüştür.
  3. “playing cards”, “makes” fiilinin öznesi; “Metrodeck” ise nesnesidir.
Cevabı göster

“Metrodeck makes out of discarded subway cards”, “playing cards” ifadesini niteleyen bir ilgi tümcesidir ve nesne görevindeki “that” ilgi zamiri düşürülmüştür.

Your furniture can contain optical illusions

3:51

Mobilyalarınızda optik illüzyonlar olabilir;

like these cracked cabinets or perspective curtains

3:53

bu çatlak dolaplar ya da perspektifli perdeler gibi.

that close off a room Öbek fiiller

3:57

Bu perdeler bir odayı kapatırken

Öbek fiiller

close off: bir alanı kapatmak veya ayırmak

Burada “close off”, insanların bir alana serbestçe girmesini, o alandan geçmesini veya bitişik alanı görmesini engelleyecek şekilde alanı kapatmak ya da ayırmak demektir. Perdeler odayı kalan alandan ayırır; bir cihazı kapatmak söz konusu değildir.

Alıştırma

“Bir alana erişimi engellemek” anlamını vermek için close sözcüğüne bir parçacık ekleyerek cümleyi tamamlayın: The staff used a movable wall to ____ the storage area.

Cevabı göster

close off

while presenting what looks like lies behind them.

3:59

arkalarında varmış gibi görünen manzarayı sergiliyor.

Here's a table that is a bad dog,

4:02

İşte yaramaz bir köpek gibi davranan bir masa,

and the glass sides of this chair

4:05

bu sandalyenin cam yanlarıysa

make it look impossibly balanced from the side. Dilbilgisi

4:08

sandalyeyi yandan bakıldığında imkânsız biçimde dengede duruyormuş gibi gösteriyor.

Dilbilgisi

make it look impossibly balanced: imkânsızmışçasına dengede görünmesini sağlamak

make it look impossibly balanced ifadesinde make, “üretmek” değil, “bir şeyin belli bir şekilde görünmesine neden olmak” anlamındadır. Kalıp make + nesne + look + sıfat şeklindedir: cam yanlar sandalyenin dengede görünmesini sağlar. Impossibly, balanced sözcüğünü güçlendirir. Dengeyi imkânsız görünecek kadar şaşırtıcı biçimde sunar; sandalyenin fizik kurallarını çiğnediğini ileri sürmez.

Alıştırma

Cümleyi make + the model + look kullanarak tamamlayın: The model has a clear stand. The stand ____ as if it is floating.

Cevabı göster

makes the model look

In the same way that letters on a street are elongated Dilbilgisi

4:11

Yoldaki harfler nasıl uzatılıp

so you can read them from a shallow angle, Kalıp ifadeler

4:14

dar bir açıdan okunabilir hâle getiriliyorsa,

Kalıp ifadeler

a shallow angle: bir yüzeye göre küçük açı

a shallow angle ifadesinde shallow, görüş çizgisiyle bir yüzey arasındaki açının küçük olduğunu belirtir. Bu cümlede kişi yola doğrudan yukarıdan bakmak yerine neredeyse yol yüzeyi boyunca bakar. Bu ifade, bir şey küçük bir açıyla görüldüğünde veya bir yüzeye küçük bir açıyla ulaşıp temas ettiğinde kullanılabilir. Referans yüzey önemlidir; bu yüzey yol, ekran, duvar veya başka bir düzlem olabilir.

Alıştırma

Bir yol işaretine a shallow angle ile bakmayı en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Görüş çizginiz yol yüzeyine neredeyse paraleldir.
  2. Görüş çizginiz yol yüzeyine neredeyse dümdüz aşağı yönelir.
  3. Hangi yöne baktığınızdan bağımsız olarak işarete yakınsınızdır.
Cevabı göster

Görüş çizginiz yol yüzeyine neredeyse paraleldir.

so are the numbers on Tokyoflash's newest watch.

4:16

Tokyoflash'in en yeni saatindeki rakamlar da öyle uzatılmış.

Dilbilgisi

In the same way that A ..., so are B: A nasılsa B de öyledir

Cümle, iki şeyi karşılaştırmak için In the same way that A ..., so are B yapısını kullanır. İlk yan cümle, caddedeki harflerin sığ bir açıdan okunabilmeleri için uzatıldığını açıklar; so are the numbers, “rakamlar da aynı şekilde uzatılmıştır” demektir. İkinci bölümde so, önceki açıklamayı devam ettirir ve are fiili the numbers öznesinden önce gelir. Bu devrik yapı benzetmeyi kısa ve yoğun hâle getirir; buradaki so, “bu nedenle” anlamına gelmez.

Alıştırma

Çoğul bir özne için iki sözcüklü so + be yapısını kullanarak resmî benzetmeyi tamamlayın: In the same way that large print is easy to see, ____ the symbols on this screen.

Cevabı göster

so are

From above,

4:19

Yukarıdan bakınca

it looks like almost nothing.

4:20

neredeyse hiçbir şeye benzemiyor.

And of course,

4:22

Ve tabii,

because Tokyoflash is so saucy, Kelime

4:23

Tokyoflash hayli muzip olduğu için

using code VSTF Dilbilgisi

4:25

VSTF kodunu kullanırsanız

gets you $10 off.

4:26

10 dolar indirim kazanırsınız.

Kelime

so saucy: şakacı biçimde cüretkâr ve küstah

Burada so, saucy sözcüğünü güçlendirir. Konuşan kişi şaka yollu biçimde markanın cüretkâr ve yaramaz bir kişiliği varmış gibi davranır. Bu bağlamda saucy, şakacı biçimde cesur, biraz saygısız veya takılmayı seven anlamına gelir. Soslu bir yiyeceği anlatmaz. saucy bir kişiyi, sözü veya davranışı nitelediğinde ilişkiye ve ses tonuna göre eğlenceli bir küstahlıktan hafif kabalık ya da flörtözlüğe kadar uzanan bir his verebilir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Yeni bir müşteriye gönderilen resmî e-postada “Your company is so saucy for offering this discount” güvenli ve nötr bir övgüdür.

  1. Doğru — uygun ve nötr bir övgüdür.
  2. Yanlış — gayriresmîdir ve laubali ya da flörtöz gelebilir.
Cevabı göster

Yanlış — gayriresmîdir ve laubali ya da flörtöz gelebilir.

Dilbilgisi

Using code VSTF gets you $10 off: kod kullanmak 10 dolar indirim sağlar

Using code VSTF, gets fiilinin öznesi olarak kullanılan bir -ing yan cümleciğidir. Eylemin tamamı tek bir şey olarak kabul edildiği için geniş zamandaki fiil tekil olur: get değil, gets. Doing X gets someone $10 off kalıbı, X'i yapmanın kişiye 10 dolarlık sabit bir indirim sağladığını belirtir. Burada $10 off, asıl fiyattan 10 dolar düşülmesi demektir; son fiyatın 10 dolar olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi get fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Using code SAVE10 ____ you $10 off your first order.

Cevabı göster

gets

All of those things are really cool,

4:29

Bütün bunlar gerçekten harika,

and you can find out more by clicking the links Öbek fiiller

4:31

ve daha fazlasını öğrenmek için bağlantılara tıklayabilirsiniz;

in this video's description.

4:32

bağlantılar bu videonun açıklamasında.

Öbek fiiller

Find out more: ek bilgi edinmek

Find out more, bir kaynağa bakarak, soru sorarak veya araştırarak ek bilgi edinmek demektir. Burada izleyicileri bağlantı verilen sayfalardaki bilgilere yönlendirir; daha fazla fiziksel nesne bulmak anlamına gelmez. Bu ifade sık sık eylem çağrısı olarak kullanılır. Konuyu belirtmek için find out more about + konu, yöntemi belirtmek için by + -ing kullanılır: find out more about the program by visiting the website.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz sözcüklerin tam karşılığını seçin. Konuşmacının find out more, find more information veya learn more ifadelerinden hangisini söylediğine odaklanın.

  1. Visit our FAQ to find out more about delivery.
  2. Visit our FAQ to learn more about delivery.
  3. Visit our FAQ to find more information about delivery.
Cevabı göster

Visit our FAQ to find out more about delivery.

Of course,

4:34

Elbette

Vsauce also has a Facebook page,

4:35

Vsauce'un bir Facebook sayfası,

a Twitter page,

4:37

bir Twitter sayfası,

and as they say in Poland, Anlatım akışı

4:38

ve Polonya'da dedikleri gibi,

Vsauce cupcakes.

4:43

Vsauce cupcake'leri de var.

Anlatım akışı

“as they say in Poland,”: alıntı çerçevesi ve absürt final

“As they say in Poland,”, as they say in + place biçimindedir. Bu söylem çerçevesi, dinleyiciye genellikle o yerle ilişkilendirilen tanınmış bir sözün geleceğini bildirir. Bu cümlede “Vsauce cupcakes” ifadesinin gerçek bir Polonya sözü olduğuna dair kanıt yoktur. Resmî tınlayan çerçeve bir beklenti oluşturur, ilgisiz son ise mizah yaratmak için bu beklentiyi bilerek bozar. “Poland” kültürel bir iddia değil, şakanın hazırlığı olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Özgün cümlede “as they say in Poland,” ne işe yarar?

  1. “Vsauce cupcakes” ifadesinin belgelenmiş bir Polonya atasözü olduğunu doğrular.
  2. Facebook ve Twitter sayfalarının nereden yönetildiğini belirtir.
  3. Bir Polonya sözünün geleceği beklentisini oluşturur, ardından ilgisiz ifade bu beklentiyi bozarak mizah yaratır.
Cevabı göster

Bir Polonya sözünün geleceği beklentisini oluşturur, ardından ilgisiz ifade bu beklentiyi bozarak mizah yaratır.