Sevdiklerimize Nasıl Yardım Edebiliriz?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.210 kelime 176 kel/dk

Video özeti: Yardım dinleme, çözüm, umut, gerçekçilik, harcama veya temas olabilir; alana uymalıdır. Başlıca İngilizce noktaları: 1. “at sea.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: denizde değil, şaşkın olmaktır; ne yapacağını bilmeyince kullanılır. 2. “It's all very well for someone to say” — Edimbilim ve tutum: eleştiriden önce sözleri yetersiz bulan nazik bir kabuldür. 3. “Only when our partner is ready to match our most forbidding analyses can we be reassured” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: baştaki Only when ana cümleyi devrik yapar ve belirleyici koşulu vurgular.

Bu derste

One of the key desires of love is the wish to help another person. Dilbilgisi

0:03

Aşkın en temel arzularından biri, bir başkasına yardım etme isteğidir.

Dilbilgisi

One of the key desires ... is the wish: tekil uyumu

One of the key desires ifadesinde öznenin dilbilgisel başı one sözcüğüdür. of the key desires öbeği yalnızca bu ögenin ait olduğu grubu belirtir; bu nedenle desires çoğuldur, ancak fiilin biçimini belirlemez. Özne tek bir arzuyu anlattığı için tekil bağ fiili is kullanılır. Ardından gelen the wish isim öbeği, bu arzunun ne olduğunu açıklar. Başka cümlelere aktarılabilen kalıp one of + çoğul sayılabilen isim + tekil fiil biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi be fiilinin doğru geniş zaman biçimiyle tamamlayın: One of the best parts of the trip ____ visiting the museum.

Cevabı göster

is

But an intention doesn't always or automatically translate into a ready capacity for true assistance. Öbek fiiller

0:08

Ancak bir niyet, her zaman veya otomatik olarak gerçek bir yardım için hazır bir kapasiteye dönüşmez.

Öbek fiiller

translate into a ready capacity: kullanıma hazır bir beceriye dönüşmek

Burada translate into, pratik bir sonuca yol açmak veya böyle bir sonuca dönüşmek anlamındadır; sözcükleri bir dilden başka bir dile çevirmek anlamına gelmez. Özne an intention, into sonrasındaki sonuç ise a ready capacity ifadesidir: gelişmiş ve gerçek kullanım için hazır bir beceri. Dolayısıyla cümle, yardım etmek istemek ile gerçekten yardım edebilmek arasındaki ayrımı gösterir. Daha genel olarak X, Y’yi ürettiğinde, Y’ye dönüştüğünde veya Y olarak ortaya çıktığında X translates into Y kalıbı kullanılır.

Alıştırma

Burada translate into ne anlama geliyor? More website visits do not always translate into more sales.

  1. sözcükleri bir dilden başka bir dile çevirmek
  2. pratik bir sonuca yol açmak veya böyle bir sonuca dönüşmek
  3. aynı eylemi daha hızlı tekrarlamak
Cevabı göster

pratik bir sonuca yol açmak veya böyle bir sonuca dönüşmek

Picture a 5-year-old who stumbled into his parents' bedroom and surprised his mother crying. Notlar

0:15

Ebeveynlerinin yatak odasına sendeliyerek giren ve annesini ağlarken bulup şaşıran 5 yaşında bir çocuğu hayal edin.

Anlatım akışı

Picture a ...: dinleyiciyi bir sahne hayal etmeye çağırmak

Burada Picture, “hayal et” veya “zihninde bir görüntü oluştur” anlamına gelen emir kipindeki bir fiildir. a ile başlayan isim öbeği, dinleyicinin gözünde canlandırması istenen sahneyi belirtir; gerçek bir resimden söz edilmez. Sahne kuran bir giriş olarak Picture a ..., dinleyiciyi soyut bir tartışmadan somut bir örneğe taşır. Konuşmacı önce dikkati yönlendirir, ardından sonraki düşüncenin anlaşılmasını kolaylaştıran ayrıntıları verir.

Alıştırma

Hangi cümlede picture, “hayal et” anlamında emir kipindeki bir fiil olarak kullanılmıştır?

  1. She took a picture at the station.
  2. This picture of a quiet town hangs in the hall.
  3. Picture a quiet town where everyone knows your name.
Cevabı göster

Picture a quiet town where everyone knows your name.

Öbek fiiller

stumbled into: sendeleyerek veya kazara girmek

Stumbled into, stumble into fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Into, dışarıdan içeriye doğru hareketi gösterir. Burada ifade, çocuğun yatak odasına dengesiz adımlarla girdiğini ve karşılaştığı sahneyi bulmayı planlamadığını anlatır. Bu ifade fiziksel denge kaybını, kazara girişi veya her iki fikri birden vurgulayabilir. Bu nedenle nötr entered sözcüğünde bulunmayan bir anlatı bilgisi ekler.

Alıştırma

Derste geçen ve “dengesiz adımlarla yanlışlıkla girdi” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi kullanın: After waking in the dark, Maya ____ the wrong room before she found the light.

Cevabı göster

stumbled into

Kelime

surprised his mother crying: sürmekte olan bir eyleme rastlamak

Bu cümlede surprised, “birine beklenmedik biçimde rastlamak ya da onu o durumda görmek” anlamındadır. Çocuk içeri girdi ve annesini ağlarken gördü. Burada surprise + kişi + -ing ile kurulan eylem, kişi fark edildiğinde zaten sürmekte olan bir eylem olarak sunulur. Çocuğun ağlamaya neden olduğu ya da annesini şaşırttığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “surprised his mother crying” ne anlama geliyor?

  1. Annesi onu şaşırtmak için bilerek ağladı.
  2. Annesi ağlarken beklenmedik biçimde onu gördü.
  3. Annesini o kadar korkuttu ki annesi ağlamaya başladı.
Cevabı göster

Annesi ağlarken beklenmedik biçimde onu gördü.

She's normally so strong and ready with help for him.

0:20

Annesi normalde çok güçlüdür ve ona yardım etmeye her zaman hazırdır.

Now he longs to do something to staunch the tears, Notlar

0:23

Şimdi çocuk o gözyaşlarını dindirmek için bir şeyler yapmak için can atıyor,

Kalıp ifadeler

longs to: güçlü ve derin bir istek ifade etmek

Long to + fiil, bir şeyi yapmak için güçlü ve derin bir istek duymak anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca bir şey yapmak istemiyor; kullanılan ifade duygusal açıdan yoğun bir dileği gösteriyor. Geniş zamanda özne he, she veya it olduğunda long, longs biçimine dönüşür: he longs to do something. Buradaki long, “çok istemek” anlamında bir fiildir; “uzun” anlamındaki sıfat değildir.

Alıştırma

Cümleyi long to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After months away, Leo ____ see his family again.

Cevabı göster

longs to

Kelime

staunch the tears: ağlamayı durdurmak

Staunch fiil olarak kullanıldığında, akmaya devam eden bir şeyi durdurmak anlamına gelir. Staunch the tears ifadesinde gözyaşlarını durdurmak ve genellikle kişiyi teselli ederek ağlamayı sona erdirmek demektir. Bu fiil en çok kanamayı durdurmayla ilişkilendirilir, ancak devam eden başka akışlar veya kayıplar için de kullanılabilir. Buradaki alışılmadık ve edebî ifade, nasıl yapacağını bilmese bile yardım etme isteğini vurgular.

Alıştırma

“He tried to staunch the tears” cümlesinde staunch ne anlama gelir?

  1. Son derece sadık kalmak
  2. Ağlamayı durdurmak
  3. Ağlamayı durdurmadan yüzdeki gözyaşlarını silmek
Cevabı göster

Ağlamayı durdurmak

but he's at sea. Deyimler

0:26

ama ne yapacağını bilmiyor.

Deyimler

at sea: kafası karışmış ve ne yapacağını bilmeyen

At sea, kafası karışmış, kararsız veya daha sonra ne yapacağını göremeyen biri için kullanılan bir deyimdir. Burada gerçek anlamda denizde bulunmayı ifade etmez. Be, feel veya seem fiillerinden sonra kullanıldığında zihinsel olarak yönünü bulamama durumunu anlatır. Bu cümlede yardım etmek istiyor, ancak bir eylem seçebilecek kadar sorunu anlayamıyor.

Alıştırma

“During the first lesson, Maya felt at sea” cümlesinde at sea ne anlama gelir?

  1. Denizde yolculuk yapıyordu
  2. Ders mevcut yeteneğini aşıyordu
  3. Kafası karışıktı ve sonra ne yapacağını bilmiyordu
Cevabı göster

Kafası karışıktı ve sonra ne yapacağını bilmiyordu

The sobs might be about the mortgage,

0:27

Hıçkırıklar ev kredisi yüzünden,

a turbulent time at work,

0:29

işteki çalkantılı bir dönem yüzünden,

or an argument with her partner.

0:30

veya eşiyle ettiği bir kavga yüzünden olabilir.

But all these aren't for a child to grasp. Dilbilgisi

0:32

Fakat tüm bunlar bir çocuğun kavrayabileceği şeyler değildir.

Dilbilgisi

for a child to grasp: mastarın eylemini yapan kişiyi belirtme

for a child to grasp yapısında for, a child öbeğini to-infinitive yapısının anlamsal öznesi olarak tanıtır; yani grasp eylemini yapacak kişiyi belirtir. Öbeğin tamamı, eylemin kimin için geçerli olduğunu gösterir. Burada grasp, bir şeyi elle tutmak değil, anlamak demektir. Konuşan kişi, yetişkinlerin sorunlarının bir çocuğun anlamasına uygun olmadığını ve çocuktan bunları anlamasını beklemenin gerçekçi olmadığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı for + a child + to solve ile tamamlayın: This puzzle is too difficult ____.

Cevabı göster

for a child to solve

He sweetly suggests a glass of water

0:35

Tatlı bir şekilde bir bardak su teklif eder

and pipes up that he might run downstairs to get knitted rabbit. Öbek fiiller

0:38

ve aşağı koşup örgü tavşanını getirebileceğini söyler.

Öbek fiiller

pipes up: konuşmaya aniden katılmak

Pipe up, özellikle sessiz kaldıktan sonra aniden veya beklenmedik biçimde konuşmaya başlamak anlamına gelen gündelik bir phrasal verb yapısıdır. Şimdiki zamanla anlatılan bu bölümde pipes up, çocuğun fikrini dile getirmeye karar verdiği anı belirtir. Bu ifade gerçek anlamda bir pipe ile ilgili değildir ve doğrudan bağırmak anlamına gelmez. Temel etkisi, kişinin konuşmaya katıldığı anı belirginleştirmektir.

Alıştırma

Sessiz kaldıktan sonra aniden konuşmak anlamına gelecek şekilde cümleyi pipe up yapısının geçmiş biçimiyle tamamlayın: After listening silently for ten minutes, Maya finally ____ with a question.

Cevabı göster

piped up

The impulse to help floats logically free of any actual ability to do so. Deyimler

0:42

Yardım etme dürtüsü, bunu yapmaya yönelik herhangi bir gerçek yetenekten mantıken bağımsız bir şekilde süzülür.

Deyimler

floats logically free of: kavramsal bağımsızlık

Burada floats ... free of, mekânsal bir benzetmedir. Dürtü gerçekten havada süzülmez; gerçek yetenekten ayrı olarak var olabilen bir şey gibi sunulur. Logically zarfı ayrımın kapsamını daraltır: yardım etmeyi istemek ve yardım edebilmek birbirinden bağımsız iki olgudur. Daha genel olarak X floats logically free of Y, akıl yürütme açısından X'in Y'ye bağlı olmadığı anlamına gelir.

Alıştırma

Örnekte floats logically free of ne anlama geliyor?

  1. fiziksel olarak üst tarafta hareket eder
  2. bir düşünce olarak bağımsız biçimde var olur
  3. ücretsiz olarak sağlanır
Cevabı göster

bir düşünce olarak bağımsız biçimde var olur

Two people can long to be supportive and generous towards one another

0:47

İki insan birbirlerine destekleyici ve cömert davranmayı çok isteyebilir

and yet lack all the skills to deliver on their good intentions, Öbek fiiller

0:51

ancak iyi niyetlerini gerçekleştirecek tüm becerilerden yoksun olabilirler,

Öbek fiiller

deliver on their good intentions: niyeti sonuca dönüştürmek

Deliver on, bir şeyi yerine getirmek veya onun vaat ettiği sonucu üretmek anlamına gelir. Burada their good intentions bir taahhüt gibi ele alınır: gerekli becerilerin bulunmaması, iyi niyetlerin etkili yardıma dönüşmesini engeller. Kalıp deliver on + söz, taahhüt, beklenti, plan veya niyet şeklindedir. Yalnızca samimi duygulara değil, gerçek takibe ve sonuçlara odaklanır.

Alıştırma

Yardım kuruluşu iki barınak açma sözü verdi. Bu sözü gerçek bir sonuca dönüştürmesi gerektiğini anlatan ifadeyi seçin: "Now it has to ___ that promise."

  1. repeat
  2. deliver on
  3. believe in
Cevabı göster

deliver on

and therefore end up feeling isolated, Öbek fiiller

0:55

ve bu nedenle sonunda izole olmuş,

Öbek fiiller

end up feeling: çoğu zaman planlanmamış nihai bir sonuç

End up + -ing, başka olaylardan sonra bir eylem veya durumun nihai sonuç hâline gelmesini anlatır. Bu sonuç çoğu zaman planlanmamış veya istenmeyen bir sonuçtur. End up feeling isolated ifadesinde feeling, end up sonrasında kullanılan -ing biçimidir. İfade, yalnız hissetmenin başlangıçtaki amaç değil, sonunda ortaya çıkan sonuç olduğunu anlatır. Kalıp end up doing something veya end up feeling/becoming a certain way olarak başka durumlara aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi end up + call ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After trying to fix the printer for an hour, Leo ____ a technician.

Cevabı göster

ended up calling

resentful, and unloved.

0:57

kızgın ve sevilmemiş hissedebilirler.

We cause ourselves trouble because we're too slow to recognize an odd, Dilbilgisi

1:00

Kendi kendimize sorun çıkarırız çünkü tuhaf ve

Dilbilgisi

too slow to recognize: zamanında harekete geçmeyi engelleyen derece

Too + sıfat + to-infinitive, sıfatın belirttiği derecenin aşırı olduğunu ve bu nedenle sonraki eylemin gerektiği şekilde veya zamanında gerçekleşemediğini anlatır. Burada too slow to recognize, "fark edecek kadar hızlı olmamak" anlamına gelir. Slow, fiziksel hareketi değil, sorunu fark etme hızını anlatır. Bağlamda sorun, sıkıntıyı önlemek için gereken zamandan daha geç fark edilir.

Alıştırma

Uyarı ancak hasar meydana geldikten sonra fark edildi. Hangi cümle gecikmenin zamanında harekete geçmeyi engellediğini en iyi gösterir?

  1. The team was very slow to recognize the warning.
  2. The team was slow and recognized the warning.
  3. The team was too slow to recognize the warning.
Cevabı göster

The team was too slow to recognize the warning.

largely unmentioned phenomenon,

1:04

büyük ölçüde dile getirilmeyen bir olguyu fark etmekte çok yavaşızdır,

how varied and particular our notions of help can be. Dilbilgisi

1:06

yardım anlayışlarımızın ne kadar çeşitli ve kendine has olabileceğini.

Dilbilgisi

how varied and particular ... can be: how yan cümlesiyle dereceyi vurgulama

Bu yan cümle, dereceyi vurgulamak için how + sıfat(lar) + özne + can be yapısını kullanır: insanların yardım hakkındaki düşünceleri büyük ölçüde farklılık gösterebilir ve oldukça özgül olabilir. Bu, doğrudan bir soru değildir. Burada how, cümle içine yerleşmiş ünlem değerli bir yan cümle başlatır; bu nedenle our notions ... can be biçimindeki düz cümle sırası korunur, can our notions ... be sırası kullanılmaz. Bu tür yan cümleler genellikle bağlamda daha önce sunulan bir düşünceyi tamamlar veya yorumlar.

Alıştırma

Hangi seçenek doğrudan soru sormak veya bir yöntem anlatmak yerine çeşitliliğin derecesini vurgular? The article shows ____.

  1. how varied can people's views be
  2. how people's views can be varied
  3. how varied people's views can be
Cevabı göster

how varied people's views can be

We take our own preferred style of being soothed Dilbilgisi

1:10

Kendimizi sakinleştirmek için tercih ettiğimiz tarzı,

as the natural starting point for how to soothe others.

1:13

başkalarını nasıl sakinleştireceğimizin doğal başlangıç noktası olarak alırız.

Dilbilgisi

take our own preferred style ... as the natural starting point: take A as B kalıbı

take A as B kalıbı, A'yı B olarak görmek, kabul etmek veya yorumlamak anlamına gelir. A değerlendirilen şeydir; B ise A'ya atanan rol, kategori veya temeldir. Bu cümlede insanlar, tercih ettikleri teselli edilme biçimini başkalarını teselli etmenin doğal ve açık başlangıç ölçütü olarak görür. İfade ayrıca sınanmamış bir varsayıma işaret eder: benim için işe yarayan şey, başka biri için de varsayılan seçenek hâline gelir.

Alıştırma

Sessizliğin onay olarak yorumlandığını göstermek için cümleyi take fiilinin geçmiş zaman biçimiyle ve as sözcüğüyle tamamlayın: The committee ____ silence ____ agreement, even though nobody had actually agreed.

Cevabı göster

took · as

But when we're wrong and our partner's original distress

1:17

Fakat yanıldığımızda ve partnerimizin asıl sıkıntısı

is compounded by their sense of having been ignored or insulted, Kalıp ifadeler

1:20

görmezden gelindiği veya hakarete uğradığı hissiyle daha da arttığında,

Kalıp ifadeler

be compounded by: ek bir etken sorunu daha da kötüleştirir

is compounded by ifadesinde compounded, “daha da kötüleştirilmiş” anlamına gelir. Sıkıntı zaten vardır ve görmezden gelinmiş ya da aşağılanmış olma hissi başka bir olumsuz etken ekler. be compounded by + neden kalıbı, olumsuz etkenlerin birikmesini vurgular: Bir sorun başka bir şey yüzünden daha da ağırlaşır. Bir güçlüğün, riskin veya duygunun neden daha ciddi hâle geldiğini açıklarken özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi compounded ve doğru edatı kullanarak tamamlayın: The housing shortage was ____ rising construction costs.

Cevabı göster

compounded by

we take them to be ungrateful and cruel Dilbilgisi

1:24

onları nankör ve zalim olarak değerlendiririz

Dilbilgisi

take them to be: birinin belirli bir özelliğe sahip olduğunu düşünmek

take them to be ungrateful and cruel ifadesinde take, “götürmek” değil, “yargılamak” veya “olarak görmek” anlamındadır. Them nesnedir; to be ungrateful and cruel ise onlar hakkındaki yargıyı belirten nesne tamamlayıcısıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp take + kişi veya şey + to be + isim/sıfat şeklindedir. Genellikle görünüş, kanıt veya yoruma dayalı bir sonucu ifade eder ve bu sonuç yanlış olabilir.

Alıştırma

take + nesne + to be kalıbının geçmiş zamanını, nesne olarak her kullanarak cümleyi tamamlayın: Because of her confident explanation, I ____ an expert.

Cevabı göster

took her to be

and vow never to attempt to be kind again.

1:26

ve bir daha asla nazik olmaya çalışmamaya yemin ederiz.

An urgent task is therefore to try to understand

1:29

Bu nedenle acil bir görev, anlamaya çalışmaktır

the particular way in which we and our partner

1:32

bizim ve partnerimizin

need love to be delivered in order to feel that it is real. Dilbilgisi

1:35

aşkın gerçek olduğunu hissetmesi için ne şekilde sunulmasına ihtiyaç duyduğunu.

Dilbilgisi

Açık bir amaç belirtmek için in order to

In order to, bir eylemin veya durumun amacını belirtir. Ardından fiilin yalın hâli gelir: in order to feel. Burada sevgiyi alan kişiler feel fiilinin örtük öznesidir ve it, love sözcüğünü gösterir. Bu ifade olayların sırasını değil amacı belirtir; ayrıca amacın kesinlikle gerçekleşeceğini garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi amacı açıkça belirten üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: We checked the address twice ____ avoid a mistake.

Cevabı göster

in order to

We might be types who,

1:40

Belki de biz şöyle tiplerizdir,

when we're sad or in difficulties,

1:42

üzgün veya zor durumda olduğumuzda,

need first and foremost to speak. Kalıp ifadeler

1:44

her şeyden önce konuşmaya ihtiyaç duyan.

Kalıp ifadeler

En yüksek öncelik için first and foremost

First and foremost, “önem bakımından her şeyden önce” anlamına gelir. Yalnızca ilk maddeyi numaralandırmaz; o noktayı en önemli öncelik olarak gösterir. Burada konuşmanın kişi için o anda en önemli ihtiyaç olduğunu vurgular. İfade bir cümlenin başında bulunabilir veya need first and foremost to speak örneğindeki gibi bir fiil öbeğinin içine yerleşebilir.

Alıştırma

Cümleyi “en önemli öncelik olarak” anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: ____, we need to keep everyone safe.

Cevabı göster

First and foremost

What we say may not be entirely sequential.

1:46

Söylediklerimiz tamamen bir sıra içinde olmayabilir.

We might go back over things a few times Öbek fiiller

1:49

Bazı şeylerin üzerinden birkaç kez geçebilir

Öbek fiiller

go back over: bir şeyi yeniden gözden geçirmek

Bu cümlede go back over, daha önce ele alınan bir şeyi yeniden gözden geçirmek veya tekrar konuşmak demektir. Back daha önce işlenmiş bir şeye dönüşü belirtirken over onu fiziksel olarak üzerinden geçilen bir yol değil, incelenen bir içerik olarak sunar. Bir konuyu, planı, belgeyi veya olayı yeniden incelemek hafızaya, doğruluğa ya da anlamaya yardımcı olacaksa go back over + isim yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Bir ekip bir planı daha önce konuşmuştur, ancak bir adım hâlâ net değildir. Planı yeniden gözden geçireceklerini en açık biçimde hangi cümle anlatır?

  1. Let's go back to the plan before we start.
  2. Let's go back over the plan before we start.
  3. Let's go over the plan before we start.
Cevabı göster

Let's go back over the plan before we start.

and omit to cap our stories with neat endings. Kalıp ifadeler

1:51

ve hikayelerimizi düzgün sonlarla bitirmeyi unutabiliriz.

Kalıp ifadeler

cap our stories with neat endings: hikâyeleri derli toplu sonuçlara bağlamak

Burada cap, son bir parça ekleyerek bir şeyi bitirmek anlamında kullanılan bir fiildir. Yapı cap A with B şeklindedir: A bitirilen şey, B ise son öğedir. Neat endings, bir hikâyenin çözüme kavuşmuş hissi vermesini sağlayan düzenli ve açık sonlardır. Bu nedenle ifade, hikâyeleri yalnızca durdurmak yerine tatmin edici sonuçlara bağlamayı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi cap A with B yapısıyla tamamlayın: The host decided to ____ one last joke.

Cevabı göster

cap the evening with

But that might not matter,

1:54

Fakat bu önemli olmayabilir,

because what we want above all from a partner when we're suffering Dilbilgisi

1:55

çünkü acı çekerken bir partnerden her şeyden çok istediğimiz şey

is that they sit with us at length and listen. Kelime

1:58

uzun süre bizimle oturup dinlemeleridir.

Dilbilgisi

What we want ... is that ...: temel ihtiyacı belirtmek

What ile başlayan bölümün tamamı—what we want above all from a partner when we're suffering—cümlenin öznesidir. Burada what, “the thing that”, yani “... olan şey” anlamındadır; dolayısıyla bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Yan cümledeki ek ayrıntılar ihtiyacın kime ait olduğunu, ne zaman geçerli olduğunu ve ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bağlayıcı fiil is, bu özneyi istenen eylemi belirten that yan cümlesine bağlar: partnerin kalıp dinlemesi beklenir. What + özne + want/need + is + that yan cümlesi kalıbı, önce arka plan koşullarını verip ardından temel ihtiyacı veya sonucu vurgulamanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi What ... is that ... kalıbını oluşturan iki sözcükle tamamlayın: ____ I need most from the team ____ that everyone communicate honestly.

Cevabı göster

What · is

Kelime

At length: uzun süre veya ayrıntılı biçimde

Bu cümlede at length, “uzun süre” anlamındadır: partner, acı çeken kişinin yanında kalır ve onu dinlemeye devam eder. Burada length fiziksel boyutu değil, süreyi anlatır. Bu kalıplaşmış ifade, özellikle discuss, explain veya write gibi fiillerden sonra “ayrıntılı biçimde” anlamına da gelebilir. Uzun sürenin mi yoksa ayrıntılı ele alışın mı vurgulandığını bağlam belirler ve iki anlam bazen örtüşebilir.

Alıştırma

Maya stayed after class and listened to me at length. Burada at length en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Tam olarak ölçülmüş bir boyutta
  2. Uzun süre
  3. Çok uzaktan
Cevabı göster

Uzun süre

We want them to signal their engagement with their eyes, Kalıp ifadeler

2:02

İlgilerini gözleriyle belli etmelerini isteriz,

Kalıp ifadeler

signal their engagement ile dikkat ve katılımı gösterme

Burada signal, “bir şeyi gözlemlenebilir bir işaretle belli etmek”; engagement ise evlilik nişanı değil, etkin dikkat ve katılım anlamına gelir. Bu nedenle signal their engagement, konuşmayı takip edip katıldıklarını görünür hâle getirmek demektir. with their eyes ifadesi işaretin türünü belirtir: göz teması veya dikkatli bir bakış, dinleyenin konuşmayı takip ettiğini konuşmacıya gösterebilir. Aktarılabilir kalıp signal + iyelik belirleyicisi + isim şeklindedir; signal your interest ve signal their agreement buna örnektir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi signal one's engagement hedef kalıbıyla tamamlayın: During the interview, Maya nodded to ____ in the discussion.

Cevabı göster

signal her engagement

but not with their mouths.

2:04

ağızlarıyla değil.

To register our anger,

2:06

Öfkemizi kaydetmesini,

to observe our disappointment,

2:07

hayal kırıklığımızı gözlemlemesini,

and at most at opportune moments,

2:09

ve en fazla, uygun anlarda,

to prompt us with a "Go on." or a small supportive sound. Kalıp ifadeler

2:11

bizi "Devam et." diyerek veya küçük bir destekleyici sesle teşvik etmesini.

Kalıp ifadeler

prompt us with ile devam etmeye yönlendirmek

Burada prompt, birinin cevap vermesine veya devam etmesine yardımcı olan küçük bir ipucu vermek anlamına gelir. Prompt us with, ipucunun kendisini tanıtır: “Go on.” sözü veya destekleyici bir ses. Bu ipucu, tavsiye vermeden veya konuşmayı devralmadan kişinin daha fazla konuşmasını teşvik eder. Aktarılabilir yapı prompt + kişi + with + ipucu şeklindedir. Kişi prompt sözcüğünün hemen ardından gelir; with ise ipucu olarak kullanılan sözleri, sesi, soruyu veya başka bir işareti tanıtır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi prompt someone with something yapısıyla tamamlayın: During the interview, she ____ a gentle “Take your time.”

Cevabı göster

prompted Leo with

Yet what we absolutely don't want answers, solutions, or analyses,

2:14

Yine de kesinlikle istemediğimiz şeyler cevaplar, çözümler veya analizlerdir,

for them to open their wallets,

2:18

cüzdanlarını açmaları,

to give us a plan,

2:20

bize bir plan sunmaları,

or to rush to fill in our silences. Deyimler

2:21

veya sessizliklerimizi doldurmak için acele etmeleridir.

Deyimler

Duraklamaları konuşarak doldurma mecazı olarak “fill in our silences”

Bu cümlede “fill in our silences”, sessiz duraklamaları sözler, tavsiyeler veya açıklamalarla doldurmak anlamına gelir. Konuşan kişi her sessizliği, birinin aceleyle doldurmaya çalışabileceği bir boşluk gibi görür. Buradaki “fill in” mecazidir; form doldurmak veya başka birinin yerine geçmek anlamında değildir. Başka durumlara aktarılabilecek düşünce şudur: Bir konuşmadaki duraklama, hemen bir cevapla doldurulmadan açık bırakılabilir.

Alıştırma

“Please don't rush to fill in our silences,” cümlesindeki “fill in our silences” ne anlama gelir?

  1. İş yerinde geçici olarak bizim yerimize geçmek.
  2. Her sessiz duraklamayı sözlerle doldurmak.
  3. Boş alanlara yazılı cevaplar girmek.
Cevabı göster

Her sessiz duraklamayı sözlerle doldurmak.

We want them to sit listening

2:23

Oturup dinlemelerini isteriz

because the real problem we need assistance with

2:25

çünkü yardıma ihtiyaç duyduğumuz asıl sorun

isn't so much the specific issue we're mentioning, Dilbilgisi

2:28

bahsettiğimiz o belirli konu değildir,

Dilbilgisi

Asıl sorunu yeniden çerçevelemek için “isn't so much X”

“Isn't so much the specific issue”, bahsedilen belirli meselenin asıl sorunu açıklamadaki önemini azaltır. Buradaki so much, fiziksel bir miktarı değil, o meselenin sorunu ne kadar iyi açıkladığını ölçer. not so much X (as Y) kalıbı, “tam olarak X değil, daha doğrusu Y” anlamına gelir. Y, as veya but ile devam edebilir ya da konuşmanın sonraki bölümünde açıklanabilir. Bu, dikkati görünürdeki bir nedenden daha önemli bir nedene nazikçe yöneltmenin bir yoludur.

Alıştırma

Nedeni yeniden çerçeveleyen iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The delay was not ____ a technical failure as a communication problem.”

Cevabı göster

so much

the parking ticket, the in-laws, the delayed delivery.

2:31

park cezası, kayınvalideler, geciken kargo.

It's the overarching sense that most people we encounter

2:34

Karşılaştığımız çoğu insanın

can't really be bothered to take the time to imagine themselves correctly into our lives. Notlar

2:37

kendilerini hayatlarımıza doğru bir şekilde hayal etmek için zaman ayırmaya gerçekten zahmet etmediği yönündeki kapsayıcı histir.

Kalıp ifadeler

can't be bothered to içindeki be bothered to

can't be bothered to do something kalıbında be bothered to, çaba göstermeye istekli olmak anlamına gelir. cannot/can't ile kurulan olumsuzluk, kişinin o eylemi zahmete değer bulmadığını gösterir; bunu yapabilecek durumda olmadığı anlamına gelmez. Burada really eleştiriyi güçlendirir: söz konusu kişiler başkalarının hayatını doğru anlamak için gereken çabayı göstermeye istekli değildir.

Alıştırma

Cümleyi “çaba göstermeye istekli olmamak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Leo knew the answer was in the email, but he couldn't ____ read it.

Cevabı göster

be bothered to

Kalıp ifadeler

take the time to: bir eylem için bilinçli olarak zaman ayırmak

Take the time to + fiilin yalın hâli, bir şeyi dikkatle yapmak için bilinçli olarak yeterli zaman ayırıp bu zamanı kullanmak anlamına gelir. the tanımlığı, bunu zamanın kelimenin gerçek anlamıyla alınması olarak değil, kişinin yapmayı seçtiği belirli bir çaba olarak sunar. Cümlede, başkalarının hayatını anlamak için gereken sabır ve dikkati gösterir; eleştiri, diğer kişilerin bu yatırımı yapmaya istekli olmamasıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bilinçli olarak yeterli zaman ayırmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Please ____ read the safety instructions before the trip.

Cevabı göster

take the time to

Deyimler

imagine themselves correctly into our lives: kendini hayatımızın içinde doğru biçimde hayal etmek

imagine oneself into a situation kalıbı uzamsal bir benzetme kullanır: kişi zihninde kendisine ait olmayan bir hayata ya da duruma girer. Burada themselves, söz edilen kişilere gönderimde bulunur; our lives ise anlamaya çalıştıkları bakış açısıdır. Correctly önemli bir ölçüt ekler: deneyimi kendilerine uygun bir biçimde uydurmakla kalmayıp olabildiğince doğru canlandırmaları gerekir. İfade, dikkatli biçimde başkasının bakış açısına geçmeyi anlatır; birinin hayatına fiziksel olarak girmek veya onun yerine karar vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

"The council members tried to imagine themselves correctly into the residents' lives," cümlesinde vurgulanan yapı ne anlama gelir?

  1. Bölge sakinleri adına bütün kararları vermek
  2. Bölge sakinlerinin durumunu olabildiğince doğru anlamak
  3. İzinsiz olarak bölge sakinlerinin evlerine girmek
Cevabı göster

Bölge sakinlerinin durumunu olabildiğince doğru anlamak

Perhaps there was a history to this.

2:43

Belki de bunun bir geçmişi vardır.

Our parents might have been practically minded, busy, and successful,

2:45

Ebeveynlerimiz pratik düşünen, meşgul ve başarılı insanlar olabilir,

but somehow rather callous and distracted

2:49

fakat bir şekilde oldukça duyarsız ve dikkatsiz olabilirler

in the way they sought always and immediately

2:51

zorluklarımızı her zaman ve hemen

to push our difficulties out of the way with logic. Deyimler

2:53

mantıkla yoldan çekmeye çalışma biçimlerinde.

Deyimler

push our difficulties out of the way: zorluklarımızı kenara itmek

Bu ifade, zorlukları kenara itilebilen fiziksel engeller gibi ele alır. Bu cümlede mantık, duygularla kalıp onları anlamak yerine zorlukları o anki konuşmadan hızla çıkarmak için kullanılıyor. Benzetmenin odağı, sorunların sonraki eylemi engellememesini sağlamaktır. Bağlama göre bu, gerçek bir engeli ortadan kaldırmak anlamına gelebilir; ancak burada eleştirel bir düşünce taşır: zorluklar mutlaka çözülmeden bir kenara atılıyor ya da yokmuş gibi yönetiliyor.

Alıştırma

Bir yönetici, "We cannot just push the team's concerns out of the way with a spreadsheet." diyor. Buradaki eleştiri nedir?

  1. Kaygılar tam olarak ele alınmak yerine çok hızlı biçimde bir kenara atılıyor.
  2. Ekip bütün kaygıları zaten çözmüş.
  3. Elektronik tablo ofisin kapısını fiziksel olarak kapatmış.
Cevabı göster

Kaygılar tam olarak ele alınmak yerine çok hızlı biçimde bir kenara atılıyor.

Now we feel how an immediate solution

2:56

Şimdi acil bir çözümün

can be an excuse for not listening to the problem. Kalıp ifadeler

2:59

sorunu dinlememek için nasıl bir bahane olabileceğini hissediyoruz.

Kalıp ifadeler

an excuse for not listening: excuse for + -ing kalıbı

Bu cümlede excuse bir isimdir ve istenmeyen bir davranışı savunmak veya gizlemek için kullanılan bahaneyi anlatır. Hemen çözüm sunmayı an excuse olarak adlandırmak, çok hızlı çözmeye çalışmanın daha zor olan dinleme işinden kaçınmaya yarayabileceğini düşündürür. İsim kalıbı an excuse for + isim veya -ing öbeğidir. Burada not listening olumsuz bir -ing öbeğidir: not, listening sözcüğünden önce gelir.

Alıştırma

Cümleyi doğru edatla tamamlayın: He used his headache as an excuse ____ not attending practice.

Cevabı göster

for

That's why just being heard feels like the quintessence of love. Notlar

3:03

İşte bu yüzden sadece dinlenilmek aşkın özü gibi hissettiriyor.

Dilbilgisi

being heard: edilgen being + geçmiş zaman ortacı kalıbı

Being heard, being + geçmiş zaman ortacı heard yapısından oluşan edilgen bir -ing öbeğidir. Bir eyleme maruz kalma deneyimini isim benzeri bir düşünceye dönüştürür; bu yüzden daha büyük olan just being heard öbeği feels fiilinin öznesidir. Buradaki heard, sesin yalnızca birinin kulağına ulaşmasından fazlasını anlatır. Başka birinin sizi ciddiyetle dinlemesi ve düşüncelerinizi ya da duygularınızı kabul etmesi demektir.

Alıştırma

'Başkalarının sizi ciddi biçimde dinlemesi' anlamındaki edilgen -ing öbeğiyle cümleyi tamamlayın: ____ can make a difficult conversation feel safer.

Cevabı göster

Being heard

Kelime

the quintessence of love: sevginin en saf özü

the quintessence of love ifadesinde quintessence, sevginin yalnızca bir parçası ya da sıradan bir örneği değil, en saf ve en karakteristik biçimi demektir. Cümle, dinlenilmeyi konuşan kişi için sevginin tam özünde bulunan duygu olarak sunar. Bu, sevginin evrensel bir tanımı değil, kişisel ve güçlü bir değerlendirmedir.

Alıştırma

Hangi cümle the quintessence of ifadesini bir şeyin en saf veya en tipik biçimi anlamında doğru kullanıyor?

  1. I arrived at the quintessence after lunch.
  2. For Amir, welcoming a stranger is the quintessence of hospitality.
  3. We divided the cake into five quintessences.
Cevabı göster

For Amir, welcoming a stranger is the quintessence of hospitality.

We might almost deliberately take our time, Kalıp ifadeler

3:07

Neredeyse kasıtlı olarak ağırdan alabilir,

Kalıp ifadeler

take our time: acele etmemek

Take one's time, bir şeyi acele etmeden rahat bir tempoda yapmak anlamına gelen bir deyimdir. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I take my time; we take our time; you take your time. Buradaki our time, konuşanların anlatımı bilinçli olarak yavaşlatabileceğini gösterir. Zamanı gerçekten sahiplenmek anlamına gelmez ve bu bağlamda yalnızca ertelemek de değildir.

Alıştırma

Rahatlatıcı cümleyi take ve deyimin doğru iyelik biçimiyle tamamlayın: There is no deadline today, so ____.

Cevabı göster

take your time

go back over points with our partner,

3:09

partnerimizle noktaların üzerinden tekrar geçebilir,

go back over points our partner had thought were finished,

3:12

partnerimizin bittiğini sandığı noktaların üzerinden tekrar geçebilir,

and re-explore a jagged bit of our story,

3:14

ve hikayemizin pürüzlü bir kısmını yeniden keşfedebiliriz,

not to mislead,

3:17

yanıltmak için değil,

but because such rehearsals create the backdrop Deyimler

3:18

bu tür tekrarların zemin yaratmasından dolayı,

for the only style of help we crave and trust,

3:21

arzuladığımız ve güvendiğimiz tek yardım tarzı için,

Deyimler

create the backdrop for: doğrudan neden değil, bağlam sağlamak

create the backdrop for ifadesinde backdrop mecazdır: daha sonra bir şeyin anlaşılmasını veya hissedilmesini çevreleyen bağlam ve koşullar anlamına gelir. Burada deneyimlerin tekrar tekrar “prova edilircesine” anlatılması, belirli bir yardım türünün arzu edilir ve güvenilir hissedilmesini sağlayan arka planı oluşturur. Bu ifade doğrudan bir neden değil, dolaylı olarak olanak sağlayan bir ilişki sunar. X creates the backdrop for Y, X'in Y'nin gelişebileceği, anlam kazanabileceği veya etkili olabileceği ortamı şekillendirmesi demektir.

Alıştırma

Örnekteki create the backdrop for ifadesinin anlamını en iyi hangi cümle korur?

  1. Tekrar anlatımlar tek bir yardım türünü doğrudan ortaya çıkmaya zorlar.
  2. Tekrar anlatımlar bir gösteri için yapılan gerçek sahne provalarıdır.
  3. Tekrar anlatımlar, güvenilir yardımın şekillenebileceği bağlamı sağlar.
Cevabı göster

Tekrar anlatımlar, güvenilir yardımın şekillenebileceği bağlamı sağlar.

receptive, quiet attention.

3:24

alıcı, sessiz bir dikkat.

Then again, at another end of the spectrum, Anlatım akışı

3:27

Öte yandan, yelpazenin diğer ucunda,

Anlatım akışı

at another end of the spectrum: karşıt bir konuma geçmek

At another end of the spectrum, sıradaki tercihi aynı hayalî aralık üzerinde güçlü biçimde karşıt bir noktaya yerleştirir. Spectrum burada mecazdır: tercihleri birbiriyle ilgisiz kategoriler olarak değil, bir süreklilik üzerindeki konumlar olarak sunar. Bir geçiş ifadesi olarak dinleyiciye, tartışmanın bu aralığın bir ucundan veya bölgesinden karşıt bir bölgeye geçtiğini bildirir. Another burada farklı bir ucu tanıtır; karşılaştırmada tam olarak iki karşıt uç varsa at the other end of the spectrum daha yaygın ifadedir.

Alıştırma

At another end of the spectrum burada nasıl bir söylem geçişi bildiriyor?

  1. Konuşmacı aynı aralık üzerindeki karşıt bir tercihe geçiyor.
  2. Konuşmacı ortak ölçeği olmayan ilgisiz bir konuya geçiyor.
  3. Konuşmacı aynı tercihi daha fazla ayrıntıyla tekrarlıyor.
Cevabı göster

Konuşmacı aynı aralık üzerindeki karşıt bir tercihe geçiyor.

love might not feel real

3:30

aşk gerçek hissettirmeyebilir

unless it's accompanied by precise and concrete solutions. Dilbilgisi

3:31

kesin ve somut çözümlerle birlikte gelmediği sürece.

Dilbilgisi

unless it's accompanied by: bir istisna koşulu

Burada unless, duygunun gerçek görünmesini sağlayabilecek istisna koşulunu belirtir: kesin ve somut çözümlerin de ona eşlik etmesi gerekir. Cümle if ile yeniden kurulursa, bu çözümler eşlik etmediğinde duygunun gerçek görünmeyeceği anlamına gelir. Edilgen be accompanied by kalıbı, “bir şeyin eşlik etmesi” veya “bir şeyle birlikte sunulmak” demektir. Bu kalıpla bir iddianın, sonucun veya deneyimin geçerli olması için neyin bulunması gerektiği belirtilir.

Alıştırma

Bir antrenör, “The new rule will not help unless it's accompanied by clear instructions.” diyor. Bunun anlamı nedir?

  1. Açık talimatlar kuralın yanında verilmezse kural yararlı olmayacaktır.
  2. Kural yalnızca açık talimatlar bulunmadığında yararlı olacaktır.
  3. Açık talimatlar verilse bile kural yararlı olmayacaktır.
Cevabı göster

Açık talimatlar kuralın yanında verilmezse kural yararlı olmayacaktır.

Vague sympathy is worthless.

3:35

Belirsiz bir sempati değersizdir.

We might want to hear a flow of ideas

3:37

Bir fikir akışı duymak isteyebiliriz

as to what we should do next,

3:39

bundan sonra ne yapmamız gerektiğine,

what sort of strategy we should deploy,

3:41

ne tür bir strateji uygulamamız gerektiğine,

whom we might call,

3:43

kimi arayabileceğimize,

and how we can get answers.

3:44

ve nasıl cevaplar alabileceğimize dair.

It's all very well for someone to say they feel our pain. Ton ve niyet

3:46

Birinin acımızı hissettiğini söylemesi çok hoş.

Ton ve niyet

It's all very well for someone to say: eleştiriden önce taviz

It's all very well for someone to say ... kalıbı bir taviz bildirir: konuşan kişi sözlerin kulağa makul gelebileceğini kabul eder. Aynı zamanda yalnızca sözlerin yeterli olmadığına dair bir çekinceyi belirtir; yararlı bir eylem, kanıt veya uygulanabilir bir yanıt hâlâ eksiktir. For someone to say, kimin sözünün değerlendirildiğini gösterir. Ardından çoğu zaman but ile başlayan bir cümle gelir; ancak eksik olan eylem bağlamdan anlaşılıyorsa eleştiri açıkça söylenmeyebilir.

Alıştırma

Bir kişi “It's all very well for someone to say they care” dediğinde genellikle neyi ima eder?

  1. Sözler kulağa hoş gelebilir, ancak tek başlarına yeterli değildir.
  2. Konuşan kişi bunu söylemenin dil bilgisi açısından yanlış olduğunu düşünüyor.
  3. Konuşan kişi tamamen onaylıyor ve hiçbir çekince taşımıyor.
Cevabı göster

Sözler kulağa hoş gelebilir, ancak tek başlarına yeterli değildir.

We would prefer a plan.

3:49

Ama biz bir plan tercih ederiz.

Love is a sheet of paper Deyimler

3:51

Aşk, partnerinizin el yazısıyla yazılmış,

with a list of bullet points in your partner's handwriting.

3:53

madde işaretli bir listenin olduğu bir kağıt parçasıdır.

Deyimler

Love is a sheet of paper ...: pratik ilginin somut bir metaforu

Bu, aşk gibi soyut bir düşünceyi görünür bir nesneye dönüştüren genişletilmiş bir metafordur. Kâğıt, maddeler ve partnerin el yazısı yalnızca teselli sözlerini değil, belirli eylemlerden oluşan kişisel bir planı düşündürür. Cümle, aşka ilişkin pratik bir bakış sunar: Partner bir sorunu düşünüp yapılabilecekleri yazdığında ilgi ve özen gerçek hissedilir. Bu, aşkın gerçek anlamda veya herkes için geçerli bir tanımı değildir.

Alıştırma

Bu bağlamda metafor neyi anlatıyor?

  1. Aşk, kişisel bir pratik eylemler listesiyle gösterilebilir.
  2. Aşk, pahalı kırtasiye malzemeleri kullanmaya bağlıdır.
  3. Her sevgi ilişkisi yazılı kurallara ihtiyaç duyar.
Cevabı göster

Aşk, kişisel bir pratik eylemler listesiyle gösterilebilir.

In addition,

3:56

Buna ek olarak,

we might not be averse to evidence Kelime

3:57

şu kanıta karşı olmayabiliriz

Kelime

not be averse to: resmî ve örtülü isteklilik

Be averse to, bir şeyden güçlü biçimde hoşlanmamak veya ona direnmek anlamına gelir. Olumsuz biçim olan not be averse to anlamı tersine çevirir: Konuşan kişi bir şeyi kabul edebileceğini, hatta bundan memnun olabileceğini söyler. we might not be averse to evidence ifadesinde might ve olumsuz anlatım, bu istekliliği temkinli ve örtülü hâle getirir. Yapı, be averse to + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle istekliliği doğal, resmî ve örtülü bir şekilde ifade eder?

  1. I would not be adverse to discussing the proposal.
  2. I would not be averse discussing the proposal.
  3. I would not be averse to discussing the proposal.
Cevabı göster

I would not be averse to discussing the proposal.

that our partner has spent some money on our problems.

3:58

partnerimizin sorunlarımız için biraz para harcadığına.

Time isn't a currency we respect. Deyimler

4:01

Zaman bizim saygı duyduğumuz bir para birimi değildir.

Deyimler

Time isn't a currency: zamanı değer kanıtı olarak gören metafor

Burada currency, bir grubun değer kanıtı veya ödeme biçimi olarak kabul ettiği bir şeyi anlatan metafordur. Time isn't a currency we respect, bu grubun birinin ayırdığı zamanı ilginin, bağlılığın ya da değerin ikna edici bir kanıtı olarak görmediği anlamına gelir. X is a currency kalıbı, X'i güven, statü, etki veya bağlılık kazandırabilen bir kaynak olarak sunar. X is not a currency we respect demek, X'in o grubun değer sisteminde fazla ağırlığı olmadığı anlamına gelir; genel olarak zamanın ekonomik değeri olmadığını ileri sürmez.

Alıştırma

Bu bağlamda Time isn't a currency we respect ne anlama gelir?

  1. Bu grup, zaman ayırmayı değer veya ilginin ikna edici bir kanıtı olarak görmüyor.
  2. Bu grup yalnızca zamanında gelen insanlara saygı duyuyor.
  3. Bu grup, zamanın para veya iş üzerinde hiçbir zaman etkisi olamayacağına inanıyor.
Cevabı göster

Bu grup, zaman ayırmayı değer veya ilginin ikna edici bir kanıtı olarak görmüyor.

We might want them to pay for an accountant or a lawyer,

4:04

Bir muhasebeci veya avukat tutmalarını isteyebiliriz,

or offer an evening in an expensive restaurant.

4:06

veya pahalı bir restoranda bir akşam yemeği teklif etmelerini.

After an economically fragile childhood,

4:09

Ekonomik olarak kırılgan bir çocukluktan sonra,

to feel really helped,

4:11

gerçekten yardım edildiğini hissetmek için,

we might long for evidence of financial outlay.

4:13

maddi bir harcama kanıtı için can atabiliriz.

We can't be reassured just by what someone says.

4:16

Sadece birinin söyledikleriyle rahatlayamayız.

We've built up a residual suspicion and distrust Kalıp ifadeler

4:19

Kalıntı bir şüphe ve güvensizlik inşa ettik

Kalıp ifadeler

built up a residual suspicion and distrust: zamanla büyüme ve kalıcı etki

Built up, bir şeyin zaman içinde geliştiğini veya biriktiğini anlatır. We've built up biçimindeki present perfect, bu süreci grubun şu anki durumuna bağlar: geçmişte tekrarlanan deneyimler, etkisi bugün de süren kuşku ve güvensizlik üretmiştir. Residual, ilk olaylar geçtikten sonra geride kalan demektir. Bu bağlamda residual hem suspicion hem de distrust sözcüklerini niteler. Böylece ifade iki zaman fikrini birleştirir: duygular zamanla büyümüş ve bir kısmı kalıcı bir etki olarak devam etmiştir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki ifadeyle tamamlayın: ilki zaman içinde birikmeyi, ikincisi ise geçmişten kalan bir şeyi anlatır. Repeated lies ____ suspicion, and ____ distrust remained years later.

Cevabı göster

built up · residual

around lone verbal offerings.

4:22

sadece sözlü tekliflerin etrafında.

We remember how nice it was

4:24

Ne kadar güzel olduğunu hatırlıyoruz

when an elderly relative unexpectedly gave us a very well-chosen present

4:26

dokuz yaşındayken ve kötü bir düşüşten sonra hastanedeyken

when we were nine and in hospital after a bad fall.

4:30

yaşlı bir akrabamızın bize beklenmedik bir şekilde çok iyi seçilmiş bir hediye vermesinin.

They never said very much to us,

4:33

Bize pek bir şey söylemediler,

perhaps they were rather shy,

4:35

belki oldukça utangaçtılar,

but this gesture truly touched us. Kelime

4:37

ama bu jest bizi gerçekten duygulandırdı.

Kelime

gesture ... touched us: touch fiilinin duygusal anlamı

Bu cümlede gesture, bir duygu veya niyet gösteren düşünceli bir davranış anlamındadır. Bunun bir el ya da beden hareketi olması gerekmez; hediyenin kendisi bu gesture işlevini görür. touched us, kendimizi derinden minnettar, önemsenmiş veya duygulanmış hissetmemizi sağladı demektir. Buradaki touch fiziksel değil, duygusal anlamdadır: bir davranış güçlü ve sıcak bir duygusal tepki yaratarak touch someone olabilir.

Alıştırma

“Her handwritten note touched me,” cümlesindeki touched me ne anlama gelir?

  1. Benden bir yanıt yazmamı istedi.
  2. Bende güçlü ve sıcak bir duygusal tepki uyandırdı.
  3. Bana fiziksel olarak temas etti.
Cevabı göster

Bende güçlü ve sıcak bir duygusal tepki uyandırdı.

We felt sure of their kindness,

4:39

Onların nezaketinden emin olduk,

as if for the first time,

4:41

sanki ilk defaymış gibi,

when we learnt just how much the present had cost. Dilbilgisi

4:43

hediyenin ne kadar pahalı olduğunu öğrendiğimizde.

Dilbilgisi

dolaylı yan cümlede just how much

just how much, when we learnt just how much the present had cost yan cümlesinde miktarı vurgulayarak belirtir. Burada just, how much ifadesini güçlendirir ve miktarın büyüklüğüne duyulan şaşkınlığı gösterir: hediyenin çok pahalı olduğu ortaya çıkmıştır. learnt sözcüğünden sonra gömülü, yani dolaylı bir yan cümle geldiği için düz cümle sırası kullanılır: how much + özne + fiil. Bunun örneği how much the present had cost yapısıdır. Doğrudan sorulardaki yardımcı fiilin özneden önce geldiği sıra kullanılmaz. Yan cümlenin tamamı neyi öğrendiklerini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “şaşırtıcı derecede yüksek miktar” anlamındaki vurgulu dolaylı ifadeyle tamamlayın: We were shocked when we learned ____ the repairs had cost.

Cevabı göster

just how much

Differently again,

4:47

Yine farklı bir şekilde,

when we divulge our agonies, Kelime

4:48

ıstıraplarımızı açığa vurduğumuzda,

Kelime

divulge our agonies: özel acıları açığa vurmak

Bu ifadede divulge, özel veya daha önce açıklanmamış bir bilgiyi başkalarına bildirmek anlamına gelir. Share sözcüğünden daha resmîdir ve çoğu zaman kişinin saklı tuttuğu bir şeyi açığa çıkardığını düşündürür. Buradaki agonies yalnızca şiddetli fiziksel ağrıyı değil, yoğun duygusal acıyı, kaygıları veya sıkıntıları anlatır. Divulge our agonies bir bütün olarak kişinin en derin sıkıntılarını açmasını bilinçli biçimde ağır ve dramatik bir dille sunar.

Alıştırma

Bir avukat gizli kalması gereken ayrıntıları kasıtlı olarak bir gazeteciye veriyor. Hangi cümle özel bilgilerin resmî biçimde açıklanmasını en iyi vurgular?

  1. She shared the confidential plan with a reporter.
  2. She divulged the confidential plan to a reporter.
  3. She revealed the confidential plan to a reporter.
Cevabı göster

She divulged the confidential plan to a reporter.

our priority may just be to hear that everything will eventually be okay.

4:49

önceliğimiz sadece her şeyin sonunda iyi olacağını duymak olabilir.

We don't mind a little bit of exaggeration.

4:54

Biraz abartıyı umursamayız.

Despair strikes us as cheap. Kalıp ifadeler

4:56

Umutsuzluk bize ucuz gelir.

Kalıp ifadeler

strikes us as cheap: öznel bir izlenim

Strike someone as + bir sıfat veya isim öbeği, birine belirli bir izlenim vermek anlamına gelir. Strikes us as cheap ifadesinde us bu izlenimi edinen kişileri, cheap ise izlenimin niteliğini gösterir; strikes burada vurmak anlamına gelmez. Cheap burada mecaz anlamındadır. Düşük fiyatlı değil, fazla kolay, yüzeysel veya değersiz demektir. Cümle bunu us ile temsil edilen grubun öznel yargısı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi strike + kişi + as yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın ve izlenimi edinen kişi için me kullanın: At first, the new rule ____ unfair.

Cevabı göster

struck me as

Reasons to give up are always obvious.

4:58

Pes etme nedenleri her zaman barizdir.

For us, love is a species of hope. Deyimler

5:00

Bizim için aşk bir umut türüdür.

Deyimler

Sınıflandırma metaforu olarak “a species of hope”

Burada a species of, biyolojik bir türü değil, “belirli bir tür veya biçimi” ifade eder. İfade, soyut bir kavram olan aşkı umudun alabileceği biçimlerden biri olarak sınıflandırır. Species sözcüğünün bu şekilde kullanılması resmî bir sınıflandırma metaforu oluşturur: konuşan kişi aşkı dikkatle tanımlıyormuş gibi bir etki yaratır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp “X is a species of Y”dir; X’in Y’nin belirli bir biçimi olarak anlaşılabileceğini belirtir.

Alıştırma

“For us, love is a species of hope,” cümlesinde “a species of hope” ne anlama gelir?

  1. umudun belirli bir biçimi
  2. bir hayvan türüne ait umut
  3. umut besleyen canlı bir organizma
  4. umut hakkında belirsiz bir tahmin
Cevabı göster

umudun belirli bir biçimi

Or, alternatively,

5:04

Veya, alternatif olarak,

it's hope that may be enraging.

5:06

çileden çıkaran şey umut olabilir.

What calms us down is a quiet walk around the prospect of catastrophe. Notlar

5:08

Bizi sakinleştiren şey, bir felaket ihtimalinin etrafında sessizce dolaşmaktır.

Dilbilgisi

Pseudo-cleft yapı olarak “What calms us down is ...”

“What calms us down”, “bizi sakinleştiren şey” anlamına gelen kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir; dolayısıyla what burada doğrudan bir soru başlatmaz. “What + yan cümle + be + odak” kalıbı bir pseudo-cleft yapıdır. Cevabı be sonrasına bırakarak “a quiet walk around the prospect of catastrophe” bölümüne özel vurgu yapar. Bu yapıyı bir beklentiyi düzeltmek veya gerçek nedeni, ihtiyacı ya da cevabı belirtmek için kullanın.

Alıştırma

“We need a clear deadline” cümlesini pseudo-cleft yapıyla yeniden yazın. What + özne + fiil + be kalıbını kullanın ve boşluğa tam dört İngilizce sözcük yerleştirin: “____ a clear deadline.”

Cevabı göster

What we need is

Deyimler

“a quiet walk around the prospect of catastrophe” ifadesindeki mecaz

Burada a quiet walk around the prospect of catastrophe gerçek bir yürüyüş olmak zorunda değildir; mekânsal bir mecazdır. Felaket olasılığından kaçmak veya hemen bir sonuca varmak yerine bu olasılığı farklı açılardan sakince incelemek anlamına gelir. Bu ifade, korkutucu bir konuşmayı yavaş, ortaklaşa yürütülen ve daha baş edilebilir bir süreç gibi gösterir. Burada prospect gelecekteki bir olasılık demektir; prospect of catastrophe ise feci bir şeyin meydana gelme olasılığıdır.

Alıştırma

Bu cümlede “a quiet walk around the prospect of catastrophe” ne anlama geliyor?

  1. Hoş bir şeyden söz ederek korkutucu bir konudan kaçınmak
  2. Felaket olasılığını hemen reddetmeden veya karara bağlamadan sakince incelemek
  3. Felaket zaten gerçekleştikten sonra huzurlu bir yürüyüş yapmak
Cevabı göster

Felaket olasılığını hemen reddetmeden veya karara bağlamadan sakince incelemek

We don't want to be alone in our fears.

5:13

Korkularımızda yalnız olmak istemeyiz.

We long for someone to explore the grimmest possibilities

5:15

Birinin en acımasız olasılıkları keşfetmesini arzularız

with bleak sang-froid. Kelime

5:18

kasvetli bir soğukkanlılıkla.

Kelime

“bleak sang-froid” ifadesinin kasvetli tonu

Sang-froid, tehlike veya zorluk karşısında sakin biçimde kendini kontrol etmeyi anlatan resmî ve edebî bir sözcüktür. bleak sang-froid ifadesinde bleak, bu soğukkanlılığa kasvetli ve kötümser bir ton katar: kişi kötü bir olasılıkla neşeli bir güvence vermeden, kararlı biçimde yüzleşir. Bu ifade mutlaka duygusuzluğu değil, soğukkanlılığı anlatır. Daha geniş with bleak sang-froid ifadesinde with, kişinin duruma yaklaşma biçimini veya tutumunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kasvetli ve kötümser soğukkanlılığı anlatan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The narrator faced the worst-case scenario with ____.

Cevabı göster

bleak sang-froid

To mention prison, insolvency,

5:19

Hapishaneden, iflastan,

front-page headlines, and the grave.

5:21

manşetlerden ve mezardan bahsetmesini.

Only when our partner is ready to match our most forbidding analyses Dilbilgisi

5:24

Ancak partnerimiz en ürkütücü analizlerimize ayak uydurmaya hazır olduğunda

can we be reassured we're not in the hands of a callous sentimentalist, Deyimler

5:28

duyarsız bir duygusalın ellerinde olmadığımıza,

Dilbilgisi

Only when ... can we ...: başa alınan koşuldan sonra devrik yapı

Only when ile başlayan bir koşul cümlenin başına getirildiğinde, bu koşulun sonuç için tek ya da belirleyici gereklilik olduğu vurgulanır. Başa alınan bu sınırlayıcı ifade, ana cümlede özne ile yardımcı fiilin yer değiştirmesine yol açar: we can be reassured değil, can we be reassured kullanılır. when yan cümlesi ise our partner is ready örneğindeki gibi normal söz dizimini korur.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için can / we / proceed sözcüklerini doğru sıraya koyun: Only when everyone agrees ____.

Cevabı göster

can we proceed

Deyimler

in the hands of: birinin kontrolü veya bakımı altında

In the hands of, bir kişinin ya da grubun kontrol, bakım, sorumluluk veya karar verme yetkisine sahip olduğu anlamına gelir. Bu cümlede konuşanlar diğer kişinin yargısına bağımlıdır; gerçek bir el hareketinden söz edilmez. Yaygın kalıp be, put veya leave + kişi ya da şey + in the hands of + kişi ya da grup şeklindedir. Bu kontrolün güvenli, riskli veya nötr olduğu, çevredeki bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

İnceleme kurulunun kararı kontrol ettiğini anlatmak için “The final decision is ... the review board” cümlesini hangi ifade tamamlar?

  1. on the side of
  2. in the hands of
  3. at the hands of
Cevabı göster

in the hands of

rather someone honest enough to see the dangers

5:33

aksine tehlikeleri görecek

and to worry about them as much as we do,

5:35

ve onlar hakkında en az bizim kadar endişelenecek kadar dürüst birinin ellerinde olduğumuza emin olabiliriz,

and perhaps stick with us while we serve out the prison sentence. Öbek fiiller

5:38

ve belki hapis cezamızı çekerken bizimle kalacak birinin.

Öbek fiiller

stick with us: desteği sürdürmek

Bu cümlede stick with us, ciddi bir zorluk sırasında bile “bize bağlı kalıp bizi desteklemeye devam etmek” demektir. Bu mecazi bir kullanımdır; stick fiziksel olarak yapışmayı anlatmaz. stick with + kişi veya grup yapısı, koşullar zorlaştığında desteği kesmek yerine zaman içinde sürdürmeyi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede stick with us ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel olarak bize yapışmak.
  2. Biz bir işi tamamlarken sessiz kalmak.
  3. Hayat zorlaştığında bizi desteklemeye devam etmek ve ayrılmamak.
Cevabı göster

Hayat zorlaştığında bizi desteklemeye devam etmek ve ayrılmamak.

Öbek fiiller

serve out the prison sentence: hapis cezasının tamamını çekmek

Burada serve out the prison sentence, mahkemenin verdiği cezanın tamamı boyunca hapiste kalmak demektir. Serve hukuki bağlamda “cezasını çekmek”, sentence ise dilbilgisindeki “cümle” değil, mahkemenin verdiği ceza anlamındadır. Out bir bitiş noktası ekler: ceza, belirlenen süre tamamen dolana kadar sürer.

Alıştırma

Bu bağlamda serve out the prison sentence ne anlama geliyor?

  1. Mahkemenin verdiği hapis süresinin tamamını çekmek.
  2. Hapisteyken dilbilgisel bir cümle yazmayı bitirmek.
  3. Bir mahkeme duruşması sırasında hizmet sunmak.
Cevabı göster

Mahkemenin verdiği hapis süresinin tamamını çekmek.

A cuddle can sound to some like a petty response to bad news, Dilbilgisi

5:43

Kötü haberlere karşı bir kucaklama bazılarına önemsiz bir tepki gibi gelebilir,

Dilbilgisi

sound to some like: öznel bir izlenim ifade etmek

sound to someone like + isim öbeği veya yan cümle yapısında sound, mutlaka “ses çıkarmak” değil, “birine ... izlenimi vermek” anlamına gelir. Burada bazı kişiler bir kucaklamayı kötü habere karşı önemsiz bir tepki olarak görebilir. To some, bu değerlendirmeyi yapan kişileri belirtir. Yapı, değerlendirmeyi nesnel bir gerçek olarak değil, bir bakış açısı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi sound to some like ile tamamlayın: A brief text message can ____ a lack of concern.

Cevabı göster

sound to some like

but for us,

5:46

fakat bizim için,

it can be the most reliable evidence of heartfelt love.

5:47

içten bir aşkın en güvenilir kanıtı olabilir.

To help our minds,

5:51

Zihnimize yardım etmek için,

we need someone first to reassure our bodies,

5:53

önce bedenimizi rahatlatacak birine ihtiyacımız var,

to hold us tightly and quietly while we close our eyes in pain

5:56

acı içinde gözlerimizi kapatırken bizi sıkıca ve sessizce tutacak

and surrender to their firm embrace. Kalıp ifadeler

6:00

ve sağlam kucağına teslim olacağımız birine.

Kalıp ifadeler

surrender to their firm embrace: direnci bırakmak

surrender to their firm embrace ifadesinde surrender mecazidir. Kendini tutmayı veya direnmeyi bırakıp kucaklamayı tamamen kabul etmek anlamına gelir; askeri bir yenilgiyi anlatmaz. Fiil duygusal bir değişimi gösterir: kişi gerginliğini veya savunmasını bırakır ve teselli ya da güvenin öne çıkmasına izin verir.

Alıştırma

“After a tense minute, Maya surrendered to her friend's warm embrace,” cümlesinde surrendered ne anlama gelir?

  1. Arkadaşını bir yarışmada yendi.
  2. Kucaklaşma başlamadan önce uzaklaştı.
  3. Direnmeyi bıraktı ve kucaklamayı tamamen kabul etti.
Cevabı göster

Direnmeyi bıraktı ve kucaklamayı tamamen kabul etti.

Help in adulthood may for others be associated with the gift of insight, Kalıp ifadeler

6:02

Yetişkinlikte yardım, başkaları için içgörü yeteneğiyle ilişkilendirilebilir,

Kalıp ifadeler

be associated with: otomatik olarak nedensellik bildirmeyen bağlantı

Bu cümlede be associated with, “insanların düşüncelerinde veya deneyimlerinde bağlantılı olmak” anlamına gelir. Yapı be + associated + with + isim öbeği şeklindedir: help may be associated with the gift of insight. Bu ifade kanıtlanmış bir nedeni değil, bir bağlantıyı bildirir. İçgörünün yardımı oluşturduğunu veya yardımın içgörüyü oluşturduğunu söylemez.

Alıştırma

"The symptom is associated with stress" ne anlama gelir?

  1. Belirti stresin nedenidir.
  2. Stres kesinlikle belirtiye neden olur.
  3. Belirti stresle bağlantılıdır, ancak cümle stresin buna neden olduğunu kanıtlamaz.
Cevabı göster

Belirti stresle bağlantılıdır, ancak cümle stresin buna neden olduğunu kanıtlamaz.

but for us,

6:06

fakat bizim için,

it is touch that soothes. Dilbilgisi

6:07

rahatlatan şey dokunmaktır.

Dilbilgisi

It is touch that soothes: it-cleft yapısıyla odağa alma

It is X that ... yapısı, X’i güçlü biçimde odağa taşıyan bir it-cleft vurgulama yapısıdır. Burada odaklanan öge touch sözcüğüdür: Cümle, rahatlatan şeyin içgörü veya başka bir yardım türü değil, dokunma olduğunu söyler. Baştaki it yapısal bir yer tutucudur; herhangi bir nesneyi göstermez. Sade biçim Touch soothes olur, ancak it-cleft yapısı düzeltme veya karşıtlık anlamı ekler.

Alıştırma

Çocuğu sakinleştiren şeyin a quiet voice olduğunu vurgulamak için hangi cümle it-cleft yapısını kullanır?

  1. It was a quiet voice that calmed the child.
  2. A quiet voice calmed the child.
  3. It calmed the child with a quiet voice.
Cevabı göster

It was a quiet voice that calmed the child.

We're picking up on memories of early childhood. Öbek fiiller

6:09

Erken çocukluk anılarını yeniden canlandırıyoruz.

Öbek fiiller

Picking up on ile ince sinyalleri fark etmek

Bu cümlede picking up on, var olan ancak doğrudan söylenmeyen bir şeyi fark etmek ve zihinsel olarak ona tepki vermek demektir. Rahatlatıcı deneyim, bu anılar bilinçli biçimde anlatılmasa bile erken çocukluk anı kalıplarıyla bağlantı kuruyor. Yapı pick up on + isim veya isim öbeğidir: pick up on a hint, a change in tone ya da a pattern. Burada bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak veya bir beceri öğrenmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi pick up on ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Lena heard a worried note in his voice and immediately ____ it.

Cevabı göster

picked up on

Wise parents know that a distressed child doesn't need a lesson or a lecture.

6:12

Bilge ebeveynler, sıkıntı içindeki bir çocuğun bir derse veya nutuğa ihtiyacı olmadığını bilir.

They should be laid down on the bed, Öbek fiiller

6:16

Onlar yatağa yatırılmalı,

Öbek fiiller

Be laid down: lay down ifadesinin edilgen biçimi

Be laid down, lay someone down ifadesinin edilgen biçimidir. Burada başka bir kişinin çocuğu yatar konuma getirdiği anlamına gelir; yani özne eylemi yapan değil, eylemden etkilenendir. Lay geçişli bir fiildir ve nesne alır: lay the child down. Geçmiş zaman ortacı laid olduğundan, should sonrasındaki edilgen yapı should be laid down biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi lay down ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The sleepy toddler should ____ gently on the couch.

Cevabı göster

be laid down

held,

6:18

kucaklanmalı,

and their head stroked by a giant soft adult hand.

6:19

ve başlarının kocaman, yumuşak bir yetişkin eli tarafından okşanması gerektiğini.

The misfortune lies in how easily we can irritate with the wrong offer of love,

6:23

Talihsizlik, yanlış sevgi teklifiyle ne kadar kolay sinirlendirebildiğimizde yatmaktadır,

and in turn, Anlatım akışı

6:28

ve buna karşılık,

Anlatım akışı

Sonraki sonucu bağlayan in turn

Burada in turn, insanların sırayla bir şey yapmasını anlatmaz. Bir tepkiyi sonraki tepkiye bağlar: İlk olay, çoğu zaman ters yönde gelişen bağlantılı bir tepki doğurur. and sonrasında kullanıldığında yeni yan cümlenin önceki anlatımdan doğduğunu gösterir. Bunu zaman sıralaması olarak değil, “bunun sonucunda da…” anlamında okuyun.

Alıştırma

Sonraki sonucu göstermek için cümleyi in turn ile tamamlayın: Better lighting made the street feel safer, which ____ encouraged more people to walk there.

Cevabı göster

in turn

how quickly we can be offended when our efforts at loving go unappreciated. Dilbilgisi

6:29

sevme çabalarımız takdir edilmediğinde ne kadar çabuk kırılabildiğimizde.

Dilbilgisi

go unappreciated: go + geçmiş zaman ortacı

go unappreciated yapısında go bir bağ fiilidir; hareket bildiren bir fiil değildir. Geçmiş zaman ortacı biçimindeki unappreciated sıfatı çabaların durumunu anlatır: Bu çabalar takdir görmez. go + olumsuz anlamlı geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir şeyin beklenen ilgiyi, yanıtı veya işlemi görmeden o durumda kalmasını sıkça ifade eder. go unnoticed ve go unanswered benzer örneklerdir.

Alıştırma

Cümleyi go unappreciated ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: His extra work often ____, even though it helps the whole team.

Cevabı göster

goes unappreciated

Recognizing that there are different styles of help

6:34

Farklı yardım tarzları olduğunu kabul etmek

at least alerts us to the severe risks of misunderstanding. Kalıp ifadeler

6:37

en azından bizi ciddi yanlış anlaşılma risklerine karşı uyarır.

Kalıp ifadeler

alerts us to: dikkati bir riske yöneltmek

Bu cümlede alerts bir fiildir. alerts us to + isim, “bir şeyi fark etmemizi veya onun bilincine varmamızı sağlamak” anlamına gelir. Burada dikkatimizi çeken unsur the severe risks ifadesidir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp alert + kişi + to + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıp, bilgiyi yalnızca tarafsız bir gerçek olarak değil, dikkat edilmesi gereken bir konu olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi alert + us + to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The audit ____ a serious weakness in the payment system.

Cevabı göster

alerts us to

Instead of getting annoyed at our lover's inept and sometimes wildly misdirected efforts, Dilbilgisi

6:41

Sevgilimizin beceriksiz ve bazen çılgınca yanlış yönlendirilmiş çabalarına sinirlenmek yerine,

Dilbilgisi

Instead of getting annoyed at: bir tepkiyi başka bir tepkiyle değiştirmek

Instead of, yerine başka bir tepki konacak olan tepkiyi tanıtır. of bir edat olduğu için get, -ing biçimindeki getting olarak kullanılır: instead of + isim veya -ing biçimi. get annoyed at, “bir kişi, davranış veya durum nedeniyle rahatsız olmak ya da kızmak” anlamına gelir. Bu başlangıç, kızgınlığı bir tepki olarak reddeder ve ana cümlede farklı bir tepkiye hazırlık yapar.

Alıştırma

get annoyed ifadesini -ing biçiminde kullanın ve nedeni tanıtan edatı ekleyin: Instead of ____ annoyed ____ the delay, Maya calmly asked for an update.

Cevabı göster

getting · at

we can grasp, perhaps for the first time,

6:46

kavrayabiliriz, belki de ilk defa,

the basic truth

6:49

temel gerçeği

that these blundering companions are, in fact, attempting to be nice. Anlatım akışı

6:50

bu sakar yoldaşların aslında nazik olmaya çalıştıklarını.

Anlatım akışı

in fact: önceki izlenimi düzelten geçiş ifadesi

In fact, önceki bir izlenimden daha doğru bir noktaya geçildiğini gösterir. Partnerler beceriksiz ve yanlış yönelmiş görünür, ancak bu ifade görünüşün ötesine bakılması gerektiğini belirtir: asıl niyetleri nazik olmaktır. In fact bir varsayımı düzeltmek, bir karşıtlığı ortaya çıkarmak veya açıklamayı daha kesin hâle getirmek için kullanılabilir. Mesajı, doğru gibi görünenden konuşanın gerçek olarak sunduğu noktaya taşıyarak düzenler.

Alıştırma

İkinci cümlenin ilk izlenimi düzelttiğini en iyi hangi ifade gösterir? The job looked easy. It was, ___, extremely difficult.

  1. in fact
  2. as a result
  3. for example
Cevabı göster

in fact

In turn,

6:54

Buna karşılık,

the clearest clue of the kind of help our partner wants Dilbilgisi

6:55

partnerimizin ne tür bir yardım istediğine dair en net ipucu

is the help they offer us.

6:59

bize sundukları yardımdır.

Dilbilgisi

the clearest clue ... is the help ...: A-is-B bağlantısı

Cümle A is B yapısındadır. A, "the clearest clue of the kind of help our partner wants"; B ise "the help they offer us" bölümüdür. Bağlayıcı fiil is, sunulan yardımı istenen yardımı anlamak için en güçlü kanıt olarak tanımlar. Help sözcüğünün tekrarı bilinçlidir. Görünmeyen bir tercihi gözlemlenebilir bir davranışla ilişkilendirir ve çıkarımın kolayca anlaşılmasını sağlar: Birinin nasıl yardım ettiği, kendisinin nasıl yardım görmek istediğini gösterebilir. Clearest clue ifadesi kanıt sunar, kesinlik garantisi vermez.

Alıştırma

Hangi cümle aynı A is B yapısını ve anahtar ismin tekrarını kullanarak kişinin bilinmeyen tercihini gözlemlenebilir davranışına bağlar?

  1. Does Maya want the same support from her team?
  2. Maya gives her team support because she is kind.
  3. The clearest clue to the kind of support Maya wants is the support she gives her team.
Cevabı göster

The clearest clue to the kind of support Maya wants is the support she gives her team.

It seems love can't remain at the level of intentions alone. Deyimler

7:02

Görünüşe göre aşk sadece niyetler düzeyinde kalamaz.

Deyimler

“remain at the level of intentions alone”: niyetler eyleme dönüşmelidir

Burada remain at the level of intentions, “yalnızca iyi dilekler veya planlar olarak varlığını sürdürmek” anlamına gelir. Bu benzetmede niyetler bir düzeydir; somut eylem veya sonuçlar ise daha ileri bir düzeydedir. Alone burada “yalnızca” ya da “tek başına” demektir, “yalnız hisseden” anlamına gelmez. Cümle, yardım etmek istemenin sevgiyi tam olarak ifade etmeye yetmediğini savunur. Niyetin yararlı bir eyleme dönüşmesi gerekir. Bu kalıp, bir sözün, değerin veya planın henüz uygulamaya konmadığını söylemek için de kullanılabilir.

Alıştırma

“Our concern cannot remain at the level of intentions alone” cümlesi en açık biçimde ne anlama gelir?

  1. Kaygı gizli tutulmalıdır.
  2. Somut eylem iyi dileklerden daha az önemlidir.
  3. Niyetler arkadaş olmadan kendini yalnız hisseder.
  4. Kaygı somut eyleme dönüşmelidir.
Cevabı göster

Kaygı somut eyleme dönüşmelidir.

It must involve constant strenuous efforts

7:06

Sürekli, yorucu çabalar içermelidir

to translate our wishes into interventions Anlatım akışı

7:08

arzularımızı, bir başka insanın psikolojisiyle

Anlatım akışı

“translate our wishes into interventions”: önceki fikri eyleme dönüştürmek

Bu cümlede translate A into B, diller arasında çeviri yapmak değil, “A’yı B’ye dönüştürmek” anlamına gelir. Wishes soyut umutlardır; interventions ise gerçek bir ihtiyaca karşılık veren, bilinçli eylemlerdir. Sonuca yakın kullanılan bu ifade, iyi niyetlerle etkili yardım arasındaki önceki karşıtlığı tek ve kısa bir harekette toplar: dileklerden müdahalelere. Aynı karşıtlığın yeniden kullanılması, dinleyiciye önceki fikri açıkça hatırlatır ve son kısmı savın uygulamaya dönük sonucu hâline getirir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “We want every child to read confidently.” diyerek başladı. Hangi kapanış cümlesi bu hedefi en iyi biçimde hatırlatıp somut eyleme dönüştürür?

  1. Now we can assume the wish has already solved the problem.
  2. Now let us leave that wish behind and move to an unrelated topic.
  3. Now we must translate that wish into daily reading time and accessible books.
  4. Now we should repeat the wish without discussing any practical steps.
Cevabı göster

Now we must translate that wish into daily reading time and accessible books.

truly aligned with the psychology and history of another human being. Kalıp ifadeler

7:12

ve geçmişiyle gerçekten uyumlu müdahalelere dönüştürmek için.

Kalıp ifadeler

Aligned with: başka birinin psikolojisine ve yaşam geçmişine uygun olmak

Burada aligned with, “uyumlu olmak” veya “uygun biçimde karşılık vermek” anlamına gelir. Anlatılmak istenen, yardımın herkes için geçerli tek bir iyilik anlayışını izlemek yerine başka bir kişinin psikolojisine ve yaşam geçmişine uygun olması gerektiğidir. Tekrar kullanılabilecek yapı be aligned with + isim veya isim öbeğidir. With, bir şeyin uyması gereken ihtiyaçları, değerleri, hedefleri veya koşulları belirtir. Truly ifadeyi güçlendirir: bu uyum yalnızca yüzeysel olarak iyi niyetli değil, gerçek olmalıdır. Uyum, iki tarafın tamamen aynı olmasını gerektirmez. Buradaki kullanım soyuttur; nesneleri düz bir çizgiye dizmek anlamına gelmez.

Alıştırma

“The project is aligned with the class's goals,” cümlesinde aligned with ne anlama gelir?

  1. Hedeflere uyar ve onları destekler.
  2. Hedeflerle tamamen aynıdır.
  3. Hedefleri fiziksel olarak düz bir çizgiye dizer.
  4. Hedeflerle uyuşmaz.
Cevabı göster

Hedeflere uyar ve onları destekler.