2020 Seçimleri: Demokratlar Senato'yu kazanabilir mi?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
1.224 kelime 168 kel/dk

Video özeti: The Economist, 2020 ABD Senato seçimini anketler ve temel etkenlerle tahmin ediyor, modeli sınayıp güncelliyor ve salgının belirsizliğini kabul ediyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “within the margin of error.” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Görünen fark örnekleme belirsizliğinden doğabilir; bunu kesin üstünlük saymayın. 2. “part and parcel of” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bir rolün ayrılmaz, doğal parçası demektir; parcel sözcüğünü paket diye çevirmeyin. 3. “however good the model.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: however + sıfat + özne, “ne kadar iyi olursa olsun” demektir; bir gücü kabul ederken kalan sınırı gösterin.

Bu derste

Who's going to win America's election?

0:00

Amerika'daki seçimi kim kazanacak?

Today was the day of a thousand polls.

0:03

Bugün binlerce anketin yayınlandığı bir gündü.

It's a question everyone is trying to answer.

0:06

Bu, herkesin yanıtlamaya çalıştığı bir soru.

Joe Biden up over President Trump. Kelime

0:08

Joe Biden, Başkan Trump'ın önünde.

Kelime

Anket haberlerinde up over

Bu kısaltılmış anket haberi ifadesinde Joe Biden up over President Trump, Joe Biden'ın söz konusu ankette Başkan Trump'ın önünde olduğu anlamına gelir. Haber başlıklarında, altyazılarda ve ekran grafiklerinde sıkça görüldüğü gibi is fiili düşürülmüştür. Burada up avantajlı ya da önde olmayı belirtir; over ise karşılaştırılan kişiyi getirir. Bir kişinin fiziksel olarak diğerinin üstünde olduğunu anlatmaz.

Alıştırma

Bir anket grafiğinde “Rivera up over Chen” ne anlama gelir?

  1. Rivera ankette Chen'in önünde.
  2. Rivera fiziksel olarak Chen'in üstünde.
  3. Rivera'ya verilen destek tam olarak iki katına çıktı.
Cevabı göster

Rivera ankette Chen'in önünde.

Donald Trump is within the margin of error. Kelime

0:11

Donald Trump ise hata payı sınırları içinde.

Kelime

within the margin of error: hata payı içinde

Anket haberlerinde within the margin of error, gözlenen farkın olağan örnekleme belirsizliğiyle açıklanabilecek kadar küçük olduğu anlamına gelir. Örneklemde bir aday önde görünebilir, ancak bu, adayın tüm nüfusta da gerçekten önde olduğuna dair güçlü kanıt sunmaz. Bu ifade bir adayın bir “hata alanı” içinde olmasını değil, tahminler arasındaki farkı anlatır. Adayların tam olarak eşit olduğunu da kanıtlamaz.

Alıştırma

“The lead is within the margin of error” ifadesinin en doğru yorumu nedir?

  1. Haberde önde gösterilen adayın kazanması garantidir.
  2. Ankette kullanılabilir hiçbir bilgi yoktur.
  3. Örneklem, tüm nüfusta net bir üstünlük bulunduğunu göstermiyor.
  4. Adayların desteği kesinlikle tam olarak aynıdır.
Cevabı göster

Örneklem, tüm nüfusta net bir üstünlük bulunduğunu göstermiyor.

Most of the focus is on the presidency,

0:13

Odağın çoğu başkanlık seçimlerinde,

but there's another crucial race.

0:16

ancak çok önemli bir yarış daha var.

With Democrats and Republicans battling for control of the Senate in 2020.

0:19

2020'de Senato'nun kontrolü için mücadele eden Demokratlar ve Cumhuriyetçilerle.

The Democrats hope this is their chance to win back the Senate.

0:23

Demokratlar bunun Senato'yu geri kazanma şansları olmasını umuyorlar.

After five years,

0:26

Beş yıl sonra,

the Democrats are in with a shot of taking back America's Senate. Deyimler

0:27

Demokratlar Amerika'nın Senatosu'nu geri alma şansına sahipler.

Deyimler

in with a shot of + fiil-ing: gerçek bir şansı olmak

In with a shot of, be in with a shot of + fiil-ing yapısının bir parçasıdır. Bu gündelik ifade, bir şeyi yapma konusunda gerçek fakat kesin olmayan bir şansa sahip olmak anlamına gelir. Burada Demokratların ABD Senatosunun kontrolünü yeniden ele geçirme konusunda gerçekçi bir ihtimali olduğunu belirtir. Shot burada mecazidir: silah atışı veya iğne değil, şans anlamına gelir. With çıkarılamaz; of sonrasındaki fiil-ing grubu ise neyi yapma şansı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “gerçek bir şansı olmak” anlamına gelen gündelik ifadeyle tamamlayın: After winning the first two rounds, our team is ____ reaching the final.

Cevabı göster

in with a shot of

But with 35 individual races to follow,

0:32

Ancak takip edilecek 35 ayrı yarışla birlikte,

the result is harder to predict than the presidency.

0:35

sonucu tahmin etmek başkanlık seçiminden daha zordur.

So, how do you work out who will win?

0:39

Peki, kimin kazanacağını nasıl anlarsınız?

The Economist might have the answer.

0:42

The Economist'te cevap olabilir.

Control of Congress can make or break a presidency, Deyimler

0:51

Kongre'nin kontrolü bir başkanlığı başarılı veya başarısız yapabilir,

Deyimler

make or break: başarıyı veya başarısızlığı belirlemek

Make or break, bir kişinin veya şeyin başarılı mı yoksa başarısız mı olacağını belirlemek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede Kongrenin kontrolü, bir başkanlık döneminin genel başarısı için belirleyici olabilir; make ve break gerçek anlamlı eylemler değildir. Yaygın kalıp X can make or break Y şeklindedir. Bu yapı X'i küçük bir etki olarak değil, kritik bir belirleyici olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “başarıyı veya başarısızlığı belirlemek” anlamına gelen deyimle tamamlayın: One final interview can ____ your job application.

Cevabı göster

make or break

especially one intent on delivering change. Dilbilgisi

0:54

özellikle de değişim yaratmaya niyetli bir başkanlığı.

Dilbilgisi

intent on delivering: be intent on + -ing yapısı

Burada intent, “kesin olarak kararlı” anlamına gelen bir sıfattır. Yapı be + intent on + isim veya -ing biçimidir; bu nedenle intent on delivering, değişimi gerçekleştirmeye ya da hayata geçirmeye kesin olarak kararlı olmak demektir. Bu ifade, hedefi sıradan bir plan olarak değil, güçlü ve sürekli bir odak noktası olarak sunar. Bağlamda one, bir başkanlık dönemine gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi “kesin olarak kararlı” anlamındaki iki sözcüklü sıfat ve edat ifadesiyle tamamlayın: The team is ____ finding a long-term solution.

Cevabı göster

intent on

If you just look at the presidency of Barack Obama,

0:57

Sadece Barack Obama'nın başkanlığına bakarsanız,

he passed a bunch of major legislation during the first two years of his term.

1:00

görev süresinin ilk iki yılında bir sürü önemli yasayı geçirdi.

The healthcare reform,

1:05

Sağlık reformu,

also the financial reform.

1:07

ayrıca finansal reform.

And then once the Republicans won the House in 2010, Kültür

1:08

Ve sonra 2010'da Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi'ni kazandığında,

Kültür

the House: ABD Temsilciler Meclisi

Bu ABD siyaseti bağlamında the House, Kongrenin iki kanadından biri olan House of Representatives, yani Temsilciler Meclisinin kısa adıdır. Diğer kanat Senatodur. To win the House, bu kanadı kontrol etmeye yetecek kadar sandalye kazanmak demektir. Burada cümle, Cumhuriyetçilerin 2010 yılında Temsilciler Meclisinin kontrolünü kazandığını söylüyor.

Alıştırma

“The Republicans won the House in 2010,” cümlesinde the House ne anlama gelir?

  1. Beyaz Saray
  2. Özel bir konut
  3. ABD Temsilciler Meclisi
Cevabı göster

ABD Temsilciler Meclisi

that was that. Deyimler

1:11

her şey orada bitti.

Deyimler

That was that: mesele orada kapandı

That was that, geçmişteki bir meselenin o noktada sona erdiğini anlatan kalıplaşmış bir deyimdir. Durum kesinleşmiştir; başka bir eylem, tartışma ya da gerçekçi bir değişiklik ihtimali kalmamıştır. Tekrarlananthat iki nesneyi belirtmez. Yapının tamamı, çoğu zaman her şeyi belirleyen kısa bir olayın veya kararın ardından gelen bir kapanış yorumu görevi görür.

Alıştırma

İngilizce'After one refusal, that was that,' cümlesinde'that was that' ne anlama gelir?

  1. İki nesnenin tamamen aynı olduğu ortaya çıktı.
  2. Mesele orada sona erdi ve artık değişikliğe açık değildi.
  3. Konuşan kişi'that' sözcüğünün neyi belirttiğini anlayamadı.
Cevabı göster

Mesele orada sona erdi ve artık değişikliğe açık değildi.

No more legislative achievements for six years.

1:12

Altı yıl boyunca başka hiçbir yasama başarısı olmadı.

Mitch McConnell,

1:16

Barack Obama'nın görev süresinin sonundaki

the Senate Majority Leader at the end of Barack Obama's time in office, Kültür

1:16

Senato Çoğunluk Lideri olan Mitch McConnell,

Kültür

Senate Majority Leader: ABD Senatosundaki çoğunluk partisinin lideri

Senate Majority Leader, ABD Senatosunu kontrol eden partinin başlıca liderine verilen unvandır. Bu kişi Senatonun yasama gündemini ve öncelik takvimini belirlemeye yardımcı olur ve çoğunluk partisini koordine eder. Bu ifadede unvan, söz konusu kişinin yasa tasarıları ve atamalar üzerinde neden büyük etki kurabildiğini açıklar. Bu, parti ve gündem liderliğidir; bütün senatörler üzerinde doğrudan idari komuta anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi açıklama bir Senate Majority Leader görevini en iyi tanımlar?

  1. Senatoya anayasal olarak başkanlık eden ve başkan yardımcısının yürüttüğü görev
  2. Temsilciler Meclisinin seçilmiş lideri
  3. ABD Senatosundaki çoğunluk partisinin lideri ve Senato gündeminin belirlenmesine yardımcı olan kişi
Cevabı göster

ABD Senatosundaki çoğunluk partisinin lideri ve Senato gündeminin belirlenmesine yardımcı olan kişi

saw blocking democratic motions as part and parcel of his job. Deyimler

1:20

demokratik önergeleri engellemeyi işinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyordu.

Deyimler

part and parcel of: ayrılmaz bir parça

Bu cümlede part and parcel of, “bir şeyin vazgeçilmez veya ayrılmaz bir parçası” anlamına gelir. Önergeleri engellemek ek bir görev olarak değil, onun iş anlayışında zaten bulunan bir unsur olarak sunuluyor. Kalıp part and parcel of + isim veya -ing biçimidir. Genellikle bazen zor ya da istenmeyen bir özelliğin daha geniş bir görev, süreç veya deneyimle doğal olarak birlikte geldiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “ayrılmaz ve beklenen bir parça” anlamındaki kalıp deyimle tamamlayın: Handling last-minute changes is ____ event planning.

Cevabı göster

part and parcel of

I was in charge of what we did the last two years of the Obama administration.

1:25

Obama yönetiminin son iki yılında yaptıklarımızdan ben sorumluydum.

I give you full credit for that.

1:29

Bunun için sana tam kredi veriyorum.

There is no doubt in my mind that if Joe Biden wins the presidency, Kalıp ifadeler

1:31

Joe Biden başkanlığı kazanırsa,

Kalıp ifadeler

There is no doubt in my mind that: güçlü kişisel kesinlik

There is no doubt in my mind that, konuşanın kişisel olarak tamamen emin olduğu bir iddiayı sunar. Burada that sonrasındaki öngörüyü kesin ve tartışmasız gösterir; bu, ihtiyatlı bir görüşten çok daha güçlüdür. Kalıp There is no doubt in my mind that + yan cümledir. In my mind, konuşanın kendi inancını vurgular; sonraki iddianın hayal ürünü olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle öngörüyü konuşanın kesin kişisel inancı olarak sunuyor?

  1. There is no doubt in my mind that the plan will succeed.
  2. It is possible that the plan will succeed.
  3. I think that the plan might succeed.
Cevabı göster

There is no doubt in my mind that the plan will succeed.

Mitch McConnell will respond to his nominees and legislative initiatives exactly the way he did to Barack Obama,

1:35

Mitch McConnell'ın onun adaylarına ve yasama girişimlerine tıpkı Barack Obama'ya yaptığı gibi tepki vereceğinden hiç şüphem yok,

which is to block everything that he possibly can.

1:44

bu da olabildiğince her şeyi engellemektir.

There are 35 Senate seats up for grabs in November. Deyimler

1:47

Kasım ayında alınacak 35 Senato koltuğu var.

Deyimler

up for grabs: hâlâ kazanılmaya açık

Up for grabs, bir şeyin bir tür rekabet yoluyla hâlâ kazanılabilir, elde edilebilir veya ele geçirilebilir olduğunu belirten bir deyimdir. Bu cümlede 35 Senato koltuğunu henüz kimse kazanmamıştır; bunları kimin alacağını Kasım seçimleri belirleyecektir. Bu ifade, sonucun açık ve belirsiz olduğunu gösterir. Herhangi birinin yeterlilikleri, kuralları veya seçim sürecini dikkate almadan koltukları alabileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu derste geçen ve “hâlâ kazanılabilir durumda” anlamına gelen üç kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: With one award still unclaimed, the final scholarship is ____.

Cevabı göster

up for grabs

The Republicans are defending 23 seats,

1:52

Cumhuriyetçiler 23 koltuğu savunuyor,

the Democrats 12.

1:55

Demokratlar ise 12 koltuğu.

To take control,

1:57

Kontrolü ele geçirmek için,

the Democrats will need to gain at least four.

1:58

Demokratların en az dört koltuk kazanması gerekecek.

Three if Biden wins the presidency,

2:01

Biden başkanlığı kazanırsa bu sayı üç olacak,

as the Vice President decides on tied votes. Kültür

2:04

çünkü eşit oylarda Başkan Yardımcısı karar verir.

Kültür

Başkan Yardımcısı eşit oylamalarda kararı verir

Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkan Yardımcısı aynı zamanda Senato Başkanıdır. Başkan Yardımcısı normalde Senatoda oy kullanmaz, ancak senatörlerin oyları eşit bölündüğünde eşitliği bozan oyu kullanabilir. Bu nedenle decides on tied votes, Başkan Yardımcısının bu özel durumda sonucu belirleyebileceği anlamına gelir; Senatodaki her oylamayı kontrol ettiği anlamına gelmez. Senato eşit şekilde bölündüğünde başkan yardımcılığının hangi partide olduğu bu yüzden önemli olabilir.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. Başkan Yardımcısı her senatörün nasıl oy kullanması gerektiğine karar verir.
  2. Başkan Yardımcısı herhangi bir Senato oylamasının yerine kendi kişisel kararını koyabilir.
  3. Senato eşit bölündüğünde Başkan Yardımcısı belirleyici oyu kullanabilir.
Cevabı göster

Senato eşit bölündüğünde Başkan Yardımcısı belirleyici oyu kullanabilir.

But trying to predict the result is not an easy task.

2:07

Ancak sonucu tahmin etmeye çalışmak kolay bir iş değil.

There's so many different races with so many different candidates and so many different polls.

2:10

Pek çok farklı adayın ve pek çok farklı anketin olduğu bir sürü farklı yarış var.

I mean,

2:14

Yani,

there's just no way that one person could keep track of it all in their head. Öbek fiiller

2:14

bir kişinin bunların hepsini aklında tutmasının hiçbir yolu yok.

Öbek fiiller

Sürekli takip için keep track of

Burada keep track of, değişen pek çok bilgiyi sürekli bilmek ve takip etmek anlamına gelir. Konuşmacı, tek bir kişinin kampanyalar, adaylar ve anketlerle ilgili tüm ayrıntıları güvenilir biçimde aklında tutamayacağını söylüyor. Yapı keep track of + isim veya zamirdir. Tek seferlik bir hatırlamayı değil, sürekli dikkati ve güncel durumu bilmeyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi keep track of ile tamamlayın: I use a spreadsheet to ____ my monthly expenses.

Cevabı göster

keep track of

And fortunately,

2:19

Ve neyse ki,

we have computers to do that for us.

2:20

bunu bizim için yapacak bilgisayarlarımız var.

Earlier this year,

2:22

Bu yılın başlarında,

Dan began work on creating a model to predict the result of the Senate vote.

2:23

Dan, Senato oylamasının sonucunu tahmin edecek bir model oluşturmak için çalışmaya başladı.

It was probably a good three months of non-stop work including nights and weekends this July,

2:28

Muhtemelen bu temmuz,

August, September.

2:36

ağustos, eylül aylarında geceler ve hafta sonları dahil olmak üzere iyi bir üç aylık kesintisiz bir çalışmaydı.

It's about as big as a project as anything I've ever done.

2:37

Bu şimdiye kadar yaptığım en büyük proje kadar büyük.

All of that work for one crucial number,

2:42

Tüm bu çalışmalar çok önemli bir rakam için,

the percentage chance of a victory.

2:45

zaferin yüzdelik şansı.

As of October 6th,

2:48

6 Ekim itibariyle,

our model gave the Democrats a 71% chance of winning the Senate.

2:49

modelimiz Demokratlara Senato'yu kazanma konusunda %71 şans verdi.

If you click on the link above,

2:55

Yukarıdaki bağlantıya tıklarsanız,

it'll take you to the most up-to-date forecast.

2:57

sizi en güncel tahminlere götürecektir.

But why trust this number more than the polls?

3:00

Ancak neden bu rakama anketlerden daha fazla güvenelim?

The Economist's model takes in two sources of information to produce its predictions. Öbek fiiller

3:04

The Economist'in modeli tahminlerini üretmek için iki bilgi kaynağından yararlanıyor.

Öbek fiiller

Girdi olarak almak anlamındaki takes in

Burada takes in, modelin kullanabilmesi için bilgiyi girdi olarak alması anlamına gelir. İki kaynak modelin tahmin sürecine bilgi sağlar. take in + information veya data yapısı, bir kişinin, cihazın ya da sistemin işlenecek malzemeyi almasını anlatabilir. Bu kullanımda take in, süreçten çıkana değil sürece girene odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi take in ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Every minute, the sensor ____ fresh data from the road.

Cevabı göster

takes in

The first is those polls.

3:09

Birincisi bu anketler.

You can get quite accurate predictions of how legislative elections are going to go Kelime

3:13

Yasama seçimlerinin nasıl geçeceğine dair oldukça isabetli tahminler elde edebilirsiniz,

Kelime

are going to go: gelecek anlamındaki be going to ve olayın gelişimini ya da sonucunu anlatan go

are going to go ifadesinde are going to, be going to + fiilin yalın hâliyle kurulan gelecek zaman yapısıdır. Sondaki go bu yalın fiildir; yanlışlıkla tekrarlanmış değildir ve burada bir yere gitmek anlamına gelmez. go; seçim, toplantı veya mülakat gibi bir olayı anlatırken olayın gelişmesi, ilerlemesi ya da sonuçlanması anlamına gelebilir. how ile başlayan yan cümle, seçimlerin nasıl ilerlemesinin veya nasıl sonuçlanmasının beklendiğini sorar.

Alıştırma

Cümleyi be going to + go şeklindeki dört sözcüklü yapıyla ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I wonder how the interview ____.

Cevabı göster

is going to go

using polls when you have a lot of quality polls taken really close to an election.

3:18

seçime çok yakın bir zamanda alınmış çok sayıda kaliteli anketiniz olduğunda anketleri kullanarak.

The problem is the quality and quantity of polls for Senate races vary widely state by state.

3:24

Sorun şu ki, Senato yarışları için anketlerin kalitesi ve miktarı eyaletten eyalete büyük farklılıklar gösteriyor.

And every race counts.

3:31

Ve her yarış önemlidir.

That leaves you very, very in the dark in races that don't have much or any polling. Deyimler

3:34

Bu da sizi fazla anketi olmayan veya hiç anketi olmayan yarışlarda çok ama çok karanlıkta bırakır.

Deyimler

in the dark: bilgi sahibi olmamak

In the dark, bir kişinin durumu anlamak veya neler olduğunu bilmek için yeterli bilgiye sahip olmadığını belirten bir deyimdir. Burada ışıksız bir yerde bulunmayı değil, çok az anket olması ya da hiç anket olmaması nedeniyle ortaya çıkan belirsizliği anlatır. be in the dark yapısı, bilgisiz kalan kişinin durumunu anlatır. be in the dark about the schedule örneğinde olduğu gibi ardından about + konu gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bilgiyi sakladığı için birini suçlamak zorunda olmadan yalnızca çalışanların bilgisiz olduğunu söyler?

  1. The employees worked in a dark office during the power cut.
  2. The employees were in the dark about the new policy.
  3. The manager kept the employees in the dark about the new policy.
Cevabı göster

The employees were in the dark about the new policy.

So, the model also looks at a range of historical factors.

3:39

Bu nedenle, model ayrıca bir dizi tarihsel faktöre de bakar.

Things like a state's voting history,

3:43

Bir eyaletin oy verme geçmişi,

whether a candidate is the incumbent, Kelime

3:46

bir adayın görevdeki kişi olup olmadığı,

Kelime

the incumbent: hâlen görevde olan kişi

Burada the incumbent, seçim konusu olan görevi hâlihazırda yürüten ve görevde kalmak için aday olan kişiyi ifade eder. İfade isim olarak kullanılır: the + incumbent. Incumbent yalnızca yarışa katılmayı değil, kişinin şu anda görevde olma durumunu anlatır. Bir aday görevdeki kişi de olabilir, ona karşı yarışan bir rakip de olabilir; bu nedenle bu ayrım seçim değerlendirmesinde önemli olabilir.

Alıştırma

Görevi hâlihazırda yürüten bir adayı belirten terimle cümleyi tamamlayın: In the mayoral race, ____ is seeking another term.

Cevabı göster

the incumbent

their political experience,

3:48

siyasi tecrübeleri,

or how much money they've raised.

3:50

veya ne kadar para topladıkları gibi şeyler.

Political science nerds call these factors fundamentals. Kelime

3:53

Siyaset bilimi inekleri bu faktörlere temel unsurlar derler.

Kelime

seçim modellemesinde fundamentals

Burada fundamentals, bir seçimi değerlendirmek için kullanılan nispeten istikrarlı arka plan etkenlerini belirten uzmanlık alanına özgü çoğul bir isimdir. Geçmiş oy verme eğilimleri, görevde olma durumu, aday deneyimi ve bağış toplama bunlara örnektir. Bu sözcük, söz konusu yapısal göstergeleri bir grup altında toplar. Güncel bir anket gibi belirli bir anın görüntüsünden farklıdır ve bu cümlede sınıfta öğrenilen temel bilgiler anlamına gelmez.

Alıştırma

“The model relies on fundamentals rather than today's poll,” cümlesinde fundamentals ne anlama gelir?

  1. İlk kez oy kullanacak kişiler için başlangıç dersleri
  2. Seçmen tercihlerine ilişkin en son anket ölçümü
  3. Görevde olma durumu, geçmiş oylar, deneyim ve bağış toplama gibi temel etkenler
Cevabı göster

Görevde olma durumu, geçmiş oylar, deneyim ve bağış toplama gibi temel etkenler

You can produce predictions of results in these races based on all of those sort of benchmark

3:58

Tek bir anket görmeden,

quote-unquote fundamental factors without seeing a single poll. Kelime

4:08

bu türden referans, tırnak içinde temel faktörlere dayanarak bu yarışlardaki sonuçların tahminlerini üretebilirsiniz.

Kelime

quote-unquote: sonraki etiketi işaretlemek

Quote-unquote, ardından gelen sözcük veya ifadeyi konuşmada tırnak içine almanın bir yoludur. Burada fundamental factors ifadesini, konuşanın bu sözcük seçimini tamamen kendi ifadesi olarak benimsemesinden ziyade, söz konusu faktörler için kullanılan bir etiket olarak sunar. Ses tonuna ve bağlama göre mesafe, çekince veya ironi gösterebilir; ancak otomatik olarak güçlü bir alay anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek ipucu, sonraki ifadeyi alıntılanmış bir etiket olarak anlamaktır.

Alıştırma

Bu cümlede quote-unquote ne işlev görüyor?

  1. Konuşanın, belirli bir kişiden yaptığı doğrudan alıntıyı bitirdiği anlamına gelir.
  2. fundamental factors ifadesini alıntılanmış bir terim veya etiket olarak işaretler ve bu ifadeye karşı bir miktar mesafe gösterebilir.
  3. Dinleyene fundamental factors sözlerini yüksek sesle tekrarlamasını söyler.
Cevabı göster

fundamental factors ifadesini alıntılanmış bir terim veya etiket olarak işaretler ve bu ifadeye karşı bir miktar mesafe gösterebilir.

But first,

4:12

Ama önce,

the model has to estimate the impact each of those factors is likely to have on the result.

4:13

modelin bu faktörlerin her birinin sonuç üzerinde yaratması muhtemel etkiyi tahmin etmesi gerekiyor.

To work that out, Öbek fiiller

4:19

Bunu hesaplamak için,

Öbek fiiller

work that out: akıl yürüterek belirlemek

Work out, “düşünerek, hesaplayarak veya analiz ederek belirlemek ya da çözmek” anlamına gelir. That, her faktörün sonucu ne ölçüde etkilediği sorusuna gönderme yapar; bu nedenle To work that out, “bunu belirlemek için” demektir. Work out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamir olduğunda zamiri ortaya yerleştirin: work that out veya work it out; work out that ya da work out it değil.

Alıştırma

Cümleyi work out ve it zamiriyle tamamlayın: The bill lists each item price but not the total, so I can ____.

Cevabı göster

work it out

it is tested on an election for which we already know the result.

4:21

sonucunu zaten bildiğimiz bir seçimde test ediliyor.

You say,

4:25

Dersiniz ki,

"Okay, let's give our model the data from every election year except for say 1976.

4:26

"Tamam, modelimize örneğin 1976 dışındaki tüm seçim yıllarının verilerini verelim.

And based on everything we knew from every year but 1976,

4:33

Ve 1976 dışındaki her yıldan bildiklerimize dayanarak,

what would we have predicted for 1976?" Dilbilgisi

4:37

1976 için ne tahmin ederdik?"

Dilbilgisi

what would we have predicted: hayali bir geçmiş sonuç

Would have + past participle, gerçekten yaşanmış bir olayı belirtmek yerine geçmişte hayal edilen bir sonucu anlatır. Soruda would özneden önce gelir: what + would + we + have + predicted. Burada konuşmacı, 1976 sonucu gizlenmiş olsaydı modelin hangi tahmini üreteceğini soruyor. 1976’da gerçekte ne tahmin edildiğini sormuyor.

Alıştırma

Soruyu would have + predict fiilinin past participle biçimiyle tamamlayın: If the 1976 result had been hidden, what ____ for that year?

Cevabı göster

would we have predicted

It does terribly.

4:40

Sonuç korkunç olur.

You say, "Oops,

4:43

Dersiniz ki, "Hoppala,

that was overfit. Kelime

4:44

bu aşırı uyumdu (overfit).

Kelime

overfit: eğitim verisine aşırı uyum sağlamak

Overfit, modelin durumunu veya eğitimin sonucunu anlatmak için was sözcüğünden sonra kullanılır. Modellemede aşırı uyumlu bir model, daha genel biçimde işe yarayan bir örüntü yerine eğitim verisine özgü ayrıntıları ve gürültüyü öğrenir. Burada that was overfit, modelin bilinen verilere fazla yakından uyduğu ve bu yüzden dışarıda bırakılan verileri kötü tahmin ettiği anlamına gelir. Sözcük fiziksel kondisyonla veya bir şeyin fazla sıkı oturmasıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Model değerlendirmesinde “The model was overfit” ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak çok sıkı oturana kadar ayarlandı.
  2. Eğitim verisinden yararlı örüntüler öğrenemeyecek kadar basitti.
  3. Eğitim verisini fazla yakından öğrendi ve iyi genelleme yapamadı.
Cevabı göster

Eğitim verisini fazla yakından öğrendi ve iyi genelleme yapamadı.

What were the least useful variables in here,

4:45

Buradaki en az yararlı değişkenler,

the ones we could most afford to do without? Öbek fiiller

4:47

onsuz yapabileceğimiz değişkenler hangileriydi?

Öbek fiiller

do without: bir şey yokken de idare etmek

Bu cümlede do without, “bir şey mevcut olmasa veya elde tutulmasa bile idare edebilmek” anlamına gelir. Örtük nesne daha önce geçen the ones ifadesidir; bu nedenle burada without sözcüğünden sonra açıkça bir isim gelmesi gerekmez. Yaygın yapı do without + isim/zamir şeklindedir; ancak neyin eksik olduğu bağlamdan anlaşılıyorsa nesne söylenmeyebilir: Which features can we do without? Bu ifade yalnızca bir şeyi kullanmamayı seçmekten çok, neyin zorunlu olmadığını belirlemek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi do ile başlayan ve “bir şey mevcut olmasa bile idare etmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The team can ____ a second camera for one day.

Cevabı göster

do without

And let's get rid of them." Öbek fiiller

4:49

Ve onlardan kurtulalım."

Öbek fiiller

get rid of: istenmeyen bir şeyi kaldırmak

Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak veya başka bir şekilde artık elinde bulundurmamak anlamına gelir. Burada them nesnedir ve ifade, seçilen değişkenlerin modelden çıkarılmasını anlatır. Bu, get rid of + isim/zamir biçiminde kullanılan sabit bir üç sözcüklü ifadedir. Nesneden önce of kalmalıdır: get rid of them denir, get rid them denmez. İfade genellikle söz konusu şeyin istenmediği veya artık yararlı olmadığı fikrini de taşır.

Alıştırma

Cümleyi get ile başlayan ve “istenmeyen bir şeyi kaldırmak” anlamına gelen sabit üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Maya wants to ____ the duplicate files.

Cevabı göster

get rid of

And then even the really strong variables,

4:51

Ve sonra gerçekten güçlü değişkenler olsa bile,

let's maybe trim their effect size by like 10% or something because you just never know.

4:53

etki boyutlarını belki %10 falan kırpalım çünkü ne olacağını asla bilemezsiniz.

And you basically have the computer just try a zillion of these permutations

4:58

Ve temelde bilgisayara bu permütasyonların bir milyon tanesini denetirsiniz,

until it finds the amount of shrinkage that yields the best predictions on the unseen data. Kelime

5:04

görünmeyen veriler üzerinde en iyi tahminleri veren küçülme miktarını bulana kadar.

Kelime

İstatistiksel modellemede shrinkage (daraltma)

Bu istatistiksel modelleme bağlamında shrinkage veya daraltma, tahmin edilen etkileri ya da katsayıları daha küçük değerlere, genellikle sıfıra doğru çekmek demektir. Bu işlem, modelin yalnızca gürültü olabilecek örüntüleri aşırı derecede izlemesini sınırlar ve yeni verileri daha güvenilir biçimde tahmin etmesine yardımcı olur. The amount of shrinkage, bu çekmenin gücünü ifade eder. Süreç farklı güçleri dener ve ayrılmış verilerde en iyi tahminleri veren gücü seçer.

Alıştırma

İstatistiksel bir modelde shrinkage burada ne anlama gelir?

  1. Tahmin edilen bütün etkileri aynı miktarda büyütmek
  2. Aşırı uyumu azaltmak için tahmin edilen etkileri daha küçük değerlere çekmek
  3. Veri kümesinin daha az yer kaplaması için rastgele satırlar silmek
Cevabı göster

Aşırı uyumu azaltmak için tahmin edilen etkileri daha küçük değerlere çekmek

Kelime

Model değerlendirmesinde unseen data (görülmemiş veri)

Modellemede unseen data veya görülmemiş veri, modelden bu veriyi tahmin etmesi istenmeden önce modelin uyumunda kullanılmamış veridir. Burada her aday model uydurulurken bazı örnekler ayrılır ve daraltma miktarını seçmek için bu örneklerdeki tahminler kontrol edilir. Unseen sözcüğü aşamaya bağlıdır: doğrulama verisi uyum sırasında görülmemiş olabilir, ancak daha sonra ayarlama için kullanılabilir. Son test kümesi ise nihai değerlendirmeye kadar hem uyum hem de ayarlama sürecinde görülmemiş kalmalıdır.

Alıştırma

Bir ekip 2010–2020 kayıtlarıyla bir model uyduruyor, ayrılmış 2021 kayıtlarıyla ayarlıyor ve hiç kullanılmamış 2022 kayıtlarıyla tek bir nihai değerlendirme yapıyor. Hangi ifade doğrudur?

  1. 2021 ve 2022 kayıtlarının ikisi de nihai değerlendirmeden önce toplandıkları için eğitim verisidir.
  2. 2021 kayıtları uyum sırasında görülmemişti ancak ayarlama için kullanıldı; 2022 kayıtları nihai değerlendirmeye kadar görülmemiş kaldı.
  3. 2010–2020 kayıtları görülmemiş veridir, daha sonraki kayıtlar ise eğitim verisidir.
Cevabı göster

2021 kayıtları uyum sırasında görülmemişti ancak ayarlama için kullanıldı; 2022 kayıtları nihai değerlendirmeye kadar görülmemiş kaldı.

Why go to all this trouble? Kalıp ifadeler

5:11

Neden onca zahmete giriliyor?

Kalıp ifadeler

go to all this trouble: bütün bu zahmete girmek

Bu soruda go to all this trouble, bir şeyi yapmak için büyük çaba harcamak ve zahmete katlanmak anlamına gelir. all this, çabanın veya zahmetin boyutunu büyük gösterir. Why ile kurulan bu soru yalnızca neden sormaz; bu karmaşık çabanın gerekli veya buna değer olup olmadığını da sorgular. Burada go to, bir yere gitmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Soruyu dersteki kalıp ifadeyle tamamlayın: The report is only for internal use. Why ____ to print fifty color copies?

Cevabı göster

go to all this trouble

Because projections that combine polling data with fundamental factors

5:14

Çünkü anket verilerini temel faktörlerle birleştiren projeksiyonlar,

tend to be much more stable than those looking at polling alone. Dilbilgisi

5:18

sadece anketlere bakanlardan çok daha istikrarlı olma eğilimindedir.

Dilbilgisi

tend to be much more stable than: çok daha istikrarlı olma eğiliminde olmak

tend to be, istisnalara yer bırakırken genel bir eğilim sunar. Bir şeyin her zaman daha istikrarlı olduğunu doğrudan söylemeye göre iddiayı daha temkinli hâle getirir. much more stable than güçlü bir karşılaştırma kurar: more stable karşılaştırma biçimidir, much farkın büyük olduğunu vurgular ve than karşılaştırılan ögeyi tanıtır. Bu cümlede those, karşılaştırılan tahminleri veya modelleri belirten önceki ismin tekrarlanmasını önler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yapının tamamıyla doldurun: Prices averaged over a month ____ prices recorded on a single day.

Cevabı göster

tend to be much more stable than

Take the 1992 election, Anlatım akışı

5:22

George H.W. Bush'un başkanlığı Bill Clinton'a kaybettiği

Anlatım akışı

Take the 1992 election: somut bir örnek sunmak

Burada Take, savı destekleyen belirli bir örneği ortaya koyar. “Bunu örnek olarak düşünün” anlamına gelir; “alıp götürün” veya “seçin” anlamında değildir. Bu kullanım bilgiyi düzenler: önce genel bir iddia, ardından dinleyicinin inceleyebileceği somut bir örnek gelir. Kalıp Take + isim öbeğidir ve yazıda ardından çoğunlukla virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi somut bir örnek sunan hedef fiille tamamlayın: ____ a neighborhood library: one popular event can bring in many new visitors.

Cevabı göster

Take

where George H.W. Bush lost the presidency to Bill Clinton.

5:25

1992 seçimlerini ele alalım.

This line marks his eventual share of the vote.

5:29

Bu çizgi onun nihai oy oranını işaret ediyor.

But in the months before the election,

5:32

Ancak seçimlerden önceki aylarda,

you'd have been hard pressed to foresee that. Deyimler

5:34

bunu öngörmekte çok zorlanırdınız.

Deyimler

hard pressed to: bir şeyi yapmakta son derece zorlanmak

Be hard pressed to do something, genellikle yetenek, kanıt, zaman veya uygulanabilir bir yöntem eksik olduğu için bir şeyi yapmakta çok zorlanmak demektir. Burada you'd have been hard pressed to foresee that, geçmişteki o noktadan bakıldığında sonucu öngörmenin son derece zor olacağını belirtir. Kalıp be hard pressed to + fiilin yalın hâlidir. You'd have been, you would have been ifadesinin kısaltmasıdır ve zorluğu geçmişe ilişkin varsayımsal bir bakış açısına yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Without a map or phone signal, we'd be ____ find the cabin before dark.

Cevabı göster

hard pressed to

The polls were all over the place. Deyimler

5:37

Anketlerin durumu darmadağındı.

Deyimler

all over the place ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede all over the place mecaz anlamda kullanılmıştır. Anketlerin büyük ölçüde değiştiğini ve istikrarlı ya da tutarlı tek bir sonuç göstermediğini anlatır. Bu ifade yalnızca birçok fiziksel yerde bulunan şeyleri değil; dağınık, tutarsız veya düzensiz bilgi, düşünce, plan ya da performansı da tanımlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi “tutarsız ve belirgin bir örüntüsü olmayan” anlamındaki dört sözcüklük İngilizce deyimle tamamlayın: The weekly results were ____.

Cevabı göster

all over the place

The Economist model would have been within the margin of error throughout that election year.

5:39

The Economist'in modeli o seçim yılı boyunca hata payı sınırları içinde kalırdı.

So much for elections that have long since been decided. Anlatım akışı

5:46

Çoktan karara bağlanmış seçimler için bu kadar yeter.

Anlatım akışı

Konuyu kapatıp geçiş yapan So much for

Burada So much for, az önce ele alınan konuyu, yani sonucu belli görünmüş seçimleri kapatır. Konuyu hızlı ve biraz mesafeli bir tonla toparlayıp 2020 hakkındaki sonraki soruya yer açar. Cümle başındaki So much for + isim öbeği, önceki konunun bittiğini işaretleyerek geçişi düzenleyebilir. Başka bağlamlarda bir umut veya planın boşa çıktığını da anlatabilir; ancak buradaki temel görevi bu değildir.

Alıştırma

Eski konuyu hızlı ve biraz küçümseyici bir tonla kapatarak cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: We have reviewed the old system. ___ that; now let's examine the new one.

  1. So much for
  2. As for
  3. According to
Cevabı göster

So much for

What about the 2020 Senate race?

5:49

Peki 2020 Senato yarışı ne durumda?

Here's an example of how we rate the chances that a Republican senator like Susan Collins from Maine

5:54

İşte Maine'den Susan Collins gibi Cumhuriyetçi bir senatörün

will retain her seat.

6:00

koltuğunu koruma şansını nasıl değerlendirdiğimize dair bir örnek.

Collins won the 2014 election for her Senate seat by a landslide, Deyimler

6:02

Collins, 2014 Senato seçimini ezici bir üstünlükle kazandı,

Deyimler

by a landslide: ezici bir farkla kazanmak

Burada by a landslide, “ezici bir farkla” anlamına gelir. Collins rakibinden çok daha fazla destek aldığı için seçim çekişmeli geçmemiştir. Landslide burada mecazdır; sonucu bir doğal afetin doğurduğu anlamına gelmez. By edatı, zaferin nasıl veya ne kadar büyük bir farkla kazanıldığını belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp win an election, vote, or contest by a landslide şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi, landslide sözcüğünü içeren ve “ezici bir farkla” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The mayor won the election ____, taking nearly 80 percent of the vote.

Cevabı göster

by a landslide

suggesting it's more likely she would be voted in again.

6:06

bu da onun tekrar seçilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

She also has the advantage of incumbency,

6:09

O ayrıca görevde olmanın avantajına da sahip,

something particularly important in Maine.

6:12

bu Maine'de özellikle önemli bir şey.

But the Democratic candidate Sara Gideon has raised more money in fundraising.

6:14

Ancak Demokrat aday Sara Gideon bağış toplamada daha fazla para topladı.

Based on these and other fundamentals,

6:20

Bu ve diğer temel unsurlara dayanarak,

the model had Collins eight points ahead.

6:22

model Collins'i sekiz puan önde gösteriyordu.

But that's not the end of the story. Deyimler

6:25

Ancak hikaye burada bitmiyor.

Deyimler

not the end of the story: önemli bilgiler daha gelecek

Not the end of the story, şimdiye kadar açıklananların durumun tamamı veya nihai sonuç olmadığı anlamına gelir. Story burada bir meselenin tüm anlatımını veya gelişim sürecini ifade eder; mutlaka kurmaca bir hikâye anlamına gelmez. Bir söylem işareti olarak But that's not the end of the story, erken bir sonuca varılmasını engeller ve mevcut bilgilerin nasıl anlaşılacağını değiştirebilecek sonraki kanıtları veya gelişmeleri anlatıma dahil eder.

Alıştırma

But that's not the end of the story bu bağlamda neyin işaretini verir?

  1. Konuşmacı konuyla ilgisiz, kurmaca bir hikâye anlatmak üzere.
  2. Olaylar tamamen sona erdiği için başka bir açıklamaya gerek yok.
  3. Şimdiye kadarki bilgiler tablonun tamamını göstermiyor ve ardından önemli bir gelişme geliyor.
Cevabı göster

Şimdiye kadarki bilgiler tablonun tamamını göstermiyor ve ardından önemli bir gelişme geliyor.

And then each time a poll comes in,

6:28

Ve ardından, her yeni anket geldiğinde,

you update your prediction.

6:30

tahmininizi güncellersiniz.

It will move incrementally in the direction of whatever the new poll you're adding says.

6:32

Eklediğiniz yeni anket ne söylüyorsa, o yönde kademeli olarak ilerleyecektir.

There have been a number of high-quality polls in Maine,

6:40

Maine'de çok sayıda yüksek kaliteli anket oldu,

the kind of poll our model weighs heavily.

6:43

bizim modelimizin büyük ağırlık verdiği türden anketler.

With those factored in, Öbek fiiller

6:46

Bunlar hesaba katıldığında,

Öbek fiiller

factored in: etkenleri bir karara dahil etmek

Burada factored in, bir şeyin hesaplamaya veya değerlendirmeye dahil edildiği anlamına gelir. Those daha önce bahsedilen anketleri gösterir; yani tahmin bu kanıtları yalnızca anmakla kalmaz, gerçekten kullanır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp factor something in biçimindedir. with those factored in içindeki with + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı bir koşul sunar: bu unsurlar dahil edildiğinde ardından gelen sonuç geçerli olur.

Alıştırma

Cümleyi factor in ile tamamlayın: Before choosing a hotel, we need to ____ the cost of parking.

Cevabı göster

factor in

the forecast swings in favor of her Democratic challenger. Kalıp ifadeler

6:48

tahmin Demokrat rakibinin lehine dönüyor.

Kalıp ifadeler

swings in favor of: bir tarafın lehine dönmek

Swings belirgin bir yön değişikliğini gösterir. Burada tahmin, rakibin lehine olmayan bir durumdan ona avantaj sağlayan bir duruma geçer. Başka durumlarda da kullanılabilen X swings in favor of Y kalıbı, X'in yön değiştirerek artık Y'yi desteklemesi veya Y'ye yarar sağlaması anlamına gelir. In favor of değişimden yararlanan tarafı gösterir; mutlaka birinin kişisel duygularını anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi swings in favor of ile tamamlayın: As the final ballots are counted, the race ____ the independent candidate.

Cevabı göster

swings in favor of

So, which other races should you keep an eye on? Deyimler

6:52

Peki, başka hangi yarışlara göz kulak olmalısınız?

Deyimler

keep an eye on: takip etmek veya göz kulak olmak

Keep an eye on, birini ya da bir şeyi belli bir süre boyunca izlemeye devam etmek anlamına gelen bir deyimdir. Burada konuşmacı, sonuçları değişebileceği için başka hangi seçim yarışlarının takip edilmesi gerektiğini soruyor. Bu deyim, birine ya da bir şeye bir süre göz kulak olmak anlamına da gelebilir. on'dan sonra gelen öge, dikkatin yöneltildiği hedeftir; amacın gelişmeleri takip etmek mi yoksa hedefe göz kulak olmak mı olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Amaç mevcut bir projedeki değişiklikleri takip etmekse bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? 'We need to ___ the project schedule this week.'

  1. look away from
  2. keep an eye on
  3. keep an eye out for
Cevabı göster

keep an eye on

According to The Economist's model,

6:55

The Economist'in modeline göre,

Alabama is very likely to switch from Democrat to Republican.

6:57

Alabama'nın Demokrat'tan Cumhuriyetçi'ye geçme ihtimali çok yüksek.

Whilst Arizona, Colorado, and North Carolina,

7:01

Oysa Arizona, Colorado ve Kuzey Carolina,

like Maine, have a good chance of flipping the other way. Kelime

7:04

tıpkı Maine gibi, diğer yöne dönme konusunda iyi bir şansa sahip.

Kelime

seçim haberlerinde flipping the other way

Seçim haberlerinde flip, bir sandalye, eyalet veya seçim bölgesinin kontrolünün bir partiden diğerine geçmesi anlamına gelir. Flipping the other way, değişimin az önce belirtilen yönün tersine gerçekleşmesi demektir. Burada önceki değişim Demokratlardan Cumhuriyetçilere doğruydu; dolayısıyla ifade Cumhuriyetçilerden Demokratlara geçişi gösterir. The other way tek başına herhangi bir partiyi adlandırmaz; yönünü önceki bağlamdan alır.

Alıştırma

Bir haber önce bir sandalyenin A Partisinden B Partisine geçtiğini anlatıyor. Ardından başka bir sandalye için 'flipped the other way.' diyor. İkinci sandalyeye ne oldu?

  1. B Partisinden A Partisine geçti.
  2. O da A Partisinden B Partisine geçti.
  3. B Partisinin kontrolünde kaldı.
Cevabı göster

B Partisinden A Partisine geçti.

If Biden wins the presidency,

7:08

Biden başkanlığı kazanırsa,

this map would give the Democrats their Senate majority.

7:10

bu harita Demokratlara Senato çoğunluğunu verecektir.

Of course,

7:15

Elbette,

there's another challenge in predicting the results of these or any other race in the 2020 election,

7:16

model ne kadar iyi olursa olsun,

however good the model. Dilbilgisi

7:22

2020 seçimlerinde bu veya diğer yarışların sonuçlarını tahmin etmede başka bir zorluk daha var.

Dilbilgisi

however good the model: ödünleme bildiren however + sıfat

however + sıfat + özne yapısında however, “ama” değil, “ne kadar … olursa olsun” anlamına gelir. however good the model derece bakımından bir ödünleme kurar: model çok iyi olsa bile ardından belirtilen sınırlama geçerliliğini korur. Altyazıda kısaltılmış bir ödünleme parçası kullanılmıştır. Tam biçim however good the model may be veya however good the model is olur. Bu kalıp, bir güçlü yanı kabul edip bunun bir sorunu ortadan kaldırmadığını belirtmeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede however, “tahmin ne kadar doğru olursa olsun” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. However, accurate the forecast is, we still need a backup plan.
  2. However the forecast is accurate, we still need a backup plan.
  3. However accurate the forecast is, we still need a backup plan.
Cevabı göster

However accurate the forecast is, we still need a backup plan.

While in a pandemic,

7:23

Bir salgının ortasındayken,

votes cast by mail are expected to set a new record this November. Notlar

7:24

posta yoluyla kullanılan oyların bu Kasım ayında yeni bir rekor kırması bekleniyor.

Dilbilgisi

votes cast by mail: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

votes cast by mail ifadesinde cast by mail, votes sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Bu, kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciğidir: votes that are cast by mail. Votes eylemden etkilenen ögedir; by mail ise yöntemi belirtir. Cast a vote, bir tercihi resmî olarak kayda geçirmek, yani oy kullanmak anlamına gelir. Kısaltılmış öbek, rekor kırması beklenen oyların hangileri olduğunu sınırlar; tek başına bütün oyların konuşma anında zaten kullanılmış olduğunu göstermez.

Alıştırma

that are submitted online ilgi cümleciğini geçmiş zaman ortacıyla kısaltın: Applications ____ will receive an email.

Cevabı göster

submitted online

Dilbilgisi

are expected to: tarafsız bir tahmin

Be expected to + fiilin yalın hâli, bir olayı mevcut bilgilere dayanan bir tahmin olarak sunar. Buradaki are expected to set, posta yoluyla kullanılan oyların sayısının rekor bir düzeye ulaşacağının tahmin edildiğini belirtir. Edilgen yapı tahmini kimin yaptığını söylemez. Bu nedenle ifade, tek bir kişinin görüşünden çok tarafsız bir haber veya rapor gibi duyulur. Özne kendi başına bir şeyi beklememektedir.

Alıştırma

Raporu be expected to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Ticket sales ____ rise sharply this summer.

Cevabı göster

are expected to

Kalıp ifadeler

set a new record: yeni bir en yüksek sonuç oluşturmak

Set a new record, aynı kategorideki önceki bütün sonuçlardan daha yüksek, daha büyük, daha hızlı veya başka bir açıdan daha uç bir sonuca ulaşmak anlamına gelen sabit bir söz öbeğidir. Burada fiziksel olarak bir şeyi bir yere koymak değil, posta yoluyla kullanılan oyların sayısı anlatılır. New sıfatı, rekor düzeyinin şu anda oluşturulduğunu vurgular. Bu kalıp toplamlar, satışlar, hız, katılım, sıcaklık ve ölçülebilen daha birçok sonuç için kullanılabilir.

Alıştırma

Etkinliğin bugüne kadarki en yüksek katılım sayısına ulaştığını anlatmak için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The festival [BLANK] for attendance this year.

  1. set a new record
  2. matched the record
  3. held the record
Cevabı göster

set a new record

While the experts say voting by mail is safe,

7:29

Uzmanlar posta yoluyla oy kullanmanın güvenli olduğunu söylese de,

it's yet another example of how it's complicated and it could be even more challenging come November. Kelime

7:31

bu işin ne kadar karmaşık olduğuna ve Kasım ayı geldiğinde daha da zorlayıcı olabileceğine dair bir başka örnek.

Kelime

come November: kasım geldiğinde

Burada come November, “kasım geldiğinde” veya “kasım ayına gelindiğinde” anlamındadır. İfade, durumu daha zor hâle getirebilecek gelecekteki bir zaman noktası olarak kasım ayına bakar. Bu kalıpta come; bir günün, ayın, mevsimin veya gelecekteki başka bir zaman noktasının önünde zaman bağlantısı kurar: come Monday, come winter, come election day. Dizilim come + zaman ifadesi şeklindedir; birine gelmesini söyleyen bir emir değildir.

Alıştırma

“Kasım geldiğinde” anlamındaki kısa ifadeyle cümleyi tamamlayın: The roads may become icy ____.

Cevabı göster

come November

My model does not make any explicit adjustments for the fact that this election is occurring during the COVID pandemic.

7:37

Benim modelim, bu seçimin COVID salgını sırasında gerçekleştiği gerçeğine yönelik herhangi bir açık ayarlama yapmıyor.

I think COVID is a huge deal.

7:49

COVID'in çok büyük bir mesele olduğunu düşünüyorum.

It's obviously killed a huge amount of people.

7:51

Açıkça çok sayıda insanı öldürdü.

And of course,

7:53

Ve tabii ki,

it will cause changes in the way we vote that could indeed have significant unexpected uh you know,

7:53

oy kullanma şeklimizde gerçekten de önemli, beklenmedik, hani,

unmodelable effects.

7:59

modellenemeyen etkilere sahip olabilecek değişikliklere neden olacak.

But uh I'll need to see the evidence.

8:02

Ancak, hımm, kanıtı görmem gerekecek.

Without that evidence,

8:08

Bu kanıt olmadan,

predicting how the pandemic's going to affect this election would call for forces far beyond science. Notlar

8:10

salgının bu seçimi nasıl etkileyeceğini tahmin etmek bilimin çok ötesindeki güçleri gerektirir.

Öbek fiiller

call for: bir şeyi gerektirmek

Bu cümlede call for, “gerektirmek” veya “gerekli kılmak” anlamına gelir. Salgının etkisini doğru tahmin etmek, bilimin sağlayabileceğinin ötesinde güçler gerektirirdi. Yaygın yapı durum, görev veya plan + call for + gereken şey biçimindedir: The job calls for patience. Soyut veya cansız bir öznenin kullanılması yaygındır; bu nedenle burada telefon görüşmesi söz konusu değildir.

Alıştırma

“Gerektirmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A safe landing in these winds would ____ exceptional skill.

Cevabı göster

call for

Deyimler

Mizahi bir abartı olarak forces far beyond science

Bu cümlede forces far beyond science, bilinçli olarak abartılmış bir mecazdır. Pandeminin seçim üzerindeki etkisini öngörmenin bilimin sağlayamayacağı, neredeyse doğaüstü güçler gerektireceğini hayal ettirir. Konuşanın asıl demek istediği, güvenilir bir öngörü için henüz yeterli kanıt olmadığıdır. İfade, savı mizah ve kuşkuculukla bitirir; böyle güçlerin gerçekten var olduğunu ya da bilimin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmez.

Alıştırma

Bu cümlede forces far beyond science ne anlatıyor?

  1. Bilim insanlarının seçim sonucunu zaten hesapladığını söyler.
  2. Güvenilir bir öngörü için yeterli kanıt bulunmadığını mizahi biçimde ima eder.
  3. Doğaüstü inançların bilimin yerini alması gerektiğini iddia eder.
Cevabı göster

Güvenilir bir öngörü için yeterli kanıt bulunmadığını mizahi biçimde ima eder.

I'm Dan Rosenheck,

8:16

Ben Dan Rosenheck,

The Economist's data editor.

8:17

The Economist'in veri editörü.

You can keep up to date on all of our election coverage by clicking on the link opposite.

8:19

Karşıdaki bağlantıya tıklayarak tüm seçim kapsamımızdan haberdar olabilirsiniz.

Thank you for watching.

8:23

İzlediğiniz için teşekkür ederiz.